Ders Anlatım Eğitim Blogu,Öss,Sbs,Dersler

fizik, kimya, biyoloji, ingilizce, öss, sbs, öğretmenler

KARADENİZ BÖLGESİ
KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:
Yurdumuzun kuzeyinde, Sakarya’nın doğusundan Gürcistan’a kadar Karadeniz’e paralel olarak bir şerit gibi uzanır.
Gürcistan, D. Anadolu, İç Anadolu ve Marmara Bölgeleriyle ve adını aldığı deniz ile komşudur.

ALANI VE NÜFUSU:
Gerçek alanı olan 143.537 Km2 ile Türkiye topraklarının %18’ini kaplar. Alan bakımından 3. Büyüklükteki bölgemizdir. Bölge Doğu-Batı doğrultusunda 1400 Km, Kuzey-Güney doğrultusunda 100-200 Km ile bir şeride benzer.
Nüfusu 2000 sayımına göre 8.4 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 59 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi)

BÖLÜMLERİ:
1.Batı Karadeniz
2.Orta Karadeniz
3.Doğu Karadeniz

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:
Kıyıları:
Dağlar kıyıya paralel olarak uzandığı için kıyılar az girintili-çıkıntılıdır. Bu kıyı tipine Boyuna Kıyı Tipi denir.
Tek doğal limanı Sinop’tur. Arkasındaki dağların ulaşımı zorlaştırması nedeniyle fazla gelişmemiştir. Buna rağmen Trabzon, Samsun gibi limanlar yapay olmasına rağmen ulaşımları sayesinde gelişmişlerdir.
Bu kıyı tipinde bir kıyı aşındırma şekli olan Falez (Yalıyar) çok görülür.
Dağları:
Batı K.: Küre (İsfendiyar) Dağları, Bolu Dağları, Ilgaz Dağları, Köroğlu Dağları
Orta K.: Canik Dağları
Doğu K.:D.Karadeniz (Rize) Dağları ( Zirvesi: Kaçkar D.3932), Giresun Dağları,
Çimen, Kop, Mescit, Akdağ ve Yalnızçam Dağları
D. Karadeniz’de Zigana ve Kop geçitleri vardır.
Akarsuları:
Bartın Çayı (Ulaşım yapılabilir.), Yenice (Filyos) Çayı
Kızılırmak (Türk.’nin en uzun ırmağı), Yeşilırmak ve Çoruh (Gürcistan’dan dökülür.)
Ovaları:
Kastamonu, Bolu ve Düzce Ovaları. Bafra ve Çarşamba Delta Ovaları
Gölleri:
Sera ve Tortum gölleri (Heyelan Gölleri), Abant ve Yedigöller. Baraj Gölleri: Almus, Suat Uğurlu, Hasan Uğurlu (Yeşilırmak), Hirfanlı ve Altınkaya (Kızılırmak), Sarıyar (Sakarya)

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:
Bölgenin kıyı kesiminde Karadeniz İklimi görülür. İklim bu alanlarda her mevsim yağışlı ve ılımandır. En fazla yağışı sonbaharda, en azını yazın alır. Bitki örtüsü Ormandır. Bölge orman bakımından ilk sırada gelir. Yağışlı ve ılık olduğu için yangın çok azdır. En fazla yağış alan bölgemizdir. Rize’de en fazla alan şehirdir.
İç kesimlerde iklim karasallaşır. Dağların bu güney yamaçlarında yazları sıcak ve kurak kışları soğuk ve kar yağışlı bir iklim görülür. En fazla yağışı ilkbaharda, en azını yazın alır. Bitki örtüsü ise buralarda Bozkırdır.
Yağışın bol olması sayesinde orman ve akarsuların debileri (su miktarları) fazladır. Yağışın yeterli olması sayesinde nadasa bırakmanın en az olduğu bölgemizdir. Bölge kuzeye yakın olduğu için güneşten yararlanma süresi azdır, gölge boyu uzundur, gece-gündüz süresi arasında fark en fazladır. Kimyasal çözülmenin de en fazla olduğu bölgemizdir.

TARIM VE HAYVANCILIK:
Fındık: Ordu ve Giresun çevresinde. Türkiye’de ve Dünyada 1.Sıradadır.
Çay: Rize kıyılarında. Bol yağış ve yıkanmış toprak ister. Türkiye’de 1.Sıradadır.
Tütün: Orta Karadeniz ve Bolu-Düzce ovası. Yağışı sevmez. Türkiye’de 2.Sıradadır.
Mısır: Bölgenin yağışlı kıyılarında. Bölgede tüketilir. Türkiye’de 1.Sıradadır.
Şekerpancarı: Orta Karadeniz’de, Soya Fasulyesi ve Keten-Kenevir: Kastamonu, Sinop, Zonguldak ve Ordu’da. Tahıl: Karasal iklimin görüldüğü iç kesimlerde. Sebze ve Meyve: Sulamanın yapılabildiği kıyı ve iç ovalarda. Zeytin ve Turunçgiller: D. Karadeniz’de az bir alanda yetiştirilir.
Kıyı kesiminde yağışlı ve gür otlaklara sahip alanlarda büyükbaş hayvan, iç kesimdeki düzlüklerde ise küçükbaş hayvan yetiştirilir. Arıcılık ve balıkçılıkta diğer hayvancılık faaliyetleridir.

YER ALTI ZENGİNLİKLERİ:
Taşkömürü: Zonguldak , Bartın ve Kastamonu’da. Türkiye’de tek.
Bakır: Murgul (Artvin), Küre (Kastamonu), Çayeli (Rize). Türkiye’de 1.Sıradadır.
Linyit: Bolu, Çankırı, Amasya, Samsun, Ankara’da. Demir: Ordu’da.
Manganez: Trabzon, Artvin, Amasya ve Kastamonu’da çıkarılır.

ENDÜSTRİ:
Demir-Çelik Sanayisi: Karabük ve Ereğli’de. Bakır Tesisleri: Samsun’da.
Şeker Sanayisi: Turhal, Amasya, Suluova, Çorum, Kastamonu ve Çorum’da.
Tütün Sanayisi: Samsun ve Tokat’ta. Kağıt Sanayisi: Batı Karadeniz’de.
Çay Sanayisi: Rize ve çevresi. Fındık Sanayisi: Ordu ve çevresi.
Gıda ve Dokuma Sanayisi: Büyük kentlerin yakınlarında Kurulmuştur.

NÜFUS VE YERLEŞME:
2000 Sayımına göre bölgenin nüfusu 8.4 Milyondur. .Nüfus yoğunluğu Km2’ye 59 kişidir. Nüfus yoğunluğu bakımından Doğu Anadolu’dan sonra en az 2. yoğunluktaki bölgedir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. Çünkü bölgenin geçim kaynakları kısıtlı olduğu için çok göç verir. Nüfus kıyı bölümüne, iç ovalara ve Batı Karadeniz’deki maden ve sanayi alanlarına toplanmıştır.
Nüfus Artış Hızı %o 4’tür (Türkiye %o18.34) Yeryüzü şekilleri nedeniyle Dağınık Kır Yerleşmesi çok görülür. Ev yapımında ağaç sık kullanılır. Nüfusun %51’i kırsal kesimde yaşar (Türkiye’de % 35) , Halkı genellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşır.

TURİZM:
Bolu’da Abant Gölü ve Yedigöller. Kastamonu’da Safranbolu Evleri. Bolu-Kartalkaya ve Ilgaz Dağlarında Kayak Turizmi. Samsun ve Tokat’ta Kaplıcalar. Trabzon-Maçka’da Sümela Manastırı.
Plajlar ve Karadeniz Yaylalar.

TARİHİ ÖNEMİ:
Samsun M. Kemal’in 19 Mayıs 1919’da Anadolu’ya ayak bastığı yerdir. Havza, Tokat ve Amasya Milli Mücadeledeki diğer önemli kentlerdir.
Kastamonu’da M. Kemal’in şapka takarak. Kılık Kıyafet İnkılabını başlattığı şehirdir.

BÖLGE HAKKINDA NOTLAR:
 Alan bakımından %18 ile 3. Büyük bölgemizdir.
 Kırsal nüfusun en fazla olduğu bölgemizdir.
 Ormanlarımızın %27’sine sahip olarak 1.Sıradadır.
 En fazla yağış alan bölgedir.
 Nadasa bırakmanın en az olduğu bölgedir.
 Temel geçim kaynağı tarımdır.
 En çok göç veren bölgedir.
 Güneşten yararlanma oranı en az bölgedir.
 Gölge uzunluğu en fazla bölgedir.
 Gece-Gündüz süresi arasındaki farkın en fazla olduğu bölgedir.
 Kimyasal çözülmenin en fazla olduğu bölgedir.
 En fazla heyelan olan bölgedir.
 En fazla falez (yalıyar) olan bölgedir.
 Çay, Fındık, Mısır, Keten-Kenevir, Soya Fasulyesi üretiminde 1. Sıradadır.
 Taşkömürünün tamamı ve Bakırın yarısı bu bölgeden sağlanır.
 Kereste en çok Sinop, Kastamonu ve Bolu’da üretilir.
 Boyuna kıyı tipi görülür.
 Sıcaklık ortalaması 14-15 derece, yağış ortalama 1000 mm’dir.
 Çatalağzı Termik Santrali bu bölgededir.
 Kızılırmak Türkiye’nin en uzun ırmağıdır.
 Batın Çayının kısa bir bölümünde akarsu ulaşımı yapılabilmektedir.
 Yeryüzü şekilleri nedeniyle İnsan ve hayvan gücüyle tarım yaygındır.

MARMARA BÖLGESİ

KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:
Ülkemizin kuzey-batısında yer alır. Bulgaristan, Yunanistan, Karadeniz, Marmara ve Ege Denizleri, Karadeniz, Ege, İç Anadolu ve Karadeniz Bölgeleri ile komşudur.

ALANI VE NÜFUSU:
Gerçek alanı 67.306 Km2. Ülke yüzölçümünün %8.5’ini kaplar. 6.Büyüklükteki bölgemizdir.
Nüfusu 2000 sayımına göre 17.3 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 258 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi)

BÖLÜMLERİ:
1.Yıldız Dağları (Istranca) Bölümü
2.Ergene Bölümü
3.Çatalca-Kocaeli Bölümü
4.Güney Marmara Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:
Kıyıları:
Karadeniz ne Kuzey Marmara kıyıları fazla girintili-çıkıntılı değildir. Falez (Yalıyar) çok vardır. Fakat Güney Marmara kıyıları girintili-çıkıntılıdır.
İzmit, Gemlik, Erdek ve Saros körfezleri vardır.
Gelibolu, Biga, Kapıdağ, Armutlu, Çatalca-Kocaeli başlıca yarımadalarıdır.
Gökçeada, Bozcaada, Marmara Adaları, İmralı, İstanbul Adaları ise başlıca adalarıdır.
İstanbul ve Çanakkale Boğazları Ria Tipi kıyılardır.
Kapıdağ Yarımadası bir kıyı biriktirme şekli olan Tombolo’dur.
Dağları:
Ortalama yükseltisi en az bölgedir. En yüksek dağı Uludağ’dır (2543 m).
Yıldız Dağları, Koru Dağlar, Işıklar Dağları, Biga Dağları, Samanlı Dağları diğer dağlarıdır.
Yerşekilleri sade olduğu için ulaşımı da kolaydır.
Akarsuları:
Sakarya’nın aşağı kesimi, Susurluk, Meriç ve onun kolu Ergene. Bu akarsular baraj yapımı için uygun değildir. Ağızlarında delta oluşturamazlar. Çünkü akıntı ve yatak eğimi fazladır.

Ovaları:
Kastamonu, Bolu ve Düzce Ovaları. Bafra ve Çarşamba Delta Ovaları
Gölleri:
İznik, Manyas, Sapanca ve Ulubatlı Tektonik göldür.
Terkos, Küçük ve Büyük Çekmece Gölleri Kıyı Seti gölüdür.
Ömerli Baraj gölü de bulunmaktadır.

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:
Marmara Bölgesi konumu sebebiyle iklim ve bitki çeşitliliğine sahiptir. Karadeniz kıyılarında Karadeniz İklimi ve Ormanlar görülür.
Istrancaların güneyinde Karasal İklim ve bozkır görülür.
Güney Marmara’da bozulmuş Akdeniz İklimi ve Maki görülür. Burada yazlar sıcak ve kurak kışlar ılık ve yağışlıdır.

TARIM VE HAYVANCILIK:
Yüzölçümüne göre ekili-dikili alanı en fazla bölgemizdir. Sebebi engebenin az, düzlüklerin fazla olmasıdır. Makineli tarım yaygındır. İklim çeşitliliği yetiştirilen ürünleri de çeşitli kılmaktadır. Ulaşımın kolay olması, sulamanın yaygın olması ve tüketici nüfusun fazla olması nedeniyle tarım gelişmiştir. Fakat kalabalık nüfusa yetmediği için başka bölgelerden de gelmektedir.
Tütün: A.Pazarı (Türkiye’de %8 ile 3.), Ayçiçeği: Ergene Havzası (Türkiye’de 1.)
Zeytin: Güney Kıyılarında (Türkiye’de %27 ile 2.), Pamuk: Balıkesir (Yağışın azalması sayesinde.)
Şekerpancarı: Trakya-Alpullu, Adapazarı ve Susurlukta sulanabilen alanlarda.

Buğday: İç kesimlerde (Türkiye’nin %13’ü), Pirinç: Ergene ve Meriç havzalarında (Türkiye’de 1.)
Mısır: Doğu Marmara ve Trakya’da. (Türkiye’de 2.)
Hayvancılık genellikle besicilik ve ahır hayvancılığı şeklindedir. Bunun sebepleri tarım arazisinin fazlalığı, tüketici nüfusun fazla olması, pazarlama sorununun olmaması ve yer şekilleri ve iklim şartlarının buna uygun olmasıdır. İstanbul ve çevresinde kümes hayvancılığı, Bursa ve çevresinde ipekböcekçiliği yapılmaktadır.

YERALTI ZENGİNLİKLERİ:
Bor: Susurluk, Bigadiç- Balıkesir (Türkiye’de 1.), Volfram (Tungsten):Uludağ-Bursa, Demirköy-Kırklareli (Türkiye’de 1.), Mermer: Güney Marmara, Linyit: Bölgenin genelinde, Barit: Lapseki-Çanakkale, Doğalgaz: Kırklareli, Demir: Kocaeli ve Sakarya, Manyezit-Magnezyum: Bilecik, Krom: Bursa, Kurşun-Çinko: Balıkesir ve Çanakkale, Seramik Kili: İstanbul ve Çanakkale

ENDÜSTRİ:
Bölge ekonomisi gelişmiştir. Milli gelirimizin %20’si bu bölgeden karşılanır. Sanayi işçilerimizin yarısı burada çalışır ve sanayi ürünlerinin 1/3’ü bu bölgeden karşılanır. Ulaşımını kolay olması, hammadde teminin kolay olması, Hinterlandının geniş olması, işgücünün fazla olması, tüketici nüfusunun fazla olması ve pazarlama kolaylığı gibi sebeplerle sanayisi gelişmiştir. Enerji üretimi en az olan bölge olmasına rağmen enerji tüketiminde ilk sıradadır. Türkiye’nin en büyük sanayi kuşağı olan İstanbul-Kocaeli-Adapazarı bu bölgede yer alır. Bursa başka bir sanayi ilidir. İstanbul en işlek ve gelişmiş limanımız olarak en büyük ithalat limanımızdır.

İzmit’te İpraş Petrol Rafinerimiz bulunmaktadır. Ambarlı-İstanbul’da Doğalgaz ve Fuel Oil, Bursa ve Hamitabat’ta Doğalgaz, Kırklareli ve Orhaneli’nde termik santraller vardır.
Bursa’da dokumacılık, otomotiv ve konserve sanayisi vardır. İzmit’te ise kağıt, petro-kimya ve İpraş Rafinerisi vardır.

NÜFUS VE YERLEŞME:
2000 Sayımına göre bölgenin nüfusu 17.3 Milyondur .Nüfus yoğunluğu Km2’ye 258 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının çok üstündedir (Türkiye ortalaması 83 kişidir.) Kentsel nüfusu en fazla olan bölgemizdir. Halkın % 79’u kentlerde yaşar. Nüfusu çok fazla olduğu için diğer bölgelerden ürün alır. Nüfus Çatalca-Kocaeli yarımadasına yoğunlaşmıştır. İstanbul en kalabalık ilidir. İzmit, Adapazarı ve Bursa diğer büyük illeridir. Nüfus artış hızı %o 27’dir (Türkiye %o 18.34). Nüfus ve nüfus yoğunluğunda 1. sıradadır.

TURİZM:
Turizm geliri en fazla olan bölgemizdir. Bölgede başta İstanbul, Bursa ve Edirne olmak üzere Osmanlı eserleri çoktur. Bursa’da kaplıcalar bulunmaktadır. Balıkesir’de Kuş Cenneti bulunmaktadır. Bursa-Uludağ önemli bir kış turizm merkezimizdir. Bölgede bulunan adalar ve kıyılar turist çeken diğer yerlerdir. İstanbul bütün yıl fuar ve kongreler sayesinde önemli sayıda turist çekmektedir.

TARİHİ ÖNEMİ:
Bilecik, Bursa, Edirne ve İstanbul illerinin Osmanlı Tarihinde önemli yerleri vardır. Bu kentler bu devletin başkentliğini yapmıştır. Çanakkale’de 1915te Çanakkale Savaşına sahne olmuş bir kentimizdir.

BÖLGE HAKKINDA NOTLAR:
 Yüzölçümüne göre 6. Sıradadır.
 Ortalama yükseltisi en az bölgedir.
 Nüfus ve nüfus yoğunluğu en fazla olan bölgedir.
 En fazla iç göç alan bölgedir.
 Sanayisi en gelişmiş ve sanayi nüfusu en fazla bölgedir.
 İşçi nüfusu en fazla bölgedir.
 Alanına oranla ekili-dikili alanı en fazla bölgedir.
 İki kıtada toprağı olup iki çok önemli boğaza sahiptir.
 Orman bakımından %19 ile 3. Sıradadır.
 Yünlü ve ipekli dokumada ilk sırada yer alan bölgedir.
 Boğazlar ria kıyı tipidir.
 İstanbul en büyük ithalat limanımızdır.
 En çok vergi veren bölgemizdir.
 Bor üretiminde Türkiye’de ve Dünyada ilk sıradadır.
 Alanına oranla tarım arazisi en fazla bölgedir.
 Ekonomimize katkısı daha çok sanayi alanındadır.
 Hizmet sektörünün en fazla olduğu bölgedir.
 Çayır ve otlakları en az bölgedir. (Alanının 1/10’undan az)
 Ürün vermeyen toprakları en az bölgedir.
 Enerji üretimi en az ama tüketimi en fazla bölgedir.
 Turizm gelirleri en fazla olan bölgedir.
 Şeftali, Ayçiçeği, Pirinç ve Kestane üretiminde ilk sıradadır.
 Madenler bakımından en zengin ili Balıkesir’dir.
 Kağıt sanayisinin en fazla olduğu bölgedir.
 Ortalama sıcaklık 14-16 derece, yağış 600-900 mm’dir.
 En fazla yağışı kışın, en azı yazın alır. Yazın Karadeniz ikliminin etkisiyle yağış alır.
 Okur yazar oranı en fazla bölgedir.
 Ekonomimize katkısı sanayi ve ticaret alanındadır.
 Şehirleri: Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul, Yalova, Kocaeli, Adapazarı, Bursa, Çanakkale, Balıkesir ve Bilecik’tir.

EGE BÖLGESİ

KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:
Ülkemizin batısında Ege Denizi kıyılarınca uzanan bölge, Marmara Bölgesi, İç Anadolu ve Akdeniz Bölgeleriyle ve Ege Denizi ve Ege Adaları ile komşudur.
Gerçek alanı olan 93.139 Km2 ile Türkiye topraklarının %10.1’ini kaplar. Alan bakımından 5. Büyüklükteki bölgemizdir.
Nüfusu 2000 sayımına göre 8.9 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 96 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının biraz üstündedir. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi)

BÖLÜMLERİ:
1.Asıl Ege Bölümü 2.İç Batı Anadolu Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:
Kıyıları:
Ege Denizinin yerinde eskiden Egeid karası vardı. Bunun çökmesi sonucunda bugünkü adalar meydana geldi. Bölge dağları kıyıya dik uzandığı için kıyı girintili-çıkıntılı Enine Kıyı Tipidir.
Kıyıda bir çok körfez, koy, yarmada ve buruna rastlanır. Edremit, Çandarlı, İzmir, Kuşadası, Güllük, Gökova başlıca körfezleridir.Reşadiye, Bozburun, Dilek VE İzmir başlıca yarımadalarıdır.
Ege kıyıları girintili-çıkıntılı olduğu için en uzun kıyımızdır. Muğla’da en uzun kıyıya sahip ilimizdir.

Dağları:
Asıl Ege Bölümü faylanma hareketlerine uğradığı için Kaz Dağı, Madra Dağı, Yunt Dağı, Bozdağlar, Aydın Dağları faylanma sonucu yüksekte kalmış horstlardır. Bölümün güneyinde uzanan Menteşe Dağlarının uzanış yönü kıyıya paraleldir.
İç Batı Anadolu’ya gidildikçe yükseklik artar. Bu bölümde, Alaçam, Eğrigöz, Murat ve Sandıklı Dağları vardır.
Ovaları:
İç Batı Anadolu Bölümünde Yazılıkaya Platosu, Tavas- Çivril- Banaz-Örencik ovaları vardır.
Asıl Ege Bölümünde horstlar arasında kalan grabenler birer alüvyon ovasıdır. Bunlar Bakırçay, Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes ovalarıdır. Bunlar aynı adı taşıyan ve bol alüvyon taşıyan, akarsuları tarafından oluşturulmuştur. Akarsuların döküldükleri yerlerde de delta ovaları da oluşmuştur.

Akarsuları:
Bakırçay, Gediz,K. Menderes, B. Menderes başlıca akarsularıdır. İç Batı Anadolu’da Susurluk ve Sakarya Akarsularının bazı kolları da bulunmaktadır.

Gölleri:
Göl bakımından fakir olan bölgede iki doğal göl vardır. Bunlar Marmara ve Çamiçi (Bafa) Gölleridir. Adıgüzel, Kemer ve Demirköprü baraj gölleri de vardır.

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:
Bölgenin asıl Ege Bölümünde graben ovaları sayesinde içlere kadar sokulan Akdeniz İklimi görülür. Bu alanlarda yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı bir iklim görülür. Bitki örtüsü makidir ve yer yer ormanlara da rastlanır.
İç Batı Anadolu bölümüne gidildikçe yüksekliğin artması ve denize olan uzaklığı sebebiyle iklim karasallaşır. Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlı Karasal İklim görülür. Bitki örtüsü de Bozkırdır.

TARIMI VE HAYVANCILIĞI:
Bölgenin yurt ekonomisine katkısı daha çok tarım alanındadır. Bölümler arasında iklim ve yeryüzü şekillerinin farklı olmasına bağlı olarak yetiştirilen ürünler arasında da farklılık ve çeşit vardır.
Tütün: Kıyı ovalarında yetiştirilir. Ülke üretiminin %65’ini yetiştiriri. 1.Sıradadır.
Pamuk: Asıl Ege Bölümündeki alüvyal ovalarda ve özellikle güneye yakın bölgelerde yetiştirilir. Ülke üretiminin %40’ını sağlar. 1. Sıradadır.
Zeytin: Kıyı kesiminde, özellikle Edremit Körfezi çevresinde yetiştirilir. 1.Sıradadır.
İncir: En çok B. Menderes vadisinde yetiştirilir. 1. Sıradadır.
Turunçgiller: En çok Akdeniz İkliminin görüldüğü kıyı bölümünde yetiştirilir.
Üzüm: En çok Gediz Vadisinde yetiştirilir. Ülke üretiminin %35’ini sağlarken 1. Sırada yer alır.
Pamuk: Asıl Ege Bölümünün alüvyal ovalarında özellikle güney alanlarda yetiştirilir.
Haşhaş: İç Batı Anadolu’da Afyon ve Kütahya çevresinde kontrollü olarak yetiştirilir.
Şekerpancarı: İç Batı Anadolu Bölümünde yetiştirilir.
Tahıllar: İç Batı Anadolu Bölümünde yetiştirilir.

YER ALTI KAYNAKLARI:
Krom: Muğla, Denizli, Kütahya. Demir: Balıkesir ve Kütahya. 1.Sıradadır.
Linyit: Kütahya, Manisa, Muğla ve Denizli. 1.Sıradadır. Civa: Uşak ve İzmir. 1.Sıradadır.
Bor: Kütahya ve Eskişehir. Manganez: Uşak, Afyon ve Denizli.
Mermer: Afyon ve Denizli. Titanyum: İzmir ve Manisa. 1.Sıradadır.
Zımpara Taşı: Muğla, Aydın ve İzmir. Uranyum: Manisa, Aydın ve Uşak.
Tuz: İzmir-Çamaltı. 1.Sıradadır.

SANAYİSİ:
Sanayi bakımından Marmara Bölgesinden sonra 2. sırada gelir. Bölümler arasında gelişmişlik ve sanayi oranı bakımından büyük farklılık vardır. Asıl Ege Bölümü sanayi bakımından daha gelişmiştir. Zaten bölgenin en büyük ve gelişmiş kenti İzmir’de bu bölümde yer alır. İzmir sanayisi, fuarı, ve ihracat limanı ile önemli bir kentimizdir. İzmir’de Aliağa Petrol Rafinerisi de bulunmaktadır.
Bölgede dokuma, şeker, çimento, termik ve hidroelektrik santraller vardır.
Yatağan-Muğla, Tunçbilek-Kütahya, Soma-Manisa’da termik santraller vardır. Tek Jeotermal Santralimiz Denizli-Sarayköy’de bulunmaktadır. Demirköprü, Adıgüzel ve Kemer Hidroelektrik Santralleri de vardır.

NÜFUS VE YERLEŞME:
2000 Sayımına göre bölgenin nüfusu 8.9 milyondur.Nüfus yoğunluğu Km2’ye 96 kişidir. Bu Türkiye ortalamasına biraz üstündedir.En yoğun nüfuslu 3. bölgemizdir. Kentsel nüfus daha fazladır % 61. Türkiye ortalamasına yakındır (Türkiye %65). Nüfus kıyılarda, alüvyal ovalarda yoğunlaşmıştır. İç kesimlere gidildikçe nüfus yoğunluğu azalır. Buralarda da nüfus maden işletmelerinin çevresine ve ovalara toplanmıştır. Kıyıda Menteşe Yöresi de dağlık alan olması nedeniyle az nüfuslanmıştır. Nüfus artış hızı %o 16’dır (Türkiye %o 18.3)

TURİZM:
Bölge Marmara’dan sonra turizm geliri en fazla 2. Bölgedir. Akdeniz İkliminin görüldüğü kıyılar deniz turizmi açısından zengindir. Bölgede İlkçağ uygarlıklarından ve Türk Devletlerinden kalan tarihi eserlerde turistlerin ilgisini çeken yerlerdir. Pamukkale-Denizli Travertenleri de güzel yerlerden biridir.
TARİHİ ÖNEMİ:
Bölge Kurtuluş Savaşının en önemli savaşlarına sahne olmuştur. Kütahya ve Afyon bu savaşların en önemlilerinin geçtiği illerimizdir.

BÖLGE HAKKINDA NOTLAR:
 Yüzölçümü bakımından 5.sıradadır.
 Orman bakımından %16’ile 4.sıradadır.
 Ekili-dikili alan bakımından %24 ile 3. Sıradadır.
 Kıyı uzunluğu bakımından 1. Sıradadır.
 Ekonomisi tarıma dayanır.
 Sanayi bakımından Marmara’dan sonra 2.sıradadır.
 Zeytin, üzüm, incir, haşhaş ve tütün üretiminde 1.sıradadır.
 Linyitin en çok çıkarıldığı bölgedir. Termik Santralde çok vardır.
 En fazla tuz üretilen bölgedir (İzmir-Çamaltı Tuzlası)
 İlk demiryolu İzmir-Aydın arsında kurulmuştur.
 Asıl Ege Bölümünde horst ve grabenler vardır.
 En önemli ihracat limanımız Doğal bir liman olan İzmir Limanıdır.
 En önemli uluslar arası fuarımız İzmir’de kurulur.
 Göl yönünden en fakir bölgelerdendir.
 Turizm gelirleri bakımından Marmara’dan sonra 2. Sıradadır.
 Dağların uzanış yönü sayesinde kıyıdaki Akdeniz İklimi iç kesimler kadar sokulabilir.
 Termik Santrallerden elektrik üretimi açısından ilk sırada yer alır.
 Enine Kıyı Tipi görülür.
 En uzun kıyıya sahip ilimiz Muğla’dır.
 Denizli-Pamukkale Travertenleri vardır.
 Çiniciliğin ve halıcılığın merkezi konumundadır. Kütahya çinicilikte ilk sırada yer alır.
 Akarsular bol alüvyon taşıyarak menderesler çizerek akarlar. Delta ovaları oluştururlar.
 Sünger avcılığı Bodrum kıyılarında yapılır.
 Seracılıkta Akdeniz’den sonra 2. Sıradadır.
 Tek Jeotermal Santralimiz Denizli-Sarayköy’dedir.
 İlleri:İzmir, Manisa, Aydın, Denizli, Kütahya, Afyon, Uşak

AKDENİZ BÖLGESİ

KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:
Bölge yurdumuzun güneyinde, Akdeniz boyunca bir şerit halinde uzanır. Komşuları Ege, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu Bölgeleri, Suriye, Kıbrıs Adası ve Akdeniz ile komşudur. Gerçek Alanı 122.927 Km2’dir. Ülkemizin % 15’ini kaplar ve Alan bakımından 5.sırada yer alır.
Nüfusu 2000 sayımına göre 8.7 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 71 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi). Kentsel nüfus % 60’tır (Türkiye ortalaması %65). Nüfus artış hızı %o 22’dir (Türkiye ortalaması %o 18.3)

BÖLÜMLERİ:
1.Adana Bölümü
2.Antalya Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:
Dağları: Bölge genel olarak Toros Dağları ve yüksek platolarla kaplıdır. Batı Toroslar, Bey Dağları, Çiçekbaba ve Barla Dağları, Sultan Dağı, Dedegöl ve Geyik Dağları, Orta Toroslar, Bolkar Dağları, Aladağlar, Tahtalı ve Binboğa Dağları, Nur Dağları. Karadeniz Bölgesinde olduğu gibi dağların uzanış yönü ulaşıma elverişli olmadığı için ulaşım ancak geçitlerden sağlanır. Bu geçitler Çubuk, Gülen ve Gürbulay Geçitlerdir.
Platoları: Taşeli ve Teke Platoları
Ovaları: Çukurova, Amik, Antalya, Göller Yöresindeki Çöküntü Ovaları.
Akarsuları: Bölgedeki akarsular iklim sebebiyle düzensiz akışa sahiptir. Akarsuları kışın kabarır, yazın ise çok azalır. Asi, Seyhan, Ceyhan, Göksu, Manavgat, Aksu ve Dalaman başlıca akarsularıdır. Manavgat ve Aslantaş Baraj Gölleri de bulunmaktadır.
Gölleri: Beyşehir, Eğirdir, Burdur, Kovada, Acıgöl, Suğla, Söğüt, Salda, Elmalı ve Avlan başlıca gölleridir.

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:
Bölgenin Akdeniz yamaçlarında Akdeniz İklimi ve Maki Bitki Topluluğu görülür. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır.
Dağların kuzey yamaçlarında ve göller yöresindeyse iklim karasallaşır. Bitki örtüsü de bozkırdır. Bu alanlarda yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlıdır. Yer yer ormanlara da rastlanır.

TARIM VE HAYVANCILIK:
Buğday: Bölgenin dağların kuzey yamaçlarındaki karasal iklimin görüldüğü alanlarda görülür.
Pirinç: Amik Ovasında ve Maraş çevresinde görülür.
Pamuk: Çukurova ve kıyı ovalarında. Türkiye’de 2. Sırada görülür.
Tütün: Burdur ve Göller Yöresinde yetiştirilir.
Turunçgiller: Akdeniz İkliminin görüldüğü kıyı kesiminde görülür.
Muz: Mersin ve Anamur çevresinde yetiştirilir. Türkiye’de 1 sıradadır.
Zeytin: Kıyı kesiminde yetiştirilir.
Göller Yöresinde: Ananas, Haşhaş, Gül ve Şekerpancarı yetiştirilir.
Seracılık: Akdeniz Bölgesi ilk sırada yer alır.
Sebzecilik: Mersin ve Antalya çevresinde turfanda sebze yetiştirilir.
Bölgenin hayvancılığı fazla gelişmemiştir. Genelde yaylacılık faaliyetiyle birlikte yapılır. Sığır, Koyun ve Kıl Keçisi yetiştirilir.

YER ALTI ZENGİNLİKLERİ:
Krom: Adana, Denizli ve Muğla’da (Türkiye’de 1.)
Barit: Antalya, İçel ve Konya’da (Türkiye’de 1.)
Boksit (Alüminyum): Antalya, Konya, Adana ve Hatay (Türkiye’de 1.)
Kükürt: Isparta-Keçiborlu
Demir: Adana ve İçel
Amyant: Hatay-İskenderun
Manganez: Adana, Muğla ve Burdur
Petrol: Adana

ENDÜSTRİ:
Adana Bölümünde: Dokuma, Tütün, Gıda, Kimya, Tarım Araçları, Çimento, Madeni Eşya, Tuğla, Ataş-Mersin’de Ataş Petrol Rafinerisi, ve Mersin Limanı bulunmaktadır.
Antalya Bölümünde: Ferro Krom, Yağ, Gülyağı, Çimento, Tuğla, Tarım Araçları, Halıcılık, faaliyeti yapılmaktadır.

TURİZM:
Burdur’da İnsuyu Mağarası, Alanya’da Damlataş Mağarası, Tarsus’ta Yedi Uyuyanlar Mağarası, Mersin’de Cennet ve Cehennem Obruğu, Plajları bulunmaktadır.

NÜFUS VE YERLEŞMESİ:
Nüfusu 2000 sayımına göre 8.7 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 71 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi). Kentsel nüfus % 60’tır (Türkiye ortalaması %65). Nüfus artış hızı %o 22’dir (Türkiye ortalaması %o 18.3)
Fakat tarım alanlarının ikliminde uygun olması nedeniyle verimli olması nüfusun bu alanlara toplanmasına neden olmuştur. Bunun yanında Toroslar ve Platolarda nüfus çok seyrektir. Bölge nüfusun %70’i Adana Bölümüne toplanmıştır.

BÖLGENİN GENEL ÖZELLİKLERİ:
 Yüzölçümü bakımından % 15 ile 4. Sıradadır.
 Orman bakımından % 21 ile 2. Sıradadır. Ama Maki olduğu için ekonomik değeri yoktur
 iklimin etkisi ile orman yangınları çok görülür.
 Ekili-Dikili alanlar bakımından % 18 ile 5. Sıradadır.
 Dağların uzanış yönü nedeniyle Boyuna Kıyı Tipi görülür.
 Ekonomisi tarıma dayanır ve Sanayi 2. Sırada gelir.
 Sanayi bakımından Türkiye’de 3. Sırada gelir.
 Susam, yerfıstığı, turunçgiller, muz, gül ve soya fasülyesi üretiminde Türkiye’de ilk sırada gelir.
 İklimi nedeniyle tropikal bir bitki olan muz sadece bu bölgede yetiştirilir.
 Karstik Yer şekillerine en çok bu bölgede yetiştirilir.
 Kışları en ılık bölgemizdir.
 Üçüncü büyük Kapalı Havzamız olan Göller Yöresi Antalya Bölümünde yer alır.
 Çukurova en büyük delta ovamızdır ve Seyhan ve Ceyhan Nehirleri tarafından oluşturulmuştur.
 İklim sayesinde yılda birden fazla ürün alınabilmektedir.
 Sıcaklık ve buharlaşma nedeniyle en tuzlu denizimiz Akdeniz’dir.
 Kışları en kısa süren bölgemizdir.
 Sebze ve Meyvenin en erken olgunlaştığı bölgemizdir.
 Don olaylarının en az olduğu bölgemizdir.
 Mevsimlik işçi göçünün en fazla olduğu bölgemizdir.
 Göl bakımından en zengin bölgemizdir.
 Platolarında nüfus çok seyrektir.
 Toroslar ulaşımı olumsuz yönde etkiler.
 Yıl içinde gölge uzunluğunun en kısa olduğu
 Güneşlenme süresinin en fazla olduğu bölgedir.
 Derece ortalama sıcaklık ile en sıcak bölgemizdir.

GÜNEY DOĞU ANADOLU BÖLGESİ

KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:
Ülkemizin güney doğusunda yer alan bölge nüfus ve yüzölçümü en küçük bölgemizdir. Akdeniz, Doğu Anadolu Bölgeleriyle, Suriye ve Irak Devletleriyle komşudur.
Gerçek Yüzölçümü 59.176 km2’dir. Alan bakımından ülkemizin % 7,5’ini kaplar en küçük bölgemizdir.
Nüfusu 2000 sayımına göre 6.6 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 112 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının üstündedir (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi)

BÖLÜMLERİ:
1.Dicle Bölümü 2.Orta Fırat Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:
Dağları ve Düzlükleri: Bölgenin yüzey şekilleri sadedir. Genellikle platolarla ve ovalarla kaplıdır. Yer şekilleri tarıma elverişlidir. Batıdan doğuya gidildikçe yükseklik artar. İki bölümün ortasında Karacadağ Sönmüş Volkan dağı bulunur. Bu bölgenin tek ve en yüksek dağıdır. Dicle Bölümünde Gaziantep ve Şanlıurfa Platoları vardır. Orta Fırat Bölümünde Diyarbakır Havzası ve Mardin Eşliği (Yüksek bir düzlüktür.) vardır.
Akarsuları Ve Gölleri: Fırat ve kolları Göksu ve Nizip, Dicle ve kolları Botan, Garzan ve Batman kolları başlıca akarsularıdır.
Bölgede doğal göl yoktur. Akarsularının hidroelektrik gücü fazladır. Bu nedenle bir çok baraj gölü vardır. Fırat Nehri’nin üzerinde Atatürk, Karakaya, Hancağız Baraj Gölleri, Dicle nehri üzerinde Kıralkızı, Ilısu, Cizre Baraj Gölleri.

İLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:
Bölgenin batısında Akdeniz ikliminin etkileri hissedilir. Yazları sıcak ve kurak geçer. Fakat kışları Akdeniz Bölgesine göre daha serindir. Bu bölümde don ve karada rastlanır. Yağışların çoğu kışın düşer. Yıllık yağış 500-600 mm’dir. Yağışın az olmamasına rağmen sıcaklık ve güneyden esen çöl rüzgarları yüzünden buharlaşma meydana gelir ve bu da kuraklığa sebep olur. Ülkemizin en yüksek sıcaklıkları bu bölgede ölçülür. Tarımda sulama ihtiyacı çok olur. Bölgenin doğusuna gidildikçe deniz etkilerinden uzaklaşılır ve yükseklik artar, sıcaklıklar düşer. Kar ve don olayları daha çok görülmeye başlar.
Bölgenin alçak kesimlerinde ve batısında bozkır görülür. Dağ yamaçları, yüksek yerler ve akarsu kenarlarında orman ve çalılık ağaçlara da rastlanır.

TARIM VE HAYVANCILIK:
Bölgenin ekonomisi tarıma dayanır. Ülke ekonomisine katkısı da bu alandadır. Tarıma elverişli tarım alanları ve düzlüklere sahip olmasına rağmen yaz kuraklığı ve sulama ihtiyacı nedeniyle tarım zorlaşır. GAP Projesinin yapılması ile birlikte artan sulama imkanları bölgenin tarımını artırmaya başlamıştır.
Bölgenin tarıma karasal iklim ürünlerine daha çok elverişlidir. En çok yetiştirilen ürünler şunlardır.
Mercimek: Türkiye üretiminde ilk sırada yer alır.
Buğday, Keten, Pamuk, Çeltik (Pirinç), Nohut ve Susam yetiştirilen bazı ürünlerdir.
Gaziantep Platosunda Antepfıstığı, Zeytin ve Üzüm yaygıdır.
Siirt’te Antepfıstığı üretimi başlamıştır.
Akarsu kenarlarındaki sulanabilen ovalarda sebze ve meyvede (Başta Karpuz olmak üzere) yetiştirilmektedir.
Bölgede platolar ve bozkırlar çok görüldüğü için küçükbaş Hayvancılık (Koyun, Keçi) çok yapılır. Keçi daha çok yüksek alanlarda yaygındır. Bu sayede bölgede hayvansal ürünler ticareti de yapılmaktadır.

YER ALTI KAYNAKLARI:
Fosfat: Mardin-Mazıdağı, Doğalgaz: Mardin-Çamurlu
Petrol: Batman- Beşiri ve Batman, Siirt-Kurtalan-Baykan ve Barzan, Adıyaman-Kahta ve Diyarbakır.
Linyit: Adıyaman-Gölbaşı, Manganez: Kilis

NÜFUS VE YERLEŞME:
Nüfusu 2000 sayımına göre 6.6 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 112 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının üstündedir (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi). Yoğunluk bakımında en yoğun 2. bölgedir. Nüfus artış hızı %o 25’tir (Türkiye %o 18.34). Bölgede kentsel nüfus % 62’dir (Türkiye ortalaması %65). Bölgede toplu yerleşme ve kerpiç evler yaygındır. Nüfus batı kesiminde, dağ etekleri ve akarsu boylarında yoğunlaşmıştır.

TURİZM:
Adıyaman-Nemrut Dağı, Şanlıurfa- Balıklı Göl ve Tarihi Eserler.

TÜRK EKONOMİSİNE KATKISI:
Türkiye Petrolünün 1/7’si bu bölgeden sağlanır. Geri kalanı dış ülkelerden ithal edilir. Batman’da Petrol Rafinerisi vardır. GAP Projesinin bitirilmesi ile tarımdaki su ihtiyacı karşılanacak ve bölge ekonomisi daha zenginleşecektir. Bunun ülke ekonomisine büyük katkısı olacaktır.

BÖLGENİN GENEL ÖZELLİKLERİ:
 Alan bakımından en küçük bölgedir.
 Nüfus bakımından sonuncu olmasına rağmen alanı küçük olduğu için yoğunluk fazladır.
 Orman bakımından % 1 ile son sırada yer alır.
 Ekili-Dikili alan bakımından % 20 ile 4. Sıradadır.
 Ekonomisi tarıma dayanır. Hayvancılık 2. Sırada yer alır.
 Antepfıstığı, mercimek ve karpuz üretiminde ilk sırada yer alır.
 Fosfat ve Petrol üretiminde ilk sıradadır.
 Buharlaşma ve yaz kuraklığının en fazla olduğu bölgedir.
 Hiç doğal gölü yoktur.
 En yüksek yeri Karacadağ Sönmüş Yanardağıdır.
 GAP Projesi bölgede halen sürmektedir.
 Türkiye’nin en büyük ve önemli baraj gölleri bölgede yer alır.

DOĞU ANADOLU BÖLGESİ

KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:
Ülkemizin doğusunda yer alan bölge kabaca üçgene benzer. Marmara ve Ege Bölgeleri hariç her bölge ile komşudur. Suriye hariç bütün doğu komşularımızla sınırı vardır.
Alanı 165.436 Km2’dir. Bu gerçek alanı ile ülkemizin %21’ini kaplar ve en büyük bölgemizdir.
Nüfusu 2000 sayımına göre 6.1 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 37 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının çok altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi)

BÖLÜMLERİ:
1.Yukarı Fırat Bölümü
2.Yukarı Murat Van Bölümü
3.Erzurum-Kars Bölümü
4.Hakkari Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:
Dağları: En yüksek bölgemizdir. Ortalama yükseltisi 2000-2200 metredir. Bölgede dağlar üç sıra halinde uzanır.
Kuzeyde: Çimen, Kop, Esence, Karasu, Allahuekber Dağları
Ortada: Mercan (Munzur), Karasu-Aras Dağları
Güneyde: Güneydoğu Toroslar ve Buzul (Cilo) Dağları bulunmaktadır.
Van Gölünün kuzeyinde volkanik dağlar vardır. Bunlar Ağrı, Tendürek, Aladağ, Süphan, Nemrut Dağlarıdır.
Düzlükleri: Kıvrım dağları arasında çöküntü ovaları vardır. Bu ovalar: Elbistan, Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Van, Başkale, Hakkari, Yüksekova güneydekilerdir. Kuzeyde ise Erzincan, Tercan, Aşkale, Erzurum, Pasinler, Horasan, Kağızman ve Iğdır vardır. Tunceli ve Erzurum-Kars Platoları da diğer düzlüklerdir.
Akarsuları: Karasu ve Murat birleşerek Fırat Nehrini oluşturur. Bu nehir Dicle Nehri ve onunla birleşen Büyük Zap Kolu ile yabancı topraklara giderek Basra Körfezinden denize dökülmektedir. Aras ve Kura nehirleri de yine başka topraklara giderek Hazar Denizine dökülmektedir. Bu akarsuların yüzey şekilleri ve engebe nedeniyle hidroelektrik enerji üretme güçleri fazladır.
Gölleri: Van Gölü ülkemizin en büyük gölüdür ve suyu sodalıdır. Bölgenin diğer gölleri şunlardır: Erçek, Nazik, Çıldır, Hazar ( Tektonik Göllerdir), Balık, Haçlı, Nemrut (Krater Gölleri), ve Akgöl.
Ayrıca bölgede Keban ve Karakaya Baraj Gölleri de bulunmaktadır.
Değerlendirme: Bölgeye Yurdumuzun çatısı diyebiliriz. Bölgeyi kaplayan yüksek dağlar bölgenin her özelliğini yakından etkilemektedir. Dağlar doğudan batıya uzandığı için kuzey-güney doğrultusunda ulaşım zordur. Tarım alanları azdır iklimi çok serttir. Tarım ürünleri çeşitli değildir. Sanayi ve ticareti de gelişmemiştir.

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:
Bölgenin iklimine yükselti ve karasallık hakimdir. Sert karasal iklim yaşanır. Kışları uzun, soğuk ve kar yağışlıdır. Don olayı çok görülür. Yazları sıcak, kurak ve kısadır. En fazla yağış ilkbaharda görülür. Erzurum-Kars Bölümünde ise yazın görülür.Günlük ve yıllık sıcaklık farkları fazladır. Yıllık yağış miktarı 500-600 mm dir. Buharlaşma az olduğu için bu yeterlidir. Yıllık sıcaklık 5-6 derecedir ve en soğuk bölgedir. Bölgeye kuzey rüzgarları (Poyraz) hakimdir. Bölgenin doğal bitki örtüsü bozkır (Step)’tir. Dağ yamaçlarında bozulmuş orman ve dağların yükseklerinde dağ çayırlarına rastlanır.

TARIM VE HAYVANCILIK:
Yükselti ve engebeli yer şekilleri nedeniyle tarım alanları azdır. Tarım en çok güneydeki çöküntü ovalarında yapılır. Bölgede en çok arpa ve buğday yetiştirilir. Bitlis, Malatya, Elazığ’da Şekerpancarı; Iğdır’da Pamuk; Malatya’da Kayısı (1.); yetiştirilir. Patates ve lahana diğer ürünlerdir. Sıcaklık çok düşük olduğu için sebze üretimine en az elverişli bölgemizdir.
Kars ve Bitlis’te arıcılık yapılır. Türkiye bal üretiminin % 20’si buradan sağlanır.
Bölgede tarım alanları az otlak ve meralar fazla olduğu için hayvancılık en önemli faaliyettir. Yüksek yerlerde büyükbaş, çöküntü ovalarda küçükbaş hayvancılık yaygındır. Bölge halkının % 80’i tarım ve hayvancılıkla uğraşır.

YER ALTI ZENGİNLİKLERİ:
Demir: Sivas-Divriği, Malatya-Hekimhan ve Hasançelebi (1.) ; Krom: Diyarbakır-Ergani, Elazığ-Guleman-Alacakaya (1.); Bakır: Elazığ-Maden; Malatya-Pötürge (2.); Kalay: Elazığ ve çevresinde; Kurşun-Çinko: Elazığ-Keban, Malatya-Darende; Oltu Taşı: Erzurum-Oltu (1.); Linyit: K.Maraş-Afşin-Elbistan; Erzurum-Aşkale; Barit: Muş, K.Maraş-Elbistan; Amyant (Asbest): Erzincan-İliç; Kayatuzu: Kars-Kağızman, Erzurum,Ağrı,Iğdır;

ENDÜSTRİSİ:
Fazla gelişmemiştir. Olanlarda tarıma dayanır. Bir çok ilde et kombinaları vardır. Et üretimimizin % 25’i bu bölgeden sağlanır.Malatya ve Bitlis’te sigara, Elazığ’da gübre, Erzurum ve Malatya’da deri sanayisi bulunmaktadır. Bir çok ilde şeker ve çimento fabrikası da bulunmaktadır. Malatya ve Erzincan’da dokuma ve iplik fabrikası vardır. Keban’da simli kurşun işletmeleri, Divriği’nde Demir-Çelik Fabrikası, Elazığ’da Ferro-Krom Fabrikası vardır.
Kahramanmaraş’ta Afşin, Elbistan ve Sivas Kangal’da termik santral bulunmaktadır.

NÜFUS VE YERLEŞME:
Nüfusu 2000 sayımına göre 6.1 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 37 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının çok altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi) Yoğunluk bakımında en az bölgedir.
Yani nüfusu en seyrek bölgemizdir. Nüfus çöküntü ovalarında toplanmıştır. Toplu yerleşme görülür.Nüfusun % 48’i kırsal kesimde yaşar ve tarım ve hayvancılıkla uğraşır. Nüfus artış hızı %o 14 ile Karadeniz’den sonra en az bölgedir (Türkiye ortalaması %o 18.34). Sanayisi çok az olduğu için Karadeniz Bölgesinden sonra en çok göç veren bölgemizdir. Malatya, Erzurum ve Elazığ en kalabalık illeridir.

TÜRKİYE EKONOMİSİNE KATKISI:
Bölgenin sanayisi ve tarımı geridir. Ekonomimize katkısı daha çok hayvancılık alanındadır. Hayvan ürünlerinin ekonomimize katkısı % 25’tir.

TARİHİ ÖNEMİ:
Erzurum Kongresi bu bölgede yapılmıştır.

BÖLGENİN GENEL ÖZELLİKLERİ:
 En büyük bölgemizdir. Ülkemizin % 21’ini kaplar.
 Nüfus yönünden 6., yoğunluk yönünden 7. sıradadır.
 Orman bakımından % 7 ile 6. sıradadır.
 Ekili-Dikili arazi bakımından % 10 ile sonuncudur.
 En fazla enleme sahip bölgedir.
 Sanayisi en geri bölgedir.
 Ekonomisi ve ülke ekonomisine katkısı hayvancılık alanındadır.
 Kayısı üretiminde Malatya 1. sıradadır.
 En zengin yer altı kaynakları Yukarı Fırat Bölümünde yer almaktadır.
 ‘2000-2200 metre ile en yüksek bölgedir.
 Göl yönünden zengindir hatta en büyük göle sahiptir (Van Gölü)
 En çok göç veren 2. bölgedir.
 Tarım ürünlerinin en geç olgunlaştığı bölgedir.
 En soğuk ve kışları en uzun bölgedir.
 Hidroelektrik üretiminde 1. tüketiminde 7. sıradadır.
 Günlük ve yıllık sıcaklık farkının en fazla olduğu bölgedir.
 Turizm gelirleri en az ve ulaşımı en kötü bölgedir.

İÇ ANADOLU BÖLGESİ

KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:
Doğu Anadolu’dan sonra 2. büyük bölgemizdir. Anadolu Yarımadasının ortasında yer alır. G.Doğu Anadolu Bölgesi hariç her bölgeyle komşudur. Alanı 163.057 Km2 dir. Ülkemizin % 20’sini kaplar.
Nüfusu 2000 sayımına göre 11.6 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 71 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 71 kişi)

BÖLÜMLERİ:
1.Konya Bölümü
2.Yukarı Sakarya Bölümü
3.Orta Kızılırmak Bölümü
4.Yukarı Kızılırmak Bölümü

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:
Dağları: Yer şekilleri sadedir. Engebeli arazi fazla olmadığı için arazi ulaşıma uygundur. Ortalama Yükselti 800-1000 metredir. Bölgenin en yüksek yeri doğu bölümüdür. Kıvrım dağları da bu bölümde yer alır. Akdağlar, Hınzır Dağları, Tecer Dağları, Yıldız Dağları bu kıvrım dağlarıdır. Bölgenin güneyinde volkanik dağlar vardır.Bunlar Erciyes Dağı (3917 m en yüksek yeri), Melendiz, Hasandağı, Karacadağ, Karadağ’dır.
Platoları: Haymana, Cihanbeyli, Obruk, Bozok (Kızılırmak), Yazılıkaya, (Bayat), Uzunyayla platoları vardır.
Ovaları: Konya Ovası (Türkiye’nin en büyük ovası), Ereğli, Aksaray, Sakarya, Eskişehir, Ankara, Kayseri ve Develi Ovaları
Akarsuları: Kızılırmak, Sakarya, Porsuk Çayı, Delice Irmağı.
Gölleri: Bölgenin güneyinde kapalı havzalar vardır. Tuz Gölü (2.Büyük Gölümüz), Akşehir, Eber, Ilgın (Çavuşçu), Tuzla, Seyfe, Mogan, Sultan Sazlığı vardır. Sakarya Nehri üzerinde Sarıyar ve Gökçekaya; Kızılırmak Nehri üzerinde de Hirfanlı ve Kesikköprü baraj gölleri vardır.

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:
Bölge dağlarla çevrili olduğu için yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlıdır. Don olayları çok görülür. En az yağış alan bölgedir. Ortalama yağış 400 mm’dir. Bunun en önemli sebebi bölgenin dağlarla çevrili olmasıdır. Doğal bitki örtüsü bozkırdır. Bölgede özellikle doğudaki dağlık alanlarda ormanlara da rastlanır. Orman bakımından % 9 ile 5. sıradadır. Akarsu boylarında kavakçılıkta yapılır.

TARIMI NE HAYVANCILIK:
Bölgenin ekonomisi tarıma dayanır. Ekili-dikili alanlar bakımından Marmara Bölgesinden sonra 2. sırada yer alır (% 27). Çalışan nüfusun büyük bölümü tarımda çalışır. Fakat tarımın en önemli sorunu sulama ihtiyacıdır. Bölgede en çok üretilen ürün buğdaydır. Diğer ürünler şekerpancarı ( şeker fabrikaları bölgede fazladır.), Üzüm, Mercimek, Yulaf, Çavdar, Ayçiçeği, Haşhaş, çeşitli meyveler ve sebzelerdir.
Bölgede küçükbaş hayvancılık yaygın olarak yapılır. Ankara çevresinde tiftik keçisi, Sivas ve Konya çevresinde koyun çok yetiştirilir.

YER ALTI ZENGİNLİKLERİ:
Krom: Eskişehir-Mihalıççık, Kayseri ve Sivas. Kayatuzu: Kırşehir, Çankırı, Nevşehir, Yozgat. Linyit: Sivas-Kangal. (Burada bir de termik santralde bulunmaktadır.)Demir: Kayseri-Develi, Sivas-Kangal, Ankara-Haymana. Toryum: Eskişehir-Sivrihisar. Çinko: Konya-Bozkır, Niğde-Bor (Türkiye’de 2. sırada). Lületaşı: Eskişehir (Türkiye’de ve Dünya’da 1.). Volfram: Kırıkkale-Keskin, Niğde (Türkiye’de 2. sırada).

ENDÜSTRİSİ:
Sanayi Yukarı Sakarya Bölümünde gelişmiştir.
Eskişehir: Lokomotif, besin, motor, çimento, inşaat, malzemeleri, şeker, et deri sanayisi vardır.
Ankara: Dokuma, besin, tarım araçları, çimento, alkollü içki, mobilya, selüloz, kağıt, karton, deri ve et sanayisi vardır.
Konya: Tarım araçları, besin, motor, çimento, süt ürünleri, inşaat malzemeleri, selüloz, kağıt ve şeker s.
Kayseri: Halıcılık, meyve suyu, pamuklu dokuma, pastırma ve sucuk sanayisi.
Kırıkkale: Silah sanayi, Orta Anadolu Rafinerisi.
Sivas: Besin, Yem, Çimento, demir-çelik, et entegre, demiryolları bakım ve onarım tesisleri vardır.

NÜFUSU VE YERLEŞMESİ:
Nüfusu 2000 sayımına göre 11.6 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2’ye 71 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2’ye 83 kişi). Nüfus artış hızı %o 16’dır (Türkiye ortalaması %o 18.34).
Nüfusun % 69’u kentte yaşar (Türkiye ortalaması % 65). Yukarı Sakarya Bölümü en yoğun nüfuslu alandır. Nüfus genellikle bölgenin çevresindeki dağ eteklerindeki ovalara yoğunlaşmıştır.
Ülkemizin başkenti ve 2.büyük kenti Ankara bölgede yer almaktadır.

TÜRKİYE EKONOMİSİNE KATKISI:
Ekonomisinde tarım hakim faaliyettir. Bölge yurdumuzun tahıl ambarıdır. Yurdumuzda Buğday (%35), Arpa (%45), Şekerpancarı (%40), Baklagiller (%30), Meyvecilik (%20) oranında yapılır. Bölgede Ankara, Eskişehir, Konya, Kayseri, Kırıkkale ve Sivas gibi sanayi kentleri vardır. Türkiye Endüstri üretiminin % 15’i bu bölgemizden sağlanmaktadır. Bölgenin turizm gelirleri de fazladır.

TARİHİ ÖNEMİ:
Sivas Kongresi Sivas kentinde yapılmıştır. Ankara’da da ilk TBMM açılmıştır. Bu tarihten sonra Milli Mücadelenin merkezi olmuştur.

BÖLGENİN GENEL ÖZELLİKLERİ:
 En fazla nadasa bırakılan bölgedir.
 En büyük kapalı havzamız buradadır (Tuz Gölü)
 En tuzlu gölümüz %o ile Tuz Gölüdür.
 Lületaşının tek çıkarıldığı yer Eskişehir’dir.
 Karstik şekillere en çok rastlanan 2.bölgemizdir. (Sivas, Çankırı)
 İklimden dolayı kerpiç en çok kullanılan yapı malzemesidir.
 Ulaşımı yeryüzü şekilleri sayesinde çok uygundur.
 En az yağış alan bölgemizdir
 Ortalama yükseltisi 1000 metredir. En yüksek yeri Erciyes Dağıdır.
 Küçükbaş hayvan sayısı en fazla olan bölgedir.
 Nüfus bakımından 2. olmasına rağmen alanı büyük olduğu için yoğunluk azdır.
 Tek uçak fabrikamız Eskişehir’dedir.
 Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır.
 İklimi sert ve karasaldır.
 Kentleşme oranı düşük, kırsal yerleşme topludur.
 Yaz kuraklığının erken başlaması sebze üretimini olumsuz yönde etkiler.
 Bölgede endüstri bitkilerinden şekerpancarı, tahıllardan buğday çok yetiştirilir.
 En uzun akarsuyumuz Kızılırmak nehrinin büyük kısmı bölgededir.

Bölgelerimiz ve en kalabalık bölümlerinin eşleştirilmesi:
İç Anadolu- Yukarı Sakarya Bölümü,
Karadeniz – Doğu Karadeniz kıyıları,
Ege-Kıyı ovaları,
Marmara – Çatalca – Kocaeli bölümü

Türkiye’nin coğrafi konumları :
Matematik konum : Doğusu ile batısı arasında 76 dakikalık yerel saat farkının olması
Özel konumu : İklim özelliklerinin belirlenmesinde denizlerin etkili olması Doğudan batıya olan göç yollarının üzerinde bu­lunması Transit ticaretin gelişmesi özel konumu.

Karadeniz kıyılarına ait özellikler :
Sinop dışında doğal limanı yoktur.
Boyuna kıyı tipi özelliği gösterir.
Kıyı önünde bir kaç kayalık dışında ada yoktur.
Yüksek kıyılardır.
Karadeniz boyuna kıyı özelliğine sahiptir.
Boyuna kıyılar düzdür. Girinti çıkıntı fazla değildir.

Renklendirme ile yapılmış haritalarda 0 m ile 500 met­re arasındaki yükseltiler yeşil renk ile gösterilir.

Türkiye’de kış saati uygulaması yapıldığında İzmit ‘ten geçen 30° meridyeni esas alınır. İzmit ve civarının yerel saati ile ulusal saati arasındaki zaman farkı en azdır.

Doğu Anadolu en yüksek bölgedir.

Akarsuları hızlı akması Hidroelektrik santrallerin kurulması için akarsuların hızlı akması üzerinde olumlu etki yapmıştır.

Büyük Menderes ovasında yetişen incir Konya ovasında Kışların sert geçmesi sebebiyle incir yetişmez.

Türkiye kaplıca yönünden zengin bir ülke olması neye bağlıdır:
Kırık Fay hatlarının fazla olmasına.

Akdeniz kıyılarında kışların en ılık geçmesinin nedenleri:
Toros Dağlarının iç bölgelerin soğuğunu kesmesi.
Denizlerin ılımanlaştırıcı etkisi.
Kıyıların tropikal hava kütlelerinin etkisi altıda kalması.
Türkiye’nin en güneyinde yer almasıdır.
Orman varlığının kışların ılık geçmesinde etkisi yoktur.

Akdeniz ikliminde en yağışlı mevsim :
Kıştır.
İzmir ve Adana’da akdeniz iklimi görülür.

İç Anadolu bölgesinde ilkbahar yağışlı, yazlar kurak geçer.

İç Anadolu’nun doğal bitki örtüşü olan Bozkırın özellikleri :
İlkbahar yağışlarıyla yeşeren yazın kuruyan otsu bir topluluktur.

Türkiyenin coğrafi özellikleri:
36°-42° kuzey paralelleri ile 26°-45° doğu meridyenleri arasında yer alır.
En doğusu ile en batısı arasında 76 dakikalık za­man farkı vardır.
Güneş ışınlarını hiç bir zaman dik açıyla alamaz.
Kuzey kıyıları güney kıyılarından daha serindir.
Dört mevsim görülür.
Yükseltileri doğudan batıya doğru artar.

Ege kıyılarında yer alan körfezler :
Kuşadası Gökova Edremit Güllük

Kıyı ovalarının özellikleri ?
Yükseltileri fazla değildir.
Ulaşım olanakları gelişmiştir.
Alüvyonlarla kaplıdır.
Nüfus yoğunlukları fazladır.
Tarımsal potansiyelleri yüksektir.

Hem kıyı hemde deniz özelliklerini dikkate alarak, Karadeniz ve Akdenizin ortak özellikleri?
Tuzluluk oraları birbirinden farklıdır.
Boyuna kıyı özelliği gösterirler.
Tuzluluk oranlarının belirlenmesinde iklim önemli rol oynamıştır
Kıyılar fazla girintili çıkıntılı değildir .
Kıyıların uygun yerlerinde delta ovaları oluşmuştur

Karasal iklimin özellikleri :
Yazlar sıcak geçer.
Kışlar soğuk geçer.
Yazlar kurak geçer.
Yıllık sıcaklık farkı fazladır.
Bitki örtüsü bozkırdır

Göller ve oluşumları eşleştirilmesi :
İznik-Tektonik göldür .
K. Çekmece -Kıyı seti gölüdür.
Bafa- Alüvyon seti gölüdür ,
Tortum – Heyelan seti gölüdür,
Burdur – ………

Türkiye’nin yaklaşık % 98’i deprem tehditi altında­ olmasının nedeni?
Oluşumunu yakın jeolojik devirde tamamlaması .
Genç kuşakta yer almasıdır.

Ülkemizde kar yağışlarının nelere etkisi vardır?
Yeraltı sularının beslenmesi.
Ekili alanların soğuktan korunması.
Kış sporlarının gelişmesi.
Erimeler sonucunda taşkınların olması

Türkiye akarsularının özellikleri :
Hızlı akarlar.
Boyları kısadır.
Hidroelektrik üretmeye uygundurlar.
Ulaşımda kullanılmazlar.
Taşıdıkları materyal fazladır.

Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili bir yanmada ül­kesi olmasına karşılık denizlerin iklim üzerindeki ılımanlık ve yağış etkisi dar bir alanda görülür. Bü­yük bir kısmında karasal iklim etkilidir. Bu duruma yol açan temel etken :
Kuzey ve güney kıyılardaki dağların uzanış yönüdür.

Türkiye’de kış süresinin en kısa olduğu il :
Antalya

Türkiye’de kış süresinin en uzun olduğu il :
Ardahan

Türkiye’de sıcaklık ile ilgili özellikler :
Kış mevsiminde en düşük sıcaklık Kuzeydoğu Anadolu’da kaydedilir.
Güneyden kuzeye doğru yıllık sıcaklık ortalaması düzenli bir şekilde artar
Yaz mevsiminde en yüksek sıcaklıklar Güneydoğu Anadolu’da ölçülür.
Sıcaklık dağılışında yükselti ve deniz etkileri önemli rol oynar.
Doğu Anadolu’da ocak ayı ortalama sıcaklığı İç Anadolu’dan daha düşüktür.

Oluşum bakımından aynı dağlara örnek :
Karacadağ ,
Süphan,
Nemrut ,
Erciyes

Saros Körfezinden Gökova körfezine doğru kıyı bo­yunca gidildikçe görülen tablo ?
Karlı gün sayısı azal­dığı
Deniz suyu sıcaklığının arttığı
Deniz suyu tuzluluğunun arttığı
Yıllık sıcaklık ortalamasının arttığı
Buharlaşmanın arttığı görülür.

Türkiye’de erozyonun şid­detli olmasının ortaya çıkardığı sonuçlar:
Baraj göllerinin toprakla dolması ,
Toprakların verimsizleşmesi ,
Sel taşkınlarının artması
Tarımın güçleşmesi

Küçükbaş hayvancılığının İç Anadolu yoğunlaşması­nın başlıca nedeni :
Bölgenin doğal bitki örtüsünün küçükbaş hayvancılığa uygun olması
İç Anadolu’nun doğal bitki örtüsü bozkırdır.
Bozkır kü­çükbaş hayvanların beslenmesinde önemlidir.

Ülkemizde üretim alanı en yaygın olan yeraltı zen­ginliği nedir?
Türkiye’nin çeşitli yerlerinde çıkartılır.

Mutlaka hammaddenin üretildiği yerde kurulmak zorunda olan endüstri kuruluşu hangisidir?
Şeker. (Şekerin Hammaddesi olan pancar tarladan söküldükten hemen sonra işlenmesi bozulmaması için zorunluluktur)

Hangi elektrik santrali diğerlerinden farklı bir özellik gösterir?
Hirfanh hidroelektrik santralidir. (Su gücüyle çalışır.)

Linyitle çalışan termik santrallere örnek verelim :
Afşin-Elbistan ,
Yatağan ,
Soma ,
Çayırhan

Kastamonunun özellikleri :
Batı Karadeniz’de dağlık bir alandadır.
Yol yapımı zordur.

Türkiye’nin dış ti­caretinde önemi olan bazı tarım ürünleri ile yeraltı kaynakları :
Pamuk-Bakır ,
Tütün-Bor ,
Fındık-Krom ,
Zeytin-Zımpara taşı

Yalnızca ülke ihtiyacını karşılayabilen ve dış ticaretimizde önemi olmayan ürünler?
Muz
Taşkömürü

Karadeniz Bölgesinde turizmin gelişmemesinde olumsuz etkisi olan faktörler ?
Yılın büyük bölümünün yağışlı geçmesi ,
Kıyıda plajların yetersiz oluşu

Çeşitli tarım ürünleri yetiştirilmesi sebebiyle Türkiye kendi kendine yeten sa­yılı ülkelerden biridir. Bu durumun en önemli nede­ni :
Ülkede çeşitli iklimlerin görülmesi ve dört mevsi­min yaşanması

İklim şartlan tarım ürünlerinin yetiştirilmesini belir­leyen temel faktördür. Aynı iklim şartlarında yetişmesi mümkün olmayan tarım ürünleri bir arada verilmiştir:
Çay-buğday

Aynı iklim şartlarında yetişmesi mümkün olan tarım ürünleri bir arada verilmiştir:
Tütün-pamuk ,
Şekerpancarı-tütün ,
Üzüm-buğday ,
Turunçgil-zeytin

Ülkemizde haşhaş üretimi devlet kontrolü altında­ olmasının nedeni :
Haşhaşın amaç dışı kullanımı

Ülkemizde hayvan sayısı fazla olmasına karşılık,hayvansal üretimin yetersiz olması neye bağlıdır?
Mera hayvancılığın yaygın olarak yapılması

Makineli tarımın yapılamayacağı yerler:
Doğu Karadeniz Bölümü (Arazinin engebeli ve tarım topraklarının küçük ol­duğu yerlerde makineli tarımı zorlar.)

Makineli tarım yapılabileceği yerlere örnek :
Marmara Bölgesi ,
Ege Bölgesi ,
Güneydoğu Anadolu Bölgesi ,
İç Anadolu Bölgesi

Sanayinin en çok geliştiği bölge­ olan Marmara Bölgesinde sanayinin kurulması için gerekli önemli şart­lar nelerdir?
İş gücü
Sermaye
Ulaşım
Pazarlama

Bursa’ da bulunan sanayi kolu :
Bursa –Otomotiv

İs­kenderun’da bulunan sanayi kolu :
İskenderun -Demir-çelik

Büyük baş hayvancılık en çok yaygınolduğu bölgeler?
Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgeleri

Türkiye’de kara ve demir­ yolu ulaşımını zorlaştıran etkenler :
Dağların batı-doğu doğrultusu uzanışı ,
Yükseltinin fazla oluşu,
İç bölgelerin sert karasal iklimi,
Derin ve geçit vermeyen akarsu ve vadilerin varlı­ğı

Endüstri tesislerinden hangisinin dağılı­mı ülkemizde daha çok yaygınlık gösterene örnek :
Şeker

İzmir limanı, Türkiye’nin ikinci büyük limanıdır. İz­mir limanının gelişmesinde aşağıdakilerden hangi­sinin önemli bir rolü olanlar:
Ard bölgesinde dış ticarette önemli yer tutan ürün­lerin yetiştirilmesi ,
Yükleme, boşaltma vinçleri ve depolama tesisleri­nin yeterli oluşu,
Ard bölgesiyle ulaşımının kolay olması ,
Geniş bir hinderlandının olması

Endüstri dallarının hangisinin üretiminde tarımsal hammaddeden yararlanılmaz?
Çimento

Endüstri dallarının hangisinin üretiminde tarımsal hammaddeden yararlanılır?
Konserve
Dokuma
İlaç
İçki

Türkiye’de iç ticaret oldukça gelişmesine etkisi olanlar:
Ülkede değişik iklimlerin görülmesi ,
Ulaşım ağının gelişmiş olması,
Sanayinin dengeli dağılmaması,
Çeşitli yerlerde farklı tarım ürünlerinin yetişmesi

İthalatımızda önemli yer tutan ürünler:
Ham petrol
Demir-çelik
Gübre
İlaç

İhracatımızda önemli yer tutan ürün:
Tekstil

Türkiye’de elektrik enerjisi en çok hangi kaynaktan elde edilir?
Akarsu

Ülkemizde diğer coğrafi bölgelere göre; yükseltisi en fazla, maden yönünden en zengin, hidroelektrik üretim potansiyeli en fazla olan coğrafi bölge:
Doğu Anadolu

İç Anadolu Bölgesinde aşağıda yetişme özellikleri verilen tarım ürünlerinin hangileri yetiştirilir?
Yazın kuraklık isteyen tarım ürünleri
İlkbaharda yağış isteyen tarım ürünleri
Çok fazla yağış istemeyen tarım ürünleri
Yazın sıcaklık isteyen tarım ürünleri
İç Anadolu’da kış mevsimi soğuk geçtiğinden kışın ılımanlık isteyen tarım ürünleri yetiştirilemez.

Marmara Bölgesi özellikleri:
Ortalama yükseltinin az, engebe­liğin fazla olmadığı bir bölgedir.
Ulaşımın kolay olması.
Ekili-dikili alanların çok olması .
Deniz etkilerinin geniş bir alana yayılması,
Toplu yerleşmenin görülmesi.

Marmara bölgesinin coğrafi konumundan kaynaklanan üç çeşit iklimin olması Çeşitli tarım ürünlerinin yetiştirilmesine sebeb olur.

Karadeniz ve Akdeniz Bölgelerinin ortak özellikleri:
Kıyı tipleri (Her iki bölgede de dağların kıyıya paralel uzanması nedeniyle boyuna kıyı tipi görülür.)

Karadeniz ve Akdeniz Bölgelerinin farklı özellikleri:
Yağış rejimleri,
Yazsıcaklık ortalamaları ,
Deniz suyu tuzlulukları ,
Yetiştirilen tarım ürünleri

Ege Bölgesin yer şekilleri ile ilgili olarak dağlar kıyıya dik uzanır.

Ege bölgesinde fiziki, beşeri ve ekonomik özellikler üzeri­nde yer şekillerinin yolaçtığı sonuçlar :
Kıyıda çok fazla körfez ve yarımada bulunması,
Deniz etkilerinin 150-200 km kadar içeriye sokula­bilmesi,
Kıyı ile iç kesimler arasında ulaşımın kolay olması ,
İzmir limanının art bölgesiyle balantısının kolay ol­ması

Ege bölgesinde Termik santrallerinin çok olması neyle ilgilidir ?
Zengin linyit yataklarının varlığı ile

Karadeniz Bölgesi özellikleri :
Türkiye’nin en çok yağış alan bölgesidir.
Kentleşme oranı düşüktür,
Dağlar kıyıya paralel uzanır.
Genelde göç verir.
Çayın tamamını, fındığın büyük bir kısmını üretir.
Karadeniz Bölgesinde kırsal nüfus fazladır

Güneydoğu Anadolu projesi tamamlandığında hangi­sinde artış gözlenecektir?
Sulanabilen arazi artar ,
Enerji üretimi artar ,
Sanayi kuruluşları artar ,
Tarımsal çeşitlilik artar Bölgede iş imkanları artar
Bölge dışına yapılan göçler azalalır

Uludağ-Ergene nehri – Manyas gölü – Yenişehir ovası hangi bölgemizde yer alır?
Marmara Bölgesi içinde yer alır

Marmara ve Ege Bölgeleri kaplıca turizmi yönünden gelişmiştir. Bu durumdan bölgelerin hangi ortak özelliği etkili olmuştur?
Yer yapıları (Her iki bölgede de fay hatları bulunmaktadır. Bu da böl­gelerin kaplıca yönünden zengin olmalarını sağlamıştır.)

Ege, Akdeniz ve Marmara Bölgelerinde çok yetişti­rilen ve Türkiye ekonomisinde yer tutan ürünler :
Zeytin Ege,
Turunçgil Akdeniz,
Ayçiçeği Marmara’da

Marmara Bölgesinin bir bölümünde Kara­ deniz ikliminin etkili olduğunu gösteren ürün :
Fındık

İç bölgeleri kıyı bölgelerinden ayıran en önemli özellik :
Karasal iklimin egemen olması

Akdeniz kıyılarının kış mevsiminde Türkiye’nin en sıcak yeri olmasında et­kisi olan sebepler:
Denizlerin ılımanlaştırıcı etkisi ,
Torosların iç bölgelerdeki soğuğu kıyıya ulaştırmaması ,
Türkiye’nin güneyinde yer alması ,
Sıcak hava kütlelerine açıkolması

İki denize birden kıyı­sı olan ilimiz?
İzmit

Ege Bölgesinde üretim yapan endüstri kuruluşları hangi hammaddeyi bölge dışıdan sağlar?
Petrol arıtma

Ege bölge­sinde yer alan turistik değerler:
Pamukkale travertenleri ve Efes antik kenti

İç Anadolu bölgesinde yer alan volkanik dağlar ?
Erciyes
Karadağ
Hasan
Melendiz

Güneydoğu Anadolu Bölgenin özellikleri?
Ekonominin temeli hayvancılığa dayanır.
Yaz mevsiminde Türkiye’nin en sıcak yeridir.
Yükseltisi fazla değildir
Türkiye’nin tek petrol üretim alanıdır.
Yerşekilleri sadedir.

Yukarı Sakarya Bölümü­nü İç Anadolu Bölgesinin diğer bölümlerinden ayı­ran özellikler :
Daha kalabalık olması
Sanayisinin gelişmiş olması
Başkentin burada olması
Bölgenin Marmara ve Ege’ye açılan kapısı duru­munda olması ,
İkliminin daha elverişli olmamasısı

İç Anadolu Bölgesi Güneydoğu Anadolu Bölgesinden daha az yağış almasına rağmen Güneydoğu Anado­lu’da tarımda sulamaya daha çok ihtiyaç duyulmaktasının nedeni?
Güneydoğu Anadolu’da yaz kuraklığınındaha faz­la hissedilmesi

Marmara ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin birbirine benzeyen yönleri :
Yerşekilleri özellikleri

Erzurum-Kars bölümü­nün özellikleri :
Ortalama yükseltisi fazladır.
Kışlar çok soğuktur.
Büyükbaş hayvancılık en önemi ekonomik faali­yettir.
Yaz süresi kısadır.

Baraj gölleri çok olan bölgelerimiz:
Ege,
Karadeniz ,
Doğu Anadolu ,
Güneydoğu Anadolu

Baraj gölleri az olan bölgemiz:
Marmara

İç Anadolunun doğal (fizi­ki) özellikleri :
Ova ve platoların geniş yer tutması,
Karasal iklimin varlığı ,
Bitki örtüsünün bozkır olması ,
Bölgede volkanik dağların varlığı

Akdeniz Bölgenin ekonomik varlığı ile ilgili olanlar :
Keçiborlu kükürt yatakları ,
Adana dokuma sanayi ,
İsparta gül üretimi ,
Seracılığın en gelişmiş bölge olması

KPSS Coğrafya Türkiyenin Platoları ve Ovaları Ders Notları

TÜRKİYE’NİN PLATOLARI

1-Plato nedir?
—Akarsular tarafından derin vadilerle parçalanmış düz veya hafif engebeli yüksek düzlüklere plato denir.

2-Yayla nedir?
—Yaz aylarında hayvancılık faaliyeti ve dinlenme amaçlı olarak kullanılan geçici yerleşim alanıdır.

3-Plato ile yaylanın farkı nedir?
—Plato bir yeryüzü şekli, yayla ise bir yerleşim yeri ismidir.

4-Ülkemizde platoların geniş alan kaplamasının nedeni nedir?
—Büyük bir bölümü aşınmaya uğramış olan Anadolu’nun 4.jeolojik zamanda (kuaterner) toptan yükselmesi platoların geniş alan kaplamasına neden olmuştur.

5-Ülkemizde platoların farklı yükseltilerde olmasının nedeni nedir?
—Ülke genelindeki toptan yükselmenin bölgelere göre farklı olması nedeniyle platolar farklı yükseltilerdedir. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde platolar 600–700 metreler arasındadır. İç Anadolu Bölgesinde 1000–1500 m, Doğu Anadolu Bölgesinde ise 1800–2500 metreler arasındadır.

6-Ülkemizdeki platoları oluşumlarına göre sınıflandırınız?
A-Yatay duruşlu platolar
B-Lav platoları
C-Karstik paltolar
D-Aşınım Platoları

7-İç Anadolu Bölgesindeki platoların isimlerini yazınız?
A-Obruk platosu B-Cihanbeyli Platosu C-Bozok platosu D-Haymana platosu E-Uzunyayla Platosu

8-Haymana, Bozok, Cihanbeyli, Obruk, Uzunyayla, Yazılıkaya, Gaziantep ve Şanlıurfa platoları oluşumuna göre hangi tür plato grubuna girer?
—Yatay duruşlu platolar

9-Ülkemizdeki lav platosuna örnek veriniz?
—Erzurum-Kars platosu(Doğu Anadolu Bölgesinde)

10- Ülkemizden karstik platoya örnek veriniz?
—Taşeli platosu (Akdeniz bölgesinde)

11- Ülkemizdeki aşınım platosuna örnek veriniz?
—Perşembe (Karadeniz bölgesinde), Çatalca-Kocaeli platoları(Marmara Bölgesinde)

12-Yazılıkaya platosu hangi bölgede yer almaktadır?
—Ege bölgesi

13-Ovalar ile platoları nüfus yoğunluğuna göre karşılaştırınız?
—Ülkemizde nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu alanlar ovalardır. Platolar ikinci sırada gelir.

14-Yüksek platolarda tarıma alternatif olan faaliyet nedir?
—Büyük baş hayvancılık

15-Platolarda yaygın olan tarım türü nedir?
—Tahıl tarımı

16-Platoların ortalama yükseltisinin fazla olması bize neyi göstermektedir?
—Türkiye’nin bulunduğu alanın geçmişte toptan yükselmeye uğradığını göstermektedir.

17-Yatay duruşlu platolara en fazla hangi bölgede rastlanır?
—İç Anadolu Bölgesi

18-Türkiye’nin en yüksek platoları hangi bölgede bulunur? Niçin?
—Doğu Anadolu Bölgesi, çünkü toptan yükselme en fazla bu bölgede olmuştur.

19-Karstik platolar nasıl oluşmuştur?
—Suyla kolaylıkla çözünen kalkerli (kireçli) yapıya sahip arazilerde akarsu aşındırması sonucu oluşmuşlardır. TÜRKİYE’NİN OVALARI

1-Ova nedir?
—Çevresine göre alçakta bulunan ve akarsular tarafında derin vadilerle yarılmamış olan geniş düzlüklere ova denir?

2-Türkiye’deki ovaların oluşumunda etkili olan faktörleri yazınız?
A-Tektonik olaylar(En etkili olan)
B-Volkanik olaylar
C-Karstik olaylar
D-Akarsu faaliyetleri

3-Delta ovası nedir?
—Akarsuların taşıdıkları alüvyonları deniz kıyısında biriktirmesiyle oluşan ovalara delta ovası veya kıyı ovası denir.

4-Türkiye’de delta ovası olmaması için günümüzden farklı olarak ne olması gerekirdi?
— Deniz kıyımız olmaması gerekirdi.

5-Türkiye ovaları bulundukları yere göre nasıl adlandırılır?
A-Kıyı ovaları(Delta ovaları)
B-İç Bölge ovaları(Yüksek ovalar)

6-Karadeniz kıyılarımızda niçin delta ovalarına fazla rastlanmaz?
—Dağların denize paralel uzanması ve derinliğin fazla olması

7-Karadeniz kıyılarındaki önemli kıyı ovalarını yazınız?
A-Bafra delta ovası (Kızılırmak tarafından oluşturulmuştur.)
B-Çarşamba delta ovası ( Yeşilırmak tarafından oluşturulmuştur.)
C-Sakarya delta ovası( Sakarya nehri tarafından oluşturulmuştur.)

8-Sakarya delta ovası niçin denize doğru fazla gelişmeyip daha çok doğu batı doğrultusunda bir uzanış göstermektedir?
—Kıyının derin ve akıntılı olması nedeniyle

9-Gediz nehrinin denize aktığı yer niçin 1886 yılında değiştirilmiştir?
—Gediz’in getirdiği malzemelerin, İzmir körfezini doldurma tehlikesi nedeniyle 1886 yılında yatağı değiştirilerek bugünkü konumuna getirilmiştir.

10-Hangi nehrin getirdiği alüvyonlar geçmişte liman şehri olan Eleia şehrini bugün kıyıdan uzakta bir bataklık haline getirmiştir?
—Bakırçay

11- Ege kıyılarımızda bulunan delta ovalarını kuzeyden güneye doğru yazınız?
A-Meriç delta ovası B-Bakırçay delta ovası C-Gediz delta ovası D-Küçük Menderes delta ovası
E-Büyük Menderes delta ovası

12-Deltaların oluşabilmesi için gerekli şartları yazınız?
A-Kıyıda akıntı ve gelgitin fazla etkili olmaması
B-Kıyının sığ olması (Deri olmaması)
C-Akarsuyun denize bol miktarda yük taşıması

13-Seyhan, Ceyhan ve Tarsus Çayının oluşturduğu delta ovasının ismini yazınız?
—Çukurova

14-Türkiye’nin en büyük ovasını yazınız?
—Çukurova (İkinci büyük ise Konya ovasıdır.)

15-M.Ö. bir liman şehri olan Efes’in zamanla denizden uzak kalmasına neden olan nehrin ismini yazınız?
—Küçük menderes nehri

16-Ege kıyılarında yer alan ovaların diğer delta ovalarından bir farkı var mıdır. Açıklayınız?
—Ege bölgesindeki Bakırçay, Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes ovalarının denize doğru olan kısımları delta ovası, iç kesimlere doğru olan kısımları çöküntü ovası şeklindedir.

17-Çukurova delta ovası, Göksu delta ovası, Asi delta ovası hangi bölgede bulunan başlıca deltalardır?
—Akdeniz Bölgesi

18-Köyceğiz, Dalaman, Eşençayı, Finike, Antalya, Serik ve Manavgat ovalarının ortak özelliği nedir?
—Bu ovalar delta ovası olmadığı halde kıyıda yer aldığı için kıyı ovaları içinde yer alır. Hepsi Akdeniz bölgesi içindedir. En büyüğü Antalya ovasıdır?

19-İç bölgelerdeki ovalar nasıl oluşmuştur?
—3. ve 4. jeolojik zamanda meydana gelen çöküntü alanları zamanla göl haline gelmiş. Akarsuların getirdiği alüvyonlarla dolması sonucu göller kurumuş ve iç bölge ovaları oluşmuştur.

20-Amik, Kahraman Maraş, Adıyaman, Malatya, Elazığ, Muş, Varto, Hınıs, Karlıova ve göynük çöküntü ovaları hangi fay kuşağı üzerinde yer alır?
—Güneydoğu Anadolu fay kuşağı
21-Pasinler, Erzurum, Erzincan, Su Şehri(Sivas),Niksar, Erbaa(Tokat),Taşova, Suluova, Merzifon(Amasya),Tosya(Kastamonu),Kurşunlu, Çerkeş(Çankırı), Bolu, Düzce, Adapazarı ve Sapanca ovaları hangi deprem kuşağı üzerinde bulunur?
—Kuzey Anadolu fay hattı

22- Söke, Koçarlı, Aydın, Yenipazar ve Sarayköy ovaları Batı Anadolu’daki hangi graben içinde yer alan çöküntü ovalarıdır?
— Büyük Menderes Grabeni

23-Iğdır, Erzurum, Erzincan, Bingöl, Afşin ve Elbistan çöküntü ovaları hangi bölgemizde bulunur?
—Doğu Anadolu Bölgesi

24-Nizip, Suruç, Altınbaşak ve Ceylanpınar ovaları hangi bölgemizde bulunur?
—Güneydoğu Anadolu Bölgesi

25-Çubuk, Mürted, Ereğli, Ereğli, Akşehir, Eskişehir ve Konya çöküntü ovaları hangi bölgemizde bulunur?
—İç Anadolu Bölgesi

Ülkemizdeki Plato Çeşitleri

Aşındırma Platoları: Daha önceden aşınımını tamamlamış ve düzleşmiş platoların tekrar yükselmesi ve akarsularca parçalanması ile oluşmuşlardır. KOCAELİ PLATOSU

Tabaka Düzlüğü Platoları: Kalın ve sert arazilerin çevresinin aşınmasıyla yüksekte kalması sonucu oluşan geniş dalgalı düzlüklerdir. İç Anadolu’da CİHANBEYLİ, OBRUK v.s.

Lav Platoları: Volkanizma sonucu yeryüzüne yayılan yüksek lav yığınlarının akarsularca parçalanmasıyla oluşurlar. D.Anadolu’da ERZURUM-KARS, NEVŞEHİR-ÜRGÜP ÇEVRESİ PLATOLARI gibi.

Karstik Platolar: Kalkerli (Kireçtaşı) araziler üzerinde oluşurlar. Akdeniz çevresinde görülür. TAŞELİ PLATOSU gibi.

TÜRKİYE’DEKİ PLATOLARIN DAĞILIŞI

İç Anadolu: Cihanbeyli, Obruk, Haymana, Uzunyayla ve Bozok Platoları.
Marmara Bölgesi: Çatalca-Kocaeli Platoları
G.Doğu Anadolu Bölgesi: Şanlıurfa, Gaziantep, Mardin Eşiği
Akdeniz Bölgesi: Taşeli Platosu
Ege Bölgesi: Yazılıkaya ve İç Batı Anadolu Platoları
Doğu Anadolu Bölgesi: Erzurum-Kars, Ardahan Platoları

Platoların Ekonomiye Etkileri

Yüksek platolar yaz aylarında hayvancılığa dayalı yaylacılık alanları olarak kullanılırlar.
Alçak platolar ise tarım alanlarıdır. Ancak kuru tarım yapılabilir. Az su isteyen Buğday, Şekerpancarı, Arpa v.s. ekimi yapılır.
Yüksek platolarda yerleşme seyrektir. Ülkemizin en tenha yerlerinden biri de Taşeli Platosu’dur.

HİTİTLER

SİYASAL TARİH

1- TARİH ÖNCESİNDEN TARİHE :

Toplumların henüz kendileriyle ilgili bilgi veren yazılı belgelerinin bulunmadığı,yani bir yazı sistemine geçemedikleri zaman dilimidir.Bu dönemlerde,toplumların oluşturdukları uygarlıkların düzeyi ve yaşam biçimleriyle ilgili bilgilere,arkeologlar tarafından yapılan kazılarda ortaya çıkan maddi belgeler ışık tutmaktadır.Maddi belgelerden,artık yaşamayan insan topluluklarından kalan her türlü eşya ile,mimarlık ve sanat eserleri anlaşılmaktadır.Bu belgelerin dışında o günkü toplumların fikir ürünleri denilebilecek yazılı belgeler bulunmaktadır.Bunların okunması ile elde dilen bilgiler,insanlığın geçmişi,her yönüyle anlaşılabilir bir duruma gelir.Bu aşamaya gelen toplumlar,tarih öncesi çağlardan,tarihsel çağlara geçmiş sayılırlar.Eğer bir toplum henüz kendisiyle ilgili dolaysız bilgi sağlayan belge yaratma aşamasına gelmemişse,fakat çevresinde bulunan ve yazıyı kullanmasını bilen başka toplumların belgeleri o toplumla ilgili bilgi veriyorsa,söz konusu insan topluluğu protohistorik bir çağ yaşıyor demektir.(1)

Anadolu da yaşayan toplumlar tarih çağlarına geçmeden önce,ön Asya adı verilen batıda Ege adalarından başlayarak Anadolu ,Suriye,Filistin,Mısır,Mezopotamya ve İran’ı içine alan coğrafi alanda yaşamış yazıyı kullanmaya Anadolulu insanlardan çok önce başlamış toplumların bıraktıkları yazılı belgeler yardımıyla böyle bir prohistorik çağa ulaşmıştır.

Anadolu,Ön Asya’nın alanları içinde iki bakımdan önemli bir yere sahiptir.birincisi Anadolu’nun coğrafi konumundan kaynaklanmaktadır.Ege dünyası il Doğu dünyası arasında ilişkiyi sağlayan Anadolu yarım adasıdır.Anadolu’yu çoğu kez bir köprü olarak ta nitelemek doğru değildir,çünkü köprü daha çok bir geçiş aracıdır;oysa Anadolu sadece bir yerden bir yere geçilen bir toprak parçası değil,yerleşilen yurt edinilen,yöresindeki bütün kültürlerden etkilenen ve onları etkileyen,değerli bir yaşam alanıdır.(2)Anadolu’nun ikinci önemli yönü ekonomidir.Anadolu,komşu toplumların yazılı belgelerinden sağlanan bilgilere bakıldığında Ön Asya’nın,özellikle Mezopotamya’nın inşaat ahşabı,bakır ve gümüş gereksinimini karşılayan bir hammadde deposu durumundaydı.Anadolu toplumları henüz büyük bir devlet haline gelmemişken,Mezopotamya da bir imparatorluk kurulmuştu.

2-HİTİTLERİN ORTAYA ÇIKIŞI :

Anadolu’nun tarihsel çağları,çorumun sungurlu ilçesine 5 km. uzaklıkta bulunan ve yapılan kazılarda Hitit imparatorluğu’nun başkenti Hattuşa olduğu anlaşılan Boğazköy de,Yozgat’ın Güneydoğusuna düşen Alişarhöyükte ve kayserinin kuzeyindeki Kültepede bulunan,çivi yazısı ile yazılmış tablet denilen kil levhacıklar ile başlar.Sayıca,Alişar ve Boğazköy de az Kültepede ise on binleri aşan bu tabletlerin yazılmış olduğu dil,Mezopotamya da çok geniş bir zaman kesiti içinde konulmuş olan günümüzdeki Arapça,İbrani’ce ile aynı dil ailesine giren Akadça’nın eski Asur lehçesidir.Bu tabletler İ.Ö. 4000 yılında Mezopotamya da Sümerler tarafından resim yazısı olarak icat edilen ve zamanla gelişerek basitleşip,resimselliğini kaybederek,dış görünüşü bakımından çiviye benzediği için zamanımızda çivi yazısı adı verilen hece işaretlerinden kurulu bir yazı sistemidir.Bu yazı genellikle her bilinmeyen yazı sisteminin çözülmesinde olduğu gibi,aynı yazıtın birden fazla dilde tekrarlandığı çift dilli yada çok dilli denilen yazıtlar yardımıyla,bir Alman lise öğretmeni olan GROTEFOND’in öncü çalışmaları sonucunda,19. yüzyılın başlarında okuna bilmiştir.(3)Anadolu da bu yazı ve Akadça yazılan tabletler bulunduğu sırada çivi yazısının ilk okunuşu üzerinden 80 yıldan fazla bir zaman geçmiştir.Tabletler,ilk önce antikacılar tarafından eski eser piyasasına sürülmüş ve buluntu yeri kesin olarak belirtilmek istenmediği için,bunların nereden çıkarıldığı sorusu,Kültepe’nin de içinde bulunduğu coğrafi yerin Roma dönemindeki adı olan Kapadokya bölgesi gösterilerek geçiştirilmiştir.Bu yüzden çeşitli dünya müzelerince satın alınan Anadolu’nun bu ilk yazılı ürünleri,Kapadokya Tabletleri adıyla tanınmaya başlamıştır.Eski eser tüccarlarının bir sır olarak sakladıkları esas çıkış yerini bulmak için bir çok girişimlerde bulunmuşsa da ,bunlar başarısız kalmıştır.1893-1894 yıllarında E.Chantre bu Tabletlerin Kültepe de bulabileceğini düşünmüş,ancak bu düşünce bir türlü doğrulanamamış ve 1925’e değin her yıl daha çok sayıda tablet eski eser pazarlarına sunulmuştur.Sonunda Çek bilgini B.Hrozny,Kültepe de kazılar yapmaya başladığında,tabletlerin höyükten değil de ,çok yakındaki bir tarladan çıkarıldığını köylülerden öğrenebilmiş ve gerçekten de orada başlattığı kazıda 1000 kadar tablet ele geçirmiştir.Daha sonra Hrozny bu kazıları sürdürememiş ve 2.Dünya Savaşı nedeniyle kazılara ara vermek zorunda kalmıştır.(4)

Gerek Kültepe Höyüğünde ,gerek Asurlu tüccarların oturmuş olduğu anlaşılan ve tabletlerin bulunduğu yerleşmede,1948 yılından beri Türk Tarih Kurumu adına Prof. Dr. Tahsin Özgüç tarafından sistemli kazılar yapılmıştır.Bu kazılar sonucunda bir Asurlu tüccarlar kolonisi olarak niteleyebileceğimiz yerleşmenin 4 tabakası olduğu saptanmıştır.Bunlardan 3. ve 4. tabakalar en eski yerleşmeler olup,yazılı belgeden yoksundur.1. ve 2. tabakalarında bulunan tabletlerin sayısı ise on bine varmaktadır.

Bilim dünyasının Hititler ile karşılaşması 1887 yılına rastlar.Orta Mısırdaki Tell-Amerna’da yapılan kaçak kazılarda,büyük bir tablet arşivine ait ilk belgeler bu tarihte eski eser pazarlarına sürülmüştür.Belgeler İ.Ö. 14. yüzyıl da Mısır Firavunları 3.Amenofis,4.Amenofis ve Tutankamun’un ,Ön Asyadaki başka devletlerin kralları ile olan diplomatik yazışmalarını içermektedir.çivi yazısı ve Babil lehçesi ile yazılmış olan bu tabletlerin birinde Hitit kralı Suppiluliuma,Firavuna kardeşim diye hitap ediyor,kendisini onunla eşdeğer bir hükümdar olarak kabul ediyordu.

Mısırın yeni İmparatorluk dönemine ait başka mektuplarda da ,Mısır-Hitit çatışmalarından söz edilmekteydi.bunlar Martin Luther’in İncil çevirisinde,İbranca Hittim’in karşılığı olarak kullanılan Hititler yada Hetoğulları’ nın ,İ.Ö. . bin yılda büyük bir siyasal güç olarak Ön Asya’ya kendilerini kabul ettirdiklerini kanıtlamaktaydı.(5)

Burada şunu da belirtmek gerekir ki;İncil’de İ.Ö. 1.bin yılda Filistin de yaşamış oldukları söylenen Hititler ile İ.Ö. 2.bin yılda Anadolu da bir devlet kurmuş olan Hititler aynı topluluklar değildi.Dil ve köken bakımından asıl Hititlerin akrabası ,onların bir bakıma devamıdır.

El-Amerna belgeleri arasında iki mektup daha vardı,bunlar o güne kadar bilinmeyen bir dille ,fakat yine de çivi yazısı ile yazılmıştı.Bu belgeleri 1902 yılında inceleyen Norveçli bilim adamı J.A.Knudizon,bu mektupların dilinin Hint-Avrupa dili olduğunu açıkladı.Knudizon’un bu buluşu,diğer bilim adamları arasında kuşku ile karşılandı ve kendine bir yandaş bulamadı.Aradan 4 yıl geçtikten sonra 1834 yılında C.H.Texeir tarafından bulunan,Ankara’nın 150 km. doğusundaki Boğazköy de H.Winkler tarafından 1906 yılında başlatılan kazılarda,El-Amarna da bulunmuş ve Arzawa kralına gönderildiği anlaşıldığı için,adına Arzawa mektupları denilen bu iki belgenin yazıldığı dilde kaleme alınmış olan başka tabletlerde ortaya çıkmaya başladı.Winkler kazılarını 1913 yılına kadar sürdükten sonra ölünce Alman Şarkiyat Cemiyeti,Çek bilgini B.Hrozny’yi İstanbul’a göndererek,Boğazköy’den çıkan bu tabletleri incelemesini istedi.Bu sırada ortaya çıkan 1.Dünya Savaşı nedeniyle Hozny çlışmalarını kısa kesmek zorunda kalmıştır.Çalışmaları olumlu yönde geçtiği için 24 Kasım 1915 tarihinde Berlin Ön Asya Cemiyetinde verdiği Hitit sorununun çözümü konulu konferansta bu belgelerdeki dilin gerçekten Hint-Avrupa dili olduğu tezini ortaya atmıştır.Yayınlanan bir kitapta Hrozny,Eski Yunanca,Latince ve Eski Hintçe ile yaptığı karşılaştırmalarla bir çok Hititçe sözcüğün anlamını saptamayı ve Hitit dilinin ilk Gramer kurallarını ortaya koymayı başarmıştır.Böylece, bugün Hititoloji olarak tanınan bilim dalının doğuşu gerçekleşmiş oldu.

UYGARLIK

1-KRAL-KRALİÇE VE DEVLET YÖNETİMİ :

Devlet yönetiminin baş sorumlusu kraldır.Hitit tarihinin Asur Ticaret kolonileri çağından başlayarak geçirdiği gelişim evreleri göz önünde bulundurulursa,Hitit kralının diğer doğu devletlerindeki gibi her şeye eğmen bir despot olarak,ortaya çıkmadığı görülür.Anadolu’ya gelerek Hint-Avrupa topluluklarının başı olarak görev yapan yerel prensler,egemenlik alanları genişledikçe büyük prensler,Hitit devleti kurulduktan sonra Tabarna unvanlı büyük krallar ve sonunda majeste ile tanımlanan güneşim unvanlı taşıyan evrenin kralı halini alırlar.Bunların yanı sıra kahraman ve tanrı / tanrıça…..’nın gözdesi gibi sıfatlar da kralların askeri dinsel özelliklerini uygulamaktadır.

Hititlerde krallık veraset yoluyla geçmektedir.Ancak eski devlet döneminde,kralın kendi yerini alacak veliahdı kendisini hayatta iken belirlemektedir.İlk belgelere göre kralın adaylar arasında en yeteneklisini veliahdı olarak seçtiği ve bunu uygun görmezse değiştirebilmektedir.Veliaht seçiminde, bir tür soylular meclisi olan panku’nun da söz sahibi olduğu görülür.Ancak meclisin krala tutumu değişkendir.Kral yeterince güçlüyse soyluların fikrine başvurma gereği duymaz.Kral yerini sağlamlaştırıncaya kadar panku’nun haklarına saygılı olmak zorundadır.Eski devlet zamanında panku yargılama hakkına sahipti.Meclisi oluşturan soylular toplum tabakaları içinde en yüksek seviyedeydi.Bunlar,yüksek askeri ve idari görevlerde bulunan ve genellikle kral ailesinin yakınları olan kişilerdir.Saray muhafızlarının başı,sarayların başı,içki sunucuların başı,haznedarların başı,asa taşıyıcılarının başı,din başı gibi unvanlara sahip soylulardan sonra toplum erkanından oluşan panku’nun soyundan olanlar oluşturmaktadır.Bu tabakalanmanın dışında toplum,Hitit yasalarına göre,hür insanlar ve köleler olmak üzere ikiye ayrılmıştır.Tanrıların yeryüzündeki temsilcileri olmalarına karşın,Hitit kralları hiçbir şekilde hayattayken tanrısallaştırılmamaktadır.Ancak öldüklerinde tanrı olan kralların heykelleri tanrıymışlar gibi kutsanmakta ve kurbanlar sunulmaktadır.Tanrılar gibi kutsanmalarına rağmen öldükten sonrada krallar,dünyadaki adlarıyla anılmaya devam edilmekte,önem bakımından ise ölen tanrı olan krallarla gerçek tanrılar hiçbir zaman eşit tutulmamakta ve tanrılar topluluğu içine sokulmamaktadır.(6)

Kral,en yüksek mevkide bulunan rahip olduğu için dinsel bakımdan temiz kalması son derece önemlidir ve bunun için titizlik gösterilmektedir.Kralın temizliğinin,tanrılara gösterilen saygıyı belirttiği kadar,ona yapılacak herhangi bir büyüden korumayı amaçladığı da düşünülebilir.Saray mutfağında görevli kişiler her ay krala temiz su vereceklerine dair ant içmek zorundadırlar.Yıkanma suyu içinde çıkacak bir saç,görevlinin ölüm cezasına çarptırılması için yeterlidir.saraydaki ayakkabıcılar ve diğer deri işçileri sadece saray tarafından üretilen deriyi kullanmak zorundadır.eyer istemede bir yanlışlık yapılmışsa bu krala önceden bildirilirse ancak o zaman affedilmesi söz konusu olmaktadır.“Eyer yanlışlıkla başka deri aldınızsa bunu zamanında krala söylerseniz bu sizin suçunuz sayılmaz.Ben kral,o zaman onu (yani yapılan eşyayı) bir yabancıya yollarım yada hizmetkara veririm.Fakat eyer yaptıklarımı gizlerse ve kral bizi görmez derlerse yanılırlar;kralın tanrıları onları çoktan görmüştür ve onları dağlara kovalarlar.” (7).

Hititlerde kraliçeler önemli yere sahiptir.Bulunan yazılı belgelerde kraliçenin sarayı sözü belirtilmiştir.Bundan anlaşılabileceği gibi hükümdar sarayında ayrı kraliçenin bir yapının olduğu anlaşılır.Kraliçeler eşlerinin ölümünden sonra kendi saraylarına çekilmekte yada kraliçenin sarayı diye söz edilen kral sarayı içindeki bir bölüm anlatılmaktadır.Kraliçenin önemli bir yer tutmasına karşın Hitit krallarının doğu tarzında bir hareme sahip olmaları çelişkili bir durum yaratır.Haremde iki çeşit kadın bulunmaktadır.Birinciler,kraliçenin erkek çocuk sahibi olmadığı zaman tahta çıkmaya hak kazanan çocuklar doğurabilen hür kadınlardır.İkinciler ise kadın köledir.Bunlar ve çocukları,ön-

ki kralın soyundan olanlarla birlikte büyük kral ailesini oluşturmaktadır.Erkek çocuklar rahip,ordu komutanı ve imparatorluk toprakları üzerine belirli kent yada bölgelerde kral olabiliyorlardı.kız çocu-

larda devletin dış siyasetine katkıda bulunmakta,başka ülkelere gelin olarak yollanmakta ve devletler arası ilişkiler kurmakta ve aileler arası bağları güçlendirmektedir.

Hitit devlet yönetiminin temeli eski devlet zamanından bu yana daima feodal tımar sistemi oluşturmaktadır.İlk zamanlarda devlet toprakları daha büyümüşken,savaşlarla yeni kazanılan kentlerin yönetimi,prenslere verilmektedir.Ele geçen belgelerde Zalpa ve Trappaşan da,kentlerin prenslerin yönetiminde olduğu bilinmektedir.Hititlerin bazı döneminde başkent olan dattaşaya sonra-

dan bir kral atanmıştır.Bu krallar kendilerine verilen topraklara karşılık merkezi hükümete karşı bir takım hükümlükler altına girmekteydi.Bunlar içinde en önemlisi iç ve dış askeri faaliyetler için belir-

li miktarda yaya ve arabalı savaşçıyı hazır tutmaktı.Hitit kralının dikte ettirdiği anlaşılan antlaşmalarla,Hatti ülkesinin çıkarları doğrultusunda bir tutum ve davranış içine sokulan vasat krallık

larada bir çeşit tımar gözüyle bakılmaktadır.Hititlerin bazı dönemlerde Amurnu ve Ugarit krallarının

Hitit kralına vergi verdikleri Hattinin düşmanlarına düşman,dostları ile de dost olmak zorunda bırakı-

ldıkları,kralın soyunu korumakla yükümlü tutuldukları ve krala ihanete kalkışıp,ülkelerine sığınanla-

rı geri vermek zorunda oldukları,egemenlik haklarını korumayı üstlenmektedir.Doğal olarak herhangi bir yasal krallığa yönelecek düşmanın Hatti tarafından bertaraf edileceği biliniyordu.Bu eşit devlet arasındaki bir savunma anlaşmasından farklıdır;yasal krallığın elden gitmesi,doğrudan doğruya Hitit

devletinin çıkarlarının azalması anlamına gelmektedir.Diğer kişilere toprak dağıttıkları ele geçen arazi bağış belgelerinden anlaşılmaktadır.Kralın mührü ile damgalanmış bu belgeler ile sarayın mülkiyetindeki tarla,otlak,orman ve bahçeler, adları yazılı kişilere armağan edilmiştir.Bu toprakların,

bağışı yapılan kişinin ölümünden sonra da oğullarına ve torunlarına geçmesi de sağlanmaktadır.Top-

rak bağışları karşılığında,devletin bazı istemlerde bulunmuş olması doğaldır.İ.Ö. 13. yy’da bağışlanan toprakların sahipleri üzerinden tımar hizmetleri ve vergilerin kaldırıldığına ilişkin belgeler bunu kanıtlamaktadır.

2-HALK :

Hititler de halkın çoğunluğunu hür insanlar oluşturmaktaydı.Bu özgürlük yönetime katılma şeklinde değildir.Özgür insanları köylüler,sanatçılar ve tüccarlarla aşağı kademelerdeki görevliler oluşturmaktadır.Bunların içinden özellikle kırsal kesimlerde yaşayan,tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sağlayan sağlayanları özgür olarak nitelemek zordur.O günkü ekonomik yaşam içinden önemli yeri,kırsal alanlarda yaşayan halkın üretimi,tuttuğu için en fazla haracı veren ve angaryaya koşulan toprakla uğraşanlar oluyordu.Buna karşın üretim araçları olan arazi ve hayvan varlığı ile evler için özel mülkiyet hakkı tanınmaktadır.Sanatçıların,tarım kesimine göre kentli sayılması gerekmektedir.Bunların bir bölümü ürettiklerini kendileri satmaktadır,fakat ele geçen belgelerde tapınaklar etrafında yoğunlaşan ekonomik faaliyetler içinde sanatçılarında bulunması,bazılarının tapınak adına çalıştığı şeklinde yorumlanmaktadır.

Köleler sosyal tabakalaşmanın en aşağı gurubunu oluşturmaktadır. Bunlar alınıp satılabilmekte,

kiralanmakta yada taşınamaz mallar gibi veraset yoluyla başkalarına geçebilmekte ve paylaşılabilm

ektedir.Fakat özgür insanlar nasıl günümüzdeki anlamda özgür değillerse kölelerde tam anlamıyla köle değildi.Çünkü hakları da yasalarla korunmaktaydı.Ama bir kölenin değeri yasalara göre özgür bir insanınkinin yarısı olarak kabul edilmekteydi.Kölelere verilen cezalarda özgürkişilere verilenin yarısıkadardır.Diğeryandan,kölelere vücutorganlarının sakatlanması cezaları da verilmekteydi.Kölelik açısından ilgi çekici ve kölelik kavramıyla çelişen başka bir konuda bunların mülkiyet haklarının bulunmasıdır.Kölelerin hür kadınlarla evlenebilecekleri de yasalarda belirtilmiştir.bunun için konulan tek koşul kölenin başlık parasını ödeyecek maddi güce sahip olmasıdır.Bütün bunlar göstermektedir ki,Hititlere de tam bir kölelik kurumu yoktur;bu statüye sahip kişileri bu bakımdan uşak,hizmetçi olarak nitelemek daha doğru olacaktır.(8)

Hitit kökenli olmayan ve sümerce NAM-RA olarak nitelenen bir insan gurubu daha vardır.Bunlar,silahlı gücü ile yenilmiş bir ülkeden sürülüp çıkarılan ve Hitit ülkesine yollanan kişilerden oluşmaktadır.Bu insanlar,savaş ganimetlerinin bir parçasıdırlar ve genellikle ucuz işgücü çalıştırılmak üzere,yeni kurulan köylere yada bir zamanlar düşman orduları yada doğa güçleri tarafından yıkıma uğratılmış bölgelere yerleştiriliyorlardı.NAM-RA’larınherhangi bir hareket özgürlükleri yoktu.Çalıştıkları tarlalardan,tapınaklardan ayrılmaları yasaklanmıştı.Eyer başka bir ülkeye kaçacak olurlarsa,diplomatik yollardan geri verilmeleri için baskı yapılıyordu.

Hititlerin getirdikleri bu NAM-RA’lar,belli bir kesit değillerdir;toplum içindeki statülerini değiştirmeleri için kendilerine şans tanınmaktadır.Sürülen kişilerin içinde,herhangi bir sanatı becerebilenler varsa,ustalıklarından yararlanılmak üzere belirli bir yere veriliyor ve böylece toplumsal tabakalaşma içinde bir üst kademeye yükselebilmekteydiler.Hitit yasalarında NAM-Ra’lar

köle ve özgür insanlar gibi sınıflardan sayılmıyordu.Hitit toplum yaşamının en küçük birimi ailedir.Ailenin başı erkektir.Hitit öncesi Anadolu toplumlarında,verimlilik ve doğurganlığı simgelediği için kadının daha saygın yeri olmasına,buna paralel olarak,toplumda anaerkil eğilim görülmesine karşılık,gelişkin Hitit toplumunda,yayılımcı bir dış siyaset izlenmesinin de etkileriyle olacak,babanın egemenliği artmış,eli silah tutanların önemi artarak,ataerkil düzenin özellikleri belirginleşmiştir.

Halkın oturduğu evler,kazılarda ortaya çıkanlara göre,Hitit sivil mimarlığı değişmez ve katı planlara sahip değildir.Evler genellikle bağımsızdır ve yer darlığından sıkışık bir düzende yapılmaları gerekse bile,evlerin dış duvarları ayrıdır.Evlere bir avlu bulunması isteniyorsa bu genellikle evlerin dışında bulunuyor.Evlerin iç bölümlerinde de kesin bir plana bağlı kalınmaz.Evlerin büyüklüğü gibi,

İç mekanlarında sayısı ve boyutları gereksinimlerine göre değişiyordu.Evlerin çoğunluğu tek katlıdır.Evlerdeki yapı malzemesi,temellerde taş,duvarlarda ise kerpiç kullanılmıştır.Damlar düz ve toprakla kaplanmıştır.Eyer evlerin üst katları varsa,alt katın samanlık,ahır ve işlik olarak kullanılmakta,üst katın ise asıl yaşanan yer için ayrılmıştır.

3-ASKERLİK :

Hitit devleti,gerek Anadolu içinde,gerek ülke dışında,sürekli savaş halinde bulunmuştur.Bu savaşların başarılı yürütülebilmesi için,insanların savaşçı nitelikler taşımasının yanı sıra iyi örgütlenmiş bir askeri yönetime gerek vardı.

Hititler de askeri seferler genellikle yaz aylarında yapılmaktadır.Krallar,kış ayları yaklaştığında,yılın azaldığını belirterek,baharda yeniden harekete geçmek ve kışlalaşmak üzere başkentte yada seçtikleri bir başka kente gidiyorlardı.Her baharda yeniden ordu kurmak ve her kış başında askerleri terhis edip,orduya dağıtmak gerek pratik,gerekse stratejik açıdan devletin belirli sayıda bir orduyu sürekli beslemek zorunda kalmaktadır.Bir kısım askerler kış mevsiminde savaşa hazır durumda silah altında tutuluyor ve yeni savaşlara hazır bir şekilde kışlalarda barındırılıyorlardı.

Eyer ilk baharlarla birlikte,sefere çıkılacaksa,belirli bir toplanma yerinde kral ve ordusu buluşuyor ve

kral orada askerlerini denetliyordu.Bu arada birlikleri yeteri sayıya ulaşacak askerler orduya katılmış oluyordu.Kışlalarda beslenen ve ordunun temel çekirdeğini oluşturan sürekli kuvvetlerle birlikte kralın özel muhafız birliği de bulunuyordu.Diğer yandan vasat kralların korunması için Hitit birlikleri ayrılmaktaydı.Yapılacak savaşın büyüklüğüne göre vasat krallarda beslemek zorunda oldukları askerleri,Hitit kralının isteği üzerine yardıma yolluyorlardı.Bu askerlere genellikle vasat kralın kendisi komuta etmekteydi.Hitit ordularının baş komutanı kralın kendisiydi.Fakat askeri operasyonun önemine göre bazı durumlarda kuvvetlerin başına prensler yada general denilen yüksek rütbeli subaylar geçiyordu.Bunlar kralın sonsuz güvenini kazanan kişilerdir.Tanınan birkaç askeri rütbe olmakla birlikte,bunları derecelerine göre sıralanmamaktadır.Sümerce olarak GAL.GETŞİN biçiminde Hitit metinlerinde yazılan ve kelime anlamı şarap büyüğü olan askeri unvan,yüksek rütbeye eşittir.

Savaştan kaçmak ağır bir suçtur ve doğrudan doğruya kral tarafından cezalandırılırdı;birlik komutanları ceza vermeye yetkili değildir.Askerlere,krala,kraliçeye ve prenslere sadık kalacaklarına ve Hatti ülkesine ihanette bulunmayacaklarına dair ant içiliyor ve antlarını bozmaları halinde lanetlemelere uğratılıyorlardı.

Hitit ordusunun temel gücü yaya askerlerden oluşmaktaydı.Bunların büyük çoğunluğu ülke halkından sağlanıyor,bir bölümü de vasat krallıklardan yardım olarak gelmekteydi.Yaya askerlerin yanında,hızlı hareket edebilen ve vurucu güç bakımından daha etkili olan birlikler ise,arabalı savaşçılardan oluşmaktaydı.Bu iki sınıfın sayısal büyüklüklerinin,devletin gelişmesi ve topraklarını genişlemesi ile orantılı olduğu yazılı belgelerden anlaşılmaktadır.

Arabalarını hızla ve bir anda hareketlerini sağlamak,atların manevra yeteneklerini yükseltmek,uzun mesafeleri yorulmadan alabilmelerini ve gece yürüyüşlerine dayanıklılıklarını arttırmak,doğal olarak proğramlı ve sürekli bir eğitimi gerektirmektedir.Bunu yapabilmek üzere at yetiştirme yönetmelikleri vardı.Kikkirli adlı ve Hurri kökenlibiri tarafından yazılmış,bir sıra böyle yönetmelik bulunmaktadır.Bu metinlerin içinde geçen teknik terimlerin ise,indo-ari (=kabaca:Hint) kökenine bağlanması ayrıca ilgi çeken bir konudur.(9)

Hitit savunma siteminin en iyi örneği başkent Hattuşa’da görülür.bütün kent,arazinin sağladığı olanaklardan yararlanmak suretiyle,surlarla çevrilidir.Surlar süreklidir ve ancak engebelerin savunma için çok önemli ve anlaşılmayacak engeller yarattığı yerlerde kesintiye uğrar.Kentin iç alanı da bir kent suru ile,kuzeyde aşağı kent güneyde ise yukarı kent olarak ikiye ayrılır.Hitit tarihine bakılırsa,Hitit imparatorluğunun gerek Anadolu içinde,gerekse dışında her an düşman olmaya hazır toplumlarla çevrili olduğu ve bunlara karşı sürekli alarm durumunda bulunmaya zorunlu kaldığı anlaşılır.(10)Bu nedenle sınırların savunması ve denetimi işine büyük önem verildiği,arkeolojik ve filolojik veriler tarafından kanıtlanmaktadır.

4-EKONOMİ :

Hititler de toprak önce tanrıların,sonra kralındır ve kral istediklerine arazi bağışlayabilir ve karşılığında onu bazı hükümlülükler altına sokabilmektedir.Buna karşılık özel mülkiyetlerde vardır.Fakat bu gibi bağımsız çiftçilerin sayısı fazla değildir ve buna tam bağımsızlık denilemez.Ele geçen belgelere göre,herkes için zorunlu çalışma,yani bir tür angarya uygulanıyordu.Bir belgeye göre;Bağımsız çiftçiler dört gün kendileri için,dört gün ise kendi tarlalarının yanında bulunana bir tımar arazisi için çalışacaklardı.En büyük toprak sahipleri olan saray ve tapınak arazilerinde sürekli çalışacak tarım işçileri de vardı.(11)

Hatti ülkesinin ekonomisi tarım ve hayvancılık üzerine kurulmuştur.Tahıl türleri artsında ilk sırayı arpa ve buğday tutmaktadır.Pek çok ekmek çeşidi yapıldığı gibi,ekşitme yoluyla da bira gibi içkiler üretiyorlardı.Yaygın olarak görülen kültür bitkilerinden biri de üzümdür ve bundan da şarap üretilmekteydi.Ana besin maddelerini ekmek,bira ve şarap olarak sıralayabiliriz.Bunun yanında kısıtlı bölgelerde de olsa zeytin yetiştirilmiştir.Diğer yandan fasulye,nohut ve bezelye türünden baklagillerin üretimi de yapılmıştır.Hitit dönemi Anadolusunda yetiştirilen başlıca meyveler;elma,kayısı ve incirdi.

Tarım yanında ikinci bir iş olarak hayvancılık yapılardı.Hayvancılı tarım alanına yardımcı olduğu gibi süt,et,deri ve yün üretimi içinde gerekliydi.Hayvan varlığının çokluğu ülke için zenginlik kaynağıydı.Hititler döneminde,daha önceki Asur ticaret kolonileri çağında da olduğu gibi,bakır ve tunç en çok kullanılan madenlerdi.Demir ise günlük yaşamda kullanılmıyor ve değerli sayılıyordu.(12)

Anadolu’da demir filizi çok olmasına karşın,bunları eritebilecek yüksek derecede ısı ve arıtma tekniği yaygınlaşmamış bir teknoloji olmadığı için demirin değeri yüksekti.Yazılı belgeler de demir kılıç,demir tablet ve hatta demirden yapılmış tanrı ve hayvan heykellerine değinilmesine karşın çeşitli yerlerde yapılan kazılarda bu tür büyük eşyalar bulunmamıştır.Bunların,Hitit devleti’nin yıkılışından sonra gelen istilacı güçler tarafından eritildiği ve yeniden kullanıldığı düşünülmektedir.Madenler yeniden kullanıma uygun maddeler olduğundan,bir devleti yıkan yada ele bir kenti ele geçirenler,yeniden maden arama ve işleme yerine,ganimet olarak ele geçirdikleri eşyaları eriterek,kendi zevk ve gereksinimlerine göre,yeni şeyler yapmayı kuşkusuz daha kolay bir yol olarak benimsiyorlardı.Bu yüzden bir kazıda herhangi bir döneme ait bir yerleşme yerinde az maden bulunması,o çağda az maden kullanıldığını göstermez.Madeni eşya her zaman yeni gelenlerin ele geçirmeye çalıştığı,oradan oraya götürülen ve sürekli biçim değiştiren ganimet türüydü.

Asur ticaret kolonileri çağında yoğun olduğu anlaşılan ve uluslar arası bir nitelik taşıyan ticaret ve kara taşımacılığı,Anadolu da ki etnik ve siyasal durumun değişmesi sonucu,Hitit devletinin ortaya çıkışı ile birlikte merkezi bir otoritenin kurulması,eski ticaret örgütlenmesinin kent beylerine bağlı çıkar ilişkilerini değiştirmiştir.Hitit kralları kendi topraklarında yabancıların kazanç sağlamalarına izin vermemişlerdir.diğer yandan merkezi otoriteye bağlı olarak,devletin kendi gereksinimlerini kendi karşılaması gereği ortaya çıkınca,ülkede çıkarılan yada üretilen hammaddelerin,Hitit sanatçıları tarafından işlenmiş mallar haline dönüştürülmesini sağlamış,böylece dışarıya bağımlılığın azalmasıyla Asur ve diğer ülkelerle ticaret ilişkileri zayıflamıştır.

Hitit devletinde ve bütün Ön Asya’da o dönemde kullanılan değişim aracı,para yerine gümüştü.Gümüş,çubuk yada halka biçiminde ve belirli ağırlıklarda olmakta ve alış-verişlerde geçerli sayılırdı.Ağırlık birimleri ise Babil kökenli şekel ve mina idi.Bunların oranı,ülkelere ve zamana göre değişmektedir.Babil de 60 şekel bir mina ederken,Hatti ülkesinde 40 şekel bir mina etmekteydi.Bunların gerçek ağırlıkları bilinmemektedir.Kazılarda ortaya çıkan bulgular bunların oval ve hematit taşından yapıldığını gösteriyor.

5-YASALAR VE MAHKEMELER :

Hititlerde yazılı yasaların varlığı,Boğazköy e bulunan yazılı belgeler arasında yasa maddelerini içeren 2 tablet ve bu tabletlerin kopyaları yapılarak çoğaltılmış paralel metinlerin ortaya çıkarılması sonucu anlaşılmıştır.

Hititlerin hukuka bakış açısı,bütünüyle dinseldi.Onlara göre tanrılar,bütün varlıkların hakkını koruyan,adil ve dürüst efendilerdi.(13)

Devlet öncelikle toplum düzeninin sağlanması ile yükümlü olduğu için,bireysel öcün en aza indirilmesini yada tamamen ortadan kalkmasını ister.Bu bakımdan,yasalarda rastlana talion ilkesi,yani göz göze diş dişe hükümleri zarara uğrayanın suçluya kendisine gelenden daha çok zarar vermesini önlemek için,beklide öç duygularının aratarak ilerlemesini engellemek yolunda atılmış bir adım olarak kabul edilir.Yasa koruyucu,cezanın anlamının,aynı zarara başkasının da uğraması değil,hak sahibinin uğradığı zararın giderilmesi olduğunu anlarsa,talion ilkesi yerine eski durumuna getirme ve yerine koyma ilkelerini benimser.Talion hükümleri korkutucu veya caydırıcıdır.

Hitit devletinin eski dönemlerinde ölüm cezasının yaygın olmasına karşılık,hukuk reformundan sonra sınırlandırılmıştır.Ancak yasa maddeleri arasında yer almayan bazı suçlara,kralın bizzat bu cezayı verme hakkı saklı tutulur.Yasalarda ölüm cezası,ırza geçme,hayvanlarla cinsel ilişkide bulunma ve devlet otoritesine karşı gelme suçlarına verilmekteydi.Eyer suçlu bir köleyse efendisinin emirlerine uymaması yada kara büyü yapması halinde öldürülüyordu.Bedeni sakatlama cezaları da yalnız kölelere uygulanıyordu.

Mülkiyetin korunması ile ilgili yasa maddelerinde saptanan cezalar,genellikle yıkıma uğrayan kaybolan yada kullanılmaz duruma gelen malın yerine yenisinin konması ve değerinin tazmin ettirilmesi ilkesine dayanmaktaydı.Mülkiyete taşınamaz mallar,ekinler,hayvanlar ve kölelerde alınmıştır.Tazminat miktarının belirlenirken yanlışlık yapılmaması için,kaybolan yada çalınan malın değeri,özellikleri sayılarak saptanıyordu.(14)

Hitit aile hukukuna ait bazı maddeler de yasalarda yer almaktadır.Ancak bunlar daha çok özel durumları kapsamaktadır.Evlilik ve boşanma ile ilgili bazı konularda yasa maddeleri vardı.Ailenin ataerkil bir düzen taşıdığı görülür.

Hititlerde yaşlıların,bazı yüksek dereceli subayların ve kralın yargıcılığında mahkemeler yapılıyordu.Arşivler ve bulunan belgelerde,mahkemelerin nasıl yapıldığına ilişkin bilgiler bulunmaktadır.Mahkeme tutanakları suçluların,şahitlerin ve müdahil olarak davaya katılanların ifadeleri ayrıntılı bir şekilde ve baş tarafında ise davaya konu olan iddialar yazmaktadır.

6-DİN :

Hitit dini pek çok değişik kökenli öğenin birleşmesinden oluşmuş,karışık bir yapı göstermektedir.Anadolu’ya sonradan gelen Hint-Avrupalılar,kendilerine özgü kültür öğelerini,orada yaşayan halka zorla kabul ettirme yoluna gitmemiştir.Aksine,bünyelerine uygun gördükleri her şeyi almışlardır.Böylece dinsel görüşleri de,ilkelden başlayarak gittikçe karmaşıklaşmıştır.Eski Hitit dönemine ait metinlerde geçen,birkaç tanrıdan oluşan tanrılar topluluğu,imparatorluk döneminde sayı olarak arttığı gibi,tanrıların türleri ve etnik kökenleri çok çeşitli bir durum almıştır.Boğazköy arşivlerinde adı geçen binlerce tablet yardımıyla adarlını ve bazılarının tanımları öğrenilen bazı heykelcikler ve özellikle Boğazköy yakınındaki yazılı kayaya kutsal alanındaki kabartmalarda betimleri görülen tanrılar,Hitit devletinin resmi tanrılar topluluğunu yansıtmaktadır.Yine resmi nitelikteki Boğazköy arşivinde bulunana bayramlar,dualar,sihir metinleri,fal ve kehanet metinleri çeşitli unsurların kültür birleşiminden oluşmuş devlet dini hakkında bilgi verir.Çok sayıdaki bu tanrılardan bazıları panteon içinde özel bir yerdeydi ve kutsanmalarına özen gösterilirdi.Bunların başında fırtına tanrısı ve bunun değişik bölgelerdeki türü gelir.Bunun yanında Arima kentinin güneş tanrıçası olan eşi yer alır.Fırtına tanrısının Hattice adı Taru,güneş tanrısının adı ise Wuruşemu dur.Bunlarla birlikte birde gökyüzü cismi olan Ay da tanrılaştırılmıştır.(15)

Bütün eski ön Asya dinlerinde olduğu gibi,Hititlerde de tanrılar insan biçimi karakterinde düşünülmüştür.bunların yeryüzünde yaşadıkları ve kutsandıkları yapılarının olması doğaldır.Bunların özel bir odasında tanrı heykeli bulunur.Bu heykel,her gün belirli bir törenle temizlenir,yıkanır ve önüne kurbanlar konulurdu.Heykelin bulunduğu en kutsal mekanın bitişiğindeki odada tanrının yatağı yer alır;burada geceleri kandil yakılırdı.Tapınaklar,tek tanrılı dinlerde olduğu gibi insanların gelip tapındıkları yerler değildi.(16)Tanrı heykeli yalnız bazı dinsel bayramlarda tapınak dışına çıkarılır ve onu daha fazla kişinin görmesi sağlanır.Diğer zamanlarda belirli rahipler ve kral-kraliçeden başkası,tapınağın en kutsal odasına giremezlerdi;tapınak bu bakımdan halka açık bir barınma yeri değil,tam anlamıyla tanrının eviydi.

Hattuşa da şimdiye kadar yapılan arkeolojik çalışmalarda 5 büyük tapınak ortaya çıkmıştır.Bunlardan en büyüğü 1 no’lu tapınak olarak adlandırılan fırtına tanrısının tapınağıdır.Bu 160 m. uzunluğunda,135 m2 genişliğinde bir alanda kurulu yapı kompleksidir.Esas kutsal yapı 64,42 m. boyutlarında olup,etrafı 80’den fazla dar ve uzun odadan oluşan depo ve atölye binalarıyla çevrilidir.Tapınakların,gerek sahip olduğu büyük tarım arazisi,gerekse çeşitli işlerde kullanılan işçi ve sanatkarlar,tanrılara sunulan armağan ve kurbanlar yüzünden,büyük bir ekenomik güce sahipti.Etrafındaki çok sayıda mekanı ekonomik faaliyetlere ayrılmış olan 1no’lu tapınak,buna en iyi örnektir.Asıl tapınağa depo yapılarını geçtikten sonra varılır.Bu depoların bazılarında çok sayıda tablet bulunmuştur.Mekanlardan bir bölümüne yönetim işlerinde kullanılan büro yada arşiv izlenimi verilmiştir.Temellerinin çok kalın ve sağlam yapıda olması,depo odaları kompleksinin çok katlı olduğuna işaret eder.

Tapınağın tüm dış duvarları yassı poyelerle süslüdür.Buradan tapınağın ortasında yer alan avluya ulaşılır.Tapınak odaları bu avlunun etrafına sıralanmıştır.Odaların hepsi dışa açılan pencerelerle donatılmıştır.Girişin sol tarafında bulunan ve altı odadan oluşan grubun,kralın özel törenleri için hazırlandığı sanılmaktadır.Avluda,girişin karşısında bağımsız ve granitten yapılmış küçük yapının,kralın,tanrı heykelin bulunduğu hücreye girmeden önce,yıkandığı yer olup olmadığı henüz çözülememiştir.

Büyük tapınak ya da 1 no’lu tapınak olarak anılan bu yapıda iki adet kutsal oda bulunmaktadır.Bunlar avlunun en arka kısmında yer alır ve doğrudan doğruya avluya değilde bazı küçük odalara bağlanır.Kült heykelinin bulunduğu bu hücreler,tapınağın arka yüzünden biraz taşkın olarak inşa edildiklerinden,hem yan hem de arka duvardaki pencerelerden ışık alırlar.Tanrı heykellerinin ışık alan odada olması,diğer eski Asya dinlerinin anlayışından bir farklılık olduğunun işaretidir.(17)Tapınağın en kutsal yeri olan bu hücrelerden biri çok haraptır;diğerinde ise tanrı heykelinin içine sokulduğu tek parça taştan kaide yerinde durmaktadır.Başkentin bu en büyük tapınağının iki hücreli kutsal bir mekana sahip oluşu,bunlardan birinde Hatti’nin fırtına tanrısı,diğerinde ise Arinna’nın-güneş tanrıçası-heykellerinin kutsandığı varsıyımıyla açıklanmaktadır.

Hattuşa da yapılan kazılar sonucu ortaya çıkarılmış 4 tapınakta da hangi tanrıların kutsandığı bilinmemektedir.Genel çizgileriyle bunların hepsinin ortak noktaları;ortada avlu,yan odaları bulunan anıtsal bir giriş,tanrı heykellerinin bulunduğu hücrenin ulaşılamayan ve yan odalara bağlanan bir konumda bulunması ve pencere varlığı gibi yapısal özellikler olmasıdır.Tapınakların kullanım amaçlarına uygun ana öğelerinin,standartlaştırılmış bir plana göre yapıldığını görmekteyiz.

7-SANAT :

Hititoloji’nin başlangıcında,Hitit imparatorluğunun yıkılışından sonra,İ.Ö 9. ve 8. yüzyıllarda kurulmuş kent devletlerinde yapılmış hiyeroglifli kabartmalar henüz Hitit tarihinin akışı ve gelişmesi tam bilinemediği için,gerçek Hitit sanatını yansıtan imparatorluk döneminden ayrı tutulmuyor,hepsine birden aynı ulusun sanat eserleri gibi bakılıyor.Gerçekte de bunlar geleneksel Hitit sanatının bazı özelliklerini sürdürüyordu.Fakat imparatorluğun çöküşünün de nedenlerinden biri olan göçler ve kurulan yeni dengelerle ortaya çıkan güçler,geleneksel Hitit sanatının anlayışını da etkisi altına almış,böylece yeni üsluplar oluşarak,sanat eserlerindeki Hitit karakteri kaybolmaya yüz tutmuştur.

Geç Hitit dönemi,kent devletleri zamanının sanatının Asur ve Aramı sanatı ile karışmıştır.Bu imparatorluk dönemi Hitit sanatının sadece Hititlere özgü,sat bir sanat olduğu anlamına gelmez.(18)Hitit kültürü,çeşitli etkenlerin bileşiminden oluşmuştur;sanat da bu kültürün bir parçası olduğuna göre,onun da aynı bileşimin özelliklerini yansıtması doğaldır.Hitit sanatı,örneğin Mısır sanatı gibi tek bir halkın yada tek bir ırkın ürünü değildir;henüz hepsi ayrı ayrı açıklanması gereken çeşitli etnik zümrelerin katkılarıyla oluşmuş bir biçimdedir.

Tarih öncesi çağlardan olan ve kabaca,İ.Ö. 3000-2000 arası eski Tunç Çağının ikinci yarısında,İç Anadolu’nun kuzey kemsin de,özellikle Alacahöhük ve Horoztepe de bulunmuş kral mezarlarındaki buluntularda kendini belli eden ,yüksek nitelikli bir sanat ortaya çıkmıştır.Mezarlara konulmuş armağanlar olan bu buluntular,silahlar süs eşyaları,madeni kaplar yanında,gelişkin bir heykel sanatını kalıntıları olan madeni heykelciklerde ele geçmiştir.Tam plastik olarak tasarlanmış insan figürleri ve altlarında kaideye tespit için yapılmış olan hayvan betimleri çok değişik ve ilginçtir.Genellikle güneş kursları olarak bilinen,bazıları yine hayvan figürleriyle süslü,bir bölümü daire bir bölümü de dörtgen biçiminde olan,bir sapa geçirilerek törenlerde taşındığı sanılan standartlar bu buluntular arasındadır.Hepside üstün bir maden işçiliğinin belirtileri olan bu eserler,Kafkasya Bölgesindeki araştırmalarda ortaya çıkarılmış aynı tür eserlerle büyük ölçüde benzerlik göstermektedir;özellikle hayvan betimlerindeki benzerlik çok dikkat çekicidir.Bu mezarlara gömülmüş olan krallar,prensler yada geniş anlamıyla soyluların hangi etnik zümreye ait oldukları saptanamamıştır.Anadolu yüksek yaylasının güneyinde bulunan Kayseri yakınlarındaki Karahöyükte kazılarda bulunan saraylar,oradaki yerel beylerin İ.Ö. 2. bin yılın başlarında,Asurlu tüccarların arcılığı ile gelişen,Mezopotamya ilişkilerinden esinlenerek etkileyici mimari eserler yaptıkları kanıtlanmaktadır.Özellikle Kültepe,kent uygarlığının,o döneme ait iyi bir örneğini sergilemektedir;burası,Suriye ve Kuzey Mezopotamya’daki başkentlerle karşılaştırılabilecek bir düzeydedir.(19)

Asur ticaret kolonileri çağında,sanatın başka alanlarında da Eski Babil ve Eski Suriye’den etkilenildiği,mühürcülükteki çeşitli üsluplardan anlaşılmaktadır.Mühürlerde görülen değişik üslupların,Anadolu’nun çeşitli kentlerine yerleşmiş değişik kökenli mühür kazıyıcılarının,geldikleri ülkenin mühürcülük geleneğini sürdürmeleri nedeniyle ortaya çıktığı sanılmaktadır.Yabancı mühür kazıyıcıların yanı sıra,Kaneşte yerli sanatçılarda yetişmiş,bunlarda,Kuzey Suriye ve Mezopotamya üsluplarıyla birlikte kendi görüşlerini birleştirerek yeni bir tür kompozisyon oluşturmuşlardır.Mühürlerin üzerindeki kompozisyondan başka,Anadolu mühürcülüğünü Mezopotamya mühürcülüğünden ayıran bir başka farkta,Anadolu da silindir mühür denilen ve belgeler üzerinde yuvarlanmak suretiyle basılan mühürler yanında,damga mühürlerinde kullanılmasıdır.

Bazı kap biçimlerinde görünen keskin çizgiler,bunların madeni kaplardan esinlenerek yapılmış olabileceği düşüncesini desteklemektedir.Bunlardan başka birde geometrik bezemeli ve çok renkli keramikler vardır.Gerek tek renklilerde,gerekse bu boyayla süslenmiş çok renkli keramik türündeki en ilgi çekici biçimler,kuşkusuz,çömlekçilikten çok,adeta birer yontuculuk eseri diyebileceğimiz,san-

atçının bütün yaratıcılığını gösterdiği,hayvan biçimli kaplardır.Aslan,antilop,kuş ve hatta sümüklü böcek gibi çeşitli hayvan türlerini yansıtan bu kaplar,biçimsel özellikleri açısından ,mühürler üzerindeki doğadan soyutlanmış hayvan figürlerini hatırlatmaktadır.

Sığır,koyun ve kuş başları biçimindeki bu kaplar,tüm hayvan vücutlu kaplara göre,özellikle karum çağının daha yer evresinde,doğaya daha uygun olarak yapılmıştır.Diğer yandan kapların kulpları ve emzikleri de,plastik biçminde tasarlanmıştır.Hayvan yada hayvan başlarının yanı sıra ,insan yüzleri ve figürleri de işlenmiştir.Kile biçim verme,bu dönemin plastik sanat dalları arasında en gelişkin ve yaygın olanıdır.

Sanat eserleri arasında keramik de önemli yer tutmaktadır.Genellikle kırmızı renkli,güzel perdahlı olan ve Eski Tunç çağının biçim geleneklerini sürdüren karmu çağı keremiği,formların çeşitliliği ve oranlarındaki güzellikle çok ilginçtir.(20)

Eski Hitit döneminin kralları başkent Hattuşa da fazla eser bırakmamışlardır.Özellikle bu dönemin mimarlığı hakkındaki kalıntılar yok denecek kadar azdır.Bunun nedeni,Eski Hitit devletinin bir imparatorluk halini almasından sonra,Hattuşa’da girişilen yapım faaliyetleri arasındaki eski yapıların yıkılarak,yerine yenilerinin inşa edilmiş olmasıdır.

FETRET DEVRI

Osmanli tarihinde, kardeslerin saltanat mücadelisi verdikleri ve 1413 yilina kadar devam eden karisikliklar dönemi diyebilecegimiz “Fetret Devri”, Timur’un uyguladigi bir siyasetin sonucu olarak ortaya çikmistir.

Yildirim Bâyezid, Ankara Savasi’nda Timur’a esir düstügü zaman en büyükleri Süleyman olmak üzere Isa, Mehmed, Musa, Mustafa ve Kasim adlarinda alti erkek çocuga sahipti. Bunlardan besi babalari ile birlikte Ankara Savasi’na katilmislardi. Kasim ise çok küçük oldugundan Bursa’da kalmisti.

Süleyman Çelebi, muharebenin kayb edildigini görünce babasinin emri üzerine Vezir-i Azam Çandarlizâde Ali Pasa, Murad Pasa, Yeniçeri agasi Hasan Aga ve Subasi Eyne Bey ile birlikte yanindaki kuvvetlerle Bursa’ya gelmis, buradan da küçük sehzade Kasim’i alarak büyük zorluklarla Rumeli’ye geçebilmisti. Isa Çelebi, muharebe meydanini terk ettikten sonra Balikesir taraflarinda saklanmis, Mehmet Çelebi Amasya’ya çekilmis, Musa ve Mustafa ise babalari ile birlikte esir düsmüslerdi.

Asil gayesi, güçlü bir Osmanli Devleti yerine, kendisine bagli ve onun yüksek hâkimiyetini taniyan parçalanmis birkaç Osmanli Beyligi meydana getirmek olan Timur, baslangiçta bu gayesine ulasmis görünmekteydi. Ayrica o, Yildirim Bâyezid tarafindan kurulmaya çalisilan Anadolu birligini de parçalamak istiyordu. Bu sebeple Anadolu beylerine ait yerleri Osmanlilardan atip tekrar eski sahiplerine verdi. Geriye kalan Osmanli ülkesini de Bâyezid’in dört oglu arasinda paylastirmisti Edirne’de bulunan Emir Süleyman’a Rumeli’deki yerleri verip kendisine tabi oldugunu ifade eden hükümdarlik alâmeti olarak kemer, külah ve hil’at göndermistir. Diger sehzadelerden Isa Çelebi Balikesir ve Bursa’da, Mehmed Çelebi Amasya’da, Musa Çelebi ise Isa’yi Bursa’dan çekilmeye mecbur ederek Bursa’da Timur’un al damgasiyla hükümdar olmuslardi.

Ankara Savasi’ndan sonra Anadolu’da sekiz ay kadar kalan Timur, uyguladigi siyasetin meyvelerini verdigini gördükten sonra Doguya dönüp Çin seferine çikarken arkasinda biraktigi Anadolu’nun politik yapisi Sultan I. Murad’in hükümdarligi sonundaki durumu andiriyordu. Timur, Bâyezid’in ele geçirdigi topraklari geri almisti. Böylece Sultan Murad’in Ankara’dan Akdeniz’e açtigi Osmanli koridoru kapanmis oluyordu.

Karamanoglu Mehmed Bey, Anadolu’nun üçte birini kaplayan ve içlerinde Hamidogullari ve Germiyanogullari’nin topraklarinin dogu bölgeleri ile Kayseri, Isparta, Antalya ve Alaiyye gibi kentler bulunan büyük bir devletin basina getirilmisti. Timur, Anadolu’da Osmanlilara karsi koyabilecek bir güç meydana getirmek için böyle yapmisti. Mehmet Bey, Osmanlilar da dahil olmak üzere bütün beyliklerin emiri olarak ilân edilmisti.

Timur’un, Anadolu’da uyguladigi bu parçalama politikasi sonucunda Osmanli ülkesi sehzadeler arasinda taksim edilmis, on bir sene süren ve tarihlerde Osmanli Devleti’nin parçalanmasindan dolayi “Saltanatta Ara” denilen ve kanli hadiselerle dolu bir devrin açilmasina, fetihlerin durmasina, Istanbul Imparatoru’nun türlü entrikalarla bu durumu körüklemesine sebep olmustu. Hatta bazi Avrupalilar, yeni bir Haçli Seferi düzenledikleri takdirde Osmanlilar’i Avrupa’dan atabileceklerini düsünür olmuslardi.

Ankara Savasi ve bunun sonucunda bir daha kalkinamamasi plâni ile Osmanli Devleti’nin parçalanmasi bu devlet için mühim ve büyük bir darbe olmakla birlikte çeyrek asirda kendisini sür’atle toplamaya muvaffak olmasi bu devletin teskilât ve müesseselerinin saglamligini göstermektedir. Buna karsilik Hindistan, Iran, Azerbaycan, Irak, Suriye ve Ege Denizine kadar genis topraklar üzerinde fetihlerde bulunmus olan Timur’un, ölümünden kisa bir müddet sonra devletinin ortadan kalkmasi, onun sadece tedhise dayali bir devlet kurdugunu göstermektedir.

Kaynak: Osmanli tarihi

SEHZADELERIN HAKIMIYET MÜCADELESI

Ankara bozgunu, yüz sene zarfinda Anadolu’nun hemen hemen tamamina yakin bir kismi ile Rumeli’nin Tuna boylarina kadar en mühim yerlerini zapt eden Osmanli Devleti için büyük bir felaket olmustu. Ankara hezimeti ile bassiz duruma düsen Osmanli Devleti’nin Rumeli’deki topraklari Hiristiyan devletlerle çevrili olmasina ragmen bu devletin yikilip ortadan kalkmayisi, onun ne kadar saglam temeller ve müesseseler üzerine kuruldugunu göstermektedir. Böyle tehlikeli bir dönemde Balkanlar’da, Osmanli Devleti’ne karsi ayrilma veya isyan etme seklinde bir hareketin görülmemesi, Osmanlilarin, buralarda yasayan Hiristiyan halka gösterdikleri âdilâne muameleden kaynaklanmaktadir. Müslüman Türkler, Balkanlar’daki Ortodoks halki, Katoliklerin baskisindan kurtarmak, onlarin dinî inançlarina kimseyi karistirmamakla din ve vicdan hürriyetine sayginin en güzel örneklerini vermislerdi. Gerçekten de hiç bir devletin idare tarzi, Osmanlilarin idaresi kadar iyi olamazdi. Balkan halklari bu gerçegi çok aci tecrübeler sonunda anlamislardi.

Öyle anlasiliyor ki, Osmanli sehzadeleri arasindaki çekisme, Timur henüz sahnede iken ortaya çikmisti. Bu da Bursa’yi elde etme yüzünden olmustu. Nitekim Mehmet Çelebi, ailesinin Bursa’daki topraklarini istemeye kalkismis, fakat Timur’un Musa Çelebi’yi tutmasi yüzünden bundan vaz geçmisti. Babasi Yildirim Bâyezid ile birlikte Timur’a esir düsen ve onun yaninda bulunan Musa Çelebi, Timur’un destek ve yakinligini kazanarak, Bursa ve Karesi bölgesine hâkim olan kardesi Isa Çelebi ile çatismaya girer. Bu mücadeleden basarili çikan Musa Çelebi, Bursa’ya hâkim olur. Fakat, Timur’un Anadolu’yu terk etmesinden sonra kuvvetlenen Isa Çelebi, eski payitaht olan Bursa’yi tekrar ele geçirir. Maglup olan Musa Çelebi ise Kütahya’daki dayisi Germiyanoglu’nun yaninda kalmaya mecbur olur. Muhtemelen oradan da Karamanoglu’nun yanina gitmisti.

Amasya’da bulunan sehzade Mehmed, Amasya, Canik, Tokat, Niksar ve Sivas taraflarinda bulunan yerli beylerden Kara Devletsah Kubadoglu, Gözleroglu, Köpekoglu, Kadi Burhaneddin Ahmed’in damadi Mezid Bey’le miicadele edip o havaliyi tamamen kendi nüfuz ve hükmü altina almisti. Subasi Eyne Bey’in tavsiyesi ile Bursa taraflarinda bulunan biraderi Isa Çelebi’ye müracaatla Anadolu’yu aralarinda taksim etme teklifinde bulundu ise de Isa Çelebi’nin kendisinin büyük kardes oldugunu söyleyip teklifi red etmesi üzerine Ulubat’ta baslayan muharebede (1404) Isa Çelebi, maglub olarak önce Yalova’ya, oradan da Istanbul’a gitti. Edirne’de bulunan Emir Süleyman’in, Imparator’dan Isa’yi istemesi üzerine, antlasma geregi olarak Isa Edirne’ye gönderildi.

Ulubat savasinda, Yildirim Bâyezid’in meshur komutanlarindan olup Mehmed Çelebi’nin maiyetine giren Subasi Eyne Bey ile Isa Çelebi’nin yaninda yer alan Sari Timurtas Pasa maktul düsmüslerdi. Savasi müteakip Bursa’ya giren Mehmed Çelebi, hükümdarligim ilân etmesine ragmen, bir ihtiyat tedbiri olarak Timur’un adinin da bulundugu para bastirarak zekice bir siyaset takip etmistir. “Sikke-i müstereke” adi ile anilan bu paranin Bursa’da hicrî 806 tarihinde basildigi anlasilmaktadir. Mehmet Çelebi, daha sonra Germiyanoglu Yakub Bey’in yaninda bulunan babasinin cesedini getirterek camiinin yanina gömdürmüstür.

Anadolu’daki bu mücadeleler devam ederken, en büyük sehzade olan Süleyman Çelebi (Emir Süleyman), Edirne’de Hiristiyan unsurlarin destegiyle güvenlik içindeydi. Bu esnada Sirbistan’da Lazar’in yerine geçen oglu Stefan (Istefan) hüküm sürüyordu. Georg Brankoviç de güney Sirbistan’da gücünü yaymaya çalisiyordu. Emir Süleyman, bu iki Sirp prensin çatismalarindan istifade etmeyi basardi. O, babasinin Anadolu topraklarini ele geçirmek ve kardeslerini ortadan kaldirarak Osmanli Devleti’ni yeniden eski durumuna getirmek istiyordu. Bu gayesini gerçeklestirebilmek için Selanik, Makedonya’nin bir bölümü, Mora, Trakya kiyilari, Marmara ve Karadeniz’de Istanbul’a en yakin kiyi kasabalari verilmek suretiyle Bizans’tan para ve askerî yardim saglandi. Bizans’in daha önce Osmanlilara ödemek zorunda oldugu vergi de kaldirildi. Böylece Emir Süleyman, kendi kardeslerine karsi yardim saglamak için agir bir bedel ödemis oluyordu. Kendisine en büyük rakip olarak Mehmed Çelebi’yi gören Emir Süleyman, kuvvetli bir ordunun basinda Isa Çelebi’yi Bursa üzerine gönderir. Mehmed Çelebi’ye bagli kalan Bursa’lilarin mukavemeti üzerine muvaffak olamayan Isa Çelebi, Bursa’yi atese verip yaktiktan sonra, Kastamonu’da bulunan Isfendiyar Bey’in yanina çekilir. Onunla ittifak halinde bulunan Aydinoglu Cüneyd, Saruhanoglu Hizirsah Bey ve Menteseoglu Ilyas Beylerle Mehmed Çelebi üzerine varip onunla savasmak istemisti. Fakat bu son tesebbüsünde de muvaffak olamayinca Karaman iline siginmak ister. Fakat bu arzusunu gerçeklestiremeden Eskisehir yakinlarinda yakalanarak öldürülür. Cesedi, Bursa’da Murad Hüdavendigâr türbesi yanina gömülür. Isa Çelebi’nin öldürülmesi üzerine onunla ittifak halinde bulunan ve yukarida adi geçen Ege beylikleri, Mehmed Çelebi’nin hükümdarligini tanimak zorunda kalirlar. Böylece Mehmed ve Süleyman Çelebiler, devletin Anadolu ve Avrupa bölümlerinin hükümdarlari oldular.

Bununla beraber Emir Süleyman, devletin tamamini istiyordu. Bu yüzden ordusu ile kardesinin üzerine varip önce Bursa, sonra da Ankara’yi zapt etmisti. Bu kayiplardan sonra Amasya’ya çekilmek zorunda kalan Mehmed Çelebi, mücadeleden vaz geçme niyetinde degildi. Nitekim 1406 yilinda Yenisehir ovasinda kardesi Emir Süleyman ile savasmis, fakat maglub olarak tekrar Amasya’ya çekilmis ise de onu Rumeli’ye dönmek zorunda birakmak için çareler aramaya baslamisti. Anadolu’da dört yil kadar kalan Emir Süleyman’in, Sivrihisar yüzünden Karamanlilar’la arasinin açilmasini firsat bilen Mehmed Çelebi, yeni bir taktik deneyerek Karaman’da bulunan kardesi Musa Çelebi’yi kendisine bagli kalmak sartiyla Rumeli’ne göndermeye karar verir. Bu maksatla Karamanlilar’la Kirsehir’in Malya ovasinda bulunan Cemale kalesinde bulusan Mehmed Çelebi, Candaroglu Isfendiyar Bey ve Eflak voyvodasi Mirçe ile de müzakerelerde bulunmustu. Onlarin da muvafakati üzerine Candar iline gelen Musa Çelebi, Temmuz 1409’da Sinop’tan gemilerle Eflâk’a geçer. Gerçi Emir Süleyman’in giiçlenip kendi bagimsizligini tehdid etmesinden korkan Eflâk’in ve Sirp krali Stefan’in da destekleri saglanmisti. Musa Çelebi, Eflâk’ta prensin kizi ile evlendi. Böylece Türkler, Ulahlar, Sirplar ve Bulgarlar’dan olusan bir ordu toplamayi basaran Musa Çelebi, Edirne üzerine yürür.

Musa Çelebi, Istanbul’a kaçmak üzere yola çikan Emir Süleyman’in yakalanip öldürülmesi ve bütün timarli sipahiler gibi sancak beylerinin de kendisine bagliliklarini bildirmeleri üzerine Rumeli’deki Osmanli eyaletlerinin yegane hâkimi olarak Edirne’de tahta geçer. Böylece Emir Süleyman’in devleti, daha yetenekli ve enerjik Musa Çelebi’ye kalmisti. Gerçekten, cesur, gözü pek, faal bir kimse olan Musa Çelebi, Çelebi Mehmed’e olan bagliligini red ve inkâr ederek hükümranligini ilân eder. Subat 1411 yilinda gerçeklesen hükümdarlik ilânindan sonra adina para bastiran Musa Çelebi, gerçek bir hükümdar gibi davranmaya baslar. Saray protokol ve merasimlerinde eski Osmanli saray geleneklerini kurmaya yeniden tesis etmeye çalisir.

Musa Çelebi, Emir Süleyman’a yardim eden Sirp despotu Stephan Lazaroviç üzerine yürüyerek önemli bir maden sehri olan Novo Brodo’yu zapt eder. Pravati ve köprü kalelerini de ele geçirmek suretiyle, karisiklik döneminde Osmanlilar’in Balkanlar’da kayb ettikleri topraklan geri alir. Bu esnada Emir Süleyman’in Rumeli’ye geçisi esnasinda Bizans’a biraktigi yerlerin çogunu geri alan Musa Çelebi, böylece Bizans’i da cezalandirmaya çalisiyordu. Istanbul’u karadan ve denizden kusatma altina alan Musa Çelebi, 1411 yilinda Silivri’ye gelmis ve Istanbul’u açlikla teslime zorlamak istemisti. Çagdas kaynaklarin ifadesine göre Musa Çelebi’nin tutumundan çekinen Manuel, Venedikliler’in de yardim etmemeleri üzerine sehri teslim etmeye karar verir. Ancak daha önce Musa Çelebi tarafindan Bizans’a gönderilen ve bilahare Manuel ile is birligi yapan Candaroglu Ibrahim Pasa’nin tavsiyesi ile hareket eden Manuel, Çelebi Mehmed’i Rumeli’ye geçirmek suretiyle Istanbul kusatmasini kaldirmak tesebbüsünde bulunur. Nitekim, Gebze kadisi Fazlullah’i Manuel’e göndererek onunla anlasan Çelebi Mehmed, önce Istanbul’a gelmis, 1412 senesinin Ekim ayinda da Çatalca yakininda bulunan Incegiz’de Musa Çelebi ile savasa girmistir.

Kardesler arasindaki mücadele esnasinda sik sik taraf degistirmekle dikkat çeken bir sahsiyet vardir. Aydinoglu Cüneyd Bey adini tasiyan bu zat, Aydin ilindeki mevkiini saglamlastirmak için bir dizi faaliyetlerde bulunmustu. Fakat sonunda Çelebi Mehmet duruma hâkim olup eski birligi saglayinca onu Nigbolu muhafizligina getirmek zorunda kalmistir. Bununla beraber ona güvenemeyen Çeîebi Mehmet, onu bölgesinden alip uzaklastirmak ihtiyacini duymustu.

Baslangiçta gayet halim selim görünen Musa Çelebi’nin, sonralari sert bir tavir takinarak gerek beylerinin gerekse askerlerinin kendisine olan bagliligini kayb etmesi, yenilmesinde büyük bir rol oynamistir. O, Sofya’nin güneyinde bulunan Samakov kasabasi civarindaki Çamurlu sahrasindaki savasta ordusunun maglub olmasi üzerine yarali olarak Eflâk’a dogru kaçmak isterken yakalanip 10 Temmuz 1413’te öldürülür. Musa Çelebi’nin ölüm haberi, büyük bir üzüntüye sebep olmustu. Nasinin Bursa’ya gelmesi üzerine sehri muhasara eden Karamanoglu Mehmed Bey, sür’atle geri çekilmek zorunda kaldi.

Musa Çelebi’nin vefati üzerine Osmanli hanedaninin bölünmesi sona ermis oluyordu. Çelebi Sultan Mehmed, babasinin topraklarini yeniden toparlamaya gayret ediyordu. Onbir yil süren bu karisiklik döneminden sonra Osmanli Devleti, Güneydogu Avrupa’daki bütün stratejik noktalari, Edirne, Sofya ve Üsküp’ü; Dogu Balkanlar’da da eski sehir ve yerlesim bölgelerini tekrar elde etmis oldu. Bunun sadece bir istisnasi vardi o da Çelebi Sultan Mehmed’e yardim karsiliginda Sirbistan’a birakilmis olan Nis’ti.

Kaynak: Osmanli tarihi


bursa evden eve nakliyat
Bedava İlan Verme