Ders Anlatım Eğitim Blogu,Öss,Sbs,Dersler

fizik, kimya, biyoloji, ingilizce, öss, sbs, öğretmenler
Katı
Bir kalıp buzAna madde: Katı
Maddenin katı hali belirli bir şekle ve hacme sahiptir. Katı maddeyi oluşturan atom ve moleküller birbirine çok yakındır. Aralarındaki boşluklar çok azdır. Atom ve moleküller arasında bir düzenlilik vardır.Hafif bir hareketlilik vardır.

Sıvı

Sıvılar içinde bulundukları kabın şeklini alırAna madde: Sıvı
Maddenin sıvı hali, belirli bir şekle sahip değildir. Sıvılar akışkan olduklarından bulundukları kabın şeklini alır. Sıvı halde atom veya moleküller katılardan daha düzensiz olup tanecikler arası boşluklar katılardan daha fazladır. Birazcık düzensiz hareket vardır.

Gaz
Propan gazı içeren bir tüpAna madde: Gaz
Atom veya molekülleri arasında boşlukların çok olduğu durumdur. Gaz tanecikleri düzensiz olarak hareket ederler. Bu hareketleri sırasında gaz molekülleri birbiri ile homojen olarak karışabilirler. Bunların yayılmaları hissedilebilir veya gözle takip edilebilir. Bir odaya damlatılan bir kolonyanın kokusu kısa sürede hissedilirken, bir sigara dumanının yayılması da gözle takip edilebilir. Gazların belirli bir şekil ve hacimleri yoktur. Konuldukları kabı dolduracak şekilde genleşerek kabın şeklini ve hacmini alırlar.

Plazma
PlazmaAna madde: Plazma (fizik)
Gaz halindeki maddeye enerji vermeye devam edersek, atomların dış kabuklarındaki elektronlar atomdan ayrılmaya başlar. Bu durumda madde, artı ve eksi yüklü parçacıklardan oluşan yüksek enerjili bir gaz haline gelir. Artı ve eksi yükler, birbirlerini çekmelerine rağmen, birleşerek nötr bir atom oluşturamazlar çünkü parçacıkların kinetik enerjileri, aralarındaki elektrostatik bağ enerjisinden fazladır. Güneş ve diğer yıldızlar (nötron yıldızları hariç) tamamen plazma halindedir. Plazma haline uzay boşluğunda da bolca rastlanır. Uzaydaki plazma çok daha soğuk olmasına rağmen, çok seyreltik olduğu için birleşerek nötr atomlar oluşturma ihtimali düşüktür.

Su örneği Ana madde:

Su
Bir madde farklı sıcaklık ve basınç şartlarında üç halde de bulunabilir. Örneğin, saf su, H2O ile formüle edilir.

Katı halde buz,
sıvı halde su,
ve gaz halinde su buharı,
şeklinde bulunur.

Maddenin bazı özellikleri Buhar basıncı [değiştir]Ana madde: Buhar basıncı
Bir sıvının buharının sıvı yüzeyine yapışmış olduğu basınca sıvı-buhar basıncı denir. Buhar basıncı ile ilgili bazı koşullar şöyledir.

Sıcaklık arttıkça buhar basıncı artar.
Aynı ortamda buhar basıncı yüksek olan sıvıların buharlaşması kolay olacağından kaynama noktaları düşük olur.
Buhar basıncı yüksak olan sıvı moleküllerinin moleküller arası çekim kuvveti zayıftır.
Bir sıvı içinde katı çözündüğünde buharlaşmayı azaltacağından buhar basıncını da düşürür. Buhar basıncındaki düşme çözünen madde miktarıyla doğru orantılıdır.

Genleşme Ana madde: Genleşme
Isınan maddelerin yüzey veya hacimlerindeki artışa genleşme denir. Katı ve sıvıların genleşme katsayıları faklı olduğundan bu maddelerin genleşme miktarları ayırt edici özelliktir. Fakat gazların tümünde 1 ºC artışı için genleşme 1/273 kat olduğundan genleşme gazlar için atıredici özellik değildir.

Esneklik Esneklik yalnızca katılar için ayırtedici bir özelliktir. Sıvı ve gazların esnekliği söz konusu değildir.

Çözünürlük Ana madde: Çözünürlük (kimya)
Aynı şartlarda bir çözücünün birim hacminde çözünebilen maddenin maksimum miktarına o maddenin çözünürlüğü denir. Çözünürlük her üç hal için ayırtedici bir özelliktir.

Hal değişimi Ana madde: Hal değişimi
Katı eriyerek sıvıya, süblimleşerek gaza dönüşür.
Sıvı buharlaşarak gaza, donarak katıya dönüşür.
Gaz yoğunlaşarak sıvıya, depozisyon ile ise katıya dönüşür.
Plazma ise kinetik enerjisi arttırılarak yani ısıtılarak sırasıyla önce sıvıya ardından da gaza dönüşür. Gaz halinden sonra daha fazla ısıtıldığı takdirde iyonlaşmaya, elektron kaybederek (+) yani pozitif yüklenmeye başlar.

Big Bang’den sonra ortaya çıkan evren, öncelikle sadece hidrojen ve helyumdan ibaret bir gaz yığını olmuş, sonra ise bu gaz yığını, özellikle tasarlanmış olduğu açık olan nükleer reaksiyonlarla daha ağır elementleri meydana getirmiştir. Ama evrenin yaşam için uygun bir yer haline dönüşmesi, sadece ağır elementlerin varlığıyla mümkün olmaz. Bundan da önemli olan bir nokta, evrenin nasıl bir şekil ve düzen aldığıdır.

Bu incelemeye, önce evrenin ne kadar büyük olduğuna bakarak başlayalım.
Dünya gezegeni, bildiğimiz gibi Güneş Sistemi’nin bir parçasıdır. Bu sistem, evrenin içindeki diğer yıldızlara göre orta-küçük bir yıldız olan Güneş’in etrafında dönmekte olan dokuz gezegenden ve onların elli dört uydusundan oluşur. Dünya, sistemde Güneş’e en yakın üçüncü gezegendir.

Önce bu sistemin büyüklüğünü kavramaya çalışalım. Güneş’in çapı, Dünya’nın çapının 103 katı kadardır. Bunu bir benzetmeyle açıklayalım; eğer çapı 12.200 km. olan Dünya’yı bir misket büyüklüğüne getirirsek, Güneş de bildiğimiz futbol toplarının iki katı kadar büyüklükte yuvarlak bir küre haline gelir. Ama asıl ilginç olan, aradaki mesafedir. Gerçeklere uygun bir model kurmamız için, misket büyüklüğündeki Dünya ile top büyüklüğündeki Güneş’in arasını yaklaşık 280 metre yapmamız gerekir. Güneş Sistemi’nin en dışında bulunan gezegenleri ise kilometrelerce öteye taşımamız gerekecektir.

Ancak bu kadar dev bir boyuta sahip olan Güneş Sistemi, içinde bulunduğu Samanyolu galaksisine oranla oldukça mütevazidir. Çünkü Samanyolu galaksisinin içinde, Güneş gibi ve çoğu ondan daha büyük olmak üzere yaklaşık 250 milyar yıldız vardır. Bu yıldızların içinde Güneş’e en yakın olanı Alpha Centauri’dir. Eğer Alpha Centauri’yi az önce yaptığımız ölçeğe, yani Dünya’nın misket büyüklüğünde olduğu ve Güneş ile Dünya’nın arasının 280 metre tuttuğu ölçeğe yerleştirirsek, onu Güneş’in 78 bin kilometre uzağına koymamız gerekir!

Modeli biraz daha küçültelim. Dünya’yı gözle zor görülen bir toz zerresi kadar yapalım. O zaman Güneş ceviz büyüklüğünde olacak ve Dünya’ya üç metre mesafede yer alacaktır. Bu ölçek içinde Alpha Centauri’yi ise Güneş’ten 640 kilometre uzağa koymamız gerekir.
Samanyolu galaksisi, işte aralarında bu denli inanılmaz mesafeler bulunan 250 milyar yıldızı barındırır. Spiral şeklindeki bu galaksinin kollarının birisinde, bizim Güneşimiz yer almaktadır.

Ancak ilginç olan, Samanyolu galaksisinin de uzayın geneli düşünüldüğünde çok “küçük” bir yer oluşudur. Çünkü uzayda başka galaksiler de vardır, hem de tahminlere göre, yaklaşık 300 milyar kadar!… Bu galaksilerin arasındaki boşluklar ise, Güneş ile Alpha Centauri arasındaki boşluğun milyonlarca katı kadardır.

George Greenstein, bu akıl almaz büyüklükle ilgili, The Symbiotic Universe (Simbiyotik Evren) adlı kitabında şöyle yazar:

Eğer yıldızlar birbirlerine biraz daha yakın olsalar, astrofizik çok da farklı olmazdı. Yıldızlarda, nebulalarda ve diğer gök cisimlerinde süregiden temel fiziksel işlemlerde hiçbir değişim gerçekleşmezdi. Uzak bir noktadan bakıldığında, galaksimizin görünüşü de şimdikiyle aynı olurdu. Tek fark, gece çimler üzerine uzanıp da izlediğim gökyüzünde çok daha fazla sayıda yıldız bulunması olurdu. Ama pardon, evet; bir fark daha olurdu: Bu manzarayı seyredecek olan “ben” olmazdım… Uzaydaki bu devasa boşluk, bizim varlığımızın bir ön şartıdır.(3)

Greenstein, bunun nedenini de açıklar; uzaydaki büyük boşluklar, bazı fiziksel değişkenlerin tam insan yaşamına uygun biçimde şekillenmesini sağlamaktadır. Ayrıca Dünya’nın, uzay boşluğunda gezinen dev gök cisimleriyle çarpışmasını engelleyen etken de, evrendeki gök cisimlerinin arasının bu denli büyük boşluklarla dolu oluşudur.

Kısacası evrendeki gök cisimlerinin dağılımı, insanın yaşamı için tam olması gereken yapıdadır. Dev boşluklar, amaçsız yere ortaya çıkmamışlardır; amaçlı bir yaratılışın sonucudurlar.

METOTLU ÇALIŞMASI
Atatürk’ün kişisel özelliklerinden biri de, her şeyin sırasını, zamanını çok iyi bilmesi ve metotlu çalışmasıydı. Atatürk, 1927 yılında verdiği büyük Nutuk’ta, metotlu çalışma konusunda uyguladığı yönte­mi şöyle özetler: “…Uygulamayı birtakım evrelere ayırmak ve olaylardan yararlanarak milletin duygu ve düşünceleri üzerinde işlemek ve adım adım ilerleye­rek amaca ulaşmaya çalışmak.” Atatürkün hayatı Atatürkün hayatı
Atatürk, bir başka konuşmasında da şöyle diyor: “Çalışmalarımız yıllarca izlenip uygulanacak bir prog­rama dayanmadıkça başarısızlığa mahkumdur…” sö­züyle, başarının temelinde metotlu çalışmanın öne­mini işaret ediyordu.

Atatürk, sadece kendi milleti için mücadele etme­miş, “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi doğrultusun­da, insanlığın mutluluğu için de çabalar harcamıştır. Atatürk, tüm sözleri ve davranışları ile İnsanlık alemi­nin en büyük fazilet örneğidir. Kendi milleti için dü­şündüğü tüm iyilikleri aynı zamanda tüm insanlık için de düşünmüştür. Bu konuda şöyle demektedir: Atatürkün hayatı Atatürkün hayatı
“İnsan, mensup olduğu milletin varlığını ve mutlu­luğunu düşündüğü kadar, bütün dünya milletlerinin huzur ve refahını düşünmeli ve kendi milletinin mutlu­luğuna ne kadar kıymet veriyorsa, bütün dünya mil­letlerinin mutluluğuna hizmet etmeye elinden geldiği kadar çalışmalıdır.”

BİRLEŞTİRME ve BÜTÜNLEŞTİRME GÜCÜ
Millî birlik ve beraberlik, milletimizin güçlü ve sağ­lam olması demektir. Atatürkün hayatı boyunca gerçekleştirdiği en önemli işlerden biri de, Samsun’da Anadolu toprak­larına ayak bastığında dağınık ve gelecekten umut­suz olan halkı çevresinde toplayarak sağladığı millî birlik, Millî Mücadele’yi başarıya ulaştırdı. Atatürk’e göre: “… Kesinlikle bilmeliyiz ki iki parça halinde yaşayan milletler zayıftır, hastadır…”
Bugün ve gelecek için ülkemizde, birleştirici tek kurtuluş yolu yine Atatürk’ün düşünceleridir, ilkeleri­dir.

İNKILÂPÇILIĞI
Atatürk’ün en önemli yönlerinden biri de, inkılâpçı bir kişi olmasıdır. Atatürk’ün inkılâpçılık anlayışı, za­manına göre geri kalmış kurumların ortadan kaldırıl­ması ve yerine, ilerlemeyi, gelişmeyi kolaylaştıracak ve geliştirecek kurumların getirilmesi esasına dayanır. Atatürk inkılapları, bu durumu şu sözleriyle İfade etmektedir:
“İnkılâp, var olan müesseseleri zorla değiştirmek demektir. Türk milletini son asırlarda geri bırakmış olan müesseseleri yıkarak, yerlerine milletin en yük­sek medeni gereklere göre ilerlemesini sağlayacak yeni müesseseleri ortaya koymuş olmaktır.” Atatürkün hayatı Atatürkün hayatı
Atatürk’e göre, uygarlık dünyasındaki yerimizi kaybetmemek, ona ayak uydurabilmek için “İnkılâbın temellerini her gün derinleştirmek, kuvvetlendirmek lâzımdır. Çünkü medenî dünya çok ileridedir. Buna yetişmek için, o medeniyet çemberine girmek mecbu­riyetindeyiz.”

ATATÜRKÇÜLÜK NEDİR ATATÜRKÇÜLÜĞÜN TANIMI ve ÖNEMİ:

Esasları Atatürk tarafından belirlenen; devlet hayatına, fikir hayatına, ekonomik hayata, toplumun temel kurumlarına, devletin rejimi ve işleyişine ilişkin gerçekçi, fikirlere ve ilkelere Atatürkçülük denir. Atatürkçülük Türk milletinin, bugün ve gelecekte tam bağımsızlığa, huzur ve refaha sahip olması, devletin millet egemenliği esasına dayandırılması, aklın ve ilmin rehberliğinde, Türk kültürünün çağdaş uygarlık düzeyi üzerine çıkarılması amacını hedef alır.
Bir diğer adı Atatürkçü Düşünce sistemi olan Atatürkçülüğün herkes tarafından benimsenmesi ge­rekir. Çünkü, Türk devletinin gelişmesi ve güçlen­mesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin her türlü tehlikeye karşı korunabilmesi buna bağlıdır. Atatürkün hayatı Atatürkün hayatı
Atatürkçü Düşünce sistemi, akılcı ve bilimcidir. Türk milletinin çağdaşlaşmasında ayrı bir yeri ve önemi vardır. Vicdan ve düşünce hüriyetine saygılıdır. Milli birlik ve bütünlüğe önem verir. Millete ve insanlığa hizmet etmenin en büyük mutluluk olduğunu savunur. Seçme ve seçilme gibi vatan­daşlık haklarını gerçekleştirerek milleti devlet yönetiminde söz ve karar sahibi yapmıştır

İstanbul’un Fethi’nin Nedenleri
1. Hem Anadolu, hem de Rumeli’de topraklan bu­lunan Osmanlı Devleti’nin coğrafi bütünlüğünü sağ­lamak
2. Karadeniz ile Akdeniz arasındaki deniz ticaret yolları ile Asya ve Avrupa arasındaki kara ticaret yol­larının denetimini ele geçirmek
3. Bizans’ın Avrupa’yı ve Anadolu Beyliklerini Os­manlı Devleti aleyhine kışkırtmasını önlemek
4. Osmanlı Devleti’nin siyasal gücünü kanıtlamak
5. Türkler’i Balkanlardan ye Avrupa’dan atma ümitlerini tamamen sona erdirmek .
6. Hz. Muhammed’in İstanbul’u fethedecek komu­tan ve orduları kutsayan hadisi şerifini yerine getir­mek.

Kadının Siyasi Haklarını Kazanması : İlk olarak 1930 yılında Türk kadınlarına, belediye başkanlığı seçimlerine adaylığını koyma hakkı tanındı. 1933 yılında ise muhtarlık seçimlerine katılma hakkı tanınan Türk kadınları, 1934 senesinde, kanunlarda yapılan bir değişiklikle, milletvekili seçilme hakkını elde etti.

Soyadı Kanunu : 21 Haziran 1934 tarihinde kabul edildi. Böylelikle her Türk vatandaşının kendi adının yanında, soyadı taşıması zorunlu hale getirildi. Seçilen soyadları Türkçe olmak zorundaydı. Rütbe, yabancı ırk ve ulus adları ile ahlaka uygun olmayan ve gülünç sözcükler soyadı olarak seçilemeyecekti.

Bu kanunun kabul edilmesinden sonra 24 Kasım 1934 tarihinde meclis Türk ulusunun bir şükran ifadesi olarak, Mustafa Kemal’e Atatürk soyadını uygun görmüştür.

1934 senesinde çıkarılan başka bir kanunla da; “Efendi, Ağa, Hafız, Hoca, Molla, Hacı, Paşa” gibi, osmanlı toplum zümrelerini belirten veya kasteden unvanlar yasaklanmıştır. Yine bu kanunla vatan savunmasında, Kurtuluş Savaşında elde edilen başarılar sonucunda verilen madalyalar dışında, Osmanlı Devletinin verdiği bütün nişan ve rütbeleri taşımak da engellenmiştir.

Takvim, Saat Ve Ölçülerde Değişiklik Yapılması: 26 Aralık 1925 tarihinde çıkarılan bir yasa ile milâdi takvimin kullanılması kabul edildi. 1 Ocak 1926’dan itibaren de bu takvim kullanılmaya başlandı. Önceden kullanılan ağırlık ve uzunluk ölçü birimleri 26 Mart 1931 tarihinde kabul edilen bir yasa ile tamamen değiştirildi.

İstanbul’un Fethi’nin Sonuçları

a) Dünya Tarihi Bakımından:

1. Ortaçağ kapanıp, Yeniçağ açılmıştır.
2. Bizans bilginlerinin İtalya’ya gitmesiyle Röne­sans hareketlerine zemin oluşmuştur.
3. Surların top gülleleriyle yıkılabileceğinin anla­şılması,- Derebeylik (Feodalite) rejiminin sonu olmuş, merkezi krallıklar güçlerini arttırmışlardır.
4. İpek Yolu’nun denetiminin Türklerin eline geç­mesi Avrupalıları yeni yollar aramaya zorlamış. Coğ­rafi Keşiflere zemin hazırlamıştır.

b) Türk Tarihi Bakımından Sonuçları:

1. Osmanlı Devleti Kuruluş dönemini tamamlayıp yükselme dönemine girmiştir. (Devletten imparator­luğa)
2. İstanbul devletin başkenti oldu,
3. Boğazlar ve Karadeniz ticaret yollarının deneti­mi Türklere geçti.
4. Avrupa’ya fetih hareketleri daha güvenli yapı­labilir hale geldi.
5. Osmanlıların İslâm dünyasındaki saygınlığı arttı.
6. Coğrafi bütünlük sağlanarak Anadolu ve Rume­li’nin yönetimi kolaylaştı.
7. Merkezi otorite güçlendirildi. (Vezirler devşir­melerden seçildi)

Fetih İçin Yapılan Hazırlıklar
İstanbulun Fethi

1. Yıldırım Bayezid’in yaptırdığı Anadolu Hisarı’ nın karşısına Rumeli Hisan’nı yaptırarak, boğazları güvenceye aldı.
2. Edirne’de SAHİ adı verilen büyük toplar dök­türüldü.
3. Silivri ve Vize kaleleri alındı.
4. Dört yüz parçalık donanma hazırlandı.
5. Anadolu ve Rumeli’den Bizans’a gelebilecek her türlü yardım önlenmiş, her iki tarafta ordular hazır tutulmuştur.

Fetih sırasında Osmanlı Devleti’ne karşı Türk ve İslâm dünyasının yardım etmekten çok engelleyici bir tavır almaları Fatih Sultan Mehmet’i tedbirler almaya zorlamıştır.
6 Nisan 1453 yılında başlayan fetih hareketi 22-23 Nisan gecesi karadan denize (Halic’e) İndirilen ge­milerde Bizans her taraftan etkisizleştirilmiş. 29 Mayıs 1453ta İstanbul şehrine girilmiştir.

Fatih Sultan Mehmet (1451-1481)

– 1444’de ilk defa tahta çıkıp daha sonra babası ll. Murat’ın .ölümüyle 1451’de II. kez padişah oldu.
– Padişah oîur olmaz Karamanoğulları üzerine sefer yapıp onları barışa zorladı.
– İstanbul’un fethinin hazırlıkları ile uğraştı.

FATİH SULTAN MEHMET DEVRİNDE ALINAN YERLER:

a) Rumeli’de Alınan Yerler:

– Sırbistan’ın fethi (1453-1459): (Belgrad hariç) alınmıştır.
– 1460 yılında Mûca’da bulunan Despotlukları (Eski Bizans eyaletleri) ele geçirildi.
– Eflak Osman­lılara bağlandı.
– 1479’da Arnavutluk uzun uğraşlar sonunda ele geçirildi. Böylece Fatih Sultan Mehmet en büyük amacını gerçekleştirerek Tuna’ya kadar olan Balkan topraklarını Türkleştirdi.

b) Anadolu’da Alınan Yerler:

– 1460’da Sinop -İsfendiyaroğullarından
– 1461’de Trabzon Rum-Pontus Devletinden alınarak Karadeniz kıyıları Türkleştirildi. Ticaret etkinliği Türklere geçti.

Ayrıca Anadolu Egemenlik mücadelesinde;
– 1466 yılında Karamanoğullarını itaat altına aldı.
– 1473 yılında Akkoyunlu devleti hükümdarı Uzun Hasan’ı yenerek önemli bir rakibini ortadan kaldırdı.
– Fatih döneminde Memluklar Devleti ile gerginlik­ler yaşanmış (Karamanoğullarını desteklemesi, su yolları meselesi, Dulkadiroğullarını koruma) İse de si­yasi İlişkiler savaş haline dönüşmemiştir.

c) Denizlerde Gelişmeler:

– Fatih döneminde 1456-1470 yılları arasında Kuzey Ege’de yer alan, İmroz. Tasoz.Semadİrek, Midilli ve Eğriboz adaları Venedik ve Cepevizlilerden alınmıştır.
– Adriyatik kıyılarındaki Kefalonya, Zanta ve Ayamavra adaları 1479 yılında Osmanlı hakimiyetine geçti.
– 1480 yılında Rodos’a sefer düzenlenmişse de alınamamıştır.
– 1481’de Otranta (İtalya) alınmış, Fatih’in Ölü­müyle elden çıkmıştır.
– Karadeniz’in kuzeyinde Kırım Hanlığı’nın Os­manlılardan Cenevizlilere karşı yardım istemesi üzerine buraya Gedik Ahmet Paşa bir donanma ile giderek, Cenevizlileri buradan kovmuş, Kırım Os­manlılara içte bağımsız, dışta bağımlı hale gelmiştir (1475). Karadeniz’in kuzeyinde Türk egemenliğine girmiştir. (Ayrıcalıklı eyalet haline getirilmiştir.)

Fatih Sultan Mehmet Zamanındaki Devlet Örgütünde ve içte Yaşanan Gelişmeler:

1. Padişahlığı mutlak hükümdarlık haline getirdi.
2. Merkeziyetçi yönetime geçildi.
3. Divan’a veziri azamtar başkanlık yapmaya başladı.
4. İlk altın para basıldı (Ekonominin iyi olduğu)
5. Şehzadeler sancaklarda valilik yapmaya başla­dı.
6. Topkapı Sarayı ve Kapalıçarşı yapıldı.
7. Enderun adlı saray mektebi açıldı.
8. Sahn-ı Seman Medreselerini kurdu.
9. Kanunname-i Ali Osman adlı yasaları çıkarttı. (Bu yasada kardeş katline izin veriliyor, saray
kızlarının beylerbeyi ile evlenmeleri yasaklanıyordu. Merkezi otoriteyi güçlendirmek için.)
10. Divan’da vezirlerin sayıları arttırıldı.

Fatih Sultan Mehmet, 1481’de Gebze’de Memluklular üzerine yapacağı bir sefer Öncesi vefat etti. Yerine II. Bayezid geçti.


Bedava İlan Verme