Ders Anlatım Eğitim Blogu,Öss,Sbs,Dersler

fizik, kimya, biyoloji, ingilizce, öss, sbs, öğretmenler

KONU:17.Yüzyılda Osmanlı Devletinde Çıkan İç Karışıklıklar

1.İÇ ÇALKANTILAR VE İSYANLAR

Osmanlı Devleti,kuruluşundan itibaren çetin mücadeleler içinde yaşamak mecburiyetinde kalmıştır.Bir taraftan Bizans ve Balkanlardaki devletlerle mücadele ederken,diğer taraftan çeşitli Türk beylikleri ile uğraşmıştır.Doğudan ve batıdan rahatsız edilmiştir.Türk ve İslam dünyasını Hristiyan ittifaklarına karşı korurken,kardeş devletlerle de uğraşmak zorunda kalmıştır.

Bütün bunlara rağmen,Osmanlılar,İslam dünyasının lideri olan büyük bir”cihan devleti”ni ortaya çıkarmıştır.İçte ve dışta huzuru sağlamış,bir huzur ve güven ortamı meydana getirmiştir.Askeri başarılarının yanı sıra siyasi,ekonomik ve kültürel gelişmeler sağlamıştır.Türk-İslam kültürünün zirvesi olan bir Osmanlı Medeniyeti meydana getirmiştir.

Yüzyıllarca süren üstün başarılarına rağmen,yüklendiği çetin görevin ve aleyhinde oluşan ittifakların yükü,devlete ağır gelmeye başlamıştır.Askeri harcamalar çok yükselmiştir.Ticari yolların değişmesi Osmanlı Devleti maliyesini olumsuz yönde etkiledi.Siyasi ve askeri meselelerle uğraşan devlet,dünyada meydana gelen ilmi ve teknolojik gelişmeleri görememiş,gördüklerini de uygulayamamıştır.

Osmanlı Devleti kurulduğu tarihten 17. yüzyıla kadar sürekli ilerleme ve gelişme içinde olmuştur.Çok geniş sınırlara ulaşan devlet 16. yüzyılın ikinci yarısında bir takım iç meselelerle karşı karşıya gelmiştir.Batıda Avusturya,doğuda İran ile yapılan savaşlar,Osmanlı Devleti’ni bunalımlı bir döneme sokmuştur.

İsyanların Sebepleri ve Özellikleri

Bu dönemde çıkan isyanlar,yönetimin,ordunun ve maliyenin bozulmasıyla ilgilidir.

Yönetimde merkezi otoritesinin zayıflaması üzerine eyaletlerde ve taşra teşkilatında kendi başına hareket eden kişiler ortaya çıktı.unlar,halk üzerinde baskı kurmaya ve merkezin emirlerini dinlememeye başladılar.Diğer yandan,uzun süren savaşlar sebebiyle askerden kaçanlar eşkıya olarak dağlara çıkıyor ve iç güvenliği tehdit ediyorlardı.Savaş ortamında doğan ekonomik kriz de huzursuzlukların kaynağı oldu.Maliyenin zayıflaması ile paranın ayarı düşürüldü.Paranın alım gücünün azalması ve yeni vergiler,üretimin düşmesine neden oldu.Buna rağmen çiftçi,esnaf ve tüccar üzerinde vergi yükü daha da arttı.Devlete olan güven sarsıldı.Bu fırsattan istifade eden kişilerinde teşvikiyle de iç karışıklıklar çıktı.Bu karışıklıkları çıkaranlar,gerçekleşen olumsuz gelişmelerden dolayı,yer yer halk tarafında desteklenmiştir.

Ayrıca,iç isyanların sebepleri şöyle sıralanabilir:

-Bu dönem padişahların yetersiz kişiler olmaları.

-Devlet memurlarının seçimlerde yeterliliğine bakılmayarak,rüşvet ve iltimasın rol oynaması.

-Tımar sisteminin bozulması ve buna bağlı olarak tarım ve hayvancılığın gerilemesi.

-Uzun süren savaşların,güvenliğin bozulmasına ve bunun,çiftçinin toprağını terk etmesine sebep olmasına.

-Halkın her türlü propagandaya kolayca inanması.

-Devşirmelerin her türlü imkana sahip olmalarına karşılık,Türklerin maddi imkansızlıklar içinde olmaları.

Yukarıda belirtilen sebepler insanları isyan etmeye yöneltmiştir.

İstanbul İsyanları

İstanbul’daki isyanlar çoğu defa yeniçeriler ve sipahiler tarafından çıkarılmıştır.Bunlar,genellikle maaşların yetersizliği ve zamanında ödenmemesi bahane ediyorlardı.Ayrıca,yeniçeriler bazı devlet adamlarının kendi çıkarları için kışkırtılıyordu.Bu durum,devlet içerisinde huzursuzluk yaratıyor,anarşinin ortaya sıkmasına sebep oluyordu.Kanlı olan bu isyanlar devlet ileri gelenlerinin hayatına mal olduğu gibi padişahların tahttan indirilmesine hatta öldürülmesine kadar gidebiliyordu.

İstanbul isyanları arasında en tehlikeli olanları III.Murat,Genç Osman,IV.Murat,IV.Mehmet dönemlerinde meydana gelenlerdir.

III.Murat zamanındaki isyanın en önemli sebebi,akçenin değerinin düşürülerek yeniçerilere ulufe ödenmesiydi. İsyancılar,saraya yürüyerek bu işlerden sorumlu gördükleri defterdarların katlini istemişlerdir.Çaresiz kalan yönetim,askerlerin istediğini yerine getirdi.Bu durum askerleri daha da cesaretlendirmiş ve arkası gelmeyen yeni isyanlara sevk etmiştir.

Genç Osman,Hotin seferlerinde yetersizliğini gördüğü Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılarak yerine yeni bir ordu kurulmasını planlıyordu.Padişahın bu planını öğrenen yeniçeriler ayaklandılar.Bir çok devlet adamını ve padişahı öldürdüler(1622).II.Osman,isyancılar tarafından öldürülen ilk padişahtır.Yeniçeriler bu olaylardan sonra devlet içinde ki güçlerini arttırmışlardır.

Yeniçeriler ve sipahiler IV.Murat’ın tahta geçtiği ilk yıllardan itibaren mesele çıkarmaya başladılar.Yeniçerilerin ayaklanması sonucu sadrazam öldürüldü.Bu olaydan etkilenen IV.Murat,devlet otoritesini kurtarmak için çalıştı.Sert tedbirler alarak düzeni ve güvenliği yeniden sağladı.

İstanbul’daki diğer bir isyan da IV.Mehmet zamanında patlak vermiştir.Harem ağalarının devlet işlerine karıştığını ve ulufelerin zamanın da ödenmediğini ileri sürerek yeniçeriler ayaklandı.Sorumlu gördükleri birçok devlet adamını idam ettirdiler.Öldürülen bu kişiler,Sultan Ahmet Meydanı’ndaki bir çınar ağacına asıldı.Bundan dolayı bu olaya Vak’a-i Vakvakiye denilmektedir(1656).

Taşra İsyanları
I.Celali İsyanı

Ülkedeki ekonomik sistemin bozulmaya başlaması,taşra isyanlarının temel sebebidir.Devlet yönetiminde meydana gelen otorite boşluğu da genişlemesine sebep teşkil etmiştir.Ayrıca,Avusturya ve İran ile yapılan savaşlar isyanların yayılmasına etken olmuştur.XVII.yüzyıl boyunca devam eden bu dönem isyanlarına Celali İsyanları adının verilmesi;Yavuz Sultan Selim döneminde Bozok (Yozgat) bölgesinde Celal isimli birisinin ilk defa isyan etmesinden kaynaklanmaktadır.Anadolu’da patlak veren Celali isyanlarından bazıları Karayazıcı,Canpulatoğlu, Kalenderoğlu,Katırcıoğlu,Gürcü,Nebi gibi kişilerin çıkardığı isyanlardır.

Bunlardan,Karayazıcı,Haçova Savaşı’ndan kaçmış ve ocaktan kaydı silinmişti.Urfa taraflarında isyan eden Karayazıcı,etrafına,hükümete kırgın olan devlet adamlarını ve asker kaçaklarını topladı.Kuvvetlerin mevcudu kısa zamanda otuz bin kişiye ulaştı.Sokulluzade Hasan Paşa’ya yenilen Karayazıcı,Samsun’a kaçtı ve Canik dağlarında girdiği çatışmada öldü.Kardeşi Deli Hasan,isyana devam etti.Devleti uzun süre uğraştıran Deli Hasan affedildi.Daha sonra Bosna valiliğine getirildi.Burada da rahat durmayan Deli Hasan sonunda idam edildi.

I.Ahmet zamanında,Celali İsyanları iyice yaygınlaşıp tehlikeli olmaya başladı.İsyancılar,Anadolu’nun büyük bir kısmını ele geçirdiler.1606 da Avusturya savaşının sona ermesi üzerine,Sadrazam Kuyucu Mehmet Paşa ve Kanije kahramanı Tiryaki Hasan Paşa isyancıların üzerine gönderildiler.Önce Canpolatoğlu,daha sonra da Kalenderoğlu isyanları bastırıldı.Bunlardan Kalenderoğlu,adamları ile birlikte İran’a sığındı.Anadolu da çok sayıda Celali’nin öldürülmesi üzerine devlet otoritesi yeniden sağlandı.

I.Mustafa zamanında,Erzurum beylerbeyi olan Abaza Mehmet Paşa,II.Osman’ın yeniçeriler tarafından öldürülmesini bahane ederek isyan etti.Abaza Mehmet Paşa,eline geçirdiği yeniçerileri öldürttü.Sonunda Hüsrev Paşa’ya yenilerek,onunla birlikte İstanbul’a geldi.İsyan nedenini ve macerasını IV.Murat’a anlattı.Padişah tarafından affedildi ve Bosna valiliğine tahin oldu.

II.Diğer İsyanlar (Eyalet İsyanları)

XVII.yüzyılda merkezi yönetimin zayıflaması sonucu Eflak,Boğdan ve Erdel’de çıkan isyanlar güçlükle bastırılabildi.Bu isyanların bastırılması,Osmanlı Devletini zaman zaman Avrupa devletleriyle karşı karşıya getirdi.Osmanlı Devletinin uzak eyaletlerinden biri olan Yemen,isyanların en çok görüldüğü yerlerden biriydi.İstanbul’dan tayin olan yöneticilerin bölgede kontrolü sağlayamamaları sebebiyle Yemen,1598-1635yılları arasında mahalli idarecilerin elinde kaldı.Bağdat’ta Subaşı Bekir’in çıkardığı isyan,IV.Murat döneminde Bağdat seferi ile son buldu.Bağdat beylerbeyi Hüseyin Paşa tarafından bastırıldı(1655).

XVII.yüzyılda diğer bir önemli isyan da Kırım’da çıktı.1608’de Kırım Hanı Gazi Giray’ın ölümü üzerine oğlu Toktamış,İstanbul’dan gelecek fermanı beklemeden kendini han ilan ettirdi.Bu durum İstanbul’da iyi karşılanmadı.Kırım Hanlığı’na Selamet Giray tayin edildi.Bu olay Kırım’da karışıklıklara sebep oldu.Kırım’daki karışıklıklar,Canbey Giray’ın Kırım hanı olmasına kadar devam etti.

İsyanların Sonuçları

Yeniçerilerin isyankar tavırları Fatih Sultan Mehmet zamanında başlar.Ulufe konusuna dayanan yeniçeri hareketleri,zaman zaman siyasi mahiyet kazanmıştır.İstanbul isyanlarında devletin otoritesi ağır bir sarsıntı geçirmiştir.İsyanlar sebebiyle devletin üst dereceli memurlarında psikolojik çöküntü doğmuştur. Yüksek dereceli memurların eli silahlı ve güçlü çapulcu ordusuna karşı yapabilecekleri bir şey yoktur.Bu gelişmeler sonucunda Osmanlı Devletinin merkezi otoritesi çöktü;inanırlığı ve güvenirliğini kaybetti.

Celali İsyanları’nın kaynağı büyük ölçüde,vergi yükünden yılıp köyünü,çiftini çubuğunu terk eden(çift bozan) insanlar oluşturuyordu.Kadıların,taşradaki yöneticilerinin usulsüz,kanuna aykırı iş yapmaları,fazla para(veya mal) toplamaları,hatta rüşvet almaları,bu isyanların psikolojik temelini meydana getirmiştir.Celali ve Eyalet isyanları bastırıldı.Fakat,ne çift bozan ne kanunsuzluk ve nede rüşvet eksildi.Bunun yanında,kuyucu Murat Paşa’nın isyanları bastırmak için,suçlu suçsuz önüne gelen insanı,çoluk çocuk demeden öldürtmesi derin yaraların açılmasına sebep oldu.

Ticaret sanayi,ziraat kısacası üretim,huzur ve güven ortamını sever.İsyanlar sebebiyle ne İstanbul’da ne de Anadolu’da huzur kaldı.Tarım arazileri isyanlar ve bastırma çabaları sonunda tahrip oldu.Halk daha da yoksullaştı.Dolayısıyla devletin gelirleri de azaldı.Halkının refahını,güvenliğini ve huzurunu sağlayamayan devlete güven kalmadı.

1- Meşrutiyetin 2.kez ilan edilmesini sağlayan sebepler nedir?
2- Jön Türklerin Kurduğu İttihat Ve Terakki Cemiyetinin Amacı Neydi? Yazınız.
3- I.Balkan savaşının sebepleri nelerdir? Maddeler halinde Yazınız.
4- Almanya neden Osmanlıyı savaşa kendi yanında sokmak istiyordu? Yazınız.
5- İtilaf devletlerinin Çanakkale cephesini açmalarının sebepleri nelerdir?
6- Çanakkale zaferinin önemi nedir? Yazınız.
7- Mondros Ateşkes Anlaşmasının en önemli 3 maddesini yazınız.
8- İzmir ne zaman kim tarafından işgal edilmiştir? Yazınız.
9- Milli Varlığa Düşman Cemiyetler nelerdir? Yazınız.
10- Kurtuluş Savaşının amacı ve yönteminin ilk kez ilan edildiği belge hangisidir? Yazınız.

NOT: Her soru 10 puan ve süre 40 dakikadır

a.12 Hayvanlı Türk Takvimler

Türklerin kullandığı en eski takvim 12 hayvanlı Türk takvimidir.Türkler tarafından bulunan bu takvimde Güneş temel olarak alınmıştır.Bu takvim 12 yıllık bir süre içerir ve her yıl,bir hayvan adı ile isimlendirilir. Bir yıl 365 gün 5 saat olarak hesaplanmış ve 12 aya ayrılmıştı.

Türkler,12 hayvanlı takvimi güneş yılı hesabına göre düzenlemişlerdi.Bu takvim Hunlar,Uygurlar ve daha sonra diğer bazı Türk devletleri tarafından kullanılmıştır.

b.Hicri Takvim

Türkler, İslamiyeti kabul ettikten sonra hicri takvimi kullanmaya başladılar.Hicri takvimde zaman ölçüsü Ay yılıdır.Buna göre bir yıl,Dünya’nın uydusu olan Ay’ın,Dünya etrafında 12 defa dönmesi için geçen zamandır.Bir yıl 364 gün olup Güneş yılı ile arasında 11 gün fark vardır.Takvim başlangıcı olarak Hz.Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç ettiği (Hicret) 622 yılı kabul edilmiştir.

Ülkemizde 1 Ocak 1926’da yürürlükten kaldırılan hicri takvimden,sadece dini günlerin belirlenmesinde yararlanılmaktadır.Günümüzde İran,Pakistan,Afganistan,Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkelerinde bu takvim kullanılmaktadır.

c.Celali takvim

Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah adına düzenlenmiş bir takvimdir.Güneş yılına göre hazırlanmıştır.Melikşah’ın birinci adıdan dolayı bu takvime Celali takvim adı verilmiştir.Melikşah’ın ölümünden sonra terk edilmiştir.

Ç.Rumi Takvim

Osmanlı Devleti’nde hicri takvim kullanılıyordu.Ancak Güneş ve Ay yılları arasındaki on bir günlük bir fark olması devlet işlerinde karışıklıklara neden oluyordu.Vergilerin toplanmasında ve dış ticaretteki zorlukları gidermek düşüncesiyle, hicri takvimde değişiklik yapılması gereksinimi duyuldu.1739 yılında mali işlerde kullanılmak üzere,Güneş yılı esasın dayanan yeni bir takvim yapıldı.Bu takvimde de başlangıç yılı hicret kabul edildi.Yılbaşı ise 1 Mart oldu.Ancak,bu değişiklik de yeterli olmadı.Hicri 1255 yılında,Jülyen takvimine dayanan ve başlangıcı yine hicret olan yeni bir düzenleme yapıldı.Bu takvime Rumi takvim denildi.

d.Miladi Takvim

Diğer bir adı Gregoryen takvimi olan bu takvim,günümüzde hemen hemen tüm dünyada kullanılmaktadır.Bu takvim,1926 yılında Türkiye’de kabul edilmiş ve Miladi takvim adını almıştır.Milat,doğum demektir.Bu takvim,Hz.İsa’nın doğumundan 7 gün sonraki 1 Ocak gününü başlangıç olarak almıştır.Dünya’nın Güneş etrafındaki dönme süresi olan 365 gün 6 saat, bir yıl olarak kabul edilmiştir.Başlangıç tarihinden önceki döneme Milattan Önce (M.Ö.),sonraki döneme de Milattan Sonra (M.S.) denilir.26 Aralık 1925 yılında çıkarılan bir kanunla Türkiye’de de zaman ölçüsü olarak miladi takvim kabul edildi ve 1 Ocak 1926’dan itibaren kullanılmaya başlandı.

ÖRGÜT KAVRAMI VE ÖZELLİKLERİ

1.1. ÖRGÜT TANIMI VE ANLAMI

Örgüt kavramını çok değişik şekillerde tanımlamak mümkündür. Bu tanımların daha iyi anlaşılması açısından örgütleme, örgüt dizaynı gibi kavramlardan bahsetmek gerekir.

Örgütleme, örgüt yapısını oluşturmak için gerekli faaliyetler sürecini ifade etmektedir. Bu, yönetim fonksiyonlarından da bilindiği gibi faaliyetleri gruplamak, bu grupları örgütsel olarak kademe ve mevki haline getirmek, bu mevkilere uygun işgörenleri atamak safhalarını içerir.

Örgüt dizaynı ise bir örgütün yapısını oluşturan başlıca ilişkilerin şeklini ve niteliğini gösterir. Bir örgütün dizaynı sırasında başlıca ele alınacak unsurlar şunlardır. [1]

· İşletmeyi amaçlarına ulaştıracak işlerin belirlenmesi

· İşletmedeki temel işbölümünün kararlaştırılması

· İşbölümü içinde yer alacak organların belirlenmesi

· Organlar arası yetki ve iş ilişkilerinin belirlenmesi

· Temel koordinasyon mekanizmasının belirlenmesi

· Örgüt şema ve kılavuzlarının hazırlanması

Bahsettiğimiz örgütleme ve örgüt dizaynı sürecinden sonra ortaya çıkan yapıya örgüt adı verilir. Burada ortaya çıkan örgüt yapısı biçimsel örgüt yapısıdır. Bu yapı örgütü dizayn edenin tercih ve seçimlerine dayandığı için bu adı almaktadır. Örgüt şeması da bu formel yapının şematik olarak ifade edilmiş şeklidir. Örgüt yapısını oluşturan birimlerin yetki-sorumluluk dağılımları, birbirleriyle olan ilişkileri ise organizasyon el kitaplarında yer alır.

Bunun dışında işletmelerde kendiliğinden gelişen ve kişilerin birbiriyle kurdukları iş içi ve iş dışı ilişkiler sonucu ortaya çıkan bir yapı vardır ki buna da informel(biçimsel olmayan) yapı adı verilir. İnformel ve formel yapılar uyumlaştırıldığı zaman birbirini tamamlayıcı ve etkinliği artırıcı bir yapı kazanırlar. Biçimsel ilişkilerinde ortaya çıkmasıyla örgütün mekanik yanından daha da ağır basan sosyal yanı ortaya çıkar. Örgütü oluşturan kişilerin kişisel anlayışları, amaçları ve değer yargıları diğer tüm özellikleri aynı olsa bile bir örgütü diğer bir örgütten ayırır. Her organizasyondaki bu farklı havaya örgüt kültürü adı verilir.

Örgüte ilişkin bu tanımlardan sonra örgüte ilişkin yapılmış olan tanımlara geçebiliriz.

‘’Örgüt, belli amaçlara ulaşmak için bir insan grubunun çabalarını düzenleştirmeye yarayan belirli yapı, kural ve süreçlerin bütünüdür.’’[2]

‘’Örgüt, belirli amaçlar doğrultusunda kişilerin gayretlerini birleştirdikleri yapılandırılmış bir süreçtir.’’

‘’Örgüt, insan, iş, teknoloji faktörlerini birleştiren bir sistemdir. ‘’

‘’Örgüt, bir işletmedeki işleri, mevkileri, işgörenleri ve aralarındaki haberleşme ve otorite ilişkilerini gösteren bir yapıdır.’’

‘’Örgüt, teknik ve sosyal faktörlerle ilgili bir düzenlemedir.’’[3]

Bu tanımlardan sonra organizasyon yapılarını oluşturan temel unsurları açıklayabiliriz.

1.2. ÖRGÜT YAPISINI BELİRLEYEN UNSURLAR

Bir örgütün yapısı oluşturulmak istendiği zaman örgütü karakterize eden birtakım unsurlar üzerinde durmak gerekir. Bu unsurlardan başlıcaları şunlardır.

a-)Amaç:Her örgüt ulaşmak istediği amaçlara ve bu amaçlarla ulaştıracak faaliyetlere göre farklı bir yapıda dizayn edilir. Örneğin rutin işlerin yapıldığı örgütler klasik yapıya göre dizayn edilirken, değişken işlerin yapıldığı örgütler organik yapıda dizayn edilir. Bu örnekten de anlaşılacağı üzere bu unsur organizasyon amaçlarını gerçekleştirmek için yapılacak iş ve faaliyetlerin nitelikleriyle ilgilidir.

b-)İş bölümü ve uzmanlık derecesi: Bilindiği gibi uzmanlaşma belli bir işin çok küçük parçalar ayrılarak her görevi bir kişinin sürekli olarak yapması anlamındadır. Organizasyondaki bölümlerde ne derece uzmanlaşmaya gidileceği organizasyon yapısı direk olarak etkileyecektir. Örneğin klasik teori işlerin nasıl yapılacağını belirlemiş ve kişilerin bu belirlenen doğrultuda davranmasını istemiştir. Diğer taraftan sosyo-teknik sistem anlayışına göre organizasyonda etkinliğin artması işlerin ve kişilerin birlikte ele alınması ile sağlanabilir.

c-)Formalleşme Derecesi: Formalleşme derecesi işlerin yapılması sırasında belirlenmiş olan yöntem ve ilkelerin ne derecede uygulandığını ifade eder. Şayet işlerin nerede,ne zaman, kim tarafından yapılacağı tam ve ayrıntılı olarak belliyse ve bunlara uymak zorunlu ise formalleşme derecesi yüksek demektir.

d-)Denetim Alanı: Örgütte bir üste bağlı olması gereken ast sayısı ile ilgili bir unsurdur. Çeşitli yazarlar bir yöneticinin denetim alanını sınırlayan kişilerin adedi üzerinde farklı görüşler öne sürmüşler ancak bir üste bağlı ast sayısının genellikle 3 ile 10 arasında değiştiği fikrinde birleşmişlerdir. [4]

e-)Örgütteki Kademe Sayısı: Bu faktör kontrol alanı unsurunun uygulaması sonucu ortaya çıkar ve örgütün basık veya sivri olmasını etkiler. Basık yapıda haberleşme hızlı sağlanırken, sivri yapıda daha fazla personele ihtiyaç duyulur.

f-)Merkezileşme Derecesi: Merkezileşme derecesi, organizasyonda kararların hangi kademedeki çalışanlar tarafından verildiğini gösterir. Şayet kararlar üst yönetim tarafından veriliyorsa merkeziyetçi, alt kademeye doğru kaydırılmışsa ademi-merkeziyetçi bir yapıdan söz edilir.

g-)Çapraşıklık Derecesi: Örgütteki dikey ve yatay yayılma derecesini ifade eder. Çapraşıklık derecesinin artması koordinasyon, iletişim, haberleşme ve kontrol açısından birtakım sorunları da ortaya çıkarır.

h-)Departmanlaşma: Departmanlaşma işletmelerde yapılacak olan faaliyetler, bu faaliyetlerin bir araya getirilmesi ile görevler ve sırasıyla işler, pozisyonlar ve bölümler ile ilgili bir unsurdur. Bu bölümlerin oluşumu sırasında dikkat edilecek ilkeler ve kriterler departmanlaşmayı etkiler. Bu kriter ve ilkelere bölümlere ayırma kısmında değinilecektir.

ı-)Emir- Komuta ve Kurmay Organların Oluşturulması: Emir-Komuta ve kurmay organı olarak görev yapacak birimlerin aralarındaki ilişkilerin belirlenmesi de bir diğer önemli unsurdur. Şayet bu konunun üzerinde durulmazsa ileride organizasyon da sorunlar çıkma olasılığı büyüktür.

i-)Haberleşme Kanalı ve Şekli: Haberleşme ilişkilerinin çeşidi ve niteliği de organizasyonun yapısını etkileyen bir unsurdur.

Yukarıda bahsettiğimiz unsurlar her yönetici tarafından içinde bulunulan ortamın özelliklerine göre değerlendirilir ve bu unsurların yansımasına göre organizasyon yapısı ortaya çıkar.


[1] İsmail EFİL,İşletmelerde Yönetim ve Organizasyon,U.Ü. Güçlendirme Vakfı, Bursa, 1996,s.184

[2]Güngör ONAL, İşletme Yönetimi ve Organizasyonu,Türkmen Kitabevi, İstanbul,1998,s.51

[3] Tamer KOÇEL, İşletme Yöneticiliği, Beta Yayınları, İstanbul, 1999,s.117

[4] Hayri ÜLGEN,İşletmelerde Organizasyon İlkeleri ve Uygulaması, İ.Ü. İşletme Fakültesi Yayınları, İstanbul, 1993,s.55

Yüzey Taşlamada Kalite Kontrol Cihazları ve Uygulamaları

Yüzey taşlama tezgahları düzgün ve hassas yüzeylerin işlenmesinde kullanılır. Yüzey taşlama tezgahlarının başlıca iki tipi vardır: 1. yatay yüzey taşlama tezgahı, 2. dikey yüzey taşlama tezgahı. Yatay tipte taş mili yataydır ve parçayı taşıyan tabla, taş miline dik bir gidip-gelme hareketi yapar. Enlemesine ilerleme tablanın taş mili doğrultusunda gidip gelmesiyle sağlanır. Düşey tipte ise taş mili düşeydir. (Akün, F., Takım Tezgahları, s.468) Parçayı taşıyan tablalarına göre ise iki ana gruba ayrılırlar: mukavemetli tablalı (reciprocating table), döner tablalı (rotary table). (McGraw Hill, Tool Engineers’ Handbook, s.37-14)

Yüzey taşlama işleminin amacı yüzey kalitesi yüksek, düzgün parçalar elde etmektir. Taşlanan parçalar boyut, paralellik, doğrusallık ve pürüzlülük kontrolüne tabi tutulurlar. Kalite kontrol işlemleri tezgah başında veya işleme tamamlandıktan sonra kalite kontrol departmanlarında, otomatik olarak veya manuel olarak yapılabilir

Tezgah başında kalite kontrol:

Tezgah başında parçanın boyutlarıyla ilgili kontroller yapılır. Parçanın boyutları, işleme sırasında operatör tarafından tezgahı durdurmak suretiyle manuel olarak kontrol edilebilir. Manuel ölçümler için sürgülü kumpas, mikrometre, hassas mikrometre, mastar ve komperatör (ölçme saati) gibi ölçme aletleri kullanılır. (Kent, W., Kent’s Mechanical Engineers’ Handbook, s.24-17,24-18) Operatör bu aletleri kullanarak parçanın boyutlarını tespit eder ve parça resmindeki ölçülerle kıyaslayarak verilen toleranslar dahilinde olup olmadığını kontrol eder.

Parça boyutu kontrollerinin tezgah tarafından otomatik olarak yapılmasını sağlayan ölçüm mekanizmaları da bulunmaktadır. Elektronik veya hava ölçüm mekanizmaları işleme sırasında otomatik bir döngüyle parça boyunun kontrol edilmesini ve istenen boyuta ulaşıldığında işlemeye son verilmesini sağlarlar. (Wick, C., Drozda, T. J., Tool and Manufacturing Engineers Handbook, s.9-47) Ölçüm bilgilerinin tezgaha iletilmesi pneumatik (hava basıncı ile çalışan) veya elektronik bir kontrol ünitesi aracılığıyla olur. Pneumatik kontrolle, kontrol ünitesine artan ya da azalan basınç formunda sinyaller gönderilir. Bu basınç iki şekilde kullanılır:

1. İnç veya milimetre olarak kalibre edilmiş bir basınç kadranına aktarılır. Bu kadran

parçanın istenen boyuta ne kadar yaklaştığının gözlenmesini sağlar.

2. Bir grup pneumatik elektrik düğmesine de aktarılır. Bu düğmelerin her biri belirli

bir parça boyutunu temsil eder ve belli bir basınç düzeyinde çalışırlar. Elektrik düğmesinin çalışmasıyla gönderilen elektrik sinyalleri tezgahın kontrolünü – hızın kontrolü veya istenen boyuta ulaşıldığında taşın geri çekilmesi gibi – sağlarlar. (Wick, C., Drozda, T. J., Tool and Manufacturing Engineers Handbook, s. 9-12)

Taş seçimi, soğutucu sıvı kullanımı, tezgahın temizliği, taşın düzeltilmesi ve giydirilmesi yüzey kalitesini etkileyen tezgahla ilgili önemli faktörlerdendir. Çok yumuşak bir taş kullanılması durumunda taştan parçalar kolayca koparak parçayla taş arasında birikir ve parçanın üzerinde derin çiziklerin oluşmasına neden olur. Düzeltilmemiş ve giydirilmemiş taşlar da parça yüzeyinde çizik oluşturabilir. Ayrıca taşlama sıvısının kirli olması da kir parçacıklarının parça üzerinde birikmesine neden olacağından yüzey kalitesini düşürür. Bu faktörlerin dikkate alınması yüzey kalitesinin artmasına ve oluşabilecek hatalı üretim sayısının oldukça azalmasına neden olur. (Krar,S. F., Check,A. F., Technology of Machine Tools, s.696,701)

İşleme sonrasında kalite kontrol:

İşleme sonrasında kalite kontrol kalite kontrol departmanlarında yapılır. Yüzey taşlamadan çıkan parçaların boyut ve doğrusallık kalite kontrolü kumpas, mikrometre, komperatör, mihengir, projeksiyon veya DEA ile yapılabilir. Mihengir parça boyutlarının dijital olarak ölçülmesini sağlayan bir alettir. Ucun önce parçaya sonra zemine değdirilmesiyle ölçüm yapılır. Mihengirle ayrıca taşlanan parçaların çok önemli özellikleri olan doğrusallık ve paralellik de test edilebilir. Paralellik ve doğrusallık ucun parça üzerinde farklı noktalara değdirilmesiyle birçok ölçüm yapılması ve bu ölçümlerin kıyaslanması suretiyle kontrol edilir.

Kalite kontrolde kullanılan diğer bir makine optik projektördür. Parçanın aydınlatılması ve ışığın yansıtılmasıyla parçanın büyültülmüş görünümü projektör ekranında elde edilir. 5, 10, 20, 50 kat büyütme özelliğine sahip projeksiyon aletleri bulunmaktadır. Projektörler çap, uzunluk gibi boyut kontrollerinin yanı sıra yüzey kalitesinin kontrolünde de kullanılırlar. Yüzeyin ekrana büyütülerek yansıtılmasıyla çizik ve leke gibi birçok yüzey durumu gözlenebilir ve yüzey kalitesi kontrolü yapılabilir. Ayrıca, autocollimator denilen bir aletin yardımıyla optik projektör yüzey paralelliğinin kontrolünü de sağlar. (Wick,C., Drozda,T. J., Tool and Manufacturing Engineers Handbook, s.32-58,32-59)

Profilometre ve Brush surface analyzer yüzey kalitesi ölçümünde kullanılan iki alettir. Ölçüm, aletlerin elmas ucunun pürüzlülüğü ölçülen yüzeye paralel değdirilmesi ve yüzey üzerinde aşağı-yukarı hareket ettirilmesiyle yapılır. Elmasın hareketi alet içinde bulunan bobinin magnetik bir alan içinde hareketine neden olur ve bu da değişken bir voltaj meydana getirir. Bu voltaj amplifike edilerek pürüzlülüğün belirlenmesinde ve kaydedilmesinde kullanılır. (Kent, W., Kent’s Mechanical Engineers’ Handbook, s.24-30,24-31) Mikroinç veya mikrometre cinsinden ölçüm yapmak mümkündür. Bu aletler ile Ra (ortalama pürüzlülük), Rq (kareler ortalaması ve karekök sapması), Rz (ortalama pürüzlülük derinliği), Ry (düzleme derinliği) ve Sm gibi pürüzlülük parametreleri ölçülebilir.

Traktör üretimi yapan Uzel’ de yüzey taşlama işleminden çıkan parçaların kalite kontrolünde yukarıda belirtilen yöntemlerin ve aletlerin birçoğu kullanılmaktadır. İşleme sırasında tezgah başında, parçaların boyut kontrolleri operatörler tarafından tezgahı durdurarak sürgülü kumpas, mikrometre, hassas mikrometre ve mastar gibi aletler yardımıyla yapılmaktadır.(Bkz. Resim-1) Operatörler ölçüm sonucu buldukları değerlerle resim değerlerini kıyaslamakta ve bulunan değerlerin tolerans sınırları dışında olması durumunda gerekli önlemleri almaktadırlar.

Kalite kontrol departmanlarında ise kumpas, mikrometre ve mastar gibi manuel ölçüm sağlayan aletlerin yanında otomatik cihazların kullanılmasıyla yüzey taşlama işleminden geçen parçaların daha hassas boyut ölçümleri, paralellik ve doğrusallık testleri ve pürüzlülük kontrolleri yapılmaktadır. Optik projektörler parçanın büyültülmüş görüntüsünü projektör ekranına yansıtarak boyut, paralellik ve yüzey kontrolünde kullanılmaktadır. (Bkz. Resim-2) Doğusallık ve boyut ölçümlerinin yapımında mihengirler de kullanılmaktadır. (Bkz. Resim-3) Ayrıca,boyut kontrolünde kullanılan DEA adlı bilgisayar destekli bir cihaz da bulunmaktadır. ( Bkz. Resim-4) Pürüzlülük ölçümleri ise Taylor-Hobson pürüzlülük cihazıyla yapılmaktadır. (Bkz. Resim-5) Bu cihaz Ra, Rq, Rz, Ry ve Sm gibi birçok yüzey yapı parametresini ölçebilmekle birlikte genel olarak Ra-ortalama pürüzlülük-cinsinden kullanılmaktadır. Cihaz mikrometre veya mikroinç cinsinden ölçüm yapabilmektedir. Yapılan ölçümlerle elde edilen pürüzlülük değerleri resim değerleri üzerinde çıkarsa parça onaylanmamaktadır.

Kaynaklar

Wick, C., Drozda, T. J.(1984). Tool and manufacturing engineers handbook 4th ed.). McGrawHill Book Company

Kent, W. (1950). Kent’s mechanical engineers’ handbook. John Wiley &Sons

Akün, F.(1970). Takım tezgahları.

(1959).Tool engineers’ handbook .New York: McGraw Hill

Krar,S. F., Check,A. F.(1997). Technology of machine tools (5th ed.). Glencoe McGrawHill

AHŞAP ATÖLYESİNDE KULLANILAN EL ALETLERİ

Aletler:

Asırlar boyunca insanlar işlerini daha kolay ve daha etkili olarak yapabilmek için kalıplar ve araçlar icat etmişlerdir. Bu araçlara genellikle alet denir. Bunlar çok çeşitli olup bir kısmı gayet basit diğer bir kısmı ise oldukça karışıktır. Kompleks araçlar daha ziyade makine diye sınıflandırılır. Birçok makinalar şaşılacak derecede geliştirilmiştir.
Alet ve makinalar, bir işin yapılışında büyük ölçüde mekaniksel üstünlük, hassasiyet, sürat verim ve bazen güvenlik sağlar. Uygun aletleri seçip kullanan bir kimse iyi bir yapabilir, fakat, aksine olarak, sadece işçiliğe güvense veya kaba ve ilkel aletler kullanılmış olsa belki de bir şey yapamazdı.
İnsanlar, daha büyük verim sağlamak için yaptığı çalışmalarla eski aletleri geliştirmekte ve yenilerini icat etmektedir. Bugünkü konstrüksiyon metodlarında, yeni gereçlerin kullanılması aletlerin kalite ve görünüşü ile birlikte verimliliğini de artırmıştır. Aletler ve özel fonksiyonları mekaniğin basit makinalardaki prensiplerine göre sınıflandırılır. Nitekim ağaç işlerinde kullanılan kesici aletler (bıçaklar, testereler, rendeler ve düz kalemler) kama şeklinde çakma ve vidalama aletleri (çekiçler, otomatik tornavidalar ve matkap kolları) sırası ile kaldıraç, eğik düzlem ve volan ve mile örneklerdir. Kama, eğik düzlem ve vidanın uygulanması ise delme aletlerdir. Gerçekten, bazı aletler birkaç basit makinanın bileşiminden meydana getirilmiştir. Komplike motorlu aletler, mekanikte görülen altı basit makinadan herbirinin uygulanması ile elde edilir. Bunlar; kama, kaldıraç, eğikdüzlem vida, çark ve mili ile makaradır.

Ağaçişleri aletlerinin adı ve yapılan işe göre sınıflandırılması, bunların kullanılış ve amaçlarını belirtir, böylece tornavida bir vidalama aleti; testere bir kesme aleti; gönye ise kontrol ve markalama aletidir. Bir aletin işleyiş prensibine uyan basit makinalar hakkında edinilecek bilgiler, mekaniksel üstünlük ve verim sağlamak için bu aletin ve esas parçalarının işleyişini kavramamıza yardım eder.

Ağaçişleri aletleri, yapılan işe göre: ölçme, markalama ve kontrol, kesme ve delme, vidalama, çakma, tutturma ve sıkma ve bileme aletleri olarak sınırlandırılır. Ölçme, markalama ve kontrol aletleri dışında kalan bütün aletler kaldıraç, kama eğik düzlem, volan ve mile, marka ve vidaya ait örneklerdir.

Kama:

Bıçaklar, rendeler, düzkalemler, oyma kalemleri, eğeler, testereler, el baltaları gibi aletlerin ağız ve dişleri ile çeşitli matkapların kesici ağızları kama kama örnekleridir. Dişli olanlarda bir seri kesici kamalar vardır.

Ağaçişleri kesme aletleri kesme aletlerinin kamaları, ağaç liflerini kesme, parçalama, kazma ve yarma suretiyle birbirinden ayırır.

Kaldıraç:

Kuvvet veya basınç isteyen bazı aletlerinin kullanılmasında kaldıraçtan yararlanılır. Bazen dayanma noktası kolun bir kısmı üzerindedir. Bazen de bu aletin bilhassa yapılmış bir özelliğidir. Zımba kolları, kerpetenler, penseler, mengene sapları ve çekiç kaldıraçlardan bazı örneklerdir. Testereler, sistreler, düz kalemler, rendeler ve diğer aletler kaldıraç ve kamanın birleşik şekilleridir. Kama, kesen kısımdır; sap ise kullanana kaldırma imkanı sağlar. Bir çiviyi çakmak için 25cm uzunluğunda sapı bulunan 500 gramlık bir çekicin sapı ucuna 5 kg’lık bir kuvvet uygulanırsa çivi 62.5 kilogramlık bir kuvvetle çakılmış olur.

Misal: Çekicin ağırlığı x sapa uygulanan kuvvet x sapın uzunluğu= Elde edilen kuvvet.

0.5 kg x 5 kgx 25cm = 62.5 kg.

Eğik Düzlem:

Amerikan matkapları, helisel matkaplar ve otomatik tornavidalar eğik düzlem uygulamasına ait örnektirler. Burada mekanik kolaylık ve verimlilik; mukavemeti veya ağırlığı bir eğik düzlem veya helezonda olduğu gibi dağıtarak, dolaylı olarak yavaş bir çekme ve kaldırma yolu ile elde edilir.

Vida:

Bazı aletlerin helisel bir kısmı veya vidası vardır ve bu sayede büyük basınçlar kolaylıkla elde edilebilir. Vidanın uygulanmasına işkenceler, el vidaları, mengeneler ve mandrenler gibi sıkıştırma ve bağlama araçlarında rastlanır. Vida eğikdüzlemin bir şekli olup, ayarlama tertibatının çalışmasını kolaylaştırmak (düzlem ayar tekeri) veya mukavemeti azaltmak (delme aletlerin vidalı kısmı) için kullanılır. Bir tezgah mengenesi bu çeşit basit bir makinaya güzel bir örnektir. Mengene kolu volanı, sıkma vidası daz eğik düzlemdir.

Volan ve mil formülü ile eğik düzlem formülünü birleştirirsek: Mengene çenelerindeki sıkma kuvveti (W) x bir dönmede vidanın aldığı yol (P)= Kolu döndürmek için uygulanan kuvvet (E) x bir dönüşte kuvvet uygulama noktasının aldığı yol (mengene kolunun dönüşünde tatbik noktasının çizdiği daire çemberi 2πr).

Vidanın adımı = 5mm

W x P = E x 2πr

Döndürme kuvveti = 5 kg kol uzunluğu 20cm.

W x 0.5 = 5x 2 (3.24)x20

W = 1256 kg.

Yukarıdaki problemde sürtünmeye yer verilmemiştir. Vida somunu üzerinde o kadar çok sürtünme meydana getirir ki bu yüzden çenelerin itilişi yavaşlar ve bu sistem ancak yüzde on bir randıman sağlar. Bu da bize 125,6×0.10= 125,6 kg’lık bir itme kuvveti verir.

Volan ve Mil:

Bazı aletlerde büyük manivela kuvveti bükme, döndürme ve kolla çevirmek suretiyle elde edilir ki, burada kuvvetin uygulama noktası sabit bir nokta veya eksen etrafında dairesel bir yörünge çizer. Tornavidalar, el matkapları ve mil prensibinin uygulama örnekleridir.

Volan yarıçapı x kuvvet = mil, yarıçapı x kuvvet. Bu itme (sürme) gücü ile matkabın döndürülmesinde kullanılır.

Matkap kolundaki 5 kilogramlık döndürme kuvveti matkap ucunda 50kg’lık bir kesme kuvveti meydana getirir.

Kolun yarıçapı x döndürme kuvveti = matkap yarıçapı (mil) x kesme kuvveti.

Kol yarıçapı = 12 cm

Döndürme kuvveti= 5 kg

Matkap yarıçapı = 0,5 cm

12 x5 = 0,5 x Kesme Kuvveti.

60

Kesme Kuvveti: —–

0, 5

Kesme Kuvveti: 120 kg.

Kasnak:

Kayışla çalışan makinalarda gücü ileten tek ve merdivenli kasnaklar vardır. merdivenli kasnaklar aynı zamanda hızın değiştirilmesinde kullanılır.

Birleşik Basit Makinalar:

Ağaç işlerinde kullanılan bir çok el aletleri çeşitli basit makinaların birleşik şekilleridir. Esas parçalardan birisi bir vida gibi görev yaparken diğer bir parça eğik düzlem veya volan ve mil gibi çalışır. Mesela küçük planyada, kama, kaldıraç, eğik düzlem ve vidaya ait uygulamalar bir arada görülür. Elektrikli el aletleri ve ağaç işleri makinaları basit makinaların birleşik şekillerine ait değişik örnekleridir.

IÇKI

Sınıflandırma:

Kesici Ağızlı Alet.

Uygulama

Çalışma Prensibi:

Içkı, düzkalem gibi kama esasına göre keserek çalışır.

Çeşitleri ve Kullanıldığı Yerler:

Içkı, hızlı olarak çok miktarda talaş alma ve profil düzeltme işlerinde kullanılır. Bıçak aşağıya gelecek ve iş ile hafif bir açı teşkil edecek şekilde iki elle tutulur. Sonra ağaçtan ince bir talaş almak için çalışana doğru düzgünce çekilir. Bu aletler her zaman lifler yönünde çalışılmalıdır.

Esas Parçaları ve Herbirinin Gördüğü İşler:

1. Uzun, düzkalem ağızlı ve oluklu bıçak; 20-25 cm boyunda ve 3cm genişliğinde olup, üstün kaliteli alet çeliğinden yapılmıştır.

2. Ağaçtan yapılan tutamaklar, iki uca takılarak alete “U” biçimi verilmiştir.

Ek Parçaları:

Pah Kırma Kesicileri.

Bakım:

Koruma:

Içkılar; iki kanca üzerine yere paralel olarak alet panosu üzerine asılabilir. Kesici ağız, bir ağaç ya da deri kılıfla korunmalıdır.

Bileme:

Kesici ağız oluklu kısımdan 25-30°’lik bir açıda taşlanır, sonra yağ taşında 30-35°’lik açıda rende tığı gibi bilenir.

SİSTRELER- EL SİSTRESİ, KOLLU PARKE SİSTRESİ

Sınıflandırma:

Kesici Ağızlı Alet.

Uygulama:

Çalışma Prensibi.

Sistreler, çok ince talaş kaldıran keskin kama-sistre kılağısı esasına göre çalışır. Kör bir sistre talaştan ziyade toz çıkarır.

Çeşitleri ve Kullanıldığı Yerler:

Sistreler ağaç yüzeylerinin perdahlanmasında, boya ve verniklerin kazınmasında kullanılır. Gerek işlem sırası, gerekse ağaç gözeneklerine dolan veya yüzeyde kalan zımpara tozlarının sistreyi körleteceği düşünülerek; sistreleme işlemi zımparalamadan önce yapılmalıdır.

1. Esas sistresi alaşımlı çelikten yapılmıştır. Kenarları gönyesinde düzeltildikten sonra, masat çekilerek kesici ağız elde edilir. Bunlar 12,5-15cm boyunda ve 6-8cm genişliğindedir.

2. Kollu sistredeki kesici lamada el sistresi gibi alaşımlı çeliktendir. Fakat 45°’lik bir ağız açıldıktan sonra masat çekilir. Bu aletteki sistre laması 6cm gövde boyu ise 30cm.dir. gövde, döğme çelikten yapılmıştır ve sistre lamasını yaklaşık olarak 75’lik bir açıda tutar.

3. Parke sistresi, parkelerin kazınması, boyalı yada vernikli yüzeylerin temizlenmesi gibi kaba işler için yapılmıştır. Ağaç sap sistreyi kesme konumunda tutmaya yarar. Sistre genişlikleri 4, 5, 6 cm ve 8cm’dir. Sapları da 12,5, 19, 22 ve 30cm boyundadır.

4. Sistre rendesi.

Esas Parçaları ve Herbirinin Gördüğü İşler:

1. Sistreler en iyi cins karbon çeliğinden yapılır.

2. Kollu sistrelerin dökme demir yada döğme demirden gövdeleri vardır.

3. Parke sistreleri, sert ağaç yada metal saplara takılırlar.

Bakım

Bileme:

1. El sistreleri, önce ince bir eğe ile düzeltilir, sonra da yağ taşında bilenerek pürüzsüz bir kenar elde edilir. Bunu masat çekme izler. Masat çekildiğinde kesici ağız yani kılağı meydana gelir ki, kesmeyi yapan budur.

2. Kollu sistreye 45° pahlı ağız açılır. Yağ taşında bilendikten sonra, Pahlı yüzeyden düz yüzeye doğru kılağı çıkacak şekilde masat çekilir.

3. Parke sistreleri, kesici ağızları eğelenerek bilenir.

OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA GÜMRÜKLER VE ŞEHBENDERLİK

I- OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA GÜMRÜKLER

A)GENEL ÖZELLİKLERİ

Osmanlı ekonomisinde iç,dış ve transit ticaretten alınan vergiler gümrük sistemi içerisinde incelenir.[1] Osmanlılarda gümrük vergileri devlet hazinesi adına tahsil edilen önemli gelir kaynaklarındandır ve hiçbir zaman tımar ve zeamet erbabına bırakılmamıştır, vakıflara terk edildiğine dair de bir kayda rastlanmamıştır. Başlangıçta özel gümrük memurları vasıtasıyla tahsili temel alınırdı. İltizam sistemi ortaya çıktıktan sonra zaman zaman gümrüklerinde iltizama verildiği görülür. Yinede devlet hazinesine ait bir gelir kaynağı olma özelliği değişmemiştir. Gümrük vergileri denildiğinde hem Osmanlı Devleti’nden yabancı devletlere ihraç edilen veya yabancı devletlerden ithal edilen mal ve eşyalar üzerinden alınan vergiler hem de Osmanlı Devleti’nin bir iskelesinden diğer bir iskelesine deniz yoluyla veya bir şehir veya kasabasına diğerine karayoluyla nakledilen mallardan alınan vergiler akla gelir. Böylece hem dış ticaret, hem de iç ticaret vergiye tabi oluyordu. Dolayısıyla Osmanlı’da gümrükler de iç ve dış gümrükler olmak üzere ikiye ayrılırdı.[2]

B) İÇ GÜMRÜKLER

İç gümrüklerde alınan vergileri âmediye, reftiye, masdariye ve mururiye olarak dört kısımda incelemek kâbildir: Âmediye, bir yerden bir yere taşınan yani gümrük yerine gelen mallardan; reftiye, bir memlekete taşınıpta orada tüketilmeyerek başka bir yere gönderilen yani gümrükten çıkan mallardan; masdariye, nakledilen yerde tüketilen ithal malı emtiadan; mururiye, dışardan Osmanlı ülkesine gelipte sarfedilmeden re-export amacıyla yabancı ülkelere gönderilen mallardan alınan transit vergisidir. Buna bac-ı ubûr (geçiş resmi) da denmiştir. Âmediye %3-5; reftiye % 1-3; masdariye %1-1,5 civarındaydı. Gümrük vergisi bir malın nakliyle ilgilidir. Yani bir yerde üretilip orada tüketilen bir maldan bu tür vergi alınması söz konusu değildi. Gümrükler deniz ve kara gümrükleri olarak ikiye ayrılırdı.[3]

İstanbul, İzmir, Antalya, Selanik, Beyrut, Trabzon, Kefe gibi merkezler, sadece dış ticaret değil, deniz taşımacılığının daha ucuz ve bazı hallerde kolay oluşu nedeniyle iç ticaret içinde önemli limanlardı. Dolayısıyla aynı zamanda önemli birer gümrük merkezleriydiler. Kara yoluyla yapılan ticarette de gümrük resmi alınması kara gümrüklerinin kurulmasını gerektirmişti: Bursa, Erzurum, Tokat, Diyarbekir, Bağdat, Şam, Halep, Edirne, Belgrad gibi büyük şehirlerden başka küçük yerlerdede gümrükler vardı. Vergisini ödeyerek bu gümrüklerden birinden geçen mallar için sahiplerinin eline “edâ tezkiresi” verilir; böylece başka bir gümrüğe geldiğinde aynı mal için tekrar gümrük vergisi ödenmezdi.[4]

Milli devletlerin doğuşundan sonra Avrupa’da XIX. Yüzyılın ortalarında kaldırılan iç gümrükler 1900’lere kadar Osmanlı devlet hazinesinin önemli gelir kaynaklarından birisiydi. Başlarda büyük şehirlerde alınan iç gümrük,son yıllarda gümrük merkezi haline getirilmiş olan şehir ve kasabalarda alınmakta olan iç gümrük 1843’te kaldırılmıştır. Yine 1840’larda kurulmakta olan yeni fabrikaların hammadde ve mamullerinden alınmakta olan iç gümrükler ya kaldırılmış yada hafifletilmiştir. Yerli sanayii korumak için tanınan gümrük muafiyetleri giderek yaygınlaştırılarak 1874’te karayolu ile yapılan ticaretin tümü için iç gümrük kaldırılmıştır. Deniz yollarında ise yerli ve yabancı malları ayırt etme güçlüğü yüzünden iç gümrükler çeyrek yüzyıl daha yaşamış ve 1900’de , savunma harcamalarına katkıda bulunmak üzere, %2’ye indirilmiş ve 1910’da tamamen kaldırılmıştır.[5]

C) DIŞ GÜMRÜKLER

Bu tür vergilerin konmasında Osmanlı Devleti’nin ahidname-i hümayun adı altında yabancı devletlere verdiği ticari imtiyazlar bir başka ifade ile kapitülasyonlar önemlidir. Dış ticarette kapitülasyon sistemi Osmanlılardan önce kurulmuştur. Bir çok ilk, orta, ve yeniçağ devleti ticareti geliştirmek için bu yöntemi kullanmıştır. Anadolu Selçukluları, Beylikler, Memlukler, Bizans, İngiltere vb. hep dış ticaret serbestliğini sağlamak için bu yöntemi izlemişlerdir. Orhan Gazi’den (1326-1360) itibaren Osmanlı Beyliği’de bu sistemi benimsemiştir.[6]

II. Mehmed, İstanbul’un fethinde yakınlık gösteren Cenevizlilere ahidname verdi. II. Beyazid ve I. Selim bu ahidnameyi yenilediler. Yine II. Mehmed’in Venediklilere verdiği imtiyaz önemli imtiyazlardandı. Daha sonra, önce Memluklar tarafından Fransa’ya verilen imtiyazı I. Selim 1516’da , I Süleyman 1528’de onaylamışlardı. Fransa’ya verilen bu imtiyaz Osmanlı Sultanları II. Selim , III. Murad, I. Ahmed, IV. Murad ve İbrahim zamanlarında yenilenmiş, IV. Mehmed zamanında, 1669’ da genişletilmiştir. Benzer ahidnameler zamanla Dubrovnik , İngiltere, Danimarka , Prusya, ve Belçika’ya da verilmiştir.[7]

Bu sistemin esasları şunlardır:

1. Osmanlı Devleti imtiyazın verildiği ülkenin tüccarlarının kendi topraklarına serbestçe gelip gitmelerine ve ticaret yapmalarına müsaade eder.

2. Tüccarların can ve mal güvenlikleri sağlanır.

3. Ölümleri halinde mirasları ülkelerinde varislerine intikal eder.

4. Aralarındaki anlaşmazlıklar kendi hukuklarına göre halledilir. Yerli tüccarlara anlaşmazlıklarında ise Osmanlı Mahkemeleri yetkilidir.

5. Başkalarının borçlarından dolayı takibata uğramazlar.

6. Mallarını istedikleri yerde satarlar.

7. Mal getirip götürdüklerinde genellikle %2-5 gümrük vergisi ödeyip başka vergi ödemezler.

8. Getirdikleri para vergiye tabi değildir.[8]

Osmanlı ilk devirlerinde dış ticarette alınan gümrük vergileri oldukça düşüktü. Fatih Sultan Mehmed zamanına kadar harici gümrük vergi oranı % 2 idi. Bu devirde önce % 4, sonra da % 5’e yükseltilmiş ve bütün XIV. Yy boyunca da bu oran devam etmişti.[9]

Osmanlılar, kapitülasyon politikası ile mali ve siyasi amaçlar güdüyorlardı. Mali amaç : transit ve dış ticaretten gümrük vergileri olarak hazineye katkı sağlamak, bunun yanında ticareti mümkün olduğu kadar Akdeniz havzasında tutmaya çalışmaktı. Siyasi amaç ise Osmanlıların kendi çıkarları için Batılı devletlere imtiyazlar vererek bunları birbirine karşı kullanmaktı. Ancak kapitülasyonlar devlet zayıflayınca aleyhe işlemeye başlamıştı. Batılılar Osmanlı ülkesini hammadde alım ve mamul madde sürüm sahası olmasını sağlayıcı politikalar izlemişlerdir. III. Selim kapitülasyonların gerçek anlamıyla uygulanması yolunda mücadele etmiş ama sonuç alamamıştır. Osmanlı Devleti’nin kapitülasyonlardan kurtulmak için Paris Konferansı (1856) sırasında yaptığı teşebbüs başarısız olmuş İttihat ve Terakki yönetimi de I. Dünya Savaşı’na girerken (1914) ikinci bir adım attı ancak savaşın yenilgi ile sonuçlanması bu teşebbüsün başarısız olmasına neden oldu. Kapitülasyonlar ancak Lozan Antlaşması (1923) ile kaldırılmıştır.[10]

II- Şehbenderlik

ticaret Nezareti’nin kurulmasından önce ticaret işlerine bakmak ve tüccarlar arasındaki ihtilafları halletmek üzere görevlendirilen memurdur. II. Mahmud devrinde mahalli ticaretin yabancıların eline geçmekte olduğunun görülmesi üzerine ticaret iki kısma ayrılarak Müslüman tüccarlara “ Hayriyye Tüccarı” , gayri müslim tüccarlara “Avrupa Tüccarı” denildi. “ Hayriyye Tüccarı”’ na bir takım imtiyazlar da verilerek aralarından birisi “ şehbender” olarak seçildi. Şehbenderler, baş şehbender, şehbender, şehbender vekili, şehbender memuru olmak üzere dört sınıftı. Ticaretle ilgili işleri halletmek üzere 1838’de “Meclis-i Ziraat ve Sanayi” kurulmuş birkaç gün sonra bu kuruluşun ismi “Meclis-i Umur-i Nafia” şekline getirilmiştir. 1839’da ise “Ticaret Vezareti” ihdas edilerek bu meclis de oraya bağlanmıştır. “ Şehbender” tabiri daha sonra konsolos karşılığı yabancı devletlerde kendi devletinin menfaatlerini korumakla görevli kimselere unvan olarak da kullanılmıştır. 1908’dan itibaren de bunun yerine konsolos tabiri kullanılmıştır.[11]

III-SONUÇ

Osmanlı’da gümrükler her zaman önemli olmuş ve hiçbir zaman tımar ve zeamete bırakılmamıştır, vakıflara bırakıldığına dair de bir kayıt yoktur. Gümrüklerden elde edilen gelirler devlet hazinesinin önemli gelir kaynaklarındandı. İltizamın çıkışıyla iltizama verildiği görülür ama yinede önemini yitirmemiştir. Yabancı devletlere ihraç edilen veya yabancı devletlerden ithal edilen mal ve eşyalardan ve Osmanlı’nın bir iskelesinden diğer bir iskelesine deniz yoluyla veya bir şehir veya kasabasından diğerine kara yoluyla nakledilen mallardan gümrük vergisine tabi idi. Böylece hem iç ticaretten hem de dış ticaretten vergi alınırdı. Gümrük vergisi bir malın nakliyle ilgilidir. Yani bir yerde üretilip orada tüketilen bir maldan gümrük vergisi alınmazdı. Gümrükler iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılırdı. İç gümrükler 1900’lere kadar Osmanlı hazinesinin önemli gelir kaynaklarından biri olma özelliğini korumuştur. İç gümrükler 1843’te kaldırılmıştır.

Dış gümrüklerde ise kapitülasyon politikası ile mali ve siyasi amaçlar güdülüyordu. Mali amaç transit ve dış ticaretten gümrük vergileri olarak hazineye katkı sağlamak bunun yanında ticareti Akdeniz havzasında tutmaya çalışmaktı. Siyasi amaç ise Osmanlı’nın kendi çıkarları için Batılı devletlere imtiyazlar vererek bunları birbirine karşı kullanmaktı. Ancak kapitülasyonlar devlet zayıflayınca aleyhte işlemeye başlamıştır. Batılılar Osmanlı’yı hammadde alma ve mamul sürüm sahası olarak görmeye başlamıştı. Kapitülasyonlardan kurtulmak için çeşitli girişimlerde bulunulmuş ancak Lozan Antlaşması’nda kaldırılabilmiştir.

Osmanlı’da ticaret işlerine bakmak ve tüccarlar arası ihtilafları gidermek üzere görevlendirilen “Şehbender” denen kimseler bulunurdu. Bunlar daha sonra konsolos karşılığı olarak yabancı devletlerde kendi devlet menfaatlerini korumakla görevli kişilere ünvan olarak verilmiştir. 1908’den itibaren ise konsolos tabiri kullanılmaya başlamıştır.

GENEL BİBLİYOGRAFYA

__TABAKOĞLU, Ahmet , Türk İktisat Tarihi, İstanbul 1998.

__ŞENER, Abdüllatif, Tanzimat Dönemi Osmanlı Vergi Sistemi , Ankara 1990.

__İHSANOĞLU, Ed. Ekmeleddin, Osmanlı Devleti Tarihi , Cilt II, İstanbul 1999.

__Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri, Cilt III.


[1] Ahmet Tabakoğlu,Türk İktisat Tarihi, İstanbul 1998,s.258.

[2] Abdullatif Şener, Tanzimat Dönemi Osmanlı Vergi Sistemi, Ankara 1990,s.145.

[3] TABAKOĞLU,gös. yer.

[4] Ed. Ekmeleddin İhsanoğlu, Osmanlı Devleti Tarihi, C.II, İstanbul 1999, s. 583.

[5] TABAKOĞLU, a.g.e., s. 258-259.

[6] TABAKOĞLU, a.g.e., s. 259.

[7] gös. yer.

[8] TABAKOĞLU, a.g.e., s. 259-260.

[9] İHSANOĞLU, a.g.e., s.586.

[10] TABAKOĞLU, a.g.e., s. 259.

[11] Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri, C.III, s.316.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI (1914-1918)

1-BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞININ SEBEPLERİ VE SAVAŞIN GELİŞMESİ:

Ondokuzuncu Yüzyıl içinde Avrupa’da sanayileşme hız kazandı.Bunun sonucu olarak gelişen,genişleyen sömürgecilik anlayışı diğer kıtaları da etkisi altına aldı.Devletlerin çıkar çatışmaları,karşılıklı ekonomik reka

bete dönüştü.Siyasi birliklerini tamamlayan Almanya ve İtalya ,19.Yüzyılın sonlarına doğru kuvvetli birer

devlet haline geldiler.Almanya sanayide hızla gelişti.Ham maddeyi karşılamak için sömürgeciliğe önem verdi,dünya pazarlarının bir bölümünü ele geçirdi.Almanya’nın denizticaret filosu önem kazandı.Alman

ya, hem Osmanlı Devleti’nin geniş topraklarında nüfus saibi olmak,hem de İngiltere’nin uzak doğudaki söm

ürgelerine giden yolları kapamak için Osmanlı Devleti ile iyi ilişkiler kurmaya çalışıyordu.Fransa 1871’de Al

manya’ya kaptırdığı alsas-loren’in(Alsace-Loraine)acısını unutamamıştı.Savaşın Avrupa’da başlaması Uzak

doğu’ya olan ilgiyi azalttı.Japonya Almanya’nın sömürgelerine saldıınca o da savaşa girmiş oldu.Savaş de

vam ederken değişik zamanlarda Romanya,Yunanitan,Portekiz,Brezilya,Amerika Birleşik Devletleri de itilaf

(anlaşma)devletlerinin yanında savaşa katıldılar.

1.DÜNYA SAVAŞINA KATILAN DEVLETLER:

Avusturya,Sırbistan:28 Temmuz 1914

Almanya,Rusya:1 Ağustos 1914

İngiltere:5 Ağustos 1914

Karadağ:Sırbistan’la birlikte savaşa girdiği kabul edilir.

Japonya:23 Ağustos 1914

Osmanlı İmparatorluğu:11Kasım 1914

İtalya:24 Mayıs 1915

Bulgaristan:14 Ekim 1915

Romanya:28 Ağustos 1916

Amerika Birleşik Devletleri:6 Nisan 1917

Yunanistan:26 Haziran 1917

Bu devletlerin yanısıra İsviçre,İsveç,Norveç,Danimarka ve İspanya gibi Avrupa Devletleri 1.Dünya Sava

şında tarafsız kaldılar.

OSMANLI DEVLETİ’NİN BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINA GİRMESİ:

Almanya ,Osmanlı devleti’nin kendi yanında savaşa girmesini istiyordu.Nedeni,Osmanlı Devleti;

1-Rusya’yı üstüne çekerek Doğu Avrupa cephelerinin ferahlamasına yardım edecekti.

2-Anlaşma (itilaf)devletlerini İran ve Irak petrollerinden yoksun bırakacaktı.

3-Halifelik nüfuzundan yararlanarak İngiliz sömürgelerindeki müslümanları da etkileyecekti.

OSMANLI DEVLETİNİN SAVAŞTIĞI CEPHELER:

1-Kafkas Cephesi

2-Çanakkale Cephesi

3-Kanal Cephesi

4-Irak Cephesi

5-Suriye-Filistin Cephesi

Osmanlı Devleti müttefiklerine yardım amacıyla Makedonya ve Galiçya cephelerine de asker göndermiştir.Ancak,bu cephelerde de yenilgiler alınmış başarı sağlanamamıştır.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞININ SONUÇLARI:

1-3 Mart 1918’de Rusya Brest-Litowsk Antlaşması’nı imzalayarak savaştan çekildi.Kafkas Cephesi kapandı.

2-Savaş ittifak devletlerinin yenilgisiyle sonuçlandı.Milyonlarca insan ölmüş ,şehirler yakılıp yıkılmıştır.

3-Devletlerin yönetim şekillerinde köklü değişiklikler meydana geldi.

4-Savaşın getirdiği maddi ve manevi zararlar,devletleri barış ve güvenliği sağlamak,devletler arasında çıkabilecek anlaşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla Milletler Cemiyeti kuruldu.

1.DÜNYA SAVAŞINI BİTİREN BARIŞ ANTLAŞMALARI:

Versay Barış Antlaşması:28 Haziran 1919

Sen Cermen Barış Antlaşması:10 Eylül 1919

Nöyyı Barış Antlaşması:27 Kasım 1919

Triyanon Barış Antlaşması:4 Haziran 1920

Sevr Barış Antlaşması:10 Ağustos 1920

Daha evvel Doğu’da ve Türkler’de roket silahlarının gelişmesi anlatılmıştı. Once Haçlılar ve sonra İstanbul’un fethi ile birlikte Avrupa, Türkler ile temasa geçti ve ortaçağ’dan ayrılan Avrupa her alanda olduğu gibi gerek barut ve gerekse roketçilikte ilerlemeler kaydetti.

Havai fişekler ve roketler Avrupa savaşlarında da görülmeye başlandı. Fakat geniş uygulaması yine Doğu’dan Hindistan’dan gelecektir.

1780-1784 seneleri arasında Hindistan’da Meysür Sultani Haydar Ah Han’ın kuvvetleri, İngiliz, Fransız ve Hollandalıların işgal hareketlerine karşı roket kullanmaktaydı. Hatta Ah Han’ın ordusunda bir roket sınıfı bulunmaktaydı . Roketler 3 – 6 Kg. ağırlığında, gövdesi demir bir boru olup 3 m. boyunda bir bambu sırığına bağlı idiler. Bu onlara yön veriyordu, menzilleri 2500 m. kadardı.

Bir İngiliz gözlemecisi hatıralarında (Füzeler çok gürültü yapıyorlar ve süvarinin son derece moralini bozuyorlar ve kitle halinde harekat yapan bu kıt’alara etkili oluyor, uzun kollar halinde yürüyen piyadeye etkili olmuyorlar) derken, Bayly isimli bir İngiliz zabiti ise hatıralarında (20.000 düşmanın tüfekleri ve füzeleri aralıksız ateş ediyordu, bu kadar yoğun dolu bile görülmemiştir, mavi ışık yanar yanmaz füze sağanağına tutuluyorduk. Bir kısmı yürüyüş kolunun önünden girip ardına kadar geçiyor,çok sayıda ölü ve yaralı kaybı ile ayrıca bambu sapları da korkunç yırtıklara sebebiyet veriyorlardı) demektedir

1807 yılında İngiliz filosu Congreve’in roketlerini Kopenhag şehrinin bombardımanlarında kullandı. 25.000 roket atarak şehri yaktı.

1812’de Birleşik Amerika kurtuluş savaşında da İngilizler roket kullandılar. 13 – 14 Eylül 1814 gecesi Baltimore şehrindeki Fort Mac Henry kalesinin bombardımanında İngilizler Erebus roket atış gemisinden istifade ettiler

1816’da Cezayir bombardımanında roketler kullanıldı. İngilizler 1818’de bir roket tugayı teşkilatlandırdılar. İngiliz başarıları karşısında Danimarka, Fransa, İtalya,Rusya gibi bazı Avrupa memleketleriyle diğer küçük devletler müstakil roket sınıfları kurmakta gecikmediler. 1828-1829 Türk – Rus savaşında Ruslar, Kafkas bölgesinde kıtalarımıza karşı roket kullanacaklardır. Meksika – Amerika 1846-1848 savaşında bu defa Amerikalılar bu silahı kullandılar. Kırım savaşı esnasında Türk – Fransız – İngiliz müttefik kıt’aları Rus kuvvetlerine karşı bol sayıda roket kullandılar.

Sivastopol savaşının sonunda roketler önemlerini]kaybedeceklerdir. Çünkü saklanmaları güçtür. Denilebilir ki İkinci Dünya Savaşına kadar topçunun gelişimi bilhassa top menzillerinin çok artışı roket silahının bırakılmasına sebep oldu.

1974 KIBRIS ÇIKARTMASI VE HABER ANALİZİ

Kıbrıs’ta 308 yıllık Türk döneminde farklı toplumlara ait insanlar arasında ırk,dil ve din ayrımı nedeniyle kavga ve çatışma çıktığı görülmüş ve duyulmuş bir olay değildir.İngilizler ada yönetimini devraldıkları tarihten kısa bir süre sonra olaylar çıkmaya başlamıştır.

Yunanlıların en büyük hayali Enosis’ti.Yani Kıbrıs’ın Yunanistan’a katılması ve bütün adayı yunanlaştırmak amacını güdüyordu.1931 yılında Enosis’in ilk başlama hareketi olarak isyan çıkıyor.1947 yılında Başpiskoposluk seçimleri oluyor.Leonidis seçiliyor ama iki ay sonra tifüsten ölüyor.Onun yerine de Girne Başpiskoposu Miri Antheus seçimi kazanıyor.Makaryos adıyla Başpiskopos oluyor ve olaylar bundan sonra şiddetlenmeye başlıyor.

15 Temmuz 1974’te Yunanlı subayların yönetimindeki RMMO ve EOKA-B Makaryos’a karşı bir darbe gerçekleştirirler.Darbecilerin amacı Enosis’i ilan etmek ve buna karşı çıkacak Türkleri yok etmektir.Bu amaçla cumhurbaşkanlığına Sampson gibi eli kanlı birini getirirler.Makaryos’a göre bu darbe Yunanistan tarafından planlanmış çünkü o sırada mutlak güç kendisiymiş.

Yunan cuntası tek yanlı olarak statükoyu değiştirmişti.Makaryos’un yerine Sampson’u getirmişlerdi.Üçlü antlaşmaya göre statüko değişince taraflardan biri müdahale edebiliyordu.

Zaten Yunan darbesi üzerine ada Enosis’in eşiğine gelmişti ve adada yaşayan Türk halkı için çok ciddi bir tehlike oluşmuştu.Bütün bu gelişmelerin üzerine Türkiye, 1960 Garanti Antlaşmasının verdiği yetkilere dayanarak ve Garantör devlet olarak adaya müdahale eder.

Sonuç olarak yıllardır Kıbrıslı Türklere Rumlar tarafından yapılan soykırımını önlemek amacıyla ve adada yaşayan Türklerin çektiği acılara son vermek amacıyla Türkiye,1964 yılında gerçekleştiremediği harekatı, 10 yıl gecikme ile 1974 yılında gerçekleştirmiştir.

1915 ÇANAKKALE SAVAŞI

Savaş öncesi Durum

Yirminci yüzyılın başlarında Avrupa sınırlarından taşıyordu. Ekonomik rekabet, sömürgecilik ve milliyetçilik akımları Avrupa’yı ikiye bölüyordu. Almanya-Fransa ve Rusya-Avusturya arasındaki çekişmeler gerginliğe dönüşüyordu. 28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahdı Arşidük Ferdinand’ın bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi bu gerginliğe son noktayı koydu.

Avusturya’nın 28 Temmuz 1914’te Sırbistan’a seferberlik ilanının ardından 1. Dünya Savaşı başlamış oluyordu. Bir yandan Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya’dan oluşan üçlü İttifak Devletleri, bir yanda da İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşan Üçlü İtilaf Devletleri sonunda Avrupa’yı ikiye bölmüşlerdi.

Savaş ilanlarının ardından İtalya tarafsızlığını ilan ettiyse de bir yıl sonra İtilaf Devletleri’ne katıldı.

Osmanlı İmparatorluğu tarihin gördüğü en geniş sınırlara sahip olmuş, her çeşit milleti ve inanışı içinde barındırmış ve yaklaşık 600 yıl süren saltanatını 20. Yüzyılın başında kaybediyordu. Dışta ve içte yaşadığı mücadeleler Osmanlı Devleti’ni çökertiyor, topraklarını ve gücünü dağıtıyordu. Son olarak Trablusgarp ve Balkan Savaşları ile arka arkaya yenilgiler alan Osmanlı Devleti, Doğu Trakya dışında Avrupa’daki bütün topraklarını kaybetmiş, saygınlığını ve gücünü yitirmişti. Artık Osmanlı Devleti’nin ölümü bekleniyor ve diğer ülkeler tarafından paylaşım planları hazırlanıyordu.

Rusya boğazları ele geçirip sıcak denizlere inmeyi hedeflerken, İngiltere Süveyş Kanalı ve Hint yolunun güvenliği için Filistin’i ele geçirmeyi tasarlıyor, Fransa; Lübnan, Suriye ve Kilikya’nın kontrolünü düşlüyor; Almanlar doğuya yayılma politikası güdüyor, İtalyanlar ise Antalya’ya sahip olmayı istiyorlardı.

Birinci Dünya Savaşı’nın patlamasının ardından Osmanlı Devleti önce İtilaf Devletleri ile birlikte olmaya niyetlendiyse de, Rusya’nın bu duruma soğuk bakması Osmanlı’yı Almanya’ya doğru yönlendirdi ve 2 Ağustos 1914’te yapılan gizli bir antlaşma ile Alman-Türk ittifakı kesinleşti.

Bu tarihten sonra, güvenliği açısından seferberlik ve silahlı tarafsızlık ilan eden Osmanlı Devleti, 10 Ağustos 1914’te İngiliz donanmasından kaçan GOEBEN ve BRESLAU adlı Alman savaş gemilerinin boğazlardan geçmesine izin verir ve boğazları tüm yabancı gemilere kapatır.

GOEBEN ve BRESLAU’ın boğazlardan geçmesi itilaf devletlerinin tepkisine yol açar. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, bu iki gemiyi, daha önce İngilizlere sipariş ettikleri ve hatta parasını ödedikleri halde alamadıkları iki gemi yerine satın aldıklarını açıklar. Böylece, Yavuz ve Midilli adı verilen bu iki savaş gemisi Osmanlı Donanması’na katılmış olur.

27 Eylül 1914’te Amiral Souchon komutasındaki Yavuz, tatbikat amacıyla çıktığı Karadeniz’de Ruslar’a ait Sivastapol ve Novorosisk limanlarını bombalayınca 1 Kasım 1914’te Ruslar Kafkasya’da sınırı geçerek fiilen savaş başlatmış ve Osmanlı Devleti de sıcak savaşın içine çekilmiş olur.

Osmanlı Devleti’nin elinde bulunan boğazlar, konumları nedeniyle özellikle Avrupa için çok büyük bir önem taşıyorlardı. Tarih boyunca uğurlarında nice savaşlar verilen boğazlar stratejik, ekonomik ve kültürel açıdan paha biçilmez değerdeydiler. Bugün bile bakıldığında değerlerini korumaya devam ettikleri açıktır.

İtilaf Devletleri’nin Boğazları açma nedenlerinin başında, elbette ki boğazların sahip olduğu bu stratejik önem yatıyordu. Rusya’ya yardım edebilmek hedefiyle yapılanan bu düşünce ; aynı zamanda Almanya’dan yeterli yardım alamayacağı ve fazla direnemeyeceği düşünülen Osmanlı’yı tek başına ve planlanmış bir barışa mahkum etmeyi planlıyordu. Ayrıca boğazları kazanmak demek, İstanbul’u ele geçirip Osmanlı ve tüm Avrupa üzerinde manevi bir yıkıma sebep olmak demekti. Tarafsız kalan pek çok ülke bu başarıya kayıtsız kalamayacak ve İtilaf Devletleri’ne katıldıklarını açıklayacaklardı.

Boğazlardan geçilebilirse, kazanılacak olan başarı tüm Müslüman sömürgeleri sindirecek, güneyde sömürge devletlerini rahatsız eden hiçbir şey yaşanmayacaktı. Bu düşünceyle İngiltere 28 Ocak 1915’te Osmanlı’ya savaş kararı aldı ve bu karara Fransa da katıldı.

Deniz Harekatı

“ Denizlere hakim olan dünyaya hakim olur.” düşüncesiyle hareket eden İngilizler, boğazları ele geçirmek için donanmanın yeterli olacağına inanıyorlardı. Bahriye Nazırı Churchill’in planları Akdeniz filosu komutanı Amiral Carden tarafından da desteklenince, Lord Fisher’ın şüpheli gördüğü bu harekatın donanma ile yapılmasına karar verildi. Tarihinde hiçbir yenilgi almamış olan İngiliz donanmasının silah, teknoloji ve başarı açısından kendine güveni tamdı. Dünyanın yenilmez donanması, Fransa’nın da desteği ile dünyanın en büyük armadasını oluşturuyordu. Bu donanmaya karşı gelebilecek hiçbir güç düşünülemezdi. Hele ki yıpranmış, teknoloji açısından zayıf ve parçalanmak üzere olan Osmanlı, bu armada ile asla baş edemezdi.

İtilaf Devletleri’nin deniz harekatı 19 Şubat 1915’te başladı. 13 Mart 1915’e kadar düşman gemileri tabyaları top ateşine tuttu, mayın tarama gemileri olabildiğince yol açtı. Boğazları zorlayarak geçebileceklerine inanan düşman kuvvetlerinin, kararlı ve dirençli bir karşılık almaları bu işin o kadar da kolay olmadığını gösteriyordu. Bir ay boyunca yapılan binlerce mermi atışının ardından çok da büyük bir gelişme elde edilememişti.

18 Mart’a kadar geçen bu dönemde boğazın girişinde bulunan Rumeli yakasındaki Seddülbahir ve Ertuğrul tabyaları ile, Anadolu yakasındaki Kumkale ve Orhaniye tabyaları tahrip edilmişti. Boğaza giriş kapıları aralanmış ama hala ilerde olacaklar belirsizdi.

Ve 18 Mart 1915 sabahı geldiğinde kimse günün sonunda neyle karşılaşacağını bilmiyordu.

17 Mart 1915’te Amiral Carden’in yerine Amiral De Robeck’in atanmasıyla 18 Mart da gerçekleşecek plan uygulamaya konuluyordu.

Plana göre; 18 Mart sabahı 3 deniz tümeninden oluşan düşman filosu boğazda belirdi. Filonun en güçlü gemilerinden oluşan 1. Tümen bizzat Amiral de Robeck tarafından kumanda ediliyordu.

Queen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson muharebe gemileri ve Inflexible muharebe kruvazöründe oluşan 1. Tümen, saat 10:30’da boğazdan içeri girdi. Filonun önündeki muhripler savaş alanını tanıyorlardı. Planlanan noktaya ulaşıldığında Queen Elizabeth’in hedefi Rumeli Mecidiye Tabyası, Lord Nelson’un hedefi Namazgah Tabyası, İnflexible hedefi ise Rumeli Hamidiye Tabyası idi. “A Savaş Hattı” olarak adlandırılan bu plan 11.30’da uygulanmaya başlandı ve 11.30’da merkez tabyalarına ateş başladı.

Bu arada düşman gemileri Kumkale’den gelen tedirgin edici ateş hattına da girmişlerdi. Obüslerden üstlerine ateş yağıyordu. Yine de mesafe uzak olduğundan Türk bataryaları savaş gemilerine karşılık veremiyordu. Saat 12.00 sularında Çimenlik, Rumeli Hamidiye ve Anadolu Hamidiye ateş almıştı. B Hattı diye adlandırılan Amiral Guepratte komutasındaki 3. Tümen Suffren, Bouvet, Goulois, Charlemagne adlı dört Fransız gemisiyle Triumph ve Prince George adlı iki İngiliz muharebe gemisinden oluşuyordu. Plana göre bu tümen 1. Tümenin arkasından hareket geçti ve B hattı önündeki yerini aldı. Yavaş yavaş yaklaşan gemiler bu cesurane ilerleyişlerinde Türk bataryalarından düşen mermi ateşi altında B hattına vardılar. Şiddetli yapılan karşılıklı çatışmalarda aradaki bataryalar sustuysa da merkez bataryalar ateşe devam ediyorlardı. 900 yarda kadar içeri sokulduklarından şiddetli ateş bu gemilerin üzerine yağıyordu. 3. Tümene ait olan iki İngiliz gemisi Triumph ve Prince George A hattının kıç omuzluklarında yerlerini almış Rumeli Mesudiye ve Yıldız Tabyalarını hedeflemişlerdi.

Rumeli merkez bataryaları çok yoğun bir ateş altındaydı. Mermilerin çoğu tabyalar içine düşmüş, telefon hatlarını bozmuş, yangınlar çıkarmıştı. Rumeli Mecidiye tabyası topçuların şehit olması ile devre dışı kalmıştı.

Planın ikinci aşamasında Türk bataryaları üzerinde yeteri kadar üstünlük sağlanabilirse Albay Hayes Sadler komutasındaki 2. Tümen devreye girecekti. Ocean, İrresistible, Albion, Vengeance, Swiftsun ve Majestic’ten oluşan 2. Tümen, 3. Tümenin yerini alacak ve B Hattından son olarak yakın muharebe yapılarak Tabyalar içinde olmayıp mayın hatlarını savunan toplar tahrip edilerek bombardımandan hemen sonra mayın tarama işlemlerine başlanacaktı. Fakat 3. Tümenin yerini alacak 2. Tümen gelmeden önce beklenmedik bir şey oldu. Saat 14:00’e doğru Suffren büyük bir hızla boğazı terk etmekte ve Bouvet’de onu izlemekteydi. A hattını geçmek üzereyken Fransız gemisi Bouvet’de bir iki patlama oldu ve Anadolu Hamidiye tabyasınca ateş altındayken 3 dakikada suların altına gömüldü. Derin bir şaşkınlık yaşanıyordu. Queen Elzabeth ve Agamemnon dışındaki bütün gemiler ateşi kestiler. Muhripler ve istimbotlar personeli kurtarmaya gittiklerinde 20 kişi kurtarılabilmiş, 603 kişi sulara gömülmüştü. Bu arada 12.30 sularında Goulois isabet almış ve ağır yaralarla boğazı terk ediyordu. 15.30 sularında mayına çarpan Inflexible’ın durumu kötüydü ama yoğun çabayla Bozcaada’ya ulaştı. 2. Tümen İngiliz gemileri, 3. Tümenin yerini aldığında bu manzara ile karşılaşmıştı. Saat 14.30’da ateşe başlayarak 10 yardaya kadar yaklaştılar. Namazgah tabyasını bombardıman ediyordu. Saat 15.00’te Rumeli Hamidiye daha sonra da Namazgah aldığı isabetle savaş dışına kalmıştı.

Anadolu Hamidiye tabyası hasar görmemişti ve İrrisistible’a ateş ediyordu. Saat 15.14’de İrrisistible’ın yanında korkunç bir patlama duyuldu. Saat 16.15’te tabyalarda uzaklaşmak isterken bir mayına çarptı. Bu bölgede bir gece önce Nusret’in döktüğü mayınlar hiç hesapta yokken can alıyordu. Bölgenin mayınlı olduğunu anlayan Amiral de Robeck 2. Tümenin geri çekilmesi için emir verdi. 18.05’te geri çekilirken Ocean da mayına çarpmıştı. Güçlü top ateşine rağmen Ocean’ın personeli muhripler tarafından boşaltıldı.

18 Mart’ta yaşananlar şaşkınlık yaratmıştı. Lord Fisher gibi ordusuz bir donanmanın başarıya ulaşamayacağını söylayenler haklı çıkıyor, de Robeck ve Churchill gibi hala donanma ile boğazları zorlayıp İstanbul’a çıkılabileceği düşüncesi yeni hareket planları doğuruyordu.

Kara Harekatı

Çanakkale Savaşları’nda Deniz Harekâtı’nın başarısızlığı umutları Kara Harekâtı’na çevirmişti.Daha 1 Mart’ta Yunanistan, Gelibolu yarımadasını işgal etmek, mümkün olduğu takdirde İstanbul üzerine yürümek üzere İngiltere’ye üç tümenlik bir kuvvet önermişti. İngiliz ve Fransızlara kalsa öneri kabul edilebilirdi. Ancak Rus Çarı, İngiliz Büyükelçisi’ne, hiçbir şart altında Yunan askerinin İstanbul’a girmesine izin vermeyeceğini bildirerek bu tasarıyı önledi.

Londra’da ise, harekâtı Donanma yalnız mı yapsın, yoksa Kara Ordusu ile birlikte mi hareket etsin tartışması yapılmakta idi. Bir Kara Ordusuna ihtiyaç olduğunu savunanların arasında Lord Fisher geliyordu. Bununla beraber son karar, Savaş Bakanı (Harbiye Nazırı) Lord Kitchener’indi. O ise, ısrarla elinde birlik olmadığını söylüyordu, ama seçkin bir birlik olan ve İngiltere’de bulunan 29’ncu Tümen’e hiçbir görev verilmemişti.
Nihayet Mart’ta Kitchener Çanakkalecilerin tarafına kayarak 29’ncu Tümenin Ege’ye sevk edileceğini, Çanakkale’de bulunan Deniz Piyadelerine Gelibolu Yarımadası’nın temizlenmesinde yardım edeceğini açıkladı. Bu haber Fransa cephesinde buluna İngiliz Generallerinin öylesine büyük tepkisine yol açtı ki, Mareşal sözünü geri alarak 18 Şubat’ta bu birliğin yerine o sırada Mısır’da bulunan Avustralya ve Yeni Zelanda Tümenlerinin gideceğini bildirmek zorunda kaldı.

Askeri durumu tetkik için Çanakkale’ye gönderilen General Sir William Birdwood, 5 Mart’ta Kitchener’a gönderdiği raporda, Donanmanın tek başına Bağaz’dan geçemeyeceğine inandığını, kuvvetli bir ordunun karadan donanmayı desteklemesi gerektiğini bildiriyordu. Bu rapor Kitchener’in bütün tereddütlerini giderdi. 10 Martda 29’ncu Tümenin Ege’ye gönderileceğini açıkladı. Ayrıca bir Tümen de kendilerinin göndermeleri için Fransızları ikna edeceğini ilave ediyordu.

Böylece Mısır’daki Anzac Tümenleri ile birlikte 70 bin kişilik bir kolordu bu işe ayrılmış oluyordu.

Birdwood’un raporuna rağmen, hala donanmanın tek başına Boğazı geçebileceğini düşünenler vardı. Bu karışıklık içinde Kara kuvveti hazır olana kadar Donanmanın harekatını geri bırakmasını, bu suretle Kara ve Deniz Kuvvetlerinin müşterek harekata başlamasının en iyisi olacağını hiç kimse aklına getiremiyordu.

O sıralarda Londra’ya hakim olan bu kargaşalık ve belirsizliği, ne yapacağı belli olmayan Sefer Kuvveti’nin Komutanlığına yapılan atamadan anlamak mümkündür. Bu komutan, Kitchener’in Güney Afrika savaşlarından eski bir arkadaşı General Sir Ian Hamilton’du.

Donanma asıl saldırısını yapana kadar, Hamilton’un birlikleri işe karışmayacaktı. Eğer deneme başarıya ulaşmazsa Hamilton Gelibolu yarımadasına çıkarma yapacak, başarıya ulaşırsa yarımadaya zayıf bir kuvvet bırakıp doğrudan doğruya İstanbul üzerine yürüyecekti. Oradan İstanbul Boğazına çıkarılmış bir Rus Birliği ile birleşmesi umuluyordu.

Türk tarafı ise, 18 Mart’ta kazandığı zaferden dolayı kendisine olan güvenini tazelemiş, Çanakkale’nin Boğazlar’dan geçilemeyeceğini tüm dünyaya göstermişti. Bu zaferin ardından, Müttefiklerin kaçınılmaz kara harekâtına karşı Türk tarafı da son sürat hazırlıklara başlamıştı. Çanakkale ‘de 5. Ordu oluşturulmuş başına da Mareşal Liman von Sanders getirilmişti. Kıyılara dikenli tellerle çevriliyor, birlikler önemli yerlere yerleştiriliyor, müttefiklerin her hareketi gözleniyordu. Müttefik çıkarmasını bekleyen bir başka kişi ise 19. İhtiyat Tümeni’nin başında bulunan yarbay Mustafa Kemaldi.

-25 Nisan 1915

General Hamilton 25 Nisan 1915 günü, iki İngiliz ve bir Fransız tümeni ile, bir Hint tugayını Seddülbahir bölgesine, iki tümenden oluşan Anzak Kolordusu’nu da, ikinci derecede tuttuğu Karatepe bölgesine çıkarmayı planlamıştır. Bu planın nasıl uygulanacağı yukarıda özetlenmiştir.

Aynı tarihte, Gelibolu’daki Türk kuvvetleri ise, 3 üncü ve 16 ıncı Kolorduların yanısıra 6 tümen, süvari tugayı ve bağımsız taburlardan oluşuyordu. Daha sonra, savaşın gelişme süreci içinde yapılan gerekli kıta kaydırmalarıyla, toplam tümen sayısı 16 ya çıkartılacaktır.

 

25 Nisan çıkarmasından yaklaşık bir ay önce, Gelibolu’da bulunan 5. Kolordu komutanlığına atanan Mareşal Liman von Sanders’in düşüncesine göre, müttefikler çıkarmayı Saros Körfezi’ne yapacaklardır. Bu nedenle de kendisi, birliklerin çoğunu Saros Körfezi ile Anafartalar bölgesinde; bir tümeni Seddülbahir bölgesinde ve iki tümenli 15nci Kolorduyu da, anadolu yakasında tutmayı uygun bulmuştur. Ayrıca savunma amacıyla kıyının belli noktalarında gözetleme ve koruma birlikleri bulundurulacak, asıl kuvvetler ise geride yedekte tutulacaktı. Aslında Liman von Sanders’in bu savunma planına Türk komutanlar karşıydılar. Onlara göre, düşman en zayıf ve kritik anları olan çıkarma sırasında kıyıda karşılanırsa, ilerlemesi önlenebilecekti. Mareşalin gelmesinden önce hazırlanan türk savunma tedbirleri de böyleydi. Ancak, uygulamaya konulan, ordu komutanı Liman von Sanders’in planıdır. Daha sonra çıkarma başlayınca, komutanların aldıkları ek önlem ve hazırlıklar sayesindedir ki , çıkarılan ilk düşman birlikleri kıyıda karşılanacak ve fazla ilerlemeye fırsat bulamadan, 3-4 kilometrelik bir ilerlemeden sonra savaş bitene kadar, bulundukları yerde çakılıp kalacaklardır.

-Arıburnu Muharebeleri

General Hamilton 25 Nisan 1915 günü, iki İngiliz ve bir Fransız tümeni ile, bir Hint tugayını Seddülbahir bölgesine, iki tümenden oluşan Anzak Kolordusu’nu da, ikinci derecede tuttuğu Karatepe bölgesine çıkarmayı planlamıştır. Bu planın nasıl uygulanacağı yukarıda özetlenmiştir.

Aynı tarihte, Gelibolu’daki Türk kuvvetleri ise, 3 üncü ve 16 ıncı Kolorduların yanısıra 6 tümen, süvari tugayı ve bağımsız taburlardan oluşuyordu. Daha sonra, savaşın gelişme süreci içinde yapılan gerekli kıta kaydırmalarıyla, toplam tümen sayısı 16 ya çıkartılacaktır.

 

25 Nisan çıkarmasından yaklaşık bir ay önce, Gelibolu’da bulunan 5. Kolordu komutanlığına atanan Mareşal Liman von Sanders’in düşüncesine göre, müttefikler çıkarmayı Saros Körfezi’ne yapacaklardır. Bu nedenle de kendisi, birliklerin çoğunu Saros Körfezi ile Anafartalar bölgesinde; bir tümeni Seddülbahir bölgesinde ve iki tümenli 15nci Kolorduyu da, anadolu yakasında tutmayı uygun bulmuştur. Ayrıca savunma amacıyla kıyının belli noktalarında gözetleme ve koruma birlikleri bulundurulacak, asıl kuvvetler ise geride yedekte tutulacaktı. Aslında Liman von Sanders’in bu savunma planına Türk komutanlar karşıydılar. Onlara göre, düşman en zayıf ve kritik anları olan çıkarma sırasında kıyıda karşılanırsa, ilerlemesi önlenebilecekti. Mareşalin gelmesinden önce hazırlanan türk savunma tedbirleri de böyleydi. Ancak, uygulamaya konulan, ordu komutanı Liman von Sanders’in planıdır. Daha sonra çıkarma başlayınca, komutanların aldıkları ek önlem ve hazırlıklar sayesindedir ki , çıkarılan ilk düşman birlikleri kıyıda karşılanacak ve fazla ilerlemeye fırsat bulamadan, 3-4 kilometrelik bir ilerlemeden sonra savaş bitene kadar, bulundukları yerde çakılıp kalacaklardır.

-Seddülbahir Muharebeleri

25 Nisan günü, Müttefik Kuvvetleri Donanmanın koruyucu bombardımanı altında, beş ayrı yerden Gelibolu Yarımadası’na çıkmaya başladılar. İngiliz ve Hint birliklerinin çıkarıldığı ilk hedef , güneyde Alçıtepe’yi ele geçirip Kilitbahir platosuna ilerlemek, oradaki merkez tabyalarını susturduktan sonra Boğaz’ın giriş bölgesini ele geçirmekti. Burada Müttefik donanmasına bağlı savaş gemilerinin yaptığı bombardımanın şiddetine bir örnek vermek gerekirse; sadece Ertuğrul Koyu sırtlarındaki 26. Alayın 10.Bölüğünün savunma mevzilerine 4650 mermi atılmıştı.

 

Buna rağmen Türk bataryaları ve kuvvetleri imha olunamadığından İngiliz Birlikleri ağır kayıplar vermekte ve bu durum, Müttefik kuvvetler arasında büyük bir şaşkınlık yaratmaktaydı. Bu günlerde, gerçek bir kahramanlık destanı yaratan Yahya Çavuş’un takımı, işte bu 10. Bölüğün takımıdır.

Temmuz 1915 sonuna kadar, çok kanlı geçen, göğüs göğüse süngü hücumları ve karşı hücumlarla süren Kirte-Kerevizdere- Zığındere Muharebeleri, özellikle Türk birliklerinin, Müttefik Donanması’nın ateşinden korunmak amacıyla, gece yaptıkları süngü hücumlar şeklinde olmuştur. Sekiz gün, geceli gündüzlü süngü hücumlarıyla geçen Zığındere muharebesi, iki taraf için de kayıpların en fazla olanı ve en kanlı geçenidir.

 

Bu bölgedeki harekat ağustos ayıyla birlikte mevzi muharebesine dönüşür. Böylece işgal kuvvetleri, 3-4 kilometrelik bir arazide çakılıp kalmış, Alçıtepe ve Kirte ele geçirilememiş, durum boşaltmaya kadar değişmeden böylece devam etmiştir.

-Kumkale Muharebeleri

25 Nisan 1915 günü saat 04.30’da Fransız filosu Kumkale önlerinde savaş düzeni almıştı. Kumkale ve Kumkale-Orhaniye arasını hedef alan şiddetli donanma ateşinin ardından Fransız birlikleri karaya çıktılar.

Kumkale’deki Türk takımı Fransız bombardımanlarına ve karaya çıkan iki Fransız bölüğüne karşı kahramanca dayandıysa da, sürekli takviye edilerek tabur seviyesine çıkan Fransızlar karşısında kaleyi bırakarak Kumkale köyüne çekilmek zorunda kaldı. Sadece yarım takımlık 6. Bölük’ün ihtiyatıyla takviye edilebilen takım, Kumkale sokaklarında Fransızlarla kısa süren sokak muharebelerine girdi. 6. Bölük komutanı, birliklerini Kumkale mezarlığına çekti. Takım komutanlarından birinin şehir düşmesine, diğerinin de yaralanmasına ve cephane sıkıntısına rağmen, bölük inatla savunmasını sürdürdü ve Fransız kuvvetlerinin kanadını Kumkale’de bastırıp, bütün cephesini hareketten alıkoydu.

Türk birlikleri Kumkale’yi geri almak için taarruza geçince Kumkale sokaklarında göğüs göğüse yakın muharebe başladı. Fransızlar da direnişlerini sertleştirmişlerdi. Türk hücumlarının en şiddetli bir anında Fransızlar beyaz bayrak çektiler. Üst rütbeli Fransız subayı da kendi rütbesine denk bir Türk subayına teslim olmak istedi, fakat dil farkı yüzünden anlaşılamadı.

Teslim alma olayı uzayınca Fransızlar tekrar toplanarak mevzilerine döndüler ve yer yer ateş muharebeleri başladı. Fransız filosu da kendi birlilerine zayiat verdirme pahasına, Fransız ve Türk birliklerinin birbirine girdiği Kumkale’ye şiddetli ateşlere başladı. Türk birlikleri Mezarlık-Kumkale-Orhaniye hattına çekilmek zorunda kaldılar.

Fransızlar da Kumkale’de kıyı başı tutmuşlar ama ilerleyememişlerdi. Gelibolu Yarımadası’na çıkarma yapan İngiliz kuvvetlerinin takviye edilmesi amacıyla, Seferi Kuvvetler Başkomutan’ı General Hamilton’un emriyle, Fransız kuvvetleri 26/27 Nisan 1915 gecesi başarılı bir çekilme harekatıyla geri alındılar.

-Anafartalar Zaferi

25 Ağustos 1915’ten Ağustos sonuna kadar, Müttefikler hem Seddülbahir hemde Arıburnu’nda başarılı olamayınca, Çanakkale Boğazı’nı, geriden sarkarak ele geçirmek amacıyla harekete geçerler. Bu arada General Hamilton, Türk Ordusu’nun gerilerine sarkmak ve çember içine alıp yok etmek için, Büyük ve Küçük Kemikli Burunları arasında yeralan Suvla sahillerine çıkıp, Anafartalar’da üçüncü bir cephe açmaya karar verir. Hedef, Conkbayırı ve Koçaçimentepe blokunu ele geçirerek buradan ilerleyip, çanakkale Boğazı’na inerek hakim olmaktır.

Bu amaçla da, 9.İngiliz Kolordusu’nu ,6-7 Ağustos gecesi karanlıktan yararlanarak bölgeye çıkartır. Amaç, sabah gün ağarmadan von Sanders, Saros Grup Komutanına 7. ve 12. Tümenlerle süratle Anafartalar kesimine gitmesini ve karaya çıkan İngiliz birliklerine 8 Ağustos sabahı erkenden taarruz edilmesi emrini verir. Anafartalar Müfrezesi komutanı Yarbay Vilmer’e de, Saros’dan iki tümenin gelişine kadar, İngilizlerin ilerleyişine engel olunmasını emreder.

Liman von Sanders, bundan sonra, Kurmay Albay Mustafa Kemal’i, 8 Ağustos 1915 günü saat 21.45’de, Anafartalar Grup Komutanlığına atar. Anafartalar Grup Komutanı Kurbay Albay Mustafa Kemal, 9 Ağustos sabahı ,12. tümenle 9. İngiliz Kolordusuna. 7.Tümenle de Anzak Kolordusu ile işbirliği yapmasına engel olmak amacıyla, damakçılık Bayırı yönünde saldırıya geçer. Her iki tümenin saldırıları da başarılı olur. İngiliz Birlikleri, beklemedikleri bu karşı Türk taarruzu ile şaşkına dönmüş, ağır kayıplar verirler.

Birinci Anafartalar Muharebeleri olarak adlandırılan bu harekat sonunda, durum değerlendirmesi yapan Mustafa Kemal şöyle demiştir: “…Gerçekte, düşmanın bir kolordusunu zayıf bir tümenimle Kireçtepe-Azmak arasında yenmiş, Tuzla Gölüne kadar takip ederek orada tesbit etmiştim.”

 

Diğer taraftan yeni çıkan birliklerle güçlendirilen 9. İngiliz Kolordusu, Anafartalar yönünde iki kanat harekatı daha denediyse de başarılı olamamıştır. Ancak, Türkler açısından bu bölgede durum, savunulması güç bir konum olduğu için tehlikeli sayılırdı. Tehlikeli durumu düzeltmek için Liman von Sanders, Kuzey Grubundaki 8 Tümeni iki alayla takviye ederek , Anafartalar grup Komutanı Mustafa Kemal’in emrine verir. Tümen karargahına 9-10 Ağustos gecesi gelen Grup Komutanı Mustafa Kemal, takviyeli 8. Tümeni 10 Ağustos sabahı karanlıkta, sadece süngü kullanarak hücuma geçirir. İngilizlere çok ağır kayıplar verdirilerek harekat başarılı olur. Daha sonra, savunma yapılabilecek ek arazinin ele geçirilmesi üzerine, ulaşılan bu ileri çizgide de destek ve güçlendirmeler yapılarak savunmaya geçilir. Böylece, diğer bölgelerde olduğu gibi Anafartalar Bölgesinde de savaş, boşaltmaya kadar , siper ve mevzi savaşına dönüşmüş olur. Diğer bir deyişle, General Hamilton’un İkinci Planı da başarısız olmuş, hedefine ulaşmamıştır.

Tepeler Türklerin elinde olmasına ve olumlu doğa koşullarına karşın, düşmanın sürekli olarak çekindiği zehirli gaz kullanılmamış, su kaynakları zehirlenmemiş, bu yöntemler hiçbir zaman mert ve dürüstçe bir tutum sayılmamıştır. Savaş alanında ele geçen esirlere ve yaralı düşman askerlerine yapılan insancıl muameleler öyle görünüyor ki, Anzakları ilkin gerçekten şaşırtmıştır. Çünkü, daha önce kendilerine anlatılan , ya da Mısır’da karşılaşıp hakkında belirli ön yargılar ve imajlar geliştirdikleri Türk askeri Abdul, Gelibolu Yarımadası’nda çok farklı bir tutum sergilemektedir.

Çanakkale Savaşları kara harekatıyla ilgili olarak belirtilmesi gereken önemli bir diğer nokta da şudur: tüm bu çarpışmalar ve karşılıklı saldırılar sırasında, Türkler mertçe, dürüstçe ve kahramanca çarpışmış, insancıl meziyetlerini ve güçlü kişiliklerini sergilemişlerdir. İster Seddülbahir’de, ister Suvla’da ya da, Anafartalar’da olsun durum aynıdır. rneğin Kızılhaç çadırları ve hastane gemileri, yaralı taşıyan botlar, ya da sedyeleri hedef alan atışlar yapılmamıştır.

 

-Çekilme (Boşaltma)

Anafartalar’da yaşanan zaferin ardından, Müttefik Kuvvetlerinin hem moralleri bozulmuş, hem de Çanakkale’nin geçilebileceği umutları yok olmaya başlamıştı. Ian Hamilton’un bütün ısrarlarına rağmen cepheye artık tek bir asker bile gönderilmediği gibi, Çanakkale’den iki tümen alınmış ve batı cephesine gönderilmişti.

Kısacası Ağustos’tan sonra çekilme planları yapılmaya başlanmıştı. Harbiye Nazırı Lord Kitchener, son defa bölgeyi ziyaret etmiş, artık Çanakkale bölgesindeki Türk savunmasını sökmenin ve buradan boğaz harekatını bir neticeye vardırmanın, hele hele İstanbul sevdasına kapılmanın imkanı kalmadığını anlayarak, Ocak 1916’da Çanakkale’deki kuvvetlerin, Selanik çıkarmasında kullanılmak üzere gönderilmesinin kararını komiteye sunmuştur.

Müttefik askerleri 8 Aralık’tan 20 Aralık’a kadar Anafartalar ve Arıburnu bölgelerini, 28 Aralık’tan, 9 Ocak 1916’ya kadar da Seddülbahir bölgesini tahliye etiler.

 
   

Boşaltma işlemi gerçekten çok iyi planlanmıştı. Askerler her türlü tedbiri almış, geride ayarlı ve sonradan patlayacak olan tüfekler, takip edilmelerine karşı mayınlar bırakmışlar, sessizlik için ayaklarına çuvallar bağlamış ve hatta son güne kadar ileri mevzilerden çekilmeyerek, savaşmışlardır.

Türklerin bu çekilmeden haberi yok muydu? Bu soru Türk tarafı için en çok sorulan sorulardan biridir. Müttefik kuvvetlerinin çekilmedeki başarısı yadsınamaz; çekilme iyi planlanmış, hava koşulları beklendiği gibi gitmiştir.

 

Türk kuvvetleri ise, Müttefik kuvvetlerine göre hep yüksek noktalarda mevzilenmişler ve bu nedenle de düşman askerlerine geçit vermemişlerdi. Türk resmi kaynaklarına göre Yarımada’nın Müttefik askerleri tarafından boşaltılmasından, Türk tarafının haberi kesinlikle olmamıştır.

Türk askerleri çekilmeden haberdar olsalar dahi, büyük bir taarruza kalkışmamışlardır. Çekilen tarafa çok büyük zayiat verdirmek mümkünken, saldırmamayı tercih etmişlerdir. Çünkü artık feda edilecek tek bir Türk askeri bile yoktu. Dört bir yanda savaş içinde olan Osmanlı Devleti’nin eli silah tutan herkese ihtiyacı vardı.

 

Sonuç olarak; 9 Ocak 1916’da Gelibolu Yarımadası’nda tek bir Müttefik askeri bile kalmamış, Çanakkale’nin geçilememesi ile Birinci Dünya Savaşı’nın çizgisi, savaşa katılan bir çok ülkenin de kaderi değişmiştir.

Hava Harekatı

İlk motorlu uçağın uçuşundan yedi yıl gibi kısa bir süre geçtikten sonra, 1910 yılında uçaklardan askeri amaçlarla yararlanma düşüncesi ortaya çıkmış ve takip eden yıllarda uçak, yeryüzünde etkin bir taarruz silahı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Dünyadaki bu gelişmeyi yakından izleyen ve önemini değerlendiren zamanın Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa’nın direktifiyle, 1911 yılında, Genelkurmay başkanlığı bünyesinde askeri havacılıkla ilgili bir şube oluşturulmuş ve Türk Askeri havacılığı’nın temeli olan teşkilat kurulmuştur.

Bu yeni silahın edinilmesine büyük önem veren Mahmut Şevket Paşa maaşının bir kısmını bağışlayarak uçak alımı için kampanya başlatmış ve bu kampanyaya başta padişah Sultan Reşat olmak üzere Donanma Cemiyeti, subaylar ve bazı zenginler iştirak etmiştir. İki uçaklık para, kısa zamanda toplanmış ve Fransa’dan biri 25 Beygirlik, biri de 50 Beygirlik iki uçak satın almıştır.

Müteakiben, Yeşilköy Safra düzlüğünde Kara tayyare Mektebi, Yeşilköy Feneri yakınlarında da deniz tayyare Mektebi kurulmuş ve havacı personel yetiştirilmek üzere ordu ve donanmadan istekli subaylar seçilmiştir.

Çanakkale Muharebeleri başladığı zaman dünya ve Türk askeri havacılığı mütevazı ve geliştirilmeye muhtaç bir durumda idi.

Çanakkale Muharebeleri havacılık yönünden, yeni silahın gerçek değerinin anlaşıldığı ve bugünkü modern hava kuvvetlerinin temelini atan kahramanları kavramaya çalışırken, icra edilen hava harekatının sadece o günkü müşterek harekata katkısı değil aynı zamanda bugünkü havacılığımıza olan katkısı da düşünülmekte ve hava kuvvetlerinin temelinin atılarak, hava stratejisi ve taktiklerinin oluşturulmaya başlandığı bir harekat noktası olarak değerlendirilmektedir.

Havacılık açısından işte böyle bir ortam içinde, 2 Ağustos 1914 günü seferberlik ilan edilmiş ve buna paralel olarak Yeşilköy’de bulunan deniz uçaklarından 2’si İzmir, birisi de Çanakkale Müstahkem Mevzi Komutanlığı emrine verilmiştir.

25 Ağustos 1914 tarihinde Çanakkale Nara Meydanı’na konuşlandırılan Nievport tipi deniz uçağı ile, Deniz Yzb. Savmi, Ütğm. Fazıl ve Ütğm. Cemal’in yaptığı keşif uçuşları sayesinde, bölgedeki İngiliz ve Fransız gemilerinin faaliyetleri izlenmeye başlanmıştır.

18 Mart 1915 tarihine kadar olan dönemde yapılan başarılı hava keşif görevleri hem düşmanın elindeki gemi tip ve miktarını tespit, hem de taarruz hazırlıklarını devamlı takip imkanı sağlamıştır.

18 Mart 1915 günü, havacılarımız erken saatlerde yaptıkları keşif raporunu vermişlerdir.

“ Bozcaada önünde, 40 düşman gemisi sayıldı. Bunlardan; 19’u ağır, 3’ü hafif olmak üzere 22’si kruvazör, diğerleri; şilep, destek gemisi ve uçak gemisidir. Sayıları tam olarak saptanamayan denizaltılar görülmüştür. 6 adet zırhlı İngiliz gemisi, muharebe düzeninde boğaza doğru ilerlemekte ve Fransız gemileri de demir almaktadır. ”

Bir süre sonra, boğaza giren ve kıyı bataryalarını şiddetle bombardıman eden düşman donanma topçusuna, Ark Royal uçak gemisinden havalanan İngiliz uçakları da ateş tanziminde geniş çapta yardım etmiştir.

18 Mart günü öğleden sonra, havacılarımıza; Limni Adası civarındaki düşman kuvvetlerinin durumunu keşfetmeleri emredilmiştir.

Bir saat içinde görev bölgesine ulaşan pilotlar Mondros Koyu’nda 13 harp, 4 nakliye, 29 kömür gemisi olmak üzere toplam 46 geminin bulunduğunu, ayrıca Fransızların Gaulois gemisinin sahil topçumuzun ateşi ile Çanakkale ağzında yara aldığını rapor etmiştir.

Çanakkale Muharebeleri süresince, karşılıklı keşif harekatı devam ederken; Türk havacıları, o tarihler için başarılı sayılabilecek diğer hava görevlerini de icra etmişledir. Bu görevlerden biri 18 Nisan 1915’de yapılmıştır.

O gün Çanakkale Boğazı bölgesinde gittikçe kuvvetlenen ve hava üstünlüğü kurmasından endişe edilen düşman hava gücünü tesirsiz hale getirmek maksadıyla, Bozcaada’da 18 düşman uçağının konuşlandığı meydana hava taarruzu planlamıştır. Ancak bu meydandaki uçaklar, keşif görevi için daha önceden kalktığından, havada karşılaşılmış, kısa bir hava muharebesinden sonra zayiatsız olarak meydana dönülmüştür. Bu görev amacına ulaşmadıysa da, asli taktik hava görevlerinden olan “mukabil hava harekatı” nın ilk ve tipik bir uygulaması olması açısından önem taşımaktadır.

Türk uçaklarının meydan taarruzu planlamasından esinlenen İngilizler aynı gün üçer uçaklık iki kol ile meydanımıza taarruz etmişler, ancak uçaklarımız daha önceden meydan içinde dağıtılarak gizlenmiş olduğundan, atılan bombalar hasar meydana getirememiştir. Bu da, ufki dağılma ve gizleme yapılarak, beka tedbirlerinin alınışına güzel bir örnek teşkil etmiştir.

14-19 Mayıs 1915 günleri, güney cephemizdeki karşı taarruzumuzu desteklemek amacıyla; düşman çıkarma gemileri ve ordugahı bombalanmış Mayıs ayı başından itibaren sabit balon ile boğaz gözetlemesi ve topçu atış tanzimi ve birliklerimizi taciz eden manika balon gemisine taarruzlar yapılmış, her hava hücumunda gemi, balonunu toplayıp yer değiştirmek zorunda bırakılmıştır. Böylece bugün “yakın hava desteği” olarak bilinen görev tipinin basit bir uygulaması yapılmıştır.

25 Haziran’da; Arıburnu bölgesindeki düşman karargahı üzerine propaganda amacıyla 300 adet ingilizce yazılı bildiri atılmıştır. Bu görev, hava gücünün psikolojik harpte kullanılmasına ilişkin güzel bir örnektir.

30 Kasım 1915’te ise, Üsteğmen Ali Rıza, Teğmen Orhan’la beraber, Çanakkale girişinde karaya oturmuş bulunan bir düşman kruvazörüne taarruz etmek için görevlendirilmiştir. Tam bu esnada bir düşman uçağının yaklaştığı görülmüş ve yapılan hava muharebesinde Üsteğmen Ali Rıza fransız uçağını makinalı tüfek ateşiyle düşürmeyi başararak Türk havacılık tarihine ilk düşman uçağını düşüren pilot olarak geçmiştir.

Sonuç olarak;

Çanakkale Muharebeleri’nde, kahraman kara ve deniz kuvvetlerimiz gibi havacılarımız da, üstün silah ve teknik olanaklara sahip düşmanları karşısında, kendilerine düşen görevleri cesaret ve üstün görev bilinici içinde başarıyla icra etmişler ve resmi İngiliz harp tarihi kitaplarında:

“Harikulade müdafaasında yılmadan mücadele eden ve sonunda başaran düşmanımıza hayran kaldık” dedirtmişlerdir.

Çanakkale Muharebeleri’nin ileri görüşlü askeri önderleri yeni silahın gereksinimi olan strateji ve taktiklerin oluşturulmasına öncülük etmiştir. Bu kapsamda ulu önder Atatürk şöyle buyurmuştur:

“ GÖKLERDE BİZİ BEKLEYEN YERİMİZİ ALMAK ZORUNDAYIZ. YOKSA O YERİ BAŞKALARI İSTİLA EDER VE İŞTE O ZAMAN BU ÜLKE VE MİLLET ELDEN GİDER. HALBUKİ BİZ TÜRKLER, BÜTÜN TARİHİMİZ BOYUNCA HÜRRİYET VE İSTİKLALE ÖRNEK OLMUŞ BİR MİLLETİZ.

TAYYARECİLER! ŞUNU UNUTMAYIN Kİ YARININ EN BÜYÜK TEHLİKELERİ SEMALARDAN GELECEKTİR. BU SEBEPLE SİZLER DAİMA HAZIR BULUNMAYA VE O ŞEKİLDE YETİŞMEYE GAYRET EDECEKSİNİZ.”


Savaşın Sonuçları

Çanakkale Cephesi’nin deniz harekatı (Boğaz’ın zorlanması), kuşkusuz sıradan bir askeri harekat, ya da muharebe olayı değildir. Boğazlar, konumu ve tarihi önemi itibariyle, İstanbul Karadeniz kapısı, Çanakkale de Ege Denizi kapısı olarak, geçmişte taşıdıkları ve çağımızda taşımakta oldukları stratejik önem ve değer açısından daima birlikte mütalaa edilmiş ve edilmektedir.

Her iki boğaz, klasik ve dar çerçevede sadece Akdeniz’i Karadeniz’e, Avrupa’yı Asya’ya bağlayan su geçitleri ya da köprüler değil, Akdeniz’in öteki önemli su geçitlerinden Cebelitarık ve Süveyş kanalı ile de bütünleşerek, dünyanın büyük denizlerini (Atlas ve Hint okyanusu gibi) ve büyük kıta kara parçalarını birbirine bağlayan, daha geniş anlamdaki jeopolitik konumuyla, dünya siyaset ve iktisadiyatı üzerine olan etkilerini bu gün de korumaktadır. Bu nedenlerledir ki, Türk Boğazları, uluslararası ilişkilere yön vermede daima odak noktası olmuşlardır.

Gerçekten tarihin eski dönemlerinden beri ön planda, Avrupa ve Asya ülkeleri arasında başlamış olan ekonomik, ticari ve siyasi ilişkilerle, askeri hareketler, sürekli olarak Boğazlar bölgesinde cereyan etmiştir. Başka bir deyişle Boğazlar, dünyanın diğer parçalarında pek görülmemiş ardı arkası kesilmeyen mücadelelere sahne olmuştur.

Boğazların tarihin akışı içindeki stratejik durumu ve jeopolitik konumuyla ilgili yukarıdaki kısa açıklamaların ışığı altında, Çanakkale Muharebelerinin sonuçları üzerindeki değerlendirmeler, kuşkusuz daha bir önem ve anlam taşıyacaktır. Böylesine bir değerlendirmenin daha gerçekçi ve sağlıklı olabilmesi ise, büyük devletlerin Türk Boğazları üzerindeki ulusal emellerine kısaca da olsa, bir göz atılmasını gerektirir.

Birinci Dünya Harbi öncesinin başlıca büyük devletlerinden Almanya’nın, “Drang Nach Osten (doğuya doğru) politikası”, Rusya’nın ılık denizlere ulaşma emelleri; İngiltere’nin, “denizlere egemen olan dünyaya hakim olur” teorisine dayanarak, özellikle XIX. yüzyıldan bu yana güttüğü Rusya’nın Akdeniz’e çıkmasını engelleme siyaseti, hep Türk boğazlarında düğümlenmektedir.

Boğazların bu tartışma götürmez önemi konusunda Napolyon “İstanbul bir anahtardır. Istanbul’a egemen olan dünyaya hükmedecektir. Eğer Rusya, Çanakkale Boğazı’nı ele geçirecek olursa, Tulon, Napoli ve Korfu kapılarına dayanmış olacaktır” demekle, Fransa’nın Boğazlar üzerindeki duyarlılığını açık seçik ortaya koymuş olmaktadır.

Rusya’nın görüşüyse, Genelkurmay Başkanı Kropatki’nin bir raporunda; XX. yüzyılda Rusya’nın en önemli işinin, Istanbul Boğazı’nı ele geçirmek olduğuna işaretle, Osmanlı Devleti’ni, Boğazı Rusya’ya bırakmaya hazırlamalı ve Almanya ile anlaşma yapmalıdır” şeklinde ifadesini bulmaktadır.

Büyük devletlerin Boğazlar üzerindeki kısaca açıklanan bu emelleri, onları kendi aralarında da gizli birtakım mücadelelere yöneltmiştir.

Nitekim, Rus Dışişleri Bakanı Sazanof, Çar tarafından da onaylanan bir raporunda; “Boğazların güçlü bir devletin eline geçmesi, tüm Güney Rusya’nın ekonomik hayatının, o devletin egemenliği altına girmesidir” demekte ve bu durumun önlenmesi için, Istanbul’un alınmasını önermektedir.

Öte yandan Kasım 1911’de Rusya’nın, Osmanlı Hükümeti’ne Boğazlar üzerindeki istekleriyle ilgili bir notasından haberdar edilen Ingiltere ve Fransa, Rus isteklerini reddetmişlerdir.

Keza Rusya’nın bu ve buna benzer çeşitli tarihlerdeki yinelenen daha birçok istek ve baskılarının birbirini izlemesi, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda Merkez Devletleri safına kaymasında büyük bir etken olmuştu.

Işte Boğazlar üzerindeki bu gizli çıkar çatışmalarıdır ki, Ingiliz ve Fransızlar’ı Istanbul’u almaya ve Ruslar’dan önce Karadeniz Boğazı’na el atmaya yöneltmiş ve Çanakkale Cephesi’nin açılmasında başlıca etken olmuştur.Ruslara silah ve malzeme yardımı sorunuysa, savaşın sadece görünüşteki nedenini oluşturmuştur.

Böylece büyük devletlerin Türk Boğazları üzerindeki tarihi emellerini ortaya koyarken, bu devletlerden Ingiltere’nin bu cephenin açılmasında birinci derecede aktif rol aldığını da belirtmek doğru olur.Nitekim Ingiliz Donanma Bakanı Churchill, cephenin açılmasında büyük çaba göstermiş ve etkili olmuştur.Gerçekten o, bu cephenin açılmasının baş mimari olmuş, Türklerin askeri gücünü ciddiye almamış, olayı basit ve sadece “sınırlı bir cezalandırma hareketi” olarak görmüştü. En güçlü ve modern silahlarla donatılmış zırhlılarının Boğaz’da görünüvermesiyle, Türklerin direnmekten vazgeçeceğini sanmıştı.

Kuşkusuz bu büyük bir yanılgıydı. Ingilizler, Çanakkale’deki Türk savunmasını ve askerini sadece matematiksel ölçülere vurup, onun yüksek manevi gücünü görmezlikten gelerek, büyük bir hesap hatasına düştüler ve sonunda, önce denizde, sonra da karada hiç de beklemedikleri amansız cevabı aldılar.Böylece onlar, zaferi Boğaz’da, Türk top ve mayınlarına, karada Türk süngüsüne bırakarak çekilip gittiler.

Anlaşma Devletleri’nin Çanakkale serüveni bu suretle noktalandıktan sonra, yukarıdaki açıklamaların ışığı altında, Türkiye ve uluslararası politika ve diplomasi tarihi açısından ortaya koyduğu önemli sonuçları da şöylece özetlemek mümkün olur.

-Askeri Sonuçlar

   

1. Genellikle 18 Mart 1915’te geçen Boğaz Muharebesi’nde kazanılan zaferle, Birleşik Filo (İngiliz-Fransız donanmaları) nun Marmara’ya girerek, İmparatorluğun başkenti İstanbul’u bir ay içinde ele geçirme planları suya düşürülmüş, böylece hükümet çevrelerinde beliren ve halka yansıyan İstanbul’u kaybetme korkusu ortadan kalkmıştır.

2. Boğaz’da elde edilen bu ilk zafer, çok geçmeden Gelibolu Yarımadası’na yöneltilen çıkarmalarla başlatılarak, dünyanın en güçlü zırhlılarınca sürdürülen cehennemi bombardımanlar altında Türk askeri, yılmadan aylarca süren mevzi muharebelerinde yüksek bir moral ve doruğa ulaşan bir mücadele azmi örneği vermiş ve sonunda düşmanlarını yarımadayı terk etmek zorunda bırakmıştır.

3. Böylece karada kazanılmış bulunan bu ikinci ve nihai zaferle de, Türk ordusunun Balkan Savaşı’nda zedelenen ve hatta yok olmaya yüz tutan prestiji kurtarılmıştır.

4. Deniz ve kara. harekatıyla bir bütün olarak gerçekleştirilip tüm anlamı ve çarpıcılığıyla Türk Harp Tarihi’nde yerini alan Çanakkale Muharebeleri, Mustafa Kemal (Atatürk) gibi bir dahiyi yaratmış, Birinci Dünya Harbi’nin bitiminden hemen sonra başlayacak Milli Mücadele’nin bu eşsiz liderini Türk ulusuna kazandırmıştır.

5. Çanakkale Zaferi, Anlaşma Devletleri’nin Osmanlı Devleti’ni ilk ağızda savaş dışı bırakarak, Almanya’nın güneydoğudan kuşatılmasını amaçlayan stratejisini boşa çıkarmış, böylece savaşın en az iki yıl daha uzamasına neden olmuştur.

6. Çanakkale Boğazı’nın kapatılıp Rusya’ya geçit verilmemesi, onu müttefliklerinin silah ve malzeme yardımından yoksun etmekle kalmamış, yarım milyonu aşkın İngiliz ve Fransız askerini üzerine çekmekle bu kuvveti, Alman cephesinden uzak tutmuş ve Almanya’nın Doğu Cephesi’ndeki Harekatnı kolaylaştırmıştır.

7. Çanakkale Muharebelerinin diğer bir anlam ve önemi de, çöküntü donemini yaşamakta olan İmparatorluğun, dünya kamu oyunda yarattığı kötü imajın sonucu olarak, Türkün iyice tükendiği sanılan gücünün henüz tükenmemiş, koşullar nedenli ağır olursa olsun iyi sevk ve idare edilirse, tüm zorlukları yenebilecek güç ve inanca sahip olduğunu bu muharebelerde kanıtlamış olmasıdır.Bir başka deyişle düşman devletler, her nedense Osmanlı Devleti’ nın çöküşü olayıyla, onun asıl unsurunu oluşturan Türk ulusunun ceddinden miras olan savaş azim ve ruhuyla ,inanç gücünün birbirinden farklı şeyler olduğunu, bu muharebelerde çok daha iyi anlayabilmişlerdir.

8. Çanakkale Muharebeleri, Türk askerinin, dünyanın en güçlü zırhlıları ve en modern harp silah, araç gereç ve bol cephanesiyle donatılmış deniz ve kara ordularına karşı sergilediği başka ulusların askerleriyle kıyas götürmez direnç ,azim ve ruhu, Türk İstiklal Savaşımızın Kuvayı Milliye ruhuyla eş değer bir anlam taşıması açısından da ayrıca tarihsel bir değere sahiptir.

9. Gerçekten Boğaz Muharebesi’nde Birleşik Filo’nun kendisi için tehlikeler yaratan yalnız Dardanos Bataryası’nın yok edilmesi için kullandığı 400’ü aşan topçu mermisine karşın, sadece iki subayımızın şehit oluşu dışında, bataryaya ağır bir hasar verdirilememiştir. Halbuki Boğaz’daki obüs bataryalarımızın tek bir yaylım ateşi sırasında, Irresistable gemisinde 138 personelin yaşamını yitirdiği, İngiliz tebliğlerinde açıkça belirtilmiştir.

10. Çanakkale’de Türk askerleri, bol cephaneye dayanan, yoğun donanma ateşleri altında Türk’e özgü, sabır ve serin kanlılıkla görevinin başında kaya gibi dimdik ayakta kalmasını bilmiştir .Öte yandan bu dev armadalar, ateş etmesinden bile kuşkuya düşülen eski birtakım demode toplarla alay edercesine savaşıyor karadaki Türk topçusu, ona sadece 1900 mermi atabilirken, onlar tek bir bataryamıza (Dardanos”a) 4000 mermi kullanıyordu. Ne var ki, bu mermi yağmurundan karada hasar gören dört Türk topuna karşı, sadece batan düşman gemilerinin üstünde 44 topunun birden Boğaz sularına gömüldüğü görülüyordu.

11. Aynı Birleşik Filo’n’un, 18 Mart Boğaz Muharebesi’nde, 18 savaş gemisinden 7’si savaş dışında kalırken, Çanakkale Müstahkem Mevkii, savaş gücünü olduğu gibi koruyabiliyordu. Keza Filonun mayın arama ve tarayıcıları, 11 mayın hattı üzerinde döşenmiş mayınlardan sadece üç adedini etkisiz hale getirebilmişti

12. Türk tabyalarında hasar gören toplardan çoğu, onarılıp kısa sürede ateşe hazır duruma sokuluyor, 3. bölgedeki (Boğaz’ın Marmara ile birleştiği kesim) tabya da, sapasağlam duruyordu. İşte bu durum karşısında Boğaz’ı geçemeden geri çekilen Birleşik Filo, Çanakkale’nin aşılamayan çetin savunması karşısında pes edip, yalnız denizden yapılacak zorlamalarla başarıya ulaşılamayacağı gerçeğini kabul etmek zorunda kalmıştır.

13. Dünyanın en büyük deniz gücüne sahip İngiltere’nin görkemli filosunun, Boğaz Muharebesi’nde düştüğü aczi, yarınların Çanakkale savunucuları hiç bir zaman hatırından çıkarmamalıdır. Çünkü, bu ve buna benzer saldırılar, geçmişte olduğu gibi gelecekte de yinelenebilir.Ne varki 18 Martı unutarak böyle bir saldırıyı ileride de göze alabilecek düşmanlar, karşılarında dünyanın yeniliklerine gözlerini kapamış bir Osmanlı Devleti yerine, bu kez XX. yüzyılın en son bilim ve teknolojisine dayanan en modern silahlarla donatılmış bulunan Cumhuriyet Silahlı Kuvvetleri’ni bulacaktır.

14. Çanakkale Cephesi deniz ve kara harekatıyla birlikte mütalaa edildiğinde görülür ki, bu cephede geçen muharebeler, hasım kuvvet olarak katılmış olan Ingiltere ve Fransa’nm, bir yıl boyunca Gelibolu Yarımadası’nda yarım milyondan fazla büyük bir kuvveti tutmak zorunda kalmaları ve bunun % 50’sini kaybetmiş bulunmaları, haliyle diğer cephelere kuvvet ayırabilme açısından savaşın genel seyrini etkilemiştir.Keza Türklerin de bu cepheye ayırdığı 300.000’den fazla askerden verdiği zayiatın, 211.000’e ulaşmış olması diğer cephelerdekinden kıyaslanamayacak bir fazlalık göstermektedir.Bunun insan gücü açısından yarattığı boşluk, yalnız Birinci Dünya Harbi sırasında değil, onu izleyen Türk İstiklal Harbi boyunca da hissedilmiştir.

 

-Siyasi Sonuçlar

   

1. Çanakkale’de denizde ve karada kazanılmış olan her iki zafer, Osmanlı’nın Balkan felatiyle içte ve dışta sarsılmış bulunan devlet prestijini kurtarıp güçlendrmiş, hükümetin iktidarda kalış sürelerini uzatmıştı.Anlaşma Devletleri’nin savaşın başından beri bekledikleri hükümet krizi olmamış ve kabine değişikliğine de gidilmemiştir.

2. Türk ulusunun tarihini süsleyen çok sayıdaki zaferlerine, Çanakkale’de, bütün dünyanın gözü önünde bir yenisini daha ekleyerek elde ettiği parlak zafer, onun eski güç ve dinamıiznıini koruduğunu, çöküntü dönemini yaşayan ve can çekişen bir imparatorluk içinde hala kahraman bir ulusun varlığını, yeniden ortaya koymuştur. Bir başka deyişle Çanakkale’de ölmesini bilenler, Türk milletinin tarihten silinmeden yaşayacağını kanıtlamıştır.

3. Çanakkale Zaferi, Batılıların Doğulu müttefiki Rusya’ya ulaşmasına olanak tanımamış, mahsur kalan koskoca Çarlık Rusyası içerden çökerek, Bolşevikliğin pençesine düşmüştür.

4. Çanakkale’de Türk savunması aşılabilse ve Boğaz açılabilmiş olsaydı, savaş kısa sürede biter, Rus ihtilali patlak vermez, verse bile, İngiltere ve Fransa’nın işe karışmasıyla bu ihtilal daha başlangıçta boğulabilirdi. Böylece müttefikleriyle birlikte zaferi paylaşmakta gecikmeyecek olan Ruslar, Çarlarının taksim planı gereği kendilerine daha işin başında söz verilen Boğazlar ve İstanbul’u işgal etmiş ve Deli Petro’dan beri izledikleri, “Açık denizlere ulaşma” politikalarını gerçekleştirmiş olurlardı.

5. Anlaşma Devletleri’nin Çanakkale’deki başarısızlıkları henüz savaşa katılmamış olan Balkan Devletleri’nin tutumlarını da farklı yönlerde etkilemiştir.Bulgaristan, Merkez Devletl’eri’nin yanında yer alırken, Romanya, Yunanistan ve Italya’nın daha bir süre savaş dışında kalmalarını sağladığı gibi, Arap ayaklanmasını bir yıla yakın bir süre geciktirmiştir.

6. Çanakkale Muharebeleri, Ingiltere’nin savaşın başından beri Japonya’dan yapmakta olduğu yardım talebini artırmasını istemesine rağmen, Japonya’nın bu istekleri çeşitli bahanelerle kabul etmemesine yol açmıştır.

7. Birleşik Filo’nun ağır yenilgiye uğrayıp Boğaz’ı geçemeyişi, İngiltere ve Fransa’nın, siyasi ve askeri prestijini bir hayli sarsmış, özellikle Ingiltere’nin denizlerdeki tarıtışılmaz üsıtünlüğü imajını ortadan kaldırmıştı. Bu durum, adı geçen devletlerin sömürgelerinde bağımsızlık ve özgürlük akımlarının doğuşuna ve dolayısıyla dünya siyasi haritasını değiştiren bazı gelişmelere yol açmıştır.

8. Keza Avusturalya ve Yeni Zelanda gibi Ingiliz dominyonu deniz aşırı ülke askerlerinin, sırf Ingiliz çıkarları uğruna Çanakkale’de Türklere karsı muharebeye zorlanıp, yabancı topraklarda hayatlarını yitirirken, kafalarında yer alan bir takım sorular (niçin ve kimin için döğüştükleri gibi), cepheden ailelerine gönderdikleri mektupların zamanla açıklanmasında anlaşılmaktaydı. Bu da, onlarda gitgide ulusal blincin kıvılcımlarını oluşturmakta gecikmedi.
Nitekim, 9 Eylül 1922’de Yunanlılar lzmir’de denize döküldükten sonra, muzaffer Türk ordularının Boğazlar bölgesine yönelip yaklaşmaları üzerine, Churchill’in dominyonlardan yeniden yardım istediği, Avusturalya başbakanının, “Tek bir askerin hayatına tehlikeye koymayacağını ve savaşa karar verilirse, dominyondan iş birliği istenmemesi gerektiğini” belirten anlamlı bir yanıtıyla karşılaşmıştı.

9. Çanakkale Muharebelerinin diğer ilginç bir yanı da, iki hasım ordunun döğüşken askerleri arasında yakınlaşmanın getirdiği dostluğun, zamanla artmış olmasıdır. Gerçekten Anzak asker ve komutanları, Çanakkale’de yiğitçe döğüşen Türklerin hem asker, hem de insancıl yönlerini yakından izleyerek, onların kendilerine tanıtıldığı gibi barbar bir ulusun çocukları olmadığını görüp anlamak fırsatını bulmuşlardı.İşte bu durum, ülkeler arasındaki siyasi ilişkileri de olumlu yönde etkilemiş ve savaş sonrasında, Asvusturalya ve Yeni Zelanda ile anlamlı dostlukların oluşmasının başlıca nedeni olmuştur.

10. Çanakkale Muharebelerinin bir başka ilginç tarafı da Orta Doğu’da bu günkü İsrail Devleti’nin kurulmasında etken bir rol almış olduğudur. Nitekim, Siyonist liderlerinden Vladimir Eugeueniç, Gelibolu’daki “Gönüllü Yahudi Birliğinin Hikayesi” adlı eserinde, konuyu açıkça şöyle dile getirmektedir “Gelibolu’ya yolladığımz 600 kadar gönüllü Yahudi askerlerinin savaşlar sırasında gösterdiği üstün çaba ve başarı, davamızın dünyaya tanıtılması ve dikkate alınması bakımından çok yararlı olmuştur.” Gerçekben Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermemişken, 2 Kasım 1917’de benimsenen “Balfour Bildirisi”, bu günkü İsrail’in kurulmsında etken olması açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir.

11. Çanakkale Zaferi’nin daha ilginç ve anlamlı bir sonucu da, doğunun büyük bir imparatorluğunu oluşturan koskoca Çarlık Rusyası’nın yıkılmasıyla kalmamış, ülkesinde güneş batmayan Batılı büyük devlet olan Büyük Britanya Imparatorluğu’nda da ilk yarayı açmaya yetmiş olmasıydı. Böylece emperyalizm tam çökmüş olmasa bile, bir hayli sarsılmıştır.

 

-Sosyo Ekonomik Sonuçlar

   

1. Çanakkale’de denizde ve karada kazanılmış olan her iki zafer, Osmanlı’nın Balkan felatiyle içte ve dışta sarsılmış bulunan devlet prestijini kurtarıp güçlendrmiş, hükümetin iktidarda kalış sürelerini uzatmıştı.Anlaşma Devletleri’nin savaşın başından beri bekledikleri hükümet krizi olmamış ve kabine değişikliğine de gidilmemiştir.

2. Türk ulusunun tarihini süsleyen çok sayıdaki zaferlerine, Çanakkale’de, bütün dünyanın gözü önünde bir yenisini daha ekleyerek elde ettiği parlak zafer, onun eski güç ve dinamıiznıini koruduğunu, çöküntü dönemini yaşayan ve can çekişen bir imparatorluk içinde hala kahraman bir ulusun varlığını, yeniden ortaya koymuştur. Bir başka deyişle Çanakkale’de ölmesini bilenler, Türk milletinin tarihten silinmeden yaşayacağını kanıtlamıştır.

3. Çanakkale Zaferi, Batılıların Doğulu müttefiki Rusya’ya ulaşmasına olanak tanımamış, mahsur kalan koskoca Çarlık Rusyası içerden çökerek, Bolşevikliğin pençesine düşmüştür.

4. Çanakkale’de Türk savunması aşılabilse ve Boğaz açılabilmiş olsaydı, savaş kısa sürede biter, Rus ihtilali patlak vermez, verse bile, İngiltere ve Fransa’nın işe karışmasıyla bu ihtilal daha başlangıçta boğulabilirdi. Böylece müttefikleriyle birlikte zaferi paylaşmakta gecikmeyecek olan Ruslar, Çarlarının taksim planı gereği kendilerine daha işin başında söz verilen Boğazlar ve İstanbul’u işgal etmiş ve Deli Petro’dan beri izledikleri, “Açık denizlere ulaşma” politikalarını gerçekleştirmiş olurlardı.

5. Anlaşma Devletleri’nin Çanakkale’deki başarısızlıkları henüz savaşa katılmamış olan Balkan Devletleri’nin tutumlarını da farklı yönlerde etkilemiştir.Bulgaristan, Merkez Devletl’eri’nin yanında yer alırken, Romanya, Yunanistan ve Italya’nın daha bir süre savaş dışında kalmalarını sağladığı gibi, Arap ayaklanmasını bir yıla yakın bir süre geciktirmiştir.

6. Çanakkale Muharebeleri, Ingiltere’nin savaşın başından beri Japonya’dan yapmakta olduğu yardım talebini artırmasını istemesine rağmen, Japonya’nın bu istekleri çeşitli bahanelerle kabul etmemesine yol açmıştır.

7. Birleşik Filo’nun ağır yenilgiye uğrayıp Boğaz’ı geçemeyişi, İngiltere ve Fransa’nın, siyasi ve askeri prestijini bir hayli sarsmış, özellikle Ingiltere’nin denizlerdeki tarıtışılmaz üsıtünlüğü imajını ortadan kaldırmıştı. Bu durum, adı geçen devletlerin sömürgelerinde bağımsızlık ve özgürlük akımlarının doğuşuna ve dolayısıyla dünya siyasi haritasını değiştiren bazı gelişmelere yol açmıştır.

8. Keza Avusturalya ve Yeni Zelanda gibi Ingiliz dominyonu deniz aşırı ülke askerlerinin, sırf Ingiliz çıkarları uğruna Çanakkale’de Türklere karsı muharebeye zorlanıp, yabancı topraklarda hayatlarını yitirirken, kafalarında yer alan bir takım sorular (niçin ve kimin için döğüştükleri gibi), cepheden ailelerine gönderdikleri mektupların zamanla açıklanmasında anlaşılmaktaydı. Bu da, onlarda gitgide ulusal blincin kıvılcımlarını oluşturmakta gecikmedi.
Nitekim, 9 Eylül 1922’de Yunanlılar lzmir’de denize döküldükten sonra, muzaffer Türk ordularının Boğazlar bölgesine yönelip yaklaşmaları üzerine, Churchill’in dominyonlardan yeniden yardım istediği, Avusturalya başbakanının, “Tek bir askerin hayatına tehlikeye koymayacağını ve savaşa karar verilirse, dominyondan iş birliği istenmemesi gerektiğini” belirten anlamlı bir yanıtıyla karşılaşmıştı.

9. Çanakkale Muharebelerinin diğer ilginç bir yanı da, iki hasım ordunun döğüşken askerleri arasında yakınlaşmanın getirdiği dostluğun, zamanla artmış olmasıdır. Gerçekten Anzak asker ve komutanları, Çanakkale’de yiğitçe döğüşen Türklerin hem asker, hem de insancıl yönlerini yakından izleyerek, onların kendilerine tanıtıldığı gibi barbar bir ulusun çocukları olmadığını görüp anlamak fırsatını bulmuşlardı.İşte bu durum, ülkeler arasındaki siyasi ilişkileri de olumlu yönde etkilemiş ve savaş sonrasında, Asvusturalya ve Yeni Zelanda ile anlamlı dostlukların oluşmasının başlıca nedeni olmuştur.

10. Çanakkale Muharebelerinin bir başka ilginç tarafı da Orta Doğu’da bu günkü İsrail Devleti’nin kurulmasında etken bir rol almış olduğudur. Nitekim, Siyonist liderlerinden Vladimir Eugeueniç, Gelibolu’daki “Gönüllü Yahudi Birliğinin Hikayesi” adlı eserinde, konuyu açıkça şöyle dile getirmektedir “Gelibolu’ya yolladığımz 600 kadar gönüllü Yahudi askerlerinin savaşlar sırasında gösterdiği üstün çaba ve başarı, davamızın dünyaya tanıtılması ve dikkate alınması bakımından çok yararlı olmuştur.” Gerçekben Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermemişken, 2 Kasım 1917’de benimsenen “Balfour Bildirisi”, bu günkü İsrail’in kurulmsında etken olması açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir.

11. Çanakkale Zaferi’nin daha ilginç ve anlamlı bir sonucu da, doğunun büyük bir imparatorluğunu oluşturan koskoca Çarlık Rusyası’nın yıkılmasıyla kalmamış, ülkesinde güneş batmayan Batılı büyük devlet olan Büyük Britanya Imparatorluğu’nda da ilk yarayı açmaya yetmiş olmasıydı. Böylece emperyalizm tam çökmüş olmasa bile, bir hayli sarsılmıştır.

 


-Tablolar

   

Birinci Dünya Savaşı’na katılan ülkelerin genel askeri güçleri ve zayiatlarını gösteren tablolar şöyledir:

Orduların Büyüklükleri

Ülkeler

Silah altındaki ve Yedek Kuvvetler
Ağustos 1914

Silah altına alınan Toplam 1914-18

Rusya

5,971,000

12,000,000

Fransa

4,017,000

8,410,000

İngiltere

975,000

8,905,000

Italya

1,251,000

5,615,000

ABD

200,000

4,355,000

Japonya

800,000

800,000

Romanya

290,000

750,000

Sırbistan

200,000

707,000

Belçika

117,000

267,000

Yunanistan

230,000

230,000

Portekiz

40,000

100,000

Karadağ

50,000

50,000

Toplam

14.141.000

42.189.000

Almanya

4,500,000

11,000,000

Avusturya-Macaristan

3,000,000

7,800,000

Türkiye

210,000

2,850,000

Bulgarisitan

280,000

1,200,000

TOPLAM

7.990.000

22.850.000

Savaş Maliyetleri

Müttefikler

Miktar $(1914-18)

ABD

22,625,253,000

İngiltere

35,334,012,000

Fransa

24,265,583,000

Rusya

22,293,950,000

Italya

12,413,998,000

Belçika

1,154,468,000

Romanya

1,600,000,000

Japonya

40,000,000

Sırbistan

399,400,000

Yunanistan

270,000,000

Kanada

1,665,576,000

Avustralya

1,423,208,000

Yeni Zellanda

378,750,000

Hindistan

601,279,000

Güney Afrika

300,000,000

İngiliz Sömürgeleri

125,000,000

Diğerleri

500,000,000

TOPLAM

125,690,477,000

Merkezi Kuvvetler

Miktar $(1914-18)

Almanya

37,775,000,000

Avusturya-Macaristan

20,622,960,000

Turkiye

1,430,000,000

Bulgaristan

815,200,000

TOPLAM

60,643,160,000

Gemi Kayıpları

Ülke

Tonaj

United Kingdom

9,055,000

Norway

1,172,000

Italy

862,000

Fransa

531,000

United States

531,000

Greece

415,000

Japan

270.000

Sweden

264,000

Denmark

245,000

Spain

238,000

Hollve

229,000

Belgium

105,000

Brazil

31,000

TOPLAM

13.948.000

Savaş Gemisi Kayıpları

ÜLKE

ZIRHLI

Kruvazör

Ganbot

Torpidobot

Denizaltı

Destroyer

Toplam

Müttefikler 302

Rusya

4

2

1

0

14

22

43

Fransa

4

5

2

8

12

11

41

İngiltere

13

25

7

11

54

64

174

Italya

3

3

1

6

8

8

29

ABD

0

3

1

0

1

2

7

Japonya

1

4

0

1

0

2

8

Merkezi Kuvvetler 374

Almanya

1

7

8

55

200

68

339

Avusturya-
Macaristan

3

2

0

4

7

4

20

Osmanlı Devleti

1

2

4

5

0

3

15

ZAYİATLAR

Ülkeler

Toplam Asker Sayısı

Ölü

Yaralı

Esir ve Kayıp

Toplam Zayiat

Zayiat Yüzdesi

Müttefikler

Rusya

12,000,000

1,700,000

4,950,000

2,500,000

9,150,000

76.3

Fransa

8,410,000

1,357,800

4,266,000

537,000

6,160,800

76.3

İngiltere

8,904,467

908,371

2,090,212

191,652

3,190,235

35.8

İtalya

5,615,000

650,000

947,000

600,000

2,197,000

39.1

ABD

4,355,000

126,000

234,300

4,500

364,800

8.2

Japonya

800,000

300

907

3

1,210

0.2

Romanya

750,000

335,706

120,000

80,000

535,706

71.4

Sırbistan

707,343

45,000

133,148

152,958

331,106

46.8

Belçika

267,000

13,716

44,686

34,659

93,061

34.9

Yunanistan

230,000

5,000

21,000

1,000

17,000

11.7

Portekiz

100,000

7,222

13,751

12,318

33,291

33.3

Karadağ

50,000

3,000

10,000

7,000

20,000

40.0

Toplam

42,188,810

5,152,115

12,831,004

4,121,090

22,104,209

52.3

Merkezi Kuvvetler

Almanya

11,000,000

1,773,7000

4,216,058

1,152,800

7,142,558

64.9

Avusutrya-
Macaristan

7,800,000

1,200,000

3,620,000

2,200,000

7,020,000

90.0

Türkiye

2,850,000

325,000

400,000

250,000

975,000

34.2

Bulgaristan

1,200,000

87,500

152,390

27,029

266,919

22.2

Toplam

22,850,000

3,386,200

8,388,448

3,629,829

15,404,477

67.4

Genel Toplam

65,038,810

8,538,315

21,219,452

7,750,919

37,508,686

57.6

 


MUSTAFA KEMAL

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK (1881 – 1938)

.

Milli mücadelenin önderi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, çağdaş Türkiye’nin yaratıcısı, askeri ve siyasi dehası, uluslararası alanda da kabul edilen asker ve devlet adamı. Osmanlı Ordusu’nda özellikle 1915 yılında Çanakkale Zaferi’yle ön plana çıktı.

Türkiye’nin işgali üzerine 1919’da Milli Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’a gitti. Hedefi ulusal egemenliğe dayanan bağımsız bir Türk devleti kurmaktı. Erzurum ve Sivas Kongrelerini topladı. 23 Nisan’da Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açtı. 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilan edildi. İlk Cumhurbaşkanı seçildi.

Cumhuriyet yönetimine hukusal, siyasal ve toplumsal içerik kazandıracak devrimleri gerçekleştirdi. Devletçiliği temel alan ekonomik kalkınma hamlesi başlatıldı. Hilafet kaldırıldı. Öğretim birleştirildi. Tekke ve zaviyeler kapatıldı. Harf devrimi gerçekleştirildi. Şapka yasası çıkarıldı.

Montreux Sözleşmesi’yle Boğazlar sorunu, ardından da Hatay sorunu çözüldü.

KİTAP ADI

YAZAR ADI

YAYINEVİ

YAYIN YERİ

TARİH

MAREŞAL FEVZİ ÇAKMAK

Külçe, Süleyman

Cumhuriyet Matbaası

İstanbul

1953

GELİBOLU HAREKATI

James, Robert Rhodes

Belge Yayınları

.

1965

1. CİHAN HARBİ

Boğuşlu, Mahmut

Kastaş Yayınevi

İstanbul

Ağustos 1997

BİRİNCİ DÜNYA HARBİNDE TÜRK SAVAŞLARI

Boğuşlu, Mahmut

Kastaş Yayınevi

İstanbul

Haziran 1990

1915 ÇANAKKALE SAVAŞI

Artuç, İbrahim

Kastaş Yayınevi

İstanbul

Ocak 1992

ÇANAKKALE SAVAŞLARI

Günesen, Fikret

Kastaş Yayınevi

İstanbul

Mart 1986

ÇANAKKALE

Pepeyi, Halık Nihat

Kültür Bakanlığı

Ankara

1981

ÇANAKKALE SAVAŞI

Mühlman, Carl

Timaş Yayınları

İstanbul

1998

ÇANAKKALE MAHŞERİ

Niyazi, Mehmed

Ötükent Yayınları

İstanbul

Mayıs 1999

ÇANAKKALE SAVAŞLARINDAN ALTIN HARFLER

Gençcan, Mehmet İhsan

Bayrak Matbaa

İstanbul

Kasım 1998

ÇANAKKALE MUHAREBELERİ HARP TARİHİ BROŞÜRÜ

Genelkurmay

Ankara

1997

MEHMETÇİK VE ANZAKLAR

Karatay, Baha Vefa

İş Bankası Kült. Yay.

Ankara Doğuş Matb.

1987

GELİBOLU YENİLGİNİN DESTANI

Steel, Nigel ve Hart, Peter

Sabah Kitapları

İstanbul

1997

ÇANAKKALE SAVAŞI ÜZERİNE BİR İNCELEME

Çetiner, Selahattin (Korgen. İçişleri Eski Bakanı)

.

.

.

ÇANAKKALE SAVAŞLARI VE GEZİ REHBERİ

Derleyen : Uluarslan, Salih Zeki

.

Çanakkale

1999

BİRİNCİ DÜNYA HARBİNDE TÜRK HARBİ V. CİLT

Çanakkale Cephesi Harekatı (Haz. 1914-25 Nis. 1915)

Genelkurmay

Ankara

1993

ÇANAKKALE MUHAREBELERİ VE ATATÜRK

Yaşa, Dursun (P. Kd. Alb.)

Atatürkçülük Çalış. Merk. Yay.

Ankara

18 Nisan 1987

DESTANLAŞAN GEMİLER (Hamidiye,Yavuz,Nusrat,Alemdar)

Mütercimler, Erol

Kastaş Yayınevi

İstanbul

Şubat 1987

ATATÜRK’ÜN HATIRA DEFTERİ

Tezer, Şükrü

Türk Tarih Kurumu

Ankara

1995

NUTUK

Atatürk, Mustafa Kemal

Atatürk Arş. Merk.

Ankara

1997

ÇANAKKALE SAVAŞLARI / GALLIPOLI CAMPAIGN

Çanakkale Seramik / Kalebodur

.

İstanbul

Nisan 1995

ÇANAKKALE

Aydoğan, Naşit Bora (İl Turizm Müdürü)

Çanakkale Valiliği

Çanakkale

Kasım 1996

CEPHELERDEN KURTULUŞ SAVAŞI’NA ÇANAKKALE CEPHESİ

Özel, Mehmet (Güzel Sanatlar Gen. Müd.)

Kültür Bakanlığı

Ankara

.

ATATÜRK’ÜN ÇANAKKALE MUHAREBELERİNDEKİ EMİR VE RAPORLARI (Çanakkale Zaferi)

Görgülü, İsmet

.

.

.

ÇANAKKALE BİBLİYOGRAFYASI

Bilkent Kütüp. Temin edildi.

.

.

.

ÇANAKKALE’NİN RUH PORTRESİ

Refik, İbrahim

Melisa Matb.

İstanbul

1998

ÇANAKKALE

Güzel, Prof. Dr. Abdurrahman

18 Mart Ünv. Ata. Ve Çan. Sav. Arşt. Merk. Yay.

Çanakkale

1996

GÖLGEDEKİLER GELİBOLU’NUN İKİ YAKASI

Dündar, Can

Milliyet

.

.

GÖKÇEADA / BOZCAADA GEZİ REHBERİ

Çanakkale Valiliği

.

.

TÜRKİYE’DE BEŞ YIL I

Sanders, Liman Von

Cumhuriyet Gazetesi Armağanı

.

Aralık 2000

TÜRKİYE’DE BEŞ YIL II

Sanders, Liman Von

Cumhuriyet Gazetesi Armağanı

.

Aralık 2000

OSMANLI İMP. ÇÖKÜŞÜ 1914-1918 I. DÜNYA SAVAŞI

Pomiankowski, Joseph

Kayıhan Yayınları

İstanbul

Kasım 1997

ÇANAKKALE DENİZ SAVAŞI

Thomazi, E. Alb. A.

Genelkurmay

Ankara

1997

BİRİNCİ DÜNYA HARBİ’NDE TÜRK HARBİ V. CİLT

Çanakkale Cephesi Harekatı 1,2 ve 3. Kitapların özeti (haZ. 1914- 9 Ocak 1916)

Genelkurmay

Ankara

1997

ORDUMUZUN ZAFER KİTABELERİ

Mürettibleri : Naci Kasım / Cemal Nadir

Genelkurmay

Ankara

1996

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ TARİHİ OSMANLI DEVRİ III. CİLT 7, KISIM

Osmanlı İmp. Kara Kuvvetleri’nin idari faaliyetleri ve lojistik (1299-1913)

Genelkurmay

Ankara

1995

BALKAN HARBİ KRONOLOJİSİ

.

Genelkurmay

Ankara

1999

ASKERİ TARİH BELGELERİ DERGİSİ DİZİNİ I (SAYI 1-101)

Pehlivanlı, Dr. Hamit

Genelkurmay

Ankara

1996

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI KRONOLOJİSİ

Arı, Dr. Kemal

Genelkurmay

Ankara

1997

K.K. EĞİTİM KOMUTANLIĞI KISALTMALAR SÖZLÜĞÜ

K.K. EĞİTİM KOMUTANLIĞI

Ankara

Şubat 1987

KİTAB-I HAYRİYE 1

PİRİ REİS

.

.

.

KİTAB-I HAYRİYE 2

PİRİ REİS

..

..

..

OSMANLI DENİZ HARİTALARI

Özdemir, Kemal

.

.

.

ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ

Çanakkale Zaferi’nin 80. Yıldönümü Özel Sayısı

Ata. Arş. Mrk.

Ankara

Kasım 1994

CEMİYETLERDE VE SİYASİ TEŞKİLATLARDA TÜRK KADINI (1908-1960)

Kaplan, Dr. Leyla

Ata. Arş. Mrk.

Ankara

1998

ATATÜRK HAYATI VE ESERİ

Doğumundan Samsun’a Çıkışına Kadar

Bayur, Yusuf Hikmet

Ankara

1997

ANZAKLARIN KALEMİNDEN MEHMETÇİK Çanakkale 1915

Tuncoku, A. Mete

Ata. Arş. Mrk.

Ankara

1997

DOĞUMUNDAN ÖLÜMÜNE KADAR KAYNAKÇALI ATATÜRK GÜNLÜĞÜ

Kocatürk, Prof. Dr. Utkan

Ata. Arş. Mrk.

Ankara

1999

DEVLETLER VE HANEDANLAR

Öztuna, Yılmaz

Kültür Bakanlığı

Ankara

1996

BİRİNCİ CİHAN HARBİNDE TÜRK HARBİ V. CİLT ÇANAKKALE CEPHESİ 2, Kitap

Genkur. Harp Tarihi Yay.

Ankara

1978

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ TARİHİ OSMANLI DEVRİ BİRİNCİ DÜNYA HARBİNDE TÜRK HARBİ

V. CİLT 3. KİTAP ÇANAKKALE CEPHESİ HAREKATI (Haziran 1915 – Ocak 1916)

Genkur. Ask. Tar. Yay.

Ankara

1980

ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ

CİLT VII

Ata. Arş. Mrk.

Ankara

Temmuz 1991

ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ

CİLT X

Ata. Arş. Mrk.

Ankara

Mart 1994

ÇANAKKALE MUHAREBELERİ

Haz: Yıldıran, Kur. Alb. Orhan

Genelkurmay Basımevi

Ankara

1966

ÇANAKKALE RAPORU

Halis

Eser Matbaası

İstanbul

1975

CEMAL PAŞA HATIRALAR Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Kumandanı

İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı Anıları

Çağdaş Yayınları

İstanbul

Nisan 1977

MAKEDONYA’DAN ORTAASYA’YA ENVER PAŞA 1914-1922 CİLT III

Aydemir, Şevket Süreyya

Remzi Yayınevi

İstanbul

1972

KARA KUVVETLERİ EĞİTİM KOMUTANLIĞI KISALTMALAR SÖZLÜĞÜ

Kara Kuvvetleri Eğitim Kom.

Ankara

Şubat 1987

BALKAN SAVAŞLARI Birinci Balkan Savaşı I

Ord.Prof. Dr. Bayur, Yusuf Hikmet

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Haziran 1999

BALKAN SAVAŞLARI Birinci Balkan Savaşı II

Ord.Prof. Dr. Bayur, Yusuf Hikmet

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Haziran 1999

BALKAN SAVAŞLARI Birinci Balkan Savaşı III

Ord.Prof. Dr. Bayur, Yusuf Hikmet

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Haziran 1999

BALKAN SAVAŞLARI İkinci Balkan Savaşı I

Ord.Prof. Dr. Bayur, Yusuf Hikmet

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Temmuz 1999

BALKAN SAVAŞLARI İkinci Balkan Savaşı II

Ord.Prof. Dr. Bayur, Yusuf Hikmet

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Temmuz 1999

TÜRKİYE II Bir Devletin Yeniden Doğuşu

Toynbee, Arnold J.

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Ocak 2000

TÜRKİYE III Bir Devletin Yeniden Doğuşu

Toynbee, Arnold J.

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Ocak 2000

ANAFARTALAR HATIRALARI

Atatürk,Mustafa Kemal

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Mart 1998

ANAFARTALAR KUMANDANI MUSTAFA KEMAL İLE MÜLAKAT

Ünaydın,Ruşen Eşref

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Mart 1999

ATATÜRK’Ü ÖZLEYİŞ I

Ünaydın,Ruşen Eşref

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Mart 1998

ATATÜRK’Ü ÖZLEYİŞ II

Ünaydın,Ruşen Eşref

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Kasım 1998

TALAT PAŞA’NIN HATIRALARI

Yalçın,H.Cahit

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Temmuz 1998

MÜTAREKEDE YERLİ VE YABANCI BASIN

Kervan Yayınları

Toker Matbaası

Ankara

1973

MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ VE SONRASINDA ATATÜRK VE DEMOKRASİ

Dr.Baysan,M.Galip

Türk Demokrası Vakfı

Ankara

1997

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİNDE GENÇLİK VE SPOR

Altınok,Kazım

Neyir Matbaası

Ankara

10 Kasım 1992

ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILABIMIZ

Feyzoğlu,Osman Güngör

Milli Eğitim Basımevi

İstanbul

1982

ÇANAKKALE SAVAŞLARINDA KAHRAMAN ÇOCUKLAR

Gençcan, Mehmet İhsan

Bayrak Yayımcılık, Matbaacılık Ltd. Şti.

İstanbul

1997

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE IŞIĞINDA EĞİTİM POLİTİKAMIZ

Adem, Prof. Dr. Mahmut

Cumhuriyet Gazetesi Armağanı

..

Ocak 2000

HATIRALAR (BİRİNCİ DÜNYA HARBİ)

İnönü, İsmet

Cumhuriyet Gazetesi Armağanı

.

Aralık 1999

ATATÜRK’ÜN BANA ANLATTIKLARI

Atay, Falih Rıfkı

Cumhuriyet Gazetesi Armağanı

.

Ocak 1998

ÇANAKKALE SAVAŞLARINDAN MENKIBELER

Gençcan, Mehmet İhsan

Kültür Bakanlığı Yayınları

Ankara

1990

TÜRK’ÜN ŞEFER DESTANI ÇANAKKALE SAVAŞLARI

Bulut, Ayşe – Yazan, Nihal – Hakya, Rahmi

Tercüman Gazetesi Yayınları

İstanbul

1986

ÇANAKKALE MUHAREBESİ

Mühlman, Dr. Carl

Kastamonu Vilayeti Matbaası

Kastamonu

1933

ÇANAKKALE SAVAŞLARI TARİHİ

Erkanı Harp Yzb. : Kadri

Cemal Azmi Millet Kütüphane ve Matbaası

İstanbul

1935

ANAFARTALAR MUHAREBATI’NA AİT TARİHÇE

Yayınlayan : İğdemir, Uluğ

Türk Tarih Kurumu Yayınları

Ankara

1990

GÜNEŞİN DOĞUŞU MUSTAFA KEMAL SAVAŞI ANLATIYOR

Gençcan, Mehmet İhsan

.

İstanbul

Şubat 1998

ÇANAKKALE SAVAŞLARI VE MENKIBELER

Gençcan, Mehmet İhsan

İstanbul

Mayıs 1999

KGB ARŞİVLERİNDE ENVER PAŞA

Ülkü, İrfan

Kamer Yayınları

İstanbul

1996

SULTAN OSMAN

Öke, Mim Kemal – Mütercimler, Erol

E Yayınları

.

1991

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ “GALLIPOLI”

Moorehead, Alan

Milliyet Yayınları

.

Mart 1972

KANLISIRT GÜNLÜĞÜ MEHMET FASİH BEY’İN ÇANAKKALE ANILARI

Yayına Hazırlayan : Çulcu, Murat

Arba Yayınları

İstanbul

Ağustos 1997

BELGELERLE TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN TEMELLERİ LOZAN MONTRÖ

Derleyen : Parla, Reha (T.C. Lefkoşe Büyükelçiliği Müsteşarı)

Lefkoşe

Kasım 1985

MEGALİ İDEA’NIN YALANCI CENNETİ

Leune, Jean

Kurtiş Matbaacılık

İstanbul

Kasım 1995

İLKÖĞRETİM SOSYAL BİLGİLER 7

.

MEB YAYINLARI

İstanbul

1999

ÇANAKKALE’DE SAVAŞANLAR DEDİLER Kİ

Ünaydın,Ruşen Eşref

Türk Tarih Kurumu Yayınları

Ankara

1990

ÇANAKKALE CONKBAYIRI SAVAŞLARI

Conk, Cemil (Em. General)

Erkanıharbiyei Umumiye Riyaseti Harb Tarihi Dairesi Yayınları

Ankara

1959

ÇANAKKALE RAPORU

Halis

Eser Matbaası

İstanbul

1975

YAŞAYAN ÇANAKKALELİ MUHARİPLER (ATATÜRK’ÜN SİLAH ARKADAŞLARI)

Fotoğraf : Cahit Önder Düzenleme : Mustafa Kibar

Çanakkale Seramik Fabrikaları A.Ş.

.

ÇANAKKALE

Aydoğan, Naşit Bora (İl Turizm Müdürü)

T.C. Çanakkale Valiliği

Çanakkale

Kasım 1996

RESSAM MEHMET ALİ LAGA VE ÇANAKKALE RESİMLERİ

Çetin, M. İzzet

.

Çanakkale

1988

ARIBURNU MUHAREBELERİ RAPORU / Mustafa Kemal

Yayına Hazırlayan : İğdemir, Uluğ

Türk Tarih Kurumu Yayınları

Ankara

1990

TÜRK İSTİKLAL HARBİ I MONDROS MÜTREKESİ VE TATBİKATI

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları

Ankara

1999

HARP VE MÜTAREKE YILLARINDA OSMANLI İMP. EKONOMİSİ

Eldem, Vedat

Türk Tarih Kurumu Yayınları

Ankara

1994

ON YILLIK HARBİN KADROSU

Görgülü, İsmet

Türk Tarih Kurumu Yayınları

Ankara

1993

HAYAT TARİH MECMUASI

İmtiyaz Sahibi : Rado, Şevket

Sayı : 3

İstanbul

1 Mart 1977

YILLARBOYU TARİH MECMUASI

.

Sayı : 11

.

Kasım 1981

BÜYÜK HARBİN TARİHİ ÇANAKKALE GELİBOLU ASKERİ HAREKATI I. CİLDİN LAHİKA VE HARTALARI

Çev : Yzb. Avni

Askeri Matbaa

İstanbul

1862

BÜYÜK HARBİN TARİHİ ÇANAKKALE GELİBOLU ASKERİ HAREKATI I. CİLT Seferin başlangıcından 1915 – mayısına kadar

Aspinall-Oglander, C.F. (General)

Askeri Matbaa

İstanbul

1939

GELİBOLU GÜNLÜĞÜ

Hamilton, Ian (General)

Hürriyet Yayınları

İstanbul

Mart 1972

GÖRSEL BÜYÜK GENEL KÜLTÜR ANSİKLOPEDİSİ 5

Görsel Yayınlar

İstanbul

.

GELİBOLU YARIMADASI BARIŞ PARKI ULUSLAR ARASI FİKİR VE TASARIM YARIŞMASI

Sorular – Cevaplar

Ortadoğu Teknik Üniversitesi

.

.

GELİBOLU YARIMADASI BARIŞ PARKI ULUSLAR ARASI FİKİR VE TASARIM YARIŞMASI

Kitap

Ortadoğu Teknik Üniversitesi

.

.

ESAT PAŞA’NIN ÇANAKKALE ANILARI

.

Baha Matbaası

İstanbul

1975

BEŞİNCİ ASKERİ TARİH SEMİNERİ BİLDİRİLERİ II

Değişen Dünya Dengeleri İçinde Askeri ve Stratejik Açıdan Türkiye (23-25 Ekim 1995 – İstanbul)

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları

Ankara

1997

CEMİL CONK HATIRALARI

Üngör, Ethem Nuri Arşiv ve Kitaplığı

.

.

1947

ASKERİ MECMUANIN TARİH KISMI ÇANAKKALE-ARIBURNU SAVAŞLARI VE 27. ALAY

Aker, Albay Şefik

Askeri Matbaa

İstanbul

1935

ASKERİ MECMUANIN TARİH KISMI Çanakkale Savaşları Tarihi II. Ve II. Kısımlar Büyük Harpte Çanakkale

Perk, Kurmay Binbaşı Kadri

Askeri Matbaa

İstanbul

1940

1. DÜNYA HARBİNDE TÜRK HARBİ ÇANAKKAEL CEPHESİ 25 NİSAN 1915 ARIBURNU ÇIKARMASI 27 NCİ PİYADE ALAYININ KARŞI TAARRUZU; 19 NCU TÜMENİN BU LARŞI TAARRUZU DESTEKLENMESİ

STRATEJİK VE TAKTİK SONUÇLAR SERİSİ NO: 4

Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı Yayınları

Ankara

1976

MUSİKİ TARİHİMİZDEN BELGELER (16)

Yay. Haz. : Akçay, İsmail

Yeni Mecmua, nüsha-i fevkal’adesi 5-18 Mart

.

ALL THE KING’S MEN (KRALIN ADAMLARI) (Makale)

Çelik, Birten

TITLE

AUTHOR

PUBLISHER

PLACE

DATE

CELANSING AND RUPERT BROOKE

Brooke, Rupert

.

.

.

THE DARDANELLES CAMPAIGN

Knight, Frank

Macdonald and CO. (Publishers) Ltd.

London

1970

RUSSIA THE BALKANS AND THE DARDANELLES

Fortescue, Granville

Andrew Melrose

London

.

GALLIPOLI (GRAND STRATEGY)

James, Robert Rhodes

Pan Books Ltd.

London

1965

GREAT MILITARY BATTLES

Falls, Cyril

The Hamlyn Publishing Group Limited

London

1969

THE GREAT BATTLES OF WORLD WAR I

Wren, Jack

Grosset&Dunlap Inc., Newyork by The Hamlyn Publishing Group Limited

London

1971

THE GREAT WAR : 1914-1918

Terraine, John

Hutchinson & CO LTD.

London

1965

THE TURKISH VIEW OF GALLIPOLI /ÇANAKKALE

Fewster, Kevin / Başarın, Vehici / Başarın, Hatice Hürmüz

Hodja Educational Resources Ltd.

Australia

1953

GALLIPOLI 1915 FRONTAL ASSAULT ON TURKEY

Haythornthwaite, Philip J.

Osprey Military

London

.

THE VANISHED BATTALION One Of The Greatest Mysteries Of The First World War Finally Solved

McCrery, Nigel

Simon&Schuster Ltd.

London

1992

THE TENTH (IRISH) DIVISION IN GALLIPOLI

Cooper, Bryan

Irish Academic Press Ltd.

Dublin

1993

THE MACMILLAN ATLAS OF IRISH HISTORY

Duffy, Sean

A Simon&Schuster Macmillan Company

New York

1997

THE TRAGEDY & GLORY OF GALLIPOLI ANZAC AND EMPIRE

Robertson, John

Hamlyn Australia a division of the Octopus Group

Melbourne

1990

WINSTON S. CHURCHİLL 1874 – 1965

Gilbert, Martin

William Heinemann Ltd.

London

.

FRONTLINE GALLIPOLI C.E.W. Bean diaries from the trenches

Fewster, Kevin

Allen & Unwin Australia Pty Ltd.

.

1990

THE BROKEN YEARS Australıan Soldiers In The Great War

Gammage, Bill

Penguin Books

Canberra

1974

ANZAC TO AMIENS

Bean, C.E.W.

Australian War Memorial

Canberra

1968

SKETCHES MADE AT ANZAC

Hamilton, Ian – Birdwood, W.R. – Godley, Alexander

Hugh Rees Ltd.

London

1916

DER RAMPF UM DIE DARDANELLEN 1915

Mühlmann, Carl

Didenburg İ.D.

Berlin

1927

GALLIPOLI Bedeutung und Derlauf Der Römpfe 1915

Anlatan : Hans Kanneniesser Pascha Derleyen : Marschall Liman Von Sanders Pascha

Schliessen Verlag

Berlin

1927

KÜRT SORUNUNUN KÖKENİ

Kürt Sorunu’nun en önemli dönemeci, 1918 ile 1926 yılları arasında yaşandı. Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Kürtlerin çoğunluğu Osmanlı İmparatorluğu’nda,geri kalanı ise İran’da yaşıyordu. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Bitlis, Dersim, Diyarbakır, Hakkari, Musul, Mamuretülaziz (Elazığ) ve Van vilayetleri ile Urmiye Gölü’nün batısından İran’ın Kuzistan bölgesine kadar uzanan bölge, çok büyük ölçüde Kürtlerin yerleşik olduğu bölgelerdi.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Ortadoğu haritası bütünüyle yeniden çizildi. 1920’lerin ortalarına gelindiğinde pek çok Kürt Türkiye Cumhuriyeti’nde, Irak ve Suriye’de ve rejim değişikliğinden sonra İran’da yaşıyordu.

“Doğu Sorunu” , Büyük Güçler arasında Osmanlı İmparatorluğu üzerinde nüfuz rekabetine neden oldu.Bunun kökeni , Osmanlı İmparatorluğu’nun Rusya karşısında askeri yenilgiler aldığı ve Balkanlar’da giderek büyüyen iç sorunlarla karşılaştığı 18.yüzyıl sonlarına kadar götürülebilir. Rusya bir yandan Balkanlar’da ve Osmanlı İmparatorluğu’nda giderek artan bir siyasi nüfuz kazanırken aynı zamanda güneyde topraklarını Osmanlı İmparatorluğu aleyhine sürekli genişletiyordu. İngiltere’nin politikası,Yakındoğu’da Rusya’yı dengelemek çabasıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun bütünlüğünü korumayı merkez alıyordu.

19.yüzyılın sonlarına gelindiğinde, Büyük Güçler Osmanlı İmparatorluğu’nun Ortadoğu topraklarına da ilgi göstermeye başlamıştı. İngiltere Mısır’da ayrıcalıklı bir statü elde etmiş ve Fransa ile birlikte Süveyş Kanalını inşa etmişti.Kanalın açılması, Akdeniz’le Hint Okyanusu arasındaki toprakların stratejik açıdan önem kazanması anlamına geliyordu.İngiltere için bu topraklar, İngiliz Hindistan’ının güvenliği bakımından yaşamsaldı. Almanya’nın Berlin’i İstanbul üzerinden Bağdat’a bağlayacak bir demiryolunun inşasını finanse etme kararıyla birlikte Osmanlı’ya artan ilgisi de İngiltere’nin dikkatini bu bölgeye çekti. Mezopotamya’nın güney kesimlerinde ve İran’da petrol bulunması ,Ortadoğu’nun önemini daha da arttırdı.

Osmanlı hükümetleri, İngiltere, Almanya ve Rusya’nın çatışan çıkarlarından, bu devletleri birbirine karşı kullanarak yararlandılar. Bu durum, Osmanlı İmparatorluğu’nun varlığını sürdürmesine yardım etti.İmparatorluk yeni doğan Balkan ülkelerine ve İtalya’ya toprak kaptırmaya devam etmesine karşın,İngiltere Osmanlı İmparatorluğu’nun bütünlüğüne bağlı kaldı.Ne var ki, Osmanlı’nın Üçlü İttifak’ın safında Birinci Dünya Savaşı’na girme kararı, bu durumu köklü bir şekilde değiştirdi. İngiltere ve müttefikleri Fransa ve Rusya, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasını kaçınılmaz görüyorlardı. İttifak devletlerinin çatışmadan kaçınma gereği, 1915 ile 1917 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu’nun paylaşılmasını amaçlayan bir dizi antlaşmaya neden oldu. Osmanlı İmparatorluğu’nun Karadeniz kıyıları ve Orta Anadolu dışında kalan kısmı, İngiltere, Yunanistan, Fransa, İtalya ve Rusya arasında paylaşılacaktı. Kürtlerin yaşadığı bölgeler İngiltere,Fransa ve Rusya’nın nüfuzu altına girecekti.

Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşan gizli antlaşmalar, Kürtlerin yaşa­dığı toprakların önemli bir bölümünü Fransa’ya ayırmıştı. Ne var ki, İngi­liz kuvvetlerinin Mondros Mütarekesi’yle belirlenen sınırları aşarak Me­zopotamya’nın kuzeyine ilerlemesi, İngiltere’yi, Fransa’nın kontrolünde olması gereken ve Kürtlerin oturduğu toprakların büyük bir kısmının iş­galcisi konumuna soktu. İngiltere’nin Kürtlerle ilgili tutumu, başlangıçta, “Kürdistan’ın Lawrence’ı” unvanını kazanan askeri istihbarat subayı Binbaşı William Charles Noel’in kişisel inisiyatiflerinin ürünü gibi görünüyordu. Winston Churchill ise, Kürtlerin bağımsızlığından yana olan bir yetkiliydi. Churchill, bağımsız bir Kürt devletinin, “Kürdistan ile Irak yakınlaşıp … bir tek devlet kuracağı” güne kadar, Irak’taki İngiliz mandası ile Anadolu’daki başarılı direniş hareketi arasında bir tampon bölge yaratabileceğine inanıyordu.

Bu sırada Anadolu’daki direniş hareketi daha örgütlü bir hal alıyordu: Nisan 1920’de (Türkiye) Büyük Millet Meclisi hükümeti biçimini almıştı. Direniş hareketi, Kilikya’da Fransızlara, Doğu Anadolu’da Ermenilere ve iki Kürt aşiretinin -Koçgiri ve Milli aşiretlerinin- başkaldırılarına karşı as­keri başarı gösterdi. Bununla birlikte, ülkeyi yabancı işgalinden kurtar­ma çabalarına birçok Kürdün katıldığını da belirtmek gerekir.

Ekim 1918’de Osmanlı İmparatorluğu ile İttifak devletleri arasında Mondros Mütarekesi’nin imzalanması ,bu devletlerin kendilerine düşen bölgeleri işgal etmelerinin yolunu açtı. Ne var ki Rusya, Bolşevik devriminden kaynaklanan iç karışıklıklar nedeniyle, Osmanlı İmparatorluğu’yla ayrı bir antlaşma imzalamak zorunda kaldı. Brest-Litovsk Antlaşması hükümlerine göre, Rusya, 1877-1878 savaşında Osmanlı İmparatorluğu’ndan alınan topraklarda bir plebisitin yapılmasına izin verdi. Buralarda yaşayanlar Osmanlı İmparatorluğu’na dönmeye karar verdi. Yeni kurulan Sovyet Rusya hükümeti, Birinci Dünya Savaşı’nda imzalanan gizli antlaşmaları açıkladı ve Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki iddialarından vazgeçti. Diğer yanda İttifak devletleri, kendi paylaşım planlarına uygun davranmakta ısrar ettiler ve 1919 Paris Barış Konferansı’nda, Rusya’nın payına düşen alanların Ermenistan’a ve gelecekteki Kürt devletine verilmesi düşüncesini desteklediler.

Bolşevik Devrimi ve Sovyet Rusya’nın kurulması da, İngiltere’nin Kürtlere yönelik politikasını etkiledi. İngiltere, Bolşevik Devrimini tersine çevirme çabalarına aktif olarak katılmıştı ve Sovyet Rusya’yı Ortadoğu’daki çıkarlarına bir tehdit olarak görüyordu. Sovyet Rusya ile Ankara’daki (Türkiye) Büyük Millet Meclisi hükümeti arasında gelişen yakın ilişkiler de İngiltere’yi korkuttu. Ne var ki, İngiltere Ankara hükümetine karşı Kürtleri destekleme dü­şüncesinden hemen vazgeçmedi. 1921’in başlarında Londra’da, Sevr Antlaşması’nın Kürt özerkliğiyle ilgili maddelerinin düzeltilmesini de kapsayacak küçük değişiklikler yaparak bir barış antlaşmasının imzalanma­sını amaçlayan bir konferans toplandı. Ancak Ankara hükümeti ikna edilemedi. Bunun üzerine İngiltere, milliyetçi Kürt gruplara daha fazla destek gönderdi.

Ağustos 1920’de İttifak devletleri ile Osmanlı hükümeti arasında imzalanan Sevr Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nun bölünmesini resmileştirdi ve o zaman Doğu Sorununun nihai çözümü olarak görüldü. Antlaşmada,”Fırat’ın doğusunda, sonradan belirlenecek Ermenistan’ın güney sınırının güneyinde ve Türkiye’nin Suriye sınırının kuzeyinde kalan Kürt bölgeleri’ne yerel özerklik verilmiş ve belli koşullarda Kürtlere bağımsızlık olasılığına işaret edilmişti. Fakat Antlaşma imzacılar tarafından hiçbir zaman onaylanmadı. Osmanlı seçkinlerinden bazıları ve Anadolu ahalisi,antlaşma koşullarına karşı çıkan bir direniş hareketine katılacaklardı.

Londra Konferansı

Yakın Doğu amaçları nedeniyle ortaya çıkan uluslararası gerginlikler devam etmiş, Sevr ne genelde Türk sorununa ne de Kürt sorununa bir yön vermiştir.Lozan’da Kürt sorunu her zaman karşılıklı kesişen çıkarların odağında yer almıştır.

26 Şubat 1920 ‘de Londra’da toplanan Konferansa İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon başkanlık ediyordu. Konu, Kürdistan’dı. Fransız Delegasyonundan B. Berthelot, “Kürdistan yeni bir öğedir. Geleceği Sykes-Picot Anlaşması[i] ile çizilmiş değildir” diyor ve Kürdistan’da çeşitli madenlerin bulunduğunu ileri sürüyordu. Lord Curzon ise, Sykes-Picot Anlaşması’nın Fransızlara Ortadoğu’da ekonomik haklar vermediğini söylüyordu. Kürdistan, bu bakımdan da önemliydi. Çünkü, kurulacak bir Kürdistan, Ermenistan ve Suriye-Geldani bölgesine yakın olacaktı.[ii]

“Bağımsız Kürdistan”, uzun bir süre Britanya diplomasisinin bayrağı olmuştu. Britanya politikasının Kürt sorunundaki özü isabetli bir şekilde yakalanmıştır : Londra’nın (Doğu Arabistan’daki) anti-Fransız, anti-Sovyet politikasının aleti niteliğinde Kürtler’e kendi kaderlerini tayin hakkının verilmesi projesinin kullanılması.

İngilizlerin bütün hesapları Türkler’in yenilmesi üzerine kurulmuştu. Eğer olaylar bu şekilde bir seyir izlerse, o zaman Britanya emperyalistlerinin gizli hayali gerçekleşecekti. Bu hayal İstanbul Boğazı’ndan Hindistan’a dek, ‘Britanya imparatorluğu incisinin’ güvenliğini sağlayacak, aralarında Kürt devletlerinin de bulunduğu ‘ara tampon devletlerin’ kurulmasıydı.[iii] Artık İngilizler, Irak ve İran’da bölgenin yeni haritası için zemini hazırlamışlardı. Bağımsız Kürdistan’ın Türkiye’de kurulması planlanmıştı.”…Sevr barış antlaşması döneminde İngiltere bu tür bir Kürdistan’ın oluşumunu sağlamak için verimsiz teşebbüslere girişmişti” diye yazmıştır Hoffman. İngiltere, yöredeki emelleri doğrultusunda, Güney Kürdistan dediği Musul’u emperyal amaçlarına ithal etmek için uğraştı. Bu çerçevede Musul Sorunu, Kürt Meselesi ile içiçe bir boyut kazandı. [iv]

İngiltere ve Fransa için Sevr Antlaşması’ndan kaynaklanan zararlar bekledikleri yararı aşmış durumdaydı. Uluslararası durumu gerçekçi bir biçimde değerlendiren koloni bakanı Winston Cruhchill 22 Şubat 1921’de Yunanlılar’ın planlı yeni saldırısıyla bağlantılı olarak başbakan yardımcısına şöyle yazmıştı:

‘Mümkün sonuçlar bizim için elverişli değildir Türkler Bolşevikler’le sarmaş dolaş durumdadırlar; oldumuz sayıca azaltıldığı zaman Mezopotamya’da dalgalanmalar patlak vermektedir; büyük bir ordunun yardımı olmaksızın Musul ve Bağdat’ı elde tutmayı başaramayacağız… Ermeniler de daha yeni felaketler yaşayacaklardır.”[v]

Bunun için Londra, Sevr Antlaşması’nda kısmi bir düzenlemeye gitmeye hazırdı. Burada resmi açıdan daha gündemde olmamasına karşın “bağımsız” veya “özerk” Kürdistan’ın kurulması planı belirgin bir şekilde sürmüştü. Kısaca, Sevr Antlaşması’nın imzalanmasından daha yarım yıl geçmeden onun tekrar incelenmesi sorunu ortaya çıkmıştı. Bu konuda karar Avrupa Devletleri Yüksek Kurulu’na bırakıldı, üstelik gelecekteki konferansa TBMM hükümetinin tanınması anlamına gelecek olan, Ankara’dan bir delegasyon da davet edildi

Konferans 21 Şubat’tan 14 Mart 1920’ye kadar devam etti. Birleşik Türk delegasyonunun Kürt ve Ermeni sorunlarına yaklaşımı Dışişleri bakanı Bekir Sami Bey tarafından ortaya konuldu. Türkler, İran, Ermenistan ve Kafkasya ile sınırlarının yenilenmesini istediler. 25 Şubat’taki oturumda Kürt ve Ermeni sorunlarına müttefiklerin temsilcileri değindiler. Daha da önemlisi Avrupa devletleri Ermenistan ve Kürdistan’ın geleceğini tekrar görüşmeye razı olarak Türkiye’nin uzlaşmaya gireceğini anlamışlardır. Bekir Sami Bey, “onların Türkiye’nin doğu sınırına sokulduğu ölçüde bu iki devletin geleceğinin Türkiye için büyük öneme sahip olduğunu bildirmiştir. Ertesi gün, Kürt sorunu konferansta özeI bir incelemeye alındı. Müttefikler adına Britanya Dışişleri Bakanı Lord Curzon konuştu. Müttefiklerin Sevr Antlaşması’nın Kürtler ve Ermeniler’le ilgili maddelerini yeniden incelemeye almak istediklerini söyledi. Bekir Sami Bey, ülkedeki Kürt problemiyle ilgili Türk tarafının görüşlerini açıkladı. Kürt halkının TBMM’de “tam temsil edilme” hakkı olduğunu, her sancakta gerek Kürtler’i gerekse Türkler’i temsil eden beş delege seçileceğini söylemişti. Fakat daha sonra Bekir Sami Bey, Kürtlerin ulusal haklarına karşı çıkmış, yani Sevr antlaşması’nın ilgili maddelerinin yürürlükten kaldırılmasını savunmuştur.

Böylece Londra Konferansı Yakın Doğu bölümünde sonuçsuz kalmıştır. Diplomatik araçlarla Sevr sisteminin çöküşünü durdurmayı başaramayan İngiltere daha büyük zarar görmüştür. Ankara, Kürt sorununda sağlam bir konum almıştır. Buna sadece Fransa ve İtaIya’yla yapılan antlaşmalar değil, aynı zamanda ülkenin doğu sınırlarının güvenliğini sağlayan Sovyet Rusya’yla yapılan antlaşma da yardımcı olmuştur.

Sonuç olarak, Londra Konferansı’nda resmi olarak amaç farklı olmasına karşın Kürdistan’ın bağımsızlığı için ölüm çanının ilk darbeleri vurulmuştur. Kürt “bağımsızlığı” veya “özerkliği”nden Londra Konferansı’ndan sonra Britanya diplomasisi içinde hiç söz edilmemiştir.

Londra Konferansı’nda Kürdistan konusu karara bağlanmadığından sorun, İtalya’nın San Remo kentindeki toplantıda çözümlenecekti. Konferans 18 Nisan 1920 günü başladı. İngiliz Başbakanı Lloyd George, toplantıda sözlerine “Kürdistan hakkında karar vermek çok güçtür” diye başladı ve şöyle konuştu:

Bu ülke şimdiye değin Türk İmparatorluğu’nun bir parçası olagelmiştir. Ülkede oturanlar, genellikle komşuları ile ve çoğu zaman da Türk Hükümeti’nin kendisi ile savaş halindeki kabilelerdir. Ülke, Ermenistan’ın yanı başında olduğu ve yazgısı da Asuri ya da Geldani Hristiyanları ilgilendirdiği için Avrupalı ülkeler açısından ilgi çekicidir. Ayrıca, Güney Kürdistan, Büyük Britanya’nın manda yönetiminin denetimi altına geçme olasılığı bulunan Musul ilinin de bir bölümünü oluşturur.

Çeşitli olasılıklar ileri sürülmüştür. Örneğin Fransız hükümeti ile İngiliz hükümetinin ülkenin bazı bölümleri üzerinde korumanlık kurmaları gibi. Halbuki, her ikisi de bu sorumluluğu yüklenmek istememişlerdir. Bunun üzerine ülkeyi Türkiye’den ayırıp özerklik vermenin iyi olacağı düşünüldü.

Öte yandan Kürtler’in, arkalarında büyük devlet olmadıkça varlıklarını sürdüremeyecekleri düşüncesinde oldukları izlenimi edinilmektedir. Musul’un dağlık kesiminde Kürtler oturduğu için, Güney, Kürdistan’ın bu bölümü İngiliz çıkarlarını ilgilendirir, Bağımsız bir Kürdistan düşünüldüğü sırada bu Kürtler Musul ilinin öteki bölümlerinden ayrılarak yeni bağımsız Kürdistan Devleti’ne bağlanabileceği umulmuştu.

Şimdi aldığımız bilgilere göre Musul ilinin bölünmesi uygulamada yapılamayacak ve buna ilk karşı koyacaklar Kürtler olacaktır!”[vi]

Konferansın o günkü oturumu kapandığında 5 sayılı toplantı eki hazırdı. Bu ek metin ile Kürdistan sınırı çiziliyordu:

İşbu anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sayılarak altı ay içinde İstanbul’da toplanacak ve Britanya, Fransız ve İtalya hükümetlerince atanacak bir komisyon (…) maddelerce tanımlandığı biçimde Fırat’ın doğusunda, Ermenistan’ın güney sınırları güneyinde, Suriye ve Irak/Mezopotamya kuzey sınırlarının kuzeyinde çoğunlukla Kürtler’in bulunduğu bölgeler için bir yerel özerklik planı hazırlayacaktır. Bu plan, bölgede yaşayan Asuri-Geldani ve öteki soy ve din azınlıklarının korunması için tüm güvenceleri içerecek ve bu amaçla, Britanya, Fransız, İtalyan, Acem ve Kürttemsilcilerden oluşacak bir komisyon işbu anlaşma hükümleri gereğince Türk sınırının İran sınırı ile aynı olduğu yerlerde, gerekmek-te ise ne gibi düzeltmeler yapılacağını incelemek ve karara bağlamak için bu yerleri gezecektir.”

San Remo’daki bu metin, Sevr Anlaşmasında 62. madde olarak yer almıştır.

San Remo’daki konferansta hazırlanan 5 sayılı not ekinin 3. maddesi de şöyleydi:

Bununla birlikte, iş bu anlaşmanın yürürlüğe girmesin-den başlayan bir yıl içinde 1. maddede tanımlanan bölge içindeki Kürt halkları, bu bölge nüfusunun çoğunluğunun Türk yönetiminden bağımsız olmak istediğini gösterir bi-çimde Milletler Cemiyeti Konseyi’ne başvuracak olur ve Konsey de bu halkların bu bağımsızlığı kullanmaya yetenekli oldukları kanısına vararak, bunun kendilerine sağlanmasını öğütleyecek olursa, Türkiye bu öğütleme hükümlerini yeri-ne getirmeyi ve bölge üzerindeki tüm hak ve yetkilerini bırakmayı başından yükümlenir. Bu bırakma işleminin ay-rıntıları, Türkiye ile işbu anlaşmayı imzalayan başlıca mütte-fikler arasında ayrı bir anlaşma konusu olacaktır.”

San Remo’da 19 Nisan 1920 günü kaleme alınan bu mad-de de 10 Ağustos 1920 Sevr Anlaşması’nın 64. maddesi olarak kabul edildi. Anlaşma Ankara’daki TBMM’nce tepkiyle karşılandı. Bu arada Erzurum ve Sivas Kongreleri yapılmış. 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM kurulmuş ve TBMM hükümeti, Kurtuluş Savaşı’nı başlatmıştı.

İstanbul Hükümeti, Londra’da toplanacak konferansa katılacak Osmanlı delegasyonu için M. Kemal’den delege göndermesini istedi. M. Kemal bu öneriyi red etti. TBMM de aynı doğrultuda karar verdi. Ankara Hükümeti, Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey başkanlığındaki bir delegasyonu Londra’ya gönderdi. Bekir Sami Bey’in Ankara ile görüşmeden imzaladığı, yabancılara hak ve ayrıcalıklar veren anlaşmayı Mustafa Kemal kabul etmedi. Bekir Sami Bey görevinden alındı, yerine Yusuf Kemal Bey (Tengirşenk) atandı.[vii]

Fransa emperyalistlerinin Türkiye’deki halkların ulusal-özgürlük hareketine düşmanca yaklaşımına karşın Paris ,Kemalistler’le sıkı ilişkiler kurma eğilimini sürdürmeye devam etti. Bu da Ankara’da 20 Ekim 1921’de Fransız-Türk barış antlaşmasının imzalanmasına neden oldu. Ankara Anlaşması olarak adlandırılan bu antlaşma Sevr sisteminin Yakın Doğu’daki çöküş aşaması için önemli bir adımdır. Aynı zamanda, Ankara Hükümeti ile Fransa arasında imzalanan ilk resmi anlaşma olan Ankara Anlaşması, Ankara Hükümeti’nin diplomatik alanda kazandığı önemli bir başarıdır. Anlaşmaya uygun olarak Fransa ve Türkiye arasındaki savaş durumu son bulmuştur. Fransa, Sevr Antlaşması’nı reddetmiş ve Ankara’daki hükümeti tanımıştır. Türkiye-Suriye sınırı, kesin bir biçimde oluşmuştur. Kilikya Türkiye’ye katılmış, İskenderun (kısmi özerklik haklarıyla) Suriye’ye katılmıştır, üstelik Fransa Kilikyayı ve Türkiye-Suriye sınırından kuzeye doğru olan bölgeleri boşaltmıştır.

Genel olarak Fransa için Kürt sorunu, İngiltere için olduğu gibi, özel bir anlama sahip değildi; Fransa’nın Saykes-Picot Antlaşması’nı, bunun sonucu olarak da Güney ve Güney Batı Kürdistan’daki taleplerini reddetmesi, onun Kürt halkına destekten sağlayacağı çıkarları azaltmıştı. Fransa için Kürt sorunu, 1920 yılından başlayarak Suriye’nin bölgesel çıkarlarıyla ve onun Doğu Anadolu ve Kuzey Irak’taki ekonomik çıkarıyla sınırlanmıştı.

Türkiye ile gelecekte yapılacak bir barış antlaşmasının Versal-Sevr ruhunu korumak isteyen müttefikler bir şeyleri feda etmek durumunda kalmışlardı. İlk kenara atılan da Kürtler’in kendi geleceklerini tayin etme hakkı oldu.

Lozan Konferansında

Uluslararası konferansta Türkiye, artık o, alışılmış “hasta adam” görüntüsünde değil, kendi ülkesinden işgalcileri kovmuş, bütün açılardan atağa kalkmış, bir devrim yapmış ülke olarak temsil etmiştir kendini. İç politik açıdan da iktidar sorunu kesinlikle çözümlenmiştir. 1 Kasım 1922’de sultanlık, onunla birlikte Osmanlı hükümeti tavsiye edilmiştir. TBMM hükümeti ülkenin tek ve bölünmez sahibi olmuştur. Bir yıl sonra Ekim 1928’te Ankara başkent; Türkiye de bir cumhuriyet olarak ilan edilmiştir.

21 Kasım 1922’de Lozan’da görüşme masasına oturan Türkiye’nin düşmanları artık iyi gözükmemektedir. Özellikle İngiltere büyük zarara uğramıştır. İngiltere’nin Türkiye’ye yönelik politikası çöküntü içindedir. Ülkesinde büyük bir iç politik kriz yaşayan ve Anadolu’dan sağ salim çekilen İtalya da ciddi bir düşman değildir. Bütün bunlar, başında İsmet Paşa’nın bulunduğu Türk delegasyonunun kendinden emin olmasına yaramıştır.

Lozan’da Türkiye ile İngiltere arasındaki en büyük sorun Musul’du. Misakı Milli sınırları içinde kalan Musul, Mondros Mütarekesi’nden sonra İngilizler tarafından işgal edilmişti. Sevr Anlaşması da bir Kürdistan devleti kurulmasını öngörmekteydi. Petrol kaynaklarının üzerindeki Musul, Kürdistan’a bırakılan bölgede kalmaktaydı.Lozan Konferansı’nda Musul yüzünden çıkan şiddetli tartışmada kozlar İngilizlerin elindeydi. Şavaş kanununa göre Musul’u alan, İngilizler artık Musul’a sahipti. Geriye Kuzey Irak’ın Kürt kabileleri arasında propaganda yapmak ve onları silahlandırmak kalmış, bunu da yapmışlardır. 27 Kasım’da Lozan Konferansı’ nda Türk delegasyonunun başkanı olan İsmet Paşa Musul’la ilgili taleplerini açık bir şekilde ileri sürmüştü.İsmet Paşa Türkiye’nin Musul ve Kerkük üzerindeki hakkından söz ederken, oradaki nüfus çoğunluğunun Türkler’le Kürtlerden oluştugunu bizzat Ingilizlerin yapmış olduğu istatistiklere dayanarak açıklıyor:

“Rakamların belirttiği çizgiler gösteriyor ki;

1.Süleymaniye ve Kerkük sancaklarında arap nüfusu çok azdır.

2.Musul merkez sancağında 137.000 Türk ve Kürt’e karşilik yalniz 28.000 Arap vardir.

3.Son olarak bütün Musul vilayetini 410.790 Türk ve Kürt’e karşilik 31.000 Arap’la müslüman olmayanlar oluşturuyor.

İsmet Paşa bu konuşmasında Musul ve Kerkük civarında Arapça konuşan köylerin de, aslında Araplar arasında kaldığı için Arapça konuşan Türkler ve Kürtler oldugunu söylüyor. Kaldı ki bu bölgenin de Kerkük ve Erbil’in Türklüğü İngiliz Hükümetince kabul edilmektedir. Çünkü İngiliz memurlarınca bölge halkına çıkartılan bütün bildiriler Türk dili ile ve İstanbul Türkçesi ile yazılmıştır. İsmet Paşa konuşmasinda Kürt halkının İran kökenli olduğu öne sürülmesine karşı da Kürtlerin Turan kökenli olduğunu kabul eden bu iddiaları yalanlamaktadır. Zaten Anadolu’yu tanıyanlar bilirler ki gerek töre, gerekse gelenek ve görenek bakımından Kürtler hiçbir yönden Türkler’den farklı değildir. Ayrı diller konuşmakla birlikte bu iki halk soy, inanç, görenek ve yüz ve beden yapısı bakımından tek bir bütün meydana getirmektedir.[viii]

Buna karşılık Lord Curzon, bu üç ile Erbil’i de katarak bölgedeki Kürt nüfusunun 457 bin, Türk nüfusunun da 65 bin olduğunu ileri sürüyordu . İsmet Paşa, Musul konusunda plebisit yapılmasını istiyor, ancak Lord Curzon, bu öneriye halkının çoğunluğu cahil olan, kısmen de göçebe hayatı yaşayan, kuvvetli ırki ve dini inançları bulunanbir bölgede plebisit yapılamayacağını, Kürtlerin plebisitin anlamını bile bilmediklerıni ileri sürerek öneriye karşı çıkıyordu.

İsmet Paşa konferansta, Musul’u almadan Ankara’ya dönmeyeceğini söylüyordu. İngilizler ise, İsmet Paşa’nın Musul’dan vazgeçmesi koşuluyla petrol gelirlerinden pay vermeyi de öneriyorlardı.

Türk delegasyonu İngiliz delegasyonunun Musul’u elde edemeyeceğine inanıyordu. İkinci Türk delegesi Rıza Nur Bey şu gizli antlaşmayı ileri sürmüştür : Eğer İngilizler Musul’u geri verirlerse Türkiye Sovyetlerle ilişkisini kesmeye hazırdı.Koloni bakanlığı buna karşı çıkmıştır. Musul’u kaybetmek Bağdat’ı, bütün Irak’ı kaybetmek ve Britanya politikasının Doğu’da kesin olarak yenilmesi demekti.

Görüşmeler tıkanmıştı. Lord Curzon Musul’u elden çıkarmamak için her yola başvuruyordu. Bu yollardan biri de, konunun Cemiyet-i Akvam’da görüşülmesiydi. Lord Curzon, 25 Aralık 1923 günü Cemiyet-i Akvam’a (Birleşmiş Milletler) başvurdu. Musulun yazgısını belirleme hakkı, Cemiyet-i Akvam’a devredilmişti.Londra’da ve San Remo’da Kürdistan’ın yazgısını belirlemek için toplantıların yapıldığı bu günlerde Ankara Hükümeti Koçkiri Ayaklanması ile uğraşmak zorunda kalıyordu. Koçkiri Sivas’ın İmranlı ilçesinde Karlık ve Boğazören köylerinde yerleşik bir Kürt-Alevi aşiretinin adıydı. O tarihlerde bu aşiret, Sivas’tan Erzincan’a kadar yayılan bir alanda yaşıyordu. Koçhisar, Zara, İmranlı, Suşehri, Refahiye, Kangal ve çevre köylerinde yaşayan aşiretin kırk bin kişiden oluştuğu sanılmaktaydı.[ix]

Sivas’ın Umraniye ilçesine bağlı Koçkiri yöresinde olaylar şöyle gelişti:

Kürdistan Teali Cemiyeti, Koçkirili Mustafa Paşa’nın oğlu Alişan Bey’i Dersim’e (Tunceli) göndererek örgütün burada da kurulmasını istiyordu. Alişan Bey, Baytar Nuri ile birlikte Dersim’de örgütü kurdu. Aynı günlerde Baytar Nuri de Zara, Divriği, Kangal ve Hafik ilçeleriyle İmraniye, Beypınar, Celalli, Sincan, Hamo, Zınara ve Domurca bucaklarında Kürt Teali Cemiyeti’ni kurmaktaydı.

Mustafa Kemal, bu örgütlenmeleri haber alınca, Alişan Bey’le görüşerek, Erzurum Kongresi’nde alınan kararların Kürtler’i de kapsadığını söyledi. Alişan Bey, bu konuşmadan sonra Sivas’tan milletvekili olmayı kabul etmişti. Ancak, sonradan Baytar Nuri ile konuşup bu öneriyi reddetti. Baytar Nuri de kendisine Alişan Bey aracılığı ile yapılan milletvekilliği önerisini kabul etmedi.

Baytar Nuri, 1921 yılı başlarında bir toplantı düzenledi. Bu toplantıya, Kürt aşiret reisleri katıldılar. Toplantıda, Sevr Anlaşma-sı’nın uygulanması ve Diyarbakır, Van, Bitlis, Elazığ, Dersim ve Koçkiri’yi içine alan bağımsız bir Kürt devleti kurulması kararlaştırıldı.

Hazırlıklar tamamlanınca ilk saldırı Temmuz ayında yapıldı. Kürt birlikleri Zara’nın Çulfa Ali Karako-luna saldırıdılar. Bu saldırıyı Refahiye’de, Şadan Aşireti Reisi Paşo’nun saldırısı izledi.

Ankara Hükümeti, çatışmayı önlemek amacıyla Koçkiri A-şireti Reisi Alişan Bey’i Refahiye Kaymakam Vekılliği’ne, kardeşi Haydar Bey’i de Umraniye Bucak Müdürlüğü’ne atadı. İşin gerçeği şuydu; Her iki kardeş de Kürt Ayaklanması’nın gizli liderleriydi. Mustafa Kemal, uyguladığı bu taktikle iki lideri kazanmak istemişti.

Sivas yöresinde Zalim Çavuş diye anılan Şadan Aşire-ti’nden Hüseyin Ağa da Zara’da saldırıya geçtı. Ayaklanmayı bastırmak ve asker kaçaklarını toplamak için İmranlı’ya gelen 6. Süvari Alayı, büyük direnişle karşılaştı. Yakalanan Alay Komu-tanı Binbaşı Halis, Kürtler tarafından kurulan bir harp divanında ölüm cezasına çarptırılarak kurşuna dizildi; subay ve erler de tutuklandı.

Kürtler, Kemah’ta da yönetimi ele geçirdiler; kaymakamı tutukladılar. Ayaklanan aşiretler, Koçhisar’ın Celalli bucağından TBMM’ne telgraf çekerek Koçkiri kazasının mümtaz bir vilayet yapılmasını istediler. Kürt aşiretleri Ankara Hükümetinden şu isteklerde bulundular:

1-İstanbul Hükümetince kabul edilen Kürdistan özerkliğinin Ankara Hükümeti’nce de tanınıp tanınmayacağının açıklanması;

2-Kürdistan özerk yönetimi konusunda Mustafa Kemal hükümetinin ivedi yanıt vermesi;

3-Elazığ, Malatya, Sivas ve Erzincan cezaevlerindeki Kürtler’in hemen salıverilmesi;

4-Kürt çoğunluğu bulunan illerden Türk memurlarının çekilmesi;

5-Koçkiri yöresine gönderilen birliklerin geri alınması

Amaç, bir Kürt devleti kurmaktı. Kürt aşiretleri, Türkkeşlik köyünde 7 Mart 1921 günü 13 Türk köylüsünü öldürmüşler, İmranlı bölgesinde on köyü yağma etmişlerdi. Merkez Ordusu, 11 Nisan 1921 günü ayaklanmacıların üstüne yürüdü. Kürt aşiretleri ile Merkez Ordusu arasında büyük ve kanlı çarpışmalar oldu. Bu çarpışmalardan sonra ayaklanma 7 Haziran 1921 günü tümüyle bastırıldı. Alişan ve Haydar Beyler de teslim oldular.

Musul Sorununun Lozan’da kilitlenmesi ve sorunun Cemiyet-i Akvam’da çözülmesi kararından sonra bir de Nasturi Ayaklanması ortaya çıkmıştı.Musul konusunda İngilizler ile ilk görüşme 19 Mayıs 1924 günü İstanbul’da yapıldı. Haliç Toplantısı olarak adlandırılan bu görüşmeden bir sonuç alınmadı. İngilizler, Haliç toplantı-sında Musul’daki haklarından vazgeçmek bir yana bir de Nasturi sorununu ortaya attılar ve Hakkari’yi de istediler.[x] Toplantı 5 Haziran günü kapandı. 7 Ağustos günü de ayaklanma başladı. Asiler, Hangediği bölgesinde Hakkari Valisi Halil Rıfat Bey’i yaralayarak tutsak aldılar; jandarma komutanını da öldürdüler.

Nasturiler, Süryani papazlarından Nastorıs tarafindan kuru-an Nastur mezhebine bağlı Hristiyanlar’dı. Suriye ve Mısır’a kadar yayılan Nasturiler, Türkiye sınırları içinde Hakkari’de yaşıyorlardı. Ayaklanmadan önce Hakkari bölgesinde İngiliz misyonerleri görülmüştü. Misyoner kılığındaki bu İngiliz subaylarının İmadiye ve Çömelerik’te Nasturiler’i örgütledikleri ve ayaklanmaya hazırladıkları anlaşılıyordu. Ayaklanma Çal (Çukurca), Oraman, Çölemerik Beytüşşebap ve Habur suyu çevrelerinde başladı.

Hükümet, 14 Ağustos günü ayaklanmayı bastırma kararı aldı. Görev Cafer Tayyar (Eğilmez) Paşa’ya verildi. Bakanlar Kurulu, Nasturi Ayaklanması’nın bastırılmasında Kürt aşiretle-rinden de yararlanmayı planlamıştı. Gavdan, Manhuran, Pavrız, Bardino ve Kiravi aşiretleri de Cafer Tayyar Paşa kuvvetlerine katılacaklarını bildirdiler.

Nasturi Ayaklanması 28 Eylül günü kesin olarak bastırıldı. Ayaklanmanın liderleri Irak’a kaçtılar. Ayaklanmanın bastırılmasından sonra Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak, 23 Ekim 1924 günü Milli Savunma Bakanlığı’na şu raporunu gönderdi:

Musul Sorunu henüz açık ve belli bir biçim göstermemekte ve bu nedenle genel durumdaki belirsizlik devam etmektedir. İngilizler, bir yandan çeşitli durumlar yaratarak ve siyasal görüşmeler hazırlayarak ve düzenleyerek zaman kazanmakta, bir yandan da Irak’ta daha güçlü bulunmak konusuna önem vermektedirler. Musul’un kuzey bölümlerinde sıkıyönetim ilanı, izinli subayların Irak’taki kıtalarına ivedilikle yollanmaları, İngilizlerin İran içinde de faaliyet göstermekte olmaları, aynı zamanda Irak başbakanının da Irak hükümeti adına Musul’un bütün sancaklarını dolaşması ve denetlemesi İngiltere’nin Musul Sorunu’na çok önem verdiğini göstermektedir.”

Genelkurmay Başkanı, yalnız siyasal görüşmelerle yetinilmemesi, savaşa hazırlıklı olunması gerektiği kanısındaydı. Şeyh Sait Ayaklanması da işte tam bu günlerde başladı.

Şeyh Sait, 13 Şubat 1925’te Ergani ilçesine bağli Piran köyünde ilk defa isyana başlamıştır.Bu isyanın kökeni, Mayıs 1923’te Azadi denilen milliyetçi bir Kürt partisinin kuruluşuna kadar götürülebilir. Azadi partisini Kürt milliyetçileri ve Osmanlı ordusundaki Kürt subaylar kurdu. Azadi üyeleri arasında, 1923 seçimlerinde yeniden seçilemeyen TBMM’nin eski Kürt üyeleri de vardı.Azadi taraftarları, başta hilafetin kaldırılması ve Türkçe’ye dayalı modern eğitim sistemi olmak üzere yeni Türk Hükümeti’nin politikalarına karşı çıktı. Bağımsızlıklarını İngiltere tarafından destekleneceğini umdukları bir isyanla sağlamayı amaçlıyorlardı. Şeyh Sait, Önce Genç ilinin merkezi Darhani’yi ele geçirmiş, sonra, Elazığ’i almıştır. Olayın başlangıcında, Ali Fethi Okyar Hükümeti isyanı bölgesel ve çabuk bastırılacak bir olay olarak değerlendirmiştir. Ancak isyanın süratle yayılması; Diyarbakır, Elazığ ve Genç vilayetlerini içine alması ve genişlemeye başlamış olmasından ötürü hükümet bir ay süre ile bölgede sıkıyönetim ilan etmiştir. Olay, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni tehdit eden, inkılaplara karşı bir isyandır.

I. Dünya Savaşı’nın sonucu Osmanlı İmparatorluğunun dağılması ile, bağımsızlık peşine düşen Kürtler, Kürt Teali Cemiyeti’ni kurdular. Bu cemiyet, İngiltere’nin mandası altında bagımsız bir Kürt Devleti kurmayı öngörüyordu. Cemiyet, Cumhuriyet’in ilanından sonra resmen dağıldı ise de, Kürt İstiklal Komitesi adı altında faaliyetine devam ediyordu. İsyan başladıktan sonra, Seyyit Abdülkadir, İstanbul’daki Kürtleri, silahlı bir irtica hareketine sevke teşebbüs etmiş, bu yolda planlar hazırlamıştır.

Lozan’da halledilmeyen Musul sorununun , Milletler Cemiyeti’ne götürülmesi gerekliydi. İngiltere bir taraftan Musul halkının Türkiye ile birleşmek isteğini önlerken, diğer taraftan da Türkiye dahilinde, isyan ve kargaşa çıkararak Türkiye’nin siyasal istikrarını sarsmaya çalışıyordu. Bu sırada kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, kısa zamanda padişah taraftarı şeriatçı ne kadar muhalif varsa hepsini içine almıştı. Sıkı ve sert tedbirler alınması zorunluluğu ile Ali Fethi Bey (Okyar) Başbakanlık görevinden ayrılmış, yeni hükümeti İsmet Paşa kurmuştu. Güvenoyu alan yeni hükümetin ilk işi, isyan karşısında hükümete yetkiler veren Takrir-i Sükun Kanunu ve biri Ankara’da diğeri isyan bölgesinde olmak üzere iki tane İstiklal Mahkemesi kurulması hakkındaki kanunu, TBMM’nden çıkarmak olmuştur. Takrir-i Sükun Kanunu, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Şeyh Sait isyanının ve diğer tehlikelerin ortaya koyduğu engelleri önlemek amacıyla 4 Mart 1925 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yapılan planlı askeri harekat sonucunda isyancılar mağlup edildi ve elebaşları hemen yakalandı. Suçluların, İstiklal Mahkemesinde yapılan muhakemeleri esnasında, asilerin sözde dini ve şeriatı kurtarmak perdesi arkasında, memleketi parçalayıp bir Kürt devleti kurmak amacıyla harekete geçtikleri ve gizli bir şebeke teşkil ettikleri belirlenmiştir.

Sonuç olarak, Şeyh Sait ve Seyyit Abdülkadir de dahil olmak üzere bütün elebaşılar idama mahkum edilmiş ve hüküm derhal yerine getirilmiştir.

Suçluların İstiklal Mahkemesi huzurunda yaptıkları itiraftan kesin olarak anlaşılmıştır ki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın programında yer alan, dini fikir ve inanışlara hürmet edileceğine ve idarelerde yerinden yönetim (Adem-i merkeziyet) usulünün uygulanacağına dair hükümler ve parti mensuplarının bu hükümlere dayanarak yaptıkları propagandalar, ayaklanmayı tertip edenlerin işine yaradığı gibi, halka isyan cesaretini de vermiştir. Bu nedenlerle Doğu’da Diyarbakır’da bulunan İstiklal Mahkemesi, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kendi bölgesi içinde bulunan bütün şubelerinin kapatılmasına karar vermiş, Ankara’daki İstiklal Mahkemesi de, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası adına yapılan propagandalarda dinin ve dince mukaddes olan şeylerin, siyasal amaçlara alet edildiğini belirleyerek, bu Fırka’nın durum ve çalışma tarzı hakkında Hükümet’in dikkatini çekmiştir. Diyarbakır ve Ankara İstiklal Mahkemelerinin kararlarını dikkate alan Cumhuriyet hükümeti, Takrir-i Sükun Kanununa dayanarak, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın bütün şube ve merkezlerinin kapatılmasına 3 Haziran 1925 tarihinde karar vermiştir.

İngiltere tarafından kışkırtılmış olsun ya da olmasın bu isyanlar, Türki­ye’nin uluslararası komisyonda ve Milletler Cemiyeti’nde davasını savun­masını çok daha güçleştirdi. Türkiye, o sırada Milletler Cemiyeti’nin üyesi değildi. Komisyonun Temmuz 1925’te hazırladığı rapor, Musul bölgesi­nin Milletler Cemiyeti mandasının bir parçası olarak kalmasını ve oradaki Kürtlere idari özerklik verilmesini öneriyordu. Türkiye’nin Mil­letler Cemiyeti’nin yetkisini kabul etmemesi, sorunun nihai çözümünü haziran 1926’da İngiltere, Irak ve Türkiye arasında üçlü bir antlaşma im­zalanana kadar erteledi. Bu antlaşma, Türkiye’deki Kürtlerin Irak’takiler­den ayrılmasına son biçimini verdi. Bu durumun, Kürt sorununun gelece­ği üzerinde köklü etkileri olacaktı.

Konunun Cemiyet-i Akvam’da görüşülmesinden sonra,23 Ocak 1923’te Lozan Konferansı’nın çalışmasında gergin bir gün yaşanmıştır. Bu gün bütünüyle Musul ve Kürt sorununa ayrılmıştır. Görüşme, Curzon tarafından yapılan konuşmayla başlamıştır. Curzon, Türkler ve Kürtler arasındaki etnik farklara özel bir dikkat ayırmıştır. Kürtlerin her zaman ‘bağımsız bir yaşam’ sürdürdüklerini, Türklerin hiç bir zaman Güney Kürdistan üzerinde sıkı bir kontrol oluşturmadıklarını belirtmiştir. Kürtler savaş sırasında Türkler’e değil İngilizler’e yardım ettiklerini söylemiştir.

Curzon Mondros Mütarekesi’nden sonra Britanya ordularının Musul vilayetinde ilerlemesini haklı çıkarmayı gerekli görmüştür. Britanya dış işleri bakanı konuşmasının önemli bir bölümünü Musul petrolüne ayırmıştır. Britanya görüşü, herhangi bir doğal kaynağın bağımsız olmasından yanadır.

Aynı gün Curzon’un başkanlığı altında, bölgesel ve askeri sorunlar üzerinde komisyonun 21. ve 22. oturumları yapılmıştır. İlk söz alan İsmet Paşa, Türkiye’nin Musul’la ilgili istemlerinin nedenlerinden söz etmiştir. İsmet Paşa Kürtler’deki İngiliz karşıtı oluşumlara dikkat çekmiş,Türkiye Kürdistanı’ndaki isyanların yabancı konsoloslukların entrikaları olduğunu kaydetmiştir. Kürtlerin Türkiye’deki bütün haklardan yararlandığını iddia etmiştir. Kürdistan’ın koloniye dönüşmesini hiç bir Kürt istememektedir.Komisyonun 22. oturumunda konuşmasına devam eden İsmet Paşa Türkiye’nin ilkesel olarak manda sistemini tanımayacağını bildirmiştir. İsmet Paşa yeniden Britanya delillerini çürütmüş ve Curzon’un TBMM’de Kürtlerin temsiliyle ilgili şüphesini bütünüyle reddetmiştir. İsmet Paşa Türkiye parlemantosunda ‘gerçekçi ve Özgür seçimlerin’ yapıldığını iddia etmiştir. Mondros Mütarekesi’nden sonra Musul’un alınmasını “savunmasız bir ülkenin işgali” olarak adlandırılmıştır.

Tarafların konumları belirgin derecede açık ve birbirine zıttır. Türkler Musul’u istemekte, İngilizler Musul’u vermek istememektedirler. Musul hesabına yapılan tartışma, çok geçmeden amaç olmaktan çıkmış, gerek genel güveni gerekse bazı sorunlardaki antlaşmaları sağlamak için araç olmuştur. Herşeyden önce bir özellik dikkat çekicidir: Musul’u elinde tutan için başlıca ödülün Musul’un petrol zenginliği olduğu belirtilmiştir. Bu konuda Curzon’un sözü, Musul sorununda İngiltere’nin petrolle hiç bir ilgisi olmadığıdır. Fakat bu doğru değildir.Curzon da Mustafa Kemal de Musul petrolüyle ilgili her şeyi bilmektedir.Ancak, ne İngilizler ne de Türkler petrol temalı Musul sorunuyla ilgili zor görüşmeler yapmak istememişlerdir.

Lozan Konferansı’nda Türkiye ekonomik açıdan askeri-politik açıdan daha zayıf bir konum almıştır. Bunun da tek bir nedeni vardır; Türk delegasyonu Lozan’da petrol sorununun üstesinden gelememiştir. Bu yüzden Musul sorunuyla ilgili bölgesel açılı tartışmalarda “Kürt delili” Türk delegasyonu tarafından oldukça geniş bir şekilde kullanılmıştır. İsmet Paşa Anadolu Kürtler’inin Türklerle birlikte Kürdistan’ın Türkiye’den ayrılmasına karşı mücadele etmeye hazır olduklarını ifade etmiştir. Kürtler’in ulusal geleceklerini tayin hakkı, onlara Sevr’de vaat edilen konuşma hakkı o veya bu taraftan gerçekleştirilmemiştir. Türkler bu problemin varlığını inkar etmişler, Mustafa Kemal’in kendisi bu sorunla ilgili kısa ve belirgin bir şeyler söylemiştir: “Biz bu sorunun konferansın göndeminde yer almasını reddediyoruz.[xi

Böylelikle Lozan Konferansı’nda, gerçekte, Türkiye’deki Kürt sorunu değil Irak’taki Kürt sorunu incelenmiştir. Türk delegasyonu, özellikle Doğu Anadolu Kürtlerinin durumunun görüşülmesini reddetmiş,Türkiye’deki Müslüman azınlıkların Türklerin himayesi altında inceleyeceğini savunmuştur. İngilizler bunu protesto etmişlerdir, çünkü onların düşüncesine göre bu, Araplar’ı, Kürtler’i, Çerkesler’i ve Türkler’i “bir çuvala doldurmak” anlama gelmektedir,fakat daha sonra bu “çuvaldan” Musul Kürtler’ini çıkarma koşuluyla uzlaşmışlardır.

Gerçekte Türkiye’nin doğusunda Kürtler’le bir arada yaşayan Ermeniler ve Asurlular (Hıristiyan azınlıklar) problemi kalmıştı. Konferans Ermeni sorununu görmezlikten gelemezdi, çünkü Sevr Antlaşması’nın ilgili maddelerinin bununla ilgili olarak incelenmesi gerekiyordu. Ermeni sorunu Rus ve Türk devrimleriyle ortaya çıkan yeni gerçekleri tanımak zorunda kalan Avrupa devletleri için güncelliğini yitirmişti. Ancak Lozan Konferansı’nda Amerikalılar bir ‘Ermeni merkezinin’ kurulması önerisini getirerek Ermeni sorununu sağlamlaştırmaya giriştiler, fakat sadece gözlemcilerin statüsünü dikkate alarak eski müttefiklerine etki yapamadıler. Türkler soğukkanlı bir şekilde yeni bir barış antlaşmasının metnine Ermeniler’in ulusal haklarıyla ilgili bir sözün girmesine yönelik bütün girişimleri reddettiler.

Böylece Türkiye’deki ulusal azınlıkların problemi Lozan Konferansı’ndan çıkarılmış, barış antlaşmasının süreci hafifletilmiştir. İngiltere ve Fransa için her şeyden önce ‘ezilmiş’ halkları koruma bahanesi altında, Türkiye’de kontrol oluşturmayı sağlamak kadar, etnik ve dini azınlıklar için belirgin bir rejim oluşturmak da o derecede önemliydi. Fakat Türk ulusal özgürlük hareketinin tarihi zaferi sonucunda emperyalistler de bu olanağı kaybetmişlerdir. Bu, Lozan’daki Türk delegasyonunun Türkiye’deki Kürt azınlıkları da kapsayan azınlıklar probleminin görüşülmesinde bağımsız ve kendinden emin olmasını sağlamıştır. Lozan Konferansı’nın azınlıklar komisyonunun oturumlarında Türk delegesi Rıza Nur Bey, ırk ayrımının esnekliğine işaret ederek korunması gerekli halklar arasından Kürtlerin çıkarılmasını savunmuştur. Müttefiklerin ayrı bir ilgi gösterdiği Kürtlerle ilgili bu şart Kürt sorununun Musul sorunuyla sıkı bir bağ içermesiyle açıklanmaktadır. Fakat Musul sorununda İngiltere’nin konumu güçlüdür, Türkiye’nin ise daha önce belirtildiği gibi zayıftır. Bu sorunda İngiltere, özgür bir şekilde “temelde Araplar, sonra Kürtler ve Ermeniler olmak üzere” azınlıkların haklarıyla oynamıştır. Türkiye İngiltere’nin Lozan Konferansı’nda Musul sorunu üzerinde aralarında anlaşamıyorlardı. Örneğin; İngilizler Musul vilayetinde bir halk oylamasının yürütülmesi önerisini reddetmişlerdi. Türkler de sorunun Uluslar Birliği’ne bırakılmasına karşı çıkmışlardı. Boğazlar rejimiyle ilgili antlaşmanın hazırlandığı ve barış antlaşması metninin yazıldığı 1923 yılı Şubat başına doğru Musul çelişkisinden kurtarıcı bir çıkış yolu bulundu. İsmet Paşa’nın önerisine göre Musul sorunu barış antlaşmasından çıkarıldı ve İngiltere ile Türk hükümetinin incelemesine verildi, bu hükümetler bir yıl içinde anlaşmaya varmalıydılar. Başarısızlık halinde taraflar Ulusal Birliği’nin hakemliğine başvuracaklardı. Bunun ardından konferans Curzon’un girişimiyle barış antlaşmasını imzalamaksızın çalışmayı kesti (4 Şubat 1923). Gerek Türkiye’ye, gerekse Fransa’ya baskı yapmak amacıyla Curzon tarafından kışkırtılan barış görüşmelerinin kesilmesi, bu görüşmelerin son bulması değil, sadece Doğu’nun düzenlenmesi sürecinde geçici bir ara anlamına geliyordu. Lozan’da görüşmelerin yeniden canlandığı sırada (1923 Nisan sonu) barış antlaşmasının imzalanmasından sonraki birkaç ayda lrak ve Türkiye arasındaki sınırla ilgili İngiliz-Türk antlaşmasına varılması konusunda tartışma olmuştur. Türkler 9 ay istemişler, İngilizler 6 ayı onaylamışlardır, fakat sonuçta taviz vermişlerdir. Ancak bu süre içinde tartışma Uluslar Birliği kurulunun gözetimine bırakılmıştır.

Böylece Musul anlaşmazlığında Türkiye kaybetti. Daha önce belirtildiği gibi, bu yenilgi Musul vilayetinin İngiltere tarafından işgal edilmesiyle belirlenmişti.

Bu olay Kürt halkının tarihi alınyazısına nasıl yansımıştı? Bu soruya anlamlı bir cevap vermek zordur. Güney Kürdistan’ın İngiltere tarafından fethi Kürt halkının ulusal güçlenmesinin yoluna yeni bir engel çıkarmıştır. Diğer taraftan, lrak Kürtler’inin Türk ve İran’lı kabiledaşlarından farklı olarak aktif anti-emperyalist mücadele alanında yer alması onların ulusal gelişiminin güçlenmesine ve sonuçta Irak Kürdistan’ının özgürlük mücadelesinin genel Kürt savaş merkezine dönüşmesine yardımcı olmuştur.

Kürt problemine Lozan Konferansı’nda sadece anti-Türk oluşumlar bağlamında değinilmemişti. Yeniden İran kelimesi söylenmeye çalışılmıştı. İran hükümeti, 1922 yılı Ekim sonunda İngiltere, Fransa ve İtalya temsilcilerine Lozan’da İran’ın Türkiye’yle olan Kürdistan sınırının İran’ın yararına tekrar incelenmesi ricasıyla başvurmuştu. İngiltere’nin girişimleriyle İran’ın elde etmeye çalıştıkları kesin bir şekilde, reddedilmişti. Curzon Tahran’ın temsilcisinin Lozan Konferansı’na girme isteğini reddetmişti.Britanya dış işleri bakanı şunu da ekledi: “…artık Sevr Antlaşması’nda ileri sürüldüğü gibi Türkiye’de bir Kürt devleti veya özerk bir Kürt vilayetiyle ilgili bir sorun yoktur.” [xii]

Avrupa devletleri konferansta yeniden Kürdistan sorununu ortaya koymak ve bu konuya yakın olan, uygun görmedikleri İran’ı görüşmeye almak istememişlerdir. Ancak İran Kürtlerinin yerleştiği topraklardaki etkisini genişletmeye çalışmıştır. Lozan Konferansı’nın çalışma döneminde daha güçlü bir devlet olan ABD benzer taleplerle konuya girmiştir. Amerikalılar ekonomik alandaki özgürlüklerini sağlamak için Türk sorunundaki politik yaptırımlardan kurtulmayı istemişlerdir. Özellikle Amerikalılar, Musul’un petrol alanları ve Güney Doğu Anadolu’nun doğal kaynakları çok olan bölgeleriyle ilgilenmişlerdir.

Lozan Konferansı’nda Amerikan delegeleri ‘açık kapılar’ ilkesinin tanınmasını ve İngiliz kapitali “Turkish Petrolleum Company” tarafından kontrol edilen Musul petrolündeki tekelin kaldırılmasını savundular. Amerikan girişimlerine başta İngiltere olmak üzere ateşli bir direniş geldi fakat hemen olmasa da müttefikler petrol sorununda ABD’ne taviz vermek durumunda kaldılar. Amerikalılar baskıya devam ettiler. Sonunda Chester ve Kennedi imtiyaz koşullarını hazırladılar. Lozan Konferansı’ndaki çalışmanın ara döneminde, 9 Nisan 1923’te TBMM imtiyazla ilgili anlaşmayı onayladı.

İmtiyazın koşullarına göre imtiyazcılar, Doğu Anadolu ve Kuzey Irak’ın yani Kuzey, Güney ve Batı Kürdistan, geniş bölgesinde demiryolu, liman, telgraf hattı kurma ve toprakaltı zenginlikleri kullanma hakkını aldılar. Demiryolu ağı yaklaşık 4500 km uzunluktaydı. Ama hat, Karadeniz’i Güney Kürdistan’la (Samsun’dan Sivas, Diyarbakır, Musul üzerinden Süleymaniye ve bir kolla Van’a), Ankara’yı İran sınırıyla (Erzurum ve Beyazıt aracılığıyla Trabzon’a), Harput’u Akdeniz’deki İskenderun limanıyla bağlamıştı. Kürtlerin çoğunluğunu oluşturduğu bölgenin ekonomik sömürüsü, gerçekte sınırlı olanakları olan Amerika için imtiyaz koşulları aslan payını temsil ediyordu. Doğal olarak bu imtiyazların gerçekleştirilmesi halinde belirtilen bölgede ABD’nin politik üstünlüğü de sağlanmış olacaktı. Türkler de hem ekonomik hem de politik açıdan açık bir yenilgi içinde olacaklardı.

Gerçekte bu imtiyaz girişimi Türkleri sadece bir yönden ilgilendirmişti: Lozan Konferansı’nda İngiliz ve Fransızlar’a karşı verilen diplomatik mücadelenin seyri. Gerçekte Türkiye’ye ait olmayan Musul bölgesindeki imtiyazla ilgili olarak Amerikalılar’la yapılan görüşmelerde bu olgu gerek genel Türk sorunlarının, gerekse Musul probleminin görüşülmesi sırasında İngilizler’e ve Fransızlar’a yapılan diplomatik baskının hareket noktası oldu.

Böylece Lozan görüşmelerinin bütün katılımcıları ya Kürtler’in ulu-sal taleplerine açık bir düşmanlık göstermişler ya da Kürdistan’ı sadece kendi çıkarlarının bakış açısından görerek (İngiltere, Fransa, ABD) onları görmezlikten gelmişlerdir. Sadece bir delegasyon Kürtler’in yaşadığı bölgenin geleceğine ilkesel olarak farklı bir yaklaşım göstermiştir. Bu Sovyet Rusya (daha doğrusu Rusya-Ukrayna-Gürcistan ) delegasyonuydu.

Lozan Barış Konferensı’ndaki çalışmaya Sovyet delegasyonunun katılımı Boğazlar’la ilgili yeni rejimin görüşülmesi sınırlarının çok dışına çıkmıştır. Sovyet diplomasisi Lozan’da Yakın Doğu halklarının, özellikle de emperyalist devletlerin kışkırtmalarından kendi yasal haklarını savunmak için uğraşan devletlerin çıkarlarını savunmuştur. Sovyet delegasyonunun Lozan’daki faaliyeti sonuçsuz kalmamıştır. Çünkü bu delegasyon ekim devriminden sonra Sovyet-Türk ilişkilerinin gelişmesine yardımcı olmuş, Kürt halkının da aralarında olduğu Yakın Doğu halklarına moral-politik etki yapmıştır.

24 Temmuz 1922’de müttefik devletler ve Türkiye arasında Lozan’da imzalanan barış antlaşmasının metninde Kürt bağımsızlığı veya özerkliği, Kürdistan ve Kürtler hakkında hiçbir söz yoktur. Türkiye-Irak sınırının belirlenmesi için on aylık bir süre tespit eden ve (20 Ekim 1921 tarihli Ankara Anlaşmasına göre) Suriye’yle Türkiye, arasındaki sınırın belirlenmesiyle ilgili antlaşmanın 3. maddesi dolaylı bir şekilde Kürdistan’a değinmiştir. Fakat gerçekte bu madde de statüko temelinde sınırı belirlemiştir. Böylece Lozan Kürdistan’ın yeni sınırını yasallaştırmıştı.

Lozan Antlaşması’nda, Azınlıkların korunması – III. Bölüm (Madde 38,45) gibi özel bir bölüm vardır. 38. Madde şöyle demektedir: “Türkiye hükümeti Türkiye’nin bütün halkını köken, ulus, dil, ırk veya din farkı gözetmeksizin onların yaşamını ve özgürlüğü tam olarak veımekle yükümlüdür. Türkiye’nin in-sanları her inanç, din veya her türlü inanç sistemine… özgür bir şekilde tabi olma hakkına sahip olacak…. bunların gereklerini açık bir şekilde yerine getirecektir. 39. madde Türk hükümetinin, Türk insanının her hangi bir dili özgürce kul-lanımına herhangi bir sınırlama getirmemesi “ yükümlülüğünü içermektedir.

Sevr’den farklı olarak Lozan Barış Antlaşması uzun süre geçerli olmuştur, çünkü temelde Yakındoğu arenasındaki güçlerin gerçek durumunu yansıtmıştır. Lozan Konferansı’nın tarihsel önemi sadece Türkiye-Asya arenasındaki Birinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarının altına çizgi çekmemiş, aynı zamanda Ekim Devrimi sonrasında Türk halkının ulusal özgürlük hareketinin yükselişi ile bağlantılı olayları da belirtmiştir. Lozan Antlaşması’nın hukuksal anlamı, altıyüz yıllık Osmanlı İmparatorluğu’nun tasviyesi ve ulusal Türk devletinin ve İngiltere ile Fransa’nın bağımlı koloni bölgeleri sisteminin çöküntülerinde Kuzey Afrika, Doğu Akdeniz ve Doğu Arabistan’da devlet ve yarı-devlet oluşumların kurulmasının yasallaşmasında yer almaktadır.

SONUÇ

1923 Temmuz’unda Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasıyla Ekim Devrimi sonrasının ilk olayları, Kürt halkı için büyük, fakat gerçekleşmeyen beklentilerdi. Doğu’da kolonizatör bir politika izleyen ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Kürdistan’ın büyük bir bölümünü işgal eden Rus İmparatorluğu çökmüştü. Rus İmparatorluğu’nun yıkıntılarında kurulan Sovyet Rusya, daha sonra da Batı Kafkasya ve Orta Asya’daki Sovyet Cumhuriyetleri halkların dostluğu ve eşitliği politikasını ilan etmiş ve bu politikayı uygulamaya başlamışlardı. Avrupa devletleri yöneticileri resmi olarak halkların özgürlüğü ve onların ulusal kaderini tayin hakkından yana olmuşlardı. Fakat Kürtler bu tarihi olanakları gerçekleştiremediler. Koşullar onlara karşıt duruma geldi, Birincisi, genelde dış faktörler Kürtler için oldukça olumsuzdu. Avrupa devletlerinin sözleriyle amaçları arasında bir uçurum oluşmuştu. Kürtlerin kendi geleceklerini tayini, zafer kazanmış Avrupa devletlerinin işine gelmemişti. Bunlardan birincisi, Kürdistan’da ve Yakındoğu’nun ona sınır olan bölgelerinde ekonomik ve stratejik açıdan çıkarları olan İngiltere’ydi. Kürt ulusal hareketini destekleme ihtiyacı yok olmuş, “Kürdistan’ın bağımsızlığı” projesi arşive kaldırılmıştı.

İkincisi, Kürtlerin yaşadığı ülkelerdeki iç politik durum, Kürt halkının geleceğini tayin etme mücadelesine engel olmakla kalmıyor, aynı zamanda Kürt ulusal düşüncesinin yoluna aşılması güç engeller de çıkarıyordu. Türkiye’de Kürt nasyonalizmine karşı daha güçlü ve organize bir Türk nasyonalizmi (Kemalizm) konulmuştu. İngiliz ve Fransız kolonizatörler, dolaylı olarak Kürt hareketine karşı çıktılar. Kürtler, düşman güçlere saldırabilecek ve yenecek durumda değillerdi,böylece vaat edilen ulusal geleceği tayin hakkını alamamışlardı.

Üçüncüsü, Kürt toplumunun kendisi de tarihin, uluslarının önüne koyduğu bu amaçlar için başarılı bir mücadele vermeye hazır değildi. Onun sosyo -ekonomik, politik ve kültürel gerikalmışlığı, bağımsızlık için veriIecek mücadelede, toplumun bütün güçlerinin birleşmesine engel olmuştu.

Böylece, Kürdistan’ın yabancı bir ülkenin boyunduruğundan kurtarma ve bu bölgede ulusal bir Kürt devletinin kurulmasına bağlanan umutlar gerçekleşmedi. Dönemin koşulları, ekonomik, politik ve askeri açıdan bağımlı, himayeli bir Kürt bağımsızlığının oluşmasına da izin vermiyordu.


[i] İngiltere ve Fransa arasında,Ortadoğu’nun paylaşılmasına ilişkin 16 Mayıs 1916 tarihli anlaşma ; (Mumcu ,1997)

[ii] Mumcu,1997,s.15

[iii] Byulleten NKID. 1921

[iv] öke,mim kemal

[v] Cherchill W. Miravoy krizis, say.271

[vi] Olcay,s.465-466

[vii] Mumcu,1997,s.15-18

[viii] Tanyol,1999

[ix] Koçkiri aşireti altı büyük kabileden oluşur: İbolar, Geriyalar, Sefolar, Sarolar, Bolular, Laçinler, Pevizanlılar… Bugün Koçkiri aşireti ileri gelenleri, yörede yaşayan Tanrıverdi, Alişanoğlu, Apaydın, Balta ve Öztürk aileleridir. (Mumcu,1997;Türkİstiklal Harbi,VI. cilt, İstiklal Harbinde Ayaklanmalar 1919-1921,Genelkurmay Yay.,Ank,1974,s.260;Şadilli,s.6)

[x] Kürkçüoğlu,Ömer,Türk-İngiliz ilişkileri (1919-1926),SBF Yay.Ank,1978,s.282

[xi] Lazarev,1989;Kemal Mustafa,Put novay Turtsii. say.IV,s.145

[xii] Lazarev;DBFP.Vol.XVIII,No289,say.405. Curzon’un Paris’teki Pipps’e ve Roma’daki Grehem’e 24 Aralık 1922tarihli telgrafı

AVRUPA SİYASİ TARİHİ

İnsanoğlu’nun yeryüzündeki yaşamını bütün yönleriyle değiştiren ve temelden etkileyen en önemli iki olay tarım ve sanayie dayalı üretim yollarının bulunmasıdır. İnsanoğlu tarıma veya sanayie dayalı uygarlıklar meydana getirmişlerdir. Tarım insan yaşamının başat geçim kaynağı olduğu sürece, uygarlıklar arasındaki etkileşim çok güçlü olamamış ve bu uygarlıklar belirli coğrafyalarla sınırlı veya yerel düzeyde kalmışlardır. Uygarlık, sanayi faaliyetlerinin başlamasıyla birlikte genişlemiş, modern teknolojik icatların ekonomik, politik ve sosyal yaşamda daha çok yer almasıyla birlikte evrensel veya global bir düzeye ulaşmıştır. Bu süreç dahilinde, uygarlık belirli ve sınırlı merkezlerden çevreye doğru yayılmıştır. Böylece, birbirleriyle etkileşimli ve geçici nitelikte olan bağımsız ekonomik ve politik birimler sistemi merkeziyetçiliğe doğru genişlemiştir. Yani, tarihsel süreç dahilinde küçük şehir-devletlerinden merkezileşmiş imparatorlukların veya güçlü merkezi devletlerin olduğu bir sisteme doğru genişleme söz konusudur. Bu düşünce dahilinde, tarihi süreç üç ana döneme ayrılabilir.

1. Ortadoğu Bölgesi’nin Üstünlüğü ve Tarıma Dayalı Uygarlıklar Dönemi (MÖ 5000-MÖ500)

A. Mezopotamya: Sümer, Akad, Babil, Asur, Elam Uygarlıkları

B. Anadolu: Hitit, Lidya, Frigya, Urartu Uygarlıkları

C. Mısır Uygarlığı

2. Uygarlığın Globalleşmeye Başlaması ve İmparatorluklar Dönemi (MÖ500-MS1500)

A. Girit, Miken, Yunan Uygarlıkları

B. Doğu Akdeniz Uygarlıkları: Fenikeliler ve İbraniler

C. Büyük İskender ve Hellenizm

D. Roma Uygarlığı

E. İslamiyet’in Doğuşu ve Yükselişi: Asrı Saadet Devri, Emeviler, Abbasiler.

F. Moğol ve Türk Milletlerinin Egemenliği: Cengizhan, Selçuklular, Osmanlılar

3. Batı Dünyasının Üstünlüğü Ele Geçirmesi (MS 1500)

Hıristiyanlık dininin MS 381 yılında Roma İmparatorluğu tarafından resmi din olarak kabul edilmiş ve Havari Sen Piyer’in Roma şehrindeki temsilcisine Papa adı verilmiştir. Böylece, Hıristiyanlık Avrupa kıtasında ekonomik, politik ve sosyal bir güç merkezi olarak ortaya çıkmıştır. Aforoz etme, Enterdi ilan ederek bütün dinsel faaliyetleri durdurma gibi yetkileri elinde bulunduran Papalık krallar, prensler ve soylular üzerinde etkinlik kazanmışlardır. Bununla birlikte, elde ettikleri toprak ve para bağışlarıyla Papalık ekonomik bakımdan da güçlenmiştir. Bu ayrıcalıkları kaybetmek istemeyen din adamları skolastik düşünce sistemini geliştirmişlerdir. Kilisenin koyduğu esasların tartışmaya kapalı ve değişmez olarak görüldüğü bu mutlak değerler sistemine dogmatizm denilmiştir.

Roma imparatorluğu ikiye bölünüp, Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla, barbar kavimler Avrupa’nın değişik bölgelerinde devletler kurmuşlardır. Bu devletlerin başında bulunan krallar kendi geleneklerini Roma kanunlarıyla birleştirerek yeni düzenlemeler yapmışlar ve topraklarını kontluklara onları da daha küçük birimlere ayırarak başlarına barbar şeflerini getirmişlerdir. Kavimler Göçü ile başlayan karışıklıkların etkisiyle büyük toprak sahipleri ve köylüler hayatlarını devam ettirebilmek için güçlü şahısların koruması altına girmişlerdir. Halkın himayesi altına girdikleri şahıslara süzeren himaye edilen halka da vassal denilmiştir. Soylular bağlılıkları karşılığında maiyetlerinde bulunan toprakların işletme hakkını köylülere vermişlerdir. Feodalite adı verilen ve Ortaçağ boyunca Avrupa’nın ekonomik, politik ve sosyal görüntüsünü belirleyen bu sistemde halk dört değişik sosyal sınıfa ayrılmıştır:

1. Soylular: Krallar, Dükler, Kontlar, Baronlar, Vikontlar, Şövalyeler

2. Din Adamları ve Papalık

3. Ticaret ve Sanayi ile uğraşan şehirli Burjuvalar

4. Köylüler: Hiçbir hakkı olmayan Serfler, Kısmi haklara sahip olan Serbest Köylüler

Haçlı Seferleri (1096-1270): Bu seferlerin neticesinde Avrupa kıtasında ekonomik, politik ve sosyal hayat değişmeye ve gelişmeye başlamıştır. Öte yandan, Doğu büyük zararlar görmüştür. Haçlı Seferleri sırasında binlerce soylunun hayatını kaybetmesi feodal beyliklerin gücünü kaybetmesine ve merkezi krallıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bununla beraber, Roma Kilisesi ve Papaya olan güven sarsılmaya başlamış ve din adamlarının otoritesi ve skolastik düşünce sistemi zayıflamıştır.

Ekonomik bakımdan, Avrupa kıtasının hayat standartları yükselmeye başlamıştır. Ticaret ile uğraşan şehir halkı zenginleşerek Burjuva sınıfını oluşturmuştur. Bunun yanında papaların ve kralların seferlere mali destek sağlamak amacıyla İtalyan bankerlerine başvurmaları bankacılığı geliştirmiştir. Pusula, barut, kağıt ve matbaanın Avrupa kıtasına götürülmesi bilim ve teknik alanındaki gelişmelerin önünü açmıştır.

Yüz Yıl Savaşları (1337-1453): Valoisler Fransa’sının önce Plantagenetler sonra Lancesterler İngiltere’si ile giriştiği savaşlar dizisi önceleri Fransa tahtı için bir veraset savaşı görünümündeydi ve geçen zaman içinde tarafların hedeflerinin değişmesiyle çok değişik boyutlar kazanmıştır. Bu savaşlar süresince hem İngiltere’de hem de Fransa’da feodalite rejimi zayıflamış ve modern milliyet bilinci oluşmaya başlamıştır. Klasik feodal bir savaş gibi başlayan bu savaşlar, millet ile millet arasında olan bir savaş olarak sona ermiştir. Fransa’da mutlak krallık meydana getirilerek siyasi birlik sağlanmıştır. İngiltere’de ise Yüz Yıl savaşlarının sonunda iç savaş çıkmıştır. Çifte Gül denilen ve otuz yıl süren bu iç savaş neticesinde İngiliz feodal rejimi sarsılmıştır.

Onbeşinci yüzyıldan itibaren Avrupa kıtasında yeni politik anlayışlar ve kurumsal yapılanmalar oluşmaya başlamıştır. Mutlak krallıkların güçlenmesiyle feodalite düşüncesi zayıflamaya başlamıştır. Ayrıca, Papalığın eski itibar ve gücünü kaybetmeye başlaması Avrupa’da birleşik Hıristiyan alemi oluşturma düşüncesinin zayıfladığını göstermektedir. Yeniçağ Avrupa’sını şekillendiren faktörler:

1. Barutun ateşli silahlarda kullanılmaya başlanmasıyla krallıkların güçlenmesi

2. Pusulanın Avrupa kıtasına geçmesiyle gemicilik bilgisinin ilerlemesi

3. Ağır sabanın tarımda kullanılmaya başlanmasıyla, tarım alanlarının genişlemesi ve tarım ürünlerinin bollaşması.

4. Kağıt ve Matbaanın kullanılmasıyla birlikte kültürel hayatın canlanması.

Ayrıca, ticaretle uğraşan şehirli burjuva sınıfının gelişmesi feodalite rejiminin zayıflayıp yok olmasında ve merkeziyetçi krallıkların güçlenmesinde önemli bir faktör olmuştur. Burjuva sınıfının ana hedefi iç gümrüklerin kaldırılarak sıkı dış gümrükler yerleştirilmesini sağlamaktı. Bu da küçük feodal devletçiklerin birleştirilerek daha büyük politik otoriteye yani krallıklara dönüştürülmesiyle mümkündü. Merkantalizm denilen bu ekonomik ve ticari anlayış sonraları sömürgeciliğin gelişmesinde de büyük rol oynamıştır. Bu anlayışa göre, ulusal devletin güçlenmesi değerli madenlerin stoklarının artırılması ile sağlanacağından zengin madenleri ele geçirme yönündeki sömürgecilik zorunlu hale gelmiştir.

Milli monarşilerin kurulmaya başlanmasıyla birlikte, modern Avrupa milletlerinin oluşum süreci başlamıştır. Bunun yanında, bireyin bütün özellikleriyle ön plana çıkmasını sağlayan Hümanizm ve Rönesans hareketleri modern insanı oluşturacak düşünce inkılabını gerçekleştirmiştir. Roma ve Yunan medeniyetlerinin yeniden canlanmasını sağlayan bu sürecin esas yürütücüsü ticaret ile uğraşan şehirli burjuva sınıfı olmuştur. Bunlar elde ettikleri mali zenginliklerini sanat ve sanayi alanlarındaki yeniliklere yatırmışlardır. Rönesans şu temel anlayışlarıyla skolastik düşünce sistemini sarsmaya başlamıştır.

1. Yeryüzü ilgi çekici ve araştırmaya değer bir yerdir.

2. İnsan güçlüdür ve bu gücüyle büyük başarılar elde edebilir.

3. İnsanın faaliyet göstermesi şerefli bir olaydır.

4. Gerçek olan güzeldir ve insan gerçeği araştırmalıdır.

Reform Hareketleri: Krallar ve zengin burjuvalar, kilisenin manevi sınırlandırmalarına ve genel hükümranlığına ve koyduğu vergilere karşı çıkmaya başlamış ve bunun sonucu olarak, krallar dinin lideri olarak Papanın yerini alma eğilimine girmişlerdir. Bunun sonucunda, Bohemya, Kuzey Almanya, İngiltere, İskoçya, Danimarka, Norveç ve İsveç kralları Roma kilisesinden ayrılıp kendilerine ait milli kiliselerini kurmuşlardır. Buna paralel olarak, kilisenin etkisi sade vatandaş üzerinde dahi azalmaya başlamıştır. Kilisenin otoritesine karşı kendi İncillerine sahip çıkmak isteyen halk kendi kiliselerini buna uygun olarak yönetmek eğilimindeydi. Bunun en tipik örneği Almanya’da Martin Luther’in başlatmış olduğu Protestanlık hareketidir.

Roma kilisesinin bünyesinde misyonerlerin ve azizlerin önayak olduğu karşı reform hareketinin amacı Kiliseyi doğru yola çekerek onun gücünü arttırmaktı. Bu hareketin en önemli temsilcilerinden olan İspanyol Loyolalı Aziz İngatius 1538 yılında “İsa’nın Toplumu” denilen ve halk arasında Cizvitler olarak anılan bir tarikat kurdu. Bu harekete mensup din adamları daha çok eğitim kurumları yoluyla misyonerlik faaliyetleriyle uğraşıyorlardı.

Reform hareketlerinin en önemli sonucu skolastik düşünce sisteminin yok olmaya başlaması ve laikliğin kurumsallaşması sürecine girmesi olmuştur. Ayrıca, Reform hareketleri ahilinde, bir grup Protestan şehir-devletleri prensleri bir araya gelerek Katolik Kutsal Roma Germen İmparatoruna karşı 1546 yılında savaş başlatmışlardır. Bu askeri ve politik mücadeleyi sona erdiren 1555 yılında imzalanan Augsburg Barış Antlaşması’na göre:

1. Protestanlık kilisesi ve mezhebi kesin olarak tanınmıştır.

2. Alman prensleri istedikleri mezhebi seçme ve kendi halklarına kabul ettirme konusunda serbest olmuşlardır.

3. Prensler kendi ülkelerinde dinsel işler üzerinde mutlak hakim olarak kabul edilmişlerdir.

4. Prenslerin mezhebini kabul etmeyen Almanların başka yerlere göçüne izin verilmiştir.

5. Katolik olarak kalan memleketlerde yeni mezheplerle mücadele amacıyla Engizisyon mahkemeleri kurulmasına karar verilmiştir.

Coğrafi Keşifler: Önceleri bilimsel ve Hıristiyanlık dinini yaymak gibi dinsel gayelerle başlayan dünyaya yayılma hareketleri onbeşinci yüzyılın ikinci yarısında açık bir şekilde ekonomik amaçlara yönelmiştir. Yeniçağ Avrupa’sında ticaretin gelişmesi ekonomik pazarın esası olan değerli madenlere olan ihtiyacı arttırmıştır. Bu değerli madenlere ulaşabilmek için Avrupalılar Asya ve Afrika kıtalarına seferler düzenlemeye başlamışlardır. İlk keşif seyahatleri Atlantik Okyanusunda ve Afrika sahillerinde onbeşinci yüzyılın başlarında Fransız ve Cenevizli gemiciler tarafından başlatılmıştır. Bu seyahatler sonucunda “Kanarya” ve “Azar” adaları keşfedilmiştir. Portekizli gemici Bartelemeo Diyaz’ın Ümit Burnu’nu keşfetmesinden sonra Vasko dö Gama Ümit Burnunu dolaşarak Hint Okyanusuna ve oradan Hindistan topraklarına ulaşmıştır.

Bu keşiflerin sonucunda, ticaretle uğraşan burjuva sınıfı zenginleşmiş ve mallarını pazarlamak için yeni memleketler bulmuşlardır. Böylece daha sonraki yıllarda gerçekleşecek olan Sanayi İnkılabı için zemin oluşmaya başlamıştır. Coğrafi Keşifler Akdeniz kıyılarındaki limanların önemini 1869 yılında Süveyş Kanalının Fransızlar tarafından açılmasına kadar olan dönemde önemini kaybetmesine neden olmuştur. Böylece, kervan yolları ve limanlar boyunca faaliyet gösteren zanaatkar ve halk ekonomik bakımdan durumları kötüleşmeye ve Osmanlı Devletinin gerilemesine ve dolayısıyla Celali İsyanlarına zemin hazırlamıştır. Osmanlılar Hint ticaret yolunun hakimiyeti için Portekizlilerle, Akdeniz Bölgesinin hakimiyeti için mücadele etmişlerdir. Endonezya’da savunma ve koruma savaşları yapan Osmanlılar Hıristiyan Avrupa karşısında Doğu Kalkanı haline gelmişlerdir.

Otuz Yıl Savaşları: Augsburg Antlaşmasının uygulamada yürümediğini gören Protestanlar haklarını savunmak için aralarında birlik kurup 1618 yılında Bohemya’da ayaklandılar. Katolik Alman devletleri Kutsal Roma-Germen imparatoru II. Ferdinand’ın liderliğinde birleştiler. Protestanlar ise dışardan destek sağlayabilmek amacıyla İngiltere, Hollanda, Fransa nezdinde girişimlerde bulundular. Öte yandan, Katolik Almanlar İspanyanın desteğine güveniyorlardı. Fransa Katolik olmasına karşın Habsburg hanedanıyla mücadele içinde olduğundan dolayı İsveç, Alman ve Hollanda Protestanlarıyla anlaşarak Kutsal Roma-Germen imparatoruna karşı savaş açtılar. Bunun ana nedeni, Fransız Kralı XIV. Louis’in amacının İspanya topraklarına veraset yoluyla sahip olarak Kutsal Roma-Germen topraklarında ilerlemeye devam etmek istemesiydi. Böylece, Fransa Avrupa kıtasına hakim olacak ve Amerika kıtasındaki sömürgelerin yeni efendisi bir deniz gücü olacaktı. Bunun içinde doğal olarak ilk önce Fransa’yı çevrelemiş olan Katolik İspanya ve Kutsal Roma-Germen İmparatorluklarıyla mücadele etmek zorunda olacaktı. Protestanların Katolikleri mağlup etmesiyle birlikte 1648 yılında Westphalia Barış Antlaşması imzalanarak Otuz Yıl Savaşları son bulmuştur. Buna göre:

1. Kutsal Roma-Germen İmparatoru Almanprenslerin dinsel-politik serbestliklerini tanıyacaktı

2. Almanya’da Katolikliğin yanında Protestanlık ve Kalvinizm geçerli mezhepler olacaktı.

3. Flemenk Cumhuriyeti bağımsız hale gelecekti.

Böylece, Uluslararası hukuk bakımından Kutsal Roma Germen imparatorluğunun parçalanmış ve Alman prenslerinin bağımsız hale gelmişlerdir. Böylece Avrupa kıtasında güç dengesi tamamen değişmiş oldu. İspanya Avrupa’daki üstünlüğünü kaybederken, Fransa en güçlü devlet haline gelmiş ve İsveç Baltık Denizi Bölgesinde hakimiyetini kurmuştur. Bununla beraber, daha önceki uluslararası toplantılar dinsel nitelikteyken, Westphalia devlet, savaş ve iktidar sorunlarının tartışıldığı laik bir konferans olmuş ve toplantılar sırasında Papalık temsilcisi dinlenilmediği gibi antlaşma metni Papaya imzalattırılmamıştır. Dolayısıyla, kilisenin politik gücü iyice sınırlandırılmış ve Avrupa kıtasında kendi kanunlarına göre davranan, kendi milli politik ve ekonomik menfaatlerini gözeten, ittifaklar kuran ve bozan modern bağımsız devletler oluşmuştur. Bugünkü anlamda devletlerin oluşturduğu uluslar arası sistem Wstphalia Antlaşmasının sonucudur.

İspanya Vesayet Savaşları: Büyük miras bırakacak olan İspanya Kralı II. Charles vasiyetinde İspanya topraklarının bütün olarak Fransa Kralı XIV. Louis’in torununa kalacağı ama iki tahtın hiçbir zaman birleştirilemeyeceği ve Louis’in kabul etmemesi durumunda aynı koşullar altında Avusturya Habsburg Kralının oğluna sunulacağı belirtilmişti. II. Charles 1700 yılında ölünce, Fransa’nın etkisinin genişleyebileceğini düşünen XIV. Louis bu mirası kabul etti. Fakat, Kutsal Roma-Germen İmparatorluk İngiltere, Hollanda, Portekiz, Savua ve Brandenburg dükalıkları buna itiraz ederek Fransa’ya karşı bir ittifak meydana getirmişlerdir. Bu ittifakla Fransa arasındaki savaşlar Fransa’nın yenilgisiyle son buldu ve 1713 yılında Utrecht Barış Antlaşmasıyla Avrupa kıtasındaki yeni güç dengesi oluşturuldu. Buna göre, Cebelitarık ve Minorka adasını, Amerika kıtasındaki Newfondland ve Nova Scotia kolonilerini alan İngiltere Akdeniz ve Atlantik Okyanusunda bir deniz gücü haline gelmiş, İskoçya ile politik birliğini sağlamlaştırmış ve gelecekte ekonomik zenginliğinin temel kaynaklarından birisini meydana getirecek olan İspanya Amerika’sına köle taşıma ayrıcalığını elde etmiştir. Milano, Napoli, Sicilya ve Belçika Avusturya Habsburglarına bırakılmıştır.

Savua ve Brandenburg yöneticileri galip olan tarafa katıldıkları için kral olarak kabul edilmişler ve Avrupa kıtasının politik ufkunda yükselmeye başlamışlardır. Bu antlaşmadan sonra Savua dükalığı Sardunya (Piyemento) adıyla, Brandenburg ise Prusya adıyla anılmaya başlanmıştır. Bu anlaşmanın sonucunda, üçyüze yakın otonom prensliklerden oluşmaya devam eden Almanya hala bir karmaşa içinde, İtalya parçalanmış vaziyette ve İspanya Fransa’nın etkisi altında kalmışlardır. Bu antlaşmanın konusunun İspanya dünyasının paylaşımı olduğu için politik ve ekonomik nedenlere bağlı olan, dinsel niteliği olmayan bir savaşa son vermiş ilk antlaşma olma özelliğini taşımaktadır.

Yedi Yıl Savaşları: (1756-1763) İngiltere ve Fransa arasında sömürgecilik ve deniz üstünlüğü için çıkmış olan politik mücadeleler sonucunda Avrupa kıtasında yeni saflaşmalar meydana çıkmıştır. 1756 yılında İngiltere ve Prusya arasında ittifak kurulmasına karşı Fransa ve Avusturya-Habsburglar arasında evlilik yoluyla hanedan bağları kurulmuştur. Böylece Almanya toprakları üzerinde Avusturya ve Prusya arasındaki rekabet belirginleşmeye başlamıştır. Bu savaş sonunda imzalanan Paris Barış Antlaşmasıyla, Fransa, Afrika ve Amerika kıtasında ve Hindistan’da bulunan denizaşırı sömürgelerinin hepsini İngiltere’ye bırakmıştır. Böylece hem ekonomik bakımdan hem de politik bakımdan Fransa güç kaybederken, İngiltere denizlerdeki ve sömürgecilik yarışındaki üstünlüğünü sağlamlaştırılmıştır. Öte yandan, Prusya Avusturya karşısına daha etkin bir biçimde Almanya toprakları üzerinde politik bir güç olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır.

İngiltere’de Demokrasi Hareketleri:Avrupa’da mutlakıyetçi kraliyet rejiminden parlementerizme geçiş, İngiltere’de başlamıştır. Kıran kırana geçen siyasi mücadelenin sonucunda İngiliz soylular, Kral Yurtsuz John’a 1215 yılında Magna Charta adı verilen bir fermanı kabul ettirerek, parlemento yönetimini kurdular. Buna göre:

1. Kral halkın onayını almadan vergi toplayamayacaktı.

2. Kanuni dayanağı olmadan kimse tutuklanamayacak, hapis ve sürgün edilemeyecekti.

3. Ülkeye giriş ve çıkış serbest olacak, tam ticaret serbestisi tanınacaktı.

Parlementer sistem bazen işletilerek bazen askıya alınarak, on yedinci yüzyıla gelinmiş olundu. Bu yüzyıl mutlakiyetçilerle özgürlükçü hareketlerin mücadelesine sahne olmuştur.

Kral I. Charles’ın parlementoya danışmadan İspanya ve Fransa’ya savaş ilan etmesi ve bu savaşların maliyetini karşılayabilmek için vergileri arttırması üzerine, İngiliz Parlementosu 1628 yılında Haklar Bildirisi (Petition of Rights) adı verilen belgeyi yayınladı. Bu bildiride, kralın yetkileri sınırlanarak hukuksal süreçten geçmeden kralın kimseyi suçlayamayacağı, cezalandıramayacağı ve orduyu halka karşı kullanamayacağı belirtiliyordu. Kral buna tepki göstererek parlementoyu dağıttı. Ancak, vergi izni alabilmek için 1640 yılında parlementoyu tekrar toplanmaya çağırmak zorunda kaldı.

Aradan geçen kırk yıllık süreç sonunda, 1689 yılında İngiliz Parlementosu’nun Haklar Kanunu (Bill of Rights) yayınlamasıyla, egemenlik parlementonun denetimine geçmiştir. Bu bildiriye göre;

1. Parlemento seçimleri serbestçe yapılabilecektir.

2. Parlemento üyeleri tam bir ifade özgürlüğüne sahip olacaktır.

3. Parlementonun kabul ettiği kanunlar kral dahil herkesi bağlayacaktır.

4. Parlementonun izni alınmadan asker ve vergi toplanamayacaktır.

Bu kanun ile parlementer demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi ilkeler Avrupa’da ve tüm dünyada ilk önce İngiltere’de uygulanmıştır.

ABD (Amerika Birleşik Devletleri’nin) Kurulması: İngiltere Amerika kıtasındaki topraklarını genişlettikten sonra başta kendi ülkesinden olmak üzere çeşitli ülkelerden göçmenler getirerek koloniler kurdu. Onsekizinci yüzyılın ortalarında sayıları onüçe ulaşan bu kolonilerin başında İngiliz Kralının tayin ettiği bir vali bulunuyordu. 1756 – 1763 yılları arasında İngiltere’nin Fransa-Avusturya-Rusya ittifakına karşı sömürgeler ve dünya egemenliği için savaşmıştı. Tarihe Yedi Yıl Savaşları olarak geçen bu savaşlar sonunda, imzalanan Paris Barış Antlaşması ile İngiltere uluslararası arenada egemen güç haline gelmiştir. Fakat aynı zamanda İngiliz devlet maliyesi bozulmuştur. Bu durumu düzeltmek için İngiltere’nin yeni vergiler koyması Amerika kıtasındaki kolonilerinin tepkisiyle karşılaştı.

1774 yılında toplanan I. Philedelphia Kongresi’nde koloni halkları İngiltere’ye karşı savaş ilan etmişlerdir. Yedi Yıl Savaşlarından yenik çıkan Fransa’nın cömertçe mali ve askeri yardımlarıyla da, bağımsızlık mücadelesi başlamıştır. Daha sonra 1776 yılında II. Phidelphia Kongresi’nde bu koloniler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bu kongre sırasında Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan Amerikan Bağımsızlık Bildirisi ve İnsanlar Hakları Bildirisi kabul edilerek onaylanmıştır. Birinci bildiride İngiltere’nin Kuzey Amerika’da uyguladığı sömürge politikası kınanmış ve Amerikalıların bağımsız bir devlet kurma hakları savunulmuştur.

George Washington komutasındaki koloni güçleri tarafından yenilgiye uğratılan İngiltere geri çekilmiş ve 1783 yılında imzalanan Versailles Barış Antlaşmasıyla onüç koloninin bağımsızlığını kabul etmiştir. Bağımsızlıklarını ilan eden koloniler dahili işlerinde serbest olmak şartıyla 1787 yılında ABD’yi (Amerika Birleşik Devletleri) kurmuşlardır.

AHŞABIN MEKANİK ÖZELLİKLERİ

Ahşap tipik bir anizotrop malzemedir.Lifleri yönündeki tüm özellikler,Basınç ve çekme dayanımları,enine yöndeki dayanımlardan yüksektir.
Ahşap su içeriğinin fonksiyonu olarak şişen,büzülen bir malzeme olduğu gene bu içeriğin fonkiyonu olarak mekanik özellikleride değişen bir malzemedir.
Hücre boşlujklarındaki su;ki biz buna serbest su diyoruz,kesimi izleyen günlere buharlaşır.Hücre ceperlerine yapışmış emme su uzun süre ahşap içinde kalır.Kendi haline bırakılan tomruk,kozalaklılarda 2 yılda,yapraklarda 4 yılda ancak kurur.

Gw nemli,Go kuru ağırlıktır.W,yaş ağaçlarda %100 den fazladır.Kendi halinde havada kuruyan ahşaplarda W,%12-%18 arasındadır.Fırında kurumakla bu değer %8 ‘in altına inebilir.

Lifler doğrultusunda basınç dayanımı W’nın lineer bir fonksiyonunile ifade edilebilir.
Bu arda basınç dayanımının yoğunluklada arttığı belirtilmelidir.
Aşağıda yoğunluğu 0,42 kg/dm³ olan bir kozalaklı için Basınç Dayanımı-Su içeriği grafiği çizilmiştir.

Ahşabın mekanik dayanımlarını TS-647 ‘de görebiliriz.Güvenlik katsayıları 5-10 arasında değişen ahşaplar için alınan bazı güvenlik gerilmeleri ise şöyledir.

Ahşabın elastisite modülleri ise ;
Çamlarda // 1000 N/mm² , T(dik) 300 N/mm²;
Meşe // 12500 N/mm² , T(dik) 600 N/mm² değerleri alınabilir
// liflere paralel
T liflere dik

POWERPOINT 2000

Önsöz

Peki arkadaşlar, kaç kişi hayatını “sunu” (Presentation, prezentasyon) hazırlayarak kazanıyorsa elini kaldırsın! Hiç kimse! Peki kaç kişi hayatında en az bir kere sunu hazırladı ve sundu? Bir, iki elin kalktığını görüyorum. Peki, Ofis 2000 paketinin içinde PowerPoint diye bir programın olduğunu biiliyor? Ooo. Bütün eller havada. Peki son soru: Kaç kişi PowerPoint ile ne yapıldığını biliyor? Hayaktında en az bir kere sunu hazırlamış olanlar ve diğer bir kaç kişi elini kaldırıyor.

Anlaşıldı. Durum bütün dünyada aynı. İş veya eğitim dünyasında, gerektiği yeri alamamış program varsa, sunu programlarıdır. Hayatınızı hiç tahmin etmediğiniz biçimde kolaylaştıracak program varsa, o da sunu programıdır. PowerPoint’in de kaderi, diğer sunu programlarından farklı değil: ya hiç kullanılmaz, ya da aramızda bazı kişiler hayatını sunu programı ile çalışarak kazanır. İtiraf edelim ki, hayatını sunu programı hazırlayarak kazanmak, dünyanın en cazip işi olmasa gerek. Sunu hazırlamanın kendisi cazip iş olmasa gerek. Bir kere, sunu, yani bir grup dinleyicinin önüne çıkıp, arkada bir beyaz perdenin üzerine görüntüler yansıtarak, bir fikri, bir projeyi savunmak çoğumuz için cazip olmasa gerek. Ayrıca bilgisayarda bir sunu programıyla hazırladığınız görüntü unsurlarını kullanabilmek için, bilgisayarı konuşmanın yapılacağı odaya götürmek ve bilgisayarın VGA görüntüsünü (çoğu zaman bilgisayardan pahalı bir araçla) beyaz perdeye düşürmek, yatırım ve ayrı bir uzmanlık ister.

Yakın zamana kadar bunlyar zor işlerdi. Bu kadar zahmete katlanmak yerine, konuşmanızın notlarını ve diğer görsel unsurlarını kağıda basıp, konuşma sırasında dağıtmak daha kolay olabilirdi. Fakat devir hızla değişti; bilgisayarlar avucumuzun içine sığar hale gelirken, bilgisayarın ekranındaki görüntüyü duvara yansıtan araçlar inanılmaz ölçüde ucuzladı. Yani şimdi görkemli bir sunu yaparak, fikrinizi, projesinizi veya öğretmek istediğiniz konuyu, bir sunu programının olağanüstü etkileyici tekniğinden yararlanarak sunmamak, bilgisayardan yararlanmamak olur. Bilgisayardan yararlanabilecek iken yararlanmamak ise, bana sorarsanız, modern bir kişinin işleyebileceği en ağır suçlardan biridir.

Diyelim ki hayatınızda bir fikri veya projeyi tanıtmak veya bir şeyi öğretmek amacıyla bir topluluğun karşısına çıkmanız gerekmiyor ve gerekmeyecek. Peki, Internet’le Web’le ilginiz var mı? Bir fikri, bir projeyi, bir konuyu Internet’te anlatmak, savunmak, öğretmek zorunda mısınız? Öyleyse neden PowerPoint kullanmıyorsunuz? En değme Web tasarımcısının grafikleriyle, arkaplan renkleri ile, her türlü mültimedya unsuru ile haftalarca süren bir çaba sonucu ortaya çıkartabileceği ve Java’dan Javascript’te, Flash’dan anime GIF’e kadar başvurmadık teknoloji bırakmamacasına (ve tabii binlerce Dolar’ınızı alarak hazırlayacağı bir siteyi, yarım saatte PowerPoint ile hazırlayabileceğinizi söylersem ne yaparsınız? Üstelik ortaya çıkacak Web sayfaları, grafik dosyaları, HTML ve XML kodları, ne tür Browser programları kullanırsa kullansın, bütün ziyaretçileriniz tarafından aynen sizin arzu ettiğiniz görsel etkileri oluşturacak şekilde görülebilir.

Microsoft’un yeni Ofis 2000 paketi elinizin altında ise, büyük bir ihtimalle bilgisayarınızda PowerPoint kurulu demektir. Ve siz, dünyanın en kolay sunu veya Web’de eğitim ve öğretim aracına bir tıklama uzaktasınız.

Tıklayın, başlayalım.

Bölüm 1: Bir Sunu Hazırlayalım

Öğretmenler, ders anlatırken veya sınıfta bir konuyu öğrencilerinin tartışmasını sağlarken, neden kara tahta önünde dururlar ve ellerinde bir tebeşirle, tahtaya bir şeyler yazarlar? Öğretmenler bilirler ki, kulaktan giren söz, aynı anda görsel mesajla bütünlendiği zaman daha çok akılda kalıyor. Eğitimciler bu gerçeği herhalde yazının icadından önce keşfetmiş olmalılar; hatta belki de yazı bu yüzden icad edilmiştir!

Öğretmenler ağızlarından bir yeri terim, tanımlama, isim çıktığı zaman dönüp bunu tahtaya yazdıklarında hepimiz biraz daha dikkat kesiliriz; söylenenler daha bir anlamlı ve kalıcı gelir. Bu gerçekten hareket eden konuşmacılar, ister bir bilimsel konferansta yeni bir kalp ameliyatı tekniği anlatsınlar, ister bir ülkenin ekonomik geleceği ile ilgili tahminlerini aktarsınlar, söyledikleri sözlerin hap haline getirilmiş mesajlarını, önemli kavramlarını, yazı ile, grafikle, simgeyle arkalarındaki bir perde üzerinde görüntülerlerse, mesajlarının daha iyi kavrandığını bilirler. Bugün, bir firmaya yeni reklam kampanyasının taslaklarını sunan reklam şirketinin müşteri temsilcisinden, kendi müdürler kuruluna fabrikada yapılmasını gerekli gördüğü üretim tekniği değişikliğini savunan genç mühendise; yeni yazılımın müşterinin firmasında verimliliği nasıl arttıracağını anlatan bilişik teknolojisi şirketi sahibinden, hissedarlara firmanın son bir yıllık gelişimiyle ilgili hesap veren yönetim kurulu başkanına kadar, “konuşma yapma” durumunda bulunan herkesin, bir zamanlar basit “tepegöz” projeksiyon makinalarıyla yapılan sunuşlardan çok daha etkilisini bilgisayarla ve PowerPoint ile yapmaları mümkündür.

Günümüzde sunuş, sadece bir kürsüde, bir toplantı odasında ve konferans salonunda yapılmıyor. Bugün, “konuşmalarımızı,” mesajlarımızı Internet yoluyla milyonlarca kişiye yayıyoruz. Ne var ki Web sayfası tasarımı için halâ beyin cerrahı veya roket mühendisi düzeyinde teknik bilgi gerektiği şeklinde korkular yaygın. Hele işi Web tasarımı olmayanlar arasında.

Web tasarımında, bir Web sayfasını okuyan, izleyen ziyaretçinin bir sonraki sayfaya geçmesini sağlayan teknikler vardır. Bu teknikleri anlatan metinlerde genellikle şöyle övgüler görürsünüz: “Bu yöntemle Web sayfalarınız bir sunu programının slaytları gibi, birbiri ardından görüntülenir ve sayfa aralarında ancak bir sunu programının masaüstünde yapabildiği geçiş etkilerini sağlayabilirsiniz.” Şimdi, PowerPoint bize bu imkanı sunuyor: siz sunuyu hazırlayın; sunudan Web sitesi yapmak, PowerPoint’e ait, adeta beş saniyelik bir iş!

Ama önce bir sunu hazırlayın!

Sihirbazın yardımıyla

PowerPoint 2000’i çalıştırmanın çeşitlı yolları vardır. En kolay ve kestirme yol, masaüstünde bir PowerPoint kısayol simgesi varsa, onu tıklamaktır.

PowerPoint’i başlatmak için Başlat menüsünden Programlar ve daha sonra Microsoft PowerPoint maddesini seçebileceğiniz gibi, yine Başlat menüsünden Yeni Ofis Belgesi maddesini ve açılacak Sihirbaz’da Sunular sekmesini ve arzu ettiğiniz bir şablonu da seçebilirsiniz. Microsoft PowerPoint, Akıllı İçerik Sihirbazı, Tasarım Şablonu veya Boş Sunu seçenekleri bulunan başlangıç diyalog kutusunu görüntüleyecektir.

Burada mevcut üç seçenekten en kolayı, sunu şablonunu Sihirbaz’a hazırlatmaktır. Daha sonra, PowerPoint’te ustalaştıkça, mevcut şablonlardan birinden veya boş bir sayfadan hareket etmeyi tercih edeceğiz. Şimdi Akıllı İçerik Şablonu’nu seçerek, Tamam’ı tıklayın.

Diyelim ki, siz bir reklam şirketinde, hatırı sayılır bir tele-iletişim firmasının müşteri temsilcisi olarak çalışıyorsunuz ve firmanın Reklam ve Halkla İlişkiler Müdürü ile yardımcılarına yeni bir reklam stratejisi sunmak istiyorsunuz. Yeni stratejiyi sözle ifade etmeniz zor; ve mümkün olduğu ölçüde mültimedya imkanlarından yararlanmak, grafiklerle ve mesajlarınızını akılda kalacak şekilde başlıklarla sunmak daha uygun. Ofiste birisi PowerPoint ile bir sunu yapmanızı önerdi. Ne var ki siz hiç PowerPoint kullanmadınız; bırakın PowerPoint’i, elektronik ortamda sunu hazırlamadınız. Güzel.. Akıllı İçerik Sihirbazı tam size göre.

Açılış diyalog kutusunda PowerPoint’i başlattığınızda, muhtemelen Ofis Yardımcısı, yardım isteyip istemediğinizi soracaktır. Ofis Yardımcısını daha sonra tanıyacağız; şimdi, yardım istemediğinizi belirtin ve Akıllı İçerik Sihirbazı çalışmaya başlasın. Sihirbaz size önce bir kaç soru soracak ve sonra buna uygun şablonlardan bir kaçını sunacaktır. Akıllı Sihirbazın kendi reklamını yaptığı ilk kutuda İleri düğmesini tıklayın ve yapacağınız sununun türünü seçeceğiniz diyalog kutusuna geçin. Bu arada Akıllı Sihirbaz’ın soldaki haritasında sunu oluşturmanın hangi aşamasında olduğunuzu görebilirsiniz.

Akıllı İçerik Sihirbazı size beş tür sunu imkanı sağlıyor: Genel, Şirket veya Proje tanıtımı, Satış-Pazarlama sunusu ve eğitim. Bu türler arasındaki farkları ele alacağız; ama ilk fırstta herbiri ile adım adım ilerleyerek ortaya ne tür sunu şablonları çıktığını öğrenebilirsiniz. Şimdilik yapacağımız sununun türü bir fikrin tanıtımı olduğuna göre Carnegie Eğitmeni düğmesini tıklayabilirsiniz; sağda görüntülenecek kategorilerden birincisi “Fikir Satma” maddesini seçebilirsiniz. Tekrar İleri düğmesini tıklayın.

//////////////////KUTU//////////////////////////////

Kim bu Carnegie?

Dale Carnegie, 1888 -1955 yılları arasında yaşamış ve tüm dünyaya etkili konuşma, etkili bir kişilik geliştirmeyi öğretmiş kişidir. Dale Carnegie, başkalarına nasıl başarılı olabileceklerini öğreterek şöhrete ulaştı. 1936’da yazdığı Nasıl Dost Kazanılır ve Başkalarını Nasıl Etkilersiniz başlıklı kitabını tam 10 milyon adet satılan ve dünyada hemen hemen çevrilmediği dil kalmayan Dale Carnegie’nin sırrı, tavsiyelerini basit ve herkesin anlayacağı dille yazması ve sürekili örnek vererek konuşmasıydı. İki kuralı, “Başaracağınıza inanırsanız, başarırsınız,” ve “Başkalarını sevmeyi, saymayı ve onların varlığından zevk almayı kendinize öğretin!” adeta Carnegie Sloganı haline geldi. 1948’de yazdığı “Üzüntüyü Bırak, Yaşamaya Bak” daha çok satıldı ve Carnegie tüm dünyada başarıyı öğreten kişi olarak tanındı. Bir öğretemen okulunun mezunu ve seyyar satıcı olan Carnegie, daha sonra kendi adını taşıyan bir enstitü kurdu. Bu enstitüsünün geliştirdiği eğitim seminerleri ve bu semirlerde kullanılan görsel unsurlar, Microsoft tarafından telif hakları kiralanarak, PowerPoint’in eğitim amaçlı slaytlarında şablon olarak kullanılıyor.

///////////////////////////KUTU BİTTİ///////////////////////////

Şimdi Sunu stilini belirleme aşamasındayız. Seçenekleriniz arasında bu sunuyu bilgisayar ekranında (gerçekten ekranda, veya özel projeksiyon aracıyla perdeye düşürerek) sunma; Web sitesi olarak hazırlama; yazıcıda renkli veya siyah/beyaz asetata yazdırma (ki bunu daha sonra “tepegöz” denen özel projeksiyon makinasıyla beyaz perdeye yansıtabilirsiniz) veya 35 milimetrelik pozitif renkli filme (slayt, dia, dia-pozitif gibi adlarla da anılır) kaydetmek üzere özel fotoğraf makinasına gönderme vardır. Biz, ekranda sunuş yapacağımızı varsayalım ve Ekran Sunusu maddesini işaretleyerek İleri’yi tıklayalım.

Sunu Seçenekleri aşamasındayız; ve burada bütün slaytlarımızda ana ve alt başlık olarak kullanılacak metnimizi yazacağız. Reklam şirketi olarak büyük tele-iletişim firmasına yeni bir strateji sunduğumuza göre, Sunu Başlığı olarak “Reklamlarımızda Yeni Strateji,” altbaşlık olarak da ana fikrimizi yazabiliriz.

Bu noktada, sütün slaytlarımızda bu slaytın hazırlandığı tarihi ve slaytın sıra numarasını da isteyip istemediğimizi belirtebiliriz. Tarih, sık sık tekrar edilen ve içeriği güncelleştirillen sunularda önem taşıyabilir. Sıra numarası ise özellikle asetata veya filme kaydedilecek slaytların sırasını karıştırmamakta veya ekran ve Web sunularında içerik yazıcıda kağıda yazdırıldığında sayfa sıralarının karıştırılmaması açısından önem taşıyabilir. İleri’yi tıkladığımızda Akıllı İçerik Sihirbazı bize şablonu hazırlamaya hazır olduğunu bildirecektir; Son’ı taklayarak, PowerPoint’in sunuyu hazırlamasını izleyin.

PowerPoint, Dale Carnegie Enstitüsü’nün “fikir satma” stratejisine dayanan, beş bölümlük ve her bir bölümü çok sayıda sayfa içeren bir taslak hazırlayacaktır. Şimdi, PowerPoint’in bölümlerini ve bize sağladığı araçları tanıyabiliriz.

PowerPoint’in Penceresi

Ekranınızın büyük bölümünü Sunu’nun slaytı kaplıyor. Solda, baştan sona bütün sununun anahattını görebilirsiniz. PowerPoint 2000, işlevinin gerektirdiği farklar dışında, Ofis 2000 paketinin diğer üyeleri ile aynı araçlara ve çubuklara sahiptir. Sununun adını da içeren Program başlığının yer aldığı üst çerçeve kenarınn altında, menü çubuğunu görüyorsunuz. Diğer Ofis 2000 üyelerinden farklı olarak burada Slayt Gösterisi maddesi dikkatinizi çekmiş olmalı. Bir slayttan diğerine geçişin biçiminden tutun, bir mikrofonla slaytları sunacağınız konuşmayı sabit diske kaydetmeye kadar, sununun provasından slaytların gösterilin gizlenmesine kadar, işin gösteri kısmını bu menüdeki maddelerle ayarlayacağız. Bu arada, diğer Ofis 2000 üyeleri gibi, PowerPoint’in de menü maddelerinin “akıllı” olduğuna işaret edelim. Herhangi bir menüyü tıkladığınızda açılacak liste en sık kullanılan maddeleri içererektir; Mouse oynatmadan bir kaç saniye tutarsanız, menü uzayacak ve listeye daha az kullanılan maddeler de girecektir. Az kullanılanlar arasındaki bir maddeyi seçerseniz, PowerPoint bir dahaki sefere bu komutu da sık kullanılanlar listesine alarak, iç açılışta gösterir. Menülerin “eski usul” yani ilk tıkladığınızda bütün maddeleri içermesini istiyorsanız, bunu Araçlar menüsünden Özelleştir maddesini ve açılacak kutuda Seçenekler sekmesini seçerek yapabilirsiniz. Burada, “Menüler önce son kullanılan komutları gösterir” satırının önündeki işareti kaldırın.

PowerPoint’in bu görünümüne Normal Görünüm denir. Pencerenin sol alt kenarında diğer görünümleri seçebileceğiniz düğmeler vardır. Bu düğmelerden birincisi başka bir görünümden hem slayt, hem sununun akış planı olan anahat listesi, hem de slaytlara ekleyebileceğiniz notların yer aldığı Not Panosunun görüntülendiği Normal Görünüm’e geçmenizi sağlar. İkinci düğme olan Anahat Görünümü ise Anahat bölümünü büyütecek, buna karşılık slayt bölümünü küçültecektir. Bu görünümde Anahat üzerinde daha rahat çalışabilirsiniz. Üçüncü düğme olan Slayt Görünümü ise, anahatta yer alan ana bölümleri simge haline getirirken, slayt bölümünü neredeyse program penceresinin tümünü kaplayacak şekilde genişletir. Dördüncü slayt sıralayıcısı düğmesi ise sunuda yer alan bütün slaytları küçük simgeler haline getirir; Mouse işaretçisiyle bunları tek tek istediğiniz sıraya sürükleyebilirsiniz. Sonuncu düğme ise slayt gösterisi yapmanızı sağlar. Bu düğmeyi, işimiz ilerledikçe sık sık kullanacağız ve sununun, nasıl görüntüğüne bakacağız. Bu görünümde iken bir slayttan sonrakine geçmek için Mouse’un sol düğmesini tıklatın veya klavyede aralık çubuğuna basın. Klavyede Page Up/Page Down veya aşağı ok/yukarı ok tuşlarına basarak, bir sonraki veya bir önceki slayta gidebilirsiniz. Slayt gösterisi sırasında Mouse’un sağ düğmesini tıklarsanız, diğer bazı işlevlerin arasında ileri veya geri gitmenizi sağlayacak maddelerin de bulunduğu menü açılacaktır. Klavyede Esc tuşuna basarak, slayt gösterisini istediğiniz anda durdurabilirsiniz.

Seçtiğiniz görünüme bağlı olarak menü ve araç çubuklarında içerik değişimi olacaktır; çünkü her görünümde yapabileceğiniz işler farklı olacaktır.

Ve son olarak pencerenin alt kenarına yakın çizim araçları çubuğuna dikkat edin. Burada, herhangi bir grafik programında veya söz gelimi Ofis 2000 üyelerinden Word’de aşina olduğunuz şekil ve metin oluşturmak ve biçimlemekte kullanabileceğiniz bir dizi araç yer alıyor. Şu anda slayt penceresinde gördüğünüz herşey ve daha çoğu buradaki araçlar yardımıyla oluşturulabilir, biçimlendirilebilir.

PowerPoint’in bu çehresi, mermere kazınmış değildir; istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz. Söz gelimi grafik programlarınızdan alışkınlık sonucu, Çizim Araçlarını, program penceresinin sol kenarında görmek istiyorsanız, bütün yapacağınız Mouse işaretçisini bu çubuğun sol kenarındaki iki çizginin üzerine getirmek, ilmeç dörtlü ok görünümünü aldığında Mouse’un sağ düğmesini tutarak araç çubuğunu istediğiniz yere bırakmaktan ibarettir. İsterseniz, bütün araç çubuklarını ve menü çubuğunu ekranda yüzer hale de getirebilirsiniz.

PowerPoint, görüntülenen menü, araç ve çizim çubukları dışında 10 çubuğa daha sahiptir; herhangi bir çubuğun boş bir yerini sağ tıklayarak, bu çubukların adlarını gösteren listeyi açabilir ve istediğiniz çubuğu görünür (veya görünmez) hale getirebilirsiniz.

Kimi zaman bir araç çubuğunun bütün komut düğmeleri çubuğun bulunduğu alana sığmayabilir. Bu durumda, çubuğun sağ kenarında küçük bir aşağı ok simgesi belirir. Bu oku tıkladığınızda eksik düğmeleri ve hemen altında o çubukta yer alabilecek tüm düğmeleri listeyecek Tüm Düğmeler komutunu göreceksiniz. Bu yolla, çubukları özelleştirebilir, kullanmadığınız komut simgelerini kaldırabilir; yenilerini ekleyebilirsiniz.

Bir düğmenin işlevini bilmiyorsanız, Mouse işaretçisini düğmenin üzerinde bir kaç saniye tutun; PowerPoint, küçük sarı ipucu kutusunu açacak ve düğmenin ne işe yaradığını bildirecektir.

Sunuyu Tamamlayalım

Yukarıdaki örnek sunuyu birlikte yaptıysak, PowerPoint penceresinde Anahat bölümüne bakın: baş tarafında 1’den 5’e kadar numaralanmış bölümler göreceksiniz. Bunlar, bu sunuşu yaparken yapacağınız konuşmanın beş ana bölümüdür. Elbette bu listeye uymak zorunda değilsiniz (ama Dale Carnegie Enstitüsü, bir fikri satmak için bu sırayı izlemenizde israr edecektir!); bölümleri, atabilir, yeni bölüm ekleyebilirsiniz.

Bir sunu, hem anahat bölümünden, hem slayt bölümünden oluşturulabilir, veya değiştirilebilir. Zamanla, sunu hazırlamada ustalık kazandıkça, sunu hazırlamaya veya Akıllı İçerik Sihirbazına hazırlatarak temel unsurlarını çıkarttığınız sunuları kendi ihtiyacınıza uygun hale getirmeye anahat bölümünde çalışarak başlamak daha çok kolayınıza gelebilir. Anahat, slaytlardan farklı olarak, yapacağımız sununun akışını, dinleyenlere (veya hazırlayacağımız sunuyu Web sayfaları olarak Internet’te izleyecek olanlara) sunacağımız mesajları bir akış planı halinde gösterir. Böylece söyleyeceğimiz sözlerle, görsel olarak sunacağımız mesajların uyumunu sağlamış oluruz. Sunu hazırlamanın yordamıyla ilgili ayrıntıları sonra ele alacağız. Burada sadece elimizi PowerPoint’e alıştırdığımıza göre, şimdi her iki bölümü de kullanarak, yeni slaytlar ekleyelim, olanlarda değişiklik yapalım.

Yeni metin ekleme

Akıllı İçerik Sihirbazı yoluyla, PowerPoint’in hazır şablonlarından birini kullanarak hazırladığınız sunularda ortaya çıkacak anahatta bir bölümün başlığını seçererek (Mouse ile üzerine tıklayarak) klavyede Delete (Sil) tuşuna basarsanız, o bölüm, alt bölümleri ve tabiî slaytları ve slaytlara iliştirilmiş notları ile silinir. Ofis Yardımcısı bu gibi silme işlemlerinde komutu icra etmeden önce sizden onay ister.

İmleci bölüm başlıklarından birinin önüne getirir ve klavyede Enter tuşuna basarsanız, bu kez mevcut başlığın bir üst sıra numarasına geçtiğini ve size yeni bir bölüm açıldığını görürsünüz. Buraya istediğiniz başlığı yazarak, yeni bir bölüm başlatabilirsiniz. Bu anda sağdaki slayt bölümünde boş bir slayt açılacaktır.

PowerPoint’in Akıllı İçerik Sihirbazı yoluyla hazırlayacağı sunular, genel konuşma-konferans kurallarına uygun, yani bir giriş-açış bölümü, bir geliştirme ve ayrıntı bölümü ve bir sonuç bölümü olan plana göre hazırlanır. Ne var ki ne kadar bilimsel kurallara dayanırsa dayansın bu sunular, başlıkları, alt başlıkları ve ögeleri bakımından içi doldurulması gereken boş kalıplardır. Örneğin yukarıdaki örnekte “Açış Konuşması: Somut Örnekler Verin” yazılı yere, bizim kendi sunuşumda uygun olan başalığı yazmamız gerekir. Örneğin, buraya “Neden Yeni Stratejiye İhtiyacımız var?” yazabiliriz.

Bunu yapmak için mevcut örnek başlığı, Mouse işaretçisini üzerinde sürükleyerek tarayın ve asıl başlığı yazmaya başlayın. (Mouse işaretçisinin bir metnin üzerine geldiği zaman büyük ve ince bir I harfine döndüğünü görüyorsunuz.)

Burada, yazdığımız yeni başlığın aynı anda sağda slayt üzerinde görüntülendiğine dikkat edin. Anahat bölümünde yazdığımız her harf, slayt üzerine o metin unsuruna verilmiş biçimi alarak, belirecektir.

Bu kez, anahat üzerinde değil de, slayt üzerinde değişiklik yapalım. Örnek altbaşlıklardan birini tıklayın ve başlayın yeni asıl alt başlığı yazmaya.

Burada slayt üzerinde yazdığımız metnin solda, anahat bölümünde ait olduğu yerde de aynı anda belirdiğine dikkat edin. Bu bize şunu gösteriyor: Anahat bölümündeki metinler, sağda slaytların üzerinde görüntülenen metinlerdir. İkisinden birinde yaptığımız değişiklik, diğerine de yansır. Bu arada, başlığı veya alt başlıklardan birini tıkladığınız anda, bütün metnin çevresimde bir çerçeve oluştuğunu görüyorsunuz. Bu metin kutusu denen bir ögedir; ve yazacağımız metinler için yer tutmaktadır. Slaytlarımıza, başlık,metin, grafik, kuruluş şeması ve küçük resimler gibi ne gibi çizim ve içerik ögeleri koyabiliriz. Bunların içinde yer aldığı kutuya Yer Tutucu denir.

Yeni metinleri yazarken, bazı kelimelerin altında kırmızı dalgalı bir çizginin belirdiği oluyor mu? Bu, o kelimenin Ofis 2000 paketiyle birlikte bilgisayarınıza kurulmuş olan Türkçe sözlükte ve yazım klavuzunda bulunmadığını gösterir: ya kelime gerçekten sözlükte yoktur (özel isimler gibi) ya da siz kelimeyi yanlış yazmışsınız demektir.

//////////////////////KUTU//////////////////////////

İyi bir sunuda…

Her slayt kendi içinde bir bütün olmalıdır. Bununla birlikte her slayt, sununun tümüne katkıda bulunmalı, yani zincirin bir halkası olmalıdır. Slayt, ekranda olduğu veya perdeye düşürüldüğü sırada söyleyeceğiniz sözlerin akılda kalmasını sağlamak içindir. Slaytta geçen fakat konuşmada geçmeyen fikir olmamalıdır.

/////////////////////////KUTU BİTTİ///////////////////////

Slaytlarınızda bir değişiklik yaptığınız, yeni metin yazdığınız veya mevcut bir yazıyı kaldırdığınız (ya da daha sonra göreceğimiz gibi, biçimlendirmeye ilişkin işlerde) fikir değiştirecek olursanız, Düzen menüsünden Geri al maddesini seçebilirsiniz. Geri alma işlemi, klavyede Ctrl+Z tuşlarıyla da yapılabilir. Geri aldığınız bir işlemi geri almaktan da vaz geçebilirsiniz. Bu durumda, Düzen menüsünden Yinele maddesini seçebilirsiniz; veya klavyede Ctrl+Y tuşlarına basabilirsiniz. PowerPoint’in geri almada kaç adım geriye gidebileceğini tayin etmek sizin elinizdedir. Bunu, Araçlar menüsünden Seçenekler maddesini ve açılacak kutuda Düzen sekmesini seçerek, ve açılacak kutuda “En fazla geri alma sayısı” bölümüne istediğiniz bir sayıyı yazarak yapabilirsiniz.

Biraz önce seçtiğimiz ikinci altbaşlığı değiştirerek, amacımıza uygun hale getirdiğimizi düşünelim; ve buraya aynı biçimde, yani baştarafında madde işareti (nokta) bulunan, yeni bir cümle ekleyelim. İkinci satırın sonunu tıklar ve klavyede Enter’a basarsanız, PowerPoint yeni bir madde işaretli satır başlatacaktır. Fakat alt başlıkları tıkladığınız zaman, madde işaretli iki unsuru çevreleyen kutuda yeni bir başlığın sığabileceği kadar yer kalmadığını görüyorsunuz. Yine de yazmaya devam edelim. İki satırı aşan bir metin yazdığımızda. iki şey görüyoruz:

1. Henüz mevcut alanı taşmamış olduğu sırada PowerPoint önce bu çerçevenin içindeki bütün metinlerin yazı boyutunu küçültmeye başlayacak ve yazı boyutunu 26 punto’ya kadar düşürecektir.

2. PowerPoint sizin metin girmeye devam ettiğini görünce yazı boyutunun 26 puntonun altına düşmesi gerektiğini anlayacak; fakat kendiliğinden bunu yapmayacak (çünkü 26 puntodan düşük boyutta bir başlığın ekranda veya perdede dikkat çekici şekilde okunması hemen hemen imkansız olacaktır) ve Ofis yardımcısı aracılığıyla bizi uyaracaktır.

Bu noktada PowerPoint, slaytı ikiye bölmeyi veya her bir madde işaretli başlık için aynı bir slayt yapması teklif edecektir. Bu yola gitmeden önce atabileceğiniz iki adım var: yer tutucu kutunun içindeki metni azaltabilirsiniz; veya yer tutucu kutuyu genişletebilirsiniz,

Bir metin seçili iken, onu tutan kutunun köşelerinde ve kenarlarının ortalarında tutamakların belirdiğini, mouse işaretçisini bu tutamakların üzerine götürürseniz, ilmecin dikey, yatay veya çapraz ok haline geldiğini göreceksiniz. İmleci metin kutusunun alt kenarın ortasındaki tutamağın üzerine getirin; Mouse’un sol düğmesini tutarak, çerçeveyi aşağı doğru sürükleyin. Şimdi PowerPoint’in itirazıyla karşılaşmadan daha çok metin yazabilirsiniz. Metin yer tutucusunu genişletmeden ve PowerPoint’in önerilerine aldırmadan metni uzatmaya devam ederseniz, PowerPoint itiraz etmeden yeni metni kabul eder, ama metin slayttan dışıarı taşar; varsa slaytın alt kenarındaki unsurların üzerinden geçer ve bir süre sonra da slaytın alanınından dışarı taşar. Slaytın alanından taşan metinler, ekranda veya perdede slayt gösterisi sırasında görünmez; Web sayfası olarak kaydedildiği zaman da sayfanın dışında kalır.

Yeni slayt ekleme

Ne kadar bilimsel temellere dayanırsa dayansın, PowerPoint’in hazırladığı sunu, sadece beş slayt içeriyor. Oysa bir konferansta, konuşmada, toplantıda fikrinizi açıklamak için muhtemelen daha fazla slayta ihtiyacınız olacaktır. Özetle sunuya yeni slaytlar girmek zorundasınız. Klavye’de Ctrl+M tuşlarına basarak, veya Ekle menüsünden Yeni Slayt maddesini seçerek, ya da Anahat penceresinde mevcut slayt simgelerinden önce veya sonra klavyede Enter tuşuna basarak, boş bir slayt açabilirsiniz. Yeni slayt, onu nasıl oluşturduğuna bağlı olarak biçimlendirilir. İmleç, anahat penceresinde mevcut bir slayt satırı önünde iken klavyede Enter tuşuna basarsanız, PowerPoint yeni slayta mevcut slaytların biçimini verir. Klavyede Ctrl+M tuşlarına basar veya Ekle menüsünden Yeni Slayt maddesini seçerseniz, PowerPoint yeni slayt biçimini seçmeniz 24 model önerecektir. Bu modellerden hangisini seçerseniz seçin; slaytın renk ve biçim olarak ana teması, mevcut sunuda uygulanmış temaya uygun olacaktır. Buradaki örnekte tema seçimini bizim için PowerPoint yaptı; fakat biz birazdan bu seçimi kendimiz yapacağız ve ne gibi seçeneklerimiz olduğunu göreceğiz. Yeni slayt oluşturmaya çalıştığınız anda imlecin nerede bulunduğu veya başka bir deyişle o anda hangi slaytın göründüğü yeni slaytın yeni için önem taşır. İmleç, bir slaytın adının tam önünde ise yeni slayt görüntüde olan slaytın önüne, imleç slaytın metninin içinde herhangi bir yerde ise, yeni slayt mevcut slaytın arkasına gelir.

Kimi zaman böyle neredeyse sıfırdan slayt oluşturmak işimize gelmez; biraz önce oluşturduğumuz başlıktan, hatta alt başlıklardan yararlanmak isteyebiliriz. Bu durumda, mevcut slaytı çoğaltmak, ve yeni slayttan bazı şeyleri atarak yerine yerilerini koymak daha kolay ve çabuk olabilir. Bu durumda ekle menüsünden Slayt çoğalt maddesini seçeriz. İmleç hangi slaytın içinde ise, o slaytin bir kopyası, slaytın önüne veya arkasına kopyalanır.

//////////////////////KUTU//////////////////////////

İyi bir sunuda…

Slaytlarınızda mümkün olduğunca az metin olmasına özen gösterin. Araştırmalar, bir slaytta üçten fazla noktalı madde bulunduğu taktirde bunlardan hiç birinin akılda kalmadığını, buna karşılık üç veya daha az madde olduğu zaman ortalama ikisinin akılda kaldığını gösteriyor.

/////////////////////////KUTU BİTTİ///////////////////////

Şimdi yeni bir slayt oluşturalım ve içine sınama amacıyla bir şeyler yazalım ve bir de resim koyalım. Bunun için klavyede Ctrl+M’e basın; ve açılacak modellerden “Metin ve küçük resim” adlı olanını seçin, Tamam’ı tıklayın. Anahat penceresinde boş slayt için bir simge oluşturulurken, slayt penceresinde boş slaytınız görüntülenecektir.

Yeni resim ekleme

PowerPoint, yeni slaytta olması gereken ve bizim istediğimiz ögeleri, kendilerine özgü yer tutucuların içinde, gösteriyor; bütün yapacağımız, boş slaytta yer tutucuların içindeki geçici metinlerde belirtildiği gibi, yazmak istediğimiz metnin gireceği yerdeki geçici metni tıklamaktan ibaret. “Başlık eklemek için tıklatın” yazısını tıklayın ve istediğiniz bir başlığı yazın. Aynı işlemi noktalı madde başlıkların olduğu yerde de yapın. Ve sıra resim eklemeye gelsin. Mouse işaretçisini slaytta resim yerleştireceğiniz yerdeki yer tutucunun üzerine getirdiğiniz zaman, okun uçunda dört tarafı ok işaretli simgenin belirdiğini göreceksiniz; buradaki örnek resmi iki kere tıklayın.

PowerPoint’i kurarken, resim kataloglarının sabit diskinize yüklenmesi seçeneğini seçtiyseniz, şimdi karşınıza gelecek kutuda, PowerPoint’in 40’dan fazla kategoride 300’e yakın kullanılmaya hazır, renkli, Windows Media File (WFM) biçiminde imajı hizmetinize sunduğunu göreceksiniz. Bu kategorilerden İletişimi’i tıklayın.

Mouse işaretçisini telefon resminin üstüne getirdiğiniz dosyanın adı ve büyüklüğü, tıkladığınızda ise bu resimle yapabileceğiniz dört işi içeren komut menüsü açılıcaktır. Bu noktada küçük resmi slayta ekleyebilirsiniz; önizleme yoluyma ayrıntılarını görebilirsiniz; sık kullanılanlara ekleyebilirsiniz; veya benzeri resimleri arayabilirsiniz. PowerPoint’in küçük resim ekleme kutusunda da benzeri bir arama imkanı vardır. Aranacak resimler kutusuna resim aradığınız konuları belirten bir kaç kelime yazar (örneğin “telekomünikasyon”) ve klavyede Enter tuşuna basarsanız, PowerPoint bütün resim kategorilerinde bu kelimeye uygun anahtar kelimeye sahip resimleri bulacaktır. PowerPoint’in kendi resimleri küçük resim seçme aracına (Küçük Resim Galerisi) yerleştirilir ve kategorilere bölünürken anahtar kelimelerle belirlenmiştir. PowerPoint’i sürekli kullanacak ve kendi resimlerinizden yararlanacaksanız, resimlerini Galeri’ye yerleştirebilirsiniz.

/////////////////////KUTU/////////////////////////////

Galeriye resim yerleştirmek için

PowerPoint Küçük Resim Galerisi (Clip Gallery, program adı cga.exe), kendi başına edinmek isteyeceğiniz güçlü bir programdır. Sadece resim dosyalarını değil, fakat aynı zamanda ses ve video dosyalarını da albümler haline getirebilecek olan Clip Gallery, PowerPoint veya diğer Ofis 2000 ailesi üyelerinden bağımsız olarak tek başına da kullanılabilir. Elinizdeki bütün resimleri bu araç yardımıyla sınıflayabilir, anahtar kelimeler verebilir (keywording), ve herhangi bir program ile bilgisayarınızda (veya Internet’te) bulunan resimleri hazırlamakta olduğunuz belgeye, örneğin Web sayfasına, Word belgesine, veya sürükle-bırak yöntemi ile uyumlu herhangi bir programın çalışma alanına resim ithal etmekte kullanabilirsiniz.

Microsoft Küçük Resim Galerisi’ni müstakil program olarak kullanmak için, Başlat menüsünde Programlar’dan Microsoft Küçük Resim Galerisi maddesini seçin. Eğer bu madde yoksa, Başlat menüsünde Ayarlar’ı ve açılacak alt-menüde Görev Çubuğu ve Başlat Menüsü maddesini seçin; ikinci seçme olan Başlat Menüsü Programları’nı ve açılacak kutuda Ekle düğmesini tıklayın; Gözat düğmesini tıklayarak cag.exe programını bulun. Bu program genellikle C:\Program Files\Common Filies\Microsoft Shared\Artgalry dizinindedir.

Microsoft Küçük Resim Galerisi’ni ister müstakil program olarak başlattığınızda, ister PowerPoint içinden açtığınızda bütün kategorileri gösteren kutuda, birinci öge, “Yeni Kategori” adını taşır. Bu ögeyi tıklarsanız, yeni kategorinin adını yazacağınız bir kutu açılır. oluşturmak istediğiniz kategorinin adını buraya yazın; ve bu adla oluturulacak kategoriyi tıklayın. İçinde henüz hiç resim bulunmayan yeni kategori açıldığında, sabit diskinizde bulunan ve bu kategoride yer almasını istediğiniz, biçimi ne olursa olsun, bir grafik dosyasını sürükleyerek yeni kategorinin boş kutusuna bırakın. Galeri programı Resim Özellikleri penceresini açarak, sizden bu resmi tanımlamakta kullanacağınız bir kaç kelime ve aramakta kullanabileceğiniz anahtar kelimeleri vermenizi isteyecektir. Bir resme istediğiniz kadan anahtar sözcük ekleyebilir ve kaldırabilirsiniz. Bu kutuda Tamam’ı tıkladığınızda resim Galeri’ye eklenmiş olacaktır.

////////////////////////////KUTU BİTTİ/////////////////////////

İletişim galerisindeki telefon resmini seçtiyseniz, ya resmi bir kere tıkladığınızda açılan küçük resimli menüden birinci komut olan Resim Ekleyi seçerek, ya da Galeri’nin araç çubuğundaki Resim ekle simgesini tıklayarak, resmi slaytımıza alabiliriz. Bunu yaptığınızda PowerPoint resmi düzenlemekte (edit etmekte) kullanabileceğiniz araç çubuğunu da açacaktır. Bu çubuktaki komutlarla resmin görünümü, renklerini boyutunu değiştirebilir, resmin istediğiniz bölümünü silebilir, hatta bu resmin yerine başka resim bile koyabilirsiniz. Ama bu alıştırma kapsamında yeni slayt oluşturma işlemini tamamlamış olduk.

İndirgeme – Yükseltme

Slaytlarımızda yapabileceğimiz bir diğer düzenleme işlemi, bir metnin görsel değerini yükseltme veya indirme olabilir. PowerPoint, bize örneğin Office 2000’in diğer üyelerinden Word gibi sınırsız metin biçimleme ve stil oluşturma imkanı vermez. Bunun sebebi, sunularda kullanılan görsel malzemenin ancak belirli büyüklükte ve konumda olması halinde etkili olduğuna ilişkin bulgulardır. Bu teknikler, sunuların bilgisayarla hazırlanabilir olmasından çok önce geliştirilmiştir. PowerPoint, sunularınızın gereken görsel etkiye sahip olabilmesi için size ancak bu sınırlar içinde metin biçimlendirme imkanı tanır.

PowerPoint, sunu teknikleri çerçevesinde bize beş ayrı önem düzeyinde metin biçimlendirme olanağı tanır. Bu düzeyleri Asıl Slayt’ı görüntüleyerek inceleyelim.

Asıl Slayt’ı (Slide Master) Görünüm menüsünden Asıl, açılacak alt menüden de Asıl Slayt maddesini seçerek görüntüleyebilirsiniz. Asıl slayt, adının da belirttiği gibi, PowerPoint sunularındaki bütün slaytların üzerine bina edildiği slayt demektir. PowerPoint’in slaytlarında bir arkaplan resmi ile başlık, metin ve altbilgi alanları için biçimlendirme imkanları vardır. Buna göre metinlerimiz (ana başlığın dışında) beş düzeyden birinde olabilir. Asıl slaytı görüntülediğiniz anda sanki herhangi bir slaytı biçimlendiriyormuş gibi, asıl slaytın biçimlendirme kurallarını değiştirebilirsiniz. Ancak bu, daha sonra oluşturacağınız bütün sunuların bütün slayt biçimlerini etkileyeceği için, dikkatli uygulanması gereken bir işlemdir.

PowerPoint’in önem düzeylerine göre başlık ve metinlerine (alt başlık ve altbilgi ögelerine) verdiği biçim özellikleri şöyle sıralanır:

Unsur Font Tipi Boyutu Özel etki

Başlık Arial Normal 42 punto Özel etki yok

Birinci Düzey Metin Arial Koyu 30 pt Başında nokta şeklinde madde imi var

İkinci Düzey Metin Arial Normal 26 pt Başında uzun tire işareti var

Üçüncü Düzey Metin Arial Normal 24 pt Başında nokta şeklinde madde imi var

Dördüncü Düzey Metin Arial Normal 20 pt Başında kısa tire işareti var

Beşinci Düzey Metin Arial Normal 18 pt Başında kısa “»” işareti var

Altbilgi alanı unsurları Arial Normal 14 pt Özel etki yok

PowerPoint’te şablon seçerek veya Akıllı İçerik Sihirbazı’ndan yararlanarak oluşturduğunuz ve mevcut örneklerin yerine kendi metinlerinizi ve resimlerinizi koyacağınız ve yeni slaytlar ekleyerek tamamlayacağınız sunularda, genellikle bu biçimlendirme kuralları uygulanır. Bu yöntemle hazırlamaya başladığınız bir sunuda metin unsurlarınızı bir önem derecesinden diğerine indirebilir veya çıkartabilirsiniz. Bir slaytta herhangi bir metin unsurunu seçtiğinizde, araç çubuğunda “Yükselt” (Sola bakan kalın ok simgesi) ve “İndirge” (sağa bakan kalın ok simgesi) düğmeleri, seçtiğiniz ögeye göre etkin hale gelirler. Bu düğmeleri tıklayarak, seçili metni (varsa) bir üst ögeye yükseltebilir veya (varsa) bir alt ögeye indirebilirsiniz.

Metin ögelerinizin biçimi kolayca değiştirmenizi sağlayan bu imkanın şimdi örnek slaytlarımızdan herhangi biri üzerinde uygulayalım. Biraz önce içine resim eklediğimiz slaytı açın ve girdiğiniz birinci düzey metinlerden ikincisini tıklayın. İlmeç bu metinde iken, Mouse işaretçisi ile Araç çubuğunda İndirge düğmesini bir kere tıklayın. Sonra üçüncü sıradaki fakat önemi birinci düzeyde olan metni seçin ve İndirge düğmesini iki kere tıklayın. Üç ayrı birinci derecede metin bulunan slaytınızda şimdi bir birinci derecede, bir ikinci derecede ve bir de üçüncü derecede metniniz oldu.

PowerPoint’in önem düzeyine göre biçimlendirilmiş ve kullanılmaya hazır stilleri dışında yeni metin türleri oluşturabilir ve bunları kendi arzusuna göre biçimlendirebilirsiniz. Bunu yaparken. PowerPoint ile oluşturacağınız sununun, genel sunu kurullarına aykırı düşmemesine özen göstermelisiniz.

Özel animasyon ekleme

Bu noktada görünüm seçeneklerinden Slayt Gösterisi’ni seçerseniz, slaytlarınızın Mouse düğmesini tıkladığınızda veya klavyede aralık çubuğuna, ok tuşlarına veya Page Down ve Page Up tuşlarına bastığınızda birbiri ardına görüntülendiğini, ve her slaytın bir anda tümüyle göründüğünü izleyeceksiniz. Bu düzende, konuşmanıza slaytla kazandırmak istediğiniz görsel etkiyi sağlasa da slaytların kendi içinde fazla ilgili çekici olmadığını söyleyebiliriz. İzleyiciler bir süre sonra ekrana veya perdeye (veya Web sayfasına) yeni ve duragan bir slayt gelmesini beklemeye şartlanabilirler. Uzmanlara göre bu slaytlardan beklediğiniz etkiyi azaltabilir.

Oysa PowerPoint slaytlara, kendi içinde hareketlilik (animasyon) kazandırarak, izleyici üzerindeki etkiyi arttırmanızı sağlayabilir. Bunu, Özel animasyon ekleme yoluyla yaparız. Şimdi biraz önce oluşturduğumuz slaytlardan herhangi birini seçin ve slaytın ana başlığını sağ-tıklayın. Açılan menüden, Özel Animasyon maddesini seçin. PowerPoint, sağ-tıklanan ögenin türünü bilir ve özel animasyon denetim kutusunun ilgili sekmesini önplana getirir.

Bu kutunun Efektler sekmesinde, slaytta ne kadar unsur varsa o kadar nesne bulunduğunu göreceksiniz. Şimdi biz 1’nci başlığa animasyon özelliği kazandırmak istediğimize göre, Başlık 1 kutusuna işaret koyabiliriz. PowerPoint, seçtiğimiz nesnenin alabileceği ses ve canlandırma özelliklerine uygun seçenekleri sunacaktır. Bir sunuda slayta kazandırabileceğimiz efektlerin (etkilerin) başında, sayıların görüntüye kayarak girmesi gelir. PowerPoint metinlerimize 18 ayrı animasyon özelliği kazandırabilir. Sınama amacıyla yaptığımız bu sunuda çeşitli metinlere bu animasyon özelliklerini vererek, oluşturdukları etkiyi inceleyebilirsiniz. Şimdi kayarak gelme özelliğini ve kayma yönü olarak “Sağ üstten” maddesini seçelim. Seçtiğiniz animasyon türüne uygun olarak animasyonun oluşturulma yönü, hızı, ve benzeri özellikleri farklı olacaktır. Ayrıca seçtiğiniz animasayon etkisinin metinlere, metnin tümüne, sırayla kelimelere veya sırayla harflere uygulanması seçenekleriniz de vardır. Seçimlerinizi tamamladıktan sonra, Sıra ve Zamanlama semmesini tıklayın.

Oluşturduğunuz efektlerin sırası ve hangi yöntemle ve zamanlamayla harekete geçeceğini bu sekmedeki kontrollerle belirlersiniz. Bir konuşmada ileri süreceğiniz fikirleri yansıtan noktalı başlıkların, siz o konuya geldiğinizde ve sizin Mouse düğmesini tıkladığınızda veya klavyede aralık çubuğuna, aşağı yukarı ok tuşlarına veya Page Down ve Page Up tuşlarına bastığınızda görüntülenmesi daha uygun olabilir. Kimi zaman bir slayt görüntülenmeye başladığında vermek istediğiniz animasyon etkisinin başlayıp bitmesi daha uygun olabilir. Burada kayma etkisi verdiğimiz başlığın bizden (Mouse düğmesini tıklatmak gibi ) bir hareket beklemeden, başlayıp bitmesini animasyonu başlat bölümünde “Otomatik olarak” seçeceğini işaretleyerek sağlayabiliriz. Birden fazla unsura animasayon efekti veriyorsak, bunları bir önceki bitişinden belirli bir saniye sonra başlatmamız da mümkündür. Bunun için, Otomatik olarak seçeneğinin altındaki “Saniye sonra” kutusuna arzu ettiğimiz saniye miktarını girmemiz gerekir. Animasyonların aralıksız harekete geçmesi için süreyi 0 olarak bırakın.

oluşturmakta olduğunuz animasyon etkisinin nasıl görüneceğini Önizleme düğmesini tıklayarak, küçük penceredeki slaytın üzerinde izlemeniz mümkündür.

Slayt geçişlerine efekt ekleme

PowerPoint sunularında slaytların birbirini ardına görüntülenmesinde varsayılan yöntem, sunuşu yapanın Mouse düğmesini tıklaması veya klavyede aralık çubuğuna, aşağı yukarı ok tuşlarına veya Page Down ve Page Up tuşlarına basmasıdır. Slayttan slayta geçişte varsayılan geçiş biçimi ise bir slaytın tümüyle aynı anda silinmesi yerine ardından gelen slaytın tümüyle aynı anda belirmesidir. Başka bir deyişle slayt gösterisi sizin işaretinizle ve slaytlara özel geçiş efekti uygulanmadan yapılır. Ve bu bazen sıkıcı olabilir; slayttan slayta geçişe animasyon etkisi kazandırabilirsiniz. Ayrıca bir konuşmanın görsel unsuru olmayan, örneğin duyuru, tanıtım, fotoğraf gösterisi gibi özel amaçlı slayt gösterileri için slaytların otomatik olarak değişmesini sağlamanız da mümkündür.

Buradaki örnek sunuda slayt geçiş etkisi oluşturalım; Slayt Gösterisi menüsünden Slayt Geçişi maddesini seçin.

Açılan denetim kutusunda 41 ayrı geçiş türünden birini seçebileceğiniz bir seçim kutusu bulunuyor. Seçtiğiniz geçiş türünün hızını, slayttan slayta ilerlemenin türü (Mouse veya klavye yolu, ya da zamana bağlı otomasyon) ve arzu ediyorsanız geçiş sırasında çıkartılmasını istediğiniz sesi burada belirleyebilirsiniz. Burada seçtiğiniz geçiş etkisini, ister sadece şu anda seçili olan slayta, veya slaytların tümüne uygulatmak da elinizdedir. Uygulama düğmesini tıklarsanız, seçtiğiniz etki sadece seçili olan slayt için geçerli oülur; Tümüne Uygulama düğmesi ise bu etkiyi tüm slaytlara kazandırır.

Slayt geçişi denetim kutusunda yeni bir geçiş türü seçtiğinizde, effekt kutusundaki simgede geçişin nasıl uygulandığını izlyebilirsiniz.Bu noktada, bütün geçiş türlerini tek tek seçerek, nasıl bir sonuç verdiğini öğrenebilirsiniz. Seçtiğiniz etkinin tüm sunu üzerindeki uygulanma biçimini ise Tümüne uygula düğmesini tıklayarak ve klavyede F5 tuşuna basarak görebilirsiniz.

Sunuyu kaydedelim

PowerPoint’in Akıllı İçerik Sihirbazı yardımıyla oluşturduğumuz ve kısmen kendi amacımıza uygun hale getirdiğimiz bu örneği tamamladığımızı varsayalım ve şimdi bu sunuyu kaydedelim. Yapacağımız ilk iş, Dosya menüsünden Farklı kaydet maddesini seçerek PowerPoint dosyasına bir isim vermek olacaktır.

PowerPoint, dosya adı olarak sununun ilk bir kaç kelimesini seçecektir. Bir sununun birinci slaytında ilk bir kaç kelime genellikle sununun konusunu içerdiğine göre, bu seçim dosya adı olarak çok uygun olabilir, fakat siz istediğiniz ismi verebilirsiniz. PowerPoint, dosyanız için Belgelerim dizinini seçecektir; isterseniz bunu da değiştirebilirsiniz. Bu noktada değiştirmeyeceğiniz tek unsur, dosyanın kayıt türü (.ppt) olacaktır.

PowerPoint’in Sunu dosya türünde kaydettiği ve adının uzatması “.ppt” olan dosyaları, ancak PowerPoint ile açılabilir ve düzenlenebilir. Çoğu zaman sunuyu yapacağınız bilgisayarda (bu genellikle bir notebook tarzı dizüstü bilgisayarı olabilir) PowerPoint bulunmayabilir; veya siz sunu tasarımcısı olarak hazırladığınız ürünü ekranında (veya perdede) görüntülenmek üzere konuşmayı yapacak kişiye verebilirsiniz. Bu kişinin, sunuyu görüntülemek için bilgisayarında PowerPoint bulunması ve kendisinin PowerPoint uzmanı olmasını bekleyemezsiniz. PowerPoint, bu gibi durumlar için sunu dosyasını, PowerPoint kurulu olmayan bilgisayarlarda görüntüleyebilecek yani sadece gösteri yapmakta kullanılabilecek bir biçimde kaydedebilir. Bu biçimdeki dosyalara PowerPoint Gösterisi dosyası denir; dosya adının uzantısı da “.pps” olur. Farklı kaydet penceresinde iken, Kayıt türü kutusunun sağındaki seçme okunu tıklayarak, ve listeden PowerPoint Gösterisi maddesini seçerek, dosyanızı “pps” uzantısı ile kaydedin. Bir “.pps” dosyası, herhangi bir bilgisayarda çalıştırılabilir; ancak bu dosya PowerPoint programı olmadan düzenlenemez (edit edilemez), değiştirilemez.

Bu bölümü ve ilk alıştırmamızı tamamlamak için şimdi önce dosyanızı “ppt” sonra da “pps” olarak kaydedin; ve PowerPoint’i kapatın. Hazırladığınız PowerPoint Gösterisi’nin PowerPoint dışında nasıl çalıştığını görmek için, Belgelerim dizininde oluşacak “.pps” dosyasını iki kere tıklamanız yeter!

Bölüm 2: PowerPoint’e Metin Girme

PowerPoint’in nasıl işlediğini ve basit bir sunu hazırlamanın tekniğini öğrendiğimize göre şimdi PowerPoint’in imkan ve yeteneklerini daha yakından ele alabilir, Ofis 2000 ailesinin diğer üyelerinin yardımıyla sunularımızı nasıl hazırlayabileceğimizi daha ayrıntılı görebiliriz. Bu bölümde metin ile ilgili ayrıntılara değineceğiz.

Bir sunuda içeriği, eşlik edeceği konuşmanın metni belirler; slaytlarda kullanacağımız başlıklar ve daha aşağı düzeydeki metinler mutlaka konuşmanın metninden alınmış olur. Bununla birlikte, slaytlar, eşlik ettikleri konuşmayı diğer görsel ögelerle tamamlar, konuşmada ileri sürülen fikirlerin, verilen bilgilerin görsel kanıtlarını, akılda kalması gereken mesajlarını sunarlar. Sunu hazırlamaya başlamadan önce, sununun eşlik edeceği konuşmanın, konferansın, ders metninin hazır olması gerekir. PowerPoint sunusunun eşlik edeceği konuşma kendi konuşmanız değilse, hazırlığa başlamada önce konuşma metnini edinerek, bir kaç kere okumanız gerekir.

PowerPoint’in Akıllı İçerik Sihirbazı, sadece sunu hazırlamanıza değil, fakat konuşma hazırlamanıza da yardımcı olur. Daha önce konuşma hazırlamamışsanız veya konuşma yapma deneyiminiz çok değilse, Akıllı İçerik Sihirbazı’nı kullanarak, size neler önerdiğine bakın.

PowerPoint’in Metin Önerileri

PowerPoint, gerçekten bilimsel temellere dayanan 26 Akıllı İçerik şabbonu sunmaktadır. Bunlardan 6’sı Dale Carnegie Enstitüsü’nün geliştirdiği şablonlara dayanmakta, diğerleri ise oldukça geniş bir araştırma ekibinin, çeşitli bilimsel referenslara dayanarak geliştirdiği akış planları içermektedir.

Burada iki örneği ele alalım. Birinci örnek, Akıllı İçerik Sihirbazı’nın Dale Carnegie yöntemiyle, herhangi bir toplantıya katılanları toplantının amaç ve hedeflerine hazırlamak üzere yapılacak sununun planını içeriyor. Modern iş yönetimi anlayışına göre, katılımcı sayısına bağlı olmadan, her iş toplantısına, toplantıyı yönetecek başkandan ayrı olarak, “facilitator” (kolaylaştırıcı, yardım sağlayıcı) denen bir üye atanmalı ve bu kişi toplantının başından sonuna kadar (a) katılımı, (b) tartışmaların ana hedeften başka konulara sapmamasını, ve (c) toplantı sonuçlarının düzenli biçimde rapor edilmesini sağlamakla görevli olmalıdır. Bu kişinin toplantının açılışında yapacağı konuşma şu akış planına sahip olmalıdır:

1. Açış bölümü: Konuşmacının dinleyicilerin dikkatini üzerine toplaması gereken bu bölümde, dikkat toplama ögesi olarak şu unsurlardan biri veya birkaçı kullanılabilir:

a. İlginç bir olayın anlatılması;

b. Konuşmacının kendi başından geçen bir olayı anlatması ;

c. Bir övgüyü nakletmek;

d. Ünlü bir sözü, özdeyişi kullanmak.

2. Konuşmacı, dikkatleri kendi üzerinde toplayarak, dinleyenleri toplantı havasına sokmayı böylece başardıktan sonra ana konuya girebilir ve sırasıyla şu noktalar üzerinde durabilir:

a. Toplantının konusunu, ele alınacak sorunu, tartışılacak fırsatı kısaca o anda orada bulunan kişilerin biraraya gelme sebebini tanımlamak;

b. Toplantının neden önemli olduğunu açıklamak;

c. Dinleyicileri, toplantının amaç ve hedefleri hakkındaki görüşlerini belirtmeye zorlamak;

d. Toplantının, katılanların hepsinin katkılarıyla başarıya ulaşabileceğini belirterek, katılımı teşvik etmek;

e. Toplantının organizasyonu sırasında, katılması istenen veya katılacağını bildirenlerin toplantının amaçları ve hedefleri hakkında dile getirmiş olabilecekleri fikirlerden bir kısmını dinleyenlere aktarmak.

3. Konuşmacı, böylece toplantının hedeflerini ve bu hedeflere ulaşmak için ele alınacak sorunları antalacağı bölüme gelmiş olur. Bu bölümde üzerinde durulacak ana başlıklar şunlardır:

a. Hedeflerin tanımlanması;

b. Sorunları tanımlanması;

c. Katılımcıların sorunlar üzerinde yoğunlaşarak bu toplantıda ele alacakları konuların öncelik sırasını belirtmelerini sağlamak.

4. Konuşmacı bu anlatılanlara atıf yaparak toplantıda bulunacak çözümleri sıralamaya geldiği bu bölümde katılımcıları konuşmaya teşvik etmeli, hatta fikirlerini ve düşüncelerini belirtmelerini isteyerek sırayla herkese söz vermek suretiyle hazır bulunan herkesi bir bakıma katılıma zorlamalıdır. Konuşmacı belirtilen görüşleri bir kağıda yazar. Konuşmacı bu notları elinin altında bir PowerPoint sunusu varsa, o anda yeni bir slayt oluşturarak herkese görüntüleyebilir; bunu yapmak için gerekli teknik düzen yoksa, konuşmacı notlarını herkesin görebileceği büyük kağıtlara ve büyük harflerle yazarak yapabilir. Bu amaçla üzerine yazılanları kağıda basan Beyaz Tahta adlı cihazlar da kullanılabilir. Konuşmacı bu noktada katılımcıların seçenekleri öncelik sırasına koymalarını istemelidir.

5. Konuşmanın son bölümü toplantıdan çıkacak eylem planları ve çözümlerin belirtilmesidir; konuşmacı bunu da katılanlarını görüşlerini belirtmelerini teşvik ederek yapar. “Facilatator” (toplantı hazırlayıcı,kolaylaştırıcı) toplantının konusu hakkında uzman değilse ek bilgi verilmesi gerektiğinde bunu ilgili kişilere bırakabilir. Bu adımda yapılacak işler, şu gruplara ayrılabilir:

a. Eylem adımları;

b. Gereken malzemeler;

c. Gereken eğitim;

d. Zamanlamalar;

e. Maliyetler.

6. Konuşmacı konuşmasını eylem planlarını özetleyerek, atılacak ilk adımları açıklayarak ve yapılacakları katılımcılardan belirli kişilerin üstlenmesini sağlayarak kapatır.

Bu “toplantı hazırlama” (facilitating) planı dünyanın hemen her köşesinde uygulanan, İş Yönetimi okullarında öğretilen şemaya uygundur. PowerPoint, bu şemayı hiç uygulamamış kişilere bile en modern iş yönetimi tekniklerini kullanma imkanı sunmaktadır. Burada gördüğümüz gibi, PowerPoint’i bir konuşmanın, bir toplantının aktif aracı olarak kullanabilir; toplantı sırasında söylenenleri, önemli noktaları anında görüntülenmeye hazır slaytlara kaydedebiliriz.

Bir örnek daha verelim. Bu kez PowerPoint’in “kötü haber verme” konulu Akıllı İçerik Sihirbazı’nın önerdiği konuşma planını ele alalım. PowerPoint. hengi konuda olursa olsun, bir toplantıda kötü bir durumu açıklama görevini yerine getirecek konuşmacıya şu planı öneriyor:

1. İçinde Bulunduğumuz Durum: Kötü haberi ifade edin; açık olun, durumu saklamaya çalışmayın.

2. Bu duruma nasıl gelindiğini anlatın. Varsa olayın geçmişi, ilgili gerçekler veya stratejileri ifade edin. Başta ortaya konan, ama şimdi yanlış olduğunu ortaya çıkan varsayımları, tahminleri, projeksiyonları anlatın.

3. Önünüzdeki seçenekleri belirtin; izlenebilecek çıkış yollarını, her birinin avantaj ve dezavantajlarını belirterek, artıları-eksileri, getirileri-götürüleri tartışın.

4. Çıkış yolu olarak tavsiyeleri veya kararları ele alın. Her birinin neden, kimin tarafından önerildiğini veya kabul edildiğini, sorunu nasıl çözeceğini; uygulamanın getireceği güçlüklerin nasıl aşılacağını tek tek sıralayın.

5. Geleceğe ilişkin görüşlerinizi, başka bir deyişle konuyla ilgili vizyonunuzu ifade edin. Bunu yaparken ulaşmayı amaçladığınız hedefleri tekrarlayın; gelecek için beklentileri sıralayın; beklenen sonuçlar için tarih veya vade belirleyin.

6. Dinleyicilere güven verip morali yükseltecek akılda kalıcı noktaları ele aldığınız bir özet yapın.

Bu şema da İş Yönetimi eğitimi veren belli başlı yüksek öğretim kurumlarında öğretilen ilkelere uygundur. Bir kere daha PowerPoint, sadece teknik bir araç olarak değil, fakat hazırlanacak slaytlara temel olarak önerdiği konuşma akış planının içeriği ile de önemli bir yardımcı olabileceğini gösteriyor.

Slayt Yoluyla Metin Girme

Akıllı İçerik Sihirbazını seçmediğiniz taktirde, PowerPoint, size içerikle ilgili hiç bir öneride bulunmaz; sadece içeriğine uygun görsel tasarımı önermekle yetinir. PowerPoint’i çalıştırdığınızda, Akllı İçerik Sihirbazı yerine Tasarım Şablonları yolunu seçerseniz, değişik amaçlara hizmet edebilecek 44 şablondan birini seçebilirsiniz.

PowerPoint, daha sonraki adımda sizden seçtiğiniz şablona uygulanacak düzeni seçmeniz için size 24 Otomatik Düzen (AutoLayout) önerecektir. Tasarım Şablonları yerine boş sunu yolunu izlerseniz, PowerPoint yine boş şablona verilecek düzeni belirlemeniz için aynı seçim kutusunu açacaktır.

İki yol arasındaki fark, birincisinde şablonlarınıza arkaplan grafiği uygulanması ve metinlerinizin önem derecelerine göre özel biçimlere kavuşturulmuş olmasından ibarettir; her iki yolda da slaytlarınızın içerik bakımından akış planını siz belirlemek zorundasınız.

Otomatik Düzen seçme aşamasında tümüyle boş slayt düzenini seçmediğiniz taktirde, PowerPoint her iki yolda da slaytlarınıza metin ve diğer görsel ögelerin yerini belirten yer tutucular koyacaktır. Boş slaytlarınızda seçtiğiniz otomatik düzene göre ya sadece başlıklar ve metinler için yer tutucular bulunur; ya da resim ve diğer görsel ögeler için de yer ayrılmış olur. Metin yer tutucuların içinde tıkladığınız anda silinen “Başlık eklemek için tıklatın” ve “Alt başlık eklemek için tıklatın” yazıları bulunur.

Akıllı İçerik Sihirbazı’nın hazırladığı slaytlardan farklı olarak, burada Mouse işaretçisini yer tutucunun içinde tıklattığınız anda yer tutucunun içindeki metin yok olacak ve sizin yazmanıza imkan vermek üzere imleç belirecektir. Oysa Akıllı İçerik Sihirbazı’nın slaytlarında örnek metinler siz silmedikçe slayt üzerinde kalmaya devam eder.

Otomatik düzen yoluyla oluşturduğunuz slaytlarda veya boş bir sunu ve daha sonra tümüyle boş bir düzen seçtiğiniz taktirde oluşacak boş slaytlarda, yeni bir metin yer tutucu oluşturmak için Ekle menüsünden Metin Kutusu maddesini seçebilirsiniz. Bu noktada Mouse işaretçisini arzu ettiğiniz yerde tarayarak kutuyu oluşturur ve içine istediğinizi yazabilirsiniz.

Metin yer tutucuların özelliklerini, yer tutucunun bir kenarını (Mouse işaretçisi dört ucu oklu simge halinde iken) sağ tıkladığınızda beliren menüden Metin Kutusu Biçimlendir maddesini seçerek ayarlayabilirsiniz. Bu kutudan özellikle metniniz slayta sığmadığı zaman yararlanabilirsiniz.

Bu kutuda Metin Kutusu sekmesini tıklayın ve metnin kutuda nereden başlayacağını, çevresinde ne kadar marj (boşluk) bırakılacağını uygulanmasını istediğiniz otomatik biçimlendirmeyi tayin edin. Metni bu yolla sığdırmanız mümkün olmuyorsa, metin kutusunun boyutlarını değiştirebilirsiniz. Bunun için metin kutusunun yerini belirten çerçevedeki tutamaklardan birini Mouse işaretçisiyle istediğiniz yönde sürükleyebilirsiniz.

Anahat Yoluyla Metin Girme

PowerPoint’in normal görünümde solda yer alan anahat penceresi, gerçekte güçlü bir metin girme ve slayt oluşturma aracıdır ve bu pencere diğer Ofis 2000 üyeleri ile metin alışveriş noktasıdır.

Anahat, adının da ifade ettiği gibi, bir sununun başından sonuna kadar izleyeceği bütün adımları gösterir. Kavramsal olarak ifade edersek, bir sununun anahattı şöyle oluşur:

Düzey 1

Düzey 2

Düzey 3

Düzey 4

Düzey 5

Düzey 6

Bunu, iyi düzenlenmiş bir kitabın içindekiler listesine benzetebilirsiniz. Bölümler, alt bölümlerden; alt bölümler ise alt-alt bölümlerden oluşur. Boş bir sunu ve boş bir otomatik düzen seçtiğinizde, normal görünümde anahat penceresinde sadece 1’nci slaytın nuramasını göreceksiniz; ve siz yazıncaya kadar slaytta metin olmayacaktır. Şimdi böyle bir sunuya birlikte, sıfırdan metin girerek, slaytlar oluşturalım.

Henüz boş bir sunu ve boş bir slayt açmadıysanız, Dosya menüsünden Yeni maddesini seçin; Yeni Sunu kutusunda, Boş Sunu; Yeni Slayt kutusunda da Boş Slayt düzenini seçin. Burada, son yazdığınız metnin hangi düzeyde olduğuna bağlı olarak, Enter ve Ctrl+Enter tuşlarının farklı anlamları olacaktır. Bunu sınayarak öğrenelim:

Anahat penceresinde gördüğünüz 1’in yanını tıklayın ve birinci slayt için ana başlığı yazın (Normal sunuda bu, açılış slaytı ve dolayısıyla yazdığınız metin sununun adı olacaktır). Metni yazdıktan sonra klavyede Enter tuşuna basın. PowerPoint, yazdığınız başlığın altında (bu slaytın üzerine bina edildiği asıl slaytın (Master) biçimine uygun olarak) bir altbaşlık grubu için yertutucu oluşturup, ikinci slayta geçmiş olmalı. Şimdi yeni bir başlık daha yazın ve bu kez Ctrl+Enter’a basın. PowerPoint, yeni bir slayt değil, başlığın altında ikinci düzeyde bir alt-başlık oluşturmuş olmalı.

Buraya altbaşlık metnini yazın ve Enter’a basın. PowerPoint, yeni bir slayt değil, yeni bir alt başlık oluşturdu! İkinci alt başlığı yazın ve bu kez Ctrl+Enter’a basın. PowerPoint, üçüncü slaytı oluşturdu!

Şimdi bir yeni slayt, bir yeni alt-düzey metin oluşturan Enter ve Ctrl+Enter tuşlarının kuralını belirleyelim: Son yazdığınız metin slayt başlığı ise Ctrl+Enter alt-başlık oluşturur; son yazdığınız metin alt-başlık ise Ctrl+Enter yeni slayt oluşturur. Enter ise daima kendisinden önceki düzeyde yeni bir unsur oluşturur. Buna göre, Enter, son yazdığınız slayt başlığı ise yeni slayt başlığı, son yazdığınız alt başlık ise yeni alt başlık oluşturur.

Eğer Enter ve Ctrl+Enter ile sadece yeni slayt ve yeni alt başlık oluşturabiliyorsak, diğer alt-düzeylerdeki metinleri nasıl oluşturabiliriz? Alt başlıkları daha alt düzeye indirgeyerek. Bunu da deneyerek öğrenelim.

Biraz önce yazdığımız ikinci alt başlığı tıklayın ve klavyede ok tuşlarına basarak, bu başlığın sonuna gidin; Enter’a basın. Üçüncü alt başlığı yazın. Bu noktada üç adet, ikinci derecede önemli maddeniz oldu. İmleç, son yazdığınız maddenin içinde iken, araç çubuğunda, İndirge düğmesini tıklayın.

İkinci düzeydeki metin, şimdi üçüncü düzeye indi. Bu başlıktan önceki ikinci önem düzeyindeki başlığı seçin ve İndirge düğmesini tıklayın. Şimdi iki adet üçüncü önem düzeyinde başlığınız oldu. Anahat penceresine yazacağınız metinlerle slayt oluşturmak ve slaytların metin bölümlerini biçimlendirmek, bir süre sonra slayt penceresinde gerçek slayt üzerinde çalışmaktan daha kolay gelmeye başlayabilir. PowerPoint, anahat penceresinde çalışmanıza yardımcı olmak için özel bir Anahat araç çubuğu bile veriyor.

Bu çubuğu, anahat penceresinin sol kenarına yapıştırarak, etkin bir çalışma alanı oluşturabilirsiniz. Bu çubukta yer alan Biçimlendirmeyi göster düğmesi, Anahat penceresindeki metnin, slayttaki biçimlendirme (yazı tipi ve türü) ile gösterilip gösterilmemesini sağlar. Özet slaydı ise, seçeceğiniz birden fazla slaytın başlıklarını alarak, (seçili slaytların ilkinin önünde) bir özet slayt oluşturur. Bütün slaytlarınızın metinlerini önem düzeylerine göre genişletmek için Tümünü Genişlet, bütün slaytları sadece başlık olarak görüntülemek için Tümünü Daralt düğmelerini tıklayabilirsiniz. Genilet ve Daralt düğmeleri ise sadece imlecin içinde bulunduğu slaytı genişletmeye veya daraltmaya yarar. Bir metni içinde bulunduğu metin kutusunda daha aşağı ve daha yukarı kaydırmak için Aşağı Taşı ve Yukarı Taşı düğmelerini kullanabilirsiniz. Bu düğmelerle metin ögelerinin aralarındaki mesafeyi değiştirmiş olursunuz; metinler sahip oldukları önem düzeyinde kalırlar. Buna karşılık İndirge ve Yükselt düğmeleri, metinlerin anahattaki önem derecelerini ve dolayısıyla biçimlerini değiştirir.

Word Yardımıyla Anahat Girme

Anahat görünümü yoluyla PowerPoint’in anahat penceresini genişletseniz bile, kimi zaman bir kelime işlemcisi ile insan zihnini daha iyi toplayabilir! Ayrıca Enter ve Ctrl+Enter’ın yerine göre işlevini kavramaya çalışmak da çaba isteyebilir. Oysa Ofis 2000 ailesinin bir diğer üyesi, Microsoft Word’de oluşturacağınız anahat listesi PowerPoint’e ithal edilebilir.

Word’ün de tıpkı PowerPoint gibi anahat görünümü olduğunu hatırlıyor olmalısınız. gerçi iki programın anahat biçimlendirme tarzları farkılıdır, ama PowerPoint açısından anahat, Word’de de oluşturulmuş olsa, anahattır. Word’de anahat, bir belgenin bazı paragraflarının başlık etiketleri ile etiketlenmesi olması halinde oluşturulur. Word ile şöyle bir belge hazırlayalım ve bunu Word’te anahat görünümde görelim, ve Anahat denemesi.doc adıyla kaydedelim.

Word’de metin biçimlendirmeye aşina değilseniz bile, bu satırları altalta yazın ve Stil seçme kutusundan imleci sırasıyla paragraflarınıza Başlık 1…Başlık 6 stillerini seçin.

Şimdi bu belgenin anahattını, PowerPoint’te slayt oluşturmakta kullanalım. PowerPoint’te araç çubuğunda Yeni düğmesini tıklayın ve herhangi bir otomatik düzen slaytını seçin. Varsayılan olarak seçilen Başlık slaydı, işimize yarayabilir; çünkü bu slayt düzeninde PowerPoint başlık slaydını boş bırakacak ve işe ikinci slayttan başlayacaktır. Boş sunu oluşturulduğunda ekle menüsünden Anahattan Slayt Al maddesini seçin.

PowerPoint, varsayılan dizin olarab Belgelerim’i açacaktır. Biraz önce kaydettiğimiz Word belgesini bulalım ve Ekle düğmesini tıklayalım.(Bu arada PowerPoint’in anahat kavramına sahip bütün dosya türlerini ithal etmeye hazır olduğunu açılan diyalog kutusundaki Dosya Türü bölümünde WordPerfect’ten Zengin Metin Biçimine, Excel’den Lotus 123’ e ve HTML belgelerine kadar bir çok dosya türünün uzatmasından anlayabilirsiniz.)

Ekle düğmesini tıkladığımızda PowerPoint, Word belgesinin anahattını alacak bu buna uygun slaytları oluşturacaktır. İki program arasındaki alışverişte, Word’ün Başlık 1 stilini verdiğiniz pragraf ile birlikte yeni sayfa başlattığı gibi, PowerPoint de Başlık 1 olarak biçimlendirdiğiniz başlıkları yeni slayt başlığı yapacak ve diğer başlıkları onun altına alt başlık olarak alacaktır.

Kelime-işlem programınız başlık stili yöntemini kullanamıyor ve dolayısıyla anahat hazırlayamıyorsa veya siz Word veya bir başka kelime-işlem programında metinlerinizi biçimlendirmeden bir dosya oluşturduysanız, bu yazının PowerPoint’e her bir paragraf bir slayt olarak ithal edilmesi mümkündür. Bunun için PowerPoint’te Ekle menüsünden Anahattan Slayt Al maddesini seçtiğinizde açılacak kutuda, Dosya Türü bölümündeki Bütün Anahatlar seçeneğini, sağdaki seçme okuna basarak Bütün Dosyalar yapın. Şimdi seçeceğiniz ve içinde başlık stili uygulanmamış metninizin her bir paragrafı bir slayt olarak çevrilecektir.

Bu yöntem size, slyatların eşlik edeceği konuşmanın bir kelime işlem prgramı ile hazırlanması ve bu programda slaytlarda görüntülenecek başlık ve alt başlıkların biçimlendirilmiş olması halinde, PowerPoint sunusu hazırla işinin ne kadar kolaylaşacağını da göstermiş olmalı.

/////////////////////KUTU//////////////////////////

Tersten gidersek

Kimi zaman hazır bir PowerPoint sunusunun, kelime işlem programına alınarak slayt metinlerinin yazıya dönüştürülmesi gerekebilir. Bunu, PowerPoint’te sunu açıkken, dosya menüsünden Gönder, açılacak alt menüden de Microsoft Word’ü seçerek yapabiliriz.

İlk dört düzenleme PowerPoint slaytlarının Word’e resim olarak iliştirilmesi sağlanır; sonuncu Yalnızca Anahat maddesi ise slayt metinlerinin Word’e metin olarak aktarılmasını sağlar. Bu suretle Word’e gönderdiğiniz metinler, Word’de düzenlenebilir, değiştirilebilir veya yeniden biçimlenebilir.

///////////////////////KUTU BİTTİ/////////////////

Açıklama Metinleri

PowerPoint sunusu hazırlama çoğu zaman bir ekip işidir; özellikle kurumsal amaçlı sunularda konuşma metinlerini hazırlayanlar, grafikleri ve diğer görsel ögeleri oluşturanlar ve PowerPoint uzmanı olarak sizin işbirliği yapmanız gerekir. Bu işbirliği sırasında bazı slaytların yeniden gözden geçirilmesi, onay alınması gerekebilir.

Bunu, slaytların üzerine, sarı yapışkan not kağıtlarına benzeyen Açıklamalar yapıştırarak, sağlayabilirsiniz. üretim aşaması bittiğinde, açıklamaları ya gizlemeniz, ya da silmeniz gerekir. Açıklamaları Gizle/Göster düğmesi “Göster” konusunda iken, slayt gösterisi sırasında açıklama notları da gösterilir; bu düğme “Gizle” konusunda iken slayt gösterisi sırasında açıklamalar gösterilmez.

PowerPoint normal görünümde iken, Ekle menüsünden Açıklama maddesini seçerseniz, PowerPoint, slaytın üzerinde sizin adınızı (o sırada açık Windows oturumunun veya PowerPoint’in kayıtlı kullanıcısının adını) içeren bir açıklama kutusu oluşturacak ve yeni metin girmeniz için bekleyecektir. (Burada gösterilen ve gösterilecek ismi, Araç menüsünden Seçenekleri ve Genel sekmesini seçerek değiştirebilirsiniz.)

Slaytlarınızdan herhangi birine açıklama eklediğinizde, PowerPoint, İnceleme araç çubuğunu görüntüler. Açıklamaları bu çubuk yardımıyla yönetebilirsiniz.

İnceleme çubuğu, sadece slaytlardaki açıklamaları görüntelemenizi ve açıklamalar arasında gezinmenizi sağlamakla kalmaz, fakat aynı zamanda Ofis 2000 ailesinin diğer üyesi Microsoft Outlook yardımıyla slaytlarınızı, bir elektronik posta alıcısına gönderebilir; veya bir ağ ortamında veya Internet’te sunu ile ilgili ekip çalışması için ortak görevler oluşturabilir.

Açıklamalar, silininceye kadar üzerinde bulunduğu slaytın metin gibi, resim gibi, bir parçasıdır; bu niteliği ile açıklamalar düzenlenebilir, içerik ve boyutlarl değiştirilebilir; slayt üzerinde başka yere kaydırılabilir. Ve, tabiî, silinebilir!

Slaytlara Simge Ekleme

Slaytlarınıza işlevi belirginlik sağlamak alan simge karakterler de girebilirsiniz. PowerPoint’in önem düzeyini belirtmekte kullandığı nokta ve çizgi işaretlerini yetersiz bulduğunuz veya metinlerinize dikkat çekici, önem belirtici başka simgeler de koyabilirsiniz.

Bunu, Ekle menüsünden Simge maddesini seçerek yaparız. Bu maddeyi seçtiğinizde PowerPoint, Karakter Eşlem aracını açar.

PowerPoint’in simge ekleme aracı, Windows’un Başlat menüsünden Programlar/Donatılar/Sistem Araçları yoluyla açılan Karakter Eşlem aracına çok benzer. Aralarındaki başlıca fark, PowerPoint’in simge aracının, yazı tipi (font) dosyasında yazı ailesi simge olarak tanımlanmış yazı tiplerini seçmesidir.

Windows 98, Ofis 2000 ve MS Internet Explorer 5, Windows sistemine Common Bullets, Webdings ve Symbols adlı, çeşitli simge türü fontlar kurarlar. Ayrıca Microsoft’un Tipografi sitesinde Web Simgeleri içeren farklı dosyalar da bulabilir ve bilgisayarınıza indirebilirsiniz. (http://www.microsoft.com/typography) Simge ekleme aracı ile slaytlarınıza bu dosyalardaki simge karakterleri katarak, metinlerinizi zenginleştirebilirsiniz.

WordArt

Bir resmin bin kelimeye bedel olduğunu düşünüyorsanız, Ofis 2000 ailesi üyesi programların paylaştığı kelimelerden yapılma resimleri çok sık kullanacaksınız demektir! “Wordart” nesneleri, slaytınızda resim gibi görüntülenmesine rağmen, metin özelliğini korurlar; istediğiniz anda yeniden düzenlenebilir ve değiştirilebilirler.

Ekle menüsünden Resim, alt menüden de WordArt maddesini seçerek, WordArt’ı başlatabilirsiniz. WordArt’ı başlattığınızda imlecin nerede olduğunun üzerinde çok durmayın; daha sonra ortaya çıkacak nesneyi istediğimiz yere taşıyabiliriz.

WordArt nesnesi eklemek üzere harekete geçtiğimizde önce sanat eserimizin alacağ stili seçebilmemiz için WordArt Galerisi açılacaktır. Stillerin oluşturacağı etkileri öğrenebilmenin en emin yolu bir sinama sunusunda boş slaytlar üzerinde hepsini denemektir. Burada beğendiğiniz herhangi bir stili ve Tamam tuşunu tıklayabilirsiniz.

WordArt aracı, resme dönüştürülecek metni girmeniz için Metin Düzenleme kutusunu araçaktır. Buraya metni yazabilir veya Windows panosundan yapıştırabilirsiniz. Dikkat edilmesi gereken husus, metinlerin seçtiğiniz stile göre karmaşık görünüm almayacak uzunlukta olmasıdır.

Tamam’ı tıkladığınızda metniniz, seçtiğiniz stile uygun olarak resim haline getirilerek, slayta yerleştirilecektir. Bu nesne, PowerPoint açısından “resim” sayılır; yeri ve boyutları değiştirilebilir. Ancak WordArt aracı açısından bu nesne daima metin olarak kalacaktır.

Slayta yerleştirilen WordArt nesnesini tıkladığınızda, PowerPoint, Wordart çubuğunu da açar. Bu çubuktaki düğmeler yardımıyla seçili Wordart nesnesini düzenleyip değiştirebileceğiniz gibi yeni WordArt nesneleri de ekleyebilirsiniz.

WordArt çubuğundaki düğmelerden Ekle ile slaytınıza yeni WordArt nesnesi ekleyebilirsiniz. Metin Düzenle düğmesi ise mevcut metni değiştirebilmeniz için Metin Düzenleme penceresini açacaktır. Biçimlendirme düğmesi, WordArt nesnesinin renklerini, çizgilerini, içinde bulunduğu kutunun özelliklerini değiştirmenizi sağlar. Serbest Döndür düğmesi ile WordArt nesnesinin konunumu değiştirebilirsiniz.

Metin Düzenleme ve Biçimlendirme

PowerPoint ile oluşturacağınız ürünlerin içeriğinin önemli bir bölümü metin olacaktır. Bu yüzden PowerPoint bir kelime işlemcisini aratmayacak metin düzenleme ve biçimlendirme araçları ile donatılmış bulunuyor. Burada bu araçları tanımaya çalışacağız.

Şu ana kadar yaptığımız alıştırmalardan görmüş olacağımız gibi, PowerPoint’te yolumuzu ve aradığımızı bulabilmek için klavyeden ve Mouse’dan yararlanabiliriz. Metinlerini gözden geçirmek ve biçimlendirmek için ya metinleri seçmek, ya da imleci tüm sunuda veya belli bir slaytta belirli bir noktada tutmamız gerekir.

//////////////////////////KUTU/////////////////////////////////

Mouse ve Klavye kısayolları

PowerPoint’te bir metni seçmek için Mouse’un sağ düğmesini basılı tutarak, işaretçi ile metnin üzerini taramak gerekir. Buna ek olarak şu kısayolları da kullanabilirsiniz:

v Bir slayttaki tüm metni seçmek için Anahat penceresinde, slaytın simgesini tıklayın.

v Bir altbaşlığı seçmek için Mouse işaretçisini başlığın soluna götürün, dört ucu oklu simge haline gelince, tıklayın.

v Bir satırın başına gitmek için klavyede Home tuşuna, sonuna gitmek için End tuşuna basın.

v İmlecin bulunduğu noktadan satırın başına kadar olan metni seçmek için Üstkarakter (Shift)+Home, sonuna kadar olan metni seçmek için Üstkarakter (Shift)+End tuşlarına basın. Üst veya alt satırları da seçmek için Shift’i bırakmadan Home veya End tuşuna yeniden basın.

v İmlecin bulunduğu noktadan itibaren bir karakter seçmek için Üstkarakter (Shift)+Sol veya Sağ ok tuşlarına basın.

v İmlecin bulunduğu noktadan itibaren bir kelime seçmek için Ctrl+Üstkarakter (Shift)+Sol veya Sağ ok tuşlarına basın.

///////////////////////KUTU BİTTİ///////////////////

Slaytlarda metin oldukça az olduğu ve özellikle büyük ekrana veya beyaz perdede gösterildiğinde yazı boyutu çok büyük göründüğü için yazma, imla ve dilbilgisi hataları, çok sayfalı bir belgede olduğundan daha çok dikkat çeker. Kelime sayısının azlığı, aynı zamanda sunu tasarımı yaparken, metinlerdeki hataları anında düzeltme imkanı da sağlar.

Metin Düzenleme

PowerPoint slaytlarınızda bir hata ararken, Bul ve Bul- Değiştir yöntemini kullanabilirsiniz. Bu araçlar, slayt görünümü dışında bütün görünümlerde kullanılmaya hazırdır. Klavyeden Ctrl+F veya Düzen menüsünden Ara maddesini seçerek arama, ve klavyeden Ctrl+H, Düzen menüsünden Değiştir ve arrama kutusunda Değiştir düğmesini tıklayarak Değiştir araçlarını açabilirsiniz. Sadece arama yaparken, aradığınız kelimenin tümünü yazmanız gerekmez.

Buradaki örnekte, “Yalnızca tam sözcükleri bul” kutusunu işaretlemediğimiz için PowerPoint, “fakülte,” “fakültelerini,” “fakültesi” gibi içinde Aranan hanesinde yazılı kelime parçası geçen bütün kelimeleri bulacaktır. “Büyük/Küçük harf duyarlı” kutusu da işaretlenmemiş olduğu için, PowerPoint “Fakülte,” “FAKÜLTE” ve “fakülte” kelimeleri arasında ayrım yapmayacaktır. Arama aracı bulduğu ilk örnekte duracak ve bundan sonrakileri ancak siz “Sonrakini bul” düğmesini tıklarsanız arayacaktır.

Bir çok slayttan oluşan bir sunuda, örneğin bir terimin başka şekilde yazılması gerektiğini anlarsanız, bunları tek tek, elle aramak çoğu zaman çok zor bir görev olabilir. PowerPoint, arayıp bulduğu metinleri bir başka metinle değiştirebilir. Kimi zaman yüzlerce slaytın elle düzeltilmesi, tasarımcıyı başka işlerden alıkoyabilir.

Buradaki örnekte, PowerPoint bütün slaytlardaki “öğretim,” “Öğretim” ve “ÖĞRETİM” kelimelerini “eğitim” olarak değiştirecektir. Bu bazen amacınıza uygun olmayabilir. Yeni kelimenin eski ise aynı yazılışta olmasını, yani değiştirilecek kelime büyük harfle yazılmışsa yenisinin de büyük harfle yazılmış olması gerekebilir. Bu durumda Değiştir kutusunda büyük harf/küçük harf duyarlılık kutusunu işaretleyerek ve aranan hanesine kelimenin yazılabileceği bütün biçimleri yazarak, arama ve değiştirme yaptırmanız daha uygun olur. Değiştirme işlemini aranan her kelimeyi ait olduğu slaytta görerek ve onay vererek değiştirebileceğiniz gibi, Tümünü Değiştir düğmesini tıklayarak, bu işin otomatik yapılmasını da sağlayabilirsiniz.

Tümünü değiştir düğmesini tıkladıktan sonra hata yaptığınızı anlarsanız, Düzen menüsünden Geri Al maddesini seçerek veya klavyede Ctrl+Z’ye basarak, yaptırdığınız değişikliklerden vaz geçebilirsiniz.

PowerPoint, slaytlarınıza klavye ile yazarak, Windows panosundan yapıştırarak veya bir başka dosyadan alarak oluşturduğunuz metinlerde anında yazma hatalarını bulabilir. Bunun için PowerPoint’e için vermeniz gerekir. Bunu, Araç menüsünde Seçenekler maddesini ve açılan kutuda Yazım denetimi ve Stil sekmesini seçerek yapabilirsiniz. Bu sekmede göreceğiniz denetim unsurlarından “Yazarken yazımı denetle” maddesini işaretlerseniz, PowerPoint slayt metinlerini denetleyecek ve hatalı bulduğu kelimelerin altını dalgalı çizgiyle çizecektir.

Bu sekmedeki Stil seçenekleri düğmesi ise slaytlarınızda stil denetimi yapar. Slayt tasarımında farklı stil anlayışları vardır. Kimi tasarımcıya göre, slayt başlıkları kitap başlığı gibi, her kelimenin birinci harfi büyük yazılmalıdır. Kimi tasarımcı başlık dışındaki metinlerin de başlık stilinde yazılmasını savunur. Kimine göre slayt metinlerinin sonunda noktalama işareti olmaz; kimine göre olur. Stil seçenekleri kutusunun birinci sekmesi olan Büyük Harf, Küçük Harf ve Bitiş Noktalaması sekmesinde, PowerPoint’e hangi stili uygulamasını istediğinizi bildirebilirsiniz.

Stil seçenekleri kutusunun ikinci sekmesi ise PowerPoint’in Görsel Netlik dediği ayarları apmanızı sağlar. Slayt, bir iletişim aracı olarak sınırlı içeriğe sahip olmalıdır. Ancak slaytların kullanıl yerine göre bu sınırın belirlenmesinde farklılıklar olabilir. Örneğin çok büyük bir konferans salonunda çok sayıda kişiye yapılan bir tanıtım konuşmasına eşlik eden slaytlarda metinlerin arka sıralardan kolay okunması için daha büyük harf tipi kullanılırken, nisbeten küçük bir derslikte, az sayıda öğrenciye ders veren öğretmenin ders aracı olarak kullandığı slaytlarda daha çok satır, daha çok kelime bulunması, dolayısıyla daha küçük boyutta yazı tipi kullanılması mümkündür.

Slaytlarınızın daha kolay anlaşılmasını sağlayan görsel netlik kurallarını bu sekmedeki asgarî ve azamî satır sayılarını ve foont puntolarını değiştirerek belirleyebilirsiniz. Herhangi bir slaytınız tasarım sırasında bu sınırları aşacak olursa PowerPoint sizi uyaracaktır. PowerPoint’in varsayılan sınırları, her slaytta noktalı maddeler halindeki altı başlık, başlıklarda azamî iki satır, ve noktalı maddelerde azamî iki satır şeklinde belirtilmiştir.

//////////////////////KUTU//////////////////////////

İyi bir sunuda…

Slaytlarda görsel netlik ayarı yaparken uygulanacak en iyi yöntem; örnek bir slaytı kullanılacağı salonda sınama amacıyla görüntülemektir. Dinleyicilerin oturacağı bölümün en arka sırasına gidin ve oradan slaytınızın kolay okunup okunmadığına bakın. Bu arada uzağı görme kusuru olanları da hesaba katın.

Slaytların görüntüde kalacağı süreyi belirlerken arka sıralarda oturanların ön sıradakilere oranla daha yavaş okuyacaklarını da unutmayın.

/////////////////////////KUTU BİTTİ///////////////////////

PowerPoint, yazdığınız, yapıştırdığınız veya bir dosyadan aldığınız metinleri otomatik olarak düzeltirken Windows sistemine kurulu Türkçe sözlüğe bakar. Bu arada PowerPoint’in klavye ile yazarken sık yapılan yazı hatalarını düzeltmekte kullandığı bir başka liste daha vardır. Araç menüsünden Otomatik Düzelt maddesini seçerek açacağınız bu listeye siz de eklemeler yapabilirsiniz.

Otomatik Düzelt kutusunda, yazarken Üstkarakter (Shift) tuşunu zamanında bırakmadığınız için ilk iki harfin büyük olan kelimelerle, üstkarakter kilitleme (Caps Lock) tuşunu basılı unuttuğunuz için birinci harfi küçük diğerleri büyük kelimeleri de düzelttirme veya düzelttirmeme ayarlarını yapabilirsiniz. Yine bu kutuda cümlelerin birinci harfleri ile gün adlarının birinci harflerinin büyük olmasını sağlamanız da mümkündür. Bu kutuda “Metni yazarken değiştir” seçeneğini kaldırırsanız, PowerPoint yanlış bulduğu yerleri kendiliğinden düzeltmeyecektir. Buraya ekleyeceğiniz yeni kelimelerle, listede bulunmayan ve sizin sık sık yanlış yazdığınız kelimeleri de düzelttirebilirsiniz.

Metin Biçimlendirme

Metin biçimlendirme, yazdığınız veya aldığınız yazıların slayt üzerindeki görünümünü belirlemek demektir. Slayt gibi, birinci işlevi görsel ilgi odağı sağlayarak sözlü mesajı görsel açıdan güçlendirmek ve akılda kalmasına yardımcı olmaktan ibaret bulunan bir iletişim aracında biçim, önem taşır. İster ekranda, ister kağıt üzerinde ve isterse beyaz perdede görüntülensin, metnin biçimini kullanılan harf (yazı) tipi, boyutu ve rengi ile uygulanmış özel etkiler (gölge veya kabarta etkisi gibi) belirler. PowerPoint, metinlerinizin bu özelliklerini ayarlamanıza imkan verir. Metin biçimlerdirmede gözetilecek ilke, metnin okunmak için olduğunu, dolayısıyla metin biçimlendirmenin okunurluğu azaltmaması, tersine arttırması gerektiğidir. Basılı yayın organlarında usta tasarımcıların, doğru biçimlerdirmenin göze görünmeyen biçimlendirme olduğunu şeklindeki deyişlerini de burada aktarmakta yarar var.

Ofis 2000 ailesinin diğer üyeleri ile, örneğin Word veya Excel’de metin biçimlendirme amacıyla Yazı tipi, Yazı Boyutu ve Yazı Rengi seçme işlemlerine aşina iseniz, PowerPoint’te de bu işlemlerin aynı yöntemle yapıldığını ve kullanacağınız araçların aynı olduğunu belirtelim.

PowerPoint slaytlarının yazı tipi (font), yazı tipi stili (koyu, normal, italik, altçizgili, gölgeli, kabarık), yazı boyutu (punto) ve renk özellikleri, uygulanmakta olan şablondan alınır. Bazı şablonlar temel yazı tipi olarak Times New Roman’ı kullanırken, bazıları Arial’ı kullanır. Şablonların metin biçimlendirme özellikleri, kullanılan zemin resmi ve rengi dikkate alınarak belirlenmiştir. Zeminde turkuaz rengi hakim bir grafik bulunan slaytta metinlerin mavi veya yeşil renkte olması, okunurluğu tehlikeye atabilir.

Bununla birlikte PowerPoint’in temel biçimlendirme özelliklerini istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz. Bir metni yeniden biçimlendirmek için seçili olması gerekir. Biçimlendirme bir başlığın veya altbaşlığın tümüne veya bir bölümüne uygulanabilir. Örneğin bir başlığın sadece bir kelimesini italik yapabilirsiniz. Metin biçimlendirme hem araç çubuğundan, hem de Biçim menüsünden yazı tipi maddesi seçilerek yapılabilir.

Biçimlendir araç çubuğu, PowerPoint’in araç çubuğunda görüntülediği temel ögelerden biridir; siz kapatmadıkça, menü çubuğunun altında ikinci sırada yer alır. Bu çubuktaki düğmelerle, metin biçimlerdirme için gerekli bütün ayarlamaları yapabilirsiniz. Bununla birlikte Biçimlerdirme araç çubuğunda (siz çubuğu özelleştirerek, koymadıkça) metinlerinize kabartma etkisi veren düğme, metinleri üst veya alt simgeye dönüştürme veya yazi tipi rengini değiştirme imkanı yoktur. Kabartma dışındaki eksik imkanları, çubuğun en sağındaki küçük oku tuklayarak açacağınız Düğmeleri Ekle/Kaldır komutuyla çubuğa katabilirsiniz. Yazı biçimlendirme için gerekli bütün kontrollere Biçim menüsünden Yazı Tipi maddesini seçerek de ulaşabilirsiniz.

Metinlerinizi biçimlendirirken, okunurluğun tehlikeye düşmediğinden emin olmalısınız. Örneğin çok küçük harfler, koyu ve italik oldukları taktirde kolay okunmazlar. Altçizgi, harflerin bacaklarını örtebilir. Koyu yazı tipini büyük başlıklarda kullanmak, bu karşılık küçük yazı tipine sahip alt başlıklarda vurgulama amacıyla italiği tercih etmek yerinde olur.

Bütün bir sunuda, uyguladığınız bir yazı tipini başka bir yazı tipine çevirmek için Biçim menüsünden Yazı Tipini Değiştir maddesini seçebilirsiniz.

Bu kutuda değiştirmek istediğiniz ve yerine geçecek font türlerini, seçme oklarını tıklayarak açılan listeden seçebilirsiniz. Değiştir düğmesini tıkladığınızda bütün slaytların yazı tipleri değiştirilmiş olur. Bu işlemin hatalı olduğuna karar verirseniz, Düzen menüsünden Geri Al maddesini seçebilir; veya klavyede Ctrl+Z tuşlarına basabilirsiniz.

Burada iki özel etkiye özellikle dikkat etmek gerekiyor: gölge ve kabartma. Bu iki etki, yerinde kullanıldığı taktirde, slaytların çekiciliğini arttırabilir; dikkatsiz kullanıldığı taktirde, okunmayı güçleştirir. Her iki etkinin de dikkat çekici olabilmesi için kullanıldığı metnin yazı tipinin büyük ve harfin kalın olması yerinde olur. Küçük puntolu harflerde ve çok fazla kelime bulunan başlıklarda gölgeler görünmeyeceği gibi, kabartma etkisi de yandaki harfi okunamaz hale getirebilir.

Burada başlığı normal, kabartma ve gölge etkileriyle görüyoruz. Gölge etkisi renkli zemin üzerinde daha belirgin hale gelecektir. Buna karşılık kabartma etkisi başlığın daha dikkat çekici olması için zeminin beyaz veya çok açık renk olmalı yerinde olur.

Metinlerin hizalanmaları da görsel etki açısından önem taşır. Hizalamada dikkat edilecek hususların başında, hizalanan unsurlar arasında birlik olması gelir. Hizalama, hizalanan metinler arasında birlik sağlar. Hizalamak istediğiniz metinleri seçin ve Biçimlendirme çubuğunda arzu ettiğiniz hiza düğmesini tıklayın.

Burada, slaytın başlığı sola, fakat o başlığa ait maddeler sağa hizalandığı için başlıkla metin birbirinden kopmuş gibi görünüyor. Ayrıca hizalanan unsurların ortak ögesi olan noktaların değil de satır sonlarının hizalanmış olması, arzu edilen birliği sağlamıyor.

Farklı metinlerin aralarındaki açıklık ve bir metnin satırlarının yüksekliği, slaytın tümü açısından metinlerin biçimlendirilmesi açısından önem taşır. Metinler ve metnin satırları arasındaki mesafenin çok yakın olması, okunurluğu azaltır. Bu mesafenin çok olması ise slaytın boş olduğu izlenimi verir. Satır aralıkları, Biçim menüsünden Satır Aralığı maddesini seçtiğinizde açılan kutuyla denetlenir.

PowerPoint, satır aralığını, “satır” ve “nokta” (punto) birimleriyle ölçer. Çoğu zaman satır ölçüsü yeterli olmakla birlikte, hassas ve doğru ayarlama ancak punto birimiyle yapılabilir. Punto, (PowerPoint’i Türkçeleştirenlere göre, nokta), bir inçin 72’de biridir. (Sayfa düzenleyenler bir de pika birimi kullanır: 12 punto 1 pika, 6 pika ise 1 inçtir.) Harflerin yüksekliği punto ile ölçülür. Bir harfin puntosu, sadece kendisinin yüksekliği demek değildir; bir harf ailesinin yüksekliği, aileye mensup p, y, g gibi harfin en alt kenarından, büyük harflerin en üst kenarına kadar olan mesafenin ölçüsüdür.

Bir satır aralığı, satırda yer alan en büyük puntolu harfin tabanından, alttaki satırın tabanına kadar mesafedir. Matbaacılıkta “altın kural” denen ölçü, yüzde 120 kuralıdır. Buna göre bir satırın yüksekliği satırdaki en büyük harfin yüzde 120’si kadar olur. Satır aralığının kesirli çıkmaması için, matbaacılıkta ve daha sonra gelişen elektronik sayfa tasarımında, daima satır aralığı tam sayı çıkacak harf puntoları kullanılır. Bununla birlikte, Bir örnek verirsek; 46 punto başlık kullandığınız zaman, bu başlığın iki satır olması halinde, her bir satırı, 55.2 punto olması gerekir. Usta tasarımcılar, 24 puntodan küçük harflerde kesirli satır ölçüsünü yukarı, 24 puntodan büyük harflerle aşağı “yuvarlarlar.”

Slaytlarda aynı önem düzeyinde iki metin altalta geldiği zaman aralarında satır aralığının en az yarısı kadar ek aralık bırakılması, maddelerin farklı algılanmasını sağlar. Bunu, Satır Aralığı kutusunda ya paragraftan önce, ya da paragraftan sonra ek aralık ölçüsü vererek yapabilirsiniz. Paragraflar arasında ek aralığın boşluk gibi görünmemesi için, ek aralığı tutarlı şekilde ya paragraftan önce, ya da paragraftan sonra verin.

PowerPoint’in şablonlarında “asıl slayt” denen ve bu tür ölçülerin kaynaklandığı stillerde, ölçümler yapılmış ve görsel netlik için gerekli kurallar uygulanmış olduğu için, çoğu zaman slaytlarınızda ince matbaacılık hesapları yapmanız gerekmeyecektir!

Bu noktada son bir metin biçimlendirme ayarı, başlıkların ve diğer metinlerin içinde bulundukları kutuların slayt üzerindeki konumu ve metinlerin bu kutu içinde sol kenardan ne kadar içerden başlayacağını belirlemek olabilir. Metin kutuları, slayt üzerinde istediğiniz yere kaydırılabilir. Mouse işaretçisini kutunun çerçevesine yaklaştırdığınızda okun, dört uçu oklu simgeye dönüştüğünü göreceksiniz. Bu durumda iken Mouse’un sol düğmesini tutarak, kutuyu slayt üzerinde istediğiniz yere taşıyabilirsiniz.

Metinlerin bulundukları kutunun içinde sol kenardan ne kadar içerden başlayacağını belirlemek için, Görünüm menüsünden cetvel maddesini seçmeniz gerekir. Bu durumda PowerPoint, slayt penceresinin üst ve sol kenarında bir cetvel görüntülenecektir.

Slayt penceresinin üst kenarındaki cetvelde, o sırada seçilmiş olan metnin ne kadar içerden olacağını ve sekme duraklarının yerlerini belirten işaretleri göreceksiniz. Bu işaretleri Mouse işaretçisiyle tutarak sağa-sola oynatarak, metinlerinizin yatay konum ayarlarını yapabilirsiniz. Mouse işaretçisini cetvelde boş bir yere tıklarsanız, bu noktada bir sekme durağı belirir. Cetvelin sol üst köşesindeki “L” harfine benzeyen işaret ise o sırada varsayılan sekme türünü (soldan, sağdan, ortalı, ondalık işaretli) gösterir. Bu simgeyi tıklayarak, sekme türünü değiştirebilirsiniz.

Cetvelin üzerinde, altta ve üstte, iki ayrı dizi işaret göreceksiniz. Alttaki işaretler madde işaretinden sonra metnin işaretten ne kadar içerden başlayacağını; üstteki işaretler ise madde işaretinin metin kutusunun sol kenarından ne kadar içerden başlayacağını gösterir.

Madde İşaretleri ve Numaralama

Madde işaretleri, sıralama takip etmekle birlikte artan veya azalan bir dizinin üyesi olmayan metinleri belirgin hale getirmekte kullanılır. Artan veya azalan dizi üyesi olan metinler ise satır başlarına numara konuyarak belirginleştirilebilir. Slaytlarınız için seçtiğiniz Otomatik Düzenleme modeli, madde işaretli metin yertutucular içeriyorsa, bu yerlere gireceğiniz metinler otomatik olarak maddelenecektir. Fakat istediğiniz metni veya metin grubunu madde işaretli hale getirebilir ve bu amaçla farklı işaretleme şemaları uygulayabilirsiniz.

PowerPoint’in madde işaretleri koyduğu bir metnin işaretlerini değiştirmek için, metni seçin; Biçim menüsünde Madde İşaretleri ve Numaralama maddesini tıklayın.

Birinci sekmede metne madde işareti kazandırabileceğiniz ve bu işaretleri seçebileceğiniz denetim araçlarını göreceksiniz. ikinci sekmede ise numaralama araçları bulunur. Birinci sekmede, PowerPoint’in kullanılmaya hazır yedi madde işareti seçeneği yer alıyor. Bunlardan birini veya alttaki Resim ve Karakter maddelerini işaretleyerek farklı resim ve karakterleri kullanabilirsiniz. Resim düğmesini tıkladığınızda, daha önce gördüğümüz, slaytlara resim yerleştirmek kullanılan Küçük Resim Galerisi açılacak ve Ofis 2000’i kurarken yaptığınız tercihlere göre, sabit diskinizde mevcut nokta resimlerini görüntüleyecektir. Ofis 2000’i kurarken resim örneklerinin sabit diskinize aktarılmasını tercih etmediyseniz, bu noktada Galeri programı Ofis 2000 CD-ROM’unu sürücüye yerleştirmenizi isteyebilir. Karakter düğmesini tıklarsanız, bu kez, Windows’un Karakter Eşlem aracına benzeyen işaret seçme kutusu açılacak ve bilgisayarınıza kurulu madde işareti olarak kullanılabilecek yazı tiplerini (font) içeren bir tercih kutusu ve seçilen yazı tipinin içindeki karakterleri gösteren bir tablo sunacaktır. Bu kutuda, seçtiğiniz karakterin rengini ve büyüklüğünü de belirleyebilirsiniz.

Küçük resim galerisi aracını açtığınızda ikinci sekmenin adının Hareketli Klipler olduğuna dikkat edin. Bu sekmede hareketli madde simgelerini göreceksiniz. Galeri, iki hareket madde işaretine sahiptir. Fakat siz başka yerlerden edineceğiniz hareketli (anime) GIF biçimindeki imajları Galeri’ye alarak, slaytlarınızda kullanabilirsiniz.

Arkaplan Rengi ve Dolgu

Doğrudan metin biçimlendirme ve düzenleme işlemi olmasa da, slaytların arkaplan (zemin) rengi ve resmi, metnin görünümünü birinci derecede etkileyen unsurlar arasında sayılmalıdır. Metinlerinizde karakterlerin rengi (hatta gölgeli veya kabartma etkisinin başarılı olup olmayacağı) zemin rengi ile belirlenir. Slaytların tek-tek veya topluca zemin rengi değiştirilebilir.

//////////////////////KUTU//////////////////////////

İyi bir sunuda…

PowerPoint sunularınızı bilgisayara VGA-projekter bağlayarak beyaz perdede göstercekseniz veya 35 mm filme aktararak slayt projeksiyon cihazı kullanacaksanız, zeminlerin koyu renk olmasına dikkat edin. Slaytları renkli yazıcı ile saydam kağıt veya filme basarak “tepegöz” projeksiyon makinasıyla gösterecekseniz, daima açık renk zemin kullanın.

/////////////////////////KUTU BİTTİ///////////////////////

Her sunuda, slaytların bir renk düzeni vardır. Herhangi bir slaytı metin veya resimkutusu bulunmayan boş bir yerinden sağ-tıklar ve açılan menüden Slayt Renk Düzeni maddesini seçerseniz, sununuzda uygulanan renk düzenini ve diğer seçeneklerinizi gösteren Renk Düzeni kutusu açılacaktır. Bu kutunun birinci sekmesinde, PowerPoint’in standart renk düzenlerini görebilirsiniz. Farklı bir düzen seçtiğinizde bu renklerin slaytınızda nasıl duracağınız Önizleme düğmesini tıklayarak inceleyebilirsiniz. Seçtiğiniz renk düzenini sadece o anda seçili slayta veya tüm slaytlara uygulatabilirsiniz.

Renk Düzeni kutusunun ikinci sekmesi olan Özel ise kendi renk düzeninizi oluşturma imkanı verir. Bu düzeni yeni bir isimle kaydedebilir ve istediğiniz zaman kullanabilirsiniz. Bu sekmede bir slaytta rengi belirlenebilen bütün ögelerin renklerini tayin edebilirsiniz.

PowerPoint’in Akllı İçerik Sihirbazı veya Tasarım Şablonları yoluyla oluşturduğu slaytlarda, görsel açıdan ilgi çekici olması için slaytlarda sadece renk değil, fakat aynı zamanda arkaplan dolgu unsurları (zemin desenleri) ve resimlere yer verdiğine dikkat etmiş olmalısınız. Bu, slaytlarınızı özelleştirmenize, örneğin slaytlarda arka plan resmi olarak kurum logosunu kullanmanıza, imkan verir. Bunu sağlayan Arka Plan aracını, slaytta boş bir yeri sağ tıklayarak ve açılacak menüden Arka Plan’ı seçerek açabilirsiniz.

Açılacak küçük kutunun Arka Plan dolgusu olarak seçilmiş unsur varsa görüntülediği önizleme penceresinin altında, seçilmiş olan ögeyi gösteren seçme kutusunun okunu tıklarsanız, renk ve dolgu efekti seçeneklerinizi görebilirsiniz. Dolgu unsuru olarak, iki renk arasında nisbî değişen (gradyen) renkleri, PowerPoint’in size sunduğu (mermer görümünden, resim tuvaline, çuhadan tahta görümününe) 24 doku unsurunu, 48 geometrik desene ve herhangi bir biçimde kaydedilmiş resim veya fotoğrafı kullanabilirsiniz.

Desenlerin ve dokuların etkisini bunları bir sınama slaytında seçerek araştırabilirsiniz. Burada sadece fotoğraf ve diğer imaj dosyalarını kullanırken, arka plandaki güçlü bir görsel unsurun, ön plandaki metin ve diğer görsel unsurları (örneğin istatistiksel veriye dayanan bir grafiğin etkisini azaltabileceğini hatırlatmakla yetinelim. Bu tür grafik malzemenin, ancak gerçekten arka planda kalacak şekilde, dikkati kendisine toplamayan renk ve desende olmasına özen göstermek gerekir.

Şablon Değiştirmek-Asıl Slaytı Düzenlemek

Kimi zaman slaytlarda yaptığınız yerel düzenlemeler sununun tümü açısından yeterli olmaz veya çok zaman alır. Böyle durumlarda sununun bütün slaytlarını başkan tasarlamak veya slaytları tek-tek düzenlemek yerine temel şablonu değiştirmek ve yeni bir şablon uygulamak daha etkin bir yöntem olabilir.

Sunu hazırlamanın herhangi bir aşamasında slaytların şablonunu değiştirebilir, yeni bir şablon uygulayabilirsiniz. Sunu, PowerPoint’te açıkken, Biçimlendirme araç çubuğunda Ortak Görevler düğmesini tıklayın ve açılacak menüden Tasarım Şablonu Uygula maddesini seçin. Açılacak diyalog kutusunda yeni şablonu seçin.

PowerPoint’in sunu tasarım şablonları listesinde herhangi birini tıkladığınızda diyalog kutusunun sağ tarafında şablonun genel tasarım biçimini göreceksiniz. Sununuza uygun bir şablon bulduğunuz anda Uygulama düğmesini tıklayarak, bütün slaytlarınıza yeni şablonun renk, arka-plan resmi ve benzeri diğer biçim özelliklerini kazandırabilirsiniz. Aynı işlemi bir slaytın boş bir yerini sağ tıklayarak ve açılacak menüden Tasarım Şablonu Uygula maddesini seçerek de yapabilirsiziniz. Bir sunuda yeni bir tasarım şablonu uyguladığınızda slaytlarınızda önceden yaptığınız özelliştermeler, örneğin madde işareti olarak seçtiğiniz farklı karakterler veya resimler varsa, PowerPoint bunları aynen koruyacaktır.

Her sunuda bütün slaytların ve bütün başlıkların varsayılan biçimleri, asıl Slayt ve Asıl Başlık adı verilen iki “master” üzerine bina edilir. Bu iki “master” unsuru yeniden düzenleyerek slaytlarda temelden değişiklik yapabilmek mümkündür. Bunu, Görünüm menüsünden Asıl, ve açılacak alt menüden Asıl Slayt maddelerini seçerek yapabilirsiniz.

Asıl slaytta, slaytlarda yer alabilecek bütün bölümler gösterilir. Bu bölümlerden bir kısmını mevcut slaytlarınızda seçmediğiniz veya uygulatmadığınız için göremiyor olabilirsiniz. Örneğin slaytlarınıza tarih, sıra numarası koymadığınız taktirde, bu ögeler yer almayacaktır. Ancak asıl slaytta, bir slaytta bulunabilecek bütün ögeler gösterilir.

Asıl slaytta görünen başlıklar, yeni bir slayt oluşturmak üzere yeni slayt eklediğinizde görüntülenecek yer tutucu kelimelerdir. İsterseniz biçimlendirmeleri gibi yertutucu başlıkları da değiştirmeniz mümkündür. Sununuzdaki başlık ve altbaşlıkların yazı tiplerini, renklerini ve diğer görünüm özelliklerini, ayrıca alytbaşlıkların maddeleme işaretlerini asıl slayt üzerinde yapacağınız değişikliklerle belirleyebilirsiniz.

Asıl slaytta değişiklik yapmak için, yer tucuyuyu veya içindeki metnin tümünü seçin ve Biçimlendirme araç çubuğundaki düğmelerle istediğiniz özellikleri ilişkin yeni seçimlerinizi yapın. Seçtiğiniz bir ugeyi sağ tıklayarak, açılacak menüden de istediğiniz biçimlendirme özelliğini seçebilirsiniz. Sözgelimi, slaytlarınızdaki madde işaretlerini değiştirmek için değiştirmek istediğiniz düzeydeki başlığı tarayın ve sağ-tıklayarak açılacak menüden Madde İşaretleri ve Numaralandırma maddesini seçin.

PowerPoint, bir sunu açılırken göstereceğiniz ilk slayta, Sunu Başlığı Slaytı adını verir ve bu slaytın daha sonraki slaytlardan daha farklı düzenlenmesini sağlar. Sunu Başlığı slaytı, birn sunuda bölümleri ayırmak için de kullanılabilir. Bu slaytın Master’ında değişiklik yapmak için Görünüm menüsündeki Asıl alt menüsünden Asıl Başlık maddesini seçebilirsiniz.

Her iki asılda yapacağınız biçimlendirme bittiğinde, Asıl Slayt veya Asıl Başlık araç kutusundaki Kapat düğmesini tıklamanız gerekir. Asıl Slayt ve Asıl Başlık’ta yapatığınız değişiklik bütün slaytlara uygulanacaktır. Fakat slaytlarınızda yerel biçimlendirmeler yaptıysanız, PowerPoint bunları değiştirmez.

Asıl Slayt ile Asıl Başlık arasındaki fark biraz karışık olabilir. Hangi slaytın asıl slayt, hangisinin asıl başlık üzerine bina edildiğini bilemiyorsanız, sözkonusu slayt açıkken PowerPoint penceresinde sol alt köşedeki Görünüm menüsünden Slayt Görünümü düğmesini, klavyede Shift (Üst karakter) tuşunu tutarak tıklayın; PowerPoint bu slaytın üzerine bina edildiği Master’ı düzenlenmek üzere açacaktır. Slayta dönmek için Slayt Görünümü simgesini bu kez klavyede Shift tuşunu tutmadan tıklayın.

Bölüm 3: Tablo, Grafik ve Çizim

Slaytlarımızın çekiciliğini arttırmak ve böylece eşlik ettikleri sunuda mesajların akılda kalırlığına daha çok katkıda bulunmalarını sağlamak için yapabileceğimiz düzenlemeler sadece metinleri biçimlendirmek veya metinlere madde işareti eklemekten ibaret değil. PowerPoint, slaytlarımıza tablo, grafik, örgüt kuruluş şeması, resim, film ve ses ekleme imkanı tanıdığı gibi, sınırlı da olsa verdiği çizim araçları ile slaytlarda kendi çizimlerimizi yapmamızı da sağlar.

PowerPoint, Windows’un Nesne Bağlama ve Yerleştirme (OLE) modeli ile uyumlu bütün programlardan, o programların ürünlerini, örneğin bir Access tablosunu veya Excel grafiğini alabilir. Bu nesneler kendilerini oluşturan programlarda güncelleştirildiği taktirde, slaytı PowerPoint’te yeniden açtığınızda, slayttaki kopyasının da güncelleştirilmiş olduğunu göreceksiniz. PowerPoint 2000, Internet imkanlarından yararlanmanız veya bilgisayarınızdaki bir başka kaynağı kullanabilmeniz için, slaytlarınıza köprü (link) koymanıza da imkan verir.

Tablo

Herhangi bir bilginin sunuluşunda tablo, bilgilerin gruplandırılması, sıralanması ve böylece önemli eğilimlerin daha görünür hale gelmesi açısından etkili bir mimarî araçtır. Farklı gruplara ait rakam veya kavramların yanyana gösterilmesi, aralarındaki farkı ortaya çıkartır; öğrenmeyi kolaylaştırır. Bununla birlikte slaytlara çok fazla sütun ve satır içeren tablolar koyarsak, yazı tipi boyutu küçülebilir ve zor görülür; veya tabloda yer alan bilgilerin kavranması zorlaşabilir. Usta slayt tasarımcıları üçten fazla sütun ve dörtten fazla satır kullanmamaya özen gösterirler.

Bir slayta tablo eklemek için en kolay yol, Araç menüsünden Tablo aracını tıklamak ve açılacak kutuda arzu ettiğiniz kadar sütun ve satırıı taramaktır. Ekle menüsünden Tablo maddesini seçerek ve açılacak diyalog kutusunda istediğiniz sütun ve satır sayılarını seçerek Tamam düğmesini de tıklayabilirsiniz. Sunuya yeni bir slayt eklerken. bu slaytın tablo slaytı olarak biçimlendirilmesini de sağlayabilirsiniz.

PowerPoint, yeni tablo oluşturduğunuz anda Tablolar ve Kenarlıklar araç çubuğunu da açacaktır. Bu çubuk, tabloyu seçtiğiniz her an görünür. Bir tabloyu oluşturduktan sonra satır sayısını arttırmak isterseniz, son satırda iken klavyede Sekme (Tab) tuşuna basmanız yeter. Yeni sütun eklemek için, Tablolar ve Kenarlıklar araç çubuğunda Tablo düğmesini tıklayın ve açılacak menüden Sola Sütun Ekle veya Sağa Sütun Ekle maddesini seçin. Bu menüde bulunan Alta Satır Ekle ve Üste Satır ekle maddeleri ile tabloya yeni satırlar da ekleyebilirsiniz.

Oluşturduğunuz tablonun içtediğiniz hücresine klavye ile metin girebilir veya Windows Panosu’ndaki bir metni yapıştırabilirsiniz. Tablolar, bulundukları slaytın parçasıdır; dolayısıyla herhangi bir ögesini iki kere tıklayarak o ögeyi düzenlemeye imkan veren diyalog kutusunu veya araç çubuğunu açabilirsiniz. Bir sütun veya satır çok dar veya çok geniş ise, Mouse işaretçisi ile sütunun veya satırın sınır çizgisini sağa veya sola kaydırabilirsiniz. Mouse işaretçisi bir sütun veya satırın sınır çizgisi üzerinde iken iki tarafı oklu iki dik çizgi görünümünü alır.

Tabloların daha kolay anlaşılır hale getirilmesi için çeşitli biçim özelliklerini değiştirebilirsiniz. Tablo seçili iken, Biçim menüsünden Tablo maddesini seçerseniz, tablonun çerçeve, dolgu ve metin kutuları özellikleriin topluca düzenleyebileceğiniz diyalog kutusu açılır. Tablolar ve Kenarlıklar araç çubuğunda da bu amaçla kullanabileceğiniz düğmeler vardır.

Bu araç çubuğundaki düğmelerle, tablonunun bütün unsurlarının özellikleri tek-tek düzenlemeniz mümkündür.

Grafik

Tablolar uzadıkça veya rakamlar büyüdükçe işlevlerini yitirirler; bilginin özet olarak kavranması, unsurları arasındaki farkların algılanması zorlaşır. Bu durumda rakamların sırrını grafiklerle çözebiliriz. PowerPoint’te yeni bir grafik slaytı oluşturarak, mevcut bir slaytı grafik saltına dönüştürerek veya slaytın elverişmi bir yerine grafik ekleyerek, bu imkandan yararlanabilirsiniz.

Bunun için Ekle menüsünden Yeni Slayt maddesini seçerek veya araç çubuğunda Yeni simgesini tıklayarak yeni bir slayt oluşturmak istediğinizde açılan Otomatik Düzen diyalog kutusunda grafik slaytını seçebilirsiniz. Grafik, mevcut slaytta yer alacaksa, slaytın herhangi bir boş yerini sağ-tıklayarak açılacak menüden veya Ortak Görevler düğmesinin açacağı menüden Slayt Düzeni maddesini seçerek, slaytın otomatik biçimini değiştirebilirsiniz. Slaytta uygun genişlikte yer varsa, Ekle menüsünden Grafik maddesini de seçebilirsiniz. Yeni slayt veya mevcut slaytın slaytın otomatik biçimi değiştirme yollarını izlerseniz, PowerPoint, slaytta grafik alanını açar ve yeni grafik oluşturmak için yer tutucunu iki kere tıklamanızı bekler. Grafik simgesini iki kere tıkladığınızda PowerPoint örnek bir veri tablosu ve buna dayanan grafiği de oluşturur. Ekle menüsünden Grafik maddesini seçerseniz, PowerPoint örnek veri tablosunu ve grafiği kendiliğinden oluşturur.

Bu örnek veri tablosu ve ona dayanan grafik, Ofis 2000 ailesinin üyesi Microsoft Graph 2000 adlı araç tarafından oluşturulur. Daha sonra slaytta mevcut bir grafiği iki kere tıklayarak aynı aracı çalıştırabilirsiniz. Örnek tabloda istediğiniz hücrede istediğiniz değişikliği yapabilirsiniz; bu değişiklik örnek grafiğe anında yansıtılır. Örnek grafiği sağ tıklayarak ve açılacak menüden Grafik Türü maddesini seçerek, 14 ayrı standart (ve tür içinde 7 ayrı biçimde) veya 20 özel tür arasından seçim yapabilirsiniz.

Grafiklerini veri tablosunu PowerPoint içinde düzenleyerek oluşturabileceğiniz gibi, Excel’de oluştaracağınız tablo veya grafikleri de slaytlarınızda kullanabilirsiniz. Böylece Excel’in, PowerPoint içinde kullandığınız Microsoft Graph 2000 adlı araçtan çok daha fazla ve üstün imkanlarını kullanmış olursunuz. Bunun için Excel’de oluşturduğunuz grafiği seçin ve Windows panosuna kopyalayın, ve PowerPoint slaytına yapıştırın. Ayrıca PowerPoint grafiğinin temeli olan veri tablosunu da Word, Access veya Excel’de panoya kopyalayarak ve tabloya yapıştırarak, oluşturabilirsiniz. Bunun için önce örnek tablodaki bütün değerleri seçerek silmeniz gerekir.

PowerPoint’te bir grafiği seçtiğiniz anda, standart araç çubuğu, grafiği biçimlendirmenize elverişli araçlar içerir hale gelir. Bu çubuktaki Grafik Alanını Biçimlerdir düğmesini tıklayarak grafiğin çizgilerini, çerçeve ve renklerini ya da yazı türlerini düzenlemeniz mümkündür. Yine bu çubuktaki Dosya al düğmesi ile mevcut Excel, Lotus 123, Quatro Pro, SYLIK veya düz yazı dosyalarını alabilirsiniz. Düzyazı dosyalarında veri alanlarının virgül veya sekme ile ayrılmış olması gerekir.

Araç çubuğundaki Grafik türü düğmesiyle, grafiğinizin 3 boyutlu veya iki boyutlu ve veriler açısından anlam taşıdığı taktirde pasta diliminden dikey vey yatay çubuklara kadar bir çok tür ve biçinden birine çevrilmesini sağlayabilirsiniz. Kimi zaman verilerin sütunlara göre (örneğin yıllar), kimi zaman da satırlara göre (örneğin masraf kalemleri) yapılması gerekebilir. PowerPoint’in grafiği oluştururken, gruplandırmayı sütune göre mi, yoksa satıra göre mi yapacağını araç çubuğundaki Satıra Göre veya sütuna Göre düğmelerini tıklayarak belirleyebilirsiniz.

Küçük resim, film ve ses

Slaytlara, dinleyicilere göstermek istediğiniz resim, fotoğraf ve videoları koyabileceğiniz gibi, kimi zaman sadece slaytın ilgi çekmesi veya içerdiği metne anlam kazandırması için de bu ögelerden yararlanabilirsiniz. Akıllı İçerik Sihirbazı ile örnek sunu oluşturduğumuz birinci bölümde Ofis 2000 ailesinin yardımcı üyelerinden Küçük Resim Galerisi aracını kullanarak, slaytlarımıza nasıl resim eklediğimizi görmüştük.

Boş bir şablonla yola çıktığımız sunularda bir slaytta resim koymak da aynı derecede kolaydır. Bunun için ya otomatik biçimlendirilmesi resimli bir yeni slayt seçerek işe başlayabilirsiniz, ya da mevcut slaytınızın türünü, Biçim menüsünden (veya slaytı sağ tıklayarak açılacak menüden) Slayt Düzeni maddesini seçerek, Metin ve Küçük Resim (ya da Küçük Resim ve Metin) olarak değiştirebilirsiniz. Yeni slaytta veya slaytınızın yeni biçiminde, resim yer tutucusunu iki kere tıklarsanız Küçük Resim Galerisi açılacaktır.

Resim içermeyen bir slaytta, resim konulabilecek elverişli alan varsa, çizim araç çubuğundaki resim düğmesini tıklayarak, veya Ekle menüsünden Küçük Resim maddesini seçerek, ya da herhangi bir dizindeki resim dosyasını Mouse işaretçisiyle sürüklüyerek slaytın içine bırakarak da slayta resim koyabilirsiniz.

Slaytınıza eklediğiniz bir resmi sağ tıklayarak ve açılan menüden Resim Biçimlendir maddesini seçerek, resmin bir çok görünüm özelliğini ayarlamak mümkündür. Resim Biçimlendirme kutusunda Görüntü Denetimi, resimlerin türü ve niteliği ne olursa olsun slayt üzerindeki görünümünü kontrol etmenizi sağlar. Burada yapabileceğiniz tercihler arasındaki Fligran, resmin slayt zemininde dikkat çekici olmadan kullanılmasına imkan verir.

Asıl Slayt’a koyacağınız resim ise bütün slaytlarda görünür. Bu yolla örneğin bir firmanın yıllık raporuyla ilgisi sunuda, bütün slaytlara firmanın logosunu koymak mümkündür.

Slaytlara film (video dosyası), ve ses de koyabilirsiniz. Bunu sağlamak için elverişli yer olan slayt seçili iken Ekle menüsünden Film ve Sesler maddesini seçin. Film ve sesler Galeri aracılığıyla seçilebileceği gibi, doğrudan bir dosyadan da alınabilir. Film ve seslerinizi Küçük Resim Galerisi’de alarak katalogladıysanız, bu kolay bir yoldur. Fakat PowerPoint aynı kolaylıkla sabit disklerinizdeki filmleri de alabilir. PowerPoint, sık kullanılan bütün sayısal video biçimlerini (AVI ve MOV gibi) tanır. Ayrıca Windows Media’nın akan media (streaming media, ASF) dosyalarını da kullanabilirsiniz. Filmleriniz Real Networks’ün Real Media (RA) biçiminde ise, PowerPoint gösteri sırasında Windows Media Player veya Real Player’ın yardımını isteyecektir. Bu durumda slayt gösterisi sırasında, slaytın üzerinde Media Player veya Real Player’ın kendi penceresi açılacaktır.

Video dosyasını slaytınıza yerleştirirken PowerPoint, bu videonun slayt gösterisi sırasında otomatik gösterilip gösterilmemesi konusunda onayınızı isteyecektir. Slayta yerleştirdiğiniz film nesnesini sağ tıklayarak, filmin diğer bazı özelliklerini de belirleyebilirsiniz.

PowerPoint, güçlü bir ses kaydetme ve slayt gösterisi sırasında bunu çalma imkanına da sahiptir. PowerPoint ayrıca sabit diskte bulunan bir sayısal ses kaydını (Galeri yoluyla ve doğrudan diskten) da alabilir. İsterseniz, slayt gösterisi sırasında bilgisayara takılı CD-ROM sürücüsüne yerleştirilmiş bir müzik CD’sinden de ses çalabilirsiniz.

Çizim

PowerPoint, işlevleri açısından bakınca bir grafik çizim ve düzenleme programı değildir; buna karşın slaytlarınıza özel çizim nesneleri kazandırabilmeniz için, yeterli grafik oluşturma ve düzenleme araçlarına da sahiptir. PowerPoint, değiştirmediyseniz, açıldığında Çizim araç çubuğunu penceresinin alt kenarında görüntüler.

Otomatik Şekiller menüsünde, çizgi, bağlayıcı, temel şekil, akış çizelgesi, yıldızlar ve büyük başlıklar, belirtme çizgileri ve eylem düğmeleri şeklinhde gruplanmış yüze yakın, kullanılmaya hazır çizim bulacaksınız. Çizgi ve ok araçları ile slaytın üzerine kendi çizgilerinizi çizebilirsiniz. Çizim araç çubuğundaki diğer düğmeleri kullanarak kendi çizdiğiniz veya otomatik çizimler menüsünden seçtiğiniz şekilleri renklendirebilir; büyültebilir-küçültebilir ve döndürebilirsiniz. Çizgilerinizi veya şekillerinizi üç boyutlu yapmanız; üç boyutlu çizimlerin konumunu, ışık yönünü ve yüzey kaplama stilini belirlemeniz ve değiştirmeniz de mümkündür.

Çizimleriniz ve otomatik şekilleri birlikte seçer ve Çizim yönetim menüsünden Gruplandır maddesini seçerseniz, PowerPoint seçili ögeleri bir grup haline getirir ve ortak denetlenmesini sağlar. gruplandırılan çizim ögelerinin boyutları ve diğer özellikle birlikte kontrol edilir.

Her yeni çizim, bir öncekinin önünde bir katmanda oluşturulur ve dolayısıyla arkasındaki unsuru örter. Çizim yönetim menüsünü kullanarak, nesneleri birbirinin önüne veya arkasına gönderebilirsiniz.

Çizimlerin renk, çizgi ve saydamlık özellikleri gibi çok daha fazla sayıda özelliğini belirlemek ve değiştirmek için çizim seçili iken Biçim menüsünden Renkler ve çizgiler maddesini seçebilirsiniz. Açılacak diyalog kutusunda, seçilen nesneye uygun çok sayğıda denetlenebilir özellikle olduğunu göreceksiniz.

Bu arada Otomatik Şekil menüsündeki Eylem Düğmeleri grubunda yer alan 12 çizimin diğer çizimlerden farkına kısaca değinelim. Bu düğmeler, PowerPoint açısından ayrı bir önem taşırlar; çünkü bu şekiller, slayt gösterisi sırasında gerçekleşmesini istediğiniz komutları yerine getirmenizi sağlar. Bu şekillerden birini seçerek slayta yerleştirdiğinizde PowerPoint, bu şekil tıklandığında veya Mouse işaretçisi üzerine geldiğinde olmasını istediğiniz eylemi seçebileceğiniz bir diyalog kutusu açacaktır.

Bu kutuda eylem düğmesinin yapmasını istediğiniz işi, çalıştırmasını istediğiniz komutu, programı veya makroyu ve çalmasını istediğiniz sesi seçebilirsiniz.

Bölüm 4: Özel Etkiler ve Animasyon

Bir sunuda slaytların kendilerinden beklenen etkiyi yapabilmesi, ilgi odağı haline gelmesi için, sadece içerikle yetinmek zorunda değiliz. Slaytlarda yer alan duragan ögeleri, örneğin metinleri, resimleri ve çizimleri hareketlendirebiliriz. Ayrıca slaytların birbiri ardına ekrana gelişlerine de özel animasyon etkileri kazandırabiliriz. PowerPoint 2000, diğer sürümlerinden farklı olarak, slayt gösterilerini Internet köprüleri ile zenginleştirebilir.

Slaytlarımıza video, anime resim dosyaları (örneğin anime GIF resimler) ve ses koyarak, içeriklerini duraganlıktan kurtarmak mümkündür. Ancak her sunuda video veya ses kullanmak gerekmez. İçerik itibariyle duragan unsurlar buluna slaytlara hareket kazandırmak, gösterinin daha ilgi çekici hale gelmesini sağlar. Örneğin, slaytta yer alan başlıklar ve diğer metinler sırayla görüntülenebilir. Konuşmacının vurguladığı her yeni kavramı açıklayan metin ancak konuşmacı o kavramdan söz ettiği zaman görüntülenebilir. Metinler yavaşça silinebilir ve yerini yeni bir metne bırakabilir. Bu etkilerin hemen hepsi slaytın tümüne uygulanabilir. Özel animasyon etkileri kazandırılmış bir slayt gösterisi, bu etkilere yer verilmeyen bir gösteriden çok daha cazip ve enerji dolu olacaktır.

Slayta Animasyon Ekleme

PowerPoint’in özel animasyon etkilerinin çoğu metinler dikkate alınarak hazırlanmış olmakla birlikte, resimlere ve çizimlere de animasyon kazandırabiliriz. Başlık ve metin içeren bir örnek slaytı normal görümünde açarak, Animasyon Efektleri düğmesini tıklarsanız, PowerPoint Animasyon Efektleri araç çubuğunu görüntüleyecektir.

Bu çubuktaki etki düğmeleri etkiyi koyan/kaldıran bir özelliği sahiptir. Ayrıca bu düğmeler, seçtiğiniz nesneye bir özel animasyon etkisinin bütün ögelerini, örneğin ses etkisini, de kazandırır. Bir slaytta başlığı ve diğer metinleri birbirinden bağımsız şekilde hareketlendirebilirsiniz. Animasyon Efektleri araç çubuğu ile kazandırabileceğiniz hareketleri ve varsayılan özelliklerini, bir sınama slaytında her bir etkiyi sıralayla uygulayarak ve çubuktaki önizleme düğmesini tıklayarak izlemeniz ve öğrenmeniz en etkili yoldur. Bununla birlikte her bir etkinin işleyiş tarzını kısaca belirtelim:

İçeri Sürme: Nesnenin slaytın sağından, otomobil sesi eşliğinde uçarak girmesini sağlar.

Uçma: Nesnenin slaytın solundan hızla geçen nesle sesi ile girmesini sağlar.

Kamera: Nesnenin ortasından kenarlarına doğru, fotoğraf makinası sesi ile açılmasını sağlar.

Bir kere parla: Nesnenin görüntülendikten sonra bir kere göz kırpmasını sağlar.

Lazer metin: Metnin lazer sesiyle, her bir karakterinin sağ üst köşeden girmesini sağlar.

Daktilo metin: Metnin elektrikli daktilo sesiyle her bir karakterinin sırayla görüntülenmesini sağlar.

İçeri Kayma: Metnin kelime-kelime slaytın üst kenarından yerine düşmesini sağlar.

Animasyon Efektleri çubuğundaki diğer düğmeler ise kısıtlı da olsa animasyonun sırasını belirler. Çubuktaki Özel Animasyon düğmesi ile çok daha ayrıntılı düzenleme yapabileceğiniz Özel Animasyon diyalog kutusunu açabilirsiniz.

Bu kutuda animasyon ile birlikte çalınmasını istediğiniz sesleri değiştirebileceğiniz gibi sıra ve zamanlama bakımından çok daha ayrıntılı denetimler yapabilirsiniz. Animasyonların zamanlamasını (hareketin başlamasını) otomatik hale getirebileceğiniz gibi, Mouse düğmesinin tıklanmasına da bağlayabilirsiniz.

Slaytlara Geçiş Animasyonu Ekleme

PowerPoint slaytlarının her biri, kendi içinde farklı animasyon etkilerine sahip olabildiği gibi, bir slayttan diğerine geçerken özel animasyon etkileri uygulayabilirsiniz. Slaytların kendileri de içerdikleri nesneler gibi farklı görüntülenme etkilerine sahip olabilirler.

Slaytlara geçiş etkisi kazandırmanın en kolay yolu, sunuyu tamamladıktan ve bütün slaytları hazırladıktan sonra, Slayt sıralayıcısı görümünü seçmek ve bu görünümde açılan Slayt Geçişi araç çubuğunu kullanarak, slaytlarınıza toplantan veya teker teker geçiş etkisi kazandırmaktır.

Bu görünümde slaytların altında beliren slayt geçiş simgesini tıklayarak, varsa, slaytın nasıl açılacağını izleyebilirsiniz. Bu görünümde iken, bir slaytı seçer ve araç çubuğundan Slayt Geçiş Efektleri seçme kutusundan bir efekt seçerseniz, bu etki slayta uygulanmış olur. Araç çubuğundaki Önceden Belirlenmiş Efektler seçme kutusundan seçeceğiniz etkiler ise slaytın başlık dışındaki ögelerine uygulanır.

Bir slaytı seçtikten sonra, klavyede Üstkarakter (Shift) tuşunu tutarak diğer slaytları tıklarsanız, birden fazla slaytı seçebilirsiniz; bu durumda seçeceğiniz geçiş ve önceden belirlenmiş animasyon etkileri seçili bütün slaytlara uygulanmış olur.

Slayt geçiş etkilerinin daha çok özelliğini kontrol etmek için, bir slaytı sağ tıklayıp, açılan menüden Slayt Geçişi maddesini de seçebilirsiniz. Açılacak diyalog kutusunda slayt geçişine farklı otomasyon ve zamanlama özellikleri ve farklı sesler kazandırabilirsiniz. Ayrıca bu kutuda seçeceğiniz geçiş etkisini isterseniz bütün slaytlara kazandırmanızı sağlayan Tümüne Uygula düğmesini de göreceksiniz.

Internet Bağlantısı Ekleme

PowerPoint slaytları, kendilerinden sonraki slayta geçebildikleri gibi, Internet’te (veya gösterinin kayıtlı olduğu bilgisayarda ya da bu bilgisayarın bağlı olduğu ağda) sabit diskte bulunan bir dosyaya geçebilir. Bunun için PowerPoint’te herhangi bir metin veya resim nesnesine Internet köprüsü (link) kazandırmanız gerekir. Köprülenmiş dosya Windows ortamında açılabilmek için hangi programı çalıştırmak gerekiyorsa, PowerPoint, Windows işletim sistemi aracılığıyla o programı çalıştıracaktır.

Slaytlarınıza köprü eklemek için, bir metni veya resmi seçin ve araç çubuğunda Köprü Ekle düğmesini tıklayın. Açılacak olan Köprü Düzenle diyalog kutusu, bağlantı kuracağınız Web sayfasını veya diğer tür dosyaları bulmakta kullanabileceğiniz kontroller bulunacaktır.

Gözatılacaklar bölümünde yer alan Dosya düğmesini tıkladığınızda yerel veya ağ ortamında erişmenize izin verilen sabit disklerdeki tüm dosyalara ulaşmanızı sağlayan diyalog kutusu açılacaktır; Web Sayfası düğmesi ise varsayılan Internet Browser programınızı çalıştırarak, Internet’e bağlanmanızı ve burada bir sayfa seçmenizi sağlar. Tabiî bu yolun işleyebilmesi için bilgisayarızın Internet ile iletişiminin ve bir Internet Servis Sağlayıcı aracılığıyla Internet hizmetlerinden yararlanma imkanınızın sağlanmış olması gerekir.

PowerPoint sunusunu hazırladığını bilgisayarın bu sırada Interrnet bağlantısı sürüyorsa, Web araç çubuğunu da kullanabilirsiniz. Bu araç çubuğu, tipik bir Browser programının adres, sık kullanılanlar, başlangıç sayfası ve Web’de arama imkanı veren düğmelerini içerir.

Bölüm 5: Slayt Gösterisi

BiPowerPoint ile sunu hazırlamanın bir amacı olabilir: slayt gösöterisi yapmak. Fakat slayt gösterisi dendiğinde, derhal ve sadece aklımıza bilgisayarın video sinyalini bir beyaz perdeye düşüren pahalı projeksiyon cihazları gelmemeli. PowerPoint ile yaptığımız slaytlar, beyaz perdede olduğuna yakın ve hatt bazı bakımlardan ondan çok daha etkili şekilde bilgisayar ekrarında veya Internet’te Web sayfası olarak da gösterilebilir.

PowerPoint’in en “ucuz” kullanım biçimi, beş altı kişilik bir gruba gösteri yaparken, tabir yerinde ise bilgisayların ekranını izleyicilere doğru çevirmektir. Küçük bir ekrana ortaklaşa bakmak, iki kişi için bile olsa zor olabilir. Fakat PowerPoint, büyükçe bir bilgisayar ekranında, aynı masanın çevresindeki kişilere çok uzaktan olmamak kaydıyla, okunabilir büyüklükte tam ekran slayt gösterisi yapabilir. İkinci “kolay” slayt gösterisi slaytları yazıcıda kağıda dökmektir. Konuşmacı bu kağıtları önceden dağıtarak ve konuşması sırasında slaytların başlıklarını veya sayfa numaralarını belirterek dinleyicileri dikkatlerini doğru slayt baskısına çevirmelerini sağlayabilir.

PowerPoint, slaytları “tepegöz” projeksiyon makinalarında gösterilmek üzere saydam, film-gibi kağıtlara basabilir. Yazıcının renkli olması halinde, mükemmel bir slayt gösterisi yapabilirsiniz. İzleyicinin çok ve konunun böyle bir masrafı kaldırması halinde, PowerPoint slaytlarını, gerçekten 35 mm’lik slayt filmine basılmak üzere bir servis bürosuna göndermek mümkündür. Büronun hazırlayacağı 35 mm’lik renkli slaytlar, daha sonra slayt projeksiyon makinasıyla beyaz perdeye düşürülür.

Bilgisayarınızı dinleyicilere çevirmenin dışında diğer yolların hiç birisi, PowerPoint slayt gösterisinden beklene etkileşmeyi sağlamaz. Kağıda, filme veya 35 mm’lik slayta çevrilecek PowerPoint slaytlarında, video ve ses gibi mültimedya ögeleri ve Web köprüleri gibi bağlantılı dosyalar görüntülenemeyeceği gibi, slayt gösterisi sırasında geri gitmek, ileri gitmek, veya slaytlara koyacağınız eylem düğmeleri ile sırası olmayan bir slayta atlamak gibi etkileşmelerden yararlanılamaz.

Şimdi bu yolların herbiriyle PowerPoint sunusundan sonuç almaya geçmeden önce, sunuda mükemmelliği sağlayacak bir iki noktaya değinelim.

Notlar

PowerPoint slayt gösterisini, birbiri ardından gösterilen güzel görüntüler olmaktan çıkartan ve onları sözlü iletişimi tamamlayan görsel unsurlar haline getiren bazı araçlar vardır. Bunların başında konuşmacı notları veya kısaca Notlar gelir. PowerPoint’te normal görünümde, her slaytın altında notlar kutusunun bulunduğunu gördük. Bir slaytın notlar kutusuna yazılacak veya Windows panosu yoluyla yapıştırılacak metinler, slaytın içinde görünmemekle birlikte, slaytın parçası olur.

Bir çok usta sunu tasarımcısı bu notlardan slaytın geliştirilmesi sırasında kendisine ve tasarım ekibine üretimle ilgili hatırlatmalar için yararlanır. Eğitim amaçlı PowerPoint sunularında notların, konuşmacının sözlerinin bir özeti olduğuna sık sık rastlayabilirsiniz. Notlar’dan gerçek amacına uygun olarak, kendisi için konuşması sırasında hatırlatma amacıyla yararlananlar da vardır! Notlar, slaylatlarla birlikte veya ayrıca yazdırılabilir.

Slaytlarınıza not eklemek için, normal görünümde, Not penceresinin içini tıklamak suretiyle istediğinizi yazabilirsiniz. Daha geniş bir not penceresi açılması için, görünüm seçme çubuğunda Not görünümünü seçebilirsiniz. Not bölümünün üst çerçevesini Mouse işaretçisiyle yukarıya doğru sürüklerseniz, bölümün genişlediğini göreceksiniz. Notlarda değişiklik yapmak için değiştirmek istediğiniz not görüntüde iken not penceresini tıklamanız yeter.

Siyah/Beyaz Denetimi

PowerPoint, şablonlarında genellikle renk unsuruna bol yer verir; dolayısıyla biz özellikle dikkat etmedikçe, slaytlarımız renkli olarak hazırlanır. Fakat renkli metinler ve resimler, renkli iken çok uyumlu oldukları halde, siyah/beyaza çevrildiklerinde bazen arzu edilen sonucu vermezler.

Slaytlarınızı siyah/beyaz yazıcıda yazdırmadan önce, renk yerine gri tonlama ile nasıl göründüklerini inceleyebilirsiniz. Bunun için standart araç çubuğundaki Gri Tonlama Önizleme düğmesini tıklamanız gerekir. PowerPoint, slaytınızı gri tohlara çevirirken küçük bir pencerede slaytı renkli olarak görüntüleyecektir.

Çıktı alacağınız yazıcı, gri tonla baskı yapamıyorsa, yani siyah rengi yüzdeler olarak değil de ya yüzde 100, ya da yüzde sıfır basabiliyorsa, PowerPoint’in bazı renkleri değişik tonlarda griye çevirmesi kağıt üzerinde başarısız sonuç almanıza yol açabilir. Bu durumda PowerPoint’in slaytı gri tonlarla değil, sadece siyah ve beyaz olarak göstermesi daha yerinde olur. Bunu sağlamak için Gri Tonlama Önizleme düğmesini tıklarken, klavyede Üstkarakter (Shift) tuşunu tutun.

PowerPoint, metinlerinize verdiğiniz gölge ve kabartma özellikleri ile dolguların gri ton ile veya siyah/beyaz olarak görüntülenmesinin güzel soonuç vermeyeceği düşüncesi ile, slaytları gri toplara veya siyah/beyaza çevirdiğinizde bu özellikleri kaldırır.

Slayt Ekleme/Silme, Çoğaltma ve Gizleme

PowerPoint sunusunu hazırlama sürecinde istediğiniz anda yeni slaytlar ekleyebilir veya olanları silebilirsiniz. Slayt ekleme ve silme işlemi, hem normal görünümde hem de slaytların tümünü görebildiğiniz Slayt sıralama görünümde yapılabilir.

Slayt sıralama görünümünde iken, slaytların arasındaki boşluğu tıkladığınızda, imleç uzun bir çizgi halini alacaktır; bu durumda iken standart araç çubuğunda yeni slayt düğmesini tıklayabilir veya Ortak Görevler düğmesini tıkladığınızda açılacak menüden Yeni Slayt maddesini seçebilirsiniz. Yeni slayt eklemek için, klavyede Ctrl+M tuşlarına da basabilirsiniz.

Slayt sıralayıcısında bir slaytı seçmek için tıklamanız yeter. Ayrıca klavyede ok tuşlarına basarak da slaytlar arasında ilerleyebir ve başka slaytı seçebilirsiniz. Klavyede Ctrl+Home tuşlarına basarak birinci, Ctrl+End tuşlarına basarak son slayta gidebilirsiniz. Birden fazla slaytı seçebilmek için, slaytlar birbirine bitişik ise, birinci slaytı tıklarken klavyede Üstkarakter (Shift) tuşunu tutun, Shift’i bırakmadan seçilecek dizinin son slaytını tıklayın. Seceğiniz slaytlar bitişik değilse, Shift yerine ctrl tuşunu tutmanız gerekir. Birbirine bitişik bir grup slaytı Mousie işaretçisiyle tarayarak da seçebilirsiniz.

Bir slaytı seçer ve Düzen menüsünden Kopyala maddesini tıklarsanız. slayt bütün içeriği ile Windows Panosuna kopyalanmış olur. Şimdi iki slaytın arasını tıklar ve düzen menüzünden Yapıştır’ı seçerseniz, slayt yeni yere kopyalanır. aynı işlemi slaytı sağ tıklayarak ve açılan menüden Kopyala’yı seçerek ve iki slaytın arasını sağ tıklayarak ve açılan menüden Yapıoştır’ı seçerek de yapabilirsiniz.

PowerPoint’in bir diğer slayt çoğaltma yöntemi, Düzen menüsünden Çoğalt maddesini seçerek yapacağınız kopyalama ve yapıştırma işlemidir. PowerPoint çoğalttığı slaytı aslının sağına yapıştırır.

Slaytları, Sıralama görünümünde Mouse işaretçisiyle tutarak başka yerlere taşıyabilirsiniz. Bir slaytı başka yşere aktarmak için, Mouse işaretçisiyle tutun ve yeni yerine bırakın. Slaytı bir slaytın üzerine bırakırsanız, PowerPoint onu slaytın sağına aktarır.

Bir slaytı seçer ve klavyede Delete tuşuna basarsanız veya Düzen menüsünden Slayt Sil maddesini seçerseniz, slayt silinir. Bu işlemi Düzen menüsünden geri alabilirsiniz. Bir slaytı sağ tıklar ve açılacak menüden Kes maddesini seçerseniz, slayt silinir, ama tamamen yok olmaz; Windows panosuna kopyalanmış olur. Şimdi bir başka yeri seçer ve klavyede Ctrol+V tuşlarına basarsanız, veya Düzen menüsünden Yapıştır’ı seçerseniz, veya yeni bir yeri sağ tıklar açılacak menüden Yapıştır’ı seçerseniz, kesilen slayt yeni yerine kopyalanmış olur.

Yeni slayt eklediğiniz, mevcut slaytı sildiğiniz veya başka yere kaydırdığınız zaman, slaytların içeriğinde sayfa numarası varsa, PowerPoint bu numaraları güncelleştirir. ayrıca slayt sıralama görünümünde gösterilen slayt sıra numaraları da değişir.

Hazırladığınız bir sunuyu farklı bir dinleyici grubuna sunarken, bazı slaytların bu ikinci gruba uygun içerikte olmadığını düşünürseniz, sunuyu yeni dinleyicilere uygun hale getirmek için bazı slaytları tümüyle silmeniz gerekmez: slaytları gizlemeniz yeter. Slaytlar Normal ve sıralama görünümde gizlenebilir. Normal görünümde slayt gizlemek için Slayt Gösterisi menüsünden Slayt Gizme maddesini seçmeniz gerekir. Slayt sıralama görünümünde ise slaytı seçip, araç çubuğunda Slayt Gizle düğmesini tıklamanız yeter. Gizlene slaytın sıra numarası üzeri çapraz çizgili bir kutuya alınır. Gizlenen slaytlar slayt bıralama görünümünde göründükleri halde, Slayt gösterisi sırasında görünmezler.

Show Zamanı

PowerPoint, slayt gösterisi deyip geçmez; gösterinin yapılacağı yere ve ortama göre hazırlık yapar. Slayt gösterisinin nasıl bir sunuda kullanılacağını, Slayt Gösterisi menüsünden Gösteri Ayarla maddesini seçerek belirleyebilirsiniz.

Açılacak kutuda Gösteri Türü bölümünde, ilk üç seçenek, slayt gösterisinin nerede ve nasıl yapılacağını belirtir. Birinci ve en çok kullanılan gösteri türünde konuşmacı veya slayt gösterisini yapan kişi, her türlü kontrolü elinde tutar; slaytları atlatabilir; geri dönebilir; toplant ıtutanağı yazabilir; ve sunuşu durdurabilir.

İkinci seçenek ise slayt gösterisinin bir ofis ortamında yapılmasını amaçlar. gösteri tam ekran değil, bir PowerPoint penceresinde yapılır ve gösteriyi izleyen kişi PowerPoint’in menü maddeleri vasıtasıyla sunuyu yazıcıya gönderebilir ve slaytlar arasında gezinebilir.

Üçüncü seçenek ise, bir fuarda, gösteri, tanıtım veya eğitim amacıyla slayt gösterisinin hiç bir kontrol ve müdahale olmaksınızın, birisi klavyede Esc tuşun abasıncaya kadar dönmesini sağlar. İzleyicilerin slaytları düzenlememesi için bu sunuda denetimlerin çoğu etkisiz hale getirilir.

Gösteriye hangi slaytların katılacağı veya mevcut slaytlar arasında özel gösteri yapılıp yapılmayacağı Gösteri Ayarla kutusunun Slaytlar bölümünde düzenlenir. Özel gösteri, bu PowerPoint sunusunda mevcut slaytlar arasında yapılan seçimle oluşturulur. özel gösterilere arzu ettiğiniz slaytlar, arzu ettiğiniz sırayla katılır; bir sunu içinde istediğiniz kadar özel gösteri oluşturabilirsiniz. Özel Gösteri oluşturmak için Slayt Gösterisi menüsünden Özel Gösteriler maddesini seçmeniz ve açılacak diyalog kutusunda Yeni düğmesini tıklamanız gerekir.

Özel Gösteri Tanımlama kutusunda Özel Gösteri Adı olarak, “Özel Gösteri 1” belirecektir. Bu adı istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz. Kutunun sol tarafında sunuda mevcut bütün slaytlarınızın listesini göreceksiniz. Slaytların arasında gizlenmiş olanlar varsa, onların sıra numarası parantez içinde gösterilir. Özel gösteriye alacağınız slaytı solyda işaretleyip, ortadaki Ekle düğmesini tıklamanız gerekir. Sağda, özel gösteriye aldığınız slaytların sırasını değiştirmek isterseniz, slaytı işaretleyip sağdaki aşağı veya yukarı ok simgesini tıklamanız yeter. Bu listedeki bir slaytı işaretleyip, ortadaki Kaldır düğmesini tıklarsanız,slayt özel gösteriden çıkartılacaktır.

Slayt gösterisi hazırlarken yararlandığımız Gösteri Ayarla kutusunun slaytların ilerleme tarzına ilişkirn bölümünde ise iki seçenek vardır. El İle seçeği, slaytlara ne gibi ir otomasyon konulmuş olursa olsun, bu gösteri sırasında slaytların ilerlemesi için ya Mouse düğmesini tıklamanız, ya da klavyede aralık, PageDown veya aşağı ok tuşlarına basmanızı gerektirir. İkinci seçenek olan Varsa Zamanlamayı Kullan ise, slaytlarınızı oluştururken kurduğunuz ilerleme düzeninin bu gösteride de geçirli olmasını sağlar.

PowerPoint, Slayt Gösterisi menüsündeki Zamanlama Provası komutuyla, slaytlarınızın ne kadar süreyle görüntüde kaldığını hesaplayabilir ve bütün gösteri için toplam zamanı bulabilir. Bu aracı çalıştırdığınızda, bir slayt görüntüde iken o sırada söyleyeceğiniz sözlerin provasını yapıp, sonra prova zamanını ölçen kutuda Sonraki düğmesini tıklayabilirsiniz.

Bu sırada provaya ara vermeniz gerekirse, Durakla düğmesini tıklarsanız, zaman ölçümü durur. PowerPoint son slaytı da prova ettikten sonra, bütün gösterinin toplam süresini hesaplar ve bu ölçükleri slaytların süre olarak kaydetmek isteyip istediğinizi sorar. Kabul ederseniz, Slayt Sıralama görünümünde saltların altında bu süre belirtilir. Slaytlarınıza kendi istediğiniz süreyi elle verebilirsiniz. Bunun için bir slaytı seçin ve Slayt Gösterisi menüsünden Slayt Geçişi maddesini seçin ve açılacak kutuda slaytın ne kadar görüntüde kalmasını istediğinizi Otomatik Olarak kutusunu işaretleyip, süre kutusunun aşağı yukarı oklarına basarak veya içine tıklayıp klavyeden yazarak belirtin. Bu süreyi, Tümüne Uygula düğmesini tıklayarak bütün slaytlara uygulatabilirsiniz; ama bu muhtemelen bir konuşmaya eşlik eden her slayt gösterisi için doğru sonuç vermez. Tanıtım, eğitim, reklam amaçlı ve bilgisayar tarafından otomatik yapılan gösterilerde eşit zamanlı gösterim uygulanabilir.

Yazdırma

Slaytları, Notları, Anahattı ve Dinleyiciye Dağıtılacak Belgeleri (dinleyici notları) yazdırmak için Dosya menüsünden (dinleyici notları) yazdırmak için Dosya menüsünden Yazdır maddesini seçmeniz gerekir. PowerPoint, Windows’un yazıcı diyalog kutusunu biraz değiştirerek açar ve normal seçeneklerin yanı sıra, neyi yazdırmak istediğinizi sorar. Yazdırılacak kutusunun seçme okunu tıklarsanız, Slayt, Dinleyici Notları, Not Sayfası ve anahat Görünümü maddelerini görürsünüz. Bir sunudaki bütün slaytları yazdırmak istemiyorsanız, Yazdır kutusunda, arzu ettiğiniz slaytların numaralarını seçebilirsiniz.

Slaytlarını projeksiyonla perdeye yansıtmak üzere saydam film veya film-benzeri asetat kağıt kullanacaksanız, önce Dosya menüsünden Sayfa Yapısı maddesini seçerek, hazırlık yapmanız gerekir. Slaytların yazıcıya gönderilirken nasıl boyutlandırılmasını istediğinizi burada Slayt boyutu seçme kutusunda asetat maddesini seçerek belirtebilirsiniz. Slaytları, bu tür işler yapan servis bürolarından birine modemle veya çıkartılabilir bir kayıt ortamında (disket, CD, Zip disk) gönderecek ve 35 mm’lik filme aktarılmasını isteyecekseniz, bu kutuda 35 mm Slayt maddesini seçmeniz gerekir.

Paketle ve Gönder

İdeal bir PowerPoint slayt gösterisi, bilgisayarın VGA/SVGA görüntü sinyalini bir sayısal projeksiyon cihazına göndermek ve bu cihazın Windows’a eklediği sürücüyü kullanarak, slayt gösteri hedefi olarak bu cihazı seçmektir. Fakat çoğu zaman Ofis 2000 ailesini ve slayt gösterisinde kullandığınız bütün resim, video ve ses dosyalarını seyyar bir bilgisayarın sınırlı disk ortamına sığdırmak mümkün olmaz. Küçük bir Notebook bilgisayarla yetinmek zorunda kalabilirsiniz.

PowerPoint, Paketle ve Gönder (Pack and Go) adını verdiği yöntemle, sunuyu son derece küçük, tek dosya haline getirebilir ve PowerPoint Viewer (PowerPoint Göstericisi) adını verdiği küçük bir programla birlikte, floppy disketlere kaydedebilir.

Slaytlarınızın paketlendikten sonra arzu ettiğiniz gibi gösterilmesi için, paketin biraz büyük olmasını göze alıp, köprülenmiş bütün dosyaları ve TrueType yazı türlerini de pakete dahil etmeniz gerekir. Bu paketin oluşturulmasında Paketle ve Gönder Sihirbazı size yardımcı olacaktır.

Web’de Slayt Gösterisi

PowerPoint sunularını, bir Web sitesi haline getirmek ve slaytları Internet veya Intranet ziyaretçilerine sunmak, tabir yerinde ise, “bir tıklamalık iş” haline gelmiş buluyor. PowerPoint slaytları Web sayfasına haline dönüştürüldüğünde, slaytlara kazandırdılmış olan ektileşme, multimedya ve diğer imkan ve yeteneklerinden hiç birisi kaybolmaz. Başka bir deyişle PowerPoint sunusu sizin bilgisayarınızda nasıl gösterilebiliyorsa, Internet’te de aynı imkanlara sahip olacaktır.

Sununun hazırlık işlemlerini tamamladığınızda, Dosya menüsünden Web Sayfası Olarak Kaydet maddesini seçin.

Açılacak diyalog kutusunda, sunuyu bir Web sayfası haline getirebilmeniz için gerekli bütün kontrolleri göreceksiniz. Sununun Web sayfasına dönüştürülerken korumasını istediğiniz özelliklerini “Yayımla” düğmesini tıklayarak açılacak kutunun sekmelerinde belirtebilirsiniz. Burada dikkat etmeniz gereken noktalar arasında sunuda yer alan notların Web sayfasında da bulunup bulunmayacağı ve slaytlara verdiğiniz özel animasyon etkilerinin Web sayfalarında da olup olmayacağıdır. Bir diğer nokta ise slaytlarda varolan etkilerin Web sayfasında da oluşturulması için hedef Web browser programı konusunda bir tercihte bulunup bulunmadığınızdır.

Slaytlardan oluşacak Web sayfalarının ancak Microsoft Internet Explorer 5.0 ve üstü ile görülebilecek özelliklere sahip olmasını isterseniz, Netscape ve diğer browser programları kullanacak Internet ziyaretçileriniz slaytlarınızın bütün animasyon özelliklerini göremeyebilirler. Bu tür browser programlarının da dikkate alınmasını isterseniz, PowerPoint oldukça büyük boyutta dosyalar yazacaktır. Sununun bir Internet ziyaretçisi tarafından Web browser programında açıldığında programın başlığında görüntülenecek başlığını ise Başlık Değiştir düğmesini tıklayarak sağlayabilirsiniz. PowerPoint sunusu, Browser’da her türlü gezinme düğmesine sahip olarak görünecektir.

Slayt Gösterisi

PowerPoint ile birbirinden güzel Web sayfası niteliğinde slayt gösterileri düzenleyebilirsiniz. Hatta PowerPoint’i sadece bu amaçla kullanmanız bile mümkün! Fakat PowerPoint iye bunca uğraşmanızın gerçek karşılığını, bir PowerPoint sunusu ile alabilirsiniz. PowerPoint, slayt gösterisi sırasında konuşmacının slaytlarında istediği sırayı izlemesini, gizlenmiş slaytları göstermesini ve sunu sırasında bilgisayarıyla not tutabilmesini sağlar.

Microsoft firması, Windows 2000 işletim sisteminin sınama sürümlerinde sahip olduğu ve piyasaya sürülecek nihai sürümünde de bulanacağı belirtilen iki monitör kullanma özelliğine sahip bir bilgisayarla sunu yaptığınız taktirde, ekranlardan birinde PowerPoint’in normal görünümünü, diğerinde slayt gösterisini çalıştırmanız da mümkün olabileceğini bildiriyor.

Sunuyu “.ppt” dosyası olarak kaydettiğinizi varsayarsak, bu sunuyu bir kaç şekilde başlatabilirsiniz. Sunu dosyasını sağ tıklayarak açılacak menüden Göster maddesini seçerseniz, Windows doğruca slayt gösterisini başlatacaktır. PPT dosyasını açarsanız, PowerPoint açılacak ve normal görümüne geçecektir. Bu noktada klavyede F5 tuşuna basarak, görünüz çubuğunda slayt gösterisi simgesini tıklayarak, veya Slayt Gösterisi menüsünden Gösteriyi Görüntüle maddesini seçerek slayt gösterisini gösterisini başlatabilirsiniz.

Slayt gösterisi, slaytların tasarımı sırasında kazandırdığınız otomasyon yöntemine göre, ya zamanlama ile ya da elle ilerletilebilir. Slaytlarınızı zamanlamaya bağlı ilerletmiyorsanız, slaytı tıklamak ilerlemesini sağlar. ayrıca klavyede belirli tuşlara basarak da bir sonraki slayta geçebilirsiniz. Bu noktada dikkat etmeniz gereken nokta slaytta harekete geçmek için bekleyen bir animasyon varsa, mouse tıklaması veya diğer klavye komutları, bir sonraki slaytı değil, sırada bekleyen animasyonu gerçekleştirirler.

///////////////////////KUTU//////////////////////////

Klavye yoluyla

Bir sonraki slayta gitmek için: aralık çubuğu; N, aşağı ok, sağ ok, PageDown tuşları

Bir önceki slayta gitmek için: P, Backspace, yukarı ok, sol ok, PageUp tuşları

Birinci slayta dönmek için: Mouse’un iki düğmesini birden bir kaç saniye tutun

////////////////////////KUTU BİTTİ/////////////////////

Slayt gösterisi sırasında hareketsiz olduğu sürece Mouse işaretçisi ekranda görünmez; Mouse oynattığınız anda işaretçi görünür hale gelir. Slayt gösterisi sırasında ekranı sağ tıklar ve açılacak menüden İşaretçi Seçenekleri maddesini seçerseniz, işaretçiyi gizleme imkanınız olduğunu göreceksiniz. İşaretçiyi gizlemek yerine işaret aracı olarak kullanmak da mümkündür.

Mouse işaretçisi slayt gösterisi sırasında, ekrana yazı yazabilen bir kalem haline de getirilebilir. Kalemin yazı rengini slaytın zeminine göre belirleyebilirsiniz. Bu yöntemle, özellikle eğitim amaçlı slayt gösterilerinde dinleyenlerin slayttaki bazı noktalara dikkatini toplamanız, örneğin ilişkileri göstermeniz mümkün olabilir.

///////////////////////KUTU//////////////////////////

Gösteri sırasında yardım

Slayt gösterisi sırasında hangi tuşun ne işlem yaptığınızı unutursanız, klavyede F1’e basın. PowerPoint sadece kısayol tuşlarını ve açıklamalarını bir sayfa olarak görüntüleyecektir.

////////////////////////KUTU BİTTİ/////////////////////

Gösteri sırasında bir slaytı (ekranı) sağ tıkladığınızda açılacak menüden Git menüsünü ve açılacak alt menüden Slayt Gezgini maddesini seçerseniz, PowerPoint bütün slaytlarınızı listelediği bir kutu açacaktır.

Bu kutuda istediğiniz slaytı işaretleyip Gidilecek Slayt düğemisini tıklarsanız, slayt gösterisi sırasında nerede olursanız olun arzu ettiğiniz slaytın gösterilmesini sağlayabilirsiniz.

Sunuda gizlenmiş slayt varsa, bu listede sıra numarasının parantez içine alınmış olduğunu göreceksiniz. Normal gösteri sırasında PowerPoint bu slaytı göstermeyecektir. Ancak bu listede işaretler Git düğmesini tıklarsanız, slayt görüntülenir.

PowerPoint, slayt gösterisini siyah zemin üzerine “Slayt gösterisi bitti, çıkmak için tıklatın” yazılı bir bir slaytla sona erdirir. Sunuyu hazırlarken araç menüsünden Seçenekler maddesini seçer ve Görünüm sekmesindeki Slayt gösterisi bölümünde Siyah Slaytla Bitir seçeneğinin önündeki işareti kaldırırsanız, slayt gösterisi son slaytla sona ermiş olur.
W/O: 120036

W/O: 145821

W: 167316


Bedava İlan Verme