Ders Anlatım Eğitim Blogu,Öss,Sbs,Dersler

fizik, kimya, biyoloji, ingilizce, öss, sbs, öğretmenler

KONU:17.Yüzyılda Osmanlı Devletinde Çıkan İç Karışıklıklar

1.İÇ ÇALKANTILAR VE İSYANLAR

Osmanlı Devleti,kuruluşundan itibaren çetin mücadeleler içinde yaşamak mecburiyetinde kalmıştır.Bir taraftan Bizans ve Balkanlardaki devletlerle mücadele ederken,diğer taraftan çeşitli Türk beylikleri ile uğraşmıştır.Doğudan ve batıdan rahatsız edilmiştir.Türk ve İslam dünyasını Hristiyan ittifaklarına karşı korurken,kardeş devletlerle de uğraşmak zorunda kalmıştır.

Bütün bunlara rağmen,Osmanlılar,İslam dünyasının lideri olan büyük bir”cihan devleti”ni ortaya çıkarmıştır.İçte ve dışta huzuru sağlamış,bir huzur ve güven ortamı meydana getirmiştir.Askeri başarılarının yanı sıra siyasi,ekonomik ve kültürel gelişmeler sağlamıştır.Türk-İslam kültürünün zirvesi olan bir Osmanlı Medeniyeti meydana getirmiştir.

Yüzyıllarca süren üstün başarılarına rağmen,yüklendiği çetin görevin ve aleyhinde oluşan ittifakların yükü,devlete ağır gelmeye başlamıştır.Askeri harcamalar çok yükselmiştir.Ticari yolların değişmesi Osmanlı Devleti maliyesini olumsuz yönde etkiledi.Siyasi ve askeri meselelerle uğraşan devlet,dünyada meydana gelen ilmi ve teknolojik gelişmeleri görememiş,gördüklerini de uygulayamamıştır.

Osmanlı Devleti kurulduğu tarihten 17. yüzyıla kadar sürekli ilerleme ve gelişme içinde olmuştur.Çok geniş sınırlara ulaşan devlet 16. yüzyılın ikinci yarısında bir takım iç meselelerle karşı karşıya gelmiştir.Batıda Avusturya,doğuda İran ile yapılan savaşlar,Osmanlı Devleti’ni bunalımlı bir döneme sokmuştur.

İsyanların Sebepleri ve Özellikleri

Bu dönemde çıkan isyanlar,yönetimin,ordunun ve maliyenin bozulmasıyla ilgilidir.

Yönetimde merkezi otoritesinin zayıflaması üzerine eyaletlerde ve taşra teşkilatında kendi başına hareket eden kişiler ortaya çıktı.unlar,halk üzerinde baskı kurmaya ve merkezin emirlerini dinlememeye başladılar.Diğer yandan,uzun süren savaşlar sebebiyle askerden kaçanlar eşkıya olarak dağlara çıkıyor ve iç güvenliği tehdit ediyorlardı.Savaş ortamında doğan ekonomik kriz de huzursuzlukların kaynağı oldu.Maliyenin zayıflaması ile paranın ayarı düşürüldü.Paranın alım gücünün azalması ve yeni vergiler,üretimin düşmesine neden oldu.Buna rağmen çiftçi,esnaf ve tüccar üzerinde vergi yükü daha da arttı.Devlete olan güven sarsıldı.Bu fırsattan istifade eden kişilerinde teşvikiyle de iç karışıklıklar çıktı.Bu karışıklıkları çıkaranlar,gerçekleşen olumsuz gelişmelerden dolayı,yer yer halk tarafında desteklenmiştir.

Ayrıca,iç isyanların sebepleri şöyle sıralanabilir:

-Bu dönem padişahların yetersiz kişiler olmaları.

-Devlet memurlarının seçimlerde yeterliliğine bakılmayarak,rüşvet ve iltimasın rol oynaması.

-Tımar sisteminin bozulması ve buna bağlı olarak tarım ve hayvancılığın gerilemesi.

-Uzun süren savaşların,güvenliğin bozulmasına ve bunun,çiftçinin toprağını terk etmesine sebep olmasına.

-Halkın her türlü propagandaya kolayca inanması.

-Devşirmelerin her türlü imkana sahip olmalarına karşılık,Türklerin maddi imkansızlıklar içinde olmaları.

Yukarıda belirtilen sebepler insanları isyan etmeye yöneltmiştir.

İstanbul İsyanları

İstanbul’daki isyanlar çoğu defa yeniçeriler ve sipahiler tarafından çıkarılmıştır.Bunlar,genellikle maaşların yetersizliği ve zamanında ödenmemesi bahane ediyorlardı.Ayrıca,yeniçeriler bazı devlet adamlarının kendi çıkarları için kışkırtılıyordu.Bu durum,devlet içerisinde huzursuzluk yaratıyor,anarşinin ortaya sıkmasına sebep oluyordu.Kanlı olan bu isyanlar devlet ileri gelenlerinin hayatına mal olduğu gibi padişahların tahttan indirilmesine hatta öldürülmesine kadar gidebiliyordu.

İstanbul isyanları arasında en tehlikeli olanları III.Murat,Genç Osman,IV.Murat,IV.Mehmet dönemlerinde meydana gelenlerdir.

III.Murat zamanındaki isyanın en önemli sebebi,akçenin değerinin düşürülerek yeniçerilere ulufe ödenmesiydi. İsyancılar,saraya yürüyerek bu işlerden sorumlu gördükleri defterdarların katlini istemişlerdir.Çaresiz kalan yönetim,askerlerin istediğini yerine getirdi.Bu durum askerleri daha da cesaretlendirmiş ve arkası gelmeyen yeni isyanlara sevk etmiştir.

Genç Osman,Hotin seferlerinde yetersizliğini gördüğü Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılarak yerine yeni bir ordu kurulmasını planlıyordu.Padişahın bu planını öğrenen yeniçeriler ayaklandılar.Bir çok devlet adamını ve padişahı öldürdüler(1622).II.Osman,isyancılar tarafından öldürülen ilk padişahtır.Yeniçeriler bu olaylardan sonra devlet içinde ki güçlerini arttırmışlardır.

Yeniçeriler ve sipahiler IV.Murat’ın tahta geçtiği ilk yıllardan itibaren mesele çıkarmaya başladılar.Yeniçerilerin ayaklanması sonucu sadrazam öldürüldü.Bu olaydan etkilenen IV.Murat,devlet otoritesini kurtarmak için çalıştı.Sert tedbirler alarak düzeni ve güvenliği yeniden sağladı.

İstanbul’daki diğer bir isyan da IV.Mehmet zamanında patlak vermiştir.Harem ağalarının devlet işlerine karıştığını ve ulufelerin zamanın da ödenmediğini ileri sürerek yeniçeriler ayaklandı.Sorumlu gördükleri birçok devlet adamını idam ettirdiler.Öldürülen bu kişiler,Sultan Ahmet Meydanı’ndaki bir çınar ağacına asıldı.Bundan dolayı bu olaya Vak’a-i Vakvakiye denilmektedir(1656).

Taşra İsyanları
I.Celali İsyanı

Ülkedeki ekonomik sistemin bozulmaya başlaması,taşra isyanlarının temel sebebidir.Devlet yönetiminde meydana gelen otorite boşluğu da genişlemesine sebep teşkil etmiştir.Ayrıca,Avusturya ve İran ile yapılan savaşlar isyanların yayılmasına etken olmuştur.XVII.yüzyıl boyunca devam eden bu dönem isyanlarına Celali İsyanları adının verilmesi;Yavuz Sultan Selim döneminde Bozok (Yozgat) bölgesinde Celal isimli birisinin ilk defa isyan etmesinden kaynaklanmaktadır.Anadolu’da patlak veren Celali isyanlarından bazıları Karayazıcı,Canpulatoğlu, Kalenderoğlu,Katırcıoğlu,Gürcü,Nebi gibi kişilerin çıkardığı isyanlardır.

Bunlardan,Karayazıcı,Haçova Savaşı’ndan kaçmış ve ocaktan kaydı silinmişti.Urfa taraflarında isyan eden Karayazıcı,etrafına,hükümete kırgın olan devlet adamlarını ve asker kaçaklarını topladı.Kuvvetlerin mevcudu kısa zamanda otuz bin kişiye ulaştı.Sokulluzade Hasan Paşa’ya yenilen Karayazıcı,Samsun’a kaçtı ve Canik dağlarında girdiği çatışmada öldü.Kardeşi Deli Hasan,isyana devam etti.Devleti uzun süre uğraştıran Deli Hasan affedildi.Daha sonra Bosna valiliğine getirildi.Burada da rahat durmayan Deli Hasan sonunda idam edildi.

I.Ahmet zamanında,Celali İsyanları iyice yaygınlaşıp tehlikeli olmaya başladı.İsyancılar,Anadolu’nun büyük bir kısmını ele geçirdiler.1606 da Avusturya savaşının sona ermesi üzerine,Sadrazam Kuyucu Mehmet Paşa ve Kanije kahramanı Tiryaki Hasan Paşa isyancıların üzerine gönderildiler.Önce Canpolatoğlu,daha sonra da Kalenderoğlu isyanları bastırıldı.Bunlardan Kalenderoğlu,adamları ile birlikte İran’a sığındı.Anadolu da çok sayıda Celali’nin öldürülmesi üzerine devlet otoritesi yeniden sağlandı.

I.Mustafa zamanında,Erzurum beylerbeyi olan Abaza Mehmet Paşa,II.Osman’ın yeniçeriler tarafından öldürülmesini bahane ederek isyan etti.Abaza Mehmet Paşa,eline geçirdiği yeniçerileri öldürttü.Sonunda Hüsrev Paşa’ya yenilerek,onunla birlikte İstanbul’a geldi.İsyan nedenini ve macerasını IV.Murat’a anlattı.Padişah tarafından affedildi ve Bosna valiliğine tahin oldu.

II.Diğer İsyanlar (Eyalet İsyanları)

XVII.yüzyılda merkezi yönetimin zayıflaması sonucu Eflak,Boğdan ve Erdel’de çıkan isyanlar güçlükle bastırılabildi.Bu isyanların bastırılması,Osmanlı Devletini zaman zaman Avrupa devletleriyle karşı karşıya getirdi.Osmanlı Devletinin uzak eyaletlerinden biri olan Yemen,isyanların en çok görüldüğü yerlerden biriydi.İstanbul’dan tayin olan yöneticilerin bölgede kontrolü sağlayamamaları sebebiyle Yemen,1598-1635yılları arasında mahalli idarecilerin elinde kaldı.Bağdat’ta Subaşı Bekir’in çıkardığı isyan,IV.Murat döneminde Bağdat seferi ile son buldu.Bağdat beylerbeyi Hüseyin Paşa tarafından bastırıldı(1655).

XVII.yüzyılda diğer bir önemli isyan da Kırım’da çıktı.1608’de Kırım Hanı Gazi Giray’ın ölümü üzerine oğlu Toktamış,İstanbul’dan gelecek fermanı beklemeden kendini han ilan ettirdi.Bu durum İstanbul’da iyi karşılanmadı.Kırım Hanlığı’na Selamet Giray tayin edildi.Bu olay Kırım’da karışıklıklara sebep oldu.Kırım’daki karışıklıklar,Canbey Giray’ın Kırım hanı olmasına kadar devam etti.

İsyanların Sonuçları

Yeniçerilerin isyankar tavırları Fatih Sultan Mehmet zamanında başlar.Ulufe konusuna dayanan yeniçeri hareketleri,zaman zaman siyasi mahiyet kazanmıştır.İstanbul isyanlarında devletin otoritesi ağır bir sarsıntı geçirmiştir.İsyanlar sebebiyle devletin üst dereceli memurlarında psikolojik çöküntü doğmuştur. Yüksek dereceli memurların eli silahlı ve güçlü çapulcu ordusuna karşı yapabilecekleri bir şey yoktur.Bu gelişmeler sonucunda Osmanlı Devletinin merkezi otoritesi çöktü;inanırlığı ve güvenirliğini kaybetti.

Celali İsyanları’nın kaynağı büyük ölçüde,vergi yükünden yılıp köyünü,çiftini çubuğunu terk eden(çift bozan) insanlar oluşturuyordu.Kadıların,taşradaki yöneticilerinin usulsüz,kanuna aykırı iş yapmaları,fazla para(veya mal) toplamaları,hatta rüşvet almaları,bu isyanların psikolojik temelini meydana getirmiştir.Celali ve Eyalet isyanları bastırıldı.Fakat,ne çift bozan ne kanunsuzluk ve nede rüşvet eksildi.Bunun yanında,kuyucu Murat Paşa’nın isyanları bastırmak için,suçlu suçsuz önüne gelen insanı,çoluk çocuk demeden öldürtmesi derin yaraların açılmasına sebep oldu.

Ticaret sanayi,ziraat kısacası üretim,huzur ve güven ortamını sever.İsyanlar sebebiyle ne İstanbul’da ne de Anadolu’da huzur kaldı.Tarım arazileri isyanlar ve bastırma çabaları sonunda tahrip oldu.Halk daha da yoksullaştı.Dolayısıyla devletin gelirleri de azaldı.Halkının refahını,güvenliğini ve huzurunu sağlayamayan devlete güven kalmadı.

1- Meşrutiyetin 2.kez ilan edilmesini sağlayan sebepler nedir?
2- Jön Türklerin Kurduğu İttihat Ve Terakki Cemiyetinin Amacı Neydi? Yazınız.
3- I.Balkan savaşının sebepleri nelerdir? Maddeler halinde Yazınız.
4- Almanya neden Osmanlıyı savaşa kendi yanında sokmak istiyordu? Yazınız.
5- İtilaf devletlerinin Çanakkale cephesini açmalarının sebepleri nelerdir?
6- Çanakkale zaferinin önemi nedir? Yazınız.
7- Mondros Ateşkes Anlaşmasının en önemli 3 maddesini yazınız.
8- İzmir ne zaman kim tarafından işgal edilmiştir? Yazınız.
9- Milli Varlığa Düşman Cemiyetler nelerdir? Yazınız.
10- Kurtuluş Savaşının amacı ve yönteminin ilk kez ilan edildiği belge hangisidir? Yazınız.

NOT: Her soru 10 puan ve süre 40 dakikadır

a.12 Hayvanlı Türk Takvimler

Türklerin kullandığı en eski takvim 12 hayvanlı Türk takvimidir.Türkler tarafından bulunan bu takvimde Güneş temel olarak alınmıştır.Bu takvim 12 yıllık bir süre içerir ve her yıl,bir hayvan adı ile isimlendirilir. Bir yıl 365 gün 5 saat olarak hesaplanmış ve 12 aya ayrılmıştı.

Türkler,12 hayvanlı takvimi güneş yılı hesabına göre düzenlemişlerdi.Bu takvim Hunlar,Uygurlar ve daha sonra diğer bazı Türk devletleri tarafından kullanılmıştır.

b.Hicri Takvim

Türkler, İslamiyeti kabul ettikten sonra hicri takvimi kullanmaya başladılar.Hicri takvimde zaman ölçüsü Ay yılıdır.Buna göre bir yıl,Dünya’nın uydusu olan Ay’ın,Dünya etrafında 12 defa dönmesi için geçen zamandır.Bir yıl 364 gün olup Güneş yılı ile arasında 11 gün fark vardır.Takvim başlangıcı olarak Hz.Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç ettiği (Hicret) 622 yılı kabul edilmiştir.

Ülkemizde 1 Ocak 1926’da yürürlükten kaldırılan hicri takvimden,sadece dini günlerin belirlenmesinde yararlanılmaktadır.Günümüzde İran,Pakistan,Afganistan,Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkelerinde bu takvim kullanılmaktadır.

c.Celali takvim

Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah adına düzenlenmiş bir takvimdir.Güneş yılına göre hazırlanmıştır.Melikşah’ın birinci adıdan dolayı bu takvime Celali takvim adı verilmiştir.Melikşah’ın ölümünden sonra terk edilmiştir.

Ç.Rumi Takvim

Osmanlı Devleti’nde hicri takvim kullanılıyordu.Ancak Güneş ve Ay yılları arasındaki on bir günlük bir fark olması devlet işlerinde karışıklıklara neden oluyordu.Vergilerin toplanmasında ve dış ticaretteki zorlukları gidermek düşüncesiyle, hicri takvimde değişiklik yapılması gereksinimi duyuldu.1739 yılında mali işlerde kullanılmak üzere,Güneş yılı esasın dayanan yeni bir takvim yapıldı.Bu takvimde de başlangıç yılı hicret kabul edildi.Yılbaşı ise 1 Mart oldu.Ancak,bu değişiklik de yeterli olmadı.Hicri 1255 yılında,Jülyen takvimine dayanan ve başlangıcı yine hicret olan yeni bir düzenleme yapıldı.Bu takvime Rumi takvim denildi.

d.Miladi Takvim

Diğer bir adı Gregoryen takvimi olan bu takvim,günümüzde hemen hemen tüm dünyada kullanılmaktadır.Bu takvim,1926 yılında Türkiye’de kabul edilmiş ve Miladi takvim adını almıştır.Milat,doğum demektir.Bu takvim,Hz.İsa’nın doğumundan 7 gün sonraki 1 Ocak gününü başlangıç olarak almıştır.Dünya’nın Güneş etrafındaki dönme süresi olan 365 gün 6 saat, bir yıl olarak kabul edilmiştir.Başlangıç tarihinden önceki döneme Milattan Önce (M.Ö.),sonraki döneme de Milattan Sonra (M.S.) denilir.26 Aralık 1925 yılında çıkarılan bir kanunla Türkiye’de de zaman ölçüsü olarak miladi takvim kabul edildi ve 1 Ocak 1926’dan itibaren kullanılmaya başlandı.

ÖRGÜT KAVRAMI VE ÖZELLİKLERİ

1.1. ÖRGÜT TANIMI VE ANLAMI

Örgüt kavramını çok değişik şekillerde tanımlamak mümkündür. Bu tanımların daha iyi anlaşılması açısından örgütleme, örgüt dizaynı gibi kavramlardan bahsetmek gerekir.

Örgütleme, örgüt yapısını oluşturmak için gerekli faaliyetler sürecini ifade etmektedir. Bu, yönetim fonksiyonlarından da bilindiği gibi faaliyetleri gruplamak, bu grupları örgütsel olarak kademe ve mevki haline getirmek, bu mevkilere uygun işgörenleri atamak safhalarını içerir.

Örgüt dizaynı ise bir örgütün yapısını oluşturan başlıca ilişkilerin şeklini ve niteliğini gösterir. Bir örgütün dizaynı sırasında başlıca ele alınacak unsurlar şunlardır. [1]

· İşletmeyi amaçlarına ulaştıracak işlerin belirlenmesi

· İşletmedeki temel işbölümünün kararlaştırılması

· İşbölümü içinde yer alacak organların belirlenmesi

· Organlar arası yetki ve iş ilişkilerinin belirlenmesi

· Temel koordinasyon mekanizmasının belirlenmesi

· Örgüt şema ve kılavuzlarının hazırlanması

Bahsettiğimiz örgütleme ve örgüt dizaynı sürecinden sonra ortaya çıkan yapıya örgüt adı verilir. Burada ortaya çıkan örgüt yapısı biçimsel örgüt yapısıdır. Bu yapı örgütü dizayn edenin tercih ve seçimlerine dayandığı için bu adı almaktadır. Örgüt şeması da bu formel yapının şematik olarak ifade edilmiş şeklidir. Örgüt yapısını oluşturan birimlerin yetki-sorumluluk dağılımları, birbirleriyle olan ilişkileri ise organizasyon el kitaplarında yer alır.

Bunun dışında işletmelerde kendiliğinden gelişen ve kişilerin birbiriyle kurdukları iş içi ve iş dışı ilişkiler sonucu ortaya çıkan bir yapı vardır ki buna da informel(biçimsel olmayan) yapı adı verilir. İnformel ve formel yapılar uyumlaştırıldığı zaman birbirini tamamlayıcı ve etkinliği artırıcı bir yapı kazanırlar. Biçimsel ilişkilerinde ortaya çıkmasıyla örgütün mekanik yanından daha da ağır basan sosyal yanı ortaya çıkar. Örgütü oluşturan kişilerin kişisel anlayışları, amaçları ve değer yargıları diğer tüm özellikleri aynı olsa bile bir örgütü diğer bir örgütten ayırır. Her organizasyondaki bu farklı havaya örgüt kültürü adı verilir.

Örgüte ilişkin bu tanımlardan sonra örgüte ilişkin yapılmış olan tanımlara geçebiliriz.

‘’Örgüt, belli amaçlara ulaşmak için bir insan grubunun çabalarını düzenleştirmeye yarayan belirli yapı, kural ve süreçlerin bütünüdür.’’[2]

‘’Örgüt, belirli amaçlar doğrultusunda kişilerin gayretlerini birleştirdikleri yapılandırılmış bir süreçtir.’’

‘’Örgüt, insan, iş, teknoloji faktörlerini birleştiren bir sistemdir. ‘’

‘’Örgüt, bir işletmedeki işleri, mevkileri, işgörenleri ve aralarındaki haberleşme ve otorite ilişkilerini gösteren bir yapıdır.’’

‘’Örgüt, teknik ve sosyal faktörlerle ilgili bir düzenlemedir.’’[3]

Bu tanımlardan sonra organizasyon yapılarını oluşturan temel unsurları açıklayabiliriz.

1.2. ÖRGÜT YAPISINI BELİRLEYEN UNSURLAR

Bir örgütün yapısı oluşturulmak istendiği zaman örgütü karakterize eden birtakım unsurlar üzerinde durmak gerekir. Bu unsurlardan başlıcaları şunlardır.

a-)Amaç:Her örgüt ulaşmak istediği amaçlara ve bu amaçlarla ulaştıracak faaliyetlere göre farklı bir yapıda dizayn edilir. Örneğin rutin işlerin yapıldığı örgütler klasik yapıya göre dizayn edilirken, değişken işlerin yapıldığı örgütler organik yapıda dizayn edilir. Bu örnekten de anlaşılacağı üzere bu unsur organizasyon amaçlarını gerçekleştirmek için yapılacak iş ve faaliyetlerin nitelikleriyle ilgilidir.

b-)İş bölümü ve uzmanlık derecesi: Bilindiği gibi uzmanlaşma belli bir işin çok küçük parçalar ayrılarak her görevi bir kişinin sürekli olarak yapması anlamındadır. Organizasyondaki bölümlerde ne derece uzmanlaşmaya gidileceği organizasyon yapısı direk olarak etkileyecektir. Örneğin klasik teori işlerin nasıl yapılacağını belirlemiş ve kişilerin bu belirlenen doğrultuda davranmasını istemiştir. Diğer taraftan sosyo-teknik sistem anlayışına göre organizasyonda etkinliğin artması işlerin ve kişilerin birlikte ele alınması ile sağlanabilir.

c-)Formalleşme Derecesi: Formalleşme derecesi işlerin yapılması sırasında belirlenmiş olan yöntem ve ilkelerin ne derecede uygulandığını ifade eder. Şayet işlerin nerede,ne zaman, kim tarafından yapılacağı tam ve ayrıntılı olarak belliyse ve bunlara uymak zorunlu ise formalleşme derecesi yüksek demektir.

d-)Denetim Alanı: Örgütte bir üste bağlı olması gereken ast sayısı ile ilgili bir unsurdur. Çeşitli yazarlar bir yöneticinin denetim alanını sınırlayan kişilerin adedi üzerinde farklı görüşler öne sürmüşler ancak bir üste bağlı ast sayısının genellikle 3 ile 10 arasında değiştiği fikrinde birleşmişlerdir. [4]

e-)Örgütteki Kademe Sayısı: Bu faktör kontrol alanı unsurunun uygulaması sonucu ortaya çıkar ve örgütün basık veya sivri olmasını etkiler. Basık yapıda haberleşme hızlı sağlanırken, sivri yapıda daha fazla personele ihtiyaç duyulur.

f-)Merkezileşme Derecesi: Merkezileşme derecesi, organizasyonda kararların hangi kademedeki çalışanlar tarafından verildiğini gösterir. Şayet kararlar üst yönetim tarafından veriliyorsa merkeziyetçi, alt kademeye doğru kaydırılmışsa ademi-merkeziyetçi bir yapıdan söz edilir.

g-)Çapraşıklık Derecesi: Örgütteki dikey ve yatay yayılma derecesini ifade eder. Çapraşıklık derecesinin artması koordinasyon, iletişim, haberleşme ve kontrol açısından birtakım sorunları da ortaya çıkarır.

h-)Departmanlaşma: Departmanlaşma işletmelerde yapılacak olan faaliyetler, bu faaliyetlerin bir araya getirilmesi ile görevler ve sırasıyla işler, pozisyonlar ve bölümler ile ilgili bir unsurdur. Bu bölümlerin oluşumu sırasında dikkat edilecek ilkeler ve kriterler departmanlaşmayı etkiler. Bu kriter ve ilkelere bölümlere ayırma kısmında değinilecektir.

ı-)Emir- Komuta ve Kurmay Organların Oluşturulması: Emir-Komuta ve kurmay organı olarak görev yapacak birimlerin aralarındaki ilişkilerin belirlenmesi de bir diğer önemli unsurdur. Şayet bu konunun üzerinde durulmazsa ileride organizasyon da sorunlar çıkma olasılığı büyüktür.

i-)Haberleşme Kanalı ve Şekli: Haberleşme ilişkilerinin çeşidi ve niteliği de organizasyonun yapısını etkileyen bir unsurdur.

Yukarıda bahsettiğimiz unsurlar her yönetici tarafından içinde bulunulan ortamın özelliklerine göre değerlendirilir ve bu unsurların yansımasına göre organizasyon yapısı ortaya çıkar.


[1] İsmail EFİL,İşletmelerde Yönetim ve Organizasyon,U.Ü. Güçlendirme Vakfı, Bursa, 1996,s.184

[2]Güngör ONAL, İşletme Yönetimi ve Organizasyonu,Türkmen Kitabevi, İstanbul,1998,s.51

[3] Tamer KOÇEL, İşletme Yöneticiliği, Beta Yayınları, İstanbul, 1999,s.117

[4] Hayri ÜLGEN,İşletmelerde Organizasyon İlkeleri ve Uygulaması, İ.Ü. İşletme Fakültesi Yayınları, İstanbul, 1993,s.55

Yüzey Taşlamada Kalite Kontrol Cihazları ve Uygulamaları

Yüzey taşlama tezgahları düzgün ve hassas yüzeylerin işlenmesinde kullanılır. Yüzey taşlama tezgahlarının başlıca iki tipi vardır: 1. yatay yüzey taşlama tezgahı, 2. dikey yüzey taşlama tezgahı. Yatay tipte taş mili yataydır ve parçayı taşıyan tabla, taş miline dik bir gidip-gelme hareketi yapar. Enlemesine ilerleme tablanın taş mili doğrultusunda gidip gelmesiyle sağlanır. Düşey tipte ise taş mili düşeydir. (Akün, F., Takım Tezgahları, s.468) Parçayı taşıyan tablalarına göre ise iki ana gruba ayrılırlar: mukavemetli tablalı (reciprocating table), döner tablalı (rotary table). (McGraw Hill, Tool Engineers’ Handbook, s.37-14)

Yüzey taşlama işleminin amacı yüzey kalitesi yüksek, düzgün parçalar elde etmektir. Taşlanan parçalar boyut, paralellik, doğrusallık ve pürüzlülük kontrolüne tabi tutulurlar. Kalite kontrol işlemleri tezgah başında veya işleme tamamlandıktan sonra kalite kontrol departmanlarında, otomatik olarak veya manuel olarak yapılabilir

Tezgah başında kalite kontrol:

Tezgah başında parçanın boyutlarıyla ilgili kontroller yapılır. Parçanın boyutları, işleme sırasında operatör tarafından tezgahı durdurmak suretiyle manuel olarak kontrol edilebilir. Manuel ölçümler için sürgülü kumpas, mikrometre, hassas mikrometre, mastar ve komperatör (ölçme saati) gibi ölçme aletleri kullanılır. (Kent, W., Kent’s Mechanical Engineers’ Handbook, s.24-17,24-18) Operatör bu aletleri kullanarak parçanın boyutlarını tespit eder ve parça resmindeki ölçülerle kıyaslayarak verilen toleranslar dahilinde olup olmadığını kontrol eder.

Parça boyutu kontrollerinin tezgah tarafından otomatik olarak yapılmasını sağlayan ölçüm mekanizmaları da bulunmaktadır. Elektronik veya hava ölçüm mekanizmaları işleme sırasında otomatik bir döngüyle parça boyunun kontrol edilmesini ve istenen boyuta ulaşıldığında işlemeye son verilmesini sağlarlar. (Wick, C., Drozda, T. J., Tool and Manufacturing Engineers Handbook, s.9-47) Ölçüm bilgilerinin tezgaha iletilmesi pneumatik (hava basıncı ile çalışan) veya elektronik bir kontrol ünitesi aracılığıyla olur. Pneumatik kontrolle, kontrol ünitesine artan ya da azalan basınç formunda sinyaller gönderilir. Bu basınç iki şekilde kullanılır:

1. İnç veya milimetre olarak kalibre edilmiş bir basınç kadranına aktarılır. Bu kadran

parçanın istenen boyuta ne kadar yaklaştığının gözlenmesini sağlar.

2. Bir grup pneumatik elektrik düğmesine de aktarılır. Bu düğmelerin her biri belirli

bir parça boyutunu temsil eder ve belli bir basınç düzeyinde çalışırlar. Elektrik düğmesinin çalışmasıyla gönderilen elektrik sinyalleri tezgahın kontrolünü – hızın kontrolü veya istenen boyuta ulaşıldığında taşın geri çekilmesi gibi – sağlarlar. (Wick, C., Drozda, T. J., Tool and Manufacturing Engineers Handbook, s. 9-12)

Taş seçimi, soğutucu sıvı kullanımı, tezgahın temizliği, taşın düzeltilmesi ve giydirilmesi yüzey kalitesini etkileyen tezgahla ilgili önemli faktörlerdendir. Çok yumuşak bir taş kullanılması durumunda taştan parçalar kolayca koparak parçayla taş arasında birikir ve parçanın üzerinde derin çiziklerin oluşmasına neden olur. Düzeltilmemiş ve giydirilmemiş taşlar da parça yüzeyinde çizik oluşturabilir. Ayrıca taşlama sıvısının kirli olması da kir parçacıklarının parça üzerinde birikmesine neden olacağından yüzey kalitesini düşürür. Bu faktörlerin dikkate alınması yüzey kalitesinin artmasına ve oluşabilecek hatalı üretim sayısının oldukça azalmasına neden olur. (Krar,S. F., Check,A. F., Technology of Machine Tools, s.696,701)

İşleme sonrasında kalite kontrol:

İşleme sonrasında kalite kontrol kalite kontrol departmanlarında yapılır. Yüzey taşlamadan çıkan parçaların boyut ve doğrusallık kalite kontrolü kumpas, mikrometre, komperatör, mihengir, projeksiyon veya DEA ile yapılabilir. Mihengir parça boyutlarının dijital olarak ölçülmesini sağlayan bir alettir. Ucun önce parçaya sonra zemine değdirilmesiyle ölçüm yapılır. Mihengirle ayrıca taşlanan parçaların çok önemli özellikleri olan doğrusallık ve paralellik de test edilebilir. Paralellik ve doğrusallık ucun parça üzerinde farklı noktalara değdirilmesiyle birçok ölçüm yapılması ve bu ölçümlerin kıyaslanması suretiyle kontrol edilir.

Kalite kontrolde kullanılan diğer bir makine optik projektördür. Parçanın aydınlatılması ve ışığın yansıtılmasıyla parçanın büyültülmüş görünümü projektör ekranında elde edilir. 5, 10, 20, 50 kat büyütme özelliğine sahip projeksiyon aletleri bulunmaktadır. Projektörler çap, uzunluk gibi boyut kontrollerinin yanı sıra yüzey kalitesinin kontrolünde de kullanılırlar. Yüzeyin ekrana büyütülerek yansıtılmasıyla çizik ve leke gibi birçok yüzey durumu gözlenebilir ve yüzey kalitesi kontrolü yapılabilir. Ayrıca, autocollimator denilen bir aletin yardımıyla optik projektör yüzey paralelliğinin kontrolünü de sağlar. (Wick,C., Drozda,T. J., Tool and Manufacturing Engineers Handbook, s.32-58,32-59)

Profilometre ve Brush surface analyzer yüzey kalitesi ölçümünde kullanılan iki alettir. Ölçüm, aletlerin elmas ucunun pürüzlülüğü ölçülen yüzeye paralel değdirilmesi ve yüzey üzerinde aşağı-yukarı hareket ettirilmesiyle yapılır. Elmasın hareketi alet içinde bulunan bobinin magnetik bir alan içinde hareketine neden olur ve bu da değişken bir voltaj meydana getirir. Bu voltaj amplifike edilerek pürüzlülüğün belirlenmesinde ve kaydedilmesinde kullanılır. (Kent, W., Kent’s Mechanical Engineers’ Handbook, s.24-30,24-31) Mikroinç veya mikrometre cinsinden ölçüm yapmak mümkündür. Bu aletler ile Ra (ortalama pürüzlülük), Rq (kareler ortalaması ve karekök sapması), Rz (ortalama pürüzlülük derinliği), Ry (düzleme derinliği) ve Sm gibi pürüzlülük parametreleri ölçülebilir.

Traktör üretimi yapan Uzel’ de yüzey taşlama işleminden çıkan parçaların kalite kontrolünde yukarıda belirtilen yöntemlerin ve aletlerin birçoğu kullanılmaktadır. İşleme sırasında tezgah başında, parçaların boyut kontrolleri operatörler tarafından tezgahı durdurarak sürgülü kumpas, mikrometre, hassas mikrometre ve mastar gibi aletler yardımıyla yapılmaktadır.(Bkz. Resim-1) Operatörler ölçüm sonucu buldukları değerlerle resim değerlerini kıyaslamakta ve bulunan değerlerin tolerans sınırları dışında olması durumunda gerekli önlemleri almaktadırlar.

Kalite kontrol departmanlarında ise kumpas, mikrometre ve mastar gibi manuel ölçüm sağlayan aletlerin yanında otomatik cihazların kullanılmasıyla yüzey taşlama işleminden geçen parçaların daha hassas boyut ölçümleri, paralellik ve doğrusallık testleri ve pürüzlülük kontrolleri yapılmaktadır. Optik projektörler parçanın büyültülmüş görüntüsünü projektör ekranına yansıtarak boyut, paralellik ve yüzey kontrolünde kullanılmaktadır. (Bkz. Resim-2) Doğusallık ve boyut ölçümlerinin yapımında mihengirler de kullanılmaktadır. (Bkz. Resim-3) Ayrıca,boyut kontrolünde kullanılan DEA adlı bilgisayar destekli bir cihaz da bulunmaktadır. ( Bkz. Resim-4) Pürüzlülük ölçümleri ise Taylor-Hobson pürüzlülük cihazıyla yapılmaktadır. (Bkz. Resim-5) Bu cihaz Ra, Rq, Rz, Ry ve Sm gibi birçok yüzey yapı parametresini ölçebilmekle birlikte genel olarak Ra-ortalama pürüzlülük-cinsinden kullanılmaktadır. Cihaz mikrometre veya mikroinç cinsinden ölçüm yapabilmektedir. Yapılan ölçümlerle elde edilen pürüzlülük değerleri resim değerleri üzerinde çıkarsa parça onaylanmamaktadır.

Kaynaklar

Wick, C., Drozda, T. J.(1984). Tool and manufacturing engineers handbook 4th ed.). McGrawHill Book Company

Kent, W. (1950). Kent’s mechanical engineers’ handbook. John Wiley &Sons

Akün, F.(1970). Takım tezgahları.

(1959).Tool engineers’ handbook .New York: McGraw Hill

Krar,S. F., Check,A. F.(1997). Technology of machine tools (5th ed.). Glencoe McGrawHill


bursa evden eve nakliyat
Bedava İlan Verme