Ders Anlatım Eğitim Blogu,Öss,Sbs,Dersler

fizik, kimya, biyoloji, ingilizce, öss, sbs, öğretmenler

GEZİLERLE İLGİLİ; YÖNETMELİK GEREĞİ DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR VE HAZIRLANMASI GEREKLİ BELGELER

1-Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği 21.Madde’de belirtilen hususlara dikkat edilmesi,

2-Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği, Okul gezileri çerçeve sözleşmesinin 14.maddesindeki sözleşme eklerinin düzenlenmesi

3-İl sınırları dışına yapılacak gezilerle ilgili onay Kaymakamlık Makamından, İl içinde yapılacak gezilerle ilgili onay İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünden, Belediye sınırları içinde yapılacak geziler Okul Müdürlüğünün onayı ile yapılacaktır.

4-Gezilerle ilgili belgeler Müdürlüğümüze en geç 10 gün önceden gönderilecektir.

–Gezilerle ilgili yönetmelik ve Genelge’ler–

a-Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği (13.1.2005 tarih ve 25699 sayılı Resmi Gazete) ek ve değişiklikler:(12.8.2005 tarih ve 25904 sayılı Resmi Gazete) – (25.8.2005 tarih ve 25917 sayılı Resmi Gazete) –( 02.3.2008 tarih ve 26804 sayılı Resmi Gazete)

b-Milli Eğitim Bakanlığı Ticaret ve Turizm Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün 21.05.2007 tarih ve 2007/46 sayılı genelgesi

c-Milli Eğitim Bakanlığı Ticaret ve Turizm Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün 18.01.2008 tarih ve 2008/03 sayılı genelgesi

–Gezi dosyasında bulunması gerekli belgeler;(Okul Gezileri çerçeve sözleşmesi(ek-12)’de belirtilen ekler–

a-İşletme Belgesi
b-Görevlendirilmesi halinde tur rehberinin kimlik kartı
c-Sürücü Belgesi ve mesleki Yeterlilik belgesi(SRC 2)
d-100 km.ye kadar olan gezilerde “Y” yetki belgesi
e-100 km.nin üzerinde olan gezilerde “D2” yetki belgesi
f-Araçların “Zorunlu Mali Sorumluluk(trafik) sigorta poliçesi, “Karayolu Yolcu
g-Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigorta Poliçesi”, “Karayolu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi”
h-Araç, yüklenici tarafından kiralanmış ise yüklenici tarafından onaylanmış sözleşme sureti
ı-Gezi Planı ve T.C.Kimlik numaralarının da yazıldığı geziye katılacak öğrenci, öğretmen ve idareci isim listesi

–Diğer Belgeler–

a-Konaklanacak yer ile ilgili rezervasyon belgesi
b-Araç oturma planı
c-Gezi, tanıtım ve turizm kulübü çalışma planı
d-Araç Uygunluk Tespit Belgesi
e-Üst Yazı Örneği(İl İçi)(Yazınız örneğe uygun olmalıdır)
f-Üst Yazı Örneği (İl Dışı)(Yazınız örneğe uygun olmalıdır)

 Okul Gezileri İçin Düzenlenecek Belgeler ve İlgili Yönetmelik ve Genelgeler

İstanbul Bilgi Üniversitesi lköğretim seviyesindeki çocukların Atatürk algısını tespit etmek için bir araştırmaya imza attı.

Biri özel iki okulda 60 öğrenciye uygulanan ankette çocuklara, “Atatürk sizce nasıl biridir?“, “Atatürk’ü en çok hangi özelliği ile hatırlıyorsunuz?” ve “Atatürk şu an yaşıyor olsaydı hayatımızda bir fark olur muydu?” şeklinde üç soru soruldu.

“Atatürk sizce nasıl biridir?” diye sorulan çocukların
-Yüzde 85’i, Atatürk’ü “Borçlu olduğumuz kişi“,
-Yüzde 33.3’ü “kurtarıcı“,
-Yüzde 31.6’sı “lider“,
-Yüzde 30’u ise “ışık” olarak tanımladı.
-Yüzde 16.6’sı ise Atatürk için “kahraman” dedi.

Çocukların “Atatürk’ü en çok hangi özelliği ile hatırlıyorsunuz?” sorusuna verdikleri yanıtlarda ise Atatürk’ün dayısının çiftliğine gidişi, kargaları kovalayarak zaman geçirmesi ve köyde okul olmayışı başı çekti (Yüzde 60).

Atatürk yaşıyor olsaydı hayatınızda bir fark olur muydu?” sorusuna çocukların yüzde 93.3’ü “evet” diye yanıt verdi. “Ne gibi bir fark olurdu?” sorusuna ise ilginç cevaplar geldi. Çocukların;

-Yüzde 66’sı Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmiş olurduk.
-Yüzde 62.5’i “Daha çağdaş ve modern bir ülke olurduk
-Yüzde 55.3’ü “Sokakta kapalı ya da çarşaflı insan kalmazdı“,
 -Yüzde 17’si “Atatürk yaşasaydı herkes okurdu“,
-Yüzde 14.2’si “Dayak yiyen kalmazdı“,
-Yüzde 7.1’i ise “Tayyip Erdoğan başbakan olmazdı” ve “IMF’ye borçlanmazdık” yanıtını verdi.

Domuz gribi salgınının etkilerini en aza indirmek amacıyla okulların sömestir tatilinin erkene çekilmesi gündemde.
 
Sağlık Bakanlığı, domuz gribi salgının yayılma hızını azaltmak için aşı başta olmak üzere çeşitli tedbirler almaya devam ederken Milli Eğitim Bakanlığı da okulların gireceği yarı yıl tatilini erkene çekebilecekleri açıklamasında bulundu. Okullarda 23 Ocak’ta başlayacak olan sömestir tatilinin öne çekilmesiyle önce veliler rahat bir nefes alacak. Okullarda yapılacak aşılamanın ardından eğitim ve öğretime bir süre ara verilecek. Ardından da sömestir tatili öne çekilecek. Milli Eğitim Bakanlığı okullarda müfredat programını hızlandırırken, yazılı sınavlar da öne çekildi.

EĞİTİM PROGRAMI HAZIRLANIYOR

Ancak bu uygulamanın karşılığında okulların yazın eğitim ve öğretim yapması da gündemde. Konuyla ilgili açıklama yapan Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu “Henüz kesinleşmiş bir takvim yok. Ama sömestir tatili duruma göre öne çekilebilir. Okulların tatil edilmesi, geçici veya süreli olarak kapatılması, sömestir tatilinin erkene çekilip, ileriye alınması gibi tedbirler, buna ilişkin çalışmalar devam ediyor. Ancak kesinleşmiş bir şey yok” dedi. Öte yandan okullarda aşılama programı velilerin iznine göre pazartesi gününden itibaren başlayacak. Velilerden aşıyla ilgili form alınıyor. Aşılanan çocuklara belli süre rapor verilecek.

H1N1 en çok elle bulaşıyor

İnönü Üniversitesi (İÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Kızılay, domuz gribinin en çok elle bulaştığını söyledi. Prof. Dr. Ahmet Kızılay, “Ateş, boğaz ağrısı, boğaz kuruluğu, halsizlik ve öksürük geçirenlerin hepsine domuz gribi vakası koyuyoruz. Çünkü Dünya Sağlık Örgütü böyle kabul ediyor. Şu anda hiç test yapmaya gerek yok. Eğer geçirdiyseniz, siz domuz gribi geçirdiniz” dedi. Gribin aşı ile önlenebilir bir hastalık olduğunu belirten Kızılay “En çok insanlar arasında dolaşma ve bulaşma elle oluyor. Virüs kapı koluna bulaşmışsa, o kapı kolunu tutan herkes, grip virüsünü almış oluyor. Para da virüsün yayılmasında en önemli araçlardan biri” dedi.

Omega-3 yağ asidinin bilinen faydalarının yanısıra, dikkat eksikliği için de öneriliyor
Özellikle hiperaktif çocukların en önemli sorunu olan dikkat eksikliği, Omega-3 yağ asidi içerikli şuruplar, rahatsızlığın giderilmesinde önemli rol oynuyor..

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Hasan Koç, ”özellikle hiperaktivite gözlenen çocuklarda, Omega-3 yağ asidi içerikli şuruplar, rahatsızlığın giderilmesinde büyük yarar sağlıyor. Bunu hastalarımızda net bir şekilde gözlemliyoruz” dedi.

Hamilelik sırasında dengeli beslenmeyen annelerin çocuklarında vitamin ve mineral eksikliğine bağlı olarak bazı rahatsızlıklar görüldüğünü de söyleyen Koç, ”hamilelik ya da bebeklik döneminde, beyinsel gelişim için gerekli vitamin ve mineralleri alamayan çocuklar için, Omega-3 yağ asidi takviyesi önerilmektedir” dedi.

“Yararlı olduğu bir başka rahatsızlık ise dikkat eksikliği”

Omega-3′ün balık yağında bulunduğunu belirten Koç, “bu vitamin grubunun yararlı olduğu bir başka rahatsızlık ise ilköğretim çağındaki çocuklarda sıkça görülen dikkat eksikliği” dedi.

Şurupların düzenli kullanımının dikkat toplama güçlüğünü azalttığını da söyleyen Koç, “bu şuruplardan, 1-6 aylık bebeklere günde bir çay kaşığı, 7-12 aylık bebeklere bir tatlı kaşığı, bir yaş üzeri çocuklara ise bir yemek kaşığı içirilebilir. Söz konusu ilaçların, hekim gözetiminde kullanılmasında yarar var” diye konuştu.

“Avrupa’daki araştırmalar gelişmeyi ortaya koyuyor”

Türkiye’de Omega-3 yağ asidi kullanımıyla ilgili bilimsel bir araştırmanın yapılmadığını da vurgulayan Koç, “Avrupa’da yapılan araştırmalar, vitamin-mineral eksikliği tespit edilen çocukların, Omega-3 yağ asidi verilmesiyle beyinsel gelişme gösterdiğini ortaya koyuyor” dedi.

Koç, vitamin bileşeninin, tüm yaş grupları tarafından da kullanılabileceğini söyledi.

2008
Vücudumuzda Sistemler
4
Kuvvet ve Hareket
2
Yaşamımızdaki Elektrik
2
Maddenin Yapısı ve Özellikleri
5
Işık
2
İnsan ve Çevre
2
Güneş Sistemi ve Özellikleri
1
TOPLAM
18
İLKÖĞRETİM 7.SINIF SBS SOSYAL BİLGİLER SORU ANALİZLERİ
KONULAR
2008
İletişim ve İnsan İlişkileri
2
Ülkemizde Nüfus
4
Türk Tarihinde Yolculuk
4
Ekonomi ve Sosyal Hayat
4
Zaman İçinde Bilim

Yaşayan Demokrasi
2
Ülkeler Arası Köprüler
2
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
3
TOPLAM
18+3=21
Not: İlköğretim 7 Sosyal Bilgiler Testinde 18 soru bulunmaktadır. Ancak bu testte, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersini görmeyen adaylar için 3 tane de tercihli soru vardır. Bu nedenle yukarıdaki tabloda toplam soru sayısı 21 olarak görülmektedir.

İLKÖĞRETİM 7.SINIF SBS MATEMATİK SORULARININ ANALİZİ
KONULAR
2008
Tam Sayılarla Çarpma İşlemi
1
Tam Sayılarla Bölme İşlemi

Rasyonel Sayıları tanıyalım
1
Rasyonel Sayıları Sıralayalım

Düzlemdeki Doğrular
2
Rasyonel Sayılarla Toplama işlemi

Rasyonel Sayılarla Çıkarma işlemi

Rasyonel Sayılarla Çarpma işlemi

Rasyonel Sayılarla Bölme işlemi

Cebirsel İfadeleri toplama

Cebirsel İfadeleri Çarpma
1
Bir Bilinmeyenli Denklemler

Problemler

Çember ve Daire

Doğru Orantı
1
Ters Orantı

Çokgenler

Çokgenlerin Eşliği ve Benzerliği
1
Bayrağımızı Çizelim

Hayatımızdaki Grafikler
2
Rasyonel Sayılarda Adım Adım İşlemler
1
Rasyonel Sayı Problemleri

Doğrusal Denklemler ve Grafiği
1
Faktöriyel ve Permütasyon

Ayrık Olan Olaylar ve Ayrık Olmayan Olaylar

Olasılığın Geometriyle İlişkisi
1
İçi Çokgen Dolu
1
Üslü Nicelikler

Örüntüler ve İlişkiler
1
Yüzde Problemleri
1
Bilinçli Tüketim Aritmetiği

Faiz Problemleri

Geometrik Cisimler

Kenar Alan Çevre Ayrılmazlığı
1
Çember ve Daire
1
Dik Dairesel Silindirin Alanı ve Hacmi
1
TOPLAM
18

İLKÖĞRETİM 7.SINIF SBS İNGİLİZCE SORULARININ ANALİZİ
KONULAR
2008
Emir Kipi
1
The Present Simple Tense
1
Obligations (Zorunluluklar)
1
Family (Aile)
1
Speaking (Konuşma)
1
The Present Continuous Tense
1
Likes and dislikes
1
Weather Conditions (Hava Şartları)
1
Ability (Beceri)
1
Numbers
2
Prepositions
2
Jobs
1
TOPLAM
15
Kaynak: güvender

Geçen öğretim yılında yani 2008 de  ilköğretim öğrencilerinin girdiği  sbs sınavındaki soruların derslere göre konuları, çıkan soruların sayısı aşagıda verilmiştir.

Öğrencilere bir fikir verecektir.

Tür ve Şekil Bilgisi
2
Yazım (Ses, İmla, Noktalama) Bilgisi
soru yok
Sözcükte Anlam
2
Cümlede anlam
4
Parçada Anlam
10
Sözcük Türleri (Zarflar, Fiiller, Ek Fiil)
3
Sözcüğün Yapısı (Birleşik fiiller)

Grafik-Tablo Okuma

TOPLAM
21

2010 Ygs ve Lys hakkında bilgileri sizin için derledik.
Birinci Aşama : Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS)

YGS de yer alacak testler:

1. Türkçe testi

2. Temel Matematik testi

3. Sosyal Bilimler testi

4. Fen Bilimleri testi

İkinci Aşama : Lisans Yerleştirme Sınavları (LYS)

LYS-1: Matematik Sınavı (Matematik, Geometri)

 

LYS-2: Fen Bilimleri Sınavı (Fizik, Kimya, Biyoloji)

LYS-3: Edebiyat-Coğrafya Sınavı (Türk Edebiyatı, Coğrafya-1)

LYS-4 : Sosyal Bilimler Sınavı (Tarih, Coğrafya-2, Psikoloji, Sosyoloji, Mantık)

LYS-5: Yabancı Dil Sınavı (Almanca / Fransızca / İngilizce)

Fen, mühendislik vb. programlara girmek isteyen adaylar:

1. Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS)

2. Matematik Sınavı (LYS-1)

3. Fen Bilimleri Sınavı (LYS-2)

Sosyal bilimler, edebiyat, vb. programlara girmek isteyen adaylar:

1. Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS)

2. Edebiyat-Coğrafya Sınavı (LYS-3)

3. Sosyal Bilimler Sınavı (LYS-4)

İktisat, işletme, vb. Programlara girmek isteyen adaylar:

1. Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS)

2. Matematik Sınavı (LYS-1)

3. Edebiyat-Coğrafya Sınavı (LYS-3)

Yabancı dil vb. Programlara girmek isteyen adaylar

1. Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS)

2. Yabancı Dil Sınavı (LYS-5)

2010 yılı Seviye Belirleme Sınavı (SBS) ile Parasız Yatılılık ve Bursluluk Sınavı (PYBS) tarihleri açıklandı.

6. SINIF 2010-SBS
2009 – 2010 öğretim yılı 6. sınıf Seviye Belirleme Sınavı (SBS) ve 2010 6. sınıf Parasız Yatılılık ve Bursluluk Sınavı tarihi : 12 Haziran 2010

7. SINIF 2010-SBS
2009 – 2010 öğretim yılı 7. sınıf Seviye Belirleme Sınavı (SBS) ve 2010 7. sınıf Parasız Yatılılık ve Bursluluk Sınavı tarihi 06 Haziran 2010

8. SINIF 2010-SBS
2009 – 2010 öğretim yılı 8. sınıf Seviye Belirleme Sınavı (SBS) ve 2010 8. sınıf Parasız Yatılılık ve Bursluluk Sınavı tarihi: 05 Haziran 2010

ZAMİRLER – ADILLAR İLE İLGİLİ TEST SORULARI (2)

 

1. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde, soru anlamı kişi zamiriyle sağlanmıştır?

a)      Bu durumu kazara mı gördü?

b)      O olayı bana kim aktaracak?

c)      Okula sizi bu mu getirdi?

d)      Sizi buradan hangisi götürecekti?

e)      Bu konuyu onlara ben mi aktaracağım?

 

2. “Bu taşındır, diyerek  Kabe’yi diksem başına” cümlesindeki “bu” sözcüğünün özdeşi olan “o” sözcüğü aşağıdakilerden hangisinde kullanılmıştır?

a)      O kitapta çok örnek var.

b)      Seninle o yere gidelim mi?

c)      Seni o adam yine aradı.

d)      O, yarın yeniden tamir edilecek.

 

3. “bu” sözcüğü, aşağıdaki dizelerin hangisinde tür bakımından ötekilerden farklıdır?

a)      Kolay değil bu dünyada ayrılmak.

b)      “Bu taşındır.” diyerek Kabe’yi diksem başına.

c)      Bu eller miydi resimleri tutarken uyuyan.

d)      Gönlüm bu sevincin heyecanıyla kanatlı.

e)      Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden.

 

4. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde soru zamiri vardır?

a)      Arkadaşım Ankara’ya ne zaman gelmiş?

b)      Bu tabağı buraya kim koymuş olabilir?

c)      Ben de onunla gidebilir miyim?

d)      Kaçıncı katta oturuyormuş?

e)      İstanbul’a ilk kez mi gidiyorsun?

 

5.

1.      Bu çocuğu bağrına bastı.

2.      Bu yapıtı bizi oldukça etkiledi.

3.      Bu sadece gerçek yeteneklerin sergisidir.

4.      Bu iş, çığırından çıktı.

5.      Bu kapı, arka sokağa açılıyor.

Yukarıdakilerden hangisinde “bu” sözcüğü değişik türde kullanılmıştır?

a) 1              b) 2            c) 3             d) 4             e) 5

 

6. Aşağıda verilenlerin hangisinde “Bu konuda çoğu bizi destekler.” cümlesindeki altı çizili sözcüğün türce özdeşi görülmez?

a)      Birkaçı bu yöne geliyordu.

b)      Burada hepsi bizi çok sever.

c)      Biri bu konuları iyi eleştiriyor.

d)      Bu konuda bazı kişiler ses çıkarmıyor.

e)      Birtakımı bu olaylarla uzaktan uzağa uğraşıyor.

 

7. Aşağıda verilen cümlelerin hangisinde “bu” dan sonra virgül getirilirse sözcüğün türü değişmez?

a)      Bu kitapları sana getirdi.

b)      Bu işi tek başına yaptı.

c)      Bu olaya tek tanıktı.

d)      Bu zaten olayı abartıyor.

e)      Bu gücünü iyi kullandı.

 

8. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde “-ki”, eklendiği sözcüğü sıfatlaştırmıştır?

a)      Seninki en güzel resim seçildi.

b)      Vitrindeki elbiseler çok güzeldi.

c)      Dışarıdaki sizin arabanız mı?

d)      Yukarıdakiler sesimizi duyuyor mu?

 

9. “o” sözcüğü aşağıdakilerin hangisinde sıfattır?

a)      O gün hava çok soğuktu.

b)      Keşke o seni dinleseydi.

c)      Bu işlerin hepsini o yaptı.

d)      Bence o bir sanat şaheseridir.

 

10. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde ilgi zamiri vardır?

a)      Masadaki değerli bir vazoya benziyor.

b)      Karşıdaki okul bu sene eğitime başladı.

c)      Çantadaki delikten kalemlerim düşmüş.

d)      Akşamki filmi herkes çok beğenmiş.

 

CEVAPLAR: 1.b    2.d    3.b    4.b    5.c    6.d    7.d    8.b    9.a    10.a

Fen Lisesi Kayıt için Gerekli Belgeler:

– MEZUNİYET BELGESİ, ( Diplomanın aslı )
– NÜFUS CÜZDAN SURETİ (Aslı ve fotokopisi)
– YERLEŞTİRME SONUÇ BELGESİ (Mezun olunan ilköğretim okulundan alınacak)
– İLK ÖĞRETİM OKULUNUN 6.ve 7. SINIFINDA TÜRKÇE, MATEMATİK ve FEN BİLGİSİ DERSLERİNİN HER BİRİNİN YIL SONU NOTUNUN EN AZ “ORTA” ve BU DERSLERİN YIL SONU NOTLARININ AĞIRLIKLI ORTALAMASININ EN AZ “ 4.00” OLDUĞUNU GÖSTEREN BELGE (Mezun olduğu ilköğretim okulundan alınacak)
– BURSLULUK BELGESİ (Burslu okuyan öğrenciler mezun oldukları okuldan alacaklar)
– 6 ADET POSTA PULU/ 6 ADET ZARF
– İKAMETGAH BELGESİ
– 2 ADET VESİKALIK FOTOĞRAF

ÖSS tercihlerinde püf noktalar

 ÖSS tercihlerinde püf noktalar

Ancak, adayların ilgi duydukları, mevcut eğitim ve maddi durumlarına uygun bölümleri seçmelerinin yanında, tercih kılavuzunda belirtilen bölümleriyle ilgili özel şartları taşıdıklarını da kontrol etmeleri gerekiyor.

Örneğin kılavuzda, ”arıcılık” bölümünde okumak isteyen adaylara, arı sokmasına karşı alerjisi olmaması şartı, ”tekstil teknolojisi”, ”diş protez teknolojisi”, ”ortopedik protez ve ortez” ve ”eser koruma” bölümleri ile adalet meslek yüksekokullarında okumak isteyen adaylara ise başarılı olabilmek için elleri ve parmakları ustalıkla kullanabilmenin önemli olduğu hatırlatılıyor.

Ayrıca, ambulanslarda görev yapacak paramedik adaylarına, sürücü belgesi almaya engel olmayan bir beden yapısı ve ruh sağlığına sahip olmaları, 2. sınıfta ambulans kullancaklarından ehliyet alabilmek için en az 17 yaşında olmaları, kurtarma ve taşıma işlerinde iki kişilik bir ekipte çalışırken sedyedeki hastayı ekip arkadaşıyla taşıyabilecek beden ve fizik yeterliliğine sahip olmaları gerektiği belirtiliyor.


DENİZCİLERİN ŞARTLARI AĞIR
Kılavuza göre, gemicilikle ilgili bölümlerde okuyacak öğrenci adaylarının, ideal boy ve kiloda olmaları, dilinde kekemelik, pelteklik, tutukluk bulunmaması, renk körlüğü ve şaşılığının olmaması kulaklarının ise arızasız olması gerekiyor.

Ayrıca, ”deniz ve liman işletmeciliği” bölümünü tercih edecek adayların da yüzme, dalma, can kurtarma ve denize dayanıklı olmalarına engel teşkil edecek sağlık sorunları olmaması isteniyor.

”Atçılık ve antrenörlüğü” bölümünde okuyacak öğrenci adaylarının ise eğitimleri sırasında meydana gelebilecek istenmeyen durumlara karşı ferdi kaza sigortası yaptırmak zorunda olduğu belirtiliyor.

 (AA)

http://www.haber7.com

Bugün gazetesi 09 Haziran Salı günkü yayınında öğrencilere küçük tüyolar vermeyi ihmal etmedi. Bu tüyolar genelde sınav esnasında sizlere küçük ipuçları verecek ve neler yapmanız konusunda yardımcı olacak.

ÖSS öncesi alanında uzman isimler, BUGÜN Gazetesi ÖSS yazı dizisinde bir araya geldiler. ÖSS’ye girmeyi hedefleyen yüz binlerce öğrenciye sürpriz sınav tüyolarının verildiği yazı dizisinde; Fem Dershanesi Uzmanları sınav öncesi, sınav anı ve sonrasında öğrencilerin bilgilerini en iyi şekilde kullanmanın yollarını ve ailelerin çocuklarına hangi konularda destek vereceklerini sıraladı.

Beslenme ve Diyet uzmanı Nilber Karaman, öğrencilerin son günlerinde nasıl beslenmesi gerektiği hakkında bilgi verdi. Kaygının öğrencilerin başarısını düşürdüğünü belirten Prof. Dr. Arif Verimli ise, telaş ve kaygıdan kurtulmak için uygulanan egzersiz tekniklerini anlattı.

2 008 – 2009 eğitim-öğretim yılının sona ermesine sayılı günler kala öğrencileri sınav heyecanı sardı. 6 Haziran’da 8. sınıf öğrencilerinin girdiği Seviye Belirleme Sınavı’yla başlayan sınav maratonunu 7 Haziran’da 7. sınıfların sınavı izledi.

Onu 13 Haziran’da 6. sınıfların gireceği seviye belirleme sınavları takip edecek. Seviye Belirleme Sınavları’nın ardından 14 Haziran’da ÖSS (Öğrenci Seçme Sınavı) yapılacak. Haziran boyunca öğrencileri terletecek sınavlar 21 Haziran’da üniversitelerin yabancı dil programlarında okumak isteyen öğrencilerin katılacağı Yabancı Dil Sınavıyla (YDS) sona erecek.

BAŞARININ PÜF NOKTALARI

S ınavlara girmeyi hedefleyen yüz binlerce öğrenci, uzun bir hazırlık sürecini geride bıraktı. Bu hazırlık dönemi nasıl geçmiş olursa olsun, bugünlerde hemen hemen bütün adaylar stres, yorgunluk, isteksizlik, sinirlilik, karamsarlık, durgunluk, kendine güvende azalma ve çalışma temposunun düşmesi gibi durumlar yaşıyorlar. Bütün bunların altında ise, beklentilere ulaşamama düşüncesinin doğurduğu kaygı yatıyor. Bu dönemde öğrencilerin uyku ve yemek düzenin bozulabileceği, olaylara karşı hassaslaşabileceklerini söyleyen uzmanlar, bu duygu durumundan kurtulmanın ve sınavın üstesinden gelmenin sanıldığı kadar zor olmadığını söylüyorlar.

AiLELER NE YAPMALI?

Kaygıyı gidermenin yollarından biri de çocukla yapılacak olan iletişimdir. Çocuğunuzla sınav öncesinde kendisini nasıl hissedip değerlendirdiğine yönelik konuşmalar yapın, gerekiyorsa sadece dinleyin. Sınav öncesinde öğrenciyi kaygılandıran, telaşlandırıcı tavır ve davranışlardan kaçının.

Eleştirel bir gözle değerlendirme yapmayın. Çocuğunuzun sizden beklediği tek şey, kendisini objektif bir şekilde değerlendirmeniz ve sonuç ne olursa olsun onun yanında olduğunuzu hissettirmenizdir. “Ben olamadım, o olsun” anlayışı ile gençler zorlanır, baskı altında tutulur. Çocukların istek ve ideallerinin sizinkinden farklı olabileceğini unutulmamak gerekir.

KIYASLAMAKTAN VAZGEÇİN

Çocuğunuzun başarısını başkaları ile kıyaslamanız onu hem üzecek hem de aile ile olan iletişimi zedeleyecektir. Nasıl ki insanların fiziksel özellikleri aynı değilse başarıları da aynı olmayabilir. Onu başkaları ile değil daha önceki kendi başarılarıyla kıyaslayın.

SINIRLARI ZORLAMAYIN

Beklentiler, çocuğun kapasitesi üstünde olduğunda sonuç da başarısız olur. Bu durum ise çocuğu suçluluk psikolojisine iter. Anne-baba olarak göreviniz çocuğunuza iyi bir eğitim sağlamak kadar, ona hayatı sevdirmek ve yaşama sevincini aşılamak da olmalı.

ÇOCUKLARINIZI KORKUTMAYIN

E ğer aileler çocuklarının yerine yarışıyorsa, onları tanımıyorsa, kapasiteleri veya yetenekleri dışında beklentileri varsa; sürekli çocuklarını birileriyle karşılaştırıyorsa, sürekli olarak mutlaka kazanmaları gerektiğini telkin ediyorsa bu durum çocukta kaygıya neden olabilir.

DOĞRU BiLDiĞiMiZ YANLIŞLAR

Bazen ailelerin çocuğa yardım olsun, onları sınava motive etsin diye bir takım yaklaşımlar sergilemesi olumsuz tepkilere neden olabiliyor. Örneğin, sınavın yaklaşmakta olduğunu sürekli çocuklarınıza hatırlatma, rahatlar düşüncesiyle sık sık “sana güveniyoruz”, “sen yaparsın” ya da “kazanırsın, merak etme” türünde konuşmalar yapma; doğru bildiğimiz yanlışlardandır.

SON GÜNLERİ NE ŞEKİLDE DEĞERLENDİRMELİ?

S ınava hazırlanan ve sınava girenlerin çok iyi bildiği gibi, sınav öncesinde kaygı seviyesi yavaş yavaş yükselir. Sınav yaklaştıkça yükseliş artar. Sınav başlangıcında zirveye çıkar. Sınav süresi içinde düşüş gösterir. Sınav sonunda kişinin beklenti ve başarısıyla değişen durulma dönemi başlar. Bu evre dahilinde sınavın sonucu alınıncaya kadar belirli bir kaygı söz konusudur.

KAYGININ TEMELİNDE KORKU VAR

Kaygıyı oluşturan faktörler; kendine güvensizlik, karamsarlık, ailenin yanlış tutumları, daha önce yaşanmış başarısızlıkların tekrarlanabileceği endişesi, beklentiler, imkânsızlıklar, bilgisizlik, hedefin belirsizliği, plansızlık, çalışma metotlarını bilmemek, danışılacak kişilerin olmaması, arkadaş çevresinin olumsuz telkinleri, öğrencinin önünde başarılı bir örnek olmaması, aileden kalıtım yoluyla getirilen tutumlar şeklinde sıralanabilir.

KAYGININ AZI YARARLI ÇOĞU ZARARLI

Başarının sağlanabilmesi için aşırı olmayan bir kaygıya ihtiyaç olduğunu ifade eden FEM Dershanesi uzmanları, bir miktar kaygının sorumluluk duygusunu getireceğinin unutulmaması gerektiğini söyledi. Uzmanlar, “Yarın yazılısı olan bir öğrencinin kendisinde çalışmak için itici bir güç bulacak kadar kaygı taşıması normal” dediler.

İŞLEM HATALARINI NASIL ÖNLEYEBİLİRİZ?

İlk olarak acelecilikten kaynaklanan işlem hatalarından söz etmek gerekir. Sınav sadece bilgiyi ya da bilgiyi kullanma becerisini, yorumlama gücünü ölçmüyor. Öğrencinin belli bir sürede soruları cevaplamasını da istiyor. Dolayısıyla süreye karşı yarış halinde olan öğrenci eğer makul sürede soruları cevaplayamıyorsa aceleci davranarak soruları yanlış okuyor ve çoğu zaman da işlem hatası yapıyor.

Genelde öğrenciler, bu noktadan sonra sorulara ön yargılı yaklaşıyor ve paniklemeye devam ediyor. Bu sorunların üstesinden gelebilmek için öncelikle soruları okurken heyecanlanmamalı ve dikkatli olmalıyız. Farklı soru türleri okumak ve çok soru çözerek de soru teknikleri hakkında bilgi sahibi olunabilir.

SORULARI KALEMLE ÇÖZÜN

Sorulara en kısa zamanda yanıt vermek isteyen öğrenciler, kurşun kalem kullanmadan kafadan yapılan hesaplamalarla doğru cevaba ulaşmaya çalışırlar ve sonuç genelde hüsran olur. O nedenle mutlaka kalem kullanarak soruları çözmek gerekir. Çözümün bu şekilde yapılması sınav sonunda öğrencilere cevaplarını kontrol etme imkanı da sağlayacaktır.

HER SORUYU YANITLAMAYA ÇALIŞIN

Bazı öğrenciler, bir soruyu bile yanlış cevaplandırdığında bütün sorularını yanlış yapacakmış hissine kapılıyorlar. Konuyu çok iyi bilen öğrenciler bile diğer sorulara konsantre olmakta güçlük çekerler. Genelde bu durum, sınava çok çalışmış öğrencilerin “kazanmazsam ne yaparım” sorusunu akıllarından bir türlü çıkaramamalarından kaynaklanır. Bu nedenle öğrencilere “soru çözmeye başlarken bütün sorunlarınızı unutun sadece soruya odaklanın” tavsiyesinde bulunuruz.

REHBER NEDİR?  REHBERLİK NEDİR?

 

       Günlük dilde rehber, kılavuz, yol gösterici, başka kişilerin amaçlarına en kısa yoldan, sağlıklı bir biçimde ulaşmaları için yol gösteren, gidilecek yeri, yerin özelliklerini  ve yolları, güzergahları ve özelliklerini bilen, gidilecek yer ve yolları hakkında geniş ve doğru bilgilere sahip olan, kendisine gereksinmesi olanlara açıklamalarda ve tanıtımlarda bulunan, yol gösterme, açıklama ve tanıtma yöntem ve tekniklerini iyi bilen kişiye denir. Rehberler, çalışma alanlarında uzman kişilerdir.

        Bu genel tanımına bakarak rehberin işlevinin, gereksinmesi olan kişilere yardım etmek olduğu açıkça ortadadır. Öyleyse rehberi, “kendisine gereksinmesi olan kişilere yardım eden kişidir.” diye kısaca tanımlayabiliriz. Rehberin tanımı bu biçimde kabul edildiğinde rehberlik de “gereksinmesi olan kişilere kılavuzluk etme, yol gösterme, onların amaçlarına, hedeflerine sağlıklı olarak ulaşabilmeleri için yardım etme işi” olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla, “Rehberin işi, gereksinmesi olanlara rehberlik etmektir.” yargısı ortaya çıkar.

        Örnek olarak bir turizm rehberini ele alalım. Turizm rehberi, rehberlik yaptığı bölgedeki turistik denilebilecek her yeri, gidilecek yolları ve nasıl gidileceğini tüm özellikleriyle bilir. Ancak yalnızca gidilecek yerin ve yollarının özelliklerini bildiği gibi o yerin özelliklerine göre, o yere gidebilecek insanların ne olması gerektiğini de bilir, bilmelidir.

        Van kentimize kadınlı erkekli, genç, yaşlı ve çocuklardan oluşan 30 kişilik bir turist grubu geldiğini ve Ağrı Dağı’nın zirvesine çıkmak istediklerini varsayalım. Grubun amacı nedir? Tatillerini iyi biçimde değerlendirmek, yeni yöreler tanımak. Hedefi nedir? Ağrı Dağı’nın zirvesine çıkmak. Tanımadıkları bu yörede, amaçlarını gerçekleştirmek ve hedeflerine ulaşmak için ne yapmaları gerekiyor? Tabii ki kendilerine, yöreyi, yolları, güzergahları, konaklama yerlerini, yollardaki olumsuzlukları, tehlikeleri çok iyi bilen bir rehber gerekiyor. Bir turizm bürosuna giderek rehberi buluyorlar. Rehber, turist grubuna gidilecek yolların ve zirvenin özelliklerini, yolculuk süresince oluşabilecek olumsuzlukları, tehlikeleri, alınacak önlemleri, çıkışın kaç gün süreceğini, nasıl inileceğini, ne gibi araç ve gereçlere gereksinmeleri olduğunu, belli bir yere kadar minibüsle daha sonrada yaya olarak yola devam edileceğini açıklıyor. Fakat, gruba baktığında 70 yaşlarında ihtiyarların ve 8-10 yaşlarında birkaç çocuğun bulunduğunu görünce, yaşlıların ve çocukların bu yolculuğa dayanamayacaklarını, bu nedenle gelmemeleri gerektiğini söylüyor. Ayrıca grup içerisinde kalp,akciğer, astım vb hastaların bulunup bulunmadığını soruyor. Varsa onların da gelmemelerini istiyor ve sorumluluk alamayacağını söylüyor. Hatta, işi daha da ileri götürerek, sorumluluk almamak için, hastalarından “bu yolculuğa, tırmanışa uygundur” diye birer doktor raporu istiyor. Böylece rehberlik edeceği kimseleri tanıma yoluna gidiyor, onları riske sokmaktan çekiniyor. Sağlık testinden geçen turistlerden uygun görülen 18 kişi ile tırmanışa çıkılacağı belli oluyor. Ve yolculuk için gereken yiyecek, su, ilaç, harita, pusula, diğer araç gereçler hazırlanıyor ve belirlenen en uygun zamanda yolculuğa çıkılıyor.

        Bu örnekte rehberin yaptığı iş nedir? 18 kişilik bir turist grubuna dağa tırmanmak, amaçlarını gerçekleştirmeleri, hedeflerine ulaşabilmeleri için işi yolu yordamı bilen bir kişi olarak yardım etmektir.

        Şimdi de şöyle düşünelim: Söz konusu turist grubu, rehbere, yardıma gereksinmeleri olmadığın, ellerinde harita olduğunu, haritadan yararlanarak dağın zirvesine ulaşabileceklerini söylüyorlar. Kimseye zorla rehberlik yapılmaz. Yardım gereksinmesi olana ve yardım isteyene, yardımı kabul edene yapılır. Ve, 30 kişilik turist grubu, rehber almadan kendi doğru bildiklerine, sandıklarına göre, kendi akıllarına göre çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek zirveye doğru yolculuğa başlıyorlar. Fakat yolların özelliklerini, güzergahları bilmedikleri için yanlış patikalara sapıyorlar, orman içlerinde nereye gittiklerini bilemeden günlerce yürüyorlar. Bu arada, çocuklar ve yaşlılar, bu yolculuğa dayanamıyor, mızmızlanmaya başlıyorlar, grup liderine bağırıp çağırıyorlar, biri kalp hastası, diğeri astım olan iki turist krizler geçiriyor ve bu durumda ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Çok kötü durumdalar. Herkes birbirini eleştirmeye başlıyor, yaşlıları ve çocukları, hastaları yanlarına aldıklarından, ve daha çok da bir rehber almadıklarından dolayı çok pişman oluyorlar, dönüşe karar veriyorlar. Hastaların kurtarılması için, önden iki kişiyi en yakın yerleşim birimine doktor bulmaya gönderiyorlar. Kısacası, gezileri zehir oluyor; amaçlarını gerçekleştiremiyor, hedeflerine  ulaşamıyorlar.

        Soru : Turist grubu neden bu duruma düştü?

        Yanıt : Çevreyi, yolları, yolların özelliklerini bilmedikleri, tanımadıkları için. Yalnızca bu kadar mı? Kendilerine ellerindeki haritaya ve eski bildiklerine güvendikleri için. 

        Soru : Neden pişman oldular?

        Yanıt: Tanımadıkları, bilmedikleri bir yerde, konuda, kendi kafalarına göre takıldıkları, rehber almadıkları, bilen birilerine danışmadıkları için.

        Atasözü ne diyor? “Danışan dağlar aşmış, danışmayan şaşmış, kalmış.”

        Bu öykücükten (anekdottan) rehberin, rehberliğin ve danışmanın, bilgilenmenin amaçlara ulaşmada ne denli önemli olduğunu anlamış oluyoruz.

       

REHBERLİĞİN ORTAYA ÇIKMASINI GEREKTİREN GELİŞMELER

        Rehberlik hizmetlerinin ortaya çıkmasına yol açan toplumsal, düşünsel ve bilimsel gelişmeler şöyle sıralanabilir:

        1. Meslek seçiminin zorlaşması : Teknolojik gelişme ile birlikte ortaya çıkan endüstrileşme ve kentleşme olgusu, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerini ortaya çıkaran koşulların başında gelmektedir. Gelişen endüstrileşme, meslek çeşidini hızla artırmış ve uzmanlaşma gerektiren mesleklerin doğmasına neden olmuştur. Bu da meslek seçme durumunda olan bir gencin karşısında seçeneklerin  artmasına yol açmıştır. Ve kişinin meslekleri algılayabilmesi ve kendisine uygun olanı seçebilmesi için onları yakından tanıması gereklidir. Bu nedenle 20. yüzyılın başlarında gençlere meslek olanaklarını tanıtmak üzere, sistemli hizmet verecek rehberlik örgütleri kurulmaya başlanmıştır. İlk meslek bürosunun kurulduğu yıl (1908 Amerika-Boston), meslek rehberliğinin başlangıcı ve meslek bürosunun kurucusu Frank Parsons da rehberliğin babası sayılmaktadır.

        2. Bireysel farkların eğitimde dikkate alınması zorunluluğu: Teknolojinin gelişmesi ve demokrasi ideallerinin benimsenmesi sonucunda temel eğitimin zorunlu hale getirilmesi ve yaygınlaştırılması, toplumun çok değişik kesimlerinden gelen ve yetenek, ilgi, değer ve eğitim gereksinmesi birbirinden farklı bireylerin aynı sınıflarda toplanmalarına yol açmıştır. Vaktiyle ortalama öğrencilere göre hazırlanmış olan öğretim programları, öğrencilerin çeşitlenmesiyle oluşan heterojen gruplarda yetersiz kalmış; programlar değişik gereksinmelere göre çeşitlendirilirken, öğrencileri de yeteneklerine, ilgilerine göre gruplama gereği ortaya çıkmıştır. Farklı öğretim programlarına, uygun öğrencilerin yerleştirilmesi için psikolojik incelemelerin yapılmasını ve öğrencilerin niteliklerine göre uygun programlara kendiliklerinden yönelmesini sağlamak üzere rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerine gerek görülmüştür.

        3. İlerici eğitim anlayışının benimsenmesi: Yirminci yüzyıla değin egemen olan klasik eğitim anlayışı, öğretimde başkalarının deneyimlerinin aktarılmasına ve zihin disiplinine önem vermekteydi. Bireysel farkları dikkate almayan böyle bir anlayış, öğrencinin akademik (bilgisel) başarısını en önemli ölçüt olarak almakta, derslerinde başarısız olan öğrenciyi, hemen her alanda başarısız saymaktaydı.

        Oysa, bu eğitim anlayışına bir tepki olarak ortaya çıkan İlerici Eğitim anlayışı, öğrenciyi eğitim ve öğretimin odak noktası yaparak onu duygu, düşünce ve değerleri ile bir bütün olarak görmektedir. Öğretmen, öğrencisinin her türlü gelişim sorunu ile ilgilenme ve öğretim etkinliklerini onun ilgi ve gereksinmelerine uyarlama sorumluluğunu duymaktadır. İlerici eğitim anlayışının uygulandığı okullarda öğrencilerin ilgi ve yeteneklerinin tanınması için rehberlik hizmetlerine gereksinme olduğu açıktır.

        4. Demokrat toplumlarda bireylere tanınan seçme özgürlüğü: Çağdaş toplumların benimsediği demokratik yaşama biçimi de rehberliği gerekli kılan koşulların başında gelmektedir. Demokratik toplumlarda hiç olmazsa ilke olarak, her bireye eğitim görme ve toplumdaki meslek ya da toplumsal sınıf hiyerarşisinin en üst basamaklarına yükselme hakkı tanınmıştır. Ancak bireylerin eğitim olanaklarından yararlanabilmeleri, sahip oldukları ekonomik olanaklar ve içinde yaşadıkları çevrenin kültürel değerleri, yani eğitime verilen önem ile sınırlıdır. Ekonomik ve kültürel olanakların kısır olduğu çevrelerde, ancak üstün yetenekli bireyler, engelleri aşarak toplumun üst düzeylerinde kendilerine bir yer kapabilmektedirler. Yani demokratik toplumlarda bir kimse çok çalışarak ve var olan olanakları kullanarak yeteneklerini geliştirebilir ve toplumsal konumunu ilerletebilir. Bireylerin seçme özgürlükleri arttıkça, karar verme durumunda sorumlulukları da artmaktadır. Doğru karar verme sorumluluğu ile karşılaşan bir kimse, seçenekleri daha yakından tanımak istemekte ve profesyonel bir yardıma gereksinme duymaktadır. İşte bu yardımı da rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri karşılamaktadır.

        5. Demokratik yaşamın karar verme gücüne sahip bireyler gerektirmesi: Gelişen teknoloji, daha çok yetişmiş insan gücü gerektirmekte, demokratik yaşam, daha bilinçli, tercihlerini daha akıllıca yapabilen bireylere gereksinime göstermektedir. Doğru karar verme gücü ailede, okulda ve diğer çevrelerde,  bireyin diğer bireylerle ilişkilerinde karşılaştığı seçme ve karar verme fırsatlarında geçirdiği deneyimlerle gelişmektedir. Rehberlik ve psikolojik danışma, bireye karar verme durumlarında plânlı ve sistemli yardımlar sağlayarak, onun karar verme becerisini geliştirmesine katkıda bulunmaktadır.

        6. Eğitimde bireyin duygusal yönüne verilen önemin giderek artması: İnsan, düşünen ve duygulara sahip olan bir varlıktır. Ancak, eğitimde insanın bilişsel yönüne fazlaca önem verildiği, duyuşsal yönünün ise ihmal edildiği görülmektedir. Öğretmenler, genellikle öğrenciyi yalnızca öğrenen zihinsel bir varlık olarak görmekte, tüm sorunlara akıl ve mantıkla yaklaşmasını beklemektedirler. Bilgi aktarımı her zaman ön plânda olmakta, öğrenme sürecinin gerisindeki etmenler çok kere göz ardı edilmektedir.

        İnsanın bir bütün olarak gelişmesi, duygusal dünyasının da anlaşılmasını ve geliştirilmesini gerekli kılar. Bir kimsede davranış değişikliği olabilmesi için kişinin önce o davranışının gerisindeki duyguyu fark edip yaşaması gerekir. Freud, insanın aklı ile değil, farkında olmadığı bir takım istekleri ile davrandığını ortaya koymuştur. Bugün, davranışların gerisinde bilinçli ya da bilinçdışı duyguların varlığı kabul edilmekte, bunların bastırılmadan, tam olarak yaşanmasının psikolojik sağlık için gerekli olduğu kabul edilmektedir. Duyguların incelenmesi ve yaşanması ise psikolojik danışma hizmetlerinin sağladığı bir yardımdır.

        7. Psikometride gelişmeler: İnsanlar arasında sayılamayacak kadar çok yönden farklar olduğu her zaman ve herkes tarafından bilinen bir gerçek olduğu halde bu özelliklerin bilimsel yollarla ölçülmeye başlanması 19. yüzyılın sonlarına rastlar. Bugünlere değin yapılan psikometrik çalışmalar, oldukça gelişmiş; artık bireysel farklar; kişinin kas gücü, tepki hızı, ağırlıkları ve sesleri ayırt etme gücü, zekâ derecesi, belleği, ilgi, beceri ve yetenekleri, kişilikleri, kesin denilebilecek biçimde ölçülebilir ve değerlendirilebilir duruma gelmiştir. Psikotekniğin “İşe göre adam, adama göre iş” biçiminde formülle nen temel ilkesi, psikometrik ölçümlerin gelişmesi sonucu değerini bulmuştur. Bugün okullarımızda öğrencilerin alan/bölüm, seçmeli ders ve meslek seçimleri konusunda kendi

 

gerçeğine uygun doğru seçmeler yapması, doğru kararlar vermesi için rehberlik ve psikolojik danışmaya gereksinmeleri olduğu ortadadır.

        8. Akıl sağlığına verilen önemin artması: Gelişmiş demokratik toplumlarda insana verilen değer, onun akıl ve ruh sağlığının korunması için yapılan girişimlerde de kendini göstermiştir. Akıl ve ruh sağlığını tehdit edici olumsuz yaşam koşullarının düzeltilmesi, akıl sağlığı merkezlerinin, çocuk rehberlik kliniklerinin açılması, bu anlayışla yapılan çalışmalara örnek sayılabilir.

        Rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri, öğrencilerin kişilik gelişimleri için en uygun ortamı yaratmak yolundaki çalışmaları ile akıl ve ruh sağlığının korunmasına ve geliştirilmesine en önemli katkıyı sağlamaktadır. Öte yandan bireylerin akıl ve ruh sağlığını koruma gereğinin anlaşılması, okullarda psikolojik danışma hizmetlerinin gelişmesine olanak sağlamıştır.

        Sonuç olarak;

        sıralanan ve açıklamaları yapılan rehberliği ortaya çıkaran gerekliliklerin, olumlu sonuçlar yaratabilmesi için okuldaki yönetici ve öğretmenlerin, rehberlik ve psikolojik danışma sürecine etkin bir biçimde katılabilecek düzeyde anlayış, bilgi ve beceri kazanmaları gerekmektedir.

 

REHBERLİK ANLAYIŞINDAKİ GELİŞMELER

 

        Rehberlik, 20. yüzyılın başlarında ABD’de ortaya çıkmış ve en çok bu ülkede gelişme göstermiştir. Avrupa ülkelerinde bu alanda ileri düzeyde bir gelişme görülmemektedir. Ülkemizde ise, özelikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, ABD’den etkilenerek rehberlikten söz edilmeye başlanmıştır.

 

ABD’DEKİ GELİŞMELER

 

      ABD’de geleneksel kültürün aktarılmasını amaçlayan eğitim programları, 20. yüzyılın başlarında hızla gelişen endüstrinin beklentilerine karşılık veremez duruma düşünce, çeşitli kuruluşlar, bireyleri bu yeni iş ve meslek yaşamının koşullarına hazırlamaya giriştirler. Bu yöndeki çalışmalar gelişerek birçok rehberlik modellerinin doğmasına yol açtı. Önce meslek rehberliği, sonra eğitsel rehberlik, daha sonra kişisel rehberlik ve psikolojik danışma gelişti.

 

      ABD’de Geliştirilen Rehberlik Modelleri

 

      Mesleksel Yardım Süreci Olarak Rehberlik

      1895 yılında George Merrill (Corc Meril), öğrencilere iş dünyasını tanıtmayı ve iş bulmalarına yardımcı olmayı amaçlayan bir çalışma başlatır. Bu çalışmayı, 1898-1907 yılları arasında, Jesse Davis (Ces Deyvis), meslek danışmanlığı biçiminde sürdürür ve 1907’de, Detroit’te okullarda, amacı, öğrencilerin kişilik gelişmelerine yardım etmek ve öğrencilere mesleksel bilgi vermek olan bir rehberlik programı uygulamaya koyar. 1908 yılında ise, Boston’da Frank Parsons, iş arayan niteliksiz göçmenlerin, kısa bir eğitimden geçirilerek endüstri bölgelerinde işe yerleşmelerine yardımcı olmayı amaçlayan bir meslek bürosu kurar. Eğitimci Parsons, bireylerin yeteneklerini, ilgilerini, kişilik özelliklerini ölçerek güçlü ve zayıf yönlerini ortaya çıkarmaya çalışıyor, değişik işlerin gerektirdiği nitelikleri belirli yor ve bu işlerin bireye sağladığı olanakları saptıyor, iş arayanlara bu konuda kitap, kitapçık incelemelerini, iş yerlerini gezmelerini ve çalışanlarla görüşmelerini tavsiye ediyordu. Bu rehberlik, bireyin işe girmeden önce, hangi işe uygun olduğunun yordanması niteliğindeydi. Parsons’un bu yaklaşımı, yalnızca meslek rehberliğine yönelik olduğu için sınırlı bir rehberlik yaklaşımı idi.

 

        Eğitimle Kaynaştırılmış Bir Süreç Olarak Rehberlik

      Kişiye, bir işe yerleşme yaşına gelince yardım etmenin “gecikmiş bir yardım”  olduğu düşünülerek, bu yardımın okul sıralarında, iş ve meslek yaşamının tanıtılması biçiminde yapılmasının daha uygun olacağı görüşü ağır basarak rehberlikle eğitimin kaynaştırılması yoluna gidildi. Bu çalışmalar sonucu okul programlarına grup rehberliği saatlerinin  konması, rehberliğin gelişmesine ve yayılmasına katkı sağlamıştır.

       

        Klinik Yaklaşım Süreci Olarak Rehberlik

      ABD’de Minnesota Üniversitesi’nde geliştirilen klinik yaklaşımda önce, bireyin ayrıntılı olarak incelenmesi; sonra da istediği kararları vermesine yardım edilmesi gerektiği ileri sürüldü. Bu yaklaşımda, sorunun güçlük derecesinin belirlenmesi, en önemli aşama sayılıyordu. Doğru tanı konduktan sonra, sorunu giderecek önerilerin belirlenmesinin kolaylaşacağı düşünülüyordu.

        Bu model, tanı için test, envanter gibi dışsal teknikleri de kullandığından, birçok ölçme aracının geliştirilmesine yardımcı oldu. Ölçme araçlarının ve kişisel dosya sisteminin geliştirilmesine yol açması, klinik yaklaşımın, rehberlik ve psikolojik danışmaya yaptığı katkılar olarak değerlendirilmektedir.

 

        Gelişimsel Yaklaşım Olarak Rehberlik

      Rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinde 1950’lere değin egemen olan bireyleri dışsal ölçme araçlarıyla tanıma ve çevre olanakları hakkında bilgilendirme anlayışı, 1950’den sonra kişinin kendini ve çevresini nasıl algıladığının değerlendirilmesi ile yer değiştirdi ve “kişiyi tanıma” amacının yerini de “kişinin kendini tanıması” amacı aldı.

        Bu görüşe göre, rehberlik ve psikolojik danışmadan yararlanan kişi, kendini ve çevresini doğru ve gerçekçi bir biçimde algılama ve gizilgüçlerini geliştirme olanağı elde ederek kendi kişisel değerleriyle toplumun beklentileri arasında bir denge kurabilecektir. Anlaşılacağı üzere gelişimsel yaklaşımda, kişinin kendini yönetebilen, kendisine uygun hedefler seçip, bu hedeflere ulaşmayı başaran bir kişi durumuna gelmesi amaçlanmaktadır

 

        Karar Vermeye Yardım Süreci Olarak Rehberlik

      Rehberliği, “karar vermeye yardım süreci” olarak algılayanlara göre kişi, karar vermede güçlük çektiği zaman, rehberliğe gereksinme duyacaktır. Bu nedenle kişiye, karar verme teknikleri bir ders gibi öğretilmelidir. Yerinde ve doğru karar verebilmek için, kişinin önce seçenekleri algılayabilmesi; sonra da kendi gereksinmeleri ile seçenekler arasındaki ilişkiyi kurabilmesi gereklidir. Karar vermede, seçmede temel belirleyici, toplumsal olanaklar ve kültürel değerler olduğu için, rehberlikte başta gelen iş, bu olanak ve değerlerin incelenmesidir. Karar verme ve seçme yapmada kişiye yardımı ön plânda tutan bu yaklaşımda, rehberliğin sürekli bir süreç olduğu göz ardı edilmiştir.

        Eğitim Hizmetlerinin Bir Parçası Olarak Rehberlik

      Bir rehberlik modeli olarak ülkemizde de benimsenmiş olan, rehberliği, “eğitim hizmetlerinin bir parçası” olarak kabul eden yaklaşımda amaç, öğrencilerin öğretimden, en üst düzeyde yararlanmalarını sağlayacak koşulları hazırlamaktır.

 

      Bu anlayışın egemen olduğu bir okulda, öğrencilerin ruh sağlıklarını koruyucu ve geliştirici önlemlere ağırlık verilmektedir. Öğrencilerin yerinde ve doğru kararlar verebilme ve kişisel plânlar yapabilme güçleri geliştirilmeye çalışılmaktadır. Okuldaki tüm görevliler rehberlik hizmetlerinden sorumludur.

        Bu modelde, psikolojik danışma hizmetleri, rehberliğin ayrılmaz bir parçası olarak görülmemektedir. Bu nedenle okulda uzman danışmanların bulunmaması, önemli bir eksiklik sayılmamaktadır. Onun için, rehberlik hizmetlerinde ağırlık, “bilgi verme”ye ve “grup rehberliği”ne kaydırılmıştır. Rehberliğe, öğretim hizmetleri türünden bir etkinlik olarak bakıldığı için, bu hizmetlerin, öğretmen ve yöneticilerce yürütülebileceğine inanılmaktadır.

        Varsa, danışmanların (rehberlik uzmanlarının) görevi, rehberlik politikasının saptanmasında, hizmetlerin plânlanmasında, yürütülmesinde ve eşgüdümün sağlanmasında, öğretmen ve yöneticilere yardımcı olmaktır. Bu kişilerin yapacağı bir diğer hizmet de anne babalara, çocuk gelişimi ve eğitimi konularında danışmanlık yapmaktır.

        Bu görüşün eğitime katkıları:

      1- Rehberlik ilkeleri, öğretim etkinliklerine daha kolay yansıtılabilmektedir. Grup rehberliği, öğretim etkinliklerinin bir parçası durumuna getirilebilmektedir. Başta öğretmenler olmak üzere, okulun tüm görevlileri, rehberlik hizmetlerine etkin olarak katılmaktadır.

        2- Öğrenci formlarını doldurma, öğrencilere ilişkin bilgileri kişisel dosyalara yazma sorumluluğu, öğretmenlerin, öğrencilerini daha yakından tanımalarını sağlamaktadır. Öğretmen, öğrencileriyle ilgili olarak topladığı bilgi ve bulguları, eğitim ve öğretimi etkili kılmada kullanma olanağı elde etmektedir.

        3- Öğretmenler, öğrencilerini uzun süre gözleme fırsatına sahip oldukları için, öğrencilerin güçlüklerini daha kolay görebilmekte ve ortadan kaldırabilmektedirler. Öğrenciler bu uygulamada, güvendikleri öğretmenlerden yardım isteyebilmektedirler.

        4- Çok sayıda rehberlik uzmanına gerek duyurmayan bu yaklaşım, öteki bazı yaklaşımlara göre daha ekonomiktir. Ülkemiz millî eğitiminde bu modelin benimsenmesinin nedenlerinden biri de daha ekonomik oluşudur.

        Bu görüşün sınırlılıkları:

        Eğitime olan yararlarına karşılık, rehberliği, eğitim hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul eden bu yaklaşım, özünde şu sınırlılıkları, olumsuzlukları taşımaktadır:

        1- Öğretmenler, özel bir biçimde yetiştirilmemiş oldukları bir alanda hizmet vermek zorunda bırakılmaktadırlar. Yetişim eksikliğinin de etkisiyle her öğretmen, kendine göre bir rehberlik uygulamasına girişebilmekte; bu ise, rehberlik hizmetlerinin bütününü zedelemektedir.

        2- Öğretmenlerin zamanlarının azlığı ve yetişimlerinin elverişsizliği nedeniyle, başta psikolojik danışma olmak üzere, kimi hizmetler savsaklanmakta ya da üstünkörü yapılmakta, çalışmalar biçimsellikten öte gidememekte, öğretmenlerce bir angarya olarak algılanmaktadır.

        Öğrencilere ilişkin olarak toplanan bilgi ve uygulama sonuçlarının yazımı, öğretmenlerin çok zamanını almaktadır Bu ise, öğretim ve rehberlik hizmetlerinden birinin ya da her ikisinin aksamasına yol açmaktadır. Ayrıca, öğrencilerle ilgili bilgiler çok elden toplandığı için, öğrenci toplu dosyası oluşturmak ve rehberliği bir süreç olarak gerçekleştirmek zorlaşmaktadır.

        3- Rehberlikte birincil görevin öğretmene yüklenmesi, danışmana, öğretmene yardımcı olma görevinin verilmiş olması ve danışmanın hizmet alanının fazla yayılması, uzmanlık düzeyinde hizmet olanağını ortadan kaldırmaktadır.

       

        Bir Psikolojik Yardım Hizmeti Olarak Rehberlik

      Rehberliği, eğitim hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul eden yaklaşıma karşılık, bu yaklaşım, rehberliği, “psikolojik yardım hizmetlerinin bir parçası” olarak görmektedir. Bu yaklaşıma göre rehberliğin amacı, “bireyin kendini ve çevresini tanımasına, sorunlarının kaynağını görebilmesine, içsel çatışmalarını çözerek, doğru ve yerinde kararlar vermesine yardım etmektir:”  Amacından da anlaşılacağı gibi, bu anlayıştı okul danışmanlarının temel işlevi psikolojik danışmadır.

        Öğrencilerinin çoğunun psikolojik danışmaya gereksinmesi vardır. Dışsal tekniklerle kendine ve çevre olanaklarına ilişkin bilgiler edinmesi, öğrencinin, yerinde ve doğru kararlar vermesine yetmemektedir. Önemli olan kişinin kendisine ve çevresine ilişkin bilgileri nasıl algıladığıdır. Bunun anlaşılması ise, psikolojik danışmayı gerektirmektedir.

        Rehberlik, eğitimin ayrılmaz bir parçası olmakla birlikte, kendine özgü özellikleri olan bir hizmet alanıdır. Bu nedenle, rehberlik hizmetleri, bu alanda uzmanlaşmış olan kimselerce yürütülmelidir. Rehberlik uzmanlarının etkinlikleri, tüm rehberlik ve öğretim alanlarına yayılmalıdır. Ancak, fazla yayılma, danışman’ın etkililiğini azaltacağından, bilgi verme, duruma alıştırma, bazı tekniklerin uygulanması gibi hizmetler ve uygulamalar, öğretmenlerin sorumluluğuna bırakılmalıdır.

 

        Bu görüşün eğitime katkıları:

      1- Rehberlik, uzmanlık düzeyinde yürütüleceğinden, hizmetin niteliği yükselecektir. Bu yaklaşımda, rehberlik örgütü içinde rol ve işlevleri belirgin olduğu için danışmanlar, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerini aksatmadan yürüteceklerdir. Öğrenciler de yeterli kişilerden yardım alma olanağını elde edeceklerdir.

        2- Danışmanlar, zamanlarını ve güçlerini verimli bir biçimde rehberlik ve psikolojik danışma alanında kullanabileceklerdir. Çünkü bu yaklaşımda rehberlik ve psikolojik danışma, öğretimin ayrılmaz bir parçası; ama, sınırları belli bir hizmet alanı olarak algılanmaktadır.

        3- Öğrencilere ilişkin bilgi ve bulgular, bu yaklaşımda, düzenli olarak toplanmakta ve öğrenci toplu dosyaları daha kolay geliştirilebilmektedir.

       

       

      Bu yaklaşımın sınırlılıkları:

      1- İlgililerle gereken eşgüdüm (koordinasyon) kurulmazsa, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri, bir ya da birkaç uzmanın uğraştığı bir iş durumuna düşecektir. Öğretmen ve yöneticiler, rehberlik ve psikolojik danışma sorumluluğunu, yalnızca bu görevlilerin işi gibi göreceklerdir. Ne yazık ki okullarımızdaki genel anlayış ve görünüm budur.

        Sonuçta, rehberlik hizmetleri bürosunun çalışmalarından çok az kişinin haberi olacaktır ve bu çalışmalardan çok az kişi yararlanacaktır. Giderek, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri, eğitimin ayrılmaz bir parçası olmaktan çıkacak; okul görevlilerinin tümünün sorumluluk paylaştığı ve politikasının belirlenmesinde katıldığı bir hizmet olma özelliğini yitirecek; salt uzmanların söz sahibi oldukları bir sorumluluk durumuna gelebilecektir.

        2- Bir başka sınırlılık, psikolojik danışma hizmetinin fazla önem kazanması sonucu, bilgi verme hizmetinin gölgelenme olasılığıdır. Ancak bu olasılık, bugün için  okullarımızda geçerli değildir.

        3- Üçüncü bir sınırlılığı da uzmanlık düzeyinde eğitilmiş görevlilerle sürdürülen rehberlik ve psikolojik danışmanın, çok zaman ve para gerektirmesi oluşturmaktadır.

        Sonuç olarak; bu seminerin amacı, okul yöneticileri ve öğretmenlere, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin eğitim öğretimin ayrılmaz bir parçası olduğunu kavratmak, ülkemiz koşullarında bugünkü örgütlenme biçimiyle rehberlik uzmanı ve psikolojik danışmanın, okulda bu işleri düzenleyiciliği, koordine ediciliği yanında psikolojik danışmanlığını da sürdürebilmesi için bu oluşuma kendi üzerlerine düşen sorumlulukları itibariyle okul yöneticilerini ve öğretmenleri bilgilendirmek ve bilinçlendirmektir.  Çünkü, ülkemiz koşullarında, rehberlik hizmetleri ancak bu biçimde ve  bu anlayışla yürütülebilir.

 

Rehberlik Hizmetleri Alanında Avrupa’daki Gelişmeler:

     

      Rehberlikte etken olan bilimlerin, özellikle psikolojik ölçme ve değerlendirme ile bireysel ayrılıklar psikolojisi, önce Avrupa ülkelerinde gelişmesine karşın rehberlik, bu ülkelerdeki okullara çok sonra girebildi. Buna neden olarak, söz konusu ülkelerin eğitim felsefeleri ile eğitim uygulamalarına egemen olan ve gelişmeyi etkileyen geleneksel tutum gösterilmektedir.

22 Temmuz‘ da başlayacak olan 2009 öss tercihleri bir çok üniversite adayının kafasını karıştırıyor. “Acaba bu puanla hangi bölüme gidebilirim? , Acaba 2009 öss osstaban puanları düşecek mi?” gibi sorular yüzbinlerce öğrencinin sürekli merakla cevap bulmaya çalıştığı soruların başında geliyor.
Biz de nedirbilgi.cm olarak 2009 öss taban puanları nasıl değişecek sorusuna Uzman Pedagog Mehmet Teber’ in görüşleriyle cevap vermeye çalışacağız.
2008 öss taban puanları hakkında yaptığı tahminlerde büyük oranda haklı çıkan, Mehmet Teber 2009 öss taban puanları tahminlerinde de haklı çıkar mı bilemem ama paylaşmakta fayda var diye düşündüm.

İşte Uzman Pedagog Mehmet Teber’ in 2009 öss puan tahmini:

**Bilindiği EA-2 ve SÖZ-2 puanlarıyla seçebileceğiz bölümler için kontenjenlar bu yıl yüzde 15 oranında arttı. Kontenjan artışlarıyla beraber, puanlar 5 puan kadar aşağı inecektir. Ancak bu durum sadece alt dilimler için geçerlidir. Örneğin İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi için 5 puanlık bir düşüş beklenmiyor.

** 2009 Öss de SAYISAL-2 net ortalaması geçen seneye göre yükseldi, bu durum puanları yukarı çıkaracak gibi görünse de 2009 öss kontenjanlarının artması durumu dengeleyecek gibi görünüyor. Bu sene Üst dilimlerde (350 ve yukarısı) 1-2 puanlık bir artış beklenirken alt dilimlerde 3-4 puanlık bir düşüş tahmin ediliyor.

** EŞİT AĞIRLIK 2 puan türüyle öğrenci alan bölümlerde, herhangi bir değişiklik beklenmiyor. Ancak üst dilimlerde 1-2 puanlık bir artış bekleniyor.

** 2009 Öss SÖZ 2 puan türüyle öğrenci kabul eden bölümlerin puanlarında ufak da olsa bir düşüş bekleniyor. Üst dilimlerde 1-2 puanlık bir düşüş, alt dilimlerde ise 5 puana kadar bir düşüş bekleniyor.

Meslek liseleri ve imam hatip liselerinin önü açıldı

Meslek lisesi mezunu adayların ek puanla girebildikleri kendi alanlarındaki her program için bir LYS puan türünün yası sıra bir de YGS puan türü belirlenecek. Meslek lisesi mezunu olup olmadığına bakılmaksızın, adayların bu programlara yerleştirilmesinde her iki türden puanlarının büyük olanı esas alınacak.

YÖK Genel Kurul toplantısının ardından yapılan yazılı açıklamada, bugünkü toplantıda, üniversiteye giriş sistemi ile ilgili alınan karara göre yeni sistemde uygulama şöyle olacak:

”-Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ile Lisans Yerleştirme Sınavı’ndaki (LYS) ağırlıklı puanların her biri, kendi içinde 100-500 arasındaki puanlara dönüştürülecek

-Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı (AOBP) en büyüğü 500, en küçüğü 100 olacak şekilde hesaplanacak

-Yerleştirme puanları hesaplanırken AOBP 0.15 katsayısı ile çarpılacak

-Adaylardan öğretmen lisesi veya meslek lisesi mezunu olanlar kendi alanlarındaki programları tercih etmeleri halinde AOBP’leri 0.06 ek katsayısı ile çarpılacak ve bulunan değer, 0.15 katsayısı ile hesaplanan puana eklenecek

-Meslek lisesi mezunu adayların ek puanla girebildikleri kendi alanlarındaki her program için bir LYS puan türünün yası sıra bir de YGS puan türü belirlenecek. Meslek lisesi mezunu olup olmadığına bakılmaksızın, adayların bu programlara yerleştirilmesinde her iki türden puanlarının büyük olanı esas alınacak.”

Yükseköğretim Kurumu (YÖK) Genel Kurulu sonrasında yapılan açıklamada, gelecek yıldan itibaren uygulamaya konulacak yeni üniversiteye giriş sisteminin ”daha işi ölçme ve değerlendirme yapabilen, öğrencilerin ortaöğretim başarılarını dikkate alan, fırsat eşitliğini ve kişisel başarıyı öne çıkaran, yakın programların gereksinim duyduğu farklı bilgi ve becerileri göz önünde tutan bir sistem olarak tasarlandığı” kaydedildi.

YÖK’ten yapılan yazılı açıklamada, ”üniversiteye giriş sistemiyle ilgili mevcut sistemin gereksinimlere ve sorunlara cevap vermediği, değişmesi gerektiği konusunda gerek konunun ilgili tarafları gerekse toplumun büyük kesiminde bir mutabakat olduğu” ifade edildi.

YÖK Genel Kurulu’nun ”Türkiye’nin Yükseköğretim Strateji Raporu’nda da bu konunun irdelendiği” hatırlatılan açıklamada, YÖK Genel Kurulu’nun 14 Şubatta üniversiteye giriş sistemiyle ilgili kapsamlı bir çalışma yapılmasına karar verdiği, bunun kamuoyuyla paylaşıldığı ve bugün kararlaştırılan sistem değişikliğine giden sürecin bu şekilde başlatıldığı belirtildi.

Genel kurul tarafından bu çalışmaları yürütmek için ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan ve 4 YÖK üyesinden bir çalışma grubu oluşturulduğu kaydedilen açıklamada, başta üniversiteler olmak üzere ilgili bütün tarafların görüşlerinin sorulduğu, üniversiteler, ilgili eğitim sendikaları, sivil toplum örgütleri, işveren örgütleriyle akademisyenlere ait olmak üzere 400’ü aşkın görüşün YÖK’e iletildiği belirtildi.

Bu görüşlerin tasnif edilerek değerlendirildiği ve hazırlanan raporun YÖK’ün 15 Ocak 2009 tarihli toplantısında üyelere sunulduğu hatırlatılan açıklamada, değişikliğin sistemin bütününde yapılmasının benimsendiği, konunun ilgili taraflardan gelen görüşler ve strateji raporu dikkate alınarak ÖSYM’nin yıllar içerisinde kazandığı tecrübe çerçevesinde konunun şekillendirilmesinin kararlaştırıldığı ifade edildi.

Açıklamada, şunlara yer verildi:

”Bu çerçevede ÖSYM tarafından somutlaştırılan öneri ve taslak 29 Ocak 2009’da YÖK’te karar altına alınarak kamuoyuna açıklanmıştır. Yükseöğretim lisans ve önlisans programlarının puan türleri ve ders ağırlıklarını tespite yönelik olmak üzere üniversitelerden yeniden görüş talep edilmiş ve gelen bu görüşleri değerlendirmek üzere ÖSYM Başkanı Yarımağan başkanlığında çeşitli üniversitelerin rektör, dekan ve öğretim üyelerinden bir çalışma grubu oluşturulmuştur.

Komisyon tarafından hazırlanan rapor, 9 Temmuz 2009’da YÖK Genel Kurulu’na sunulmuş, 21 Temmuz 2009 tarihi itibariyle Genel Kurul’un aldığı kararlarla yeni sistem büyük ölçüde tamamlanmıştır. Yeni sistem, daha işi ölçme ve değerlendirme yapabilen, öğrencilerin ortaöğretim başarılarını dikkate alan, fırsat eşitliğini ve kişisel başarıyı öne çıkaran, yakın programların gereksinim duyduğu farklı bilgi ve becerileri göz önünde tutan bir sistem olarak tasarlanmıştır.”

Açıklamada, YÖK Genel Kurulu’nun bir sonraki toplantısının 27 Ağustos Perşembe günü yapılacağı bildirildi.

160 SORU 16 DAKİKA

Üniversiteye girişte gelecek yıldan itibaren uygulanmaya başlanacak iki aşamalı yeni sistemde sınavın, tüm adayların katılacağı ilk aşamasında 160 soru sorulacak, 160 dakika süre verilecek. İkinci aşamada ise soru sayıları ve süreleri testlere göre farklılık gösterecek.

YÖK Genel Kurulu toplantısının ardından yapılan yazılı açıklamaya göre, sınavın birinci aşaması olan Yükseköğretime Geçiş Sistemi’nde (YGS), Türkçe, Temel Matematik (Geometri dahil), Sosyal Bilimler ve Fen Bilimleri testinin her birinden 40’ar olmak üzere toplam 160 soru yöneltilecek. Adaylara toplam 160 dakika süre verilecek.

Sınavın ikinci aşaması olan Lisans Yerleştirme Sınavı’nda (LYS) ise soru sayıları ve süreleri testlere göre değişecek. Buna göre LYS-1 ile LYS-3’ün sınav süresi 120 dakika, LYS-2 ve LYS-4’ün sınav süresi 135 dakika, LYS-5’in soru sayısı 80, süresi 120 dakika olacak.

YGS sonucunda altı ayrı puan türü belirlenecek. Bu puan türlerinin her birinde testlerin yüzde olarak ağırlıkları farklı olacak.

Buna göre, YGS-1’de Türkçe’nin ağırlığı yüzde 20, Temel Matematik’in ağırlığı yüzde 40, Sosyal’in ağırlığı yüzde 10, Fen’in ağırlığı yüzde 30; YGS-2’de Türkçe’nin ağırlığı yüzde 20, Temel Matematik’in ağırlığı yüzde 30, Sosyal’in ağırlığı yüzde 10, Fen’in ağırlığı yüzde 40; YGS-3’de Türkçe’nin ağırlığı yüzde 40, Temel Matematik’in ağırlığı yüzde 20, Sosyal’in ağırlığı yüzde 30, Fen’in ağırlığı yüzde 10; YGS-4’te Türkçe’nin ağırlığı yüzde 30, Temel Matematik’in ağırlığı yüzde 20, Sosyal’in ağırlığı yüzde 40, Fen’in ağırlığı yüzde 10, YGS-5’de Türkçe’nin ağırlığı yüzde 37, Temel Matematik’in ağırlığı yüzde 33, Sosyal’in ağırlığı yüzde 20, Fen’in ağırlığı yüzde 10, YGS-6’da Türkçe’nin ağırlığı yüzde 33, Temel Matematik’in ağırlığı yüzde 37, Sosyal’in ağırlığı yüzde 10, Fen’in ağırlığı yüzde 20 olarak belirlendi.

Kaynak


Bedava İlan Verme