Ders Anlatım Eğitim Blogu,Öss,Sbs,Dersler

fizik, kimya, biyoloji, ingilizce, öss, sbs, öğretmenler

1. MEKTUP
1. TanımıBir haberi, dileği veya duyguyu bir başkasına iletmek için yazılmış yazıya mektup denir.
Mektup en eski haberleşme araçlarından biridir. Günümüzde uygarlığın gelişmesi ile haberleşme araçları oldukça çeşitlenmiştir: gazete, dergi, televizyon, , belgegeçer, İnternet…
Mektup, yazının bulunduğu tarihe kadar çıkabilen en eski edebiyat türlerinden biridir. Eldeki en eski örnekler, Mısır firavunlarının (M Ö 14-15. yüzyıllar) ve Hititlerin mektuplarıdır.

2. Özellikleri
Bir edebiyat türü olarak mektup günümüzde, iletişimdeki hızlı teknik gelişmelere karşın kişinin iç dünyasını yansıtması ve düşüncelerin paylaşımı nedeniyle yerini korumaktadır. Mektup türü dört ana gruba ayrılır:
Özel mektuplar
Edebî mektuplar
İş mektupları
Resmî mektuplar

1-Özel Mektuplar
Birbirlerini tanıyan kişilerin duygu ve düşüncelerini paylaşmak için birbirlerine gönderdikleri mektuplardır. Mektuplaşan kişiler arasındaki samimiyet, özel mektupların değerini artırır. Özel mektuplar her konuda yazılabilir, o nedenle konuları çok çeşitlidir. Ancak konularda güncellik ağır basar.
Anlatımında içtenlik ve rahatlık vardır. Hitaplarda da içten ifadelere yer verilir. Bahsedilen konuya göre, mektup yazan kişinin üslubu değişir. Sanatçıların, devlet adamlarının, düşünürlerin özel mektupları yayınlandığında bizler için önemli belgeler olabilir.
Özel mektupları, konularına göre alt başlıklar hâlinde adlandırmak da mümkündür:
Aile mektupları veya sağlık mektupları (eşe, dosta, yakın akrabaya yazılanlar),
Tebrik mektupları (herhangi bir başarı, nikâh, nişan, düğün, bayram, yılbaşı gibi sebeplerle yazılanlar),

Teşekkür mektupları (iyilik veya yardım görme gibi sebeplerle yazılanlar),
Davet mektupları (davetiyeler, nişan, düğün, gezi vs. sebeplerle yazılanlar),
Taziye mektupları,
Özür mektupları vs.
Bu türdeki mektupların gizliliği vardır ve bu gizlilik kanunla korunmuştur.

2-Edebî Mektuplar
Edebiyatçıların birbirlerine ya da dostlarına yazdıkları sanatsal değer taşıyan mektuplardır.
Edebî mektuplar, dil ve anlatım açısından sanat değeri taşır. Örnek bir dil ve anlatım kullanılır.
Edebî mektuplar belge niteliği taşıdıklarından önemlidirler. Bu tarz mektuplardan yazıldıkları döneme ait sanat, edebiyat ve fikir olayları hakkında bilgi edinmek de mümkündür.
Tanınmış yazarlar birbirlerine yazdıkları mektuplarla fikir ve sanat olaylarını ve eserleri tartışırlar.

3-İş Mektupları
Endüstri, iş ve ticaret alanlarında ya da iş yerleriyle kişiler arasında yazılan mektuplardır. Bu mektuplarda içtenlik aranmaz. İstenilen, açıkça ve anlaşılır bir dille belirtilir. Açıklayıcı anlatım türü tercih edilir.

1. Mektup kâğıdı temiz ve çizgisiz olmalıdır.
2. Mektupların mürekkepli kalemle ya da bilgisayarla yazılmasına özen gösterilmelidir.
3. Mektup kâğıdının sağ üst kısmına yazıldığı yer ve tarih konulmalıdır.
4. Mektup, yazıldığı kişiye uygun bir seslenişle başlamalı ve seslenişten sonra virgül
işareti konulmalıdır.
Mektupta karalamalar yapılmamalı ve yazım kurallarına uyulmalıdır.
Selam ve saygı sözleri sonuç ünde yer almalı, selâm, saygı ve teşekkürlerde aşırılığa kaçılmamalıdır.
7. Mektup bitince sağ alt köşesi imzalanmalıdır.
8. Anlatılacak konu kesin ve açık bir dille ifade dilmeli; cümleler kısa olmalıdır.
9. Sözcüklerin kısaltmaları kullanılmamalı; yanlış anlama gelecek sözlere yer verilmemelidir.

4-Resmî Mektuplar
Devlet dairelerinin kendi aralarında veya kişilerle devlet daireleri arasında yazılan mektuplardır. Bu tür mektuplarda, konunun uzunluğuna göre tam veya yarım sayfa boyutunda çizgisiz, beyaz kâğıtlar kullanılır. Konu dışında ayrıntılara ve özel isteklere yer verilmez. Konu en açık ve yalın biçimde ele alınır.
Resmî mektuplar, biçim yönüyle iş mektuplarına benzer. Resmî mektuplar; başlık, metin ve son kısım diye üç bölüme ayrılır.
Başlıkta gönderen makam, dosya numarası, tarih, konu, adres ve ilgiler bulunur.
Metin kısmında, doğrudan doğruya işle ilgili konudan söz edilir.
Son kısımda ise üst makam yetkilisi alt makamdakine yazıyorsa yazıyı “rica ederim”, alt makamdaki üst makamdakine yazıyorsa “bilgilerinize saygıyla sunarım” veya “arz ederim” şeklinde ifadeler yazar.
Hiçbir saygı kelimesi kullanılmaz. Sağ tarafa imza atılır. İmzanın altına yazıyı imzalayanın adı ve soyadı yazılır (soyadı büyük harflerle). Bunun altına makam adı, küçük harflerle yazılır, gerekirse kısaltma kullanılabilir.

Dilekçe
Dilekçe, bir isteği bildirmek, bir şikâyeti duyurmak veya herhangi bir konuda bilgi vermek amacıyla resmî veya özel kurumlara/kuruluşlara yazılan resmî yazıdır.

Dilekçe, herkesin zaman zaman yazmak zorunda kalabileceği bir mektup türüdür.

Dilekçe yazarken aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir:

Dilekçe metni genellikle kısa olur. Ancak bazı özel durumlarda kâğıdın ön yüzü yeterli olmazsa kâğıdın arka yüzüne yazılmaz ikinci bir kâğıt kullanılır.
Konular kısa ve öz olarak belirtilir. Gereksiz ayrıntılara yer verilmez.
Dilekçe bilgisayarla, daktiloyla veya mavi ya da siyah mürekkepli dolma kalemle yazılır. Tükenmez kalemle veya kurşun kalemle dilekçe yazılmaz.
Dilekçe metni, sayfaya güzel bir kompozisyonla yerleştirilir (Yukarıda kâğıdın dörtte biri kadar, sol tarafta en az 3 cm ve sağ tarafta 1 cm boşluk bırakılmalıdır.).
Anlatımın yalın ve duru olmasına özen gösterilir.
Dilekçe, hangi kuruma veriliyorsa bu makamın adı başa yazılır. Kurum adının sağ altına kurumun bulunduğu şehir adı yazılır.
Dilekçeye sorunla ilgilenecek kuruma veya makama hitapla başlanır. Hitaplar kurumun idari yapısına uygun olmalı ve eksiksiz yazılmalıdır: Ankara Valiliğine, Açıköğretim Lisesi Müdürlüğüne, Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğüne gibi.
Daha sonra konunun belirlendiği metin üne geçilir. Bu bir şikâyet dilekçesiyse, şikâyet sağlam kanıtlara dayandırılır. Eğer iş isteme dilekçesiyse, öğrenim durumu, yaş, kısa bir öz geçmiş, kurumca aranan seçkin nitelikler açık seçik belirtilir.
Dilekçe bitiminde sağ alt köşeye adı ve soyadı yazılır, imzalanır. Tarih, isim ve imzanın bir satır üstünde yer alır.

Sol alt köşeye adres yazılıdır.
Dilekçe imzalandıktan sonra sol tarafa açık adres bildirilir. Dilekçeyle birlikte varsa verilen ekler, adresi yazdıktan sonra ekler başlığı altında numara verilerek sıralanır. Evrakın kaybolmaması için (varsa) ekler mutlaka belirtilir.

Bir dilekçede sadece bir kişinin imzası bulunur ve imzasız dilekçeler geçersiz sayılır.

örnek Dilekçe

T.C.
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI
EĞİTİM TEKNOLOJİLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
AÇIK ÖĞRETİM LİSESİ MÜDÜRLÜĞÜNE

28-29 Ocak 2006 tarihinde yapılan 2005-2006 eğitim öğretim yılı birinci dönem sınavları sonunda Açık Öğretim Lisesinden mezun oldum.
Diplomam düzenlenene kadar, mezun olduğumu gösterir mezuniyet belgesinin tarafıma gönderilmesini arz ederim.

Adres:
Ihlamur Çiçeği Apartmanı 10 Mart 2006
S Blok, 12/4 Kanarya Sokak İmza
Batıkent / Ankara İbrahim Erdem SAYDIM

Ekler
Nüfus cüzdanı fotokopisi (1 adet),
Öğrenci kimlik kartı fotokopisi (1 adet).

Dil Bilgisi

Ses Düşmesi
Kimi sözcüklerin çekimlenişinde veya türeyişinde bir sesin düştüğü görülür.

Örnekler:
çevirilmek – çevrilmek
savurulmak – savrulmak
göğüs – göğsü
boyun – boynu
seyir etmek – seyretmek
kayıp olmak – kaybolmak
emir etmek – emretmek

Kimi birleşik sözcüklerin oluşumunda bir hece veya ses düşmesi meydana gelir.
kahve altı – kahvaltı
sütlü aş – sütlaç

2.GÜNLÜK (GÜNCE)

1. TanımıBir kişinin duygu, düşünce ve gözlemlerini günü gününe yazdığı yazılardır.

2. Özellikleri

Yazıldığı günün tarihini taşır.
Yazılanlar inandırıcı olur.
Anlatılanlar içtenlikle ifade edilir.
Kişisel ve özeldir.
Günlüklerde yaşanan ve görülenlerle, yazıda anlatılanlar arasında zaman farkı söz konusu değildir.
Günlükler okuyucu düşünülerek değil, yazan kişinin yazmak istedikleriyle meydana gelir.

Dil Bilgisi

Ses Türemesi
Kimi sözcüklerde, sözcük yapım eki alırken, pekiştirilirken veya birleşik sözcük oluşturulurken bir ya da birden çok sesin türemesidir

Sesli Türemesine Örnekler:
Fikr-fikir Zikr-zikir Hükm- hüküm

Sessiz Türemesine Örnekler:

Af-affetme red-reddetmek

3. ANI (HATIRA)
1. TanımıBir yazarın içinde yaşadığı ya da tanık olduğu olayları anlattığı yazı türüne anı (hatıra) denir.

Anılar genellikle hangi olaylardan yola çıkılarak yazılır?

Anılar genellikle onları yazan kişinin de rol aldığı gerçek olaylara dayalı yazılardır. Bu yüzden anlatımı birinci kişinin ağzından yapılır.

2. Özellikleri
Yaşanmış olayları konu alır anı yazıları. Tarihsel gerçeklerin öğrenilmesine katkı yapan anılar, tarihçilere yol gösterir.
Anı yazıları öğretici ve bilgi vericidir.
Anı yazarı, anlattıklarını kanıtlama, belgelerle ifade etmek zorunda değildir.
Anı yazarı, gördüklerini ve duyduklarını aradan uzun yıllar geçtikten sonra yazdığı için bellek yanılmalarını önlemek amacıyla mektuplardan, o dönemle ilgili yazılardan ve görgü tanıklarından yararlanabilir.

Niçin tanınmış kişilerin yazdığı anılar önemli sayılır?

Tanınmış sanat, düşünce, bilim, spor ve siyaset adamlarının anıları onların yaşamlarını ve dönemlerini aydınlatması yönünden oldukça önemli belgelerdir. Anılar siyasi, edebî, askerî ve sosyal içerik taşıyabilir.
Anının kesiştiği başka yazı türleri de vardır. Bunlar günlük, otobiyografi, gezi yazısı gibi yazılardır.

Günlük ile anı arasındaki fark nedir?

Günlük günü gününe yazılır. Anı ise geçmişe yöneliktir, olaylar yaşandıktan sonra kaleme alınır. Günlüklerde öznellik ağır basar.

Dil Bilgisi

Ses Benzeşmesi (Sert Sessizlerin Benzeşmesi)
Dilimizdeki; c,d,g ünsüzleriyle başlayan eklerin sert ünsüzlerle (f,s,t,k,ç,ş,p,h) biten sözcüklere eklendiklerinde; ç,t,k ünsüzlerine dönüşmesidir.

Yanlış – Doğru
sınıf-da – sınıf-ta
tarih-den – tarih-ten
çiçek-ci – çiçek-çi
kes-gin – kes-kin
kaç-dı – kaç-tı
dolap-dan – dolaptan
Birleşik sözcüklerde bu kuralın aranmaması gerekir.
Örnekler: Akdeniz-üçgen-akciğer

(1941-1954)

*1940’ta Garipçiler adıyla çıkan topluluğun ortaya koyduğu bir sanat anlayışıdır.
* Şiirde her türlü kurala ve belirli kalıplara karşı çıkmışlardır.
*Şiirde ölçü, kafiye ve dörtlüğe karşı çıkmışlardır.
*Şiirde şairaneliği, mecazlı söyleyiş ve sanatları kabul etmediler.
*Süslü, sanatlı dile karşı çıkıp sade bir dil kullandılar.
*Şiirde o güne kadar işlenmedik konuları ele aldılar.
*Konuşma dili ile günlük sıradan konuları işlediler.
*İşledikleri konular günlük hayattan sıradan insanların problemleri, yaşama sevinci ve hayattaki bazı garipliklerdir.
*Halk deyişlerinden yararlanmışlar, toplumsal yergiye yer vermişlerdir.
Garipçiler: Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Oktay Rıfat Horozcu’nun oluşturduğu bir topluluktur.

ORHAN VELİ KANIK (1914-1950)

*Türk şiirinde iki arkadaşıyla birlikte büyük bir atılım yapmış, yeni bir anlayışın öncüsü olmuştur.

*1941’de arkadaşlarıyla birlikte yayımladıkları Garip adlı şiir kitabı ve yazdığı önsöz, Türk şiirinde günden güne donmuş olan eski değerleri yıkmış, şiire başka bir açıdan bakılmasını sağlamıştır.

*Şiire getirdiği ilkeler :

-Ölçüye baş kaldırıp serbest yazmak
-Kafiyeyi şiir için gerekli görmekten vazgeçmek
-Şairane duyuları, parlak görüntüleri şiirden silmek

-Şiiri hayal gücünün kapalı duvarlarından kurtarıp gerçek hayata çıkarmak, yapmacıksız tabii bir söylentiyle, günlük yaşayış içinde halktan insanları yakalamak. Her çeşit kelimeyi konuyu şiire sokmak, halk deyişlerinden yararlanmak ve toplumla ilgili yergiye yer vermek

ESERLERİ:

Şiirleri: Garip,Vazgeçemediğim, Destan Gibi , Yenisi, Karşı
Nesirleri: Sanat ve Edebiyatımız, Bindiğimiz Dal

OKTAY RIFAT HOROZCU (1914-1988)

*Garip akımının temsilcilerindendir.
*Başlangıçta, yeni bir hava içinde, güçlü aşk şiirleri; toplumcu sanat ilkesinden hareketle halk deyimi ve söyleyişlerinden masal ve tekerlemelerden faydalanarak başarılı taşlamalar; sosyal şiirler yazdı. Perçemli Sokak adlı kitabıyla birlikte şiir anlayışında büyük değişiklik olmuş soyut şiire kaymıştır.

*Son şiirlerinde öz ve biçim yoğunlaştırmalarıyla estetik planda yeni ve güçlü bir şiir estetiği yakalamıştır.

ESERLERİ :

Şiirleri; Yaşayıp Ölmek, Aşk ve Avarelik Üzerine Şiirler, Güzelleme, Karga İle Tilki, Aşk Merdiveni, Denize Doğru Konuşma, Dilsiz ve Çıplak, Koca Bir Yaz

MELİH CEVDET ANDAY (1915- 1986)

*Garip akımının temsilcilerindendir.
*Şiirlerinde toplumsal gerçekliği inceler.
*Daha sonra ilk şiirlerindeki romantizmden sıyrılarak duygulardan çok aklın egemenliğine, güzel günlerin özlemine bırakır.
*Söz oyunlarında arınmış yalın bir dil vardır. Düz yazılarında ise yoğun bir düşünce, şiirsel, esprili, özlü bir dil vardır.
*Fıkra, makale, gezi, roman, tiyatro ve şiir yazmıştır. Çevirilerde yapmıştır.

ESERLERİ :

Şiirleri: Garip, Rahatı Kaçan Ağaç, Telgrafname, Yanyana.
Denemeleri – Çevirileri; İngiliz Edebiyatından Denemeler
Tiyatroları : Komedya, İçerdekiler, Gizli Emir.

Edebiyatımızda İlk Siyasetname Örneği – Kutadgu Bilig – Yusuf Has Hacib

Edebiyatımızda İlk Mesnevi Örneği – Kutadgu Bilig- Yusuf Has Hacib

İlk Tarihî Roman Örneği – Cezmi – Namık Kemal

Edebiyatımızda İlk Fabl Örneği – Harname – Şeyhî

Robert Ludlum / Amerikan Edebiyatı / Roman / Remzi Kitabevi

Paul Janson, hayata değer verdiği pek çok şeyi kaybetmesine neden olan gizli operasyon görevinden ayrılmış ve kendine yeni bir hayat kurmuştur. Eski görevine yeniden dönmemeye kararlıdır. Ancak, hayatını borçlu olduğu Peter Novak’ın kaçırıldığını ve teröristlerin elinde öldürüleceği günü beklediğini öğrenir. Novak’a olan borcunu ödemek için kurtarma timinin başına geçmeyi kabul eden Janson, tarihin akışını değiştirecek bir sır perdesini aralayacağının farkında değildir. Macera tutkunlarının bir solukta okuyacağı bir türden kitap.

Margaret Mazzantini / İtalyan Edebiyatı / Roman / Can Yayınları

Başarılı cerrah Timoteo’nun on beş yaşındaki kızı Angela bir motosiklet kazası sonucu babasının çalıştığı hastaneye getirilir. Durumu kritik olan ve ölümle mücadele eden kızıyla uzun bir monologa girişen Timoteo, ona hayatının en büyük gizini ve suçunu itiraf eder. Gazeteci olan güzel karısı Elsa’yla evliliğinin gerisinde yaşanmış ve eskilerde kalmış bir hikaye, Timoteo’nun bütün yaşamını alt üst etmiş ve korkunç bir trajediyle sonuçlanmıştır. Bir biçimde bu trajediye dahil olan kızının başucunda geçirdiği saatler boyunca Timoteo, kızını iyileştirmeye çalışırken kendi ruhunun da sağaldığını anlar. Angela’nın geçirdiği tehlike, kendisiyle hesaplaşmasını sağlayabilecek, kendi hikayesini tamamlamasına yardım edecek midir?

Aşkın ve ihanetin, doğumun ve ölümün hikayesi olan Sakın Kımıldama, güçlü ve canlı imgeleri, metaforları, yoğun duygusallığıyla okuru etkiliyor, içine alıyor. Bu kitabıyla 2002 yılında İtalya’nın en önemli dört edebiyat ödülünü birden alan yazar, ilk kez acıyla yüzleşen bir doktorun, varlığının tekdüzeliğinden çıkıp yaşamın mucizelerine bakmasını, kendisini ve dünyayı yeniden keşfetmesini anlatıyor. Sakın Kımıldama, insanın acıyla insanlaştığını anlatan unutulmaz bir roman.

Gül İrepoğlu / Türk Edebiyatı / Roman / Doğan Kitapçılık

Bu roman gerçekler üzerinde hayaller kurularak yazıldı, en çok da insanların insanca yönü üzerinde durularak. Lale Devrinin hükümdarı Sultan III. Ahmet ile bu devrin ruhunun nakkaşı Levni’nin, tarihin akışı içerisinde sivrilen kişiliklerinin de bir tahlili aynı zamanda. Bu romandaki insanı anlatan bazı öyküler kendi sınırları içinde kalmış, bazıları ise tarihin akışını değiştirmiş. Romanın temel kahramanları ve ölüm tarihleri gerçektir, ancak olayların birbirine bağlanışı kurgulanmıştır. Buna gerçekleri hayallerle genişleten ve zenginleştiren bir canlandırmada denebilir. Okuyucunun zihninde “acaba?” sorusu daima cevapsız kalacak ve hayaller de hiç bitmemek üzere sürecektir. Lale Devri tıpkı bir masal gibidir, ama alışıldığı gibi mutlu sonla bitmeyen bir masal. Zaten romanda da uzunca bir masal anlatılır, her masal gibi biraz gerçek payı, biraz kıssadan hisse, bolca hayal olan…Lale bahçelerinde kalan gölgenin biçimi ise okuyucunun hayaline bırakılır.

Hermann Hesse / Alman Edebiyatı / Roman / Yapı Kredi Yayınları

Hesse, 1943 yılında, tüm dünyanın savaş cehennemini yaşadığı sırada yazdığı Boncuk Oyunu’nda, doğu ve batı felsefesinin kusursuz bir bileşiminden oluşan yeni ve ütopik bir dünya düzeni sunar okura. Sanat ve bilimde disiplinler arası bir uyum üzerine kurulu, düş ve düşün gücünün ürünü fütüristik bir oyun olan Boncuk Oyunu, bu yeni düzenin simgesidir.

Bu kitabı doğu seyyahlarına, batının toplumsal dayatmalarına karşı doğunun bireysel özgürlüğünü yüceltenlere, toplumsal ahlakın bireyin iç ahlakını yok ettiğine inananlara adar. Yeni dünya düzenini bireysellik üzerine temellendirir: Tanrı senin içindedir, kavramlarda ve kitaplarda değil. Gerçek yaşanır, öğretilmez…

Hesse’nin Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmasında büyük payı olan bir başyapıt Boncuk Oyunu…

Alessandro Manzoni / İtalyan Edebiyatı / Roman / Literatür Yayınları

Savaşın, vebanın, kıtlığın pençesinde mahvolan bir şehir… 17. yüzyıl Milano’su. Çaresiz insanlar, çökmüş ve yozlaşmış bürokrasi, iyi kadar kötüyü de bünyesinde barındıran dini kurumlar ve kavuşma mücadelesi veren iki nişanlının nefes kesen öyküsü.

Yazar, dünyanın neredeyse tüm dillerine çevrilen, İtalyan Edebiyatının baş yapıtı sayılan ve çağdaş birçok düşünce akımını da etkileyen romanında, aşka, hayata, dine, kadere ve iktidara dair sorular soruyor ve okurla sıcak bir diyalog kurarak bu sorulara cevaplar arıyor. Yazar, 17. yüzyıl İtalya’sından birçok kişinin serüvenini anlatırken, dönemin toplumsal, ahlaki ve ideolojik sorunlarını da kendine özgü bakış açısıyla değerlendiriyor.

İlk kez 1834′te yayımlanan Nişanlılar uzun bir dönem tarihsel romanlara örnek teşkil etmiştir. Akıcı ve içten bir üsluba, yaşayan karakterlerin, yer yer mizahın da, eklenmesiyle roman akıp giderken, kendimizi geçmişe ait bir hikayenin değil de, sanki günümüzde yaşanan olayların içinde buluyoruz…

Kürşat Başar / Türk Edebiyatı / Roman / Türkiye İş Bankası Yayınları

“Eğer, hayatınızın herhangi bir anına gidip orada sonsuza dek kalacaksınız deseler yalnızca iki şeyden birini seçmek isterdim. Biri, o çocukluğun bahçesindeki ağacın dalına asılı salıncakta sallanırken… Öteki, bütün hayatım boyunca en çok sevdiğim adamla öpüştüğüm ilk gün… Herkes aşık olmanın ortak dilini bulup yazmaya çalışıyordu. Ama aslında bu kadar basitti işte: Birini öptüğünde salıncakta sallanır gibi hissediyorsun, aşıksın.”

Başucumda Müzik, bizi gerçekleşen bir rüyaya götürüyor. 50′li ve 60′lı yılların karmaşasında unutulup gitmiş gizli bir aşk öyküsünü anlatıyor. Orada, sokaktan akordiyon sesinin geldiği bir bahar sabahında, unutulmaz cumartesilerde, unutulmuş şarkılarda eşsiz bir duyguyu, tutmak isterken avucumuzdan kayıp giden o rüyayı okuyacaksınız. Hem de çok tanıdık bir yakın tarihin çarpıcı gerçeğinin içinde…

İhsan Tombuş / Türk Edebiyatı / Roman / Bilgi Yayınevi

57 yıl önce meydana gelmiş, cumhuriyet tarihinin en karışık, en gizemli, en ilginç cinayet davası.

Öyle ki o tarihlerde İstanbul’a gelen, ünlü polisiye roman yazarı Agatha Christie, “Ankara Cinayeti” ile ilgilenmiş, araştırma yaparak bilgi toplamış, bu bilgileri değerlendireceğini söyleyerek “işte gerçek ve canlı tam bir polis romanı” demişti.

Cinayetin iki sanığından biri, zamanın Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay’ın oğlu Haşmet Orbay’dı. Bir doktoru öldürmek suçundan idamı isteniyordu. Tam o sırada akılları karıştıran bir intiharla yaşamı son bulan Ankara’nın ünlü eski valisi Nevzat Tandoğan’ın da adının karıştığı cinayetin sanıklarıyla kolej sıralarında sıkı dost olan yazar İhsan Tombuş, nedeni bir türlü çözülemeyen bu cinayetin belgesel romanını yazdı.

Kitap, sayısız soru barındıran, duruşmalar ilerledikçe daha da karmaşıklaşan gerçek bir cinayet davasını gözler önüne sermenin yanı sıra, Demokrat Partinin kuruluşu ile tek partili rejimden çok partili rejime geçiş döneminin, hukuk ve basın üzerindeki etkilerini de sergiliyor. Her türlü idari baskı ve entrika karşısında basın özgürlüğünün ve yargı bağımsızlığının önemini gösteren bir sembol haline gelen dava, yalnız roman sevenlerin değil, hukukçuların ve gazetecilerin de ilgisini çekecek nitelikte.

57 yıl önce meydana gelmiş bir cinayetin romanını ilgiyle okuyacaksınız.


Bedava İlan Verme