Ders Anlatım Eğitim Blogu,Öss,Sbs,Dersler

fizik, kimya, biyoloji, ingilizce, öss, sbs, öğretmenler

Dünya üzerindeki bir yerin kuşbakışı görünümü, kroki, plan ya da harita olarak düzleme aktarılır.

Harita : Dünya’nın bütününün ya da bir bölümünün kuşbakışı görünümünün belli bir oranda küçültülerek düzleme aktarılmış şekline harita denir.

Bir çizimin harita özelliği taşıyabilmesi için;
– Kuşbakışı görünüme göre çizilmesi,
– Arazi üzerindeki uzunlukların belli bir oranda küçültülmesi gerekir.

UYARI : Kuşbakışı görünüm temel alınarak yapılan çizimlerin harita özelliği taşıyabilmesi için küçültme oranının (ölçek) bulunması gerekir.

Plan : Bir yerin kuşbakışı görünümünün belli bir oranda küçültülerek düzleme aktarılmasıdır. Plan bir tür büyük ölçekli haritadır.

Kroki : Bir yerin kuşbakışı görünümünün ölçeksiz olarak düzleme aktarılmasıdır.

Haritalarda Bozulmalar

Dünya’nın küreselliği harita çizimini güçleştirmektedir. Dünya’nın tümü ya da bir bölümü düzleme aktarırken şekillerde, alanlarda, uzunluk ve açılarda bozulmalar olur. Bu nedenle küresel yüzeyi düzleme aktarmak için çeşitli çizim yöntemleri geliştirilmiştir.

Özellikle yeryüzü şekillerini gösteren haritalar tam olarak gerçeği yansıtmazlar. Engebesi fazla, geniş alanların gösterildiği haritalarda hata payı artar. Az engebeli, küçük alanların gösteriminde hata payı azalır.

UYARI : Dünya’nın küreselliği harita çizimini zorlaştırır.

– Engebeli ve geniş alanların gösterildiği haritalarda bozulmalar fazladır.

– Engebesiz ve küçük alanların gösterildiği haritalarda bozulmalar azdır.

Projeksiyon

Dünya’nın küreselliği nedeniyle, haritalarda ortaya çıkan hataları en aza indirmek için çeşitli yöntemler kullanılır. Bunun için yerkürenin paralel ve meridyen ağının belirli kurallara göre düz bir kağıda geçirilmesi gerekir. Bu sisteme projeksiyon denir.

Projeksiyon Sistemleri

– Alan Koruyan Projeksiyon
Alan koruyan projeksiyon ile çizilen haritalarda, şekil, açı ve uzunluk oranları bozulur. Ancak, paralel daireleri ile meridyenler arasındaki alanlar bozulmadan, orantılı olarak düzleme geçirilir. Böylece gerçek alan korunmuş olur.

– Açı Koruyan Projeksiyon
Açı koruyan projeksiyon ile çizilen haritalarda, meridyenler ile paraleller arasındaki 90°’lik açık iler kara ve denizlerin şekilleri korunur. Ancak, bunların alanları bozulur. Bu tip haritalarda kutup bölgelerine doğru gidildikçe, kara ve denizlerin alanı büyür.

– Uzunluk Koruyan Projeksiyon

Uzunluk koruyan projeksiyon ile çizilen haritalarda, merkezden çevreye doğru tüm yönlerdeki uzunlukların oranı korunur. Açı ve alan korunmaz.

Harita Çizimi

Bir bölgenin haritası çizilirken öncelikle;

– Bölgenin enlem ve boylamının,

– Haritanın kullanım amacının,

– Haritanın küçültme oranının belirlenmesi gerekir.

Harita yapımında kullanılacak çizim yöntemi, küçültme oranı ve harita işaretleri ise haritanın kullanım amacına göre belirlenir.

Harita Elemanları

Tüm haritalarda bulunması gereken 5 temel eleman vardır. Bunlar, enlem-boylam, ölçek, harita anahtarı (lejant), başlık ve çerçevedir.

Enlem-boylam : Haritası yapılacak alanın öncelikle enlem ve boylamları belirlenir. Çünkü haritanın ölçeği, bu alanın genişliğine ve kullanım amacına göre belirlenir.

Ölçek : Haritanın kullanım amacına göre belirlenmelidir.

Harita Anahtarı (Lejant) : Haritada kullanılan özel işaretlerin ne anlama geldiğini gösteren bölümdür. Her haritanın kullanım amacına göre farklı işaretler kullanılır.

Başlık : Haritanın kullanım amacını belirtmeli, haritayı tanıtmaya yeterli, açık ve kısa olmalıdır.

Çerçeve : Tüm haritalarda, haritası yapılacak alanı sınırlayan bir iç çerçeve ve diğer harita elemanlarını sınırlayan dış çerçeve çizilmelidir.

Harita Ölçeği

Harita üzerinde belli iki nokta arasındaki uzunluğun, yeryüzündeki aynı noktalar arasındaki uzunluğa oranıdır.

Diğer bir deyişle, gerçek uzunlukları harita üzerine aktarırken kullanılan küçültme oranıdır.

Örneğin : Boğaz Köprüsü’nün gerçekte 1074 m olan iki ayağı arası uzaklık, ölçeği bilinmeyen bir haritada yaklaşık 0.5 cm gösterilmiştir. Haritanın ölçeğini bulmak için harita üzerindeki uzunluğu gerçek uzunluğa oranlarız.

Buna göre haritanın ölçeği yaklaşık 1/200.000’dir.

Ölçek = Harita Üzerindeki Uzunluk / Arazi Üzerindeki Uzunluk (Gerçek Uzunluk)

Kesir Ölçek

Haritalardaki küçültme oranını basit kesirle ifade eden ölçek türüdür.

1 / 25.000 , 1 / 500.000, 1 / 1.000.000 birer kesir ölçektir.

Kesir ölçekte, pay ile paydanın birimleri aynıdır. Uzunluk birimi olarak santimetre (cm) kullanılır.

Örneğin : 1 / 1.000.000 ölçeğinde, arazi üzerindeki 1.000.000 cm (10 km)’lik uzunluk harita üzerinde 1 cm gösterilmiştir.

Çizgi (grafik) Ölçek

Haritalardaki küçültme oranını çizgi grafiği üzerinde gösteren ölçek türüdür.

Kesir ölçeğe göre düzenlenir ve santimetre (cm)’nin üstündeki tüm uzunluk birimleri kullanılır.

Kesir Ölçeği Çizgi Ölçeğe Çevirme

Kesir ölçeği, çizgi ölçeğe çevirirken önce 1 cm’nin kaç km’yi gösterdiği bulunur.

Örnek : 1 / 2.500.000 ölçeğinde 1 cm 25km’yi gösterdiğine göre çizgi ölçekte de 1 cm 25 km’yi göstermelidir.

Bir doğru parçası çizilerek eşit aralıklara bölünür. Üzerine, 1 cm 25 km’yi gösterecek şekilde değerler yazılır.

Sıfırın sol tarafındaki aralık 25 km’den daha kısa uzunlukların ölçülmesine yarayacak biçimde bölümlenir.

Çizgi Ölçeği Kesir Ölçeğe Çevirme

Çizgi ölçeği kesir ölçeğe çevirirken önce ölçeğin uzunluğunun, toplam kaç km’yi gösterdiği bulunur. 1 cm’nin kaç km’yi gösterdiğini bulmak için orantı kurulur.

Örneğin : Çizgi ölçeğin uzunluğu 5 cm’dir.

5 cm 20 km gösterdiğine göre

1 cm x km’yi gösterir.

—————————————-

x = 20 / 5 = 4 km

Bulunan değer cm’ye çevrilir.

Buna göre kesir ölçek 1 / 400.000’dir.

UYARI : Çizgi ölçeği kesir ölçeğe çevirirken, grafiğin sonundaki uzunluk birimine dikkat etmemiz gerekir.

Harita Türleri

Harita yaşamın her alanında yardımcı araçlar olarak kullanılır.

Bir kentin imar planının çıkarılması, karayolu, demiryolu ya da köprü yapımı için en uygun yerin belirlenmesi, arkeoloji, coğrafya gibi birçok alanda araştırma yapılması sırasında haritalardan yararlanılır. Haritalar konularına ve ölçeklerine göre ikiye ayrılır.

Konularına Göre Haritalar

Konularına göre haritalar, kullanım amaçlarına göre genel haritalar ve özel haritalar olarak ikiye ayrılır.

Genel Haritalar

Toplumun geniş kesimi tarafından kullanılabilen haritalardır.

– Topoğrafya Haritaları

İzohips (eş yükselti) eğrisi yöntemi ile yapılır. Araziyi ölçekleri oranında ayrıntıları ile gösterirler. Ölçekleri 1 / 20.000 ile 1 / 500.000 arasında değişir. 1 / 20.000’den büyük ölçekli olanlar kadastro işlerinde ve askeri amaçlarla kullanılır. Bu haritalardan ölçek, uzunluk alan ve eğim hesaplamada yararlanılır.

– Fiziki Haritalar

Fiziki haritalar, yeryüzünün kabartı ve çukurluklarını gösteren orta ya da büyük ölçekli haritalardır.

Fiziki haritalar hazırlanırken eş yükselti ve eş derinlik eğrileri geniş aralıklarla geçirilir. Bu aralıklar çeşitli renklerle boyanır. Yükseltiler genellikle yeşil, sarı ve kahverenginin çeşitli tonları ile, derinlikler ise açıktan koyuya mavi rengin tonları ile gösterilir.

– Siyasi ve İdari Haritalar

Yeryüzünde veya bir kıtada bulunan ülkeleri, bir ülkenin idari bölünüşünü, yerleşim merkezlerini gösteren haritalardır. Bu haritalardan uzunluk ve alan bulmada yararlanılır. Ancak yer şekilleri hakkında bilgi edinilemez.

– Duvar ve Atlas Haritaları

Eğitim ve öğretim amacına yönelik haritalardır. Ölçekleri 1 / 1.100.000’dan daha küçüktür. Dünya’nın tümünü, kıtaları veya ülkeleri gösterirler.

Özel Haritalar

Belirli bir konu için hazırlanmış haritalardır. Bu haritalardan bazıları şunlardır:

– Araziden Yararlanma Haritaları

Bir bölgede arazinin nasıl kullanıldığını gösteren haritalardır. Bu haritalar yardımıyla ekili-dikili alanların, çayır ve mera alanlarının, orman alanlarının, bölünüşü ile kayalık, bataklık gibi kullanılmayan alanlar hakkında bilgi edinilir. Tarımın türü ve tarım ürünleri de bu haritalarda gösterilir.

– Ekonomi Haritaları

Dünya’nın bütününün ya da bir bölümünün ekonomik özelliklerini gösteren haritalardır. Bu haritalar yardımıyla endüstri kuruluşlarının türü, sayısı, dağılışı, çalışanların sayısı hakkında bilgi edinilir.

– Hidrografya Haritaları

Bir bölgenin su potansiyeli (akarsular, göller, yeraltı suları, kaynaklar) hakkında bilgi veren haritalardır. Bu haritalar yardımıyla akarsuların drenaj tipi, akım miktarı, kanallar, göl sularının özellikleri, yeraltı sularının türü, kaynakların türü sayısı ve verimlilik derecesi hakkında bilgi edinilir.

– İzoterm Haritaları

Bir bölgede, eş sıcaklıktaki noktaları birleştiren eğriye izoterm denir.

İzotermler yardımıyla çizilen izoterm haritalarından, bir bölgedeki sıcaklık dağılışı hakkında bilgi edinilir.

Sıcaklık dağılışını daha iyi gösterebilmek için, bu haritalar sıcaklık basamaklarına uygun olarak renklendirilir. Sıcak yerler için kırmızının tonları soğuk yerler için mavinin tonları kullanılır.

– Jeomorfoloji Haritaları

Bir bölgedeki şekillenme süreci yani iç ve dış güçlerin etkisiyle oluşan yer şekilleri hakkında bilgi veren haritalardır.

Bu haritalarda faylar, yamaçlar, vadi türleri, birikinti konileri, sekiler, ovalar ve daha bir çok yer şekli taranarak gösterilir. Yer şekillerinin kolay ayırt edilmesi amacıyla bu haritalar renklendirilir.

– Nüfus Haritaları

Dünya’nın bütününde ya da bir bölümündeki nüfusun dağılışı ve özellikleri hakkında bilgi veren haritalardır. Bu haritalarda nüfus dağılışı noktalama ile gösterilir. Nüfus yoğunluğu haritaları ise renklendirilir.

– Toprak Haritaları

Bir bölgenin toprak özellikleri ve dağılışları hakkında bilgi veren haritalardır. Bu haritalardan, yetiştirilecek ürünlerin belirlenmesi, buna bağlı olarak topraklardan daha iyi verim alınabilmesi gibi bir çok konuda yararlanılır.
Ölçeklerine Göre Haritalar

– Büyük Ölçekli Haritalar

Ölçekleri 1 / 200.000’e kadar olan bu haritalarda :

  • Küçültme oranı azdır.
  • Ayrıntı fazladır.
  • Birim düzlemde gösterilen gerçek alan küçüktür.
  • Eşyükselti eğrileri arasındaki yükselti farkı azdır.

Planlar ve topoğrafya haritaları bu gruba girer.
– Orta Ölçekli Haritalar

Ölçekleri 1 / 200.000 ile 1 / 1.000.000 arasında olan haritalardır.

Ayrıntılar, büyük ölçekli haritalar göre daha azdır.

– Küçük Ölçekli Haritalar

Ölçekleri 1 / 1.000.000’dan daha küçük olan haritalarda;

  • Ayrıntı en azdır.
  • Küçültme oranı en fazladır.
  • Birim düzlemde gösterilen gerçek alan büyüktür.
  • Eşyükselti eğrileri arasındaki farkı fazladır.

Duvar ve atlas haritaları bu gruba girer.

Haritalarda Yer şekillerinin Gösterilmesi

Haritalarda Kullanılan Çizim Yöntemleri

Yeryüzü şekillerini harita üzerine aktarmak için kullanılan yöntemler;

– Kabartma Yöntemi

Kabartma yöntemi ile yapılan haritalarda, yükseltiler belli oranda küçültülür.

Yer şekilleri kabartılarak gösterilir.

– Gölgelendirme Yöntemi

Gölgelendirme yönteminde, Güneş ışınlarının yer şekilleri üzerine 45 derece açı ile geldiği kabul edilerek arazi yapısı gösterilir. Bu yöntemde gölgelerin açık veya koyu oluşu arazinin eğimi hakkında bilgi verir.

Gölgelerin koyulaştığı yerlerde eğim azalır. Yer şekilleri ayrıntılı bir şekilde gösterilemediği için günümüzde yardımcı bir yöntem olarak kullanılır.

– Tarama Yöntemi

Tarama yöntemi ile yapılan haritalarda, yer şekilleri kısa, kalın, sık ya da ince, uzun, seyrek çizgilerle taranmış olarak gösterilir.

Eğim arttıkça taramaların boyları kısalır, sıklaşır ve kalınlığı artar. Eğimin az olduğu yerlerde ise taramalar uzar, seyrekleşir ve incelir. Taramanın yapılmadığı yerler ise düzlükleri göstermektedir.

Tarama yöntemi ile harita yapımının zor olması, yükselti, eğim bulma gibi hesaplamaların yapılamaması gibi nedenlerden dolayı bu yöntem günümüzde kullanılmamaktadır.

– Renklendirme Yöntemi

Eşyükselti eğrileriyle birlikte kullanılan bu yöntemde yükselti ve derinlik basamakları renklerle gösterilir. Fiziki haritalarda yükseltiler genellikle, yeşil, sarı ve kahverenginin çeşitli tonları, derinlikler ise açıktan koyuya mavi rengin tonları ile gösterilir.

UYARI : Fiziki haritalarda kullanılan renkler, yer şekillerini göstermez. Yükselti ve derinlik basamaklarını göstermek için kullanılır.

– İzohips (Eş yükselti) Eğrisi Yöntemi

Bu yöntemle yapılan haritalarda yer şekilleri izohipsler yardımıyla gösterilir.

İzohips (Eş yükselti) Eğrisi

Deniz seviyesinden aynı yükseklikteki noktaları birleştiren eğriye eş yükselti (izohips) eğrisi, aynı derinlikteki noktaları birleştiren eğriye eş derinlik (izobath) eğrisi denir.

İzohips Aralığı (Eş Aralık)

İzohipsler haritaların ölçeğine uygun olarak belirlenen yükselti aralıkları ile çizilir. Bu aralığa izohips aralığı ya da eş aralık denir.

İzohipslerin Özellikleri

  • İzohipsler iç içe kapalı eğrilerdir.
  • Her izohips, kendisinden daha yüksek izohipslerin çevresini dolaşır.
  • Dik yamaçlarda izohipsler sık geçer
  • Eğimin azaldığı yerlerde izohipsler seyrek geçer
  • Doruk nokta ya da üçgen ile gösterilir.
  • Çevresine göre çukurda kalan yerler yani çanaklar, içe doğru çizilen oklarla gösterilir.

UYARI : Kıyı çizgisinden 0 m eğrisi geçer. Her eğri, kendisinden daha yüksek izohipslerin çevresini dolaşır. İzohipslerin sıklaştığı yerlerde eğim artar.

Haritalarda Yer şekillerinin Gösterilmesi

Yer şekillerinin gösteriminde en çok kullanılan yöntem izohips yöntemidir.

İzohips yöntemi ile yapılan haritalarda izohipslerin uzanışına göre, tepe, sırt, boyun, yamaç, vadi, delta gibi yer şekillerini harita üstünde tanımlamak mümkündür.

Tepe : Bir doruk noktası ve onu çevreleyen yamaçlardan oluşmaktadır.

Sırt : İki akarsu vadisini birbirinden ayıran ve birbirine ters yönde eğimli yüzeyleri birleştiren yeryüzü şeklidir. Sırtların üzeri düz olabileceği gibi keskin de olabilir.

Boyun : Birbirine ters yönde açılmış iki akarsu vadisinin en yüksek, iki doruk arasındaki alanın en alçak yerine boyun denir. Buralara bel ya da geçit de denir.

Yamaç : Yeryüzündeki eğimli yüzeylerdir.

Vadi : Akarsuyun açtığı, sürekli inişi bulunan, uzun, doğal oluktur.

Delta : Akarsuyun taşıdığı maddeleri denize ya da göle ulaştığı yerde biriktirmesi ile oluşan yeryüzü şeklidir.

UYARI : İzohipslerin “V” şeklini aldığı yerlerde, açık taraf akarsu akış yönünü gösterir. Akarsuların delta oluşturdukları yerlerde, izohipsler deniz veya göl yüzeyine doğru çıkıntı yapar.

İzohipsin “V” şeklini aldığı yerlerde yükselti “V” nin açık ucuna doğru artıyorsa sırt, sivri ucuna doğru artıyorsa vadi vardır.

Boyun olabilmesi için, karşılıklı iki tepe arasında, birbirine ters yönde uzanan iki akarsu vadisinin bulunması gerekir.

Profil Çıkartma

Topoğrafya yüzeyinin düşey düzlemde yaptığı ara kesite topoğrafik profil denir.

Haritalarda yeryüzü kuşbakışı olarak görüldüğü için profil, yer şekillerinin yandan görünüşü hakkında bilgi verir.

Profil eş yükselti eğrisi yöntemi ile yapılan haritalardan yararlanarak çizilir.

Harita HesaplamalarıGerçek Uzunluğu Hesaplama

Gerçek uzunluk, diğer bir deyişle arazi üzerindeki uzunluk,

Gerçek Uzunluk = Ölçek (Payda) * Harita Uzunluğu

formülü ile ya da doğru orantı kurularak hesaplanır.

Örnek : 1 / 850.000 ölçekli bir haritada A – B kentleri arası 8 cm ölçülmüştür. Buna göre iki kent arasındaki kuş uçuşu uzaklık kaç km’dir?

Orantıyla Çözüm :

Ölçeğe göre, arazi üzerindeki 850.000 cm haritada 1 cm gösterilmiştir.

1 cm 850.000 cm’yi gösterdiğine göre

8 cm x cm’yi gösterir.

—————————————————————-

x = 8 * 850.000 / 1 = 6.800.000 cm

cm’yi km’ye çevirmek için 5 basamak sola doğru gitmek gerekir.

6.800.000 cm = 68 km’dir.

Formülle Çözüm :

Gerçek Uzunluk = Ölçek * Harita Uzunluğu

Gerçek Uzunluk = 850.000 * 8

Gerçek Uzunluk = 6.800.000 cm = 68 km’dir.

Haritadaki Uzunluğu Hesaplama

Harita üzerindeki uzunluk

Harita Uzunluğu = Gerçek Uzunluk / Ölçek (payda)

formülü ile ya da doğru orantı kurularak hesaplanır.

Örnek : Arazi üzerindeki 180 km’lik uzunluk 1 / 900.000 ölçekli haritada kaç cm ile gösterilir?

Orantıyla Çözüm :

1 / 900.000 ölçeğinde,

1 cm 9 km’yi gösteriyorsa

x cm 180 km’yi gösterir.

———————————-

x = 1* 180 / 9 = 20 cm’dir.

Formülle Çözüm :

Ölçeğe göre, arazi üzerindeki 900.00 cm haritada 1 cm gösterilmiştir.

Harita Uzunluğu = Gerçek Uzunluk / Ölçek (payda)

Harita Uzunluğu = 18.000.000 / 900.000

Harita Uzunluğu = 20 cm’dir.

Haritadaki Uzunlukların Karşılaştırılması

İki harita uzunluğunun karşılaştırılması esasına dayanan sorular ters orantı kurularak ya da iki aşamalı olarak çözülür.

Örnek : 1 / 750.000 ölçekli bir haritada A-B noktaları arasındaki uzaklık 12 cm ölçülmüştür. Aynı uzaklık

1 / 1.500.00 ölçekli bir haritada kaç cm ile gösterilir.

Çözüm l :

1 / 750.000 ölçekli haritada 12 cm’lik uzaklık, 1 / 1.500.000 ölçekli haritada x cm gösterilir.

Ölçekler arasında 750.000 / 1.500.000 oranı bulunduğuna göre harita uzunlukları arasında 12 / x oranı vardır.

x = 750.00 * 12 / 1.500.000 = 6 cm’dir.

Çözüm 2:

1. haritadan yararlanarak gerçek uzaklığı bulalım

1 cm 7.5 km’yi gösteriyorsa,

12 cm x km’yi gösterir.

—————————————————–

x = 12 * 7.5 / 1 = 90 km’dir.

2. haritadan yararlanarak haritadaki uzunluğu bulalım :

15 km’yi 1 cm gösteriyorsa

90 km’yi x cm gösterir

———————————

x = 90 * 1 / 15 = 6 cm’dir.

İzdüşümsel Alanın Hesaplanması

İzdüşümsel alan, yer şekillerinin izdüşümünün alınması ile hesaplanan alandır. Arazi üzerindeki gerçek alan hesaplamalarında ise yer şekilleri yüzölçümü dikkate alınır. Bu nedenle bir yerin izdüşümü alanı ile gerçek alanı arasındaki fark yardımıyla arazinin engebeliliği hakkında bilgi edinilebilir.

İzdüşüm alanı ile gerçek alan arasındaki fark fazla ise, arazinin engebesi de fazladır.

İzdüşümsel alan,

İzdüşümsel Alan = Ölçek (Payda)2 * Haritadaki Alana

formülü ile ya da doğru orantı kurularak hesaplanır.

Örnek : 1 / 700.000 ölçekli bir haritada bir adanın kapladığı alan 15 cm2 olduğuna göre adanın izdüşümsel alanı kam km2 dir?

Orantıyla Çözüm :

Ölçeğe göre, 1 cm 700.000 cm’yi göstermektedir.

1 cm2 49 * 1010 km2 yi gösterdiğine göre,

15 cm2 x km2‘yi gösterir.

————————————————————–

x = 15 * 49 * 1010 = 735 * 1010 cm2 dir.

cm2‘yi km2‘ye çevirmek gerekir. 735 * 10 cm2 = 735 km2‘dir.

Formülle Çözüm :

İzdüşümsel Alan = (Ölçek Paydası)2 * Haritadaki Alan

İzdüşümsel Alan = (700.000)2 * 15

İzdüşümsel Alan = 49 * 1010 * 15 = 735 * 1010 cm2

cm2‘yi km2‘ye çevirmek gerekir. 735 * 1010 cm2 = 735 km2‘dir.

Haritadaki Alanı Hesaplama

Haritadaki alan,

Haritadaki Alan = Gerçek Alan / Ölçek (Payda)2

formülü ile ya da doğru orantı kurularak hesaplanır.

Örnek : Gerçek alanı 590.4 km2 olan göl 1 / 1.200.000 ölçekli haritada kaç cm2 gösterilir.

Orantıyla Çözüm :

Ölçeğe göre ;

1 cm 12 km’yi göstermektedir.

1 cm2 144 km2‘yi gösteriyorsa

x cm2 590.4 km2‘yi gösterir.

——————————————————–

x = 590.4 / 144 = 4.1 cm2 dir.

Formülle Çözüm :

Haritadaki Alan = Gerçek Alan / Ölçek2 (Payda)

Haritadaki Alan = 590.4 / (12)2

Haritadaki Alan = 590.4 / 144 = 4.1 cm2

UYARI : Haritalardaki alan hesaplanırken ölçek paydasının karesi mutlaka alınmalıdır.

Ölçek Hesaplama

Harita ve arazi üzerindeki uzunlukların verildiği sorularda ölçek,

Ölçek (Payda) = Harita Uzunluğu / Gerçek Uzunluk

formülü ya da doğru orantı kurularak hesaplanır.

Örnek : Arazi üzerindeki 84 km’lik uzunluk, ölçeği bilinmeyen haritada 7 cm gösterildiğine göre, haritanın ölçeği nedir?

Orantıyla Çözüm :

84 km cm’ye çevrilir.

7 cm 8.400.000 cm’yi gösteriyorsa

1 cm x cm’yi gösterir.

———————————————–

x = 1 * 8.400.000 / 7 = 1.200.000 cm’dir.

Ölçek : 1 / 1.200.000’dir.

Formülle Çözüm :

Ölçek (Payda) = Harita Uzunluğu / Gerçek Uzunluk

Ölçek (Payda) = 7 / 8.400.000

Ölçek (Payda) = 1.200.000 cm

Ölçek : 1 / 1.200.000’dir.

Ölçek Hesaplama

Harita ve arazi üzerindeki alanların verildiği sorularda ölçek

Ölçek (Payda) = Haritadaki Alan / Gerçek Alan kesrinin karekökü

formülü ya da doğru orantı kurularak hesaplanır.

Örnek : Gerçek Alanı 4375 km2 olan bir göl, ölçeği bilinmeyen haritada 7 cm2 gösterildiğine göre haritanın ölçeği nedir?

UYARI : Harita ve arazi üzerindeki alanların verildiği sorularda ölçeği hesaplarken kare kök almayı unutmayınız.

Eğim Hesaplama :

Eğim : Topoğrafya yüzeyinin yatay düzlemle yaptığı açıya eğim denir.

Eğim,

Eğim = Yükseklik (m) * 100 / Yatay Uzaklık

formülü ile hesaplanır.

Örnek : A – B arasındaki uzaklık 1 / 600.000 ölçekli haritada 4 cm gösterilmiştir. Aralarındaki yükselti farkı 1200 m. olduğuna göre, A ile B arasındaki eğim binde (%o) kaçtır?

Çözüm A B arasındaki gerçek uzaklık;

4 * 6 = 24 km olduğuna göre,

Eğim = Yükseklik Farkı (m) / Yatay Uzaklık (m) * 1000

Eğim = 1200 / 24.000 * 1000

Eğim = %o 50’dir.

UYARI : Eğim yüzde (%) olarak hesaplanırken 100 ile, binde (%o) olarak hesaplanırken 1000 ile çarpılır.

Nüfus

Dünya’da Nüfus

Sınırları belli bir alanda yaşayan insan sayısına nüfus denir. Nüfusun sayısı, eğitim durumu, yaş ve cinsiyet gruplarına dağılımı gibi özellikleri hakkında bilgi edinebilmek için, nüfus sayımları yapılır. Nüfus sayımı bir ülkede yaşayan insanların belli bir günde sayılması işlemidir.

Günümüzde Dünya Nüfusu 5 Milyar 530 Milyona ulaşmıştır. Dünya nüfusundaki bu hızlı artışın nedenleri;

· Tıp Bilimindeki gelişmeler : Tıp bilimindeki gelişmelere bağlı olarak doğum oranlarının artması ve ölüm oranlarının azalması nüfus artışına yol açmıştır.

· Tarımdaki Gelişme ve Endüstrileşme : Tarım ve endüstri alanındaki gelişmelere yaşam koşullarının iyileşmesini sağlamıştır. Böylece kötü beslenmeden kaynaklanan ölümler azalmıştır.

· Teknolojik Gelişmeler : Teknolojik gelişmeler, yaşam koşullarını iyileştirerek, nüfus artışına dolaylı olarak etki eder.

Nüfusun Kıtalara Dağılımı

Birleşmiş Milletler’in 1994 yılı verilerine göre Dünya Nüfusu 5 Milyar 530 milyondur.

Doğal Nüfus Artış Hızı (Doğurganlık Hızı)

Bir yıl içinde, doğum ve ölüm sayısına bağlı nüfus artışına doğal nüfus artış hızı ya da doğurganlık hızı denir. Doğurganlık hızı, eğitime, kültüre ve ekonomik gelişime bağlı olarak değişir. Ekonominin tarım ve hayvancılığa dayalı olduğu, eğitim ve kültür düzeyinin  geri olduğu ülke ve bölgelerde doğurganlık hızı fazladır. Ayrıca kırsal kesimde doğurganlık hızı kentlere göre daha yüksektir. Nüfusun yıl içinde göstermiş olduğu artış hızına ise yıllık nüfus artış hızı denir. Bir bölgedeki yıllık nüfus artış hızı doğum ve ölüm oranları dışında göçlerle de değişebilir. Doğurganlık hızı ve yıllık nüfus artış hızı yüzde (%) yada binde (%o) ile ifade edilir.

Dünya Yıllık Nüfus Artış Hızı

Aşağıda, Birleşmiş Milletler’in verilerine göre (1990-1995) kıtaların doğum oranı, ölüm oranı, doğal nüfus artış hızı ve yıllık nüfus artış hızı verilmiştir.

Kıtalara Göre Doğum Oranları

Doğum oranının en yüksek olduğu kıta %o 42 ile Afrika’dır. Avrupa ise %o 12 ile doğum oranının en düşük olduğu kıtadır. Doğum oranları ile kıta veya bölgenin gelişmişliği arasında yakın bir ilişki vardır. Ekonominin tarım ve hayvancılığa dayalı olduğu, eğitim ve kültür düzeyinin düşük olduğu  yerlerde doğum oranlarında artış görülür.

Kıtalara Göre Ölüm Oranları

Yaşam koşularına bağlı olarak insanların ortalama yaşam süresi kısalmaktadır. Bu nedenle ölüm oranının en yüksek olduğu kıta, ekonomik ve kültürel yönden geri kalmış Afrika’dır. Genç nüfusun fazla olduğu ve sürekli göç veren Güney Amerika ise, %o 7 ile ölüm oranının en az olduğu kıtadır.

Dünya Doğal Nüfus Artış Hızı

1990-1995 yılları arasında, ekonomik ve kültürel yönden geri kalmış olması  nedeniyle doğal nüfus artışının en fazla olduğu kıta Afrika’dır. Avrupa’da ise doğal nüfus artışının en az olmasının nedeni,doğurganlık hızlarını kontrol altına almış gelişmiş ülkelerin varlığıdır.

Dünya Yıllık Nüfus Artış Hızı

1990-1995 yılları arasında yıllık nüfus artışının en fazla olduğu kıta, %o 28 ile Afrika kıtasıdır. Avrupa ise göç almasına karşın %o ile yıllık nüfus artış hızının en az olduğu kıtadır.

Hızlı Nüfus Artışının Getirdiği Sorunlar

  1. Tüketici durumda olan çocuk yaştaki nüfusu ve tüketimi artırır.
  2. Kişi başına düşen ulusal gelir payı azalır.
  3. Ulusal gelirin büyük bölümünün artan nüfus tarafından tüketilmesine bağlı olarak ekonomik kalkınma hızı yavaşlar.
  4. Artan nüfusu beslemek için toprağın aşırı kullanılması toprak erozyonunu hızlandırır. Çeşitli çevre sorunları ortaya çıkar.
  5. Ekonomik bağımlılık oranı yükselir.
  6. Yetersiz beslenme sorunu ortaya çıkar.
  7. Kırsal kesimden kentlere doğru olan göçler yoğunluk kazanır.
  8. Kırsal alanlarda ve kentlerde işsizlik ve geçim sıkıntısı başlar.
  9. Çarpık kentleşme görülür.

UYARI : Bir ülkedeki nüfus artış hızının fazla olmasının sorun haline gelmesindeki temel etken, o ülkenin ekonomik kaynaklarının ülkede yaşayan nüfusun beslenme, barınma, eğitim,  sağlık ve iş gibi temel gereksinimlerini karşılayamamasıdır. Bu duruma aşırı nüfuslanma denir.

Göçler

Nüfusun  geçici veya sürekli olarak yer değiştirmesidir. Göçler, hızlı nüfus artışının doğal bir sonucudur. Bir bölgedeki nüfusun, artmasında veya azalmasında göçlerin büyük etkisi vardır.

Göçlerin oluşum nedenleri 3 grupta toplanır.

  • Doğal Yıkımlar

Deprem, heyelan, kuraklık, taşkın, sel, çığ gibi doğal yıkımlar göçlere neden olmaktadır.

Doğal yıkımlardan zarar gören insanlar bulundukları yerleri terk ederek koşulları daha iyi olan yerlere göç ederler. Örneğin ülkemizde 1998’de Adana’da meydana gelen depremde zarar gören birçok kişi başka kentlere göç etmişlerdir. Yine 1998’de Bartın’da meydana gelen sel felaketi ise ilçeyi yaşanamaz hale getirmiş ve göçe neden olmuştur.

  • Sosyal ve Siyasi Nedenler

Savaşlar, işgaller, devrimler, terör olayları veya dini olaylar göçlere neden olmaktadır. Örneğin Sırpların işgali nedeniyle Bosnalıların bulundukları bölgeyi terk etmesi siyasi nedenli bir göçtür.

  • Ekonomik Nedenler

Ekonomik gelişmenin yavaş olduğu bölgelerde iş olanaklarının az olması, göçlere neden olmaktadır. İşsizlik nedeniyle yapılan göçlere işgücü göçü denir. İşgücü göçleri mevsimlik, kısa süreli veya uzun süreli olabilir. Örneğin ülkemizde yaz mevsiminde pamuk işçilerinin Çukurova’ya gelmesi mevsimlik işgücü göçüdür.

Göç Tipleri

Göçler bir ülkenin sınırları içinde olabileceği gibi ülkeler arasında da olabilir. Göçler, oluştukları yere göre iki gruba ayrılır :

  • İç Göçler

Herhangi bir ülkenin sınırları içinde oluşan göçlerdir. Bu yer değiştirme hareketi sırasında ülke nüfusunda herhangi bir değişme söz konusu değildir. Genellikle iç göçlere bağlı olarak kent nüfusları artarken, kırsal nüfus azalmaktadır. İç göçler;

Kırsal alandan kırsal alana

Kırsal alandan kentlere

Kentlerden kentlere

Kentlerden kırsal alana

doğru olmaktadır. İç göçlerin en fazla görüleni kırsal alandan kentlere doğru olanıdır. Verimli tarım alanları, endüstrinin geliştiği bölgeler, ticaret merkezleri, maden yatakları bakımından zengin olan bölgeler ve turistik yöreler göçmen çekerler.

  • Dış Göçler

Bir ülkeden başka ülkelere olan göçlerdir. Göç veren ülkenin nüfusu azalır. Dış göçler, oluşum nedenlerine göre 5 gruba ayrılır:

§         Zorunlu Göçler  (Sığınma Göçleri) : Savaş, baskı veya zulümden açarak başka ülkelere yapılan sığınma göçleridir. Örneğin 1991 yılındaki Körfez Savaşı sırasında Kuzey Irak halkının bir bölümünün ülkemize göçü bu türdendir.

§         Yer Değiştirme (Mübadele) Göçleri : Bir antlaşmanın esaslarına dayanılarak yapılan, ülke nüfuslarının karşılıklı olarak yer değişmesi ile oluşan göçlerdir. Örneğin Kurtuluş Savaşı sonrası Yunanistan ile yapılan anlaşmalarla ülkemizde yaşayan Rumlar ile Yunanistan’daki Türkler arasında yer değiştirme göçleri yaşanmıştır.

§         Gönüllü Göçler : İnsanların çeşitli nedenlerle, kendi istekleri doğrultusunda, sürekli yaşamak için başka ülke veya kıtalara gitmesiyle oluşan göçlerdir. Örneğin Avrupalıların yeni dünya kıtalarına göçü bu türdendir.

§         İşgücü Göçleri : İnsanların, işsizliğin fazla olduğu geri kalmış ülkelerden, iş olanakları fazla olan endüstrileşmiş ülkelere gitmesiyle oluşan göçlerdir. Bu göçle işçi gönderen ülkeler döviz sağlar, ülkede işsizlik azalır, ülkeler arasındaki ekonomik, siyasi ve kültürel ilişkiler gelişir. Örneğin 1960 yılından itibaren, Türkiye’den çeşitli Avrupa ülkelerine işçi göçü olmuştur.

§         Beyin Göçleri : İyi eğitilmiş elemanların daha iyi çalışma olanakları sağlayan ülkelere gitmesiyle oluşan göçlerdir. Örneğin II. Dünya Savaşı sırasında Alman bilim adamlarının ABD’ye göçü bu türdendir.

Nüfusun Dağılışı

Dünya’nın her yerinde nüfus dağılımı aynı değildir. Bu dağılımda;

  • İklim,
  • Bitki örtüsü,
  • Yer şekilleri,
  • Tarımsal etkinlikler,
  • Endüstri,
  • Madenler,
  • Ulaşım,
  • Ticaret

gibi doğal ve beşeri koşulların etkisi vardır.

UYARI : Nüfusun dağılışında yer şekilleri, iklim, doğal bitki örtüsü, su kaynakları gibi doğal koşulların belirleyici olduğu ülkeler ve bölgeler, ekonomik bakımdan geri kalmış yerlerdir. Gelişmiş bölge ve ülkelerde nüfusun dağılışı daha çok ekonomik koşullara bağlıdır.

Sık Nüfuslanmış Yerler

Dünya nüfusunun büyük bir bölümü uygun yaşama koşulları taşıyan ılıman iklim kuşağında toplanmıştır. Dünya’da sık nüfuslanmış alanlar :

Muson Asyası : Asya kıtasının güney ve güneydoğusundaki ülkeleri kapsayan bu bölgede, bol yağışlı iklim nedeniyle pirinç ve çay tarımı önem taşır. Dünya’nın en kalabalık ülkeleri olan Çin Halk Cumhuriyeti ve Hindistan bu bölgede bulunmaktadır.

Akarsu Havzaları : Tarım koşullarının elverişli olduğu Ganj, İndus, Fırat, Nil gibi akarsu havzaları sık nüfuslanmıştır.

Avrupa : Madencilik, endüstri ve ticaretin çok geliştiği Avrupa’nın bütünü sık nüfuslanmıştır.

Japonya ve Kuzey Amerika’nın doğu kıyıları : Sanayileşmenin ve kısmen madenciliğin etkisiyle sık nüfuslanmıştır.

Seyrek Nüfuslanmış Yerler

İklim koşullarının olumsuzluğuna bağlı olarak nüfusun çok az olduğu, tenha yerlerdir.

Soğuk Bölgeler : Kuzey Kutup Dairesi içinde bulunan Grönland, Alaska, Kanada’nın Kuzeyi, İskandinav Yarımadası ve Sibirya’nın kuzey bölgeleri düşük sıcaklık nedeniyle seyrek nüfuslanmıştır.

Yüksek Dağlar : İklim koşullarının her türlü ekonomik faaliyeti, özellikle tarımı sınırlamasına bağlı olarak seyrek nüfuslanmıştır.

Sıcak ve Nemli Ekvatoral Bölgeler : Tropikal kuşakta, Amazon, Kongo havzaları gibi alçak yerler, yüksek sıcaklık, aşırı nemlilik, sık ormanlar ve geniş alan kaplayan bataklıklar nedeniyle az nüfuslanmıştır. Bu bölgede nüfus, iklim koşullarının elverişli olduğu yüksek kesimlerde toplanmıştır.

Nüfuslanmamış Yerler

İklim ve zemin koşulları nedeniyle insanların yerleşmesine elverişli olmayan, nüfuslanmamış yerlerdir.

Kutup Bölgeleri : Güney Kutup Bölgesi’nde bulunan Antartika Kıtası 14 milyon km2 genişliktedir. Kalın buzullarla kaplı bir kıta olduğu için nüfuslanmamıştır.

Bataklıklar : Bataklık, yağış miktarının fazlalığı nedeniyle, toprağın çok ıslak olduğu, yer yer suların yüzeyde biriktiği yerlerdir. Yerleşmeyi ve ekonomik faaliyeti sınırlandırdıkları için nüfuslanmamıştır.

Çöller : Dönenceler çevresindeki Meksika, Büyük Sahra, Arabistan, Kalahari, Avusturalya çölleri ile Asya’nın iç kesimlerindeki İran, Kızılkum, Karakum, Taklamakan ve Gobi çölleri, insanların yaşamasına ve yerleşmesine uygun değildir. Bu nedenle nüfuslanmamıştır. Ancak vaha adı verilen sulak yerlerde az da olsa nüfuslanma görülür.

Nüfus Yoğunluğu

Belli bir alanda yaşayan nüfusun, o alana oranıdır. Ülkenin genişliği ve toplam nüfus hakkında bilgi verir. Kişi/km2 olarak gösterilir.

Nüfus yoğunluğu 3 farklı biçimde ifade edilir.

  • Aritmetik Nüfus Yoğunluğu

Bir bölgenin veya ülkenin toplam nüfusunun bölgenin yüzölçümüne bölünmesiyle elde edilen nüfus yoğunluğudur.

Toplam Nüfus

Aritmetik Nüfus Yoğunluğu =    Yüzölçümü

formülü ile hesaplanır.

Aritmetik nüfus yoğunluğu, ülkenin gelişmişlik durumunu, nüfuslanma özelliğini ifade etmez. Sadece ülkenin yüzölçümü hakkında bilgi verir.

  • Tarımsal Nüfus Yoğunluğu

Bir ülkenin tarımla geçine kırsal nüfusunun, toplan tarım arazisine bölünmesiyle elde edilen nüfus yoğunluğuna denir.

Kırsal Nüfus

Tarımsal Nüfus Yoğunluğu =    Tarım Alanları

formülü ile hesaplanır.

Tarımsal nüfus yoğunluğu tarım alanlarının genişliği hakkında bilgi verir. Dağlık bölgelerde tarım alanları dar olduğu için ve yağışların fazla olduğu yerlerde sulamaya gerek duyulmadan tarım yapılabildiği için, kırsal nüfus fazladır. Buna bağlı olarak tarımsal nüfus yoğunluğu yüksektir.

UYARI : Dağlık ve engebeli yerlerde tarım arazisi az olacağı için tarımsal nüfus yoğunluğu da az olabilir.

  • Fizyolojik Nüfus Yoğunluğu

Bir ülkenin toplam nüfusunun, tarım alanları yüzölçümüne bölünmesi sonucu elde edilen nüfus yoğunluğudur.

Toplam Nüfus

Fizyolojik Yoğunluk=  Tarım Alanları

formülü ile hesaplanır.

Fizyolojik nüfus yoğunluğu, nüfusun tamamını tarımla geçiniyor kabul ettiği için yanıltıcı sonuçlar verebilir.

Nüfusun Yapısı

Bir ülkede nüfusun sayısı ve yoğunluğundan daha önemli olan nüfusun yapısıdır. Bir ülkenin sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel durumu hakkında bilgi edinmek için ülkenin nüfus yapısından yararlanılır. Nüfusun yapısını belirleyen özellikler :

  • Nüfusun Yaş Gruplarına ve Cinsiyete Göre Dağılımı
  • Etkin (çalışan) Nüfusun Sektörlere Dağılımı
  • Nüfusun Gelir Durumu
  • Nüfusun Eğitim Durumu
  • Nüfusun Kır ve Kentlere Dağılımı

Nüfusun Yaş Gruplarına ve Cinsiyete Göre Dağılımı

Nüfusun yaş gruplarına dağılımına nüfusun yaş yapısı denir. Bunun için ülkenin toplam nüfusu yaş dilimleri temel alınarak gruplandırılır. Bu gruplandırma genellikle 0-14, 15-64, 65-65 üstü biçiminde yapılır.

Nüfusun kadın ve erkek nüfus olarak dağılımına nüfusun cinsiyet yapısı denir. Hemen her ülkede erkek ve kadın sayısı birbirine yakındır. Savaş dönemlerinde erkeklerin ölmesi veya erkek nüfusun ekonomik nedenlerle göç etmesi bu dengeyi bozar.

Nüfus Piramitleri

Nüfusun yaş yapısı nüfus piramidi adı verilen grafiklerle gösterilir. Nüfus piramitleri ülkenin gelişmişliğine göre farklı özellikler gösterir.

Piramit 1 : Bu piramit  doğum ve ölüm oranlarının yüksek olduğu, geri kalmış ülkelerin nüfus yapısını göstermektedir. Bu tür nüfus yapılarına gelişen nüfus denir.

Piramit 2 : Bu piramit doğum oranlarının fazla çocuk ölümlerinin az olduğu, gelişmekte olan ülkelerin nüfus yapısını göstermektedir.

Piramit 3 : Bu piramit doğum ve ölüm oranlarının düşük olduğu, endüstrisi gelişmiş ülkelerin nüfus yapısını göstermektedir. Piramidin tabanının dar olması, doğum oranının düşük, 60 yaşın üzerindeki nüfusun fazla, ortalama insan ömrünün uzun olduğunun göstergesidir. Bu tür nüfus yapılarına durağan nüfus denir.

Piramit 4 : Bu piramit doğum oranları son yıllarda artmaya başlayan ülkelerin nüfus yapısını göstermektedir. Genellikle İtalya, Almanya, İngiltere, Danimarka, ABD, Kanada gibi ülkelerin nüfus dinamiğini gösterirler.

Piramit 5 : Nüfusu artmakta olan ülkelerin doğum oranlarını hızla azaltması sonucu oluşan piramitlerdir. Piramidin tabanındaki daralma, doğurganlığın çeşitli önlemlerle yavaşladığını göstermektedir.

Etkin (Çalışan) Nüfusun Sektörlere Dağılımı

Çalışan nüfusa etkin nüfus denir. 15-64 yaş arasındaki nüfus, çalışma çağındaki nüfusu (etkin nüfusu) oluşturur. Gelişmiş ülkelerde çalışma yaşı daha yüksektir ve çalışma çağındaki nüfusun tümü etkindir. Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde ise nüfusun büyük bölümü  tüketici durumdadır.

Çalışan nüfus 3 ana sektöre dağılır. Bir ülkede hizmet ve endüstri sektörlerinde çalışan nüfusun fazla olması, ülkenin gelişmişliğinin göstergesidir. Az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde ise tarım sektöründe çalışan nüfus daha fazladır.

Nüfusun Gelir Durumu

Bir ülke nüfusunun gelir durumu, ülkenin gelişip gelişmediği hakkında bilgi verir. Örneğin gelişmiş ülkelerde nüfus artış hızı düşük, ekonomik kalkınma hızı yüksektir. Buna bağlı olarak kişi başına düşen ulusal gelir yüksektir.

Gelişmemiş ülkelerde ise nüfus artış hızının yüksek olması ekonomik kalkınmayı yavaşlatır. Buna bağlı olarak kişi başına düşen ulusal gelir azalır.

Nüfusun Eğitim Durumu

Bir ülkede her alanda yetişmiş insan gücüne gereksinim duyulur. Bu nedenle yetişmiş insan gücünün ülke kalkınmasına katkısı çok büyüktür. Gelişmiş ülkelerde okullaşma oranı ve yetişmiş insan sayısı fazladır. Bu durum ülkenin kalkınma hızını artırıcı etki yapar.

Okullaşma Oranı : Eğitim almış nüfusun toplam nüfus içindeki payına okullaşma oranı denir. Okullaşma oranı yüksek olan ülkelerin gelişme hızı da yüksektir.

Nüfusun Kır ve Kentlere Dağılımı

Her ülkede kır ve kent nüfusu farklıdır. Kentleşme hızı yüksek olan yerlerde iş olanakları daha geniştir. Bu nedenle kentlerin nüfusu doğal nüfus artışından çok, aldıkları göçlere bağlı olarak artar. Genellikle kır nüfusu fazla olan ülkelerde gelişme yavaş, kent nüfusu fazla olan ülkelerde ise gelişme hızlıdır.

Ülkelere Göre Nüfus Yapısı

Gelişmiş ve geri kalmış ülkelerde nüfusun yapısı birbirine zıt özellikler taşır.

Gelişmiş Ülkelerde Nüfus Yapısı

Ekonomik ve sosyal yönden gelişmiş ülkelerde :

  • Nüfus artış hızı azdır.
  • Doğum oranı düşük olduğu için, 0-14 yaş arası nüfus azdır.
  • Çocuk ölüm oranı azdır.
  • Sağlıklı ve bilinçli beslenme ile gelişkin sağlık hizmetlerine bağlı olarak ortalama yaşam süresi uzun, yaşlı nüfus sayısı fazladır.
  • Üretici nüfus fazla, tüketici nüfus azdır.
  • Okur yazar oranı yüksektir.
  • Nüfusun büyük bölümü kentlerde yaşar

Az Gelişmiş Ülkelerde Nüfus Yapısı

Ekonomik ve sosyal yönden gelişmemiş ülkelerde :

  • Nüfus artış hızı fazladır.
  • Doğum oranı yüksek olduğu için, 0 – 14 yaş arası nüfus fazladır.
  • Çocuk ölüm oranı fazladır.
  • Sağlıksız ve bilinçsiz beslenme ile sağlık hizmetlerinin yetersiz olmasına bağlı olarak ortalama yaşam süresi kısa, yaşlı nüfus sayısı azdır.
  • Üretici nüfus az, tüketici nüfus fazladır.
  • Okur yazar oranı düşüktür.
  • Nüfusun büyük bölümü kırsal kesimde yaşar.

Yerleşme

İnsanların barındığı ve geçimlerini sağlamak amacıyla çalıştığı yeri kapsayan alandır. Ancak yeryüzünün tamamı yerleşmeye uygun değildir. Doğal ve ekonomik kökenli bazı etmenler yerleşmeleri sınırlamaktadır.

Yerleşmeyi Sınırlayan Etmenler

Denizler

Kutuplar

Çöller

Ormanlar

Yer şekilleri

Toprak özellikleri

Ekonomik özellikler

Ulaşım olanakları

UYARI : Sıcak kuşakta yerleşmenin üst sınırı 3000 m, ılıman kuşakta 2000 m, soğuk kuşakta 0 m’dir. Örneğin Türkiye’de 2000 m’nin üstündeki yerleşmeler oldukça azdır.

Yerleşme Tipleri

Yerleşmeler ekonomik etkinliğin türüne göre ikiye ayrılır.

Sürekli Yerleşmeler

Geçici Yerleşmeler

Sürekli Yerleşmeler

Tarım, ticaret, endüstri, madencilik, ulaşım gibi bir yere yerleşmeyi zorunlu kılan ekonomik faaliyetlerin görüldüğü yerleşmelerdir. Bu yerleşmeler ikiye ayrılır.

Kent Yerleşmeleri  : Ekonomik faaliyetlerin endüstri, madencilik, ticaret, ulaşım turizm vb. olduğu yerleşmelerdir. Kentler, öne çıkan ekonomik faaliyetlere göre;

Endüstri kenti

Ticaret kenti

Maden kenti

Tarım kenti

Ulaşım kenti

Turizm kenti

Eğitim, kültür  kenti gibi sınıflara ayrılır. Bu faaliyetlerin bir arada bulunduğu kentlerde gelişme daha hızlıdır.

Kır Yerleşmeleri

Bir yerleşim merkezinin kır yerleşmesi sayılabilmesindeki en belirleyici özellik ekonominin tarım ve hayvancılığa dayalı olmasıdır. Kırsal yerleşmeler, yerleşim alanının özelliğine göre ikiye ayrılır.

Toplu Kır Yerleşmeleri : Evlerin bir arada bulunduğu yerleşmelerdir. Bu yerleşmelerin oluşmasında iklimin kurak ve yarı kurak olması, su kaynaklarının her yerde bulunmaması belirleyici olmuştur. Bu nedenle toplu kır yerleşmeleri su kaynakları çevresinde kümelenir.

Dağınık Kır Yerleşmeleri : Evler arasındaki uzaklığın fazla olduğu ve geniş bir alan yayılmış olan yerleşmelerdir. Bu yerleşmelerin  oluşmasında arazinin engebeli, tarım topraklarının küçük, parçalı ve dağınık olması belirleyici olmuştur. Yağışların ve su kaynaklarının bol olması, tarımda sulamaya ihtiyaç duyulmaması dağınık yerleşmeyi kolaylaştırmıştır.

Geçici Yerleşmeler

Ekonomik faaliyetin göçebe   hayvancılık, tarım, turizm veya tükenebilen madenin işletilmesi olduğu yerlerde, faaliyet süresince yapılan yerleşmedir.

Konut Tipleri

Yerleşmelerin en küçük birimi konutlardır. Kırsal kesimde ve geri almış yerlerde konutlarda kullanılan yapı malzemesi doğal çevre ile uyumludur. Gelişmiş bölgelerde ise konut tiplerinde teknolojinin etkisi belirgindir.

Doğal Barınaklar : Mağaralar ve ağaç kovuklarıdır. İlk insanların kullandıkları barınaklardır.

Çadırlar : Göçebe hayvancılıkla geçinenlerin, konar-göçer yaşantılarını sürdürdükleri barınaklardır.

Kulübeler : Saz ve kamışlardan yapılan basit  evlerdir. Afrika ülkelerinde görülür.

Kerpiç evler : İklimin kurak ve yarı kurak olduğu bölgelerde, bitki örtüsünün cılız olması nedeniyle, killi toprağın yapı malzemesi olarak kullanıldığı evlerdir. Türkiye’de İç ve Doğu Anadolu ile Orta Asya, İran, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da yaygındır.

Taş evler : Arazinin dağınık olduğu yerlerde taşın, yapı malzemesi olarak kullanıldığı evlerdir.

Ahşap evler : İklimin nemli olduğu yağışlı bölgelerde ağaçtan yapılan evlerdir. Türkiye’de Karadeniz Bölgesi’nde, Kuzey Orta Avrupa’da, Sibirya’da, Muson ülkelerinde, Ekvatoral bölgelerde ve Kanada’da yaygındır.

Betonarme evler : Endüstrileşmeye bağlı olarak demir, tuğla ve betonun yapı malzemesi olarak kullanıldığı evlerdir. Endüstrileşmiş ülkelerde yaygın olarak görülür .

Türkiye’de Nüfus ve Yerleşme

Türkiye’de Nüfus

Ülkemizdeki nüfusun sayısı ve nüfusla ilgili veriler yapılan nüfus sayımları ile elde edilir. Bu sayımlar sonucunda, toplam nüfus, nüfusun yaş gruplarına ve cinsiyete göre dağılımı, okur yazar oranı, eğitilmiş nüfus durumu, işsiz sayısı, çalışan nüfusun iş kollarına göre dağılımı, köy ve kent nüfus sayıları belirlenir.

Türkiye’de ilk düzenli nüfus sayımı 1927’de, ikinci nüfus sayımı ise 1935’te yapılmıştır. Daha sonra 5 ve 0 ile biten yıllarda nüfus sayımı yinelenmiştir. En son nüfus sayımı 1990’da yapılmış ve daha sonraki sayımların 10 yılda bir yapılması kararlaştırılmıştır.

Yıllara Göre Nüfus Sayımları ve Sonuçları

1927-1990 yılları arasında Türkiye nüfusu 43 milyon kişi artmıştır.

En düşük nüfus artış hızı (% 10,5). 1940-1945 arası dönemde görülür.  Bu durumun nedeni II. Dünya savaşı koşullarıdır.

Nüfus artış hızının en fazla olduğu dönem 1955-1960 arasıdır. Nedeni sağlık hizmetlerinin yaygınlaşması ve yanlış nüfus politikalarıdır.

1960-1965 arası dönemde bir önceki döneme göre nüfus artışında azalma görülür. Nedeni yurt dışına yapılan işçi göçleridir.

1985’ten itibaren nüfus artış hızında sürekli olarak azalma görülür.

Türkiye’de Doğal Nüfus Artış Hızı (Doğurganlık Hızı)

Bir yıl içinde, doğum ve ölüm sayısına bağlı nüfus artışına doğal nüfus artışı hızı ya da doğurganlık hızı denir. Doğurganlık hızı, eğitime, kültüre ve ekonomik gelişime bağlı olarak değişir.

Türkiye genelinde kırsal kesimde doğurganlık hızı fazladır.

Doğurganlığın en az olduğu bölgeler Marmara ve Kıyı Ege, en fazla olduğu bölgeler, Doğu Anadolu  ve Güneydoğu Anadolu’dur.

Doğurganlık Hızının Sonuçları

Doğurganlığın fazla olduğu bölgelerden ve kırsal kesimlerden iş olanaklarının fazla olduğu gelişmiş bölge ve kentlere göçler olur. Göçler nedeniyle nüfusun bölgeler arası dağılım dengesi ve cinsiyet dengesi bozulur.

Doğurganlık arttıkça iç tüketim artar, hammadde kaynakları hızla tükenir, iş, eğitim, sağlık, beslenme, barınma gibi temel ihtiyaçlar karşılanamaz.

Türkiye’de Göçlerin Nedenleri

Türkiye’de 1850’den itibaren kırsal kesimden kentlere doğru hızlı bir iç göç başlamıştır. Türkiye’deki göçlerin nedenleri şunlardır.

Kırsal kesimdeki hızlı nüfus artışı

Tarım arazisinin miras yoluyla parçalanıp küçülmesi

Tarımda makineleşmenin başlamasıyla oluşan işsizlik.

Verimli tarım alanlarının azalması.

Kan davaları ve güvenlik sorunu.

Kentlerin iş, eğitim ve sağlık bakımından çekiciliği.

İç göçlerin hızla artması, bir çok sorunu da beraberinde getirmiştir.

UYARI : iç göçler sonucu nüfus, ülke sınırları içerisinde yer değiştirdiği için toplam nüfusta artma ya da eksilme olmaz. Nüfusun dağılım dengesi ve cinsiyet dengesi, bölgeden bölgeye değişir.

Türkiye’de Göçlerin Sonuçları

  1. Kent nüfusu hızla artar
  2. Alt yapı yetersizliği ve plansız kentleşme sorunları ortaya çıkar.
  3. Kentlerde, ulaşım, konut, eğitim gibi alanlarda sorunlar oluşur.
  4. Kentlerde işsizlik artar
  5. Kentlerde güvenlik bozulur
  6. Kırsal alandaki yatırımlar verimsiz hale gelir.

Türkiye’de Nüfus Dağılışı

Türkiye’de nüfusun dağılımında, iklim, yer şekilleri, ulaşım, tarım olanakları, endüstri, madenler gibi doğal ve ekonomik koşulların etkisi vardır. Bu koşulların elverişli olduğu yerler sık nüfuslanmıştır. Arazinin dağlık ve engebeli olduğu, tarım alanlarının az bulunduğu, önemli yolların uzağında kalan, endüstri ve ticaretin gelişmediği yerler ise seyrek nüfuslanmıştır.

Türkiye’de Nüfus Yoğunluğu

Belli bir alanda yaşayan nüfusun o alanın yüzölçümüne oranıdır.  Kişi/km2 olarak gösterilir. Nüfus yoğunluğu 3 farklı biçimde ifade edilir.

Aritmetik Nüfus Yoğunluğu

Bir bölgenin veya ülkenin toplam nüfusunun bölgenin yüzölçümüne bölünmesiyle elde edilen nüfus yoğunluğudur.

Toplam Nüfus

Aritmetik Nüfus Yoğunluğu =   Yüzölçümü

formülü ile hesaplanır.

Ülkemizde 1990 yılı sayımına göre km2’ye 73 kişi düşer. Alanın genişliğine ve nüfusun fazlalığına göre değişen aritmetik nüfus yoğunluğu illere ve bölgelere göre farklılık gösterir.

İllere Göre Nüfus Yoğunluğu

Aritmetik nüfus yoğunluğu en fazla olan ilimiz İstanbul, en az olan ilimiz Gümüşhane’dir. İllerin nüfus yoğunlukları turizme ve tarımsal faaliyete bağlı olarak mevsime göre değişir. Örneğin yaz mevsiminde Antalya’nın nüfusu turizm nedeniyle artarken, Adana’nın nüfusu Çukurova’ya çalışmak için gelen işçiler nedeniyle artmaktadır.

Bölgelere Göre Nüfus Yoğunluğu

Aritmetik nüfus yoğunluğu en fazla olan bölgemiz iş olanaklarının fazla olduğu Marmara, en az olan bölgemiz ise doğal ve ekonomik koşulların olumsuzluğu nedeniyle Doğu Anadolu’dur. Ayrıca bölgenin yüzölçümünün geniş olması da nüfus yoğunluğunun az olmasında etkilidir.

UYARI : Aritmetik nüfus yoğunluğu hesaplanırken Türkiye’nin gerçek alanı (814.578 km2) değil göl yüzölçümlerinin katılmadığı izdüşüm alanı (774.814 km2) dikkate alınmıştır. Türkiye’nin göl yüzölçümlerinin dikkate alındığı izdüşüm alanı ise 779.452 km2’dir.

Tarımsal Nüfus Yoğunluğu

Tarımsal nüfus yoğunluğu, tarımla geçinen nüfusun tarım alanları yüzölçümüne bölünmesiyle elde edilen nüfus yoğunluğudur.

Kırsal Nüfus

Tarımsal Nüfus Yoğunluğu = Tarım Alanları

formülü ile hesaplanır.

Tarım  alanlarının az, sulama olanakları ve yağışların fazla olduğu yerlerde tarımsal nüfus yoğunluğu fazladır. Örneğin Doğu Karadeniz kıyıları ile Doğu Anadolu’da tarımsal yoğunluk 500 kişiyi bulurken, tarım arazisinin geniş olduğu İç ve Güneydoğu Anadolu ile endüstrileşme ve kentleşme oranının yüksek olduğu Marmara’da çok azdır.

Fizyolojik Nüfus Yoğunluğu

Bir ülkenin toplam nüfusunun tarım alanları yüzölçümüne bölünmesiyle elde edilen nüfus yoğunluğudur.

Toplam     Nüfus

Fizyolojik Yoğunluk =  Tarım Alanları

formülü ile hesaplanır.

Ülkemizde 1990 yılı sayımına göre km2’ye 197 kişi düşer. Ancak bu yoğunluk nüfusun tamamını tarımlı geçiniyor kabul  ettiği için sonuçları güvenilir değildir.

Türkiye’de Nüfusun Yapısı

Nüfusun sayısı ve yoğunluğundan daha önemli olan nüfusun yapısıdır. Bu bölümde Türkiye nüfusunun yaş gruplarına dağılımı, cinsiyet özellikleri ve eğitim durumu ile etkin (çalışan) nüfusun sektörlere dağılımı incelenecektir.

Nüfusun Yaş Gruplarına ve Cinsiyete Göre Dağılımı

Nüfusun yapısını belirleyen en önemli özellik yaş grupları ve cinsiyet dağılımıdır.

Yaş Grupların Göre Dağılım

Türkiye’de toplam nüfusun %50 si 20 yaşın altındadır. Yani ülkemiz genç nüfusludur.

Nüfus artış hızı yüksektir. Bu durum temel ihtiyaçların karşılanması konusunda sorunlar yaratır.

Tüketici nüfus fazla, üretken nüfus azdır. Bu nedenle ekonomik bağımlılık oranı yüksektir.

Okul çağındaki nüfus fazladır.

Ortalama insan ömrü kısadır.

Cinsiyete Göre Dağılım

Ülkemizde kadın erkek sayıları arasında genel bir denge vardır. Nüfusun bu cinsiyet dengesi göçlerle değişir. Göç veren bölgelerde kadın sayısı, göç alan bölgelerde erkek sayısı daha fazladır. Çok göç veren iller arasında bulunan ve bu nedenle devamlı olarak kadın nüfus fazlalığı olan Rize, Trabzon, Gümüşhane ve Giresun bu konu için iyi birer örnektir.

UYARI : Türkiye, nüfusun yaş gruplarına göre dağılımı ve nüfus artış hızı bakımından geri kalmış ülkelere benzer özellikler taşır.

Nüfusun Eğitim Durumu

Bir ülkenin gelişmişlik düzeyini saptarken eğitim en temel ölçüttür. Ülkemizde okur yazarlık oranı gittikçe artmakla birlikte, hala istenen düzeyde değildir. Buna bağlı olarak gazete, dergi ve kitap tüketimi gelişmiş ülkelerdeki düzeyin çok altındadır. Nüfusun, %46,1’ini ilkokul, %7,4’ünü ortaokul, %7,8’ini lise ve %3,2’sini yüksek öğrenim düzeyinde eğitim alanlar oluşturmaktadır. Hiç eğitim almamış olanlar %19,6, okula gitmemiş okuryazarlar ise % 15,9’dur. Kırsal kesimde iş gücüne duyulan ihtiyaç nedeniyle çocukların okula gönderilememesi, kız çocuklarının eğitimine önem verilmemesi ve okullaşma oranının yetersizliği eğitimin istenen düzeye gelmesini engellemektedir.

Etkin Nüfusun Sektörlere Dağılımı

1990 yılı verilerine göre etkin nüfusumuz 23,3 milyon kişidir. Bu nüfusun sektörlere dağılımı ise şöyledir. Tarım sektöründe çalışan 12 milyon 118 bin kişi etkin nüfusun %49’unu, Endüstri sektöründe çalışan 2 milyon 910 bin kişi etkin nüfusun %15,2’sini, Hizmet sektöründe çalışan 7 milyon 919 bin kişi etkin nüfusun %35,8’ini oluşturmaktadır.

Türkiye’de Yerleşmeler

Türkiye’de yerleşmeler ekonomik etkinliğe bağlı olarak ikiye ayrılır.

Sürekli Yerleşmeler

Geçici Yerleşmeler

Sürekli Yerleşmeler

Türkiye’de sürekli yerleşmeler ekonomik etkinliklerine ve idari yapılarına göre gruplandırılır.

Kent Yerleşmeleri

Kır Yerleşmeleri

Kent Yerleşmeleri

Nüfusu 10.000’in üzerinde olan, kaymakam veya vali tarafından yönetilen, iş bölümünün belirgin, tüketici nüfusun fazla, ekonomik faaliyetin endüstri, ticaret, turizm vb. olduğu yerleşim merkezleridir. Kentler, iş olanaklarının daha fazla olması nedeniyle, kırsal kesimden sürekli göç alarak büyümektedir. Buna bağlı olarak Türkiye’de hızlı bir kentleşme süreci  devam etmektedir. 1990 nüfus sayımına göre toplam nüfusun 33,8 milyonu (% 59,1)  kentlerde yaşamaktadır.

Kır Yerleşmeleri

Nüfusu 2000’den az olan, muhtar tarafından yönetilen, üretici nüfusun fazla olduğu, iş bölümünün belirgin olmadığı, ekonomik faaliyetin tarım ve hayvancılığa dayalı olduğu, konutlarda yapı malzemesinin doğadan temin edildiği yerleşmelerdir. Yerleşmeler arazinin yapısı ve su kaynaklarının özelliğine göre ikiye ayrılır.

Toplu Kır Yerleşmeleri

Dağınık Kır Yerleşmeleri

Toplu Kır Yerleşmeleri

Evlerin birbirine çok yakın olduğu kır yerleşmeleridir. Bu tür yerleşmelerde iklim koşulları belirleyici olmuştur. Yerleşim birimleri su kaynaklarının çevresinde toplanmıştır. İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde yaygın olarak görülür.

Dağınık Kır Yerleşmeleri

Evler arasında uzaklığın fazla olduğu, geniş bir alana yayılan kır yerleşmeleridir. Bu tür yerleşmelerde arazinin engebelik durumu tarım topraklarının küçük, parçalı ve dağınık olması belirleyici olmuştur. Yağışların ve su kaynaklarının bol olması dağınık yerleşmeyi kolaylaştırmıştır. Karadeniz Bölgesi’nde  dağınık yerleşme yaygındır.

Geçici Yerleşmeler

Ülkemizde kır yerleşmelerinin, ekonomik açıdan tamamlayıcısı olarak  gelişmiş, ekonomik faaliyetin  tarım ve hayvancılığa dayalı olduğu yerleşmelerdir.  Yayla, mezra, oba, kom, ağıl gibi adlar verilen geçici yerleşmeler Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygın olarak görülür. Ayrıca mevsimlik olarak konaklamak amacıyla gidilen yazlık siteler, dağ ve bağ evleri de geçici yerleşmelerdir.

Yayla : Yaz aylarında hayvan otlatmak veya tarımsal faaliyette bulunmak amacıyla gidilen geçici yerleşmelerdir. Yaylalar dinlenmek  amacıyla gidilen yazlık sayfiye yerleri de olabilir.

Mezra : bazı ailelerin tarım alanlarının az olması, kan davaları gibi nedenlerle bulundukları sürekli yerleşmelerden ayrılıp daha uzak bir yere yerleşmesiyle oluşmuş yerleşmelerdir. Tarımsal faaliyetler hayvancılığa göre ön plandadır. Bir kaç  ev ve eklentilerden oluşan mezralar zamanla sürekli yerleşme haline gelebilir. Örneğin Elazığ, Harput’un bir mezrası iken zamanla büyüyerek kent haline gelmiştir.

Oba : Daha çok göçebe hayvancılık yapan toplulukların geçici olarak yerleşip, çadır kurdukları yerleşmelerdir.

Dam : Köy ailelerinin geçici bir süre için yararlandıkları yerleşme biçimidir. Bölge köy yerleşmelerinde bir kısım aileler, birkaç aylık süre için köylerinden ayrılarak, kendi bahçe, tarla ve otlaklarındaki damlarda oturduktan sonra, tekrar köylerine dönerler.

Kom : Ekonomik faaliyetin büyük ölçüde hayvancılığa dayalı olduğu aileler veya kişiler tarafından oluşturulan geçici yerleşmelerdir.

Ağıl : Hayvanların barındığı, çevresi taş veya ahşap ile çevrili yerlere ağıl adı verilmektedir. Ağıllar zamanla nüfusun artmasına bağlı olarak sürekli yerleşme haline gelebilir. Sürü sahipleri tarafından kurulan ağıllar kış mevsiminde hayvanların korunması amacıyla kullanılır.

Türkiye’de Görülen Konut Tipleri

Dünya’nın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de konut tiplerini belirleyen temel etmen iklim koşullarıdır. Ayrıca jeolojik yapı, bitki örtüsü gibi doğa doğal koşullar da konut tiplerini belirlemektedir. Ülkemizde ekonomik ve kültürel gelişme, doğal çevrenin konut tipleri üzerindeki etkisini azaltmaktadır.

Kerpiç Evler : Kerpiç evlerde yapı malzemesi olarak killi toprak kullanılmaktadır. Killi toprak samanla karıştırılarak çamur haline getirilir, kalıplara dökülerek kurutulur. Kerpiç evler, yağışların az, iklimin kurak olduğu İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygın olarak görülür.

Taş Evler : Arazinin dağlık olduğu, ağacın ve toprağın yeterince bulunmadığı yerlerde yaygın olan konut tipidir. Yapı malzemesi olarak kullanılan taşlar genellikle yakın çevreden karşılanır. Akdeniz’de Toros Dağları, İç Anadolu’da Nevşehir, Ürgüp Yöresi, Güneydoğu Anadolu’da Mardin Yöresi taş evlerin yaygın olduğu yerlerdir.

Ahşap Evler : İklimin nemli ormanın bol olduğu yerlerde yapı malzemesi olarak ağacın kullanıldığı konut tipidir. Bazı yörelerde ağaçla birlikte taş veya kerpiç de kullanılır. Taş evler ormanların geniş yer kapladığı Karadeniz Bölgesi’nde yaygın olarak kullanılır.

Betonarme Evler : Yapı malzemesi olarak demir, beton ve tuğlanın kullanıldığı konut tipidir. Son yıllarda kullanımı artan betonarme evler, sanayileşme nedeniyle   Marmara ve Ege Bölgesi’nde yaygın olarak görülür.

Sözcük Türleri

  1. Eylemler
  2. Adlar
  3. Zamirler
  4. Sıfatlar
  5. Zarflar
  6. 6.Edat – Bağlaç – Ünlem
EYLEMLER (FİİLLER) :
İş, oluş, hareket, durum ve kılış bildiren; zaman ve kişi eklerine göre çekimlenebilen; zaman ve kişi ekleriyle çekimlenmesi halinde cümle içinde yüklem görevi üstlenen sözcüklere eylem (fiil) denir.

Örnek :   bak-, sus-, büyü-, ağla-, koş-
Gel-di-m                           kopar-ı-yor-uz
Gel (eylem kökü)               kopar (eylem gövdesi)

-di  (zaman eki)                 -yor    (zaman eki)
-m  (1. Tekil kişi eki)          -uz     (1. Çoğul kişi eki)

Eylemler, varlıkların yaptıkları hareketlerin niteliklerine ve özelliklerine göre, şu gruplara ayrılarak incelenir :

*      İş ve Kılış Eylemleri : Öznenin kendi iradesiyle bir nesne üzerinde gerçekleşen ve bu eylemden nesnenin etkilendiği tüm eylemler iş-kılış anlamlıdır. Örnek : Kadın gömleği ütüledi.

Açmak, yıkamak, kesmek

*      Oluş Eylemleri : Gerçekleşmeleri özneye bağlı olmayan, doğal bir değişim içinde kendi kendine olan, nesne almayan tüm eylemler oluş anlamlıdır. Örnek : Adam iyice yaşlanmıştı.

Paslanmak, büyümek, çürümek

*      Hareket Eylemleri : Belli bir enerjinin, öznenin hareketlenmesine ya da yer değiştirmesine yönelik olarak harcandığı ve nesne almayan tüm eylemler hareket anlamlıdır.

Örnek : Bugün parkta uzun uzun yürüdüm.
Yüzmek, gitmek, kaçmak

*      Durum Eylemleri : Öznenin kendi sitemiyle gerçekleştirdiği, daha çok içinde bulunduğu durumu gösteren ve bir durağanlık bildiren tüm eylemler durum anlamlıdır. Durum eylemleri de nesne almaz. Örnek :  Burada biraz dinleniyorum.

Yatmak, ağlamak, üzülmek

UYARI : İş-kılış eylemleri, nesne aldığı için bu eylemler geçişlidir. Oluş, durum ve hareket eylemleri genellikle nesne almazlar. Bu nedenle geçişsizdir.

Eylemlerin bir bölümünün iş-kılış, oluş ve durum bildirmesi, cümledeki kullanımına bağlıdır.

Örnek : Çocuk kapıyı açtı. (iş-kılış)
Bütün çiçekler açtı. (oluş)

Eylemlerde Zaman :

Eylemin içinden geçtiği, geçmekte olduğu ya da geçeceği süre “zaman” olarak adlandırılır. Zaman kavramı, kişi kavramıyla birlikte eylemi adlandıran ve biçimlendiren temel öğedir.

*      Geçmiş Zaman : Eylemin sözden önce gerçekleştiğini gösteren zamandır. Örnek : Git-ti, git-miş     önce eylem, sonra anlatış

*      Şimdiki Zaman : Eylemle anlatışın aynı anda gerçekleştiğini gösteren zamandır.  Örnek : bak-ı-yor, gel-i-yor    eylemle anlatış aynı anda gerçekleşir.

*      Gelecek Zaman : Önce anlatışın, sonra eylemin gerçekleşeceğini gösteren zamandır. Örnek : bak-acak, anlat-acak      önce söz, sonra eylem

*      Geniş Zaman : Eylemin sürekli ya da genellikle yapıldığını gösteren zamandır. Örnek : okur-r, çalış-ır sürekli ya da genellikle yapılır.

Eylemlerde Kişi :

Eylemin kim tarafından yapıldığını, kiminle ilgili olduğunu gösteren kavrama kişi (şahıs) denir. Kişi kavramı, eylem kök ve gövdelerinde kip eklerinden sonra eklenir. Eylemlerde üç temel kişi vardır. Bunlar tekil ve çoğul olarak kullanılabilir.

KİŞİ TEKİL ÇOĞUL AÇIKLAMA ÖRNEK
I. Ben Biz Sözü Söyleyen Okudum

Okuyoruz

II. Sen Siz Sözü Dinleyen Gelirsin

Gelirsiniz

III. O Onlar Hakkında Konuşulan Biliyor

Biliyorlar

Uyarı : Üçüncü tekil kişi eki yoktur. Üçüncü tekil kişinin anlatımında eyleme yalnızca kip eki getirilir. (bit-ti, git-miş, otur-u-yor)

Eylemlere gelen kip eklerine göre kişi ekleri de farklılaşabilir. Örnek :

Yap-ı-yor-uz  (I. Çoğul kişi eki)

Bekle-di-k      (I. Çoğul kişi eki)

Eylem Adları :

Dış dünyadaki her varlığın ve her kavramın bir adı olduğu gibi eylemlerin de bir adı vardır. Eylem kök ve gövdelerine getirilen “-mak (-mek), -ma (-me), -ış (-iş)” ekleri geldikleri eyleme ad verip eylem adı oluştururlar. Eylem adı durumundaki bu sözcüklere ad eylem (mastar) adı verilir. Örnek :
Buradan gitmek istiyor.
Bu saatte gitmeye kalkma.
Oraya gidişimiz zor oldu.

EYLEMLERDE KiP

Eylemlerin iş-kılış, hareket ve durumu anlatabilmek için haber ve dilek kipleriyle birlikte kişi ekleriyle çekimlenmesine kip denir. Örnek :
Otur – eylem kökü
Otur-acak-sın çekimli eylem
Otur-sa-n çekimli eylem

Çekimli eylemler dört biçimde kullanılabilir:
Olumlu biçim çalıştım
Olumsuz biçim çalışmadım
Soru biçimi çalıştım mı?
Olumsuz soru biçimi çalışmadım mı?

HABER KİPLERİ


a) Görülen (di’li) Geçmiş Zaman :
Eylem kök ya da gövdelerine “-dı, -di, -du, -dü, -tı, -ti, -tu, -tü) eklerinden biri getirilerek yapılır.

Anlamı : Geçmişte yapılan bitmiş eylemleri kesinliğe bağlayarak anlatır. Görülen geçmiş zamanda aşağıdaki anlam özellikleri görülür :

* Görülen ve yaşanan bir olayın anlatımında bu kip kullanılır.
Örnek :
Öğrenciler son sınavlarına geçen hafta girdiler.
Çocukluğumda ciddi bir hastalık geçirdim.

* Kesinliği, tarihi belgelere dayanan olayların anlatımında da bu kip kullanılır.
Örnek:
Osmanlı Devleti 1299’da kuruldu.
Fatih, bütün askeri dehasını kullanarak İstanbul’u fethetti.

Di’li geçmiş zamanın kişilere göre çekimi şöyledir :

KİŞİ TEKİL ÇOĞUL
I. Bakm Bakk
II. Bakn Baknız
III. Bak Baklar


b)
Duyulan (Miş’li) Geçmiş Zaman) : Eylem kök ya da gövdelerine “-mış, -miş, -muş, -müş” eklerinden biri getirilerek yapılır.

Anlamı :
* Geçmişte yapılan bir eylemi kesinliğe bağlamadan anlatır.
Örnek :
O yıllarda ülkemizde büyük ekonomik sıkıntılar yaşanmış.
Gençlik yıllarında bütün Avrupa ülkelerini gezmiş.

* Kısa bir geçmiş zaman diliminde de olsa, başkasından duyulan eylemlerin anlatımında kullanılır.
Örnek :
Geçen gün en yakın arkadaşıyla kavga etmiş.
Erdal, dün sinemaya gitmiş, ama filmi beğenmemiş.

* Farkında olunmayan bir eylemin anlatımında kullanılır.
Örnek :
Öyle bir dalmışız ki, sabah olmuş.
Bir de ne göreyim herkes gitmiş.

* Gerçekleşen bir eyleme tanık olma durumlarında da kullanılabilir.
Örnek :
Eline sağlık, çayda çay olmuş.
Kısa sürede iyice yıpranmışsın.

* “-dır, -dir” ek eylemleriyle kullanıldığında kesinlik ya da olasılık anlamı kazanır. Örnek : Gönderdiğin mektubu dün almıştır. (Olasılık)
Özür dilerim, kayıtlarımız kapanmıştır. (kesinlik)

Miş’li geçmiş zamanın kişilere göre çekimi şöyledir :

KİŞİ TEKİL ÇOĞUL
I. Okumuşum Okumuşuz
II. Okumuşsun Okumuşsunuz
III. Okumuş Okumuşlar
c) Şimdi Zaman : Eylem kök ya da gövdelerine “-yor” ekinin getirilmesiyle yapılır. Anlamı :
* İçinde bulunduğumuz zaman dilimi içinde başlamış; ama henüz bitmemiş, sürmekte olan bir eylemin anlatımında kullanılır.
Örnek :
Çocuk bütün dikkatiyle ders dinliyor.
Ayşe’ye geçen gün gördüğümüz kazayı anlatıyordum.

* “-dır, -dir” ek-eylemiyle kullanıldığında olasılık anlamı kazanır.
Örnek :
Bu saatte evde uyuyordur.

Şimdiki zamanın kişilere göre çekimi şöyledir :

KİŞİ TEKİL ÇOĞUL
I. Açıyorum Açıyoruz
II. Açıyorsun Açıyorsunuz
III. Açıyor Açıyorlar

d) Gelecek Zaman : Eylem kök ya da gövdelerine “-acak, -ecek” eki getirilerek yapılır.

Anlamı :
* Henüz yapılmamış, içine girilecek bir zaman dilimi içinde yapılacak olan bir eylemin anlatımında kullanılır.
Örnek :
Yarın akşam İstanbul’a gideceğiz.
Akşama misafir gelecek.

* “-dır, -dir” ek eylemiyle kullanılırsa, kesinlik anlamı kazanır.
Örnek :
Bu sorun en geç yarın halledilecektir.

Gelecek zamanın kişilere göre çekimi şöyledir :

KİŞİ TEKİL ÇOĞUL
I. acağım acağız
II. acaksın acaksınız
III. acak acaklar

e) Geniş Zaman : Eylem kök ya da gövdelerine “-r (-ır, -ir, -ur, -ür, -ar, -er)” eklerinin getirilmesiyle yapılır.

Anlamı :
* Genel doğruları göstermede kullanılır.
Örnek : Su testisi su yolunda kırılır.

* Sürekli ya da genellikle yapılan eylemlerin anlatımında kullanılır.
Örnek : Her canlı doğar, yaşar, ölür.

Geniş zamanın kişilere göre çekimi şöyledir :

KİŞİ TEKİL ÇOĞUL TEKİL ÇOĞUL
I. arım Açmam arız Açmayız
II. arsın Açmazsın arsınız Açmazsınız
III. ar Açmaz arlar Açmazlar
UYARI : “-r” eki yalnızca olumlu çekimlerde kullanılır. Olumsuz çekimlerde bu kipin olumsuzu “-ma-z, -me-z” ekiyle yapılır.
DİLEK KİPLERİ:

a) İstek Kipi : Eylem kök ya da gövdelerine “-a, -e” eki getirilerek yapılır.

Anlamı :
* Getirildiği eyleme istek anlamı verir.
Örnek :
Akşama ben de size geleyim.

* İsteğin yanı sıra öğüt ve gereklilik anlamı verir.
Örnek :
Kimsesizlere yardım edelim. (Öğüt)
Derslerimize düzenli çalışalım. (Gereklilik)

İstek kipinin kişilere göre çekimi şöyledir :

KİŞİ TEKİL ÇOĞUL
I. Alayım Alalım
II. Alasın Alasınız
III. Ala Alalar

b) Dilek – Şart Kipi : Eylem tabanlarına “-sa, -se” ekinin getirilmesiyle yapılır.

Anlamı :
* Eyleme dilek anlamı verir.
Örnek :
Ben de seninle gelsem.
Tiyatroya değil de, sinemaya gitsek.

* Koşul anlamıyla kullanılır.
Örnek :
Bu işi başarırsa, güvenimi kazanır.
Giderse, bir daha dönmez.

Dilek-şart kipinin kişilere göre çekimi şöyledir :

KİŞİ TEKİL ÇOĞUL
I. Gitsem Gitsek
II. Gitsen Gitseniz
III. Gitse Gitseler
Uyarı : Dilek kipleri herhangi bir zaman kavramını taşımadığı için bunlarla yapılan bileşik zamanlı eylemler, gerçekte ya tek zaman anlamı taşırlar ya da hiç zaman anlamı taşımazlar.

c) Gereklilik Kipi : Eylem kök ya da gövdelerine “-malı, -meli” ekinin getirilmesiyle yapılır.

Anlamı : Eylemin yapılması, olması gerektiğini bildirir. Bu anlam, “gerek, lazım, icap etmek” sözcükleriyle de sağlanır.
Örnek :
Onunla hemen konuşmalıyım.
Bu işi yarına bitirmeliyiz.

Gereklilik kipinin kişilere göre çekimi şöyledir :

KİŞİ TEKİL ÇOĞUL
I. Bilmeliyim Bilmeliyiz
II. Bilmelisin Bilmelisiniz
III. Bilmeli Bilmeliler

d) Emir (Buyurma) Kipi : Emir kipinin eki yoktur. Bu nedenle I. ve çoğul kişilerde emir kipinin çekimi olmaz. Çünkü kişiler kendi kendilerine emredemezler. Emir kipine II. Tekil kişi dışında kişi ekleri getirilebilir.

Anlamı :
* Eylemin yapılmasını emir biçiminde belirtir.
Örnek :
Derslerini bitirir bitirmez yat. (Olumlu emir)
Eve zamanında gelin. (Olumlu emir)
Dışarı çıkmayın. (Olumsuz emir)

* Bazen dilek anlamıyla kullanılır.
Örnek :
Tanrım, bana yardım et.
Dünyada hiç aç insan olmasın.

Emir kipinin kişilere göre çekimi şöyledir :

KİŞİ TEKİL ÇOĞUL
I.
II. Gel Gelin
III. Gelsin Gelsinler
UYARI : Haber (bildirme) kiplerinde belli bir zaman kavramı varken, dilek kipleri zaman bildirmez.
Eylemlerde Bileşik Zamanlılık :
Bileşik zaman, basit zamanlı bir eyleme hikaye, rivayet ve koşul eklerinin getirilmesiyle yapılır. Kısaca bileşik zamanlı bir eylem üç değişik şekilde kurulur :

Eylem tabanı + Zaman eki + idi = Hikaye bileşik zamanlı eylem
Eylem tabanı + Zaman eki + imiş = Rivayet bileşik zamanlı eylem
Eylem tabanı + Zaman eki + ise = Koşul bileşik zamanlı eylem
BASİT ZAMANLI EYLEM + EK EYLEM =BİLEŞİK ZAMANLI EYLEM

UYARI: Dilek kipleri herhangi bir zaman kavramı taşımadığı için bunlarla yapılan bileşik zamanlı eylemler, gerçekte ya tek zaman anlamı taşırlar ya da hiç zaman anlamı taşımazlar.

Bileşik Zaman Üç Tanedir :

a) Hikaye Bileşik Zaman : Haber ya da dilek kipi almış bir eyleme “-dı, -di, -du, -dü” eklerinden birinin getirilmesiyle yapılır. Örnek :
* Di’li geçmiş zamanın hikayesi : bildiydim, aldıydık …
* Miş’li geçmiş zamanın hikayesi : bilmiştim, almıştık…
* Şimdiki zamanın hikayesi : biliyordum, alıyorduk…
* Gelecek zamanın hikayesi : bilecektim, alacaktık…
* Geniş zamanın hikayesi : bilirdim, alırdık…
* İstek kipinin hikayesi : bilseydim, alsaydık…
* Dilek-şart kipinin hikayesi : bilseydim, alsaydık…
* Gereklilik kipinin hikayesi : bilmeliydim, almalıydık…

b) Rivayet Bileşik Zaman : Haber ya da dilek kip almış bir eyleme “–mış, -miş, -muş, -müş” eklerinden birinin getirilmesiyle yapılır. Örnek :
* Di’li geçmiş zamanın rivayeti yoktur.
* Miş’li geçmiş zamanın rivayeti : bilmişmişim, alıyormuşuz…
* Şimdiki zamanın rivayeti : biliyormuşum, alıyormuşuz…
* Gelecek zamanın rivayeti : bilecekmişim, alacakmışım…
* İstek kipinin rivayeti : bileymişim, alaymışız…
* Dilek-şart kipinin rivayeti : bilseymişim, alsaymışız…
* Gereklilik kipinin rivayeti : bilmeliymişim, almalıymışız…

c) Koşul Bileşik Zamanı : Haber ya da dilek kipiyle çekimli bir eyleme “-sa, -se” ekinin getirilmesiyle yapılır. Dilek kiplerinden yalnızca gereklilik kipinin koşul bileşik şekli yoktur. Örnek :
* Di’li geçmiş zamanın koşulu : bildiysem, aldıysak…
* Miş’li geçmiş zamanın koşulu : bilmişsem, almışsak…
* Şimdiki zamanın koşulu : biliyorsam, alıyorsak…
* Geniş zamanın koşulu : bilirsem, alırsak…
* Gelecek zamanın koşulu : bileceksem, alacaksak…
* Gereklilik kipinin koşulu : bilmeliysem, almalıysak…

Eylem Kipinde Anlam Kayması :

Bir kipin kendi anlamı dışında, bir başka kipin anlamını verecek bir biçimde kullanılmasına eylem kipinde anlam kayması ya da zaman kayması denir.

Anlam kaymasına uğrayan başlıca kipler şunlardır :

a) Şimdiki Zaman Kipi : Şimdiki zaman kipi “-yor” geçmiş zaman, gelecek zaman ve geniş zaman kipi yerine kullanılabilir. Örnek :
* Onu yolda görüyor ve selam vermiyor. (Di’li geçmiş zaman yerine)
* Ninem, teyzeme bir mektup yazıyor ve beni şikayet ediyor. (Miş’li geçmiş zaman yerine)
* Her Pazar buraya geliyor ve bizimle sohbet ediyor. (Geniş zaman yerine)
* Ben yarın geliyorum. (Gelecek zaman yerine)

b) Geniş Zaman Kipi : Geniş zaman kipi “-r,-ır,-ir,-ur,-ür,-ar,-er” geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman ve emir kipi yerine kullanılabilir. Örnek :
* Günlerden bir gün kasabaya yaşlı başlı bir adam gelir. (Geçmiş zaman yerine)
* Merak etme, birazdan gelir. (Gelecek zaman yerine)
* Şimdi sen de beni düşünür müsün? (Şimdiki zaman yerine)
* Oraya gider, Hamza’yı bulursun. (Emir kip yerine)

c) Gelecek Zaman Kipi : Gelecek zaman kipi “-acak, -ecek” geçmiş zaman, gereklilik ve emir kipi yerine kullanılabilir. Örnek :
* Fatih İstanbul’u alacak ve Osmanlıların Balkanlar’daki varlığı kesinleşecek. (Geçmiş zaman yerine)
* Beni arayan Ayşe olacak. (Gereklilik kipi yerine)
* Burayı derhal temizleyeceksin. (Emir kipi yerine)

EK EYLEM (EK FİİL):

Ad ve ad soylu sözcüklerin sonuna gelerek, onların belirli bir kesinlik kazanıp yüklem olmasını sağlayan eklerdir.

Örnek :
Hava dün gece karlı Hava dün gece karlıydı.
-dır Ali’nin boyu Erdal’dan uzundur.
-imiş Babası oldukça zenginmiş.
-dı Durmadan beni arayıp soran oydu.
-ım Ben de bir insanım.
-sın Dikkat et, sen daha küçük bir çocuksun.
-iz Biz bu işe biraz isteksiz gibiyiz.
-siniz Siz de diğer insanlarla eşitsiniz.
-dırlar Bu saatte evde yokturlar.
-ise Ya, bizi muayene edecek bu doktorsa…!

YAPILARI YÖNÜNDEN EYLEMLER:
-Basit (Yalın) Eylemler
-Türemiş Eylemler
-Bileşik Eylemler

Basit (Yalın) Eylemler : Kök durumunda olan ya da yalnızca çekim eki alan eylemler biçimsel yönden basittir. Örnek :
Git git-ecek-miş-im
Uyu uyu-malı-y-dı-k
Bak bak-sa-y-dı-nız
Konuş konuş-uyor-muş-sunuz

Türemiş Eylemler : Ad ya da eylem köklerine çeşitli yapım eklerinin getirilmesiyle gövde durumuna geçen eylemler biçimsel olarak türemiş eylemdir. Örnek :
Kara-r Addan eylem
piş-ir- Eylemden eylem
Oyun-a türemiş
aç-ıl- türemiş

Bileşik Eylemler : İki ya da daha çok sözcüğün biçimce veya anlamca kaynaşarak tek bir yargıyı anlatacak hale gelmesiyle oluşan eylemler, yapıları yönünden bileşik eylem adını alır.
Bileşik Eylemler Üç Farklı Biçimde Oluşur :
a) Yardımcı Eylemle Kurulan Bileşik Eylemler :

Özellikle “et(mek), eyle(mek), ol(mak), kıl(mak), buyur(mak)” eylemleri çoğunlukla bir eylemi bir yargıyı tek başlarına ifade edemez, bu nedenle de tek başlarına yüklem olamazlar. Bu durumda bu eylemler, kendilerinden önce gelen bir ad ya da ad soylu sözcükle birleşmek suretiyle kesin bir yargıyı ifade edebilirler. Bu oluşuma, yardımcı eylemle kurulan bileşik eylem denir.
Ad/ad soylu sözcük + yardımcı eylem = Yardımcı eylemle kurulan bileşik eylem
Örnek : Pişman + ol(mak) Bütün yaptıklarına pişman olacak.
Yardım + et(mek) Ödevlerimi yaparken bana yardım etti.
His+et(mek) Olacakları önceden hissettim.
Kabul+eyle(mek) Dualarımızı kabul eyle.
Şükür+et(mek) Biz buna şükredelim.

Yardımcı Bileşik Eylemle İlgili Uyarılar
* Et(mek), eyle(mek), ol(mak), kıl(mak) sözcükleri, kimi durumlarda tam (asıl) eylem olup, tek başlarına kesin bir yargı bildirirler. Böyle durumlarda yardımcı eylem olarak kabul edilmezler.
Örnek :
Bu masa buraya daha iyi oldu. (uydu)
Yarın orada olurum. (bulunurum)

* Bu sözcükler tam (asıl) eylem olduklarında tek başlarına yüklem görevi üstlenirler. Örnek : Bahçemizdeki meyveler iyice oldu. (olgunlaştı)

* Yardımcı eylemle kurulan bileşik eylemlerde, ad ve ad soylu sözcüklerde ses düşmesi veya ses türemesi meydan gelirse, bunlar yardımcı eylemle bitişik yazılır. Örnek : Kahır+ol- kahrol-
Zan+et- zannet-
Hapis+ol- hapsol-
Red+et- reddetmek-

* Ad ve ad soylu sözcük, yardımcı eylemle birleştiğinde herhangi bir ses olayı meydana gelmemişse, bunlar yardımcı eylemden ayrı yazılır. Örnek :
Arz et-
Hak et-
Yetkili kıl-
İhmal et-

b) Kurallı (Özel) Bileşik Eylemler :
İki eylem tabanının biçimce ve anlamca birleşip kaynaşmasıyla oluşan bir birleşik eylem çeşididir. Bu birleşimde iki eylem arasına “-a, -e, -ı, -i, -u, -ü” seslerinden biri girer. Bu birleşmede ikinci eylem sabit olup gerçek anlamından tümüyle sıyrılmıştır.

Kurallı (özel) Bileşik Eylemler Dörde Ayrılır :
* Yeterlik Eylemi : Yapılışı : Eylem + (a, e) + bil(mek)

Anlamı : Eyleme “yeterli olma, başarabilme ya da olasılık” anlamı verir.
Örnek : Akşama size gelebilirim. (olasılık)
Bu soruyu Ahmet çözebilir. (başarabilme)
Ben İngilizce konuşabilirim. (yeterli olma)
Yeterlik birleşik eylemi üç şekilde olumsuz yapılır :
ANLAM OLUMLU OLUMSUZ
OLASILIK Yapabilirim Yapmayabilirim
YETERLİ OLMAYIŞ Yapabilirim Yapamayabilirim
KESİNLİK Yapabilirim Yapamam
* Tezlik Eylemi : Yapılışı : Eylem + (ı, i, u, ü) + ver(mek)

Anlamı : Eylemin “çabucak veya kolayca yapıldığı” nı gösterir.
Örnek : Hastalığını duyunca geliverdim. (çabukluk)
Soruları okuyuverdim. (çabukluk kolaylık)

Tezlik eylemi iki şekilde olumsuz yapılır :

OLUMLU OLUMSUZ
Çıkıverdi Çıkmayıverdi
Bitiverdi Bitmeyiverdi

* Sürerlik Eylemi : Yapılışı : Eylem + (a, e) gel(mek), kal(mak), dur(mak)

Anlamı : Eylemin bir süre aralıksız sürdüğü, kesintisiz devam ettiğini gösterir.
Örnek : Bu iş böyle süregelmiş.
Adamın arkasından bakakaldım.
Sen, verdiğim işleri yapadur.

* Yaklaşma Eylemi : Yapılışı : Eylem + (a, e) yaz(mak)

Anlamı : Eylemin gerçekleşmesine “çok yaklaşıldığı, çok az kaldığı”nı gösterir.
Örnek : Kazada babam da öleyazdı.
Yürürken düşeyazdım.

c) Anlamca Kaynaşmış Bileşik Eylemler : Anlamca kaynaşmış bileşik eylemler, bir araya gelen ad ve eylemden kimi zaman birinin kimi zamanda her ikisinin gerçek anlamlarından uzaklaşarak anlamca kaynaşmasıyla oluşan bileşik eylemlerdir.
Anlamca kaynaşmış bileşik eylemler, şu yollarla oluşabilir:
* Bir eylemin, eylemsi ya da yardımcı eylemle birleşmesiyle meydana gelebilirler. Örnek : (Bu bileşik eylemde, ikinci sözcük (eylem) gerçek anlamından uzaklaşmıştır.)
Göresi gel(mek)
Ağlayacağı tut(mak)
Bilm ezlikten gel(mek)
Bitirmiş ol(mak)
* Ad soylu sözcüklerle bir eylemin birleşmesinden meydana gelebilirler. Örnek : (Bu bileşik eylemlerde, ad soylu sözcükler gerçek anlamını korurken, eylemler gerçek anlamından uzaklaşır. )
Hasta düş(mek)
Acı çek(mek)
Nasihat ver(mek)
Yalan at(mak)
* Hem ad hem de eylemin gerçek anlamından uzaklaşarak bir deyim grubu oluşturmasından meydan gelen birleşik eylemler.
Örnek : abayı yak(mak)
Çam devir(mek)
Başı göğe er(mek)
Kaşıkla yedirip sapıyla göz çıkar(mak)

UYARI : Ad eylemin gerçek anlamını yitirdiği ancak deyim oluşturmayan ve bitişik yazılan birleşik eylemler de vardır. Örnek : Varsay(mak)
Vazgeç(mek)
Elver(mek)
Öngör(mek)
Cümlenin öğelerine ayrılmasında birleşik eylemler bir bütün olarak ele alınmalı, aynı öğeyi oluşturduklarına dikkat edilmeli, bölünmemelidir. Örnek :

Bu konuda burnundan kıl aldırmıyor
dolaylı tümleç nesne yüklem (YANLIŞ)
Bu konuda burnundan kıl aldırmıyor
yüklem (DOĞRU)
ÇATILARINA GÖRE EYLEMLER

Eylemlerin öznelerine ve nesnelerine göre gösterdikleri özelliklere, girdikleri biçime çatı denir.
Çatı, eylem kök ya da gövdelerine getirilen çatı ekleri dediğimiz eylemden eylem yapıp eklerine bağlı olarak oluşur.
UYARI : Çatı, yalnızca eylem cümleleri üzerinde yapılan bir incelemedir. Ad cümlelerinin çatısı olmaz.
* Onda paranın yanında akılda vardı. ( Ad cümlesi çatısı olmaz.)
* Karanlık çökmeden evine vardı. (Eylem cümlesidir.)

Çatı İki Bölümde İncelenir :
-Nesne-yüklem ilişkisi
-Özne-yüklem ilişkisi

Nesne – Yüklem İlişkisi :

Nesne – Yüklem İlişkisi Yönünden Eylemler Dört Grupta İncelenir :

Geçişli Eylemler : Öznenin yaptığı işi, başka varlıklar üzerine geçirebilen, nesne alan eylemler geçişlidir.

Örnek : Çocuk, yazılı kağıdını dikkatlice inceledi. (Belirtili Nesne)
Ona doğum günü için yün kazak aldık. (Belirtisiz Nesne)

Geçişli eylemler, “Ne?, Neyi?, Kim?, Kimi?” sorunlarına yanıt veren eylemlerdir.
Örnek : Adam, elindeki ekmeği bir yabancıyla paylaştı. (Neyi paylaştı?)
Ahmet’in en küçük kardeşini yolda gördüm. (Kimi gördüm?)
Yemeğe tuz attım. (Ne attım?)

UYARI : Geçişli eylem, nesne alabilen eylemdir. Ama kimi durumlarda da cümlede nesne olmasa bile, o eylem geçişlilik özelliği gösterebilir. Örnek :
* Saatlerce durakta bekledim (Neyi bekledim? Otobüsü; Kimi bekledim? Seni..)
* Televizyonda Müzeyyen Senar söylüyordu. (Neyi söylüyordu? Şarkıyı…)
* Tekrar tekrar okudum. (Neyi okudum? Romanı, öyküyü, şiiri…)

Geçişsiz Eylemler : Nesne almayan eylemler, geçişsizdir.
Örnek : Bütün gün tembel tembel oturduk. (Neyi, kimi oturduk? Nesne almaz.)Yüklem
Yağmur bütün gece durmadan yağdı. (Neyi yağdı? Nesne almaz.)Yüklem
Soğuktan hepimiz üşümüştük. (Neyi üşümüştük? Nesne almaz.)Yüklem

UYARI : Kimi eylemler, cümledeki kullanıma göre geçişlilik veya geçişsizlik özelliği gösterir.
* Bütün gün, çarşıda gezdik. (geçişsiz)
* Turistler, şehirdeki müzeleri gezdiler. (geçişli)

Oldurgan Eylemler : Geçişsiz bir eyleme “-t, -r, -dır” eklerinden biri getirilerek geçişli yapılmasına oldurgan eylem denir. Örnek :
Geçişsiz Oldurgan
Uyu Uyu-t Çocuğu ben uyuttum. (Belirtili Nesne)
Yat yat-ır Çocuğu erkenden yatırdım. (Belirtili Nesne)
Gül gül-dür Çocuğu güldürdüm. (Belirtili Nesne)
Ettirgen Eylemler : Geçişli bir eyleme “-t,-r, -dır” eklerinden biri getirilerek eylemin yeniden geçişli yapılmasına ettirgen eylem denir.
Ettirgen eylemde özne işi yapmaz, bir başkasına yaptırır. Örnek :
Geçişli Ettirgen
Yıka Yıka-t Arabayı yıkattım. (Belirtili Nesne )
İç İç-ir Çocuklara süt içirdim.(Belirtisiz Nesne)
Yaz Yaz-dır Askerdeki oğluna mektup yazdırdı.(Belirtisiz Nesne)

UYARI : Oldurgan eylemler, ettirgen eylem durumuna getirilebilir. Ancak bu geçişli bir eylemin yeniden geçişli olması, birinci dereceden ettirgenlik meydana getirir.
Geçişsiz Oldurgan Ettirgen
Öl(mek) öl-dür(mek) öl-dür-t(mek)
Yat(mak) yat-ır(mak) yat-ır-t(mak)

Geçişli bir eyleme birden çok ettirgenlik eki getirildiğinde, geçişlilik derecesi artmış, katmerli ettirgenlik meydana gelmiş olur.
Geçişli Ettirgen Katmerli Ettirgen
Kır(mak) kır-dır(mak) kır-dır-t(mak)
Oku(mak) oku-t(mak) oku-t-tur(mak)

Bazı eylem köklerine oldurganlık ya da ettirgenlik eki getirildiğinde, kökte ses değişmesi meydana gelir.
Gel-ir –> getir. (l sesi, t’ye dönüşmüş)
Git-ir –> götür (i sesi, ö’ye dönüşmüş)

Özne – Yüklem İlişkisi :
Eylemler özneyle ilişkisi yönünden dört grupta incelenir :

Etken Eylemler :

Yüklemin bildirdiği eylemi yapan, yerine getiren belliyse (gerçek özne varsa), o cümlenin eylemi etken çatılıdır. Örnek :
Yaşlı adam bir hamlede merdiveni tırmandı.
Kaymakam gelecek diye köy halkı yollara döküldü.
Vücudum, kaskatı olmuştu, kulaklarım duymuyordu.

Edilgen Eylemler :

Eylemi, yapan ve gerçekleştirenin belli olmadığı (gerçek öznenin olmadığı) eylemler edilgen çatılıdır. Bir eylemin edilgen çatılı olabilmesi için “-ıl, -il, -ul, -ül, -ın, -in, -ün, -un” eklerinden birini alması gerekir. Örnek :
Buz olmasın diye yollara tuz döküldü. (Döken belli değil)
Sınav sonuçları açıklandı. (Açıklayan belli değil.)
Anadolu’nun ücra bir kasabasına atanmış. (Atayan belli değil.)

Edilgen Eylemlerle İlgili Uyarılar
* Nesne alabilen bir eylem edilgen yapıldığında nesne, sözde özne görevi yapar. Sözde özne, yüklemde belirtilen eylemi yapan değil, yapılan eylemden (nesne) etkilenendir. Örnek : Belediye, kokmuş etleri imha etti. (etken)
Gerçek Özne Belirtili Nesne Yüklem
Kokmuş etler imha edildi. (edilgen)
Sözde özne Yüklem
Ona yeni bir kazak ördüm. (ben) (etken)
Belirtisiz Nesne Yüklem Gerçek özne
Ona yeni bir kazak örüldü. (edilgen)
Sözde Özne Yüklem

* Nesne almayan (geçişsiz) bir eylem edilgen yapıldığında sözde özne de olmaz. Örnek : Akşama kadar çarşıda gezildi. (Gezen belli değil, gezilen de yok.)
Evde bir süre oturuldu. (Oturan belli değil, oturulan da yok.)

* Kimi durumlarda eylemi yapanın (gerçek özne) sonuna ya “tarafından, nedeniyle, etkisiyle” sözcükleri ya da “-ca, -ce, -dan, -den” ekleri getirilerek örtülü (mantıksal) özne meydana gelir. Bu tür eylemler edilgen çatılıdır. Örtülü özne, cümle içinde zarf tümleci veya edat tümleci görevi yapar. Örnek :
Yağmur nedeniyle bahçenin duvarı yıkıldı. (Edilgen)
Adam mahkemece suçlu bulundu. (Edilgen çatılı)
Sözde Özne Zarf Tümleci

* “-ıl,-il, -ul, -ül, -ın, -in, -ün, -un” ekini alan her eylem edilgen olmaz. Edilgenliği cümle içindeki kullanım belirler. Örnek :
Mahalleye yeni bir market açıldı. (edilgen)
Sözde Özne
Ateşi düşünce hasta açıldı. (etken)
Gerçek Özne
Bayram nedeni ile sınıf süslendi. (edilgen)
Sözde Özne
Düğüne gitmek için Ayşe süslendi. (etken)
Gerçek Özne

Dönüşlü Eylemler :

Bir eylemin dönüşlü çatılı olabilmesi için biçimsel olarak eylemden eylem yapan “-n” ekini alması; anlamsal olarak da eylemi yapanın da, eylemden etkilenenin de özne olması gerekir.
Örnek :
Kadın, dizlerine vurarak dövündü.
Gerçek Özne
( O ) Yorgunluğunu atmak için güzelce yıkandı.
(Gizli) Gerçek Özne
Zavallı kuş, son bir defa çırpındı.
Gerçek Özne
UYARI :”-n” ekinin edilgenlik anlamı da kattığına dikkat edilmeli bu etkin edilgenlik mi dönüşlülük mü yarattığını anlamak için cümleye bakılmalıdır. Örnek :
Üşümemek için battaniyeye sımsıkı sarındı. (dönüşlü çatılı)
Yerler iyice silinmiş. (edilgen çatılı)

Dönüşlü eylemlerle kurulu cümlelerde cümle nesne almaz. Çünkü nesne, öznenin yaptığı eylemden etkilenendir. Bu nedenle dönüşlü eylemler geçişsizdir. Çok az örnekte dönüşlü eylem geçişli olabilir. Örnek :
Çocuk koskoca çuvalı sırtlandı. (Dönüşlü – geçişli)
Ayşe küpeler, kolyeler takındı. (Dönüşlü – geçişli)
Belirtisiz nesne

İşteş Eylemler :
İşteş Eylem, eylem kök ya da gövdelerine “-ş” ekinin getirilmesiyle yapılır.

İşteş eylemler iki ayrı anlamda kullanılır :
Örnek :
Kadınlar cenazede ağlaşıyordu. (Ağlama eyleminin birlikte yapılması anlamı vardır.)
Çocuklar bir süre sessizce bekleştiler. (Bekleme eyleminin beraber yapılması anlamı vardır.)

Eylemin birden çok özne tarafından karşılıklı yapılması anlamı :
Örnek :
Sinemanın önünde arkadaşlarıyla buluşacak. (Buluşma eylemi karşılıklı yapılmıştır.)
Yolda eski bir arkadaşıyla selamlaştı. (Selamlaşma karşılıklı yapılan bir eylemdir.)

UYARI : “-an, -en” ekiyle türeyen sıfat-eylemler geniş zamanın yanında şimdiki zaman ve geçmiş zaman anlamı da taşıyabilir.
Çocuk giden arabaya el salladı. (şimdiki zaman)
Kaçan balık büyük olur. (geçmiş zaman)

EYLEMSİLER (FİİLİMSİLER)

Eylem olma özelliğini tam olarak yitirmemesine karşın, çekime giremediği için tam eylem olmayan; getirilen eklerle ad, sıfat ve zarf görevlerinde bulunan; temel cümle içinde yan cümle kurma özelliği taşıyan sözcüklere eylemsi denir.

Eylemsilerin Özellikleri :
* Kip ve kişi ekleriyle çekimlenemezler. Bu yönleriyle tam eylem sayılmazlar.
* Olumsuzluk eki “-ma, -me” ile çekime girerek eylem olma yanlarını sürdürürler.
* Eylem tabanlarına getirilen birtakım eklerle ad, sıfat ve zarf görevinde kullanılırlar.
* Bir temel cümle içinde yan cümle kurarlar ve yan cümlenin yüklemi olurlar.

Eylemsiler, Görevleri Yönünden Üç Grupta İncelenir :
Ad-Eylemler (İsim-Fiiller) :

Eylem tabanlarına getirilen “-mak, -mek, -ma, -me, -ış, -iş” ekleriyle türeyen ve eylem adı olarak kullanılan sözcüklerdir.
Örnek : Oraya gitmek ve bir süre dinlenmek istiyorum.
Ders çalışmayı ve kitap okumayı seviyor.
Dağa çıkış zor, oradan iniş kolay olur.
Ad-Eylemlerin Özellikleri :
* “-mak, -mek, -ma, -me, -ış, -iş” eklerini alan sözcükler eylem anlamlarını yitirip varlık ya da nesne adı türetirse, ad-eylem olarak alınamazlar. Örnek :
Bakkaldan ekmek aldım.
Çocuklar dondurma yiyor.
Yeni bir görüş öne sürdü.
Ben de kuşlar gibi uçmak istiyorum.
Bahçede yürümeye ne dersin?
Salondaki bağırışlar yüzünden kimse kimseyi duymuyor.

* Ad-eylemler, ad görevli sözcükler oldukları için çoğul eki ve ad durum ekleriyle çekime girer. Ayrıca bir adla birleşerek ad tamlaması kurarlar. Bu tamlamada tamlayan ya da tamlanan sözcük olarak kullanılırlar. Örnek : Çalışmalar, bakışlar, gülmeyi, okumaya, oturmamda, gülmesinden, atların koşması, çalışmanın yararları, çocuğun gülüşü, okumanın kuralları

* Ad-eylemler, ek-eylem olarak yüklem görevinde kullanılabilir ve ad cümlesi kurabilirler. Örnek : Bütün amacımız üniversiteyi kazanmak. (Ad cümlesidir.)
Beni üzen ansızın gidişiydi. (Ad cümlesidir.)

* Ad-eylemler cümle içinde özne nesne ve dolaylı tümleç görevinde kullanılır. Örnek :
Gitmek, sorumluluktan kaçtığımı göstermez.
Özne
Okuma çok seviyorum.
Nesne
Artık çalışmaya başlayalım.
Dolaylı Tümleç

Sıfat Eylemler (Ortaçlar) :

Eylem tabanlarından türeyerek sıfat görevinde kullanılan sözcüklerdir. Ancak diğer sıfatlardan farklı olarak, adları hareket yönüyle nitelerler ve eylem olan yanlarını tam yitirmemiş olurlar. Ad-eylemlerde herhangi bir zaman kavramı olmamasına karşın, sıfat-eylemler şöyle sınıflanabilir.
Geniş Zaman Anlamı Taşıyan Sıfat-Eylemler :

“-an, -en, -r, -maz, -mez” ekleriyle yapılan sıfat-eylemler geniş zaman anlamı taşır. Örnek :
Gören gözün görmez oldu. Her zaman gören
Akarsu pislik tutmaz. Sürekli akan
Çekilmez adamı kim çekecek. Hiçbir zaman çekilmeyen.

UYARI : Eylemsilerin kökünde bir eylem olduğu için bunlar da çatı eki alabilir. Çatıları yönünden bir eylemin gösterdiği (etken, edilgen, dönüşlü, işteş, oldurgan, ettirgen) bütün çatı özelliklerini gösterir. Örnek :
Pazarda unutulan çanta, polise teslim edildi. (Edilgen çatılı)
Yan Cümle
Süslenen kızlar, neşe içinde düğüne gittiler. (Dönüşlü çatılı)
Yan Cümle
Dövüşen çocukları, zor ayırdık. (İşteş çatılı)
Yan Cümle

Gelecek Zaman Anlamı Taşıyan Sıfat-Eylemler :

-acak, -ecak, -ası, -esi ekleriyle türeyen sıfat-eylemler gelecek zaman anlamı taşırlar. Örnek :
Yapılacak işleri sırasıyla gözden geçirdi. (gelecek zaman)
Yaşanası güzellikler, bizi bekliyordu. (gelecek zaman)

Geçmiş Zaman Anlamı Taşıyan Sıfat-Eylemler :

Eylemlere getirilen “-dık, -dik, -mış, -miş” ekleriyle türetilen sıfat-eylemler geçmiş zaman anlamı taşır. Örnek :
O bildik tavrıyla şöyle bir gülümsedi. (geçmiş zaman)
Çözülmüş testleri tek tek dosyaladı. (geçmiş zaman)
Pişmiş aşa su katılmaz. (geçmiş zaman)

Sıfat-Eylemlerin Özellikleri :
* “-acak, -ecak, -r, -maz, -mış, -miş” eklerinin kip eki olduğuna da dikkat edilmeli, sıfat eylemle kip eki karıştırılmamalıdır. Örnek :
Dönülmez akşamın ufkundayım, vakit çok geç. (sıfat-eylem)
Dönülmez bir daha bu sözden. (geniş zaman kipi)
Yüklem
Görür gözüm görmez oldu. (sıfat eylem)
Görür, gözüm; söyler dilim. (geniş zaman kipi)
Yüklem Yüklem
Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer. (sıfat-eylem)
Atmış çantasını sırtına, gidiş o gidiş. (geçmiş zaman kipi)
Yüklem

* Sıfat-Eylemler, kendilerinden sonra gelen adın yerini tutacak şekilde kullanılırlarsa, tür yönünden adlaşır ve adlaşmış sıfat oluştururlar. Örnek :
Gelmeyen öğrenci var mı? Gelmeyen var mı?
Sıfat Adlaşmış Sıfat
Tekkeyi bekleyen derviş çorbayı içer.
Sıfat
Tekkeyi bekleyen çorbayı içer.
Adlaşmış Sıfat

* Eylemden-sıfat türeten bütün ekler, sıfat-eylem eki değildir. Sıfat-eylem eylem anlamını tam olarak yitirmediği için “-ma, -me” olumsuzluk ekeriyle çekimlenebilirler. Örnek :
Yırt-ıcı kuş
Yor-gun insan Sıfat-eylem ekleri değildir.
Yan-ık ekmek
Bit-me-y-en aşk
Beklen-me-dik soru Sıfat-eylem ekleridir.
Görün-mez kaza

* “-dık ve –acak” ekiyle türeyen sıfat-eylemler, üçüncü tekil kişi iyelik eki alarak –“dığı ve –acağı” biçiminde kullanılabilir. Örnek : bildik –> bildiği kişi
yapılacak işler –> yapacağı işler

Bağ-Eylemler (Ulaçlar) :

Eylem köklerinden türeyerek getirildiği eylemle yüklem arasında anlam bağlantısı kuran ve zarf görevinde kullanılan eylemsidir.
Başlıca bağ-eylem ekleri şunlardır :
-ıp, ip : Tahtaya bakıp soruyu çözdü. (Nasıl çözdü?)
-arak, -erek: Koşarak yanıma geldi. (Nasıl geldi?)
-ken : Televizyon izlerken uyumuş. (Ne zaman uyumuş?)
-madan, -meden : Adam bilmeden konuşuyor. (Nasıl konuşuyor?)
-ınca, -ince : Bunu gelince konuşuruz. (Ne zaman konuşuruz?)
-dıkça, -dikçe : Yürüdükçe yol tükenir. (Nasıl tükenir?)
-alı, -eli : Buraya geleli huzurum kaçtı. (Huzurum ne zaman kaçtı?)
-ir, -mez : Gelir gelmez uyudu. (Ne zaman uyudu?)
-asıya, -esiye : Atları öldüresiye kırbaçladı? (Nasıl kırbaçladı?)
-a, -a : Koşa koşa gitti. (Nasıl gitti?)
-e, -a : Düşe kalka büyüdü. (Nasıl büyüdü?)
-e, -e : Güle güle gidin. (Nasıl gidin?)

Eylemsilerin Yan Cümle Kurmaları : Eylemsiler, bir temel cümle içinde yan cümle kurma özelliği gösterir ve temel cümleye herhangi bir öğe olarak bağlanır. Eylemsiler, yan cümlenin yüklemi olurlar. Temel cümlenin yüklemini oluştururlarsa yan cümle kuramazlar. Örnek :
Yan Cümle Temel Cümle
Sora sora Bağdat bulunur.
Zarf tümleci
Atılan ok geri dönmez.
Özne
Bu gidi hiç beğenmiyorum.
Belirtili Nesne
Pencereye çıkana taş atıyorlardı.
Dolaylı Tümleç

Ünlemler, insanlığın kullandığı en ilkel sözcüklerdir. Bunların da edat ve bağlaçlar gibi belli bir anlamları yoktur. Öyleyken, tek başlarına kullanıldıklarında bile cümle değeri taşırlar. Ama çoğunlukla, kendilerini açıklayan bir cümlenin başında ya da sonunda yer alarak söz konusu cümleye belli bir duygu anlamı katarlar.

Ünlem türündeki sözcüklerle, genellikle, belli durumlar karşısında gösterdiğimiz anlık tepkilerimizi dile getiririz : “Şaşırma, korkma, uyarı, sevinme, üzülme, istemeye istemeye kabul etme, bıkkınlık, rahatlama, isteklendirme, aşırı beğenme, aşırı beğenmeme, onaylama, sesleniş, ayıplama, alay, küçümseme, özlem, anımsama, acıma, yakınma” yalnızca ünlem kullanarak dile getirebileceğimiz anlamların bazılarıdır.

Ünlemleri ses ve sözcük halinde olmak üzere iki grupta inceleyebiliriz :

Ses halinde olan ünlemler : Ses halinde olan ünlemlerin başlıcaları şunlardır : A!(aaa!), e!(ee!), O! (Ooo!), Of!(Off…!), Uf!, Ah!, Ha!, Hay!, Tu!, Tü!, Eh!, Ay!, Ya!, Oh!, Tüh!, Üf!…

Örnek :
O!
Nereye böyle? (şaşma, şakınlık)
Ooo! Hoş geldin Ayşeciğim. (Beklenmezlikle birlikte sevinme)
Vah zavallı adam!… (Acıma)
Haa..! Unutmuşum yahu! (Hatırlama)
Ah, şu insanlık! (Kızma, hoş görmeyiş)
Eh, hayırlısı neyse o olsun! (Kabullenme)
Eee…, Fazla uzun ettin! (Bıkkınlık)

Sözcük halinde olan ünlemler : Sözcük halinde olan ünlemlerin başlıcaları şunlardır : Aman!, Aman tanrım!, Eyvah!, Haydi!, Bravo!, Yazık!, Sakın!, Yaşa!, Allah!, Yarabbi!, Hoppala!, Hop!, Yuh!…

Örnek :
Eyvah
, cüzdanım yok! (şaşkınlık, korku)
Aman, bırak gitsin! (Bıkkınlık, usanç)
Bravo! Bravo! Büyük başarı. (Takdir etme, övme)
Hoppala, bir de bu çıktı. (Beklenmezlik)
Sakın o odanın kapısını açmayın! (Uyarı)
Yazık pek de gençmiş! (Üzüntü)
Tanrım, bana yardım et! (Yakarış)

VATANDAŞLIK

HUKUK: Sosyal hayatı düzenleyen maddi müeyyideleri olan kamu kudreti ile desteklenmiş kurallar bütünüdür.
Din, Ahlak ve görgü kuralları manevidir, hukuk kuralları maddi müeyyidelidir.(uyulması zorunludur)

Müsbet Hukuk:Ülkede belli bir zamanda yürürlükte bulunan bütün kurallardır.(pozitif hukuk)
Mevzu Hukuk: Yetkili bir makam tarafından konulmuş olan yürürlükteki tüm kurallardır.
Tabii Hukuk: Olması gereken hukuktur. İnsanların akıl yoluyla erişebilecekleri kurallardır.

KAMU HUKUKUNUN DALLARI
1-Anayasa Hukuku: Devletin şeklini yapısını işleyişini organların görev ve yetkilerini temel hak ve ödevleri düzenler.
2-İdare Hukuku: Kişilerin devletle olan ilişkilerini düzenler. Kamu hizmetlerine bakar.
3-Ceza Hukuku: Suç ve Ceza teşkil eden olaylara bakar
4-Usul (Yargılama)Hukuku: Adalet dağıtılırken takip edilecek yolu belirler. Medeni usul hukuku, ceza usul ve icra-iflas usul hukuku dalları vardır.
5-Devletler Genel Hukuku : Devletlerarası ilişkileri düzenler.
6-İş hukuku: İşçi işveren ilişkilerini düzenler.
7-Vergi Hukuku: Vergi    “       “.

ÖZEL HUKUKUN DALLARI
1-Medeni Hukuk: Toplumda insanın bütün eylem ve davranışlarını ifade eder.
2-Ticaret Hukuku: Şahıslar arasındaki ticari ilişkileri düzenler.
3-Devletler Özel Hukuku: Çeşitli devletlere bağlı bulunan şahısların ilişkilerini düzenler.

HAK:Hukuk düzeni tarafından şahıslara tanınmış olan yetkidir. Her hakkın bir sahibi vardır. Hak sahibi varlıklara Şahıs denir.
TÜRLERİ – Kamu Hakları: Kamu hukukundan doğar. Vatandaşın devlete karşı sahip olduğu haktır.
Özel Hak: Özel hukuktan doğar.
Özel haklardan herkes, Kamu haklarından vatandaşlar yararlanabilir.
Özel haklarda eşitlik var, Kamu da yok.(Ör. Seçme ve seçilme gibi)

ANAYASA: Devlet faaliyetlerini düzenleyen yasa metnidir. Devletin oluşum biçimini, devlet kişi ilişkilerini düzenler.

ANAYASA ÜSTÜNLÜĞÜ KURALI:Diğer hukuk kurallarının anayasaya  uygun olmasıdır.(1982 An.- 11.Mad)

DEVLET
Egemen kamu gücüne sahip,hukuki bir kişiliktir. Bir milletin üzerinde siyasi amaçla örgütlenmesi sonucu ortaya çıkar. Örgütlenmiş bir Ulustur. İktidardır.
VARLIK KOŞULLARI: Topluluk, Ülke, Egemenlik.

DEVLET BİÇİMLERİ
Tekli Devlet: Yetkilerini başka bir devletle paylaşmamasıdır.
Karma Devlet:Birden çok devletten oluşur. A)Kişisel birlik:İki veya daha çok devlet bir kralın kişiliğinde toplanır.
B) Gerçek birlik: Yine kral kişiliğinde bileşilmiştir ama iç işlerinde bağımsızdırlar. dışta tek devlet gibidirler.
C) Konfederasyon: Bağımsız devletler tarafından egemenliklerini koruma  şartı ile ortak çıkarları için üyelerin istedikleri zaman topluluktan çıkma hakkı olan birleşmedir.
D)Federal devlet: Ortak bir anayasa altında birleşmiştir.

DEMOKRASİ: Halkın kendini yönetmesidir. Halk iktidarıdır.
Çoğulcu Demokrasi: Yönetme hakkı çoğunluğu elinde bulunduran iktidarındır. Oy hakkı var, Genel seçim var, Akılcıdır. Özellikleri: Siyasi çoğunluk, Temsil, Seçim, Çoğunluğun yönetme hakkı, Muhalefet etme hakkı, Temel hak ve özgürlükleri korunması, Eşitlik.
Çoğulcu Demokrasinin uygulandığı rejimler:

PARLAMENTER SİSTEM: Parlamentoya dayanır. Kuvvet Ayrılığı var.
Özellikleri: *Yürütme iki başlıdır:  Sorumlu (Bakanlar Kurulu ve Meclise karşı sorumludur) başını Başbakan, sorumsuz (siyasi sorumsuzdur) başını  devlet başkanı oluşturur.
*Meclis çoğunluğuna dayanır, Çoğunluk sağlayan parti başkanı Başbakan olur.
*Hükümet Meclise karşı sorumludur.
*İki veya tek meclisli olabilir. İki meclisli olurda Bakanlar Kurulu  birine sorumludur. İkinci meclise hükümeti düşürme yetkisi tanımaz.
*Yasama ve yürütme işbirliği ve karşılıklı etkileme mekanizmasına dayanır.

BAŞKANLIK SİSTEMİ: Halk tarafında seçilen başkan yürütmeyi tek başına elinde tutar. Güçler ayrımı katı biçimde vardır.
Özellikleri: *Yürütme Başkana, yasama Kongreye aittir.
*Başkan, hem devlet başkanı hem de hükümet başkanıdır.
*Par. Sis. aksine yürütmenin yasamayı, yasamanın da yürütmeyi dağıtma imkanı yok.
*Yasama yürütme dengesini sağlamak için denetim ve denge sistemi var.
*Başkan ve Kongre ayrı ayrı seçilir. Karşılıklı fesih yetkileri yoktur.

MECLİS HÜKÜMETİ SİSTEMİ: Yasama ve Yürütme meclistedir. Güçler birliği vardır.
*Meclis üstündür.
*Yürütmeyi meclis adına meclisin seçtikleri yapar.
*Her bakan meclise karşı sadece kendi faaliyetlerinden sorumludur.
*Meclisle yürütme arasında görüş ayrılığı olursa meclis kararı doğrultusunda devam edilir.
*Devlet Başkanını meclis seçer. Görevi semboliktir.

MARKSİST DEMOKRASİ: Sosyalizmdir. İnsan özgürleşmesi önemlidir.

FAŞİZM: Batı demokrasisine, Marksist düşünceye karşıdır. İnsanların eşitliğini kabul etmez. Devlet yüceltilmiştir.

DEMOKRASİNİN TEMEL İLKELERİ
1-Egemenliğin kullanılması:a)Ulusal egemenlik:Egemenlik ulusundur. Bölünemez ve devredilemez
b) Halk egemenliği: Egemenlik halkın iradesidir. Bölünebilir, devredilemez.

EGEMENLİĞİ KULLANMA BİÇİMLERİ
*Doğrudan demokrasi: Halk egemenliği doğrudan kullanır. Çok küçük topluluklarda görülebilir.
*Temsili demokrasi: Genel seçimlere katılmış temsilcilere verilir.
*Yarı doğrudan demokrasi: İlk ikisinin karışımıdır. Halk oylaması, Halk Vetosu  ve Halk Girişimi şeklinde olur.

HUKUK DEVLETİ: Kanun koyan ve uygulayan devlet şeklidir.
SOSYAL HUKUK DEVLETİ: Kişilerin sosyal durumlarını haklarını iyileştiren devlet anlayışıdır. (Milli geliri artırma, adaletli dağılımını sağlama, sosyal güvenlik…)

MERKEZDEN YÖNETİM İLKESİ
Hizmetleri bir merkezde toplanmıştır, hizmetler merkezde ve taşrada merkez tarafında seçilen görevlice yürütülür, gelir merkezden sağlanır. Devlette birliği  sağlar, düzen sağlar. Kırtasiyeciliği artırır, demokrasiye uygun değildir,

YERİNDEN YÖNETİM İLKESİ
Özerktirler. Mali alanda serbesttirler. Tüzel kişilikleri vardır, Vesayet denetimi altındadırlar. Demokrasiye daha uygundur.

TÜRKİYEDE ANAYASAL GELİMELER
*SENED-İ İTTİFAK
*TANZİMAT FERMANI
*ISLAHAT FERMANI
*1.MEŞRUTİYET (1876 Anayasası (Kanunu Esasi)  Meşruti Monarşi Sistemi (Yasama yürütme yürütmede toplanır.)
*2.    “
*1921 ANAYASASI (Teşkilat – Esasiye Kanunu)       Meclis Hükümet Sistemi (Yasama yürütme yasamada toplanır)
*1924 ANAYASASI                      Karma Sistem
*1961 ANAYASASI                      Parlamenter Sistem (Yasama yürütme yumuşak şekilde ayrılır)
*1982 ANAYASASI                      “            “.
(Başkanlık sisteminde yas-yür. Kesin olarak ayrılır.)
*SENED-İ İTTİFAK :1808 .Osmanlının ilk anayasal gelişmesidir. Anadolu ve Rumeli Ayanları ile padişah arasındadır. Padişahın yetkileri ilk kez sınırlanmıştır. İngilizlerin Magna Cartasına benzer.  Anayasal Monarşiye geçiştir. Padişah Allah adına söz vermiştir. (manevi)

*TANZİMAT FERMANI: 1839 -ABDÜLMECİT- Gülhane-i Hattı Hümayun . Padişah tek taraflı çıkardı. Kendi yetkilerini sınırladı. Hukuka göre hareket edeceğini vaad etti. Tüm uyruklara can ve mal güvenliği tanıdı. Mahkemeler halka açıldı. Askerlik vatan görevi oldu. Mülkiyet hakkı devlet güvencesine alındı.

*ISLAHAT FERMANI: 1856 – Din farkı gözetmeden bütün vatandaşlara tüm haklardan yararlanma verildi. Müslüman olmayanlara küçük düşürücü sözler yasaklandı. Cizye ve İltizam kaldırıldı. Müslüman olmayanlara bedelli askerlik getirildi.

*1.MEŞRUTİYET 1876-II.ABDÜLHAMİT- İlk yazılı Türk anayasasıdır. Yasama hala padişahtadır. Meclis üyeleri padişaha bağlılık yemini eder. İki meclislidir. Osm-Rus savaşı bahane edilerek meclis kapatılmış, anayasayı yürürlükten kaldırılmamış, ancak uygulanmamıştır.

*2..MEŞRUTİYET 1908- II.ABDÜLHAMİT- 31 Mart ayaklanmasıyla 2.Abdülhamit tahttan indirilmiş, 2.meşrutiyet  ilan edilmiştir. Kanun teklifi için padişahtan izin alma kalktı. Meşruti Monarşik yapı oldu. Sansür kaldırıldı, haberleşme serbest oldu, parti kurma ve toplanma hakkı verildi.

T. C. ANAYASALARI
*1921 ANAYASASI: (Teşkilat – Esasiye Kanunu) : 20.01.1921- TBMM kabul etti. 24 maddedir. Yeni Türk devletinin temellerinin atıldığı açıklanmıştır. Egemenlik kayıtsız şartsız millete aittir. (Milli egemenlik) Monarşik yapı son buldu. Meclis Hükümeti sistemi var. TBMM Kurucu iktidar. T.C yi TBMM yönetir. Yasama Yürütme TBMM de. Hükümet meclis üyeleri arasından seçilir.
Başbakan yok. Meclis başkanı bakanlar kurulunun da başkanıdır.
İl ve İlçe Mahalli idareleri kurulması ilkesi getirdi.
Saltanat ve hilafetten hiç bahsetmemiştir.
Seçimler 2 yılda bir yapılır. Seçme yaşı 18 dir.
Anayasalarımız içinde tek yumuşak anayasadır.
Devlet başkanı yoktur. Kuvvetler birliği var.

29 Ekim 1923 deki değişiklikle “T.C nin hükümet şekli Cumhuriyettir.” denildi. Cumhurbaşkanı meclis üyeleri tarafından bir seçim dönemi için seçilir, devletin dini islamdır, dili Türkçe’dir, devlet başkanı Cumhurbaşkanıdır, görev süresi 4 yıldır, seçmen yaşı 22 dir, denildi. Temel hak ve hürriyetlerden bahsedilmedi. Karma hükümet sistemi benimsenmiştir.(meclis hükümet sis ile parlamenter sis. Arasında geçiş sürecidir) Çoğunlukçu demokrasi anlayışı benimsenmiştir.

*1924 ANAYASASI: 20.04.1924 TC Cumhuriyettir, seçimi meclis üyeleri ve Cumhurbaşkanı belirler. Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir, egemenlik TBMM ile kullanılacaktır.(Temsili demokrasiyi benimser), yasama TBMM de, TBMM 4 yılda bir seçimle belirlenir. Cumhurbaşkanı meclis üyeleri tarafından 4 yıl için seçilir, Bakanlar Kurulu Başbakan ve Bakanlardan oluşur. Başbakan meclis üyeleri arasından Cumhurbaşkanınca seçilir. Bakanlar Başbakan tarafından seçilir, Cumhurbaşkanı onayı ile göreve başlar,Cumhurbaşkanın vatana ihanet dışında sorumluluğu yoktur. Kararlarda Başbakan ve bakan imzası gerekir. Yargı bağımsız mahkemelerce yapılır. Her Türk hür doğar, Hürriyet sınırı başkasına zarar verecek çizgiye kadardır, sadece temel haklardan bahsedilmiş, sosyal ve ekonomik haklara değinilmemiştir.

Sert bir anayasadır.
Anayasa değişikliği teklifi meclis üye tam sayısının 1/3 ü ile yapılır, 2/3 ü kabul derse kabul edilir. Devletin şekli değiştirilemez. Hiçbir kanun anayasaya aykırı olamaz. (Ancak henüz Anayasa mahkemesi yok.)

1928 değişikliği ile devletin dini ibaresi anayasadan çıkarıldı
1937 değişikliği ile laiklik resmen anayasa kuralı oldu.
1930 yılında kadınlara belediye seçimlerine katılma hakkı, 1934 yılında milletvekili seçilme hakkı tanıdı.
1945 de öztürkçeleştirildi, 1952 de eski dile döndü.
1946 da çok partili siyasal hayata geçildi. Çok dereceli seçim sistemi benimsenmiştir.
1949 da İstiklal mahkemeleri kaldırıldı.
27 Mayıs 1960 da ordu yönetime el koydu. 38 subaydan oluşan Milli Birlik Komitesi MBK, TBMM yi kapattı.

*1961 ANAYASASI: TC, insan haklarına dayanan, milli demokratik, laik sosyal bir devlettir. Bu anayasa hazırlanırken, Fransa, İtalya ve Almanya anayasalarından yararlanıldı. Çoğulcu demokrasi anlayışı var. Parlamenter sistem var. Sosyal devlet ilkesini benimser. Anayasanın üstünlüğü ilkesini getirmiştir. (Anayasa mah. Kurulmuştur.)

1924 anayasası milliyetçi devletten bahsederken 1961 anayasası Türk milliyetçiliğinden bahseder.
T. Cumhuriyettir ilkesi aynen var. Egemenlik milletindir var. Egemenlik kanunlarla yetkili organlarca kullanılır der. Buna göre yasama TBMM ve Cum Senatosuna, yürütme Cum ve Bakanlar Kuruluna, yargı  mahkemelere verildi.
1924 anayasasında seçmen yaşı var, 1961 de yok. 1961 anayasasında seçimler eşit, gizli, tek dereceli oy sisteminde olur der.
1924 anayasasında açıkça belirtilmeyen hukuk devleti, bu anayasada açıkça belirtilmiştir.
1961 anayasası yasaların uygunluğunu denetleme yetkisini Anayasa Mahkemesine vermiştir.
1961  “        ile sosyal devlet ilkesi anayasamıza girmiştir. Temel hak ve özgürlükler en geniş   bu anayasada yer alır.
1961    “    1924 den farklı olarak güçler ayrılığını net biçimde ortaya koyar.
1961    “    1924 den farklı olarak iki meclisli parlamento kabul eder. TBMM ve Cumhuriyet Senatosu.
1961    “    sendika, grev, toplu sözleşme,dernek kurma hakkı vermiştir.
1961    “    ile Yüksek Hakimler Kurulu, Yargıtay, Danıştay,Askeri Yüksek İdare Mahkemesi düzenlenmiştir.

1971-1973 arasında Bakanlar kuruluna KHK çıkarma yetkisi verilmiştir.
Üniversiteleri özerkliği zayıflatılmış, TRT nin özerkliği kaldırılmıştır. Tüm haklara sınırlamalar getirilmiştir., Devlet memurlarının sendika kurma yetkisi kaldırılmıştır, yargısal denetim sınırlandırılmış, anayasa mahkemelerine dava açabileceklerin sayısı azaltılmış, Askeri yüksek İdare mahkemesi ve DGMler kurulmuştur.

*1982 ANAYASASI: 07.11.1982
*Kazuistik bir anayasadır, ayrıntıya önem verilmemiştir. En sert anayasadır. Yürütme organı güçlendirilmiştir.
*Cum na TBMM seçimlerini yenileme yetkisi verir
*Cum 4.turda seçilemezse seçimleri yenileme yetkisi verir
*toplantı yeter sayısı üye tam sayısının 1/3 ü kadar, karar yeter sayısı katılanların salt çoğunluğu der.
*siyasi parti grupları en az 20 kişiden oluşur der.

I.KISIM (Genel Esaslar)
1.Madde,  Devletin şekli Cumhuriyettir.
2.madde,  Milli dayanışma Atatürk milliyetçiliği, insan haklarına saygı, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletinden bahseder.
3.madde, TC. bölünmez bir bütündür, bayrağı milli marşı ve başkentinden bahseder.
4.madde, ilk üç madde değiştirilemez.
5.madde, devletin temel amaç ve görevleri sayılmış,
6.madde, egemenlik kayıtsız şartsız milletin der.
7.madde, yasama yetkisi TBMM de der.
8.madde, yürütme yetkisi Cum ve Bakanlar kur. der.
9.madde, yargı, Türk milleti adına bağımsız mahkemelerde der.
10.madde, herkes, kanun önünde eşittir der.
11.madde, anayasa hükümleri bağlayıcıdır der.
II.KISIM (Temel haklar ödevler)
12.madde, Temel hak ve hürriyetleri niteliği. Herkes kişiliğine bağlı dokunulamaz, devredilemez haklara sahiptir.
13.madde, temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması. Ancak kanunlarla olur.
14.madde, temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılması.
15.madde, temel hak ve hürriyetlerin durdurulması.
16.madde, yabancıların emel hak ve hürriyetleri

1982 anayasası hakları 3 gurupta toplar
-Kişinin hak ve ödevleri-Temel hak ve ödevler- negatif statü.
-Sosyal hak ve ödevler- pozitif statü hakları
-Siyasi hak ve ödevler- katılma hakları

Negatif Statü Hakları (Temel haklar)
-Kişinin dokunulmazlığı, maddi manevi varlığı
-zorla çalıştırılma yasağı
-Kişi hürriyeti ve güvenliği
-özel hayatın gizliliği
-konut dokunulmazlığı
-haberleşme hürriyeti
-yerleşme ve seyahat hür.
-din ve vicdan hür.
-düşünce ve kanaat hür.
-bilim ve sanat hür.
-basın hür.
-düzeltme ve cevap hakkı
-dernek kurma, toplantı, mülkiyet hakkı, hak arama hür.
-İspat hakkı

38.madde, Kimse işlemediği bir suçtan cezalandırılamaz. Suçu ispatlanana kadar kimse suçlu değildir.

Pozitif Statü hakları (Sosyal ve Ekonomik Haklar)
-ailenin korunması
-eğitim ve öğretim hakkı
-kamu yararı
-kıyılardan yararlanma, toprak mülkiyeti, tarım…. çalışanların korunması, kamulaştırma, özelleştirme.
-çalışma ve sözleşme hür.
-çalışma hakkı ve ödevi,
-sendika kurma hakkı
-Gençliğin korunması, spor hakkı, sağlık hakkı, konut hakkı.,çevre hakkı…

51.madde, sendika kurma hakkından bahsede.
53.madde, toplu iş sözleşmesi hakkı.
54.madde, grev ve lokavt hakkı.

Katılma Hakları (Siyasi haklar)
-Türk vatandaşlığı (madde 66)
-Seçme seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı (madde 67)
-Parti kurma hakkı ( madde 68)
-Kamu hizmetine girme hakkı (madde 70) her Türk kamu hizmetine girme hakkına sahiptir.
-Mal bildirimi (madde 71)
-Vatan hizmeti
-Vergi ödevi  (madde 73)
-Dilekçe hakkı (madde 74).

III.KISIM (Cumhuriyetin Temel Organları)
-TBMM kuruluşu (madde 75) 550 milletvekilinden oluşur.
-Milletvekili seçilme yeterliliği (madde 76 ) 30 yaşını dolduran her Türk milletvekili seçilebilir.
-TBMM seçim dönemi (madde 77) seçimler 5 yılda bir yapılır.
-Yasama sorumsuzluğu-Mutlak dokunulmazlık- Milletvekillerinin meclisteki düşüncelerinden sorumlu olmamasıdır.
Yasama Dokunulmazlığı – Nispi dokunulmazlık- “    seçim öncesi yada sonrası işlediği suçlardan meclis kararı olmadıkça
sorgulanamamasıdır. (madde 83)
-Milletvekilliğinin düşmesi (madde 84) istifa sonucu veya kesin hüküm giyme ya da kısıtlanma sonucu olur. Genel kurul gizli oyla karar verir. Milletvekili 7 gün içinde Anayasa mahkemesine iptal davası açabilir . An. Mah.15 gün içinde cevap verir.

Bakanlar Kurulunun kanun önerisine Kanun Tasarısı,
Milletvekillerinin     “    “   Kanun teklifi denir. (medde 88.de düzenlenmiştir.) TBMM nin reddettiği tasarı ya da teklifler 1 yasama yılı geçmeden tekrar sunulamaz.
-TBMM de kabul edilen kanunları, Cumhurbaşkanı 15 gün içinde yayımlar. (madde 89). Bütçe kanunları hariç tekrar görüşülmek üzere meclise gönderebilir. Meclis aynen kabul ederse Cum. yayımlar.
-KHK Çıkarma yetkisi. İlk olarak 1961 anayasasına 1971 değişikliği ile Bakanlar Kuruluna verilmiştir. Olağanüstü hallede KHK çıkarma yetkisi Cum. Ve Bakanlar Kur. aittir. KHK ler anayasaya tabidir. Olağanüstü KHK ler tabi değildir. Değiştirme ve iptal davası açılamaz. Temel hak ve ödevler KHK ile düzenlenemez.
KHK resmi gazetede yayımlandığı gün yürürlüğe girer. İleri bir tarih de verilebilir. Kararnameler yayımlandığı gün TBMM ye sunulur. Sunulmazsa yürürlükten kalkar. TBMM kabul etmezse yine resmi gazetede yayımlanarak kalkar.

-Savaş ilanı (madde92). TSK nın kullanılması kararı TBMM ye aittir.

-TBMM başkanı seçme (madde 94) Başkan adayları , meclis içinden, 5 gün içinde bildirilir. Gizli oyla seçim yapılır, İlk iki oylamada üye tam sayısının 2/3 ü, üçüncü oylamada salt çoğunluk aranır. Sağlanamazsa en çok oy alan iki aday arasınsa 4.tur seçim yapılır. en çok oy alan başkan olur. Aday göstermeden itibaren 5 günde tamamlanır. Başkan ve vekili oy kullanamaz.

-Toplantı ve karar yeter sayısı (madde 96 ) Üye sayısının en az 1/3 ü ile toplanabilir, salt çoğunluk  ile karar alabilir, karar yeter sayısı hiçbir zaman ¼ den az olamaz. Bir bakan en çok iki oy kullanabilir.

TBMM nin BİLGİ EDİNME VE DENETİM YOLLARI
-TBMM, soru, meclis araştırması, gensoru, genel görüşme, meclis soruşturması yollarıyla denetim yapar.
SORU : Bakanlar Kur adına sözlü veya yazılı Başbakana veya Bakanlara sorulur.
Meclis Araştırması: En az 20 milletvekili isteyebilir. Belli konuda araştırma yapılmasıdır.
Genel Görüşme: Toplumu ilgilendiren bir konunun Genel kurulda görüşülmesidir. En az 10 milletvekili yazılı önerge verir.
Gensoru (madde 99) : Siyasi parti gurubu adına ya da en az 20 milletvekili verebilir. Verilişinden sonra 3 gün içinde öneri üyelere dağıtılır, 10 gün içinde gündeme alınmasına karar verilir, günü belli edilir, karar alındıktan sonra 2-7 gün içinde görüşülür.
Bakanlar Kurulunun veya Bakanın düşmesi Salt çoğunlukla olur.
Meclis Soruşturması :Başbakan veya Bakanlar hakkında cezai sorumluluklarının araştırılmasıdır. üye sayısının en az 1/10 nun vereceği önerge ile istenebilir. En geç 1 ay içinde gizli oyla karar bağlanır. 15 kişilik komisyon soruşturmayı yürütür.

YÜRÜTME
CUMHURBAŞKANI : (madde 101) TBMM ce 40 yaşını doldurmuş, yüksek öğrenim yapmış, kendi üyeleri yada dışarıdan 7 yıl için seçilir. Dışarıdan üye göstermek için üye sayısının 1/5 i gerekir.
2.kez Cum seçilemez. Parti ile ilişiği kesilir. TBMM üyeliği sona erer.(kuvvetler ayrılığı ile ilgilidir)
*1924 anayasasında dışarıdan birinin Cum seçilmesi yok, diğerlerinde var.
Üye sayısının 2/3 ü ile ve gizli oyla seçilir. Seçime başlandıktan sonra 30 gün içinde sonuçlanır.10 gün aday bildirme 20 gün seçimdir.
Üçer gün ara ile oylamalar yapılır. 3.turda salt çoğunluk sağlayan Cum  olur. Salt  çoğunluk olmazsa 4.tur yapılır. Burada da olmazsa TBMM seçimleri yenilenir.(Bu 1982 anayasasında var)

Görevleri: (madde 104) TBMM de açılış konuşması yapmak, TBMM yi gerektiğinde toplantıya çağırmak, Kanun yayımlamak, tekrar görüşmek üzere meclise göndermek, anayasa değişiklilerini halkoyuna sunmak, kanunların aykırılığına Anayasa Mah. İptal davası açmak, TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar vermek, Başbakanı atamak, istifasını kabul etmek, Başbakanın teklifi üzerine Bakanları atamak, Gerekli hallerde Bakanlar Kur başkanlık etmek, Yabancı temsilcileri karşılamak, Milletlerarası anlaşmaları onaylamak yayımlamak, TSK nın kullanılmasına karar vermek, TSK yı temsil etmek, MGK yı toplantıya çağırmak, başkanlık etmek, Bak. Kur. ile birlikte Sıkıyönetim ilan etmek olağanüstü hal ilan etmek KHK çıkarmak, Kararname imzalamak, ceza hafifletme ya da kaldırma, Devlet Denetleme Kur üyelerini atama, YÖK üyelerini seçme, Rektör seçmek, Anayasa Mah üyelerini, Danıştay üyelerinin ¼ ünü, Yargıtay Cum Başsavcısını ve vekilini, Askeri Yargıtay Üyelerini, Askeri Yüksek İdare Mah. Üyelerini, Hakimler ve Savcılar Yük. Kur. üyelerini seçer.

*Sadece, Vatana ihanetten üye sayısının 1/3 ünün teklifi üzerine ¾ ünün vereceği kararla yargılanabilir.
TBMM başkanı vekalet eder.
*Cumhurbaşkanın tek başına yapacağı işler ve YAŞ kararları yargı denetimi dışındadır.

DEVLET DENETLEME KURULU (Cum Genel Sekreterliği)
Cumhurbaşkanına bağlıdır. Silahlı kuv. ve yargı organlarını denetleyemez.

BAKANLAR KURULU
Başbakan ve Bakanlardan oluşur. Bakanlar üyelerden ya da dışarıdan olabilir. Başbakan önerir, Cum atar. Bakanlar Kur. listesi bir hafta içinde mecliste okunur ve güven oylamasına sunulur. Okunduktan 2 gün sonra görüşmeler başlar, bittikten bir gün sonra oylama yapılır. 45 gün içinde kurulamazsa Cum. TBMM başkanına danışarak seçimlerin yenilenmesini isteyebilir.

Bakana diğer bir bakan vekalet eder.
TBMM kararı ile Yüce Divana verile Bakan, Bakanlıktan düşer. Başbakan Yüce Divana sevk edilirse Hükümet düşer.(istifa etmiş sayılır)
Boşalan Bakanlığa 15 gün içinde atama yapılır.

TBMM genel seçimlerinden önce Adalet, İçişleri ve Ulaştırma Bakanları görevden çekilir. Geçici Bakanlar Kurulu kurulur.

TÜZÜKLER
Kanunların uygulanmasını göstermek ve emrettiği işleri belirlemek amacıyla çıkarılır. Bakanlar kur. Danıştayın onayından geçerek çıkarabilir. Cum imzalar, kanun gibi yayımlanır. Şekil şartı Danıştay incelemesinden geçmesidir.

YÖNETMELİKLER
Başbakan, Bakanlıklar ve Kamu kurum ve kuruluşları kendi iç yapılarını çalışma sistemlerini belirlemek amacıyla çıkarırlar.

MİLLİ SAVUNMA
Başkomutanlık ve Genel Kur. Baş.: Başkomutanı Cum temsil eder.
Milli Güvenliğin sağlanmasından Bakanlar Kur. sorumludur.
Genel Kurmay Başkanı, TSK nın komutanıdır, savaşta Cum adına Başkomutan olur. Başkanı, Bakanlar Kurulu önerir, Cum atar. Başbakana sorumludur.
2-MGK :Cum. Başkanlığında, Başbakan, GK Başkanı, Baş. Yardımcıları, Adalet, Milli Sav, İçişleri, Dışişleri Bakanları, Hava Kara Deniz Kuv. Komutanlarından oluşur. Karalarını Bak. Kur. sunar, Gündemi ,Başbakanın GK Başkanının görüşlerine göre Cum belirler.,Cum yoksa Başbakan başkanlık eder.

OLAĞANÜSTÜ HALLER
*Tabii afet ve ağır ekonomik bunalım sebebiyle. Cum Bakanlar Kur. önerisiyle en fazla 6 ay için ilan edebilir. (madde 119)
*Şiddetin yaygınlaşması kamu düzenini bozulması sebebiyle. Cum  başkanlığında toplanan Bak-Kur, MGK nın görüşü alınarak en fazla 6 ay için ilan edebilir (madde 120)
Olağanüstü hal kararı Resmi Gazetede yayımlanır ve TBMM ye sunulur. TBMM derhal toplantıya çağrılır. Meclis her defasında 4 ayı geçmemek üzere süreyi uzatabilir. KHK çıkarılabilir.

SIKIYÖNETİM, SEFERBERLİK, SAVAŞ HALİ
122.madde, Olağanüstü hallerden daha vahim olaylar olması durumunda (ayaklanma gibi), Cum  başkanlığında toplanan Bak. kur, MGK nın görüşü alınarak en fazla 6 ay için ilan edebilir . Resmi gaz de yayımlanır ve TBMM ye sunulur.  TBMM derhal toplantıya çağrılır. Meclis süreyi uzatıp, kısaltabilir. KHK çıkarılabilir.

Savaş halinde uzatmadaki 4 aylık süre aranmaz.

*Önemli:Sıkıyönetimde Kolluk görev ve yetkileri askeri makamlara geçer, temel hak ve özgürlükler kısıtlanabilir veya durdurulabilir, bazı suçlular sıkıyönetim askeri mahkemelerince  yargılanır.

Merkezi İdare
TC illere, iller de bölümlere ayrılır. İllerin idaresinde yetki genişliği esası  var. Kanunla düzenlenir.

Mahalli İdareler
Mahalli idare seçimleri 5 yılda bir yapılır.

YÜKSEK ÖĞRETİM KURUMLARI
Üniversiteler devlet tarafından kanunla kurulur.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu; Atatürk Araştırma Merkezi, TTK, TDK dan oluşur.

Hakim ve savcılar azlolunamaz (hakimlik teminatı), anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz, haklardan mahrum bırakılamaz. (madde 139)

DGM 2004 yılında mülga kanun oldu.

YÜKSEK MAHKEMELER
Anayasa Mahkemesi : 11 asıl 4 yedek üyeden oluşur, Cum 2 asıl 2 yedek üye seçer, 40 yaşını doldurmuş ,kamuda 15 yıl çalışmış olmak gerekir. gizli oyla üye sayısının salt çoğunluğuyla seçilir.4 yıl için seçilirler. Yeniden seçilebilirler. 65 yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar. Kanunların uygunluğunu denetler. Yüce divan sıfatıyla Cum, Başbakan, Bakanlar , Yargıtay…. başkan ve üyelerini yargılar. Kararı kesindir.

Anayasa değişikliği ve siyasi parti kapatmaya üye sayısının 3/5 ile karar verir. Anayasa Mah. Kararlarını 5 ay içinde alır. İptal kararı geriye yürümez.

Yargıtay: Adliye mahkemelerinin kararlarının son inceleme merciidir.  Hakimler ve Sav. Yük. Kur. tarafından salt çoğunluk ve gizli oyla seçilir. Başkan ve vekilini Cum 4 yıl için seçer.

DANIŞTAY
İdari ve vergi mahkemelerin kararlarının son inceleme merciidir. Başbakan ve Bakanlar Kur. ca gönderilen kanun tasarıları, kamu anlaşmaları, sözleşmeleri iki ay içinde inceleyip bildirir, tüzük tasarılarını incelemek, idari uyuşmazlıkları çözmek, görevleridir.
¾ ü Hakimler Savcılar Yük. Kurulu, 1/4 ü Cum tarafından seçilir.
Üyeleri kendi içinden gizli oyla Başkan seçer. (4 yıl için)
Bağımsızdır, en yüksek idari mahkeme ve devletin en yüksek danışma organıdır. 12 daireden oluşur.

ASKERİ YARGITAY
Askeri mahkeme kararlarının son inceleme merciidir. Üyelerini Cum seçer. Başkan ve vekili rütbe kıdeme göre sırayla belirlenir.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ
Askerleri ilgilendiren işlemlere bakar. Üyelerini Genelkurmay Başkanlığı seçer. Her boş yer için Genelkurmayın göstereceği 3 aday arasından Cum seçer. 4 yıl için. Başkan ve vekili rütbe kıdeme göre sırayla belirlenir

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ
Adli ,idari ve askeri yargı merci arasındaki görev uyuşmazlıklarını çözer. Başkanlığını Anayasa Mahkemesini görevlendireceği üye yapar.

HAKİMLER SAVCILAR YÜKSEK KURULU
Mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimler teminatına göre görev yapar. Başkanı Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanı Müsteşarı tabii üyesidir. Hakim ve savcıları mesleğe kabul etme, atama, nakletme, yükseltme, kadro dağıtma, disiplin cezası verme işlerini yapar. Kurul kararı kesindir, yargı merciine başvurulamaz.

SAYIŞTAY
Daireleri gelir ve giderini , mallarını TBMM adına denetlemek, incelemek, hükme bağlamakla görevlidir .Kararları hakkında 15 gün içerisinde bir kereye mahsusu düzeltme istenebilir. Danıştay ve Sayıştay uyuşmazlığında Danıştay esas alınır. Mali bir denetim organıdır. Vize, Uygunluk belgesi, tescil, görüş bildirme görevleri vardır. Genel uygunluk bildirimini 75 gün içinde TBMM ye sunar

BÜTÇE
Devlet harcamaları yıllık bütçelerle yapılır. Bütçe kanunlarına bütçe dışında hüküm konulamaz.  Bakanlar Kur, bütçe tasarılarını mali yıl başından en az 25 gün önce TBMM ye sunar. 40 üyeli komisyonda incelenir. 55 gün içinde kabul edeceği metni, TBMM de görüşür., karara bağlar.

İNKILAP KANUNLARININ KORUNMASI (5.KISIM – madde 174)
1.Tevhidi tedrisat kanunu
2.Şapka kanunu
3.Tekke ve zaviye kanunu
4.Medeni nikah
5.Beynelminel Erkamın kabulü
6.Türk harflerinin kabulü
7.Efendi, bey gibi lakapların kalkması
8.Bazı kisvelerin giyilemeyeceği kanunu.

*Genel Seçim sonunda YSK nın ilanın takiben 10. gün TBMM Ankara da saat 15 de en yaşlı milletvekili başkanlığında toplanır.

*Anayasanın değiştirilmesi, üye tam sayısının  1/3 ünün yazılı önerisi ile teklif edilebilir .genel kuruda iki defa görüşülür. Teklifin kabulü 3/5 çoğunluğunun gizli oyuyla yapılır. Cum TBMM ye geri gönderebilir. Kanun mecliste 2/3 kabul edilirse Cum kanunu halk oyuna sunabilir.
Geri göndermeden halk oyuna sunarsa Resmi Gazetede yayımlanır. Halkoylamasında yarısından çoğu kabul olmalıdır.1982  Anayasası bu güne kadar 10 kez değişikliğe uğramıştır. 69 madde değişmiştir.

GENEL İDARE
Genel yönetimin merkez örgütü: Cum, Başbakan, Bak. Kur., Bakanları kapsar.
“    “    taşra    “       : İl, İlçe ve bucak yönetiminden oluşur.

Yerel Yönetim Kuruluşları. İl özel yönetimi, belediyeler ve köylerdir.

Hizmetsel Yönetim Kuruluşları: TRT, SSK, KİT gibi.

Denetleme Kuruluşları: DDK, DPK, MGK.

Özel Hukuk Yapılı Kurumlar: Merkez Bankası …

YÖNETİM HUKUKU: (İDARE HUKUKU)  Yeni (Genç), dağınık (tedvin edilmemiş), içtihatlara dayanan, kamu yararına dayanan, taraflar arası eşitsizlik olan, anlaşmazlıkları idari yargının çözdüğü hukuktur.

İdare hukukunun kaynakları: Anayasa- Kanun-KHK-Tüzük-Yönetmelik-Yargı içtihatları-Teamül ve tatbikat-Öğreti.

İDARİ İŞLEMLER
Tek yanlı işlemler:a)Bireysel: Atama gibi  b)Düzenleyici işlemler: Tüzük, Yönetmelik gibi. (ilgilinin rızası ve onayı yoktur)
İki yanlı işlemler :a)İdari sözleşmeler   b)Özel hukuk kurallarına bağlı sözleşmeler.

YARGISAL DENETİME TABİ OLMAYAN İŞLEMLER
*Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler
*YAŞ kararları
*Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu kararları
*Silahlı kuvvetler  mensuplarının disiplin cezaları
*Uyarı ve kınama cezaları.

İDARİ SÖZLEŞMELER
A)mali iltizam sözleşmesi: Mültezim adı verilen kişinin karşı tarafa hizmet götürmesidir.
B)Kamu istikraz Sözleşmesi: tahvil, bono vb. aracılığıyla halktan borç alınmasıdır.
C)Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesi: Kamu hizmetini özel bir kişi kurup işletirse, bunu öngören sözleşmedir.
D)Yer altı ve yerüstü servetlere ilişkin sözleşmeler
E)Orman işletmesi sözleşmesi
F)idari hizmet sözleşmesi.

İDARİ SÖZLEŞME İLKELERİ
Açıklık, serbest rekabet, en uygun bedelin bulunması, sözleşme yapacak kişide belli yeteneğin aranması ilkeleri.
Kapalı teklif, açık artırma ve eksiltme, pazarlık, yarışma usulleriyle yapılır.  İhale kararı alamaya ihale komisyonu yetkilidir. Harcama sözleşmeleri 3 gün içinde sayıştaya gönderilir. Sayıştay 15 gün içinde cevap verir.

YÖNETİMİ ETKİLEYEN ANAYASAL İLKELER
1.Hukuk devleti
2.Sosyal Hukuk Devleti.
3.Laiklik
4.Merkezden ve yerinden yönetim
5.Yönetim bütünlüğü

HUKUK DEVLETİ İLKESİNİN GEREKLERİ
Temel haklar güvenliği (koruyucu haklar, isteme hakları, katılma hakları), yasal yönetim, yasaları anayasayla denetimi, yönetimin yasalarla denetimi, erkler ayrılığı, demokratik rejim.

SOSYAL DEVLET AMAÇLARI
Milli geliri artırmak, adaletli dağılımı sağlamak, özgürlükler için maddi imkan yaratmak, sosyal güvenlik.

YETKİ GENİŞLİĞİ
Genel yönetimin taşrada bulunan üst yöneticilerine belli konularda, merkeze danışmadan karar alma ve uygulama hakkı vermesidir . Yetki genişliği sadece illerde vali tarafından kullanılır.

İDARİ VESAYET
İdarenin bütünlüğü için Merkezi İdareye yerinden yönetim kuruluşlarını belli ölçüde denetleme yetkisi verilmesidir.

*Başbakanlık her yıl bir “Düstur” yayımlar. İçinde o yıl içinde çıkan yasa, tüzük, yönetmelik … yer alır.

*Bir geleneğin hukuk kuralı olabilmesi için süreklilik, genel inanç, devlet desteği gerekir.

*İçtihadı birleştirme kararı resmi gazetede yayımlanır.

*Doktrin (öğreti):Hukukla uğraşanların görüşleridir.

MERKEZDE YARDIMCI KURULUŞLAR
MGK-DPT-Danıştay-Sayıştay-DDK

MGK, ayda bir toplanır, görüşmeler gizlidir, gerektiğinde kamuoyuna bilgi verilir.

DPT, 30 Eylül 1960 da yasa ile kurulmuştur. 1982 anayasasının 166. maddesi kalkınmanın planlı olmasından bahseder. Başbakana ve bir bakana bağlıdır. Yıllık plan hazırlar.

DDK- 1981 yılında kurulmuş, 1982 anayasasında Cum bağlandığı benimsenmiştir. Araştırma ve denetleme kuruludur. Soruşturma yapmaz. 9 üyeden oluşur. Cum atar. Başkanının Cum seçer. TSK ve yargı organları görev alanı dışındadır. Kararları gizlidir. Rapor Cum.na sunulur.

TAŞRA ÖRGÜTÜ
İL YÖNETİMİ- Vali- İl Yönetim Başkanları- Yönetim Kurulu.
VALİ- İller yasa ile kurulur. Vali ilde, devletin, hükümetin ve bakanların temsilcisidir. Vali istisnai memurluktur İçişleri bakanın önerisi, Bakanlar Kurulunun kararı ve Cum onayı ile atanır. İlde genel emirler çıkarır. Kamu düzenini, güvenliği sağlar, kolluk güçlerinden ve olağanüstü durumlarda askeriyeden yararlanır. İlde genel gözetim yapar. Savcıdan kamu davası açmasını isteyebilir. cezaevlerini korur, gözetir. Konsoloslar ile ilişki kurar, vesayet yetkisi vardır.
Merkez ilçeden sorumludur. Vali merkez ilçenin kaymakamıdır.

İl yönetim Başkanları: Valiye bağlıdırlar. Defterdar, Jandarma Komutanı, Emniyet müdürü, kültür müdürü… merkezle yazışmaları vali aracılığıyla yaparlar.

İl Yön Kur.: Vali başkanlığında, Hukuk işleri müdürü, defterdar, milli eğitim müdürü, bayındırlık müdürü, sağlık müdürü, …oluşan kuruldur. Mahalle kurulması, köy kurulması… kararları alırlar.

İL ÖZEL İDARESİ
A)İLGENEL MECLİSİ: İl genel bütçesini kabul eder, yıllık program yapar, istikraz sözleşmesi yapar.
B)İL DAİMİ ENCÜMENİ: İl bütçe tasarılarını inceler, ihale kararı alır, kamulaştırma kararı alır.
İl genel meclisi İl özel idaresinin en yüksek görüşme ve karar organıdır.
İLÇE YÖNETİMİ
KAYMAKAM: İlçe yönetiminin başıdır. Valinin gözetim ve denetimindedir. Kararname ile atanır. Olağanüstü durumlarda askerden yardım isteme yetkisi yoktur.

İlçe yönetim Başkanları: Yazı işleri müdürü, mal müdürü, emniyet amiri, jandarma komutanı…

BUCAK YÖNETİMİ
Kasaba ve köylerden meydana gelir. İçişleri bakanı kararı ve Cum onayı ile bucak kurulur. Bucak müdürü bakar. İçişleri bakanı atar. Vali emrindedir.  Lise mezunu olmak gerekir.

KÖY İDARESİ
yılında çıkan köy kanunu  ile kurulmuştur. A)Köy derneği: Köy İhtiyar meclisi ile muhtarı seçmek, isteğe bağlı işerin zorunlu hale gelmesini sağlamak, belirlenememesi halinde köy imamını seçmek.
B)Köy ihtiyar meclisi: Köy işlerini sıraya koymak, kamulaştırma yapmak.
C) Muhtar: Mevzuat ilan etmek, güvenliği sağlamak, adli işlemleri takip etmek, sağlığı korumak, salgın ve bulaşıcı hastalığı hükümete bildirmek, asker ve vergilerde hükümete yardımcı olmak.

KÖY GELİRLERİ: Salma, İmece, Diğer gelirler.

KAMU MALLARI
Özel mallar- Sahipsiz mallar- Orta malları- Hizmet malları.
Kamu malları satılamaz, kamulaştırılamaz. İpotek yapılamaz, haczedilemez, zamanaşımı ile sahip olunamaz, vergiden muaftır, sınırlı bir kısmı tapu kütüğüne yazılır.

YÖNETİMİN MAL EDİNME YÖNTEMLERİ
KAMULAŞTIRMA (İstimlak)- Konusu taşınmaz mallardır.
TAŞINIR MAL KAMULAŞTIRMASI (İstimval) Olağanüstü dönemlerde yapılır.
Kamulaştırma bedel davalarına Asliye Hukuk Mahkemeleri bakar. Geçici işgali İl İdare Kurulu yapar.

İDARİ KOLLUK
Güvenlik, Esenlik, Sağlık, Genel ahlakın korunması uğraş alanlarıdır.

KOLLUK GÜÇLERİ
Genel             Özel
Jandarma        Köy kolluğu
Polis            Belediye kolluğu
Gümrük     “
Orman       “
Diğerleri

KOLLUK YETKİSİNİ KULLANAN YERLER
Bakanlar Kurulu
İçişleri Bakanlığı
Vali, Kaymakam, Bucak müdürleri
Özel kolluk yerleri

TBMM ‘NİN GÖREVLERİ
*Kanun koymak, değiştirmek
*Bakanlar kuruluna KHK çıkarma yetkisi vermek (Yetki Kanunu ile verir- Olağanüstü dönemlerde yetki kanununa gerek yok)
*Bütçe tasarılarını görüşmek, kabul etmek
*Bakanlar Kurulunu denetlemek
*Ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermek
*Milletler arası anlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak
*Para basılmasına karar vermek
*savaş ilanına karar vermek
*genel ve özel af ilanına karar vermek
*Savaş hali ilanı ve silahlı kuvvetlerin kullanılmasına karar vermek.

NOTLAR
Önemli: TBMM bir yasama yılında en fazla 3 kez tatil yapabilir. Ekim ayının ilk  günü Cum açılış konuşması ile çalışmalarına başlar, TBMM Bütçe komisyonu 40 kişiden oluşur, 25 iktidar, 15 muhalefet üyesi. Cumhurbaşkanın tek veto edemediği kanun BÜTÇE kanunudur. Milletlerarası anlaşmalar kanun niteliğindedir. İtiraz edilemez.

*TBMM toplantı yeter sayısı: üye tam sayısının 1/3 ü (184 kişi)
*TBMM karar yeter sayısı: toplantıya katılanların salt çoğunluğudur. Üye sayısının ¼ ünden az olamaz.
*TBMM üyelerinin %5 i boşalırsa ara seçimlere gidilir.(3 ay içinde karar verilir) Ara seçim her seçim döneminde 1 kez yapılır. Genel seçimsen 30 ay geçmedikçe, genel seçime 1  yıl kala ara seçim yapılmaz.

*Kanun teklif etmeye Bakanlar kurulu ve milletvekilleri yetkilidir.
*Bakanlar Kurulu- Kanun Tasarısı (kanun projesi),  Milletvekilleri- Kanun teklifi verir.

*KHK olağan dönemlerde Bakanlar Kur. tarafından, Olağanüstü dönemde Cum başkanlığında toplanan Bak. Kur. tarafından çıkarılır.
*KHK ile kişi hakları ve ödevleri düzenlenemez. KHK ler  başka tarih belirtilmemişse Resmi Gazetede yayımlandıkları gün yürürlüğe girer.

*Başbakanın Yüce Divana sevki halinde Hükümet düşmüş sayılır.

*Osmanlının yönetim biçimi mutlak monarşidir.

*1961 ve 1982 ortak özellileri: anayasalar askeri müdahaleler sonucu oluştu.(bir kanadı sivil, diğer,i askeridir.) halk oyuna sunularak kesinleşti (1961 %61 evet, 1982 %91 evet) . Sivil kanadın Bakanlar Kur. kurma ve düşürme yetkisi yoktur.

*1961 ve 1982 farkları:Danışma meclisi, temsilciler meclisine göre daha fazla bürokrasi ağırlıklı,1982 anayasası daha kazuistik, daha sert, temel hak ve özgürlükler daha fazla kısıtlanmış, otorite ağırlığı var.

*Parlamenter sistem yarı doğrudan demokrasilerde görülür. Aracı referandumdur. Referandum, Anayasal değişikliğin halk oylamasına sunulmasıdır.

*1982 anayasasında seçimlerin genel oy, eşit oy, gizli, açık sayım , yargı ve denetim organlarının denetiminde yapılması var.
Genel oy, herkesin oy hakkına sahip olasıdır. Eşit oy, sadece bir oy hakkına sahip olmasıdır.

*Kanuni Hakim güvencesi: Hiç kimse tabi olduğu mahkemeden başka mahkemeye çıkarılamaz.

*Sosyal devlet ilkesi ilk kez 1961 anayasasında benimsenmiştir. DPT 1961 anayasasıyla  kurulmuştur.

*Jandarma devlet: devletin görevi savunmadır der.

*Polis devlet: Hukuk unsuru yoktur. Vatandaşlara hukuki güvence verilmemiştir.17.18 yy.da Almanya’da görülmüştür.

*Hangi durumda olursa olsun, yaşama hakkına, kişinin maddi manevi bütünlüğüne dokunulamaz, din vicdan düşünce açıklamasına zorlanamaz, suç ve cezalar geçmişe yürütülemez, karar verilmedikçe kimse suçlu sayılmaz.

*1982 anayasasında hak ve hürriyetler:
A-Kişi Hak ve Hürriyetleri
-Kişi hürriyeti
-Kişinin dokunulmazlığı
-zorla çalıştırılma yasağı
-özel hayatın gizliliği
-din ve vicdan hürriyeti
-düşünceyi açıklama hürriyeti
-basın hürriyeti

B-Sosyal ve ekonomik haklar
-Eğitim ve öğretim hakkı
-Ailenin korunması hakkı
-Özelleştirme
-Çalışma hakkı
-grev ve sendika hakkı
-sosyal güvenlik hakkı

C-Siyasi haklar
-Vatan hizmeti
-Vergi hakkı
-Dilekçe hakkı
-Türk vatandaşlığı hakkı
-seçme ve seçilme hakkı
-kamu hizmetine girme hakkı

*Cumhurbaşkanı Yargıtay üyesi seçemez.

*KARŞI İZMA: Cum. Bakanlar kurulu ile  birlikte yaptığı işlemlerden Başbakan ve Bakanlar sorumludur.

*Cum Genel Sekreterliği (Devlet denetleme kurulu) 1982 anayasası ile Cum kararnamesi ile düzenlenmiştir.

*TBMM genel seçimlerinden önce Adalet, Ulaştırma ve İçişleri bakanları çekilr.

*Olağanüstü Hal İlan etme yetkisi Cum başkanlığında toplanan Bak.Kur.aittir.

*Savaş halinde sıkı yönetim ilan edilir. Diğer olaylarda olağanüstü hal ilan edilir.

*Sayıştay ve Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu, anayasada sayılmış Yüksek mahkemeler arasında yer almaz, fakat yüksek mahkeme statüsündedirler.

*Devletin şekli, Cumhuriyetin nitelikleri, İstiklal marşı, Türk bayrağı ve Başkent Ankara anayasanın değiştirilemeyecek hükümleri arasındadır.

*Laiklik 1924 anayasasına 1937 de yapılan değişiklikle girmiştir.

*Yerel yönetim merkezi yönetime karşı daha demokratiktir, ama ülke bütünlüğü sarsılabilir,Partizanca uygulamalara yol açabilir, mali denetimde güçlükler olabilir.

*Hiyerarşik amirler
Merkez İdarenin başkent teşkilatı    –    Bakan
İl özel idaresi    –   Vali
Belediye idaresi   –    Belediye Başkanı
Köy idaresi   – Muhtar.

*Jandarma kolluk yetki ve görevleri yönünden İçişleri Bakanına bağlı, Eğitim ve öğretim yönünden Genel Kurmay Başkanlığına bağlıdır, Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde örgütlenmiştir.

*Köy korucuları Köy ihtiyar meclisi tarafından tutulur, Kaymakam emri ile işe başlar.

*Sağlık eğitim hizmetleri İdari kamu hizmetlerine, SSK, BAĞKUR, İŞKUR  sosyal kamu hizmetlerine girer.

*Devlet adına imtiyaz verme yetkisi Bakanlar Kuruluna aittir.

*İlk bölgesel kalkınma planı GAP tır.

*Belediye başkanı mazeretsiz kesintisiz 20 gün işe gelmezse Belediye başkanlığı düşer. Belediye Meclisi Belediye başkanı hakkında yetersizlik kararı verirse Belediye başkanı İçişleri Bakanı önerisi ve Danıştay incelemesi sonucu düşebilir.

EKLER

7.5.2004-5170/1 madde kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. devlet bunu yaşama geçirmekle yükümlüdür.
2001-47069-23 Türk ana veya Türk babanın çocuğu Türk’tür.
2001- Vatandaşlar dilekçe verebilir- karşılığı kendilerine yazılı olarak gecikmeden yapılır.
2005-5370/1 RTÜK Kanunu Radyo ve TV istasyonu kurmak, kanunla düzenlenecek şartlarla serbesttir. RTÜK 9 üyeden oluşur.

07.05.2004 tarihinde anayasada yapılan değişiklikler:
1.Kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu, devletin bunu yaşama geçirmekle sorumlu olduğu. Madde 10
2.Savaş dışında kişinin yaşama hakkına, maddi manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz. Ölüm cezalarının infazının önü kapandı. Madde 15
3.Mahkemece verilen ölüm cezaları nedeniyle kişinin maddi manevi varlığına dokunabilme kaldırıldı. madde 17
4.Kanuna uygun basımevleri hizmetten alıkonulamaz. Madde 30
5. Savaş, terör vb nedenlerle ölüm ve müsadere (mala el koyma) cezası verilemez.
6.Mahkemece verilen ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar verme TBMM nin görevleri arasından çıkarılmıştır.
7.Genek Kurmay Başkanının YÖK e üye seçme yetkisi  kaldırılmıştır. YÖK üyelerini Üniversiteler, Bakanlar Kurulu, Cum seçer. Atama yetkisi Cum nındır.
8.DGM yi düzenleyen 143. madde kaldırılmıştır.
9.Sayıştayın Silahlı kuvvetler elinde bulunan malları denetleme yetkisi genişletilmiştir.

ULUSLAR ARASI KURULUŞLAR

AVRUPA BİRLİĞİ
18 Nisan 1951 de altı Avrupa Devleti (Belçika, Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Lüksemburg) Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu adı altında kuruldu.1957 de Roma’da atılan imza ile Avrupa Ekonomik Topluluğu adını aldı.1958 de yürürlüğe girdi.
Üye sayısı bugün 25 dir.

Sonradan katılanlar:
İNGİLTERE 1973, İRLANDA 1973, DANİMARKA 1973 de
YUNANİSTAN 1981, İSPANYA 1986, PORTEKİZ 1986 da,
AVUSTURYA 1995, İSVEÇ 1995İ FİNLANDİYA 1995 de,
*POLONYA, MACARİSTAN, LİTVANYA, LETONYA, ESTONYA, SLOVAKYA, ÇEK CUM, SLOVENYA, MALTA, KIBRIS RUM KESİMİ Mayıs 2004 de üye oldular. 10 ülke.

TÜRK- AB İLİŞKİLERİ
1959 Ortaklık anlaşması için AET ye başvurma
1963 Ankara Anlaşması imzalandı
1964  “        “     yürürlüğe girdi
1973 Katma protokol yürürlüğe girdi, geçiş dönemi başladı.
1987 Tam üyelik başvurusunda bulunuldu.
1996 GÜMRÜK BİRLİĞİ kuruldu.

AB   ORGANLARI
Avrupa Zirvesi
Avrupa Parlamentosu (Birliğin tek demokratik organıdır)
Avrupa komisyonu
Bakanlar Konseyi
Adalet Divanı

AB FİNANSMAN KURULUŞLARI
Avrupa Yatırım Bankası
AB Bütçesi
Avrupa Parasal İşbirliği Fonu
Avrupa Garanti ve yönlendirme Fonu
Avrupa Sosyal Fonu
Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu
Avrupa Kalkınma Fonu

*AB 1 Ocak 1993 de Tek Pazara geçmiştir.
*AB ortak parası EURO dur 1 Ocak 2002 de dolaşıma girdi, AB üyesi olup EURO kullanmayan ülkeler: İngiltere, Danimarka, İsveç

IMF( ULUSLAR ARASI PARA FONU)

Uluslar arası parasal işleri düzenlemek amacıyla 1945 de kurulmuştur. Merkezi Washington’dur. 1997 yılı itibariyle üye sayısı 181 dir.
En yetkili organı Guvernörler Kuruludur. Para birimi SDR dir.(Özel çekme hakları)
Türkiye IMF ye 1947 yılında üye olmuştur.

DÜNYA BANKASI
1945 de kurulmuştur. Üye ülkelere proje kredileri verir. Savaş sonrası yapılanma için yardımda bulunur, gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere mali destek sağlamak amaçlarıdır.

NATO (KUZEY ATLANTİK ANLAŞMASI ÖRGÜTÜ)
Örgütü 4 Nisan 1949 da 12 devlet Washington’da kurdu. (Belçika, Kanada, Danimarka, ABD, Fransa, İngiltere, İzlanda, ,İtalya, Lüksemburg, Norveç, Hollanda, Portekiz) Kuzey Atlantik’te barış ve güvenliği sağlamak amacıdır. Şu an 26  üyesi var. Avrupa Kıtasından olmayan iki ülke ABD ve Kanada. Merkezi Brüksel’de. En yüksek organı Askeri Komitedir.

Sonradan katılanlar:
1952 de TÜRKİYE ve YUNANİSTAN
1955 de FEDERAL ALMANYA
1982 de İSPANYA
1999 da ÇEK CUM, MACARİSTAN, POLONYA
2004 de BULGARİSTAN, ESTONYA, LETONYA, LİTVANYA, ROMANYA, SLOVAKYA, SLOVENYA

*NATO üyesi ülke başkanlarının katılacağı NATO zirvesi 27-29 Haziran 2004 de İstanbul’da yapılmıştır.

HEM AB- HEM NATO ÜYESİ OLAN ÜLKELER
19 ÜLKE- Belçika, Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda,  Danimarka, İngiltere, Lüksemburg, Portekiz,Yunanistan, İspanya,Polonya, Macaristan, Litvanya, Letonya, Estonya, Slovakya, Solovenya, Çek Cum, )

NOTLAR:
*2.Dünya Savaşı sonrası Türkiye’de en büyük ekonomik gerileme 2001 yılında yaşandı.
*2001 yılındaki tek olumlu gelişme ihracatın % 12,3 oranda artmasıdır
*Son 20yıl içinde ekonomide en büyük büyüme1997 de, en büyük küçülme 2001 dedir.
*Dünyada ilk beş ekonomi: ABD-JAPONYA-ALMANYA-KANADA-ÇİN
*Türkiye’de en yüksek enflasyon 1994 de görüldü.
*    “          dalgalı döviz kuru uygulanmaktadır.
*Bankacılığı Bankacılık Denetleme Düzenleme Kurulu denetler.
*Devletçe el konulan mallar, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna aktarılır.
*Piyasada denge sağlamak için döviz alım satımını Merkez Bankası yapar.
*GSMH nın sektörlere göre dağılımı: Hizmetler- Sanayi- Tarım.
*2000 nüfus sayımına göre nüfus artışı % 1,8 dir.
*Ülkemizde işgücünün sektörlere göre dağılımı: Hizmetler- Tarım-Sanayi.
*Türkiye OECD’nin kurucu üyesidir.
*Para yönetimini Hazine yapar.
*Türkiye 2003 de % 5,9 büyümüştür.
*2000 nüfus sayımına göre T.C 67.845 bin nüfusa sahip.
*Nüfusun % 35 i tarımda çalışmakta.
*Türkiye Avrupa Konseyine 1950 de üye oldu.

Türkiye’nin üye olduğu uluslararası kuruluşlar
Asya Kalkınma Bankası (ASDB)
Uluslararası İmar Bankası (BIS)
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Konseyi (KEI)
Gümrük İşbirliği Konseyi (CCC)
Avrupa Konseyi (CE)
Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı (CERN)
Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD)
Avrupa Ekonomik Konseyi (ECE)
Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO)
Gıda ve Tarım Teşkilatı (FAO)
Ticaret ve Gümrük Tarifeleri Genel Anlaşması (GATT)
Uluslararası Atom Enerji,Kurulu (IAEA)
Uluslararası Ekonomik İşbirliği Bankası (IBRD)
Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı (ICAO)
Uluslararası Ticaret Odası (ICC)
Uluslararası Serbest Ticaret Sendikaları Konfederasyonu (ICFTU)
Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi (ICRM)
Uluslararası Kalkınma Birliği (IDA)
İslam Kalkınma Bankası (IDB)
Uluslararası Enerji Kuruluşu (IEA)
Uluslararası Tarım Gelişimi Fonu (IFAD)
Uluslararası Finans Teşekkülü (IFC)
Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu (IFRCS)
Uluslararası Çalışma Teşkilatı (ILO)
Uluslararası Para Fonu (IMF)
Uluslararası Denizcilik Teşkilatı (IMO)
Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı (INMARSAT)
>Uluslararası Telekomünikasyon Uydu Teşkilatı (INTELSAT)
>Uluslararası Polis Teşkilatı (INTERPOL)
>Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC)
>Uluslararası Göçmen Teşkilatı (IOM)
>Uluslararası Standartlaşma Teşkilatı (ISO)
>Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITO)
>Kuzey Atlantik İşbirliği Konseyi (NACC)
>Kuzey Atlantik Savunma Parkı (NATO)
>Nükleer Enerji Kurulu (NEA)
>Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı (OECD)
>İslam Konseyi (ICO)
>Avrupa İşbirliği ve Güvenlik Teşkilatı (OSCE)
>Daimi Hakemlik Mahkemesi (PCA)
>Birleşmiş Milletler (BM)
>BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) (1964 DE Cenevre’de toplandı)
>BM Eğitim, Bitim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO)
>BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR)
>BM Endüstri ve Gelişme Teşkilatı (UNIDO)
>BM Irak-Kuveyt Gözlem Misyonu (UNIKOM)
>BM Filistin Mültecileri Yardım Komisyonu (UNRWA)
>Evrensel Posta Sendikası (UPU)
>Batı Avrupa Konseyi (WEU)
>Dünya Ticaret Sendikası Federasyonu
>Dünya Sağlık Örgütü (WHO)
>Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WPO)
>Dünya Meteoroloji Teşkilatı (WMO)
>Dünya Ticaret Teşkilatı (WTO)

Türkiye’nin kurucu üye olduğu uluslararası kuruluşlar
Uluslar arası Kuruluş        Kuruluş Yılı
BM                1945
UNESCO            1945
OECD                1960
İKÖ                1969
AGİT                1975
KEİ                1992
D-8                1997
ECO                1985
DTÖ                1995

KISALTMALAR
GATT: Gümrük tarifeleri ve ticaret anlaşması
G-5 :Fransa, Almanya, Japonya, İngiltere, ABD
G-7:G-5 + İtalya, Kanada
EFTA: Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi (İng, Danimarka, Avusturya, Portekiz, İzlanda, İsviçre, Finlandiya)
NORDİK TOPLULUĞU: Kuzey Avrupa ülkeleri
LAFTA: Latin Amerika Serbest Ticaret Bölgesi
NAFTA : Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesi (ABD, Meksika, Kanada..) Şili değil.
APEC: Asya ve Pasifik Ekonomik İşbirliği (ABD, Japonya, Brınei, Papua Yeni Gine…) Avrupa ülkeleri üye değil.
ASEAN:Güney Doğu Asya Uluslar arası Örgütü ( Endonezya, Malezya, Myanmar, Laos…)

A-GENEL

Hakkın senede bağlı bulunduğu senetsiz dermeyanın (Öne sürmek, Ortaya koymak) ve devri mümkün olmadığı senetlerdir.

ÖZELLİKLERİ

  • Hak başkasına devredilebilir olmalıdır.
  • Hak nakden değerlendirilebilmeli.
  • Hakla senet arasında sıkı bir bağ vardır. Senetsiz hak ileri sürülemez ve devredilemez.
  • Soyutluk ilkesi yürürlüktedir. Kıymetli evraklar genelde doğumuna sebep olan işlemden bağımsızdır.
  • Kıymetli evrak tipleri kanunda sınırlayıcı sayıda belirtilmiştir.
  • Kıymetli Evraklar sıkı şekil şartlarına tabidir.

Kıymetli Evrakın Çeşitli Açılardan Ayrımı

1-Temsil Ettikleri Hakkın Türü Açısından

a) Para Senetleri: Senette ifadesi bulunan hak paradır.

Bono

Poliçe

Tahvil

b) Pay Senetleri: Senetteki hak bir ortaklık payıdır.

Hisse senetleri

c) Emtia Senetleri: Senetteki hak bir mal üzerindeki mülkiyet hakkını veya aynı hakkı (Eşya üzerinde tasarruf yetkisi veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklar)ifade eder.

Makbuz Senedi:Umumi mağazalara bırakılan mal karşılığında çıkarılan kıymetli evrak niteliğinde senet.

Varant: Umumi mağazalar tarafından çıkarılan ve bu mağazalara bırakılan malların rehin haklarını temsil eden senet.

Konişmento: Bir eşyanın gemiye yükletildiğini veya yükletilmek üzere teslim alındığını belgeleyen ve malı temsil eden,taşıyan tarafından düzenlenmiş kıymetli evrak niteliğinde senet.

2-Hakkın Senetten Önce Varolup- Varolmaması

a )Yaratıcı Senetleri: Hak ancak senetle doğuyorsa

Bono

b ) Açıklayıcı Senetler:Hak senetten öncede varsa

Hisse Senedi

3-Düzenlemesine Sebep Olan İşlemle İlişkisi

a) Soyut Kıymetli Evrak

  • Kambiyo Senetleri: Poliçe-Bono-Çek

b) İlli (Nedensellik)

  • Nama Yazılı Senetler:Konişmento

4-Devir Şekilleri Bakımından

  • Nama yazılı
  • Emre yazılı
  • Hamiline yazılı

a)Nama Yazılı Senetler: Belli bir kişinin adına yazılı olup onun emrine kaydını içermeyen ve yasal olarak da emre yazılı senetlerden sayılmayan kıymetli evrak. Ada yazılı senet.

Tedavül kabiliyeti (Sürümde olma,, Dolaşım) en az ve en zor olandır.

Nama yazılı kıymetli evrakın devri , Devir Beyanı+Teslim ile olur.

b)Emre Yazılı Senetler: Ya senet lehine düzenlenen kişinin adından sonra emrine kaydı bulunmalı, Ya da öyle bir kayıt bulunmamakla beraber senet kanunen emre yazılı senetlerden sayılmalıdır.

Poliçe, Bono, Çek kanunen emre yazılı senetlerdir.

Emre Yazılı Düzenlenemeyecek Senetler

  • İpotekli Borç Senedi
  • İrat Senedi
  • Pay Senedi
  • Tahviller

İpotekli Borç Senedi: Taşınmaz rehniyle güvence altına alınmış, kişisel bir alacağı içeren kıymetli evrak niteliğinde senet.

İrat Senedi: Bir taşınmaz (gayrimenkul) üzerinde taşınmaz yükümlülüğü (gayrimenkul mükellefiyeti) olarak kurulan alacağı içeren kıymetli evrak niteliğinde senetler.

Pay Senedi: Anonim vb. şirketlerde payları temsil etmek üzere çıkarılan kıymetli evrak niteliğindeki senetlerdir.

Tahvil: Anonim ortaklıkların ya da devlet ve öteki kamu kuruluşlarını borç para sağlamak için çıkardıkları kıymetli evrak niteliğindeki senetlerdir.

Emre yazılı senetlerin devri, Ciro+Teslim ile olur.

Ciro:Senedin arkasına yapılan bir devir beyanıdır.

Senedin arkasında yer kalmamışsa senede yapıştırılacak ve Alonj adı verilen kağıt parçası üzerine yapılır.

CİRONUN TÜRLERİ

1.Amaç Yönünden

  • Temlik Cirosu
  • Rehin Cirosu
  • Tahsil Cirosu

2.Biçim Yönünden

  • Tam Ciro: Devredilen kişinin kimliği bellidir.
  • Beyaz Ciro: Sadece devredenin imzası vardır. Devredilen kişi belli değildir.

c)Hamiline Yazılı Senetler

Hamiline yazılı senetlerin devri en kolay olan senetlerdir. Devir için teslim yeterlidir.

Hamiline Düzenlenebilecek Senetler:

1.                    Çek

2.                    İpotekli borç Senedi

3.                    Pay Senedi

4.                    Tahviller

5.                    İrat Senedi

Hamiline Düzenlenemeyecek Senetler:

1.                    Makbuz Senedi

2.                    Varant

3.                    Poliçe

4.                    Bono

1. Senet metninden doğan def’iler senet metninden anlaşılan def’ilerdir. Örn:Vadenin henüz gelmemiş olduğu veya senedin zamanaşımına uğramış olduğu def’i gibi.

2. Senedin hükümsüzlüğüne ilişkin def’iler şeklen geçerli bir senet olmasına rağmen bu senetle sorumluluk altına giren kişilerin bazısına karşı senet hükümsüz olabılır. Örneğin; imzalardan biri sahte (taklit) olabilir.Bu durumda imzası sahte olan kişi açısından senet hükümsüzdür. Bununla birlikte sadece bu kişi herkese karşı senedin hükümsüzlüğünü ileri sürebilir. Senette imzası bulunan diğer kişiler, imzaların bağımsızlığı ilkesi gereği bu hükümsüzlük def’ini ileri süremezler.

3. Kişisel Def’iler: Senedin metni dışında kişisel ilişkilerden doğan def’ilerdir. 3. Kişilere karşı ileri sürülemez,ancak bu kişiler bile bile borçlunun zararına hareket etmişlerse bu def’iler onlara karşı da ileri sürülebilir.

DEF’İ: Bir talep karşısında hakkı kabul edip fakat özel bir sebebe dayanarak ödemekten kaçınma yönünde yapılan savunmadır

Kıymetli evrak kaybolduğunda hak da kaybolmaz, fakat talep de edilemez. Talep edilebilmesi için Ticaret Mahkemesine başvurup kaybedildiğinin tespit ettirilmesi lazımdır. Bununla birlikte eski senedin iptali ve yeni senedin düzenlenmesi konusunda karar alınır.

Hamile yazılı senetler iptal edilemez.

Poliçe : Üçlü bir ilişkiyi düzenleyen senettir.

Keşideci : Senedi düzenleyen,

Muhatap : diğer bir kişiye,

Lehdar : poliçede ismen gösterilmiş olan kimseye belli bir ödeme emrini verir.

Keşideci : senedin ilk borçlusu

Lehdar : senette alacaklı olarak gösterilen,

Ciranta : senedi devralmış, devretmiş kişiler,

Hamil : son elinde bulunduran kişi.

Poliçede şekil şartları

1 Poliçe kelimesi

2 Kayıtsız, şartsız bir bedelin ödenmesi emri

3 Ödeyecek kimsenin (Muhatabın) ad ve soyadı

4 Vade

a Belli bir günde

b Keşide tarihinden itibaren belli bir süre sonra

c Görüldüğünde

d Görüldüğünden belli bir süre sonra

5 Ödeme yeri

a İkametgahlı poliçe

b Adresli poliçe

6 Lehdar

7 Keşide günü ve yeri

8 Keşidecinin imzası

Senet metninde “Poliçe” kelimesinin bulunması gerekir. Metinde “poliçe” kelimesi yoksa senet açıkça emre yazılı olması kaydıyla “Emre yazılı havale” açıkça emre yazılı da değilse “Hükümsüz” sayılır.

Poliçede belli bir bedelin ödenmesi hususunda kayıtsız, şartsız bir emri içermektedir. Aksi halde batıl (Geçersiz) olur.

Poliçede bedelin belirli olmasına karşın, “Görüldüğünde” ve “Görüldüğünden belli bir süre sonra” vadeli poliçelerde gösterilen bedelin üzerinden faiz şartı konulabilir.Bedel senede rakam veya yazı ile yazılabilir. Sadece yazı ile de olabilir. Rakamla yazı arasında bedelde farklılık varsa yazı ile yazılmış olan bedel geçerlidir.

Muhatabın adı ve soyadı, poliçenin esaslı şekil şartıdır. Tacirler üzerine çekilen poliçelerde ticaret ünvanı yazılmalıdır. Tüzel kişilerde ticaret ünvanı yazılmalıdır. Muhabın adı, soyadı yanında ayrıca adresinin gösterilmesi şart değildir. Fakat ödeme yeri gösterilmemişsi, muhatabının ad- soyadının yanında bir yer adı yoksa poliçe hüküm ifade etmez.

Normal olarak poliçeye bir vade konulur. Vadenin yazılması esaslı bir şekil şartı değildir. Poliçede vade yoksa, poliçe geçersiz sayılmaz. Poliçe “görüldüğünde ödenecek vadeli poliçe” sayılır.

a)12 Şubat 1998’de ödeyiniz.

b)Düzenlenmesinden 20 gün sonra ödenecek

c)Bu durunda poliçenin vadesi, düzenlendiği anda belli değildir. Vadenin kesinleşmesi için bu poliçenin ilk önce muhataba kabul için ibrazı gerekir. Kabul olunduğu anda tarih “Tarih Tespit Protestosu” ile belirlenir.

Poliçede ödeme yerinin gösterilmesi gerekir. Ödeme yeri gösterilmemişse muhatabının ad ve soyadının yanında gösterilen yerde keşide edilmiş sayılır. Eğer burada da yer gösterilmemişse, poliçe Batıl (Geçersiz)dır.

a) Keşideci poliçeyi düzenlerken muhatabın ikametgahının bulunduğu mülki birlik içinde başka bir adreste ödeyeceğini beyan etmesidir.

b) Muhatap poliçeyi kabul ederken poliçeyi, kendi ikametgahında değilde, ikametgahının bulunduğu mülki birlik içinde başka bir adreste ödeyeceğini beyan etmesidir.

Lehdar gösterilmeden poliçe düzenlenemez. Poliçe hamiline düzenlenemez. Lehdarın ad ve soyadını bulunması zorunludur.

Poliçenin düzenlediği tarih ve yer poliçe üzerinde yer almalıdır. Keşide yeri düzenlenmemişse, keşidecinin soyadının yanında gösterilen yerde keşide edilmiş sayılır. Eğer burada da yer gösterilmemişse , poliçe batıldır.

Poliçede, keşidecinin imzası yoksa, poliçe geçersizdir. İmzanın mutlaka elyazısı ile olması gerekir. Yetkili temsilci varsa, O’ da imzalayabilir.

BEYAZ POLİÇE

Beyaz bir kağıt üzerine imza atıp, vermek veya poliçenin belli kısımlarının doldurulup bazı kısımları açık bırakılmak suretiyle düzenlenen poliçedir. Lehdar bu poliçeyi istediği gibi doldurabilir.

İMZALARIN İSTİKLALİ İLKESİ

Poliçeye imza koyarak sorumluluk altına giren herkes, diğerinin sorumluluğundan ayrı ve bağımsız sorumluluk altına girer. Diğer imzalar geçerli olmasalar bile her imza sorumluluğunu korur. Her imza atıldığı andaki senet metni ile sorumludur.

POLİÇEDE KABUL

Kabul sadece poliçede söz konusu olur. Bono ve çekte olmaz. Kabul, muhatabı, kambiyo ilişkisine sokan taahhüttür. Muhatap keşideciye gerçekten borçlu da olsa, kabule zorunlu değildir.

Poliçe üzerine “kabulündür” veya benzeri bir şey yazılarak atılacak imza veya sadece imza atmakla yapılır. Muhatabın taahhüt ve sorumluluğunun doğduğu an imza attığı andır. Muhatap kabul ettikten sonra senedi geri vermeden kabul şerhini çizebilir. Bu takdirde kabul olmamış sayılır.

Kabul, kural olarak “kayıtsız, şartsız olmalıdır.” Bu kuralın istisnası; muhatabın, kısmen kabulüdur. Diğer bir istisna adresli poliçedir.

Poliçe, keşide edildiği günden vadeye kadar kabul için ibraz edilebilir. Vade günü ödeme için ibraz yapılır. Kabul hangi gün olmuşsa o günün tarihi atılır. Görüldüğünde ödenecek poliçelerde “ kabul söz konusu değildir.” Kabul için ibraz yeri, muhatabın ikametgahıdır. Poliçenin kabulü için muhataba ibrazı kural olarak isteğe bağlıdır.( İhtiyaridir.)

Kabul İçin İbrazın Mümkün Olmadığı Haller

Görüldüğünde ödenecek poliçeler

Keşidecinin kabule yasaklaması

Keşidecinin kabul için ibrazı belli bir süre yasaklaması

Kabul İçin İbrazın Zorunlu Olduğu Haller

Görüldüğünden belli bir süre sonra ödenecek poliçeler

İkametgahlı poliçeler

Keşidecinin kabul için ibrazı zorunlu kılması

Ciranta tarafından ibrazın zorunlu kılınması

Keşideci poliçenin muhatap tarafından kabul edilmemesi halinde sorumlu olmayacağını şart koşabilir.

POLİÇENİN CİROSU

Poliçe kanunen emre yazılı senetlerden olduğundan devri için Ciro + Teslim gerekir.

Ciro eden, ciro edilene, senetten doğan ve senetten anlaşılan hakları devreder.

Ciro yazılı bir beyandır. Sözlü olamaz. Ciro, senet arkasına ve ya yer yoksa senede yapıştırılan bir kağıt (Alonj) üzerine yapılır. Ciro, kayıtsız, şartsız yapılabilir. Şartlı yapılmışsa geçersiz olmaz, fakat şartlar yazılmamış sayılır. Kımi ciro geçersizdir.çizilmiş ciro yapılmamış hükmündedir.

CİRO

Temlik

Tahsil

Rehin

Temlik Cirosu : Senetten doğan hakların devri amacıyla yapılan cirodur. Bu normal cirodur. Rehin cirosu : Bedeli rehindir veya teminat içindir gibi ibareler konularak yapılır.

Tahsil cirosu : Senet bedelini tahsil etmek için yapılır. Bu ciroya “tahsil içindir, Tevkil içindir”gibi kayıtlar konur.

CİRO, NE ZAMANA KADAR YAPILIR ?

Ciro, senet, lehdarın eline geçtiği andan ödememe protestosu keşide edildiği ve ya bu protestoyu keşide etmek için tanına vadeyi izleyen iki günlük süre sona erdiği ana kadar yapılabilir. Bu süre geçtikten sonra yapılan cirolar, alacağın temliuki hükmündedir. Ciroya, bu nedenle tarih konmalıdır. Poliçenin hamili kim ise tedavül süresince herkese ciro edebilir.

Temlik cirosu Tam ve Beyaz ciro

Rehin ve Tahsil Tam Ciro

Olarak yapılır.

Tam Ciro, Ad-Soyad-İmza

Beyaz Ciro, Sadece İmza

POLİÇEDE AVAL

Aval : Poliçe ile sorumluluk altına giren keşiler lehine verilen bir tür kefalettir.

Aval “Aval içindir” gibi ifadenin yazılıp, altının imzalanmasıyla yapılır.

Avalist : Aval verilen kimseye denir. Avalist kimin lehine aval vermişse onun yanında ve sırasında sorumludur. Avalın kimin lehine olduğu belli değilse, “keşideci” lehine verilmiş sayılır.

POLİÇE ÖDEME

Vadesinde veya vadeyi izleyen iki iş günü içinde, iş saatlerinde yetkili hamil tarafından muhatabın ikametgahında ibraz edilmelidir.

Ödeme için yapılan ibraz poliçe borçlusuna mütemerrit (geciken) kılacağı gibi, ödeme halinde, rücu haklarını kullanılması için gereken protesto keşidesini ilk şartını oluşturu.

Muhatap, poliçeyi öderken ciro silsilesine (arkadaki imzalar) göre hamilin yetkili olup almadığını incelemeli, hamil tarafından bir ibra şerhinin verilmesini istemelidir. Muhatap, vadeden önce senet bedelinin ödemek zorunda değildir.

Muhatap, kısmi ödeme de teklif edebilir. Hamil bu ödemeyi reddedemez. Kısmen ödemişse, ödediği miktar, senet üzerine kaydedilir. Kalan kısım için ödememe protestosu çekilebilir. Vadesinde ve ya vadeyi izleyen iki iş borcundan kurtulmuş olmaz.

POLİÇEDE KABUL ETMEME VE YA ÖDEMEME HALLERİNDE BAŞVURMA HAKLARI

Poliçede asıl borçlu, kabul etmiş olan muhataptır. Fakat, muhatap tarafından kabul ve ya ödeme yapılmadığı zaman poliçede imza atmış olan herkes sırasıyla sorumlu olmaya başlar. Her imza kendisinden sonra gelene senedin muhatap tarafından kabul edileceğini ve vadesinde ödeneceğini garanti etmiş sayılırlar. Bu mekanizmanın işlemeye başlaması kabul etmemem veya ödememe protestosunun çekilmesiyle başlar.

Hamilin Başvurma Hakkı : Hamilin bu hakkı ödemeyi talep şeklindedir. Hamil poliçede sorumlu olan kişilere başvurduğunda poliçenin bedeli ve şart kılınmışsa vadeden itibaren %30 kanuni faiz, protesto veya ihbarnamelerin masrafı , poliçe bedelinin %03 (binde üçünü) aşmamak üzere komisyon.

Ödeyen Kimsenin Başvurma Hakkı : Ödenmiş olan meblağın tamamı, ödeme tarihinden itibaren, bu meblağın %30 kanuni faiz, poliçe bedelinin %02 (binde ikisini) ‘sini aşmamak üzere komisyon.

Başvurma Hakkı: Kural olarak “vadede” poliçenin ödenmemesi halinde doğar. Bazı hallerde ise “vadeden önce” doğar

Bu Haller :

Muhatabın kabulden kaçınması

Muhatabın acz haline düşmesi

Kabul için arzı yasaklanmış bir poliçenin keşidecisinin iflas etmesi

Başvurma Hakkının Doğması Koşulları : Süresinde kabul edilmeme veya ödememe protestoları çekilmiş olmalıdır. Protesto;poliçenin kabul edilmediğinin ödenmediğinin noter vasıtasıyla belgelenmesidir. Bazı hallerde protesto çekilmesine gerek kalmaz. Buna protestodan muafiyet halleri denir.

Protesto Çekilmesine Gerek Olmayan Haller:

İradi Muafiyet Halleri : Keşideci (düzenleyen) poliçe metnini “masrafsız iade” , “Franko’dur”,”protestoludur” gibi bir kayıt koymuşsa hamil , protesto çekmeden başvuru hakkını kullanabilir. Bu kayıtların senet üzerinde yazılması gerekir. Ayrı bir kağıda yazılması halinde geçerli olmaz.

Kanunu Muafiyet Halleri : Muhatap veya kabul için yasaklanmış poliçenin keşidecisi iflas ederse, protestoya gerek kalmaksızın, iflas ilamı (kararı) ile başvurma hakkını kullanabilir.

Bunun dışında; protesto, bir devlet mevzuatı ve ya mücbir bir sebep yüzünden çekilmezse ,(mücbir sebep: beklenmeyen, önlenemeyen sebep) bu sebep, ortadan kalkar kalkmaz, protesto çekilebilir. Bu süre , yani mevzuatve mücbir sebep. Sebep süresi; 30 günden fazla sürmüş eise, protesto çekmeye gerek kalmaksızın hamil, diğer sorumlulara karşı rücu hakkını kullanabilir.

Kabul etmemem ve ödememe protestolarını ilgili kişilere bildirilmesi gerekir. Böyleci bu kimseler, gerekli tedbirleri zamanında alma olanağı bulurlar. Hamil kendi cirantasına (yani senedi kendisine ciro edene)ve keşideciye durumu 4 gün içinde, ihbarı alan cirantalar ise , kendi cirantalarına (yani senedi, kendisine ciro ile devredene) 2 gün içinde ihbar etmekle yükümlüdür.

Hamil : Kendi cirantası ve keşideci:4 gün

Cirantalar-kendi cirantalarına:2 gün

İhbar yükümünün yerine getirilmemesi rücu (baş vurma) hakkını düşürmez, ama kabul için ibraz sorumluluğu varsa bunu yerine getirmeye hamil başvurma hakkını kaybeder. Hamil poliçeyi süresi içinde ibraz etmez ve ya protesto çekmezse başvurma hakları düşer.

Poliçeden Doğan Talep Haklarında Zamanaşımı

Muhatap- Muhataba karşı : 3 yıl

Keşideci- Ciranta- Lehdar : 1 yıl

Ciranta- Cirantaya karşı: 6 ay

Bono : (Emre muharrer) ikili bir ilişkiyi gösterir.

Bono ile borçlu (keşideci), senet lehdarına(müstefidine) senetle gösterilen alacağı vadesinde ödemeyi kabul ve taahhüt eder.

Uygulamada bono , poliçeden daha yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Bonoda Şekil Şartları

1. “Bono” veya “Emre Muharrer Senet” ibaresi

2. Kayıtsız ve şartsız belli bir bedelin ödenmesi vaadi

3. Vade

4. Ödeme yeri

5. Kime ve kimin emrine ödenecekse onun adı- soyadı

6. Keşide günü ve yeri

7. Keşidecinin imzası

Senet metninde “Bono” ve ya “Emre Muharrer Senet” ibaresi yoksa senet açıkça emre yazılı ise emre yazılı ödeme vaadi, açıkça emre yazılı da değilse “hükümsüz” sayılır.

Senet metninde bir bedelin ödenmesi hususunda kayıtsız- şartsız belli bir bedelin ödenmesi vaadini(poliçede ödeme emri vardır.) içermektedir. Aksi halde geçersiz (batıl) olur.

Normal olarak bonoya bir vade konulur. Vadenin yazılması esaslı şekil şartı değildir. Bonoda vade yoksa, bono geçersiz sayılmaz, bu durumda bono, görüldüğünde ödenecek vadeli bono sayılır.

Poliçedeki 4 çeşit vade, bonoda da vardır;

a)Belli bir günde

b)Keşide tarihinden itibaren belli bir süre sonra

c)Görüldüğünde

d)Görüldüğünden belli bir süre sonra

Bonoda ödeme yeri gösterilmemişse senedin düzenlendiği yer ödeme yeri sayılır. Bu yoksa düzenleyenin adının, soyadının yanında yazılı olan yer, bu da yoksa senet geçersiz sayılır.

Lehdar (senette alacaklı olarak gösterilen) gösterilmeden bono düzenlenemez. Bono “hamiline düzenlenemez” lehdarın adını ve soyadının bulunması zorunludur. “Bono, tanzim edenin lehine yazılamaz”.

Senedin düzenleme(ihdas) tarihi, esaslı bir şekil şartıdır. Bu tarih konmamışsa, senet geçersizdir. Bonoda düzenleme yeri gösterilmemişse, keşidecinin adı ve soyadını yanındaki yer, düzenleme yeri sayılır, o da yoksa bono hükümsüzdür.

Bonoda, keşidecinin imzası yoksa, bono geçersizdir. İmzanın mutlaka el yazısı ile olması gerekir. Yetkili temsilci varsa o da imzalayabilir. Bonoyu düzenleyen ve imza eden kişi kabul etmiş muhatap gibi sorumludur.

Çekte üçlü bir ilişki vardır. Çeki çeken (keşideci) muhataba (banka) senette yazılı bedelin ismen gösterilmesi zorunlu bulunmayan bir kişiye ödenmesini emreder.

ÇEKTE ÇEKME ŞARTLARI

Türk hukukunda çek, ancak bir banka üzerine çekilebilir. Bankadan başka kişi üzerine çekilemez. Bankadan başka bir kişi üzerine çekilirse, bu hükümsüz değildir. Havale hükmündedir. Herkes çek çekemez. Çek çekebilmek için:

*Banka ile çek çekecek kişi arasında çek çekme hususunda bir anlaşma olmalıdır.

*Çek çeken kişinin üzerinde tasarruf edebileceği bir karşılık (Provizyon) olmalıdır.

ÇEKTE ŞEKİL ŞARTLARI

1. Çek kelimesi

2. Kayıtsız, şartsız bir bedelin ödenmesi

3. Ödeyecek kimsenin adı ve soyadı

4. Ödeme yeri

5. Keşide günü ve yeri

6. Keşidecinin imzası

Çekte Şekil Şartlarının Özellikleri

1. Vade ve ibraz süreleri

2. Çekte lehdar

3. Çekin devri

4. Çekte ödeme

5. Çekte zamanaşımı

Çekte bir tek vade vardır. Görüldüğünde ödenir. Çek bir tedavül değil, ödeme vasıtasıdır.

İbraz Süreleri

Çek keşide edildiği yerde ödenecekse “10 gün”

Çek keşide edildiği yerden başka bir yerde fakat aynı kıtada ödenecekse ibraz süresi “1 ay” Avrupa ve Akdeniz ülkeleri aynı kıta sayılır.

Aynı kıtalarda çekilip ödenecek olan çeklerde ibraz süresi “3 aydır”.

Lehdar gösterilmesi zorunlu değildir.

Çek hamiline düzenlenebilir

Bono poliçe şekil şartları:

1.                    yazılı düzenleme.

2.                    imzalar el yazısı.

3.                    senet metninde mutlaka bono veya poliçe ibaresi yer almalı.(çeklerde çek ibaresi zorunlu değil.) poliçe ibaresi yoksa senet emre yazılı havale sayılır.emre yazılı havale kabul edilmez. Ancak kabul edilirse poliçe hükmünde olur. İcra iflas kanununa göre kambiyo senetlerine özgü özel takip usulü uygulanmaz. Bono ibaresi eksikse sent emre yazılı ödeme vaadi olur.

4.                    kayıtsız şartsız. Bedel para borcudur. Bedel yazı veya rakamla gösterilebilir. Kayıt ve şartın iki istisnası var:

1.                    bedel kaydı: keşideci ile lehdar arasında olur.

2.                    Faiz kaydı: poliçe ve bonolarda 4 tür vade vardır.

1.                    keşide tarihinden itibaren belli bir süre sonra

2.                    muayyen bir tarihte

3.                    görüldüğünde

4.                    görüldüğünden belirli bir süre sonra

görüldüğünde vadeli bono veya poliçelerde senedin düzenleme tarihinden itibaren 1 yıl içinde ödeme için ibraz edilmesi gerekir. Senette belirli bir vade tarihi yoksa bu görüldüğünde ödeneceğine karine teşkil eder. Keşide tarihinden itibaren 1 yıl geçer ve ödeme talep edilmezse keşideci ödeme sorumluluğundan kurtulmaz sadece hamilin protesto çekip müracaat borçlularına başvuru hakkı ortadan kalkar.

Poliçe kabul edildiyse kabul tarihi, kabul edilmediyse kabul etmeme protestosu çekildiği tarih görülme tarihi kabul edilir. Keşide tarihinden itibaren belli bir süre sonrası için vade konan ve belli bir tarih vadesi konan senetlerde muayyen bir vade olduğundan bunlarda faiz şartı konulamaz. Görüldüğünde ya da görüldüğünden belli bir süre sonra ödenecek senetlerde ise faiz kaydı konulabilir. Bu faiz kapital faizidir.

1.                    ödeyecek kişinin adı ve soyadı.(poliçeler için). Tüzel kişilerde ticaret unvanı!!

Müracaat borçlularına başvurulabilmesi için muhataplardan birisinin poliçeyi kabul etmemesi yeterlidir. Bütün muhataplara başvurulma şartı yoktur.

1.                    lehdarın adı ve soyadı. Tüzelkişi lehdarda ticaret unvanı.

2.                    keşidecinin adı ve soyadı bulunması zorunluluğu yok ancak imzası esaslı şekil şartı.

3.                    keşide tarihi ve yeri. Vade tarihi olarak senedin düzenlenme tarihinden önceki bir tarih gösterilirse senet geçerli olmaz. Keşide tarihinin iki önemi vardır: keşidecinin ehliyeti o tarihten itibaren belirlenir. Görüldükten sonra ödenecek senetlerde vade keşide tarihinden itibaren işlemeye başlar.

4.                    ödeme yeri. Birden fazla ödeme yeri gösterilirse senet geçersiz olur.

Örnek

Pervaneli uçak düştü iki kişinin cesedi yok .Yargıcın yitiklik kararı verebilmesi için 3 koşul gereklidir.

1.      Alttaki 2 durumdan birinin olması gerekmektedir.

  • Kişi ölümü çok olası bir tehlikede bulunması gerekir.
  • Kişiden uzun zamandan beri haber alınamıyor olması gerekir.

1.                  Belli bir sürenin geçmiş olması gerekir. Ölüm tehlikesine dayanarak karar alacaksanız 1 yıl, kişiden haber kesilmişse 5 yıl geçmesi gerekir.

Yitiklik kararıyla birlikte bütün haklar mirasçılara geçer.Kişi gelirse ölmemiş olabilir diye mahkeme mirasçılardan teminat ister.Teminat ; yitiklik kararı ölüm tehlikesine dayanmışsa 5 yıl , haber alınmamasına bağlanmışsa 15 yıl olur.

Evlilik bakımından: Evliliği sürdürmek yada bitirmek sağ kalan eşe kalmıştır.

OLGU 1

A 35 YAŞINDA VE KISITLIDIR. A BİR MALINI SATAR.

a.                  A EYLEM YETENEĞİ BAKIMINDAN HANGİ GURUBA GİRER.

b.                  A’NIN YAPTIĞI İŞLEM GEÇERLİMİDİR NEDEN TARTIŞINIZ

c.                  Bu GEÇERSİZLİĞİN TÜRÜNÜ VE ÖZELLİKLERİ AÇIKLAYINIZ

d.                  A BAŞKALARINA VERDİĞİ ZARARDAN SORUMLU TUTULURMU

e.                  A NIN HAK YETENEĞİ VARMIDIR.

İpucu: Sınırlı yeteneksizce yapılan işlem askıda geçersizdir. Yasal temsilci yapılan işleme onay verir ya da vermez. Yasal temsilci yapılan işleme onay verirse Hicaz denir. Sınırlı yeteneksizler işlemlerini yasal temsilcileri ile yaparlar. İşlemden önce izin almak koşulu ile kendi işlemlerini yapabilirler. İzin alınmadan yapılan işlemler yasal temsilcinin onayına bağlıdır. Bu duruma askıda geçersizlik denir.

Askıda Geçersizliğin Sonuçları:

  • Sözleşme diğer tarafı bağladığı halde sınırlı yeteneksizi bağlamaz. Yasal temsilciyi baş vurulur.
  • Yasal temsilci onay verirse işlem başından itibaren geçerlidir. Yasal temsilci işlemin bir kısmına da onay verebilir. O halde onay verilen kısım geçerlidir. Yasal temsilci işleme onay vermezse işlem iptal edilir.
  • B belli bir süre ister. Bu süre zarfında yasal temsilci izin verirse işle4m geçerlilik kazanır. Yasal temsilci bu süre boyunca sessiz kalırsa işlem geçersiz sayılır.
  • A (sınırlı yeteneksizler) verdiği zarardan sorumludur.
  • A nın hak yeteneği sağ ve tam doğumla başlar

OLGU 2

16 YAŞINDAKİ A, BİSİKLETİ İLE GİDERKEN BİR OTOMOBİLE ÇARPAR. ARACIN SAHİBİ A NIN KAZAYA NEDEN OLDUĞUNU İLERİ SÜREREK 5 MİLYON ZARARIN ÖDENMESİNİ İSTER. YANINDA PARA OLMAYAN A 5 MİLYON LİRALIK BİR SENET İMZALAR.

a.                  A EYLEM YETENEĞİ BAKIMINF-DAN HANGİ GURUBA GİRER.

b.                  A OTOMOBİLE VERDİĞİ ZARARDAN SORUMLU TUTULABİLİRMİ

c.                  A NIN İMZALAIĞI SENET GEÇERLİMİDİR.

d.                  A NIN BABASININ ARAÇTA YALNIZ 3 MİLYON LİRALIK ZARAR VAR DEYİP ÖDEYECEĞİNİ SÖYLEMESİ BU SORUNUN ÇÖZÜMÜNÜ ETKİLERMİ

İpucu: A ergin değildir. Sezgin ise sınırlı yeteneksizdir. Sezgin değilse tam yeteneksizdir. Tam yeteneksiz ise kişi işlem geçersizdir. A (tam yeteneksiz ) verdiği zarardan sorumlu değildir. A sınırlı yeteneksizse verdiği zarardan sorumludur.

OLGU 3

A ARKADAŞI B YE TELEVİZYONUNU KULLANMAK İÇİN ÖDÜNÇ ALMIŞTIR.

a.                  A TELEVİZYONU C YE SATARSA C TELEVİZYONUN MÜLKİYETİNİ KAZANABİLİRMİ NEDEN NASIL

b.                  A B NİN TV SİNİ ÇALMIŞ OLSA İDİ VE DAHA SONRA C YE SATMIŞ OLSA İDİ YUKARDAKİ SORUNUN CEVABI DEĞİŞİRMİ İDİ NEDEN NASIL

c.                  C ÇALINTI TV Yİ İKİNCİ EL SATAN BİRYERDEN ALMIŞ OLSA İDİ İYİ İNYETİ KORUNURMUYDU NASIL

d.                  A 18 YAŞINDAN KÜÇÜK OLSA İDİ YANİ HUKUKİ İŞLEM YAPMA YETENEĞİ BULUNMASA İDİ C NİN İYİ NİYETİ KORUNURMUYDU

İpucu: C iyi niyetli ise malın sahibi olur. Fakat mal sahibinin rızası dışında alınmışsa mal C nin olamaz. A sınırlı yeteneksiz ise Yasal temsilci izin vermezse C nin iyi niyeti önem kazanmaz.

OLGU 4

GERÇEKTE A YA AİT OLAN BİR TAŞINMAZ MAL TAPUYA YANLIŞLIKLA B ADINA TESCİL EDİLMİŞTİR. B KAYDIN YANLIŞ OLDUĞUNU BİLMESİNE RAĞMEN TAŞINMAZ MALI C YE SATMIŞTIR.

a.                  İYİ NİYETİ KİM İSPATLAR

b.                  TAŞINMAZ MALIN GERÇEK DEĞERİ 6 MİLYAR İKEN C MALI B DEN 1,5 MİLYARA ALMIŞ İSE C NİN İYİ NİYETLİ OLDUĞU SÖYLENEBİLİRMİ

c.                  C MALIN MÜLKİYETİNİ KAZANABİLİRMİ KOŞULLARINI BELİRTEREK AÇIKLAYINIZ.

d.                  A ADINA KAYITLI BİR TAŞINMAZI B C YE SATMIŞ İSE C İYİ NİYET İDDİASINDA BULUNABİLİRMİ NEDEN

e.                  İYİ NİYET HANGİ ANDA ARANIR. 3 VE 4 NOLU SORUKARI DİKKATE ALARAK BU SORUYU YANITLAYINIZ.

İpucu: A malın sahibi olduğunu kanıtlamak zorundadır. A C nin iyi niyetli olup olmadığını ispatlar. 3 kişiler bunu ispatlamak zorunda değildir. 3. kişiler için iyi niyet karinası vardır. İspatlamak zorunluluğu yoktur. Aksini iddia eden ispatlar. C 6 milyarlık malı 1,5 milyara almıyorsa ve resmi sicile güvenerek malı satın almış ise C malın mülkiyetine sahip olur. İyi niyet tapudaki işlemde aranır.

OLGU 5

RUHSAL SORUNLARI OLAN 15 YAŞINDAKİ A MALINI B YE SATAR

a.                  A İLE B ARASINDAKİ İŞLEM GEÇERLİMİDİR. NEDEN NASIL

b.                  B SATIN ALDIĞI MALI C YE DEVREDERSE MAL GERİ ALINABİLİRMİ . NEDEN KOŞULLARINI YAZARAK AÇIKLAYINIZ.

İpucu: A sezgin ise sınırlı yeteneksiz. Sezgin değilse tam yeteneksizdir. A tam yeteneksiz ise A ile B arasındaki işlem kesin geçersizdir. Mal C den geri alınır. A sınırlı yeteneksiz ise yasal temsilciden onay alınırsa B malın sahibi olur.

OLGU 6

82 YAŞINDAKİ A BASINDAN KALAN ÇOK DEĞERLİ BİR MALI DÜŞÜK BİR FİYATLA B YE SATAR. A NIN OĞLU A NIN YAŞLILIĞI NEDENİ İLE BUNADIĞINI İLERİ SÜREREK İŞLEMİN İPTALİ İÇİN DAVA AÇAR.

a.                  A NIN HAK YETENEĞİ VARMIDIR. NEDEN AÇIKLAYINIZ

b.                  A EYLEM YETENEĞİ BAKIMINDAN HANGİ GURUBA GİRER. NEDEN

c.                  A İEL B ARASINDAKİ İŞLEM GEÇERLİMİDİR.

d.                  B SATIN ALDIĞI MALI C YE DEVREDERSE MALIN SAHİBİ KİMDİR. NEDEN KOŞULLARINI YAZARAK YANITLAYINIZ.

OLGU 7

SARHOŞ A MALINI B YE SATAR.

a.                  A NIN EYLEM YETENEĞİ VARMIDIR. NEDEN

b.                  A İLE B ARASINDAKİ İŞLEM GEÇERLİMİDİR. NEDEN AÇIKLAYINIZ

c.                  A VERDİĞİ ZARARDAN SORUMLU TUTULABİLİRMİ. A SORUMLULUKTAN NASIL KURTULUR. AÇIKLAYINIZ.

İpucu: a sezgin olmadığı için tam yeteneksizdir. Aile B arasındaki işlem A tam yeteneksiz olduğu için geçerli değildir. Sarhoşların haksız eylem yeteneği tamdır. Verdiği zarardan sorumludur. Ancak sarhoş olasında kusuru yoksa verdiği zarardan sorumlu değildir .

ÖZET

1.                  Sınırlı yeteneksiz adına yasal temsilci işlem yapar. İşlemden önce yasal temsilci işlem için onay verirse sınırlı yeteneksiz işlemi bizzat kendisi yapabilir.

2.                  Tam yeteneksiz (sezgin olmayan kişiler) kişilerin yaptığı bütün işlemler geçersizdir. Haksız eylem yetenekleri yoktur.

3.                  Kesin geçersizlik tam yeteneksizlerim yaptıkları işlemler meydana gelir. Sınırlı yeteneksizlerin yaptığı işlemlerde onay gelmez ise kesin geçersizlik söz konusudur.

İdari fonksiyon yasama yürütme ve yargı dışındakilerdir.Amacı kamu yararıdır.Konusu kamu hizmetleridir. Araçları idari işlemler ve eylemlerdir.İdari fonksiyon kamu gücü kullanılarak yerine getirilir idari fonksiyon süreklidir.Kendiliğinden harekete geçer kişilerle doğrudan ilişki içine girer. İdari fonksiyon kural olarak idare tarafından yerine getirilir
Belli başlı idare hukuku sistemleri
1)Angola Sakson (adli idare) sistemi
hukukun dışında ondan tamamen bağımsız bir idare hukuku sistemi söz konusudur . Ayrı bir idare hukuku sistemi söz konusu değildir Yargı sistemi birliği söz konusudur.
2)Kıta Avrupa Sistemi
İdare uygulanan idare hukuku sistemi vardır.İdari yargı organları denetler.
-İdare denilen bir organ vardır
-bu organa idare hukuku uygulanır
-idari rejimde bir uyuşmazlık mahkemesi vardır
Adli idari ve askeri yargı mercileri arasındaki uyuşmazlıkları giderir
İdare hukuku Fransa da doğmuş gelişmiştir.1790 yılında çıkan kanunla idari ve adli makamların ayrılığı ilkesi benimsenmiş hakimlerin idari yargıya bakması yasaklanmış.1799 yılında Fransız Danıştay’ı kurulmuş bu konsey uyuşmazlığı kendisi çözümlemiyor. Bir tasarıyla devlet başkanına gönderiyor1872 yılında çıkarıla n kanunla uyuşmazlıkları kesin olarak çözümleme yetkisi verilmiş.
1868 Şuray-ı devlet kurulmuş.1922 de kaldırılmış 1924 de tekrar kurulmuş 1927 de faaliyete geçmiş.
Hazine teorisine göre yönetilenlere idarenin eylem ve işlemlerinden zarar görenler varsa bu zararı tazmin 18.yy in 2.yarısında Almanya da ortaya çıkmıştır İslamiyet’teki beytülmale benzer bu teoriyle idarenin sorumluluğu gelişmiştir.
Asıl olarak da hukuk devletinin ortaya çıkmasıyla gelişmiştir
Hukuk Devleti
Almanya da ortaya çıktığı oradan da Fransa’ya geçtiği sanılmaktadır.Yönetilenlere birtakım güvenceler sağlayan devlet demektir.Sadece kural koyan değil koyduğu kurallara bireyler den önce kendisi uyan devlet demektir.
Maddi unsurları
İnsan onuru .Adalet .Eşitlik .Özgürlük
Şekli unsurları
Demokrasi temel hak ve hürriyetlerin güvence altına alınması hakimlik teminatı kuvvetler ayrılığı yargı organının bağımsızlığı belirlilik ilkeleri yasama yürütme yargısal denetimi idarenin kanuniliği ilkesi devletin mali sorumluluğu hukuki güvenlik
Demokrasi nin unsurları
Hukukun üstünlüğü özgürlükçü bir rejimin varlığı milli egemenlik ve serbest seçimler
Serbest seçim usulleri ;Gizli oy açık tasnif ilkesi eşit oy ilkesi seçimlerin yargı organının gözetim ve denetimi altında yapılması oy ilkesi
İnsan Hak ve Hürriyetlerinin Tanınması ve Güvence Altına Alınması
Jellinek in sınıflandırması;
·Aktif statü hakları ;kişilerin devlet yönetimine katılması .Oy verme kamu hizmetine girme hakkı askerlik vergi dilekçe
·Negatif statü hakları ; kişileri topluma ve devlete karşı koruyan hak ve hürriyetlerdir
·Pozitif statü hakları ;kişilerin toplumdan ve devletten isteyebileceği haklardır.An. m:65 tir Devlet mali imkanların yeterliliği ölçüsünde sağlar
Temel hak ve hürriyetlerin modern tasnifi
·1.kuşak haklar ;kişisel ve siyasi hakları içerir
·2.kuşak haklar ;sosyal ve ekonomik hakları içerir
·3.kuşak haklar (dayanışma hakları)I.dünya savaşından sonra ortaya çıkmıştır.Çevre hakkı barış hakkı gelişme hakkı insanlığın kültürel mirasına saygı hakkı çocuk hakları hayvan hakları bilgi edinme hakkı kişisel verilerin korunması
28 Eylül 1977 bireyin idari işlemler karşısında korunması tavsiye kararı çıkarılmıştır AP bakanlar komitesi tarafından
1)dinlenilme hakkı
2)bilgi kaynaklarından yararlanma hakkı
3)hukuki yardım ve temsil
4)gerekçe ilkesi
5)Başvuru: yollarının gösterilmesi

1)Dinlenilme Hakkı
haklarını yada özgürlüklerini zedeler nitelikteki her idari işleme karşı ilgili olay ve kanıtlar ileri sürme ve gerektiğinde ispat araçları sunma hakkı vardır.Bunlar idare tarafından göz önünde tutulur ..Uygun durumlarda ilgiliye elverişli bir şekilde ve olaya uygun bir biçimde yukarıdaki hakları bildirilir
bu kararda bildirilen beş tane hak bir tane usul ilkesi vardır
örneğin ;bir yere baraj yapılacağında oradakilerin dinlenmesi ama idare bununla bağlı değildir.
2)Bilgi edinme hakkı
isteği üzerine ilgiliye idari işlem tamamlanmadan önce bu işlemin uygulanmasında kullanılan bütün veriler hakkında verilmesi mümkün her türlü bilgiyi uygun biçimde ilgiliye iletilir.Ülkemizde bilgi edinme kanunu çıkmıştır
Yargı organları emniyet makamları ve diğer kamu kuruluşları ile kamu idari teşebbüsleri ile özel ve kamuya ait bankalar noterler sigorta şirketi ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadırlar.Kanundaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür.Bu belgeler den örnek alınması vekalet name izasına bağlıdır
3)Hukuki yardım ve temsil
4)İdari işlemin gerekçeli olması
Haklarını ve özgürlüklerini zedeler nitelikteki her idari işleme karşı işlemin dayandığı nedenler üstüne bilgi verilir Gerekçe idari işlemin sebeplerinin yazıya dökülmesidir
Türk hukukunda her idari işlemin gerekçesini belirtme zorunluluğu yoktur
5)Başvuru yollarının gösterilmesi
Yazılı olarak bildirilen idari işlem ilgilinin haklarını yada özgürlüklerini zedeler nitelikte ise olağan başvuru yollarını ve sürelerini gösterir An.m:40/2
Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlandırılması
İdare de kanun dan almış olduğu yetkiyle temel hak ve hürriyetleri sınırlayabilir An.m:13 ve m:43/3
Sınırlamanın sınırları
a.Sınırlama ancak kanunla yapılabilir
b.Sınırlama anayasanın sözüne ve ruhuna aykırı olmamalıdır
c.Sınırlama ancak anayasanın ilgili maddesindeki sebeplere dayanması
d.Temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunamaz ve bu sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz
e.Sınırlamalar laik cumhuriyetin gereklerine aykırı olamaz
Kuvvetler ayrılığı ilkesi
Yargı organının bağımsızlığı ve hakimlik teminatı
Belirlilik ilkeleri
Tabi hakim idarenin şeffaflığı idari işlemlerde istikrar ilkesi hukuki güvenlik;
Yasamanın yargısal denetimi
1982 anayasasında 146-153 maddeleri arasında anayasa mahkemesi düzenlenmiştir
Yürütmenin yargısal denetimi
İdare nin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır Adli ve idari yargı yolu . bir idari uyuşmazlığın adli yargıda çözümlenebilmesi için kanunda düzenlenmesi gerekir.genel kural idari yargıda çözümlenmesidir.
Yasama kısıntısı :anayasa ve kanunda bir idari işleme karşı yargı yolunun kapalı olmasıdır örneğin cumhurbaşkanının tek başına yapabileceği işlemler.
Ayrıla bilebilir işlem kuramı
Aleyhine yargı yoluna gidilemeyen bir idari işlem öncesi için yargı yoluna gidilebilmesidir
İdare nin kanuniliği
Bu ilkenin iki anlamı vardır. Birincisi
Kanuna dayanma boyutu ikincisi kanuna aykırı olmama boyutu idare hem teşkilat hem de faaliyet olarak kanuna dayanmak zorundadır. İstisnası cumhurbaşkanlığı genel sekreterliği
YETKİ GENİŞLİĞİ
Merkezden yönetimin sakıncalarını ortadan kaldırmak amacıyla karşımıza çıkmaktadır anayasa m:126/2 illerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır
Merkezi idarenin taşra teşkilatının başında bulunan amirlerin (valilerin) merkeze danışmaksızın bir kısım yetkilerini merkez adına alması ve uygulaması.

YETKİ DEVRİ
Kanunların açıkça öngörmediği en azından yasaklamadığı durumlarda amirin yetkilerin bir kısmını belli bir süre memuruna devretmesidir
§Disiplin cezası verme yetkisi devredilemez
§İdari vesayet denetimi yetkisi devredilemez
Yetki devri yazılı olarak gerçekleşir 3. kişilere duyurulması gerekmez çünkü idarenin iç düzen işlemedir
Özellikler
Yetki devrinde karar alma yetkisi devredilir
Yetki devri devam ettiği müddetçe yetkiyi devreden o yetkiyi kullanamaz
]Kanunda aksi öngörülmedikçe hukuki sorumluluk yetkiyi devreden makama aittir
Cezai sorumluluk ta devredilene aittir
Yetkiyi devredenin yokluğu yetkiyi sona erdirir.

Yetki genişliği ve yetki devri arasındaki farklar

üYetki genişliği ilkesi illerin idaresi gibi geniş bir alanda uygulanır.Yetki devri ise daha dar bir alanda ve sınırlı olarak uygulanır
üYetki genişliği anayasal ve yasal bir dayanağı vardır Yetki devri ise kanunun izin vermesi en azından yasaklamadığı durumlarda uygulanır
üYetki genişliği süreklidir yetki devri ise sürelidir
üYetki genişliğinde yetki bir üst düzey amire verilir yetki devrinde ise olmayabilir
üYetki genişliği anayasa tarafından verildiği için merkezi idare tarafından geri alınamaz .Yetki devri ise yetkiyi devreden makam bu yetkiyi geri alabilir

İMZA DEVRİ

İdari makamların günlük iş yükünü hafifletmek için kullanılır.Açık bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç yoktur.Yetki devrinden farkı karar alma yetkisinin devredilmemesidir
Özellikleri
ZKarar alma yetkisi devredilemez
Zİmza devrinde bunu devreden makam bunu istediği zaman kullanabilir(aynı anda da olabilir)
ZSorumluluk yetkiyi devreden makama aittir cezai sorumluluk ise imza yetkisi devredilen makama aittir
Z3. kişilere duyurulması gerekmez
Zimza yetkisini devreden kişinin o makam dan sürekli olarak ayrılması imza devrini sona erdirir

Vekalet etme
Bir makamın uzun süre boş kalmasını önlemek amacıyla bir kamu görevlisinin o makama getirilmesidir.vekalet halinde vekil asilin sahip olduğu bütün yetkilere sahiptir .Ölüm yıllık izin hastalık ayrılma gibi durumlarda.
Vekil asilin şartlarını taşımak zorundadır.Vekalet boş makama asilin atanmasıyla ve göreve başlamasıyla sona erer. Asilin yetkilerini kullanabilmesi için mutlaka göreve başlaması gerekir .Asilin göreve başlaması yazısının yazılmasından önce göreve başlarsa zaman bakımından yetkisizlik söz konosudur.
İdarenin Bütünlüğü İlkesi
Çeşitli kamu görevlerinden oluşan teşkilatın bir bütünlük arz etmesi Bir anayasal ilkedir m.123
Hiyerarşik denetim ve idari vesayet denetimi ile sağlanır
1)Hiyerarşi :Astı üste bağlayan hukuki bağdır. Bir idarenin iç idari denetimi olarak ifade edilmiştir. Örneğin bir bakanlıkta söz konusudur Başbakan bakanlıkların tepesinde yer alan bir amir değildir Yasama ve yargıda hiyerarşi söz konusu değildir Kural olarak merkezi idarede söz konusudur. Yerinden yönetimde kendi içinde söz konusudur. Valinin il özel idaresinde görevli olması ve merkezi idare içinde görev almasına ikili görev denir.
Hiyerarşinin kapsamı ve ilkeleri
Amir memurun memuriyet durumuna ilişkin bir takım işlemler tesis eder.örneğin izin sicil tescili disiplin cezası ödüllendirme tayin işlemi gibi
Amir memuruna direktif verebilir. Memurun her hangi bir itiraz ve dava hakkı söz konusu değildir.
Konusu suç teşkil eden emir uygulanmaz. Emri yerine getiren sorumluluk tan kurtulmaz. Amir aynı zamanda memurun işlemlerini denetleme yetkisine sahiptir. Amirin memuru üstündeki denetime hiyerarşik denetim denir
ÖZELLİKLERİ
Ftek bir tüzel kişilik tek bir idare içinde söz konusudur.
FHiyerarşik amir yetkilerini doğrudan kullanabileceği gibi bazen bir üçüncü kişinin başvurusu üzerine de kullanabilir.

FHiyerarşik denetimde amirin işlemlerine karşı idari ve yargısal denetim yoktur.

FHiyerarşik denetimde işlem yapıldıktan sonra kaldırmak uygulamasını durdurmak ertelemek iptal etmek değiştirmek onamak onamamak düzeltmek gibi amir yetkilere sahiptir. Memurun görev alanına giren konularda onun yerine karar alamaz.

FAmir memurun işlerini hem hukuka uygunluk hem de yerindelik bakımından denetler.

2)İdari vesayet denetimi
Kural olarak merkezi idare de yer alan bir birim yerinden yönetimlerde yer alan bir birimi denetler.Anayasa m:127 İdari vesayet denetimi yerinden yönetimlerin bir istisnasıdır. Kaymakamların muhtarlar üzerindeki denetimi. Barolar birliğinin barolar üzerindeki denetimi gibi…
Özellikleri
Yerinden yönetim kuruluşlarının işlemleri eylemleri organları ve personeli üzerinde söz konusudur.
Hem işlem den önce hem işlemden sonra yetkileri söz konusudur.
Eylemler üzerinde merkezi idare yerinden yönetim kuruluşlarını teftiş eder
]Organları üzerinde denetim örneğin yerinden yönetim kuruluşlarını toplantıya çağırır. Kural olarak fesih etme yetkisi yoktur merkezi idare sadece fesih makamını harekete geçirme yetkisi vardır
]Personel üzerinde denetim kadro tashihi atama yapılması bazen de yerinden yönetim kuruluşlarının görevden uzaklaştırılmasıdır.Anayasa m:127/4

İl genel idaresi vali il şube başkanlıkları il genel meclisinden meydana gelir.

KAMU GÖREVLİLERİ

Kamu görevlileri idarenin insan unsurunu oluşturan gerçek kişiler olarak karşımıza çıkar. Kamu görevlisine kamu ajanı kamu personeli… daha kapsamlı olarak memurlar denir. Bunları düzenleyen 657 sayılı DMK dır. Kamu görevlileri bir teşkilata bağlı olarak görev yaparlar kamu hizmeti ifa ederler. Avukatlar fırıncılar taksiciler de kamu görevi ifa ederler fakat bunlar kamu personeli değildir.
Geniş anlamda kamu görevlisi:hukuki durumuna bakılmaksızın kamu rejiminde görev yapanlara denir. Uyuşmazlıkların bir kısmı idari yargıda bir kısmı adli yargıda çözümlenir. Örneğin Başbakan Cumhurbaşkanı Milletvekilleri Muhtarlar İşçiler..
Dar anlamda kamu görevlisi:Devletin siyasi yapısı dışındakiler ve kamu kesiminde çalışsa bile özel hukuka tabi olan kişiler dışındakiler. Önemli olan husus bu işi bir meslek memurluğu olarak yapmalarıdır. Bundaki uyuşmazlıklar idari yargıda çözümlenir. Dar anlamda kamu görevinin kapsamı anayasa m:128/1
Kamu kurum ve kuruluşlarının yürütmekle görevli oldukları kamu hizmetlerin gerektirdiği asli ve sürekli görev yapan bu kişiler ise memurlar ve diğer kamu görevlileridir. Asli ve sürekli görevden kasıt bir kadroya bağlanmasıdır. Diğer kamu görevlilerinden kasıt memurlar dışında idare ile kamu hizmetlerinin asli elamanı sayılan bir görevde çalışan kişileri kapsadığı söylenebilir. DMK nın 1. maddesinde belirtilen : hakim ve savcılar ile askerler bu kavram içine girerler. Mevzuat gereği asli ve sürekli bir biçimde bir kadroya bağlanan –sözleşmeli personel hariç –dmk nın 4.maddesinde belirtilen sözleşmeli personel geçici personel devletin siyasi teşkilatı için görev yapanlar ve işçiler bu kavramın dışında bırakılmalıdır.
KAMU GÖREVLİLERİNİN TASNİFİ
Beş başlık altında toplanır
1)Hizmete alınmaları yönünden
ÁKendi istekleri ile
ÁZorla göreve alınanlar
İstisna zorla kamu görevine alınmasıdır. Biz bunlara mükellef yükümlü veya ödevli deriz. Mükellefiyet kanunla olur ancak geçicidir. Yerine getirmeyen kişiye cezai müeyyide uygulanır. Her hangi bir maaş ve ücret almazlar. Cüzi bir miktar verilebilir. Örnek olarak askerleri verebiliriz.
2)Ücretleri bakımından tasnif
ÁÜcret karşılığı alınanlar
ÁÜcretsiz çalışanlar

İstisna ücretsiz çalışanlardır. Askerler,belediye encümeninde çalışanlardır. Bunların aldıkları ücrete huzur hakkı denir. Biz bu görevlilere fahri ajan diyoruz.
3)Hizmet süreleri yönünden kamu görevlileri
ÁSüreli
ÁSürekli
Kamu görevlilerin bir kısmı sürekli olarak görev yaparlar yani emekli oluncaya kadar. Süreli olarak görev yapanlar örnek olarak ise cumhurbaşkanı başbakan milletvekilleri örnek gösterilebilir.
4)Hizmetin asli yada yardımcı elamanı olmaları bakımından
ÁAsli unsur olarak görev yapanlar
ÁYardımcı olarak görev yapanlar
5)Uygulanan hukuk kuralları bakımından
ÁKendilerine kamu hukuku kuralları uygulananlar
Á “ özel hukuk kuralları uygulananlar
Kamu görevlilerinin bir kısmına özel hukuk kuralları uygulanır. Örneğin işçiler.

657 SAYILI DEVLET MEMURLARI KANUNU
DMK nın temel ilkeleri
1) Sınıflandırma : Görev ve personel esas alınarak hizmet birimlerini bir gurupta toplamaktır. Başlıca iki sistem söz konusudur.
a) Kadro sınıflandırması
b)Rütbe veya personel sınıflandırması
kadro sınıflandırmasında göreve ağırlık verilir. Ödev yetki sorumluluk bakımından birbirine benzeyen kadrolar aynı sınıf içinde toplanır. Daha sonra bu personele alınacakların nitelikleri belirlenir. Kişiden ayrı soyut bir statüdür. Amerika ve kanada da uygulandığı söylenir.
Rütbe sınıflandırmasında ise görevliye ağırlık verilir. Kariyer sisteminin kurulmasına ağırlık verir. Hizmete sınıfın üst derecelerinden başlamak ve girmek olanağı yoktur. Kamu personelinin ücretinin belirlenmesinde rütbe en önemli etkendir. Ücret yapılan işe göre değil bireyin niteliklerine göre belirlenir. İngiltere de uygulanır.
Türkiye de dmk nın benimsediği sınıflandırmanın da rütbe sınıflandırması olduğu söylenebilir.
Kitap sayfa 274
Dmk m:45/1

2)Kariyer ilkesi: Uzun yıllar çalışan memurun emeğinin karşılığının verilmesidir. Belirli bir görevi ifa etmesi için istihdam edilir bu da görev ilkesidir.
3)Liyakat ilkesi: İşin ehil kişilere bırakılmasını ifade eder. Memur güvenliğini sağlayan bir ilkedir. Bunun tersi kayırma sistemidir.

DMK YA Göre Kamu Görevlileri (İstihdam Şekilleri)
1)Memurlar
2)Sözleşmeli Personel
3)Geçici Personel
4)İşçiler

1)MEMURLAR
-Asli ve sürekli istihdam biçimi
-Yasama organı tarafından düzenlenir
-Daha önceleri hizmet sözleşmesi şimdi statü ilişkisidir

DMK da ki tanımdan çıkarılacak sonuçlar

a) Devlet yada diğer kamu tüzel kişiliklerinde çalışacak
b)Genel idare esaslarına göre yürütülen kamu hizmetlerini ifa etmesi gerekir
c)Gördüğü hizmetin asli veya sürekli kamu hizmeti niteliğinde olması veya kadroya bağlanmış olması lazım
Not:TCK da kamu görevlisi tanımlanmış

2)SÖZLEŞMELİ PERSONEL
Bu uygulama istisnaidir geçicidir. Uzmanlık ister. Kadro söz konusu değildir. Bu kişi ile idare arasında sözleşme akdedilir. Bu bir “idari hizmet sözleşmesidir”
Uyuşmazlık mahkemesi ilke kararı:
Özelleştirilen veya özelleştirme kapsamında bulunan KİT ler de sözleşmeli veya kapsam dışı personel olarak çalışanların kurumları ile olan ilişkileriyle meydana gelen uyuşmazlıklar idari yargıda çözümlenir.
Kapsam dışı personel : KİT’lerde iş kanununa tabi olup sendikalarla işveren arasında yapılan toplu iş sözleşmelerinden yararlanan kapsam içi,yararlanmayan kapsam dışı personeldir.

3)GEÇİCİ PERSONEL
1 yıldan az süreli veya mevsimlik “idari hizmet sözleşmesi” vardır.

4)İŞÇİLER
İş kanunu hükümlerine tabidir.DMK da tanımı yoktur. İş kanunundaki tanım:Bir iş veya hizmet sözleşmesiyle çalışan kişidir.
Devlet Memurluğu Statüsü
Memurluğa girişte bir takım ilkeler vardır
1)Anayasal ilkeler
ana m:70 a)serbestlik b)eşitlik c)görevin gerektirdiği niteliklerden başka niteliklerin aranması
örneğin yabancı eşle evlilik: İstihbaratta çalışanlar ve hakim savcılar yabancılarla evlenemezler.
2)Kanuni şartlar
DMK m:48
Genel Şartlar
1)Vatandaşlık
2)Yaş
3)Öğrenim
4)Kamu hizmetlerinden yasaklı olmamak
5)Mahkumiyet
6)Askerlik
7)Sağlık
1)Vatandaşlık
ana m:66 Eşi yabancı olabilir. Çifte vatandaş olabilir(Danıştay kararı) Yabancılar kamu kesimindeki bazı işlerde sözleşmeli personel olarak çalışabilir.
Türkiye Adalet Akademisi Kanunu m:22!
2)Yaş
18 yaş şartı aranıyor istisna m:40 15 yaş hemşirelik.DMK da azami yaş sınırı düzenlenmemiştir. Kurumlar özel düzenleme getirebilir. Hakim ve savcılar kaymakamlarda da üst sınır 30 yaştır.
3) Öğrenim
DMK m:41 Genel olarak orta okulu bitirenler memur olabilir.
4) Kamu hizmetlerinden yasaklı bulunmamak
yasaklı olanlar memur olamaz.
5) Mahkumiyet
Taksirli suçlar devlet memurluğuna engel değildir. m:98 sonradan bu şartları kaybederse o kişinin memurluğuna son verilir. 765 sayılı TCK da eksik veya tam teşebbüs aşamasında kalmasının bir önemi yoktur. Suça asli veya feri iştirak etmenin bir ayrımı yoktur. Önemli olan mahkeme kararıdır.
6 aydan az hapiste ayrı suçların içtimasına bakılmaz sadece tek suçun süresi önemlidir. Hafif hapis cezası memuriyete engel teşkil etmez. Ağır hapis veya 6 aydan fazla hapis cezasının para cezasına çevrilmesi memuriyete engel teşkil etmez. Buna rağmen madde de sayılan suçlar engeldir. Madde de geçen yüz kızartıcı suçlar eleştirilmiştir çünkü TCK da böyle bir kavram yoktur. Aynı şekilde maddedeki affa uğramış olsalar bile ifadesi affın mantığına ters düşmektedir.
6)Askerlik
Ya askerlikle bir ilgi bulunmayacak
Ya askerlik çağına gelmemiş olacak
Askerlik çağına gelmiş olanlar ise muvazzaf askerlik görevini erteletmiş yapmış veya yedek sınıfa geçirilmiş olmalıdır.
7)Sağlık
Bir kişinin memur olabilmesi için kural olarak görevini yapmasına engel teşkil edecek beden ve akıl sakatlığının bulunmaması akıl sakatlığı olmamalıdır.
Özel Şartlar
Madde 48/b

MEMURLUĞA GİRİŞ USULÜ
İdarelerin sınav açıp açmama konusunda takdir yetkisi vardır.
DMK m:46 m:47 duyurma m:48 genel özel şartlar m:49 sınavlara katılma m:50 sınav şartı m:51 sınav sonucu m:53 sakatların devlet memurluğuna alınması
Aday olarak atanma: Atanma önce aday olarak olur. Sınavlarda başarılı olanlar önce aday(namzet) memur olarak atanır. Bu bir şart işlemdir. Adaylık süresi 1 yıldan az 2 yıldan fazla olamaz. Bu süre içinde aday memurun başka kurumlara geçmesi olamaz. Aday memurlara asaletleri tasdik oluncaya kadar kademe ilerlemesi uygulanmaz.
Madde 56:Adaylık süresi içinde göreve son verme. Temel eğitimden başarısız olma. Bu süre içinde memurlukla bağdaşmayacak işler yapmak devamsızlık
Madde 57/2 olumlu sicil alamıyorsa asaleten atanmaz. Danıştay:adaylık süresinin sonunda ya asaleten atanır veya görevine son verilir. Asaleti onaylanmamışsa adaylık süresinin sonunda onaylanmış sayılır. Uyarma kınama aylıktan kesme kademe ilerlemesinin durdurulması aday memurları uygulanır. Fakat memurluktan çıkarma disiplin cezası uygulanmaz. Hal ve hareketlerin adaylık süresi içinde olması gerekir.
Madde 57/2 adaylık süresi içinde-sağlık nedenleri hariç-memurlukla ilişkisi kesilen adaylar 3 yıl memurluğa alınmaz.

Asli Memurluğa Atanma
Danıştay asaletleri onanmış memurların asli devlet memurluğu sıfatları kazanılmış haktır. Yani tekrar adaylığa dönmeleri söz konusu değildir. DMK m.58/1 asli memurluğu düzenler.Atamaya yetkili amirler 2451 sayılı kanunda sayılmıştır.
Bunların dışında DMK istisnai memurluğa atanma düzenlenmiştir m.59-61. m.60 Atanacakların şartlarını düzenlenmiştir. Danıştay istisnai memurluğa atananlara aday memurluk statüsü uygulanmayacaktır diyor.
Alt derecelerden atanma(olağan dışı yükselme yöntemi) DMK m.68/b de düzenlenmiştir.
İdari görevlere atanma m.69
Yer değiştirme suretiyle atanma m.72
Karşılıklı olarak yer değiştirme suretiyle atanma(becayiş) m.73
Kurumlar arası atanma m.74
Kurum içi naklen atanma m.76
Vekaleten atanma m.86 Asil de hangi şartlar aranıyorsa vekilde de o şartları taşımak zorundadır.
Memurluktan çekilenlerin yeniden atanması m.92
Emeklilerin yeniden atanması m.93
Atamalarda görev yerine hareket m.62 Başka yerlere atananlar 15 gün içinde görev yerine hareket ederler. Bu 15 günlük süreye mehil müddeti denir. Bu süreye yol süresi dahil değildir. Maddede aynı yer ve farklı yer terimleri belirlenmemiştir uygulamaya bırakılmıştır.
Meram – meram = aynı yer
Meram-Selçuklu=farklı yer
İlk defa veya yeniden göreve atanan memurlar belge ile ispatı mümkün olanlar dışında göreve başlamamışsa iki ay içerisinde göreve başlamamışlarsa 1 yıl süreyle memur olamazlar m.63 Örneğin Ankara ya atandın gitmedin dava açtın dava açmak göreve başlamamak için engel değildir.
DEVLET MEMURLARININ ÖDEV VE YASAKLARI
Ödevleri
Anayasa ve kanunlara sadakat DMK m.6
Tarafsızlık ve devlete bağlılık m.7. Bir memur TC vatandaşlığından ayrılmak istemiş idarede bu ilke gereği memurluktan çıkarmak istemiş Danıştay bozmuş.
Davranış ve işbirliği ödevi m.8,9
Amirin emrine uyma ödevi m.11 Any m.137
Mal bildiriminde bulunma ödevi m.14 Any m.71
3628 sayılı kanun: muhtarlar ve ihtiyar heyeti hariçtir.m.3 hediyeyi düzenlemiş
Madde 3 – Yukarıdaki maddede sayılan kamu görevlileri, milletlerarası protokol, mücadele veya nezaket kaideleri uyarınca veya diğer herhangi bir sebeple, yabancı devletlerden, milletlerarası kuruluşlardan, sair milletlerarası hukuk tüzelkişiliklerinden, Türk uyruğunda olmayan herhangi bir özel veya tüzelkişi veya kuruluştan; aldıkları tarihteki değeri on aylık net asgari ücret toplamını aşan hediye veya hibe niteliğindeki eşyayı aldıkları tarihten itibaren bir ay içinde kendi kurumlarına teslim etmek zorundadırlar. Ancak, yabancı devlet adamları ve milletlerarası kuruluş temsilcileri tarafından verilen imzalı hatıra fotoğraflarının çerçeveleri bu madde hükümlerine dahil değildir.

Hediyelerin bedellerinin tespiti çıkarılacak yönetmeliğe göre Maliye ve Gümrük Bakanlığınca yapılır.
m.4 Haksız mal edinme
m.5 Bildirimlerin konusu
m.7 Bildirimlerin yenilenmesi.m.9 Bildirimlerin gizliliği.Ancak “kamu görevlileri etik kurulu” mal bildirimlerini gerektiğinde inceleme yetkisine sahiptir. Mal bildirimindeki bilgilerlin doğruluğunun kontrolü amacıyla ilgili kişi ve kuruluşlar(bankalar ve özel finans kurumları dahil) talep edilen bilgileri en geç 30 gün içinde kurula vermekle yükümlüdürler.
Bildirime uymayanlara verilen cezalar m.10
m.11 gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunma
m.12 13 14 15 16
Bu kanunda ve bankalar kanununda 4483 sayılı kanun uygulanmaz. Çünkü idare içinde yargılanır izin verilir ceza mahkemesinde yargılanır cumhuriyet savcısı dava açar.
Müsteşar vali kaymakam 4483 sayılı kanun hükümlerine tabidir.
m.18 suçun ihbarı
m.19 soruşturma usulü
m.20 bilgi verme zorunluluğu. Özel kanunlarında aksine hüküm olsa bile. Makul bir süre içinde bilgi vermek zorundadırlar.
m.21 asker kişilerin soruşturulması askeri savcılar soruşturulur.
Resmi belge araç ve gereçleri iade etme ve izin verilen yerler dışına çıkarmama
]Bizzat iş başında bulunma ödevi m.99-101 memurların haftalık çalışma süreleri 40 saattir.m.160 günlük çalışma süreleri
]Kılık kıyafet kurallarına uyma ödevi DMK ek madde 19
]Memuriyet yerinde ikamet etme ödevi ek madde 20 bir ilin içinde farklı yerlerde oturma buna aykırı değildir.
Yasakları
]Dernek kurma ve derneklere üye olma yasağı Any.m.33 dernekler kanunu m.3 fiil ehliyetine sahip gerçek ve tüzel kişiler önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir. Ancak Türk silahlı kuvvetleri mensupları ve kolluk kuvvetleri mensupları ile kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri hakkında özel kanunlarında getirilen kısıtlamalar saklıdır. Vakıflarda üyelik söz konusu olmaz memurların vakıf kurmalarına ilişkin hükümler dernek kurmalarına ilişkin hükümler gibidir.
]Siyasi partilere girme yasağı DMK m.7 Any m.68
]Basına bilgi veya demeç verme yasağı m.15 devlet memurları kamu görevleri hakkında basına bilgi veremezler.
]Toplu hareket yasağı m.26 birden fazla memur tek bir dilekçeyle şikayet yapamaz.
]Grev yasağı m.27
]Ticaret ve diğer kazanç getirici şeylerde bulunmama yasağı komandite:şirket borçlarıyla ilgili sorumlulukları tüm malvarlığıyla olan. Komanditer ortak: şirket borçlarıyla ilgili sorumlulukları şirkete koydukları sermayeyle sınırlı olan ortak. Memurlar adi şirketlere ortak olamazlar. Çünkü adi şirketin ortağı tacir sayılır. Anonim şirkette kurucu, yönetim kurulu üyesi,şirket temsilcisi ve limitet şirkette de müdür olamazlar. Memurlar A.Ş. de ortak,komandit şirkette komanditer ortak olabilirler.
]Hediye alma ve menfaat sağlama yasağı m.29,30 29/2 ek fıkra:Kamu görevlileri etik kurulu hediye kapsamını belirlemeye en az genel müdür veya eşiti seviyedeki üst düzey kamu görevlilerince alınan hediyelerin listesini gerektiğinde her takvim yılının sonunda bu görevlilerden istemeye yetkilidir.
]Gizli bilgileri açılama yasağı m.31 Görev sona erse bile
]2. görev alma yasağı m.87 istisna örneğin bir öğretmen aynı zamanda okul müdürü de olabilir.
]Ayrıldığı kuruma karşı görev alma yasağı 2531 sayılı KAMU GÖREVLERİNDEN AYRILANLARIN YAPAMAYACAĞI İŞLER HAKKINDA KANUN.Bu kanun kapsamına giren yerlerdeki görevlerinden ayrılanların(her ne sebepte olursa olsun) ayrıldığı tarihten önceki 2 yıl içinde hizmetinde bulunduğu kuruma karşı ayrıldığı tarihten başlayarak 3 yıl süreyle kurumdaki görev ve faaliyet alanlarıyla ilgili konularda doğrudan doğruya veya dolaylı olarak görev ve iş alamaz taahhüde giremez komisyonculuk ve temsilcilik yapamazlar. Buna aykırı hareket edenler hapis ve ağır para cezası uygulanır.
Hakları
]Hizmet ve çalışma hakkı Any m.49,70 DMK m.45 Bir memur emekli oluncaya kadar belli bir görevde çalışacak diye bir şey söz konusu değildir. İstisna m.71 Örneğin öğretmen sağlık hizmetleri sınıfına atanamaz.
]Uygulamayı isteme hakkı m.17
]Güvenlik hakkı(hizmet güvenliği hakkı) m.18
]Emeklilik hakkı m.19
]Çekilme hakkı m.20 istifa
]Müracaat şikayet ve dava açma hakkı m.21
]Sendika kurma ve üye olma hakkı m.22 Any m.53/3 memur sendikalarının üyeleri hakkında yargıya başvurma hakları ve idareyle toplu görüşme hakkı vardır. 4688 sayılı KAMU GÖREVLİLERİ SENDİKALARI KANUNU çıkartılmıştır.
]İzin hakkı Any m.50/3 DMK m.23
1)Yıllık izin 2)Sağlık izni 3)Mazeret izni 4)Hastalık izni 5)Aylıksız(ücretsiz) izin
1)Yıllık izin: DMK m.102 En az 1 yıl çalışması gerekiyor.nasıl kullanılacağını m.103
2)Sağlık izni:m.103
3)Mazeret iznioğum evlenme vs. Memura doğum yapmasından önce 8 hafta doğum yaptığı tarihten sonra 8 hafta olmak üzere toplam 16 hafta süreyle aylıklı izin verilir. Çoğul gebelik halinde doğumdan önceki 8 haftalık süreye 2 hafta daha eklenir. Ancak sağlık durumu uygun olduğu takdirde tabibin onayı ile memur isterse doğumdan önceki 3 haftaya kadar işyerinde çalışabilir. Bu durumda memurun çalıştığı süreler doğum sonrası sürelerine eklenir. Yukarıdaki öngörülen süreler memurun sağlık durumuna göre tabip raporunda belirlenecek miktarda uzatılabilir. Memurlara 1 yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam 1,5 saat süt izni verilir. Süt izninin kullanımında annenin saat seçim hakkı vardır.
4)Hastalık izni m.105,106,107
5)Aylıksız izin:m.108 m.4 m.83 m.77
]İspat ve iftiralara karşı korunma hakkı m.25
]Aylık(maaş) hakkı m.146 vd.
DEVLET MEMURLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ VE YÜKSELMESİ
Değerlendirilmesi
Memurlar sicil yoluyla değerlendirilir.m.109 vd Disiplin cezalarında memurların sicilleri dikkate alınır.m.125 vd. idare suçun ağırlığını dikkate alarak bir alt cezayı uygular. Sicil amirleri her yıl aralık ayının ikinci yarısında sicilleri verirler. 60-75 orta 76-89 iyi 90-100 çok iyi. Olumsuz sicil alan memurların bir itiraz hakkı söz konusudur. Danıştay dava açmadan itiraz edilmesini öngörüyor. Olumlu sicilin notunu da düşük bulan adaya da dava açma hakkı tanınmıştır. İki defa üst üste olumsuz sicil alan memur başka bir sicil amirinin emrine verilir eğer ondan da olumsuz sicil alırsa memur emekliye sevk edilir.
Yükselmeleri
]1)Kademe ilerlemesi(Yatay ilerleme)m.64 kademe ilerlemesinin şartları:
·Bulunduğu kademede en az bir yıl çalışmış olmak
·O yıl içinde olumlu sicil almak
·Bulunduğu derecede ilerleyeceği bir kademenin bulunması
Onay mercileri kademe ilerlemesi verme yetkisini devredebilirler
]2)Derece ilerlemesi m.66/1
·Üst derece de boş bir kadronun bulunması
·İçinde bulunduğu derecede en az 3 yıl ve bu derecenin üçüncü kademesinde bir yıl çalışmış olmak
·Yükselinecek kadronun tahsis ettiği görev için öngörülen nitelikleri elde etmiş olması
·Sicil bakımından üst derecelere yükselecek durumda olması
Memurların yetiştirilmesi(Hizmet içi eğitim)m.214 215 216

DEVLET MEMURLARININ DİSİPLİN SORUŞTURMASI
Bir memurun kurum düzenini bozan fiiline disiplin suçu adını veririz. Uygulanacak cezaya da disiplin cezası denir.
İdare kişi hürriyetini kısıtlanması sonucunu doğuran bir ceza uygulayamaz. İdarenin uygulayacağı müeyyideler idari müeyyidelerdir. Memurun kurum düzenini bozan her fiil hakkında sadece idari soruşturma açılmaz mesela memur amirini öldürdü idari soruşturmanın yanında adli soruşturma da yapılır. Ceza kovuşturmasının bağımsızlığı ilkesi m.125/son. Danıştay kararı:Suçun unsurları oluşmamış suçun o kişi tarafından işlenmediği saptanmış ise buradaki beraat kararı idari makamları bağlaması kabul edilmelidir. Kişi delil yetersizliğinden beraat etmişse bu bağlayıcı olmayabilir.
Disiplin Hukukuna hakim olan ilkeler
]Kanunilik.Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi. a)kanunun tekelciliği b)belirlilik ilkesi. disiplin cezaları uygulamada kanun da tüzükte yönetmelikte düzenlenmiştir.DMK da disiplin cezaları için kanunla düzenlenmesi ilkesi geçerlidir. Disiplin suçları içinse bu ilke öngörülmemiştir.
]Resmi gazetede yayımlanma ilkesi:Kanun tüzükler resmi gazetede yayımlanmalıdır. Disipline ilişkin hükümlerde resmi gazetede yayımlanmalıdır. Danıştay yayımlanmamasını ağır şekil sakatlığıyla nitelendirmiştir.
]Geçmişe yürümezlik(etki yasağı):Disiplin cezaları yürürlüğe girdiği tarihten sonraki durumlarda uygulanır.
]Ölçülülük:Danıştay içtihatlarıyla ortaya çıkmıştır. Kast irade dışı eylem dikkate alınmalıdır.
]Aynı fiile birden fazla ceza verilmemesi ilkesi:bir fiilden dolayı yalnız bir ceza ve yargılama yapılabilir. Kanunun birden fazla hükmü ihlal edilmişse en ağır ceza verilir.
]Şüpheden sanık yararlanır ilkesi:Danıştay içtihatarıyla ortaya çıkmıştır.
]Başvuru yollarının gösterilmesi ilkesi:Anayasal bir ilkedir. Memura ne kadar süre içinde nereye dava açacağının gösterilmesidir.
]Gizlilik ilkesi:Disiplin soruşturmasının yürütülmesi sırasında gizlilik esastır.-özel yaşamamın ihlal edilmemesi.-idarenin gizliliği. DMK sadece memurluktan çıkarma konusunda açıklık ilkesini belirlemiştir. Memur savunmasını bizzat kendiside yapabilir vekil vasıtasıyla da yapabilir.
DMK da Öngörülen Disiplin Suç Ve Cezaları
1)Uyarma:Memura görevinde ve davranışlarında.
2)Kınama:Memura görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesidir.
3)Aylıktan kesme:1/30 ile 1/8
4)Kademe ilerlemesinin durdurulması:1-3
5)Devlet memurluğundan çıkarma:Bir daha atanmamak üzere çıkarmaktır.
Farklı disiplin cezaları öngörülebilir. Yönetim görevinden ayırma gibi.m.125/sondan bir önceki Özel kanunların disiplin suçları ve cezalarına ilişkin hükümleri saklıdır. Emniyet mensuplarına verilecek disiplin cezaları 3201 sayılı kanunda ve buna dayanılarak çıkarılan tüzükte gösterilmiştir.
Öğretmen müdür ve müfettiş ise 1701 ve 4357 sayılı kanunda gösterilmiştir.
]DMK da disiplin fiillerine ilişkin kıyas vardır.
Tekerrür Disiplin cezası verilmesine sebep olmuş bir fiil veya halin cezaların sicilden silinmesine ilişkin süre içinde tekerrüründe bir derece ağır ceza uygulanır. Aynı derecede cezayı gerektiren fakat ayrı fiil veya haller nedeniyle verilen disiplin cezalarının üçüncü uygulamasında bir derece ağır ceza verilir.m:125/sondan 6. fıkra Birinci cümle özel tekerrür hali ikinci cümle genel tekerrür hali. Şartı ise disiplin cezalarının sicilden silinmesi süresince işlenmesidir.2001,2003 özel tekerrür.
Farklı fiillerine dayanılarak daha önce iki kez uyarma almış olsun uyarmayı gerektiren farklı nitelikli üçüncü fiili nedeniyle kınama cezası alacaktır.
DİSİPLİN SORUŞTURMASINDA USUL
Önce disiplin soruşturması açılır. Disiplin soruşturması için “disiplin soruşturmasına davet yazısı” vardır. Soruşturma bizzat amir tarafından yapılabileceği gibi soruşturmacı atanarak da yapılabilir. Danıştay kararları farklıdır:amir yapmalıdır der.(vicahilik-yüz yüze-) cezayı verecek olan amirdir soruşturmacı ceza veremez.
Soruşturma veya zaman aşımı süreleri geçirilmemelidir.DMK m.127 (1ay-6ay-2yıl)
Savunma alınır. Anayasal bir haktır. DMK m.130 7gün
Disiplin soruşturmasında en önemli husus sürelerdir.m.127 zaman aşımı başlığını taşır. İşlenildiğinin öğrenildiği tarihten itibarendir. Verilen süreler disiplin cezası verme yetkisini zamanaşımına uğratan sürelerdir.
Savunma:m.130 devlet memuru hakkında savunması alınmadan disiplin cezası verilemez. Savunma alınmadan disiplin cezası verilmesi işlemi şekil bakımından sakat kılar. Danıştay bir kararında süreden önce memur savunmasını verirse işlem bu bakımdan iptal edilemez diyor. Bu yanlış bir karardır. Devlet memurluğundan çıkarılması cezasında memurun bir daha savunmasının alınması öngörülmüştür. m.129
Karar:m.128 Bu madde de verilen süreler idarenin iç düzenine ilişkin sürelerdir. Bunlara riayet edilmemesi bunları şekil bakımından sakatlamaz. Disiplin soruşturması yapan memur ile cezayı veren memur olamaz amir ise olabilir. Soruşturmayı yapan disiplin kuruluna katılamaz.
m.126 disiplin cezası verme yetkisi. Disiplin kurullarının memura belirtilen cezadan başka ceza verme yetkisi yoktur. Amire ve disiplin kuruluna tanınan bu yetki bağıl yetkidir devredilemez. Yetkisiz bir kişi tarafından verilen disiplin cezası yetkili amir tarafından onansa bile işlem geçersizdir. Verilen disiplin cezası af mahkemede iptalle üst kurulla ve aynı makama başvurmayla ancak ortadan kalkar.
m.135 itiraz makamı cezayı ağırlaştıramaz.
m.136 itiraz süresi ve yapılacak işlem. Sadece uyarma ve kınama cezasına itiraz edilebileceğini öngörüyor. Kademe ilerlemesinin durdurulması aylıktan kesme ve dm dan çıkarma cezalarına karşı idari yargı yoluna başvurulabilir.
İYUK m.11 üst makamlara başvuru başlığını taşır. Danıştay bunu kabul etmiyor. Hoca kabul ediyor. Danıştay bir kararında hiç savunma alınmadan bir uyarma veya kınama cezası alınmışsa yargı yolunu açıyor.1702 sayılı kanun da: üniversite öğretim elemanlarına ve öğrencilerine verilen disiplin cezalarına karşı da yargı yolu açıktır.
Emniyet mensuplarına kapalıdır.
m.132 uygulanması
m.133 disiplin cezalarının sicilden silinmesi. Devlet memurluğundan çıkarmada söz konusu değildir. Danıştay disiplin cezasının sicilden silinme yetkisi e devredilemez diyor. Ölüm dışında kişi devlet memurluğundan ayrılsa bile disiplin cezası uygulanır.soruşturma yapılır.
DEVLET MEMURLARININ CEZAİ SORUMLULUKLARI
1)Genel hükümlere göre:Normal bir vatandaş gibi soruşturması yürütülür.
2)3628 sayılı kanuna göre: Bu kanunda sayılan suçları işleyenler hakkında c. Savcıları soruşturma başlatır. İrtikap,rüşvet,basit ve nitelikli zimmet,görev sırasında veya görevinden dolayı kaçakçılık,resmi ihale ve alım ve satımlara fesat karıştırma,devlet sırlarının açıklanması veya açıklanmasına sebebiyet verme suçlarından veya bu suçlara iştirak etmekten sanık olanlar hakkında 4483 sayılı kanun uygulanmaz.
3)4483 sayılı kanuna göre:Anayasa m.129/son izin sistemini getirmiştir. DMK m.24
4483 sayılı kamu görevlilerinin yargılanması hakkında kanuna göre m.2 Görev işlenen bir suç olacak. Fail memur veya diğer kamu görevlisi olacak. Bunların istisnası vardır.
Bu kanunun kapsamı dışında kalan kişi ve suçlar.
1.Özel soruşturma ve koğuşturma usulüne tabi olan kişiler:Cumhurbaşkanı milletvekilleri bakanlar kurulu üyeleri hakim ve savcılar TSK mensupları yüksek öğretim kurumları öğretim üye ve yardımcıları yüksek mahkeme başkan ve üyeleri noterler teşebbüs genel müdürü ve yönetim kurulu üyeleri hariç KİT personeli kadro karşılığı olmaksızın çalıştırılan sözleşmeli personel geçici personel
2.Suçun niteliği yönünden kanunlarda gösterilen soruşturma ve koğuşturma usullerine tabi olan suçlar:4926 sayılı kaçakçılıkla mücadele kanunu.1402 sayılı sıkı yönetim kanunu.5816sayılı Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında kanun.4758 sayılı iller bankası kanunu.298sayılı seçimlerin temel hükümleri ve seçmen kütükleri hakkında kanun kapsamına giren suçlar. İcra iflas kanununun 357.maddesi. adli görevli suçlar(bilirkişilik görevi). Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali,disiplin suçları.765 sayılı TCK m.243,245CMUK m.154/4 kapsamında yapılacak suçlar.
4483 sayılı kanunun bir olaya uygulanabilmesi için;
1)Ortada işlenmiş bir suçun olması
2)Suç işleyenin memur veya diğer kamu görevlisi olması
3)Suç işleyenin asli ve sürekli görev ifa ediyor olması
4)Suçun görev sebebiyle işlenmiş olması
5)Ortada istisna hükümlerin bulunmaması gerekmektedir.
4483 m.4
1)cumhuriyet savcısının soruşturma izni istemesi üzerine
2)diğer makam ve memurlar ile kamu görevlilerinin durumu bu kişiye bildirmesi üzerine
3)basın ve yayın organlarında çıkan bir haber üzerine
İhbar ve şikayetlerde kişi ve olay belirtilmesi zorunludur. İddiaların ciddi bulgu ve belgelere dayanması ihbar ve şikayet dilekçesinde şikayet sahibinin;ad soyad imzası ile iş veya ikametgah belirtilmesi zorunludur.
m.4/son Ancak iddiaların sıhhati şüpheye mahal vermeyecek belgelerle ortaya konmuş olması halinde ad soyad ve imza ile ikametgah adresinin olması şartı aranmaz. Başsavcılar ve yetkili merciler ihbarcı ve şikayetçinin kimlik bilgilerini gizli tutmak zorundadırlar.
m.3 izin vermeye yetkili merciler
m.14 vekiller de asillerin tabi olduğu usule tabidir.
Görevden uzaklaştırmanın sonuçları
]Görevden uzaklaştırılan memur hakkında 10 iş günü içinde disiplin soruşturmasına başlanmalıdır. Başlanmazsa amirin hukuki mali ve cezai sorumluluğu doğar.
]Memurun memurluk statüsü sona ermez. Memurun memuriyetle ilgili statüsü hukuken devam eder fiilen sona erer.
]Görevden uzaklaştırılan memurlara bu süre içinde aylıklarının tamamı değil 1/3 ü ödenir.
]Memur hakkında kadrosunu ve kadro unvanını değiştiren bir işlem tesis edilemez.
]Memurun bir başka yere geçici görevlendirilmesi yapılamaz.
]Görevden uzaklaştırma disiplin soruşturması nedeniyle alınmış ise en çok 3 ay devam edebilir. Ceza koğuşturması nedeniyle alınmış ise yetkili amir ilgilinin durumunu her iki ay da bir inceleyerek göreve dönüp dönmemesini kararlaştıracaktır.
m.142 m.143
DEVLET MEMURLUĞU STATÜSÜNÜN SONA ERMESİ
Sona erme halleri
1)İstifa veya çekilme:İstifa memurun görevinden kendi isteğiyle yazılı bir dilekçe vererek memurluğunu sona erdirmesidir. İstifa tek yanlı bir irade açılamasıdır. Memur istifadan vazgeçebilir.m.94 te belli koşullara bağlanmıştır. İstifa ile memur görevinden hemen ayrılamaz.m.97. 6 ay geçmeden tekrar devlet memurluğuna alınamaz.m.94 tekine uymayanlar 1 yıl süreyle alınmazlar.m.95 3 yıl süreyle alınmazlar. Memuriyete dönmek isteyenlerde aday memur asli memur ayrımı yoktur.
2)Çekilmiş sayılma:kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi halinde memurun istifa etmiş sayılmasıdır. Çekilmiş sayılma halleri: m.94/1 m.63/2 m.91/2 m.108/2
3)Devlet memurluğundan çıkarma(ihraç):m.98/a çıkarma cezasını gerektiren fiiller m.125/E devlet memurluğundan çıkarma ile kamu görevinden çıkarma aynı şey değildir.
4)Koşullarda eksiklik:en yaygın haldir.m.98/b m.48 deki memuriyete alınmadaki şartları kaybetmesidir.
5)Bağdaşmazlık:
6)Ölüm: m.98/d
7)Emeklilik:m.98/ç T.C. Emekli Sandığı kurulmuştur sosyal bir kamu kuruluşudur. Emekli olan bir kişinin Türk vatandaşlığından çıkması çıkarılması halinde emeklilik hakkı düşer. Emeklilerin tekrar memurluğa alınmaları da mümkündür.m.93
Emekli sandığına göre emeklilik halleri şunlardır.
*Yaş haddiyle emeklilik: 65 yaşın dolduğu tarihtir. Emniyet hizmetlerinde çalışanlarda bu 52-60 arasındadır. 18 yaşın doldurulmasından sonra yapılan yaş tashihleri dikkate alınmaz.
*Malullük nedeniyle emeklilik: Her ne sebepler olursa olsun vücutlarında meydana gelen arızalar veya duçar oldukları tedavisi mümkün olmayan hastalıklar sebebiyle görevlerini yapamayacak duruma gelenlere malül denir. Malullüğü görev nedeniyle doğanlara vazife malullüğü,görev dışı olanlara adi malullük,harp nedeniyle olanlara da harp malullüğü denir.
*Memurun isteği üzerine emeklilik: Cumhurbaşkanı bu görevden ayrılınca, yaş haddi uygulanacak olanlar 65 yaşını doldurunca özürlüler en az 15 yıl fiili hizmet süresini tamamlayınca fiili hizmet süresi 25 yıl olan kadınlar 58 erkek memurlar ise 60 yaşını doldurunca isteği üzerine emekliye ayrılır. Onay tarihinden önce memur emeklilik isteğinden vazgeçebilir.
*İdarenin isteği üzerine(resen)emeklilik: 30 hizmet yılını doldurmuş olan memurları kurumlarınca lüzum üzerine yaş kaydı aranmaksızın idare emekliye sevk edebilir. Kişi 65 yaşını doldurduğu halde emekli olmuyorsa idare tarafından resen emekli edilir.
Memurların idareye verdikleri Zaralar adli yargıda çözümlenir.

******************İDARİ YARGI********************

İdare, mahkeme kararlarını en geç 30 gün içinde uygulamak zorundadır.
İdari yargılama usulü kanunu: Kişinin bu işlemden istediği bir amacı sağlayamazsa yargıya başvurur. Bu kanunun gösterdiği usule göre dava görülür.
İdari usul kanunu: İdarenin bir takım işlemler tesis ederken izleyeceği usulü düzenler ve kişiye başvuru yollarını gösterir.
İlke olarak idari uyuşmazlıklar idari yargıda çözümlenir. Bu konuda anayasal bir engel yoktur. İdare ister kamu görevlisi olsun ister olmasın herkes hakkında işlem tesis edebilir. Yabancı veya TC vatandaşı olması da fark etmez.
Dava açma süresi Danıştay da 60 gündür.
Vergi de 30 gündür. Dava açma süresi hak düşürücü bir süredir. 60 eşit değildir iki aya. Dava açma süresi adli tatile denk gelirse(1 Ağustos 5 Eylül) dava açma süresi 7 gün daha uzar.(yani son dava açma süresi 12 Eylüldür.) İYUK m.8
Dilekçelerde başkanlık ithamının bulunması gerekir. Örneğin “İdare Mahkemesi Başkanlığına”
-davacının ismi adresi vekili
-idari işlemin tebliğ tarihi
-hukuki nedenler
-imza
-ekler söz konusuysa imzanın yanına ekler yazılır( vekaletname vs). dilekçe mahkemeye verilir iki nüsha halinde mahkeme gerekli harcı ve posta ücretini alır bunu karşı tarafa gönderir.
Mahkemeàİdareye cevabınıàMahkemeyeàDavacıya davacı cevabınıàMahkemeyeàİdareye idarede son olarak cevabınıàMahkemeye gönderir.Cevap süresi 30 gündür.
Bütün illerde idare mahkemesi yoktur örneğin Aksaray da idare mahkemesi yoktur Aksaray da ki dava açmak isteyen bir kişi Konya ya gelmek zorunda değildir. Vermek istediği dava dilekçesini bulunduğu yerin Asliye Hukuk Mahkemesine verebilir.”Konya İdare Mahkemesine gönderilmek üzere Aksaray Asliye Hukuk Mahkemesine” diye yazılır örneğin. Yurtdışında dava açmak isteyen kişi dilekçeyi konsolosluğa verebilir.
İcrailik: İdarenin bir takım işlemleri İcrailik niteliğine sahip değildir. Bunlara karşı dava açılması şart değildir. Her idari işlem kişiler hukukunu etkilemez.
İhtiyati müracaat: Bazı durumlarda kanunun öngördüğü başvurudur. (idareye başvurulur ifadesiyle). Zorunlu müracaat söz konusuysa ve süre geçtikten sonra dava açılmışsa dava reddedilir. İdareye başvuru süresinde başvurulursa mahkemeye başvurma süresi kesilir.
İdare 60 gün içinde cevap vermezse idarenin bu başvuruyu zımmen reddettiği anlaşılır. Zımmen ret süresi sonundan itibaren 30+2 lik bir dava açma süresi vardır.
Mesela kişi idareye başvurmaksızın 5. gün de dava açtı. Yürütmenin durdurulması(YD istemli davalar denir.) bu davalar öncelikle görülür İYUK m.27 Bu istem davaların çabuk görülmesini sağlar.
Kişi 15 gün içinde işe başlayacak YD istemli bir dava açtı kişi Konya dan Erzurum a tayin edildi. Kişi Erzurum da işe başladı 3 ay geçtikten sonra mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı çıktı bu karara idare itiraz edebilir. Eğer mahkeme YD istemini reddetseydi bu sefer kişi itiraz edecekti bu itiraz süresi 7 gün içinde olur. 7 gün içinde de itiraz makamı cevabını verir. Bu itiraz kanun yolu anlamı anlamında bir itiraz değil özel itirazdır.
Mahkeme dava dilekçesini ilk olarak şekil bakımından inceler. Dilekçenin kanundaki hususlara uygun olup olmadığını bakacaktır. Şekil bakımından sakatlık yoksa esas incelemeye geçilecektir. Bu da; konu,maksat,yetki,şekil,sebep tir.
Mahkemeler hukuka uygunluk denetimi yapabilirler yerindelik denetimi yapamazlar. İdari işlemler kanunilik karinesinden istifade ederler. Mahkeme işlemi kabul eder veya reddeder. İşlem reddedilirse yine müracaat vardır. Kanun yollarına müracaat söz konusudur. Mahkeme kararı aleyhine olan taraf kanun yoluna müracaat eder.
Bütün mahkeme kararlarına mahkeme uymak zorundadır.
İYUK m.52 mahkeme kararlarının yürütmesinin durdurulması istemi.
Temyiz mercii yerel mahkemenin kararını bozabilir veya kabul edebilir. Yerel mahkemede bu karara ya uyar veya uymaz direnme kararı verir Direnme kararı da temyizen başka bir yere gelir.
Tazminat davalarının prosedürü de böyledir. Ancak dilekçede tazminat miktarı istemi de belirtilir.
İdari Yargının Türkiye de ve Fransa da Doğuşu
Fransa da 1790 yılında Fransız ihtilali ile çıkan kanun ile idari yargı yolu oluşmuştur.1872 yılında Danıştay gerçek bir yargı yeri haline geldi.1953 te il idare kurulları ilk derece mahkemelerine dönüşmüştür. 1987 de istinaf mahkemeleri kurulmuştur. Fransa da ki idari yargının gelişimi:İlk derece mahkemeleriàİstinaf mahkemeleriàDanıştay
Türkiye de ise 1868 de Fransız Danıştay ı örnek alınarak Şuray-ı Devlet kuruldu ve idari yargı doğdu. İlk başkanı Mithat Paşadır. Tutuk adalet anlayışı var mahkeme bir karar aldığında sadrazamın uygun bulması ve padişahın onayından geçmesi geçerli olurdu.
1876 Kanuni Esasi ile birlikte Danıştay sadece kamu görevlilerinin yargılanmasına baktı.
1 Kasım 1922 Şuray-ı Devlet kalktı. Ancak 1924 anayasasında Şuray-ı devlet vardır.
1925 te Şuray-ı Devlet kanunu çıkarıldı fakat 1927 de göreve başladı.1961 ve 1982 anayasasında da vardır.1982 de 2575 sayılı Danıştay kanunu çıkarılmış ve günümüze kadar gelmiştir. 2576 sayılı BİM,İDARE VE VERGİ MAHKEMELERİ KANUNU çıkarılmıştır.
Bu tarihe kadar komisyonlar, gümrük hakem heyetleri,il ve ilçe idari kurulları idari uyuşmazlıklara bakmıştır.
İDARİ SİSTEMLER
1)Anglo sakson sistem(yargı birliği sistemi)
2)İdari rejim sistemi(yargı ayrılığı sistemi)
1)kuruluş bakımından
a)Danıştay tipi:Bir ülkenin idari yargı alanında yer alan en yüksek mahkeme Danıştay dır. Hem uyuşmazlıkları çözer hem de idareyle ilişkileri vardır(Türkiye deki sistem)
b)Mahkeme tipi:Bir ülkenin en tepesinde bulunan yargı yerinin görevi uyuşmazlıkları çözmektir.(Almanya sistemi)
2)görev bakımından Bazı ülkelerde idari yargı alanı geniş bazılarında dardır. Ülkemizde geniştir. Kanunlarda aksi öngörülmedikçe idari uyuşmazlıklar idari yargı da çözümlenir.
Türkiye de ki İdari Yargının Özellikleri
ØDayanağını Anayasadan alır.(idari yargı)
Øİdari yargının görev alanı geniş tutulmuştur.
ØDanıştay tipi idari yargı sistemi vardır.
ØBu alanda Danıştay BİM AYİM İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemeleri görev yapar.
Øİdari yargı sisteminde genel görev ilkesi uygulanır.
Øİdari yargı alanındaki mahkemelerde genel ve özel görev esas geçerlidir. Genel görevli mahkeme: İdare Mahkemeleri. Özel görevli mahkeme: Kanunda görevleri sayılan idari uyuşmazlıklara bakar.
Danıştay kanununun m.2/2 ààAnayasa m.125/4 ün detaylı düzenlenmiş şeklidir.
Tüm işlemlere karşı yargı yolu açık değildir.
*Mahkemelerin kendi kendini kısıtlamasına yargı kısıntısı denir. Hükümet tasarrufu kara Avrupasında. 1961 anayasasında sonra yargı kısıntısı kaldırılmıştır.1930 u yıllarda vardı bunlar;yabancıların TR den sınır dışı edilme işlemlerine karşı açılan davalar,karşılılık ilkesi kapsamında ki kararlar,vatandaşlıktan çıkarılmaya ilişkin işlemler,iskan işleriyle ilgili kararlar.
*Yasama kısıntısı:Anayasal bir tanımdır bunlar;YAŞ kararları ve cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler yargı denetimi dışındadır.An. m.125. kurul kararlarına karşı yargı yerlerine başvurulamaz. An.m.159. uyarma ve kınama kararlarına karşı yargı yolu kapalıdır.DMK. Cumhurbaşkanı YAŞ in tasarrufları ve sıkıyönetim komutanının yazılı işlemlerine karşı ve askeri disiplin cezalarına karşı yargı denetimi yapılamaz.AYİM m.21/3
MAHKEMELER
-BÖLGE İDARE MAHKEMELERİ
2576 sayılı kanunda düzenlenmiştir. Genel görevli bağımsız mahkemelerdir. Bir başkan ve iki üyeden oluşur.m.8 BİM in görevlerini düzenliyor. Uyuşmazlık miktarı 2005 yılında 5390 YTL olarak değiştirilmiştir. İptal ve tam yargı davaları tek hakimli olarak görülür. Aynı miktarda sınırla olarak vergi mahkemeleri de görev yapar. Tek hakimle bakılan bu davalara kanun yolu anlamında itiraz yoluyla BİM de bakılır. İtiraz süresi 30 gündür.
Bölge İdare Mahkemeleri aynı yargı çevresindeki idare ve vergi mahkemeleri arasındaki uyuşmazlıklara bakar. Farklı yargı çevresindeki uyuşmazlıkları Danıştay çözer. İdare- idare. İdare-vergi. Vergi-vergi.
BİM diğer kanunlarla kendisine verilen görevleri de yerine getirir.
BİM bugün için bir uyuşmazlığa ilk derece mahkemesi olarak bakmaz. O halde bu hükmün anlamı şudur:İYUK m.27/6 ya göre YD istemli kararlara özel itiraz düzenlenmiştir.
İYUK m.27/6 da geçen BİM kararlarına karşı en yakın BİM e gidilmesinin anlamı yoktur.
İYUK m.45 itiraz düzenler. Bu madde Danıştay ın görevlerini azaltmıştır. BİM e tek hakimli davalara itirazlar gelir. Bu madde söz konusu 5 durum varsa BİM e gider Danıştay a gitmez. Kurul halinde bakılsa bile.
Bölge idare mahkemesinin kararları kesindir temyiz yoluna başvurulamaz.
-İDARE MAHKEMELERİ
2576 sayılı kanunla düzenlenmiştir. Bir başkan ve yeteri kadar üyeden oluşur fakat karar verme sayısı 3 tür. Kanunun 5. madde si idare mahkemelerinin görevlerini düzenler. Genel görevli mahkemedir. Vergi mahkemesi ve Danıştay ın ilk derece mahkemesi olarak görev yaptığı davalar dışında ki davalara (iptal ve tam yargı davaları) bakar.
-VERGİ MAHKEMELERİ
2576 sayılı kanun m.4 kuruluşunu düzenler. Görevlerini madde 6 düzenler. Özel görevli mahkemedir.
m.7 tek hakimle çözülecek davalar.
Uyuşmazlık miktarı 5390 YTL yi aşmayan söz konusu davalar vergi mahkemesinde tek hakimli olarak çözülür.
m.10 başkanın görevlerini düzenler.
m.11 üyelerin görevlerini düzenler.
-DANIŞTAY
Bir yüksek mahkemedir. Anayasa madde 155 te düzenlenmiştir. 1868 de Fransız Danıştay ı örnek alınarak oluşturulmuştur. 1982 anayasasında da yer almıştır.
Danıştay ın yargısal görevleri:Birinci fıkrada düzenlenmiştir. Bazı davaları ilk ve son derece mahkemesi, bazı davaları ise temyiz merci olarak görür.
Danıştay ın idari görevleri:İkinci fıkradadır. Örneğin tüzüklerin incelemesinde. Danıştay ın idari yargı görevleri idare hukukunun konusudur. Anayasa dan başka 2575 sayılı Danıştay Kanunu vardır. Bu kanununun m.5 danıştay ın karar organlarını düzenler. İdari Davalar Daireleri Genel Kurulu,İdari Dava Daireleri Kurulu olmuştur. Danıştay;Başkan. Genel sekreter. Üyeler. Tetkik Hakimler. Başsavcı. Savcılar. Daire başkanları. Başkan vekilinden oluşur. Ayrıca idari işleri yapan kişiler de vardır.
m.9 üyelerin seçimini düzenler.
m.13 Danıştay dairelerini düzenler. Her dairede 1 başkan + en az 4 üye. Görüşme sayısı 5 tir(idare ve vergi mahkemelerinde 3 tür.). Kararlar oy birliğiyle değil oy çokluğuyla alınır.
Eğer hakimlerden birisi karara muhalif ise karşı(ayrışık) oy yazısı yazar. Muhalif üyenin imza hanesine(x) işareti konur.
Dairelerde yeteri kadar tetkik hakimi bulunur. Bunlar gelen davaları inceleyip bir kanaate sahip olur ve Danıştay kurullarında bu hakimler üyelere görüşünü bildirerek bilgilendirme yaparlar.
m.61 de savcıların görevleri belirtilmiştir. İdari yargı da pek savcılığa rastlanmaz ancak Danıştay da başsavcı ve savcılar bulunur.
m.62 de tetkik hakimlerin görevleri belirtilmiştir.
Danıştay ın daireleri
D1D İdari daire idari işlere bakar
D2D
D3D Vergi davalarına bakar
D4D Vergi davalarına bakar
D5D
D7D Vergi davalarına bakar
D8D
D9D Vergi davalarına bakar
D10D
D11D
D12D
D13D
Madde 26 vd dava dairelerini düzenler.
m.37 bir kısım işlerin diğer dairelere verilmesini düzenler. Böyle bir karar verildiğinde resmi gazetede yayımlanır. Bu durum, dairelerin işleri arasında orantısızlık olduğunda uygulanır.
m.52/c 37 ve 44. maddelere göre daireler arası iş dağılımını başkanlık kurulu yapar.
İdari işleri görmede görevli organlar 1) Danıştay 1. dairenin görevleri madde 42 de sayılmıştır. 2) İdari işler kuruludur.m.16 da düzenlenmiştir.
m.52/d Danıştay Başkanlık Kurulu Danıştay daireleri arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını inceler.
Örneğin pasaport kanunu m.22 de bir kısım sebeplerle kişinin yurt dışına çıkmasının yasaklanması söz konusudur. Bir kişi vergi borcu nedeniyle yurt dışına çıkamamaktadır. İki daireye başvurmuş vergi ve idare. Bu daireler arasında uyuşmazlık çıkmış başkanlar kurulu bu 4. dairenin(vergi) görev alanına girmez. 10. dairenin görevine girer denmiş. Her ne kadar vergi borcu dese de genel olara bu seyahat özgürlüğünün kısıtlanmasıdır.
m.17 Kurulların oluşumu
m.38 İdari ve vergi dava daire kurullarının görevleri idare ve vergi dava dairelerinden verilen kararları temyizen inceler ve ilk derece mahkemelerinin verilen ısrar kararlarını temyizen inceler.
Örneğin Konya idare mahkemesi bir karar verdi ve bu karar temyize gitti(30 gün içinde) Danıştay 8. dairesine Danıştay mahkemenin kararını iptal etti mahkeme ise direnme kararı aldı ve aldığı karardan vazgeçmedi dava tekrar Danıştay gitti artık bu temyize karşı 8. daire ilgilenmez İdari Dava Daireleri Genel Kurulları inceler.
Danıştay bazı davalara ilk derece mahkemesi olarak bakabilir. Danıştay 2-13 arasındaki dairelerinde ilk derece mahkemesi sıfatıyla dava açılabilir.
Bir diğer görevi yürütmeyi durdurmaya itiraz mercileridir. İçtihadı Birleştirme Kurullarıdır m.18
m.30,40 İçtihadı Birleştirme Kurullarının görevleri
m.23 Danıştay ın görevleri
]Danıştay ın temyiz görevi
]İlk derece mahkemesi olma görevi
]Görüş bildirme görevi(idari görev)
]Tüzük tasarılarını inceleme
]Düşünce bildirme(idari görev)
]Cumhurbaşkanına görüş bildirme(idari görev)
]Diğer görevleri yapar(idari+adli)
m.34/C değişiklik
m.24 Danıştay ın ilk derece mahkemesi olarak bakacağı davaları düzenler.
m.24/2 Danıştay ın kendine özgü bir denetimidir.D8D dairesine bakıldığında yargısal denetimde idari vesayet denetimi de yoktur. İYUK ek madde 2 de bununla bağlantılıdır. Danıştay, belediyeler ile il özel idarelerinin seçimle gelen organlarının organlık sıfatlarını kaybetmeleri hakkındaki istemleri inceler ve karara bağlar.
m.24/1 son paragraf Tahkim yolu öngörülmeyen kamu hizmeti ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmesi ilgili davalara da Danıştay bakar.
Anayasa tahkimle ilgili genel bir kural koymuştur.m.125. Tahkim hukukumuzda mümkündür. (özel hukuk kavramlıdır=hakem yoludur.) idari yargının konusunu oluşturamaz. İstisna:Yabancılık unsuru bakımından milli ve milletlerarası imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerine tahkim uygulanabilir. Hatta tahkim yolunun esasları ayrı bir kanun ile düzenlenmiştir. Tahkim varsa hakem çözer Danıştay bakamaz.
!Aynı yargı çevresindeki idare ve vergi mahkemelerindeki uyuşmazlıkları Bölge İdare Mahkemeleri çözer. Farklı yargı çevrelerindeki görev ve yetki uyuşmazlıklarını Danıştay çözer.
Vergi – Vergi D3D
İdare – İdare D10D
İdare – Vergi Danıştay başkanlar kurulu çözer. Danıştay ın kendi daireleri arasındaki uyuşmazlıkları da Danıştay başkanlar kurulu çözer.
İmtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri bakımından Danıştay ın hem inceleme hem yargılama görevi vardır.m.42/c(1.daire) m.46/b(idari işler kurulu)
Danıştay Kanunu m.24 ile BİM m.5 arasındaki fark;tahkim yolu varsa uyuşmazlık idari yargıya konu olamaz. Danıştay ın ilk derece mahkemesi olarak görev alanına girer(imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri.)
-ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ
1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu ile düzenlenmiştir.Anayasa m. 157 ye göre bir yüksek mahkemedir. AYİM in görev alanı önemli!
m.5 AYİM in organları
m.7 üyeleri
m.14 AYİM in daireleri. İki daireden oluşur 1. ve 2. daire. Hakim olmayan subaylar hakim gibi karar verir.
m.22 Birinci dairenin görevlerini düzenlemiştir.
m.23 İkinci dairenin görevlerini düzenlemiştir(1. dairenin görev alanına girmeyen uyuşmazlıklara da bakar. Yargılanmanın yenilenmesi. Kararın düzeltilmesi. Kanunu yolları. Yürütmeyi durdurma.
m.21 madde 20 de düzenlenen ve asker kişileri ilgilendiren durumlarda açılan iptal davaları + tam yargı davaları doğrudan doğruya ilk derece mahkemesi olarak AYİM in görev alanına girer.
m.21/II yerindelik denetimi yasağı
m.21/III yasama kısıntısı.
Disiplin amiri tarafından verilen disiplin cezaları yargı denetimi dışındadır.
m.20 AYİM in görev alanını belirler. İdari işlem askeri makamlarca tesis edilmese( bu bakanlar kurulu olabilir milli savunma bakanlığı olabilir.) bile askeri hizmeti ve asker kişileri ilgilendiren uyuşmazlıklara bakar.
Asker kişi tanımı m.20/2 de yapılmıştır.
*Askeri hizmete ilişkin olma *Asker kişi olma uyuşmazlığın AYİM in görev alanına girmesi için gerekli şartlardır.
Örneğin:Askeriye ait bir uçak havalanmış kötü hava şartları nedeniyle Diyarbakır yakınlarında düşmüş 2 asker şehit olmuş ve bir normal vatandaş da hayatını kaybetmiştir.
!Asker kişilerin yakınları nerede dava açar? Burada her iki şart da olduğundan ( asker kişi + askeri hizmet şartı) AYİM m.20 ye göre AYİM de açılır. Davayı mirasçıları açar. Mirasçıların asker olup olmaması önemli değildir.
!Ölen vatandaşın yakınları nerede dava açar? Ölen kişi asker kişi değildir. Ama askeri hizmet vardır. Dolayısıyla genel idari yargıda idare mahkemesinde dava açar. Ölen vatandaşın yakınlarının asker olup olmaması önemli değildir. İdari yargı da dava açılır.
Örnek2:14 yaşında bir öğrenci babası astsubay askeri liseler sınavına giriyor. Sınavı kazanıyor. Ancak gelen evrakta hakkında yürütülen güvenlik soruşturmasında bir akrabasının örgüt üyesi ve sabıkalı olduğu belirtilerek hakkı kayboluyor. Ancak gerçekte bir yanlış anlaşılma(isim benzerliği örneğin) var. Nerede dava açarlar
!Öğrencilik statüsü kayıtla kazanılacağından askeri hizmet vardır(sınav yapılması) ancak asker kişi şartı yoktur. Dolayısıyla çocuk 18 yaşından küçük olduğu için babası idari yargıda iptal davası açar.
Örnek3:Ahmet S.Ü. Hukuk fakültesini bitiriyor ardından hs sınavlarına hazırlanıyor. Ahmet bir posta alıyor ve Pazar günü Ankara da yapılacak bir sınav olduğunu bu sınav sonucu çıkan yere asker olarak gideceğini öğrenir. Okulunu yeni bitirdiği ve mezuniyetten 1 yıl sonraya kadar askere çağırma olmadığı halde bu mektubu almaması gereken Ahmet bu işlemin hukuka aykırı olduğunu söylüyor nerede dava açar?
! Ahmet (askeri hizmet var ancak askeri yükümlülükten doğan bir uyuşmazlık olduğundan) AYİM de dava açar.
Örnek4:Askerler aldıkları bir istihbaratta terörist grubun geçeneği yer ve zamanı öğreniyor. Ve söz konusu mevkide pusu kuruyorlar. Pusu kurdukları yerde askerin birinin silahı ateş alıyor ve yanındaki arkadaşı yaralanıyor. Yaralı askerin ayağı sakat kalıyor ve doğan zarar nedeniyle kendisini yaralayan askere karşı tam yargı davası açıyor. Yaralı asker nerede dava açabilir?
! idari yargı da kişilere karşı dava açılamamaktadır. Dolayısıyla askeri hizmet ve asker kişi vardır ancak adli yargıda tam yargı davası açılır. Yaralanan asker askeriyeye karşı dava açsaydı AYİM de dava açardı.
Örnek5:Askeri bir lojmana hırsız girer ve binbaşının karısına tecavüz eder ve onu öldürür. Binbaşı nerede dava açar Milli Savunma Bakanlığına karşı?
!Burada ölen kişi asker olmadığından idareye karşı idare mahkemesine dava açar. (güvenlik açısından askeri hizmet kusuru var ve idarenin kusuru var.)
Örnek6:Jandarma bir köyde kız kaçırıldığına ilişkin ihbar aldı ve aşağı köyün muhtarının evinde olduğu ihbarı üzerine muhtarın evini ararlar. Kızı kaçıran delikanlı odaya ilk giren askeri vuruyor. Vurulan askerin yakınları nerede dava açar.
!Burada jandarmanın kolluk görevi söz konusu olduğundan vurulan jandarmanın yakınları idare mahkemesinde dava açar.
Örnek7:Jandarma nöbetteyken futbol magandalarının açtığı ateş sonucu yaralanırsa
!Açılacak dava AYİM de dir.
Jandarma kolluk görevi ifa ederken zarar görürse dava idare mahkemesinde açılır.
Ancak askeri görev ifa ederken zarar görürse dava AYİM de görülür.
NOT:Jandarma ister kolluk görevi isterse askeri görev yaparken oluşan zararla ilgili dava açılırsa bu husumet İçişleri Bakanlığına yöneltilir.
-UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ
2247 sayılı kanunla düzenlenmiştir. Kuruluşunu m.2 düzenler. UMK sinde ki ayrım;ceza bölümü ve hukuk bölümü.
Bir başkan ve altı üyeden oluşur. Bölümler arası uyuşmazlıkları genel kurul çözer.
Uyuşmazlık Mahkemesinin görevleri:
1)Görev uyuşmazlığı
a)Olumlu görev uyuşmazlığı
b)Olumsuz görev uyuşmazlığı UMK m.10 vd düzenlenmiştir.
2)Hüküm uyuşmazlığı
1)Görev Uyuşmazlığı
UMK m.17 olumlu görev uyuşmazlığını tanımlar ve çözüm yolunu ortaya koyar. İstisnai bir durumdur. Her iki mahkemede uyuşmazlıkta kendini görevli sayar.
Olumlu görev uyuşmazlığının şartları
1)Ayrı yargı yerlerinde açılmış bir dava bulunmalıdır.
2)Davalı tarafından görevsizlik itirazı olmalıdır.
3)Davalı bu itirazı hukuk mahkemesinde en geç 1. oturumda; ceza mahkemesinde delillerin ikamesine başlanmadan önce; idari mahkemede dilekçe ve savunma evresi tamamlanmadan önce görevsizlik itirazında bulunmalı.
4)Mahkeme görevsizlik itirazını reddeder.
5)Bu karar bir ara karardır. Tek başına kanun yoluna konu olmamaktadır.
6)Esas hakkında karar verilmemiş olmalıdır.(yargılamanın özüne inilmemiş olmamalıdır.)
Olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması m.12 düzenlenmiştir.m.13 de bu prosedür devam eder.
Uyuşmazlık mahkemesini kararlarını bekleme ve sürelerin durdurulması.m.18 süre 6 ay. İtiraz yoluyla anayasa mahkemesine gidilmesi gibi bir yol izlenir süre 5 ay.
UMK m.14 olumsuz görev uyuşmazlığını düzenler. Burada amaç bir davanın görülmesinin ortada kalmasını önlemektir.
Olumsuz görev uyuşmazlığının şartları
1)Ortada iki tane görevsizlik kararı olmalıdır.
2)Görevsizlik kararı ayrı yargı yerleri içinde yer alan yargı yerlerince verilmelidir.
3)Görevsizlik kararı bir mahkemenin diğerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmeli(karşılıklı olarak mahkemelerin birbirini görevli görmesidir.
4)Bu kararlar kesinleşmiş olmalıdır. Mahkeme kararları nasıl kesinleşir? 1)Mahkeme kararına karşı kanun yolu süresi geçerse (itiraz/temyiz süresi 30 gün) 2) Kanun yoluna başvuru süresi içinde bu yola başvurulur ve kanun yoluna bakacak yargı yeri karar verir ve bu karar kesinleşir.
5)İki ayrı yargı yerince görevsizlik kararı verilen davanın tarafları konusu sebebi aynı olmalıdır.
m.15 istemde bulunacak kişi davacıdır.
En erken kararın kesinleştiği tarihten itibaren başlar. En geç ise hüküm yoktur ancak doktrinde genel zamanaşımı süresi 10 yıl ve 60 günlük hak düşürücü süredir. Hukuk davaları 10 yıl. İdari davalar 60 gün.
Uyuşmazlığın çıktığı mahkemelerin biri başka bir mahkemeyi görevli sayar. Uyuşmazlık mahkemesinin verdiği kararlar kesindir herhangi bir yargı yerine müracaat edilemez.
Davaya devam etmek için mahkemenin tekrar görevsizlik kararı almasına gerek yoktur.
m.16 olumsuz görev uyuşmazlığı
m.19 olumsuz görev uyuşmazlığı olduğunda mahkemelerin uyuşmazlık mahkemesine başvurulabilmesini düzenler.
m.20 aynı usulü temyiz merciini yapan uyuşmazlık mahkemesine başvurması için düzenler.
2)Hüküm Uyuşmazlığı
Ayrı yargı yerlerine ait iki mahkeme arasındaki hükümlerde oluşan uyuşmazlığı ifade eder istisnaidir.m.24
Hüküm uyuşmazlığının şartları
1.Kararlar iki ayrı yargı düzeninde verilmelidir.(adli/askeri)
2.Kararlar esasa ilişkin ve kesin olmalıdır.
3.Aynı konuya/sebebe ilişkin olmalıdır.
4.Kararlar hakkın yerine getirilmesini engeller/imkansız kılar.
Taraflar ilgili makam uyuşmazlık mahkemesine başvurur;ilk ve son derece mahkemesi olarak uyuşmazlık mahkemesine karara bağlar ve kararları kesindir.
Hüküm uyuşmazlığı ile ilgili kararlar kesindir ve herkesi bağlar. Bu karara karşı her hangi bir yargı yoluna başvurulamaz.
Genel kurulun ilke kararları vardır. (içtihadı birleştirme kararları gibi etkilidir UMK m.30 da düzenlenir. Bu kararlar uyuşmazlık mahkemesindeki hükümleri arasındaki uyuşmazlıkları çözer.
m.29 ilke kararları ve başkan uygun görürse bölüm kararları resmi gazete de yayınlanır.

İDARİ YARGILAMA USULÜ
Danıştay BİM İdare ve Vergi Mahkemelerinde uygulanan usul 2577 sayılı İYUK tarafından belirlenmiştir. AYİM de uygulanacak usul ise AYİM Kanunu ile düzenlenmiştir.
m.1/II idari yargıda esas yazılı yargılama usulü olup üzerinden dava görülür ve karar verilir. İstisnaen de olsa duruşma usulü uygulanır.
m.17,18,19 duruşmayı düzenler.
m.20 Resen araştırma(inceleme) ilkesi düzenlenmiştir.
İşlemden menfaati zedelenenler ister gerçek kişi ister tüzel kişi olabilir.
İdari yargı davaları
İptal davası:İdarenin işlemlerinin iptalini amaçlar.(yetki şekil sebep konu amaç bakımından.)
Tam yargı davası:İdarenin işleminden/eyleminden zarar gören kimselerin zararının tazminini amaçlar. Burada şart bir hak ihlalinin olmasıdır.(yargı kısıntısı nedeniyle her işleme karşı dava açılamaz.)
Not:Aynı hiyerarşi içinde bulunan makamlar birbirinin işlemlerine karşı dava açamaz. Danıştay a göre. Örneğin vali kaymakamın işlemine karşı dava açamaz.
İdari Dava Açılması
Örneğin bir üniversite öğrencisi hakkında yürütülen soruşturma sonucu okuldan ilişiğinin kesildiğine dair bir belge tebellüğ etti. Bu kimsenin yapacağı ilk şey bir dava dilekçesi hazırlamaktır. İşlemin yapılması halinde dönülmesi güç zararlar meydana gelecekse YD (yürütmeyi durdurma istemli açılır dava)

Dava Dilekçesi Örneği
YD(YÜRÜTMEYİ DURDURMA) TALEPLİDİR.

DAVACI:Ali Hamarat
Sancak mah. Uyum sok. İlham sitesi No:24/12 KONYA

DAVALI:Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü… KONYA
(ADRES)

VEKİLİ:Av. Hatice Solmaz

DAVANIN KONUSU:………..sayılı……..tarihli işlemin iptali istemi

DAVANIN TÜRÜ: İptal davası(+tam yargı davası)

İDARİ İŞLEMİN TEBLİĞ TARİHİ:15.03.2005

(Tam yargı davası açılacaksa)UYUŞMAZLIK KONUSU MİKTAR:……YTL maddi ve …..YTL manevi zararımın idare tarafından karşılanması
Olayın Gelişimi: 1……….
2………
3………
2.sayfa
İPTAL NEDENLERİ:
YETKİ BAKIMINDAN:Yetkisiz makam tarafından işlem tesis edildiği
ŞEKİL BAKIMINDAN:Savunma yapılmadığı (yapılma fırsatı verilmediği)
AMAÇ BAKIMINDAN:İdeolojik baskı
DAYANILAN KURALLAR:A.Y.M m… İYUK m… ve ilgili mevzuat

SONUÇ VE İSTEM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle Selçuk Üniversitesinin tesis ettiği ……… işlemi ve tüm yargı giderlerimin ödenmesini…………
Arz ederim. 22.03.2005
imza
(EKLER)1……
2……
3……
]İYUK m.3 Dava dilekçesinin nasıl ve nereye hitaben yazılacağını düzenler. Dilekçeler imzalı olmalıdır.
İdareden istenen tazminat ile mahkeme bağlı olup mahkeme bunun üstüne çıkamaz fakat altına inebilir.
Ayrıca tazminat miktarı kadar harç istenir davacıdan.
YD ve duruşma talepleri dilekçenin başına görülebilecek şekilde yazılır.
Danıştay ın tam yargı davasına ilişkin içtihadı birleştirme kararı şu şekildedir: Kamu görevlilerine ait mevzuattan doğan uyuşmazlıklarda idari işlemin zarar olduğu zararın miktar olarak tespitinin mümkün olmadığı hallerde dava dilekçesinde uyuşmazlık konusu miktar gösterilmeden tam yargı davası açılabilir.
İYUK m.3/son Dava dilekçesi karşı tarafın sayısı + 1 kadar nüsha olmalıdır.
Eklerin ayrıca noterden tasdiki gerekmez.(vekil aracılığı varsa uygulamada avukat kaşe basar)
m.4 te dava dilekçesinin nereye verileceği düzenlenmiştir.
AYİM deki fark AYİM m.37. Amirlikler BİM ler Vergi Mahkemeleri Danıştay dilekçeyi almaya yetkilidir.
¤ idare mahkemesi olmayan yerlerde dilekçe Asliye Hukuk Mahkemesine verilir. Ve dilekçenin başlığı değişir. Örneğin:” Konya İdare Mahkemesine Başkanlığa Gönderilmek Üzere Asliye Hukuk Mahkemesine
KONYA” gibi
¤Eğer mahkeme işlemi hukuka uygun bulup iptal istemini retderse temyize gidilir. Dilekçenin başlığı ise şöyle değişir.” Danıştay Başkanlığına sunulmak, Konya 2.İdare Mahkemesi Başkanlığına Gönderilmek Üzere Asliye Hukuk Hakimliğine
KARAMAN” gibi
m.5 Aynı dilekçeyle dava açılabilecek halleri düzenler.
Kural:Her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılır.m.5/1
İstisna:Ancak kanunda bağlılık bulunan birden fazla işleme karşı kişi aynı dilekçeyle dava açabilir.m.5/2
Örneğin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre kişiye ceza kesilmiş(1.işlem) ve arabası bağlanmış(2.işlem) kişi her iki işleme karşı tek dilekçeyle dava açabilir.
¤Birden fazla kişinin tek dilekçeyle dava açabilmesi için yine bağlılık ilkesi geçerlidir. Örneğin mirasçıların açacağı davalar gibi
m.6 Dava dilekçesinin geçeceği aşamaların neler olduğunu ifade eder.
Harç alınması: Deftere kaydedilmesià(deftere kayıt tarihi davanın açıldığı tarih sayılır.) kayıt no verilir.
Davacıya ispat aracı olarak pulsuz bir “alındı kağıdı ”verilir.
★★(Dava açılmış) Her hangi bir sebeple harç veya posta ücreti verilmez/eksik verilirse 30 gün içinde bunların ödenmesi tebliğ edilir. Tebliğlere rağmen ödeme yapılmazsa davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.
m.14/3
1)YETKİAynı tür ve derecedeki mahkemelerden belli bir coğrafi alan içindeki davaya hangisinin bakma hakkına sahip olduğunu ifade eder. Görev konusunda yapılan açıklamalar burada da geçerlidir.
m.32 vd Genel yetki m.32 de düzenlenmiştir.
m.33-37 arası yetki özel yetki düzenlenmiştir. İdari Yargı da özel yetki genel yetki kurallarını ortadan kaldırır.
Özel yetki kuralları
-Kamu görevlileri ile ilgili davalarda yetki m.33 de düzenlenmiştir. Görevden çekilme hali düzenlenmemiştir.m.33/II de düzenlenmiştir. Örneğin bir kişi Rize den kayseri ye tayin olmuş ve yollukla ilgili dava açmak istemiştir. Kayseri de dava açar.
-Taşınmaz mallarla ilgili m.34 te düzenlenmiş. Taşınmazın idari taksimat yapıldığı yerdir.
-Taşınır mallarla ilgili davalarda m.35 te düzenlenmiştir. Danıştay;taşınır mallarla ilgili davalarda dava devam ederken malın yer değiştirmesi yetki kuralını değiştirmez der.
-m.36 tam yargı davalarında yetkiyi düzenler. İdari eylemden doğan tam yargı davası söz konusu ise eylemin yapıldığı yer mahkemesidir.
-Vergi uyuşmazlıklarında yetki m.37 düzenlenmiştir.
Örnek:AYİM de açılması gereken bir dava idare mahkemesinde açılmışsa bu durumda dava görev bakımından reddedilir.
Örnek:İdari yargının görevli olduğu konularda başka yerlere açmışsa mesela İstanbul da açılması gereken bir dava Konya da açılmışsa dava reddedilir ve dosya ilgili mahkemeye gönderilir.
Örnek:Okuldan atıldık ve asliye ceza da dava açtık. Yetki ve görev bakımından iptal edilir. Not:kanun yoluna gidilmişse Yargıtay ın tebliğ tarihinden itibaren.
2)İDARİ MERCİ TECAVÜZÜ Kişilerin bir idari dava açmadan önce idareye müracaat etmesi ihtiyari de olabilir. Zorunlu da olabilir. Bu ilgili kanundaki hükümden anlaşılır.
Danıştay başvurabilir hükmü geçiyorsa bile kişinin başvurmak zorunda olduğunu benimsiyor hoca kabul etmiyor.
Doğrudan doğruya bir idari eylemden doğan bir zarar söz konusu ise dava açmak zorunludur.m.13

İYUK m.11 de bir isteğe bağlı müracaat vardır.
Ortada zorunlu bir idari başvuru söz konusu ise ve buna uyulmamışsa biz başvuru hakkımızı ve dava açma hakkımızı kaybederiz.
Başvuru süresi söz konusu ve süre geçtikten sonra başvuru yapılmışsa davanın reddine karar verilir. Dava açma hakkı ortadan kalkar.
İdari mahsus süresi dolduktan sonra bizim idareye başvurmamız halinde idare bu istemi reddeder.
m.13/2 görevsiz yargı yerine başvurulması halinde mahkeme görevsizlik kararı vermişse daha sonrasında idari mahkeme de dava açıldığında idari mahkeme idareye başvurulması gerekiyor diyemez.
3)EHLİYET Dava da taraf olma yeteneğini medeni haklardan yararlanma yeteneğini ifade eder. Tüzel kişiliği olmayan kamu kuruluşları da tüzel kişiliğe haizmiş gibi değerlendirilir.
Dava açabilme ehliyeti Tam ehliyetliler sınırlı ehliyetliler gibi… özel hukuk tüzel kişilerinde de kanunda hangi yetkili organ yetkili ise davalı veya davacı olabilir. Kamu hukuku kişilerinde de bunlarda özel hukuk tüzel kişileri gibi dava açma ve davalı olma yeteneğine sahiptir. Yabancıların Türk mahkemelerinde herhangi bir şart aranmaksızın dava açma ehliyetleri vardır. davacı ve davalı olmaya objektif ehliyet denir. Sübjektif ehliyet idari yargıda şu anlama gelir. İptal davaları için aranan şart ortada bir menfaat ihlali tam yargı davalarında hakkın ihlalidir.
İptal davaları için aranan menfaat şartı maddi açıdan dokunan bir menfaat olabilir manevi açıdan da bir manevi menfaat olabilir. Menfaat meşru bir menfaat olmalıdır. Menfaatin meşru olabilmesi için bir hukuksal durumdan dolayı ortaya çıkması söz konusu olabilir.
Menfaat ihlali kişisel olmalıdır.
Örnekler 1:İstanbul üniversitesi tarafından Turgut Özal a onursal doktora unvanı verilmiştir. Bir vatandaş da bu işleme karşı dava açmıştır. Danıştay bunu ehliyet noktasından reddetmiştir.
2:Bakanlar kurulu bir kişinin TC vatandaşlığından çıkarılmasına karar vermiş ve bu kişinin eşi de dava açmıştır. Danıştay da bunu çıkarma kararları şahsidir ilgilinin eşi ve çocuklarına tesir etmez diyerek ehliyet noktasında davayı reddetmiştir.
3:Evi yıktırılan kiracının dava açabilmesini Fransız Danıştay ı uygun bulmaktadır.
4:Bir yerde bir berber dükkanı var yetkili idare o yerde ikinci bir berber açılmasına karar vermiş. Önceki berberde dava açmıştır. Danıştay da iktisadi menfaat söz konusuysa ehliyet şartının gerçekleştiğini söylüyor.
Çalışanları ilgilendiren idari işlemlere karşı çalışanların dava açması çalışanların mesleğini ilgilendiren durumlara karşı dava açılabilir. Hizmetin işleyişi ve örgütlenmesine karşı çalışanların kural olarak dava açma hakkı yoktur.
Salt kamu görevlisi olma bir başka kamu görevlisi hakkında tesis edilen bir işlemin iptalini isteme hakkı vermez.
Milletvekilleri de kendi kişisel ehliyetin ihlali durumunda dava açabilir.
Vatandaşlık tek başına kişiye iptal davası açma hakkı vermez.
5:Devlete ait olan kamuya mal edilmiş tarihi değeri bulunan örneğin savorona yatıyla ilgili her türlü işleme karşı TC uyrukluğunda bulunan her kişiyi ilgilendirdiği gerekçesiyle bir vatandaşın dava açması kabul edilmiştir.
6:Natonun Türkiye de asker konuşlandırmasına ilişkin bakanlar kurulu kararına karşı açılan dava da her Türk vatandaşının dava açabileceğine karar vermiştir.
Kişisel menfaatin saptanmasında kişinin vergi yükümlüsü olması da önemlidir.
Mahalle ve köy halkından olma hemşerili olma ve belde sakini olma halinde de ihlal edilen bir durumda dava açılabilir.
Menfaat Kümeleri
Dernekler sendikalar dava açma hakkına sahiptir. Dernekler ve sendikalar tüm üyelerine yönelik haksızlıkta dava açabilirler. Menfaatin güncel ve aktüel olması gerekir.Doğmamış bir menfaate dayanılarak dava açılmaz. Örneğin kardeşimiz hukuk fakültesini kazanmadı hukuk yönetmeliğinde yaşılan değişikliği dava edemez. Menfaat dava açıldığında ve karara bağlandığı ana kadar devam eder.
İdari işlemin kaldırılması veya geri alınmasının iptal davasına etkisi nedir? Geri alma geçmişe etkili olarak hüküm ve sonuç doğurur. Yani işlemin tesis edildiği ana kadar geriye gider. Kaldırılma ise geleceğe yönelik hüküm doğurur.
Dava açılmadan işlem geri alınmış biz de dava açtık bu durumda ortada bir idari işlem olmadığı için dava iptal edilir. Dava açan yargı masraflarına katlanır. Dava açıldıktan sonra işlem geri alınırsa bu durumda masraflara idare katlanır. İdarenin menfaatini etkileyen işleme karşı dava açabilmesi bu konuda 3533 sayılı idareler arası özel uyuşmazlıkların çözümü hakkında kanun var. İki idare arasında ki uyuşmazlığın nasıl çözümleneceğini belirtir. İki idare arasındaki uyuşmazlıkta idari yola başvurulur. Örneğin bir idarenin aracına bir idare ihtiyaç duymuş. Önce idareler kendi aralarında anlaşır anlaşmazlarsa Danıştay 1. dairesi tarafından çözümlenir. Vesayet makamına karşı yerinden yönetim kuruluşları iptal davası açabilir. Vesayet makamının yerinden yönetim kuruluşlarının açtığı davadan çıkan kararın iptali için kanun vesayet makamına yetki vermişse iptal eder. Vermemişse dava açar. Bakanlar da birbirlerine karşı dava açabilir. Aynı hiyerarşi içindeki makamların birbirlerine karşı dava açmaları mümkün değildir.
4)İDARİ DAVAYA KONU OLACAK KESİN VE YÜRÜTÜLMESİ GEREKLİ BİR İŞLEM OLUP OLMADIĞI
İptale konu olmayan işlemler
·İç düzen işlemleri : Bir idarenin çalışmasına işleyişine ilişkin yer yön yöntem sağlayan işlemlerdir. Hiyerarşik güç kullanılır
·Hazırlık (yardımcı) işlemler:Nihai işlem ortaya çıkmadan yapılan işlemlere karşı iptal davası açılmaz. Örneğin bir disiplin soruşturmasında öğrencinin savunma yapması için soruşturmaya davet yazısı yazılır. Buna karşı hemen dava açılmaz.
·Bilgi verici ve açıklayıcı işlemleryaptırım içeren bilgi verici işlemler hariç) İdarenin bir duruma ilişkin bilgi ve açıklayıcı işlemleri iptal davasına konu olmaz. İstisnası yaptırım içeren bilgi ve açılayıcı işlemlerdir. Örneğin avukatın barodan istifa etmediği takdirde disiplin kuruluna havale edileceğine dair işlem.
·Uygulamaya ilişkin işlemler:İdare bir işlem tesis etti süresi içinde yapılmazsa istifa edilmiş olur. Örneğin kişi süresi içinde yurtdışındaki doktorasını tamamlayamamışsa kişi istifa etmiş sayılır. Ardından üniversite ile ilişiği kesilir. Kendisine tebligat yapılır.
·İdarenin yersiz işlemleri:Yetkili makam tarafından tapılmış ama yapılmasına gerek olmayan işlemler. Örneğin kamu malı olmayan bir taşınmazın kamu malından çıkarılması zaten.kamu malı değil ki çıkarılsın.
5)SÜRE AŞIMI Süre konusu davanın her aşamasında incelenir. Niçin böyle bir süre öngörülmüş çünkü idarenin istikrarı içindir. Yani idari işlemlerin her zaman iptal tahdidinde olmaması içindir. Türk hukukunda dava açma süresi hak düşürücü süredir.İYUK m.7 de süreler yazılmıştır. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.
İstisnası özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde örneğin petrol kanununda 20 gündür.İYUK m.7/2 de sürenin ne zaman başlayacağı düzenlenir. Aynı hüküm anayasa da m.125/3 te de vardır. dolayısıyla anayasal bir hükümdür. Bu sebepten kişiler haber aldıktan sonra değil tebligat aldıktan sonra dava açarlar. Aksi anayasa ya aykırı düşer.
m.7/3 adres belli değilse! Tebligat kanunun da yeni bir düzenleme getirildi yurtdışında bulunan kişilere yönelik.
Tebligat Kanunu m.25/A:Yabancı ülkede kendisine tebliğ yapılacak kimse TC vatandaşı olduğu takdirde Türkiye büyükelçiliği veya konsolosluğu aracılığıyla yapılabilir.
Bu halde bildirimin Türkiye büyükelçilği veya konsolosluğu veya bunların görevlendireceği bir memur yapar.
Tebliğin konusu ile hangi merci tarafından çıkarıldığı bilgilerin yeraldığı ve 30 gün içinde başvurulmadığı takdirde tebliğin yapılmış sayılacağı ihtarını bildiren o ülkenin mevzuatının izin verdiği yöntemle gönderilir.
O ülkenin mevzuatına göre muhataba tebliğ edildiği belgelendiğinde tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde Türkiye büyükelçiliği veya konsolosluğuna başvurulmadığı takdirde tebligat 30.günün bitiminde yapılmış sayılır.
İYUK m.101. Ilgililer, haklarinda idari davaya konu olabilecek bir islem veya eylemin yapilmasi icin idari makamlara basvurabilirler.
2. Altmis gun icinde bir cevap verilmezse istek reddedilmis sayilir. ilgililer altmis gunun bittigi tarihten itibaren dava acma suresi icinde, konusuna gore Danistaya, idare ve vergi mahkemelerine dava acabilirler.

-Altmis gunluk sure icinde idarece verilen cevap kesin degilse ilgili bu cevabi, isteminin reddi sayarak dava acabilecegi gibi, kesin cevabi da bekleyebilir. Bu takdirde dava acma suresi islemez. Ancak, bekleme suresi basvuru tarihinden itibaren 6 ayi gecemez.
– Dava acilmamasi veya davanin sureden reddi hallerinde, 60 gunluk surenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabin tebliginden itibaren 60 gun icinde dava acabilirler.
İkinci fıkrada ki muğlak ifade de eğer idarenin kesin cevabını beklemek zorunda değilse eğer 60 veya 30 günlük süre içinde dava açabilir. Eğer kesin cevap beklenecekse bu bekleme süresi 6 ayi geçemez. 6 ay için de hala bir cevap verilmemişse 6 ayın sonunda dava açmak zorundayız. Bu altı aylık sürenin bitimi adli tatile denk gelmişse adli tatili bittiği gün izleyen bir 7 günlük dava açma süresi hakkı verilir.
Eğer biz idarenin cevap vermek istemediği bu zımni red süresinde dava açarsak ne olur? İdare cevap vermeden veya zımni red oluşmadan dava açılırsa mahkeme ortada kesin yürütülebilir bir işlem olmadığı gerekçesiyle işlemi iptal eder. Eğer mahkeme incelemeyi bu zımni red süresinin sonunda yapmışsa önceki açılan davaya bakmak zorundadır.
İYUK m.111. Ilgililer tarafindan idari dava acilmadan once, idari islemin kaldirilmasi, geri alinmasi, degistirilmesi veya yeni bir islem yapilmasi ust makamdan, ust makam yoksa islemi yapmis olan makamdan, idari dava acma suresi icinde istenebilir. Bu basvurma, islemeye baslamis olan idari dava acma suresini durdurur.
2. Altmis gun icinde bir cevap verilmezse istek reddedilmis sayilir.
3. Istegin reddedilmesi veya reddedilmis sayilmasi halinde dava acma suresi yeniden islemeye baslar ve basvurma tarihine kadar gecmis sure de hesaba katilir.

10.madde de geçen idarenin muğlak ifade vermesi durumunda ki prosedür burada da geçerlidir. Şu dört işlem için dava açma süresi kesilir.İşlemin: kaldırılması,geri alınması,değiştirilmesi,yeni bir işlem yapılması.
Danıştay süre kaybı nedeniyle anayasal bir hakkın kullanılmasını ortadan kaldıracak bir durumu kabul etmemektedir. Örneğin pasaport talep ediyoruz. 60 günlük zımni red süresi bitiyor. Ve ondan sonra olan 60 günlük dava açma süresi de doluyor. Bu süreler dolduğu için kişi bir daha hiçbir zaman pasaport alamaz diye bir kural yoktur. Burada Danıştay ın dediği gibi seyahat etme özgürlüğü anayasal bir hak olduğu için kişi tekrar idareye müracaat edebilir. İdareye yapılan her müracaat yeni müracaat olarak değerlendirilir.
11.maddenin işleyebilmesi için önce üst makama başvurulmalıdır. Örneğin Dekanlık içinàRektörlük içinàYÖK,YÖK için yine YÖK. Örneğin Selçuklu Belediyesi için yine Selçuklu Belediyesine başvuruda bulunulur Büyükşehir belediyesine değil!
6)HUSUMET Hasım mevkiinde bulunacak olan idareyi temsil etmektedir. Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma hasım mevkiinde bulunmaz bunların yerine içişleri bakanlığı bulunur. Askeriye yerine de milli savunma bakanlığı bulunur. Bakanlar kurulunda da hasım mevkiinde başbakan bulunur. Dekanlık işlem tesis etti hasım mevkiinde rektörlük bulunur.
Bir işlemi birden fazla idare tesis etmişse hepsi hasım mevkiinde bulunur. Tüzel kişiliği bulunmayan bir idare kesin ve yürütülebilir bir idari işlem tesis edilmişse hasım mevkiinde bulunabilir.
Husumet konusunda bir yanlışlık olursa işlem iptal edilir.m.15/c mahkeme hasımı resen belirleyecektir.
7)3 VE 5. MADDELERE UYGUN OLUP OLMADIKLARI Örneğin imza atmayı unuttuk 3. maddeye aykırılık var bu İYUK m.15/1 in d sinde düzenlenmiştir. 30 günlük süre içerisinde dilekçenin düzeltilmesi için dilekçe reddedilir. Aynı yanlışlık tekrar yapılırsa dava reddedilir.
İlk inceleme burada bitmiştir. Bundan sonra esasa geçilir.
duruşmayı düzenliyor. Duruşma talebinin cevap ve savunmalarda yani sonradan yapılması da mümkündür. Duruşma yapıldıktan en geç 15 gün içinde karar verilir.
ESAS İNCELEMESİ
Yetki,şekil,sebep,konu,maksat.
1)Yetki unsuru:Hiçbir kamu personeli mevzuatın kendisine vermediği yetkiyi kullanamaz. Yetkide paralellik:Yetki hangi makam tarafından tesis edilmişse o makam tarafından kaldırılır.
Kanundaki prosedüre uyulmazsa yetki bakımından bu durumda yetkide sakatlık çıkar. yetki kamu düzenine ilişkin bir husustur. Davanın her aşamasında ileri sürülebilir. Hakimde resen dikkate alır. Yetkisiz makam tarafından alırsa karar artık geçerli olmaz.
]Yer bakımından yetkisizlik: İdarenin yetkileri yer bakımından sınırlandırılmıştır. Bazı idare yetkilerinin görevi ülke çapındadır(bakanlar gibi) bazıları da sınırlı coğrafi yapıdadır.
]Zaman bakımından yetkisizlik: Yetkiler belirli bir süre ile sınırlıdır. Örneğin Yetki Kanununda belirli bir süre öngörülmüştür. Bazen idarenin yetkisi kendisine bu yetkiyi veren kanunun zımmen veya açıkça ilgası ile de sone erebilir. Dolayısıyla idare bu yetkiyi kullanamaz. Daha önceki zamanda yetkilidir. Örneğin il idaresi kanunu madde 17/3 DMK da yürürlüğe girince bu madde ilga edilmiştir. Bazen kamu görevlisi için kararının geçerliliği için göreve başlaması ve atanmış olması gerekir. İzinli olduğu dönemde yetkiyi kullanamaz. Kamu görevlisinin emekli olmasıyla kamu görevi yetkisini kullanamaz.
]Konu bakımından yetkisizlik: Bir idarenin yetkisi dışında aldığı karar. Yasama organı hariç diğer bir organın görevine giren konuda idarenin karar alması konu bakımından yetkisizliktir. Bir idarenin kendisini yetkisiz görerek karar almadan kaçınması olumsuz yetki aşımı, bir idarenin kendi yetkisi dışına çıkan bir konu da karar alması olumlu yetki aşımı diye nitelendirilmiştir.
]Kişi bakımından yetkisizlik: buna doktrinde yetki gaspı da denir. İdare adına karar alma yetkisi olmayan bir kişinin aldığı karar kişi bakımından yetkisizlik sonucunu doğurur. Bunun müeyyidesi yokluktur. Görev(fonksiyon) gaspı ise idarenin hiçbir idari kuruluşun görev alanına girmeyen konuda karar almasıdır. Örneğin yargı organının veya yasama organının görev alanına giren konuda idarece karar alınmasıdır. Diğer bir örnek ise kanunla düzenlenmesi gereken bir konunun yönetmelikle düzenlenmesi gibi. Yetki tecavüzü:Buna da bir kişi idare adına açıklamaya yetkili ama başka bir idarenin görevine giren bir konuda idare açıklıyor. Müeyyidesi iptaldir. Ağır ve bariz yetki tecavüzü: İdari esaslarına açıkça aykırı bir şekilde alınan kararlardır. Örneğin sağlık bakanlığında çalışan memurun tarım bakanlığı tarafından emekliye sevk edilmesi. Bunun müeyyidesi de yokluktur. Fiili memur: Belli şartlar altında yetkisiz bir kişinin aldığı kararların geçerli sayılmasına ilişkin bir kuraldır. Fransa da ortaya çıktı ikiye ayrılır. Görünüşte memur;atama işlemindeki sakatlıktan dolayı bir memur fiili memur konumuna düşebilir. Bu durumda bu memur tarafından alınan karar geçerli memur hukuken geçerli olmayarak atanmıştır. Fakat bunu o memur bilmemektedir. Örneğin kişinin sicili iyi olmalı ama sicili kötü çıktı ve müdür yardımcısı olmuş görevden alınıyor fakat o ana kadar yaptığı işlemler geçerlidir.
2) Şekil Unsuru: Özel hukuk alanında şekil istisnadır fakat idarede ise şekil asildir. Çünkü idarede yol gösterilir.
Şekil vatandaşa güven verir. İdari işlemlerde şekil iki anlama gelir. Birincisi idarenin işlemlerinin dış dünyaya yansımasını ifade eder. Yazılı sözlü resmi vs. ikincisi ise bir idari işlemin yapılmasında izlenecek prosedürü ifade eder. Bu anlamda idare usulünü ifade eder. Bir idari işlem nasıl ortaya çıkmışsa o şekilde ortadan kalkar buna şekilde ve usulde paralellik denir. Örneğin resmi gazetede yayımlanmışsa resmi gazetede yayımlanarak ortadan kalkar. Müeyyidesi ise önemli olmayacak işlemlerin iptali istenmez. İdarenin yararına konulmuş şekil kurallarına uymamak işlemin iptalini gerektirmez. İdare edilenler içinse iptal olunur. Eğer şekil sakatlığı kararın sonucunu etkiliyorsa ortada asli bir şekil sakatlığı vardır. iptal edilir. kararın sonucunu etkilemiyorsa tali şekil sakatlığı vardır ve iptal gerekmez. Örneğin Danıştay incelemesinden geçmeyen tüzük yok hükmündedir. Eğer dava açarsak mahkeme sadece tespit eder. Kişi kararı imzalamış ancak adı unvanı yok bu durumda sonucu etkilemez. Dolayısıyla iptal gerekmez(tali). İl idaresi kanunu m.6 bir vali başka bir göreve atanmak için görevden alınırsa iptal edilir.(asli). Mevzuatta bir idari işlemin gerekçeli olması öngörülmüşse fakat işlem yapılırken gerekçe yoksa iptal edilir.(asli). Asistan olmak için üç kişilik jüri öngörülmüş ama beş jüri oluşturulmuş iptal olunur(asli). Disiplin soruşturmalarında savunma alınmazsa işlem iptal edilir.(asli).
3) Sebep-Neden Unsuru:İşlemin bir tür gerekçesidir. Ama gerekçe sayılmaz. İdari işleme sevk eden sebep hukuki işlem veya maddi olaylar olabilir. Örnek eğer bir yerde kumar oynanıyorsa kapatılır. (maddi olay)
Sebebi açıkça belli işlemler: Bazen mevzuatta idari işlemin sebebi açıkça belirlenir. Bu sebep gerçekleşirse işlem tesis edilir. örneğin bir memur görevine geç gelirse disiplin cezası verilir.
Sebep unsuru var ama belirsiz kavramlar kullanılmıştır mevzuatta: belirsiz olması milli güvenlik genel sağlık kamu menfaati için olabilir.
Sebep unsuru mevzuatta hiç gösterilmemiş: kanun bir konuda idareye hiçbir sebep belirtmeksizin yetki verirse idare sebebi kendisi belirleyebilir. Örneğin DMK m.76 bir memurun bir yerden başka bir yere atanması nakledilmesi.
Kişi dava açsa mahkeme idareden sebep ister. Sebep hukuka uygun olmalı. Sebep gerçeğe uygun olmalı. O işlemin tesisi için yeterli bir sebep olmalı. Örneğin İYUK m.20/3.fıkranın son cümlesi davacının lehinedir.
4)Konu Unsuru:Konu idari işlemin hukuki sonucudur. Örneğin memurun atanmasının konusu kişiyi memur statüsüne sokmaktır. İdari işlemin sebep ve konusu birbiriyle çok ilişkilidir. Bu yakın ilişki Danıştay kanununda “esas” deyimi olarak kullanılır. İdari işlemin konusu imkansız veya meşru değilse konu bakımından sakatlık vardır. işlem açıkça hukuka aykırı ise sakatlık olur. Örneğin kınama cezası gerekiyor ama aylıktan kesme cezası veriliyor. Mevzuatın açıkça yasakladığı konularda karar alınıyor. Örneğin bir idareye ait taşınmaz başka idarece kamulaştırılıyor. Yükümlülük getirme kanunun dayanağı olmaksızın kişiye yükümlülük getiriliyor. Örneğin buz imalatı yapan bir işletmeye belediyenin belirli bir miktarı stok etmesine yönelik sınır getirmesi. Uygulama alanını genişletme: Belli bir statüde bulunan kişilere uygulanmak üzere çıkarılan kanunların başka kişilere uygulanmasını . örneğin askeri öğrencilere uygulamak için çıkarılan yönetmeliğin askeri öğrenciden çıkan kişilere uygulanması.
İdari işlemin geri alınması ve iptal kararı doğrultusunda işlem yapma dışında geçmişe etkili hüküm ve sonuç doğuran kararların alınması konu unsuru bakımından hukuka aykırılık doğurur. Örneğin kişiye disiplin cezası veriliyor. Ardından idare değişiyor ve o kişinin tanıdığı idareye geliyor ve geçmişe etkili olarak disiplini kaldırıyor.
5)Amaç Unsuru:Kanun koyucunun bir idari işlemde ulaşmak istediği nihai sonuçtur. Genel ve özel amaç vardır. Genel amaç: Kanunda öngörülen amaçtır. Özel amaç: Kamu yararını gerçekleştirmek için konulan amaç. Örneğin hakim ve savcıların görev yaptıkları mahalde belli bir süre avukatlık yapması yasaklanmıştır.
Genel amaç bakımından hukuka aykırılık
-Kişisel bir amaç güdülmüş olabilir. Örneğin kişiye zarar vermek için malını kamulaştırılması. İspatı çok zor.
-3.bir kişiyi korumak amacıyla bir işlem tesis edilebilir. Bir kişiyi kadrodan başka bir yere atamak ve tanıdığı kişiyi o kadroya almak
-Siyasi amaç güdülmüş olabilir. Örneğin bir kimseyi siyasi düşünceleri sebebiyle görevine son verme.
Özel amaç bakımından hukuka aykırılık
İdareye özel bir amaç için yeki verilebilir. İdare bu amacı aşarsa hukuka aykırı olur. Örneğin benzin istasyonunun kurulması ve işletilmesini belediye valiye bağlamış ama vali vergi kaçakçılığını önlemek için izin vermiyor.
Usul (yöntem) saptırması: Amaç unsuru konusunda idare belli bir işlem için konulmuş olan yöntemi başka bir işlem için uyguluyor. Doktrinde bu şekil bakımından değildir. Örneğin idare taşınmazı satın alması gerekirken kamulaştırma yoluyla alıyor. Örneğin taşınmazı idare kamulaştırması gerekirken idare daha ucuz olduğu için taşınmaz üzerinde irtifak hakkı kullanıyor.
YÜRÜTMENİN DURDURULMASI
İYUK m.27 de düzenlenmiştir. Bir idari işlemin yürütülmesinin durdurulmasıdır. AYİM m.62 ile İYUK m.27 arasında fark vardır. İdari işlemin yürütülmesi durdurulabilir. İdari eylemin durdurulması söz konusu değildir.m.27/4 istem olmalı yazılı olmalıdır. Hakim resen işlemin yürütülmesini durduramaz. Yürütmenin durdurulabilmesi için 2 şartın gerçekleşmesi gerekir.m.27/2. Hakim eğer açıkça idari işlemi hukuka aykırı bulmuşsa zaten iptal eder.
NOT:Kural olarak hakim dilekçeyi aldığı anda yürütmeyi durduramaz. İstisnası çok acil durumlardır. Örneğin binanın yıkılmasının durdurulmasıdır.
İçtihatlarla gelişen bir husus:Mahkeme yürütmeyi durdurması; mahkeme dilekçeyi inceler ve idareye 30 gün izin verir(savunmasını istemek için) bu savunmadan sonra yürütmeyi durdurur. Bazen savunmadan sonra ek bilgiler ister. Bu bilgilerden sonra yürütmeyi durdurabilir.
m.27/4 pek uygulanmıyor. (sürelerin kısaltılması)
m.27/5 teminat şartı öngörmüş
m.27/6 yürütmenin durdurulması konusundaki itirazları düzenler.
Yürütmenin durdurulması konusunda ilk derece mahkemesinin verdiği karar “ara karardır.” Bu yüzden kanun yoluna gidilmez.
Yürütmenin durdurulmasına karşı özel itiraz söz konusu ve itiraz makamının verdiği karar kesindir. Buna karşı temyiz veya itiraza gidilmez.
m.27/7 ye göre yürütmenin durdurulması kararı(dosyası) öncelikle incelenir.
Yürütmenin durdurulması kararı bir iptal kararı gibi hüküm ve sonuç doğurur. Fakat yürütmenin durdurulması bir dava değildir. iptal bir davadır.
m.28/ gereği mahkeme kararı en geç 30 gün içinde uygulanır.(Yürütmenin durdurulması kararı da mahkeme kararı olduğu için 30 gün için de uygulanır.)
Daha çok olumlu işlemler için yürütme durdurulur. Örneğin fırın açmak için ruhsat talep edildi idare reddetti (olumsuz işlem)
Olumsuz işlemler de yürütmenin durdurulması için kişinin hali hazırda var olan hukuki veya maddi durumuna etki etmesi gerekir.
Yürütmeyi durdurma kararı verildiği zaman sonuçları Örneğin kişinin işten atılması: idare bunu uygular. acaba idare kişinin zararını tazmin eder mi? İYUK m.12 gereği zarar tam yargı davası ile tazmin edilir. Yürütmenin durdurulması ile istenmesi m.12 ye aykırı olur. Bu açıdan tazmin m.12 ye göre istenir(doktrine göre) hoca da buna katılıyor. Danıştay 4 ve 5. dairesi yürütmenin durdurulmasından sonra istenir demiştir.
İYUK m.52 mahkeme esas bakımından denetleme yapıyor ve iptal ediyor(ilk derece mahkemesi). Buna karşı idare yürütmenin durdurulmasını talep eder. Madde 27nin tersi.
İPTAL DAVASININ SONUÇLARI
Mahkeme bir işlemi tesis redderse yerine geçecek bir işlem tesis edemez.
İPTAL DAVASININ REDDEDİLMESİNİN SONUÇLARI
1)İşlem bakımından:Mahkeme reddederse var olan hukuki durum devam eder. Yürütmeyi durdurmuşsa kendiliğinden kalkar.
2)Taraflar yönünden:Davanın reddine ilişkin karar yalnız davanın taraflarını etkiler. Bir dava esastan reddedilirse bu işlemin hukuka uygun olduğu anlamına gelmez. İptal davasının reddedilmesi 3. kişilerin durumunu etkilemez.
İptal davasının kabulü veya sonuçları
İşlem bakımından:Mahkeme bakımından iptal edilmişse idari işlem kesin olarak ortadan kalkar. İdare artık hukuka uygunluk karinesinden yararlanamaz. Birel işleme dayanarak işlem tesis edilmişse ve bu Birel işlem mahkeme tarafından iptal edilmişse o işlem ortadan kalkar.
Düzenleyici işlem tesis edilmiş ve o düzenleyici işleme dayanılarak tesis edilen işlem kural olarak ortadan kalkmaz. İptal işlemin tesis edildiği tarihe kadar geriye yürür. İptal kendiliğinden idarenin hiçbir şey yapmasına gerek olmaksızın hüküm ve sonuç doğurur. Taraflar bakımından iptal kararı verilmesi davanın taraflarını etkiler. İptal kararı mahkeme kararı olduğu için idareyi ve devletin diğer taraflarını bağlar.
İptal kararının 3. kişilere etkisi
3.kişiler bakımından kural olarak bağlamaz. Ancak iptal edilen işlem düzenleyici işlemse dava açmayan 3. kişilerde bundan etkilenir. Buna rağmen dava 3. kişi tarafından açılırsa mahkeme tekrar işlemi iptal etmez. Zaten iptal edilmiştir. 3. kişi daha önceki iptalden yararlanır.
İptal kararlarının yerine getirilmesi
Bir anayasal zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. İptal kararıyla işlemin hukuk dünyasında meydana getirmiş olduğu sonuç ortadan kaldırılır.
1)İdareye birtakım yükümlülükler düşer bazen de düşmez. Bir kısım iptal kararları kendiliğinden sonuç doğurur. Uyarma ve kınama disiplin cezaları için bu böyledir. Fakat kademe ilerlemesinin durdurulması aylıktan kesme gibi mahkeme kararları idarenin bir işlem tesis etmesi gerekir.
2)Bazı durumlarda işlem iptal edilmiştir. Bu idarenin aynı işlemi en baştan tesis etmesine engel teşkil etmez. Yetki ve şekilde genelde karşımıza çıkar. örneğin valinin alacağı kararı kaymakamın alması gibi.
3)Tersine işlem yapılmasını gerektiren mahkeme kararları. Daha çok olumsuz nitelikte ki idari işlemlerde kaşımıza çıkar. örneğin kişi ruhsat talebinde bulunmuş idare reddetmiş mahkemenin işlemi iptal etmiş olması idari işlem yerine geçmez. Bu durumlarda idareye düşen yükümlülük olumlu bir işlem tesis etmektir.
4)Hukuki durumlarda değişiklik yapılmasını gerektiren iptal kararları. Uygulamada en zor yerine getirilen iptal kararıdır. Örneğin bir memuru emekliye sevk ediyorsunuz. Memur dava ediyor ve davayı kazanıyor. İdareye düşen bu kişiyi eski görevine başlatmaktır. Sıkıntı yüksek rütbeli kamu görevlileri bakımından işlem tesis edildiği takdirde yaşanmaktadır. Görevden alınan kişi aynı göreve atanamamıyorsa eşdeğer bir göreve atanır.
5)Yerine getirilmesi olanaksız olan iptal kararları. Örneğin kişiyi emekliye sevk ediyorsunuz. Fakat emeklilik yaşı dolmamış ama dava bitiminde kişi emeklilik yaşını dolduruyor.
İptal kararlarını yerine getirme zorunluluğu
Hem anayasa hem de İYUK m.28 de güvence altına alınmıştır.
m.28 iptal kararlarının yerine getirilmesi veya eksik yerine getirilmesi durumunda ki idarenin sorumluluğunu da düzenlemiştir. Mahkeme kararları hem davacıya hem de davalıya tebliğ edilir.
kişiler başvurmasa da idare mahkeme kararlarını kendiliğinden yerine getirmelidir.
Mahkeme kararlarını yerine getirmemek veya eksik yerine getirmek idarenin mali sorumluluğuna yol açar. Mahkeme kararlarını yerine getirmeyen idareye karşı maddi ve/veya manevi tazminat davası açılmasına neden olabilir.
Kişi isterse idare aleyhine idari yargıda tazminat davası açar. İsterse adli yargıda mahkeme kararını bilerek yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhinde tazminat davası açar.
Mahkeme kararlarını yerine getirmemek veya eksik yerine getirmek cezai sorumluluğa da yol açar. Kamu görevlisi açısından görevi ihmal görevi kötüye kullanma görevi savsaklama suçlarına da yol açabilir.
İdarenin tazminat ödemesi mahkeme kararını yerine getirmemesi sonucunu doğurmaz.
Mahkeme kararlarının yerine getirilmemesi idarenin ağır hizmet kusuru olarak geçer.
Mesela idare kararı uygulamadı(30 günlük süre geçti) Bu durumda kişiler 10 yıl içinde bu kararın uygulanmasını isteyebilir.
TAM YARGI DAVALARI
İdari yargılama usulünde iki tane dava vardır. birisi iptal davası biriside tam yargı davasıdır. İYUK m.2/1-b
İptal davası ile tam yargı davası açısından bir takım farklar vardır.

Şirketlerde özgüven ortamının yaratılması
Yöneticiler artık ‘masa basinda’ yönetimin modasinin geçtigini görüyor ama yeni modanin gerçegini göremiyorlar. Bunun ellerinde bir anahtar oldugunu yakinda anlayacaklar. Masa basindan kalkmak, her seyden önce bireyleri tanimak ve yeteneklerini saptayarak onlari gelistirmektir. Dahasi, ”duygusal ve manevi boyut” özleminin gerçeklesmesi olarak tanimladigimiz, sirketin bakis açisini ve hedeflerini canli tutmaktir.

Özgüven sahibi bir eleman müsteriyi mutlu eder; biz buna böylece inaniyoruz. Böyle bir iliskinin temelinde ise, ‘Marka Kültürü’ gizlidir. Amaç, markanizin varolan dünyasini daha iyi bir dünya haline getirmektir. Özgüven duygusu gelismis kisiler isini daha iyi yapar. Marka dünyasi içinde isini daha iyi yapmak, müsteri beklentileri açisindan daha verici olmak demektir. Bu da, kisinin isinden daha çok zevk almasini saglar.

Bu yönetim sistemini bir sekilde sirkete aktarmak ve sirketteki herkesin markayi belli bir ‘Marka Kültürü’ çerçevesinde ‘yasamasini ve yasatmasi’ni saglamak, basarinizin anahtari ve ayni zamanda da bu kitabin amacidir. Kurumsal davranis biçimlerinin pazar kosullarina göre gelistigi dogrudur, ancak sirketin düslerine ve hedeflerine bagli kalmayi gerektirir.

Markayi etkin bir sekilde yasatmak için, sirketlerin geleneksel ’emir-komuta ‘ sistemini asarak korkusuz bir çalisma ortami yaratmalari gerekir . Bu yeni yönetim boyutunu ”özgüven ortaminin yaratilmasi” seklinde tanimliyoruz. Bu kisaca, özgüven ortaminda mutlu ve katilimci elemanlar yetistirerek, müsteri beklentilerini asan bir sirket olmanizi saglayacak yöntemdir.

Pek çok insanin süklüm püklüm ise gidip süklüm püklüm döndügü bir dönemdeyiz. Bütün o insanlarin bir anda silkinip baslarini kaldirdiklarini düsünebiliyor musunuz?
Bu yeni yönetim sisteminin anahtari, özgüven ortaminin derecesidir . Yani, çalisanlarin inisiyatif kullanma sinirlarini çok iyi anlamasi ve isvereninin ayni kriterlere bagli kalacagina güven duymasi gerekir. Ayni sekilde, çalisanlarin üretici ya da saticinin vaadini ilettigi müsteri de bu vaadin yerine getirilecegine güvenmelidir. Çalisanlar grubu, is saatleri disinda zengin bir medya ortami içindedir. Kablolu yayinlar ya da uydu araciligiyla izlenen sayisiz TV kanallari, internette ulasabilecekleri sonsuz siteler; her geçen gün teknigi ve kalitesi gelisen filmler, çesitli müzik kanallari ve dergiler bundan on yil önce hayal bile edemeyecegimiz zengin bir medya yaratmistir.

Diger taraftan insanlarin para harcama aliskanliklari artmistir. Bazi eglenceleri evden satin alabilme olanaklari yayginlasirken, disarida yemek yemek ve yabanci ülkelere tatile gitmek gibi günlük hayatimizda önem li etkiler yaratan olgular görülmektedir. Yüksek teknoloji, kültürel olaylar , spor faaliyetlerindeki gelismeler , üçüncü bin yilda gelismis ülke insanlarinin bos zamanlarini degerlendirebilecekleri olaganüstü firsatlar olduguna isaret ediyor.

Bütün bunlar , çalisanlarinizin dikkatini çekecek ve onlari etkileyecek muazzam bir rekabeti simgeler. Bir isverenin çalisanlarina kalorifer, kantin ya da sirket içinde bir berber saglayarak getirdigi kosullar artik günümüzde çok yetersizdir. Disarida çalisanlarini bekleyen yasam biçiminin heyecan ve çekicilikleriyle, bir sirket nasil rekabet edebilir? Üstelik tüm bu yasam biçimi, is saatlerinde çalisanlarin zihnine takiliyorsa?

Kurum düsleri ve kurum senaryosu

Bunun cevabi, bir sirketin kendi düslerini yaratip sahneye koyabilmesinde gizlidir. Üst düzey yönetim bu oyunu sadece kaleme almakla kalmayacak, rejisörlügünü yapacak, sahne dekorunu hazirlayip kuracak, ayni zamanda da, iyi bir anlatici olarak oyunun nasil gelistigine dair yorumlamalar yapacaktir.

Burada üst yönetim, markanin yazaridir. Böylece, çalisanlar da her biri kendi rolünü oynayan oyuncular olacaktir. Bu oynadiklari rol, çalisan için bir TV dizisi kadar vazgeçilmez ve heyecan verici olmak zorundadir. Gerçek tiyatrolarda oldugu gibi, kurumlarda da insanlarin ilgisini çeken ve hayal gücünü çalistiran bu vazgeçilmez senaryoyu yakalamak gerekir. Üst düzeyin senaryoyla özdeslesmesi, kurguladigi bu senaryoyu tek bir itis gücüne odaklayarak bu ana fikri tekrar tekrar çalisanlarinin kafasina sokmasi, çalisanlarini harekete geçirecek mesaji verecektir: Ticari anlamda ölüm kalim savasi!

Basarili oyuncu olmanin sirri, rolünü ve bu rolün diger oyuncularla iliskisini çok iyi anlayabilmektir. Çünkü bu aslinda yasayan, gerçek bir tiyatrodur; bu yüzden de, dört perde için yazilmis hazir bir oyunda rol almaktan oldukça farklidir. Bu gerçek tiyatroda dogaçlamalar sürüp gider.

Önünüze getirilmis hazir bir rolü ezberlemek, çok daha kolaydir. Dolayisiyla, bu dogaçlamalarin özünü olusturacak bir davranis biçimine sahip olmak gerekir ki, burada ‘Marka Kültürü’ önem kazanir.

Sirket üst yöneticisi, beklentilerin de yöneticisi rolündedir diyebiliriz. Hem sirket içinde hem de sirket disinda beklentilerin doruga ulasmasini saglamak onun isidir. Kurum görüsünü benimsemek için istekli olmak kadar, bunu basaracak yetilere de sahip olmak gereklidir. Intemet iletisimine geçilmis bir çagda pratik olmak ve zamana karsi dogru kararlari alabilmek hayati önem tasir. Gerekli hizi ve hiç durmadan hareket edebilme ortamini yakalamak, bu akis içinde ufak tefek yanlislarin üzerinde
zaman kaybetmekten çok daha yararli olacaktir.

Ana prensipler
Müsteri beklentileri artarken, sirketlerin çogu markayla ilgili bu temel beklentileri karsilamakta -hele hele müsteri beklentilerini asmakta- pek yeterli oldugu söylenemez. Bir bakima teknolojik yenilikler müsteriyi mutlu etmekle birlikte, aslinda, satin almanin ödüllendirildigi günler oldukça geride kalmistir. Dahasi, çogu sirket müsterinin tepkilerinden de epeyce uzaklasmistir , çünkü müsteriyle dogrudan temasi artik pazarlama sirketlerine birakmaktadirlar. Bu durumda, müsterinin görüsleri ve hisleriyle ilgili bilgiler sirketin disariyla temasta olan alt grubuna ulassa bile, bu mesajlar üst gruplara, saptirilmis bir sekilde ulasir. Sirketlerin baskan ya da pazarlama müdürlerinin ortalama hizmet süresi de giderek azaldigindan, çogu sirket elindeki müsteri grubunun ya da potansiyelinin ne oldugu ya da nerede oldugu konusunda tam bilgi sahibi bile olamamaktadir. Diger taraftan, sirketin finans bölümlerinde çalisan üst düzey grup pek yerinden kimildamaz!

Marka vaadinin müsteriye iletilmesinin en iyi ölçütü, müsteriyle marka sahibi sirketin iliskisidir. Bu iliskinin kalbi ise, bireysel düzeyde, insanin insanla iliskisidir ve bu iliski dört boyutta toparlanabilir:

1. Iliskinin rasyonel boyutu: ‘Umdugumdan daha iyiydi!’
2. Her iki tarafin da duygulariyla vardigi boyut: ‘Bunu tekrar yapma-
yi isterim! ,
3. ‘Kazanma’ arzusuna dayanan politik boyut: ‘Benim için iyi bir ‘alis-
veris’ oldu mu?’
4. Öz deger kavrami içinde manevi boyut: ‘Bu markayi kullanmakla
kendimi daha iyi hissediyorum, ve umanm dünyadaki bütün insan-
lar bundan yaralaniyordur!’
‘Marka Kültürü’ ile yürütülen bu iletim süreci, müsterinin bu dört boyuta yaklasmaya basladigi noktada büyük önem tasir. Bu boyutlarin herhangi birinde, içinde bulundugunuz kosullara göre, ilerleme kaydedebilirsiniz. Ancak, sonuçta dört boyutun hepsi birden çok daha büyük bir potansiyel olusturdugundan, marka ve marka vaadinin iletilmesi tam olarak bu dört boyutla yaratilir. Isin daha güç olan ve esas önem tasiyan tarafi ise, sirketin bu dört boyut çerçevesinde etkin olabilmesidir.
Pazarlama dünyasinda bu dört boyutun bir arada gelisemedigi örnekler çoktur. Rasyonel boyuttan duygusal boyuta geçisin, bir bakima, önemini kabul edenler vardir aslinda; ama bunun ötesine, politik ve manevi boyutlari anlamak ve bu boyutlara ulasmak farkli bir kafa yapisi ve pazarlama kavramina derinlemesine bir yaklasim gerektirir.

Dolayisiyla, kurum olarak bu dört boyuta ulasamayan örnekler daha da çoktur. Bugün piyasada en iyi is yapan sirketler bile hala ’emir-komuta’ zinciriyle yürütülmektedir. Üst düzeyden alt düzeylere indikçe baski ve risklerin arttigi bu yönetim kültüründe, ‘yetenekli elemani al ve piyasaya sal’ zihniyeti vardir. Eger bu eleman piyasanin derin sularinda bogulacak gibi olursa, ‘onu isten at ve yenisini al’ zihniyeti uygulanir. Burada sirket politikasinin takim anlayisina yanasmadigi görülür; müsteriye hizmet veren eleman isin son asamasinda kullanilan ve harcanan kisidir . Bu tür sirketlerde, çalisanlarin çogu gayretleri yüzünden kisisel bir takdir görmedikleri için islerinden sogurlar, islerine isteksizce giderler. Bunun bir sonucu olarak da, is saatlerini dolduracak % 80 oraninda bir güç ortaya koyarlar. Oysa % 120 oraninda güç potansiyelleri vardir ama bunu kullanmak istemezler.

Pek de cesur bir yönetim anlayisi sayilmayan bu ’emir-komuta ‘ uygulamasini asmak zordur; bunun için ileri görüs, isteklilik ve yetenek sarttir. ‘Özgüven ortaminin yaratildigi’ sirketler sirasinda yer almak için bu yeni yönetim boyutuna ulasmak gerekir. Bireyi, sirketi ve müsteriyi daha iyi bir dünyaya kavusturan, uzun dönemli basari için gerekli marka davranisini saglayabilen yönetim sistemi budur.

Hamish Pringle&William Gordon,

Marka Kültürü ve Markayi Yasatan Bir Sirket Olabilmek,

Scala Yayincilik

* Erime nedir?

– Bir Katının ısı alarak sıvı hale geçmesidir.Sıvı hale geçmeye başladığı sıcaklığa erime noktası denir.

* Donma nedir?

– Bir sıvının ısı vererek katı hale geçmesidir.Sıvının donmaya başladığı sıcaklığa donma noktası denir.

* Kaynama nedir?

– Sıvı maddenin sıvı halden gaz haline geçmesine kaynama, kaynamanın başladığı süreye kaynama noktası denir.

* Buharlaşma nedir?

– Sıvı yüzeylerinden gaz moleküllerine ayrılmasına denir.

# Buharlaşma her sıcaklıkta kaynama ise belli sıcaklıklarda olur.

* Yoğunlaşma nedir?

– Gaz moleküllerinin ısı vererek sıvı hale geçmesine denir.

Not; Saf bir maddenin erimesi,donması,kaynaması ve yoğunlaması boyunca sıcaklık sabit kalır.

* Süblimleşme nedir?

– Katının direkt olarak olarak gaz haline geçmesi olayıdır.Tersinir bit olaydır.

* Öz Isı nedir?

– Bir maddenin 1 gramının sıcaklıgını 1 cal/gr C` degiştirmek için gereken ısı miktarına o maddenin öz ısısı denir. Sembolü ” C ” dir.

* Erime Isısı nedir?

– Erime sıcaklığındaki bir katının 1 gramının sıvı hhale geçebilmesi için gereken ısı miktarına erime ısısı denir.

* Buharllaşma Isısı nedir?

– 1 gram sıvının buharlaşabilmesi için gereken ısı miktarına o maddenin buharlaşma ısısı denir.

* Çözünme nedir?

– Bir maddenin başka bir madde içersinde gözle görülmeyecek kadar küçük tanecikler halinde homojen dagılmasına denir.

* Çözünürlük nedir?

– Doymuş bir çözelti elde edebilmek için belli sıcaklık ve basıncta 100 ml çözücüde çözünmesi gereken madde miktarına o maddenin çözünürlüğü denir.

* Çözücü ve çözünen nedir?

– Çözünme olayında miktarı çok olan maddeye çözücü,miktarı az olan maddeye çözünen denir.

* Derişim nedir?

– Çözeltide çözünen madde miktarının çözücü yada çözelti miktarına oranıdır.

* Karışım nedir?

– İki veya daha fazla maddenin kimyasal tepki olmaksızın oluşturduğu maddeye karışım denir.

#Homojen karışımlar: Özellikleri heryerinde aynı olan karışımlar,

#Heterojen karışımlar: Özellikleri heryerinde aynı olmayan karışımlardır.

* Alaşım nedir?

– Metallerin eritilip,karıştırılmasıyla oluşan homojen karışımlara denir.

Örn/ Tunç Alaşımı; Bakır-Kalay

* Emülsüyon,Süspansiyon ve Aeresol nedir?

– Emülsiyon, Birbiri içinde çözünmeyen iki sıvının oluşturduğu heterojen karışıma denir. Örn/ Zeytinyağı-Su

– Süspansiyon ,Bir sıvı içersinde çözünmeyen katının küçük tanecikler halinde heterojen dagılmasyla oluşan karışımlara denir. Örn/ TebeşirTozu-Su

– Aerosol, Bir gaz ortamında katı sıvı parcacıklarının dağılmasıyla oluşan heterojen karışımalra denir Örn/ Armani

ÇÖZÜNÜRLÜĞE ETKİ EDEN GENEL FAKTÖRLER

1) Çözücü ve Çözünen Maddenin Cinsi :

Her çözücünün aynı maddeyi çözme miktarı farklıdır

örneğin CCI4 suda çözünmez ama benzİnde çözünür(C6H6)

2) Sıcaklık :

Genellikle katıların çözünürlüğü sıcaklık arttıkça artar, gazların

çözünürlüğü ise sıcaklık arttıkça azalır .Katıların çözünürlüğü,

sıcaklık artışıyla bazen çok bazen az artar nadirende azalır ..

#katıların, sıvılarda çözünmesi ısı alan endotermik bir olaydır,

#gazların sıvılarda çözünmeleri ise ısı veren yani ekzotermik bir olaydır.sıcaklık arttıkça gazların çözünürlüğü azalır

3) Basinç :

Basincin degismesi sivi ve katilarin çözünürlüklerini etkilemez.

Basinç arttikça gazlarin çözünürlügüde artar

4) Çözünen Maddenin Temas Yüzeyi :

Çözünen maddenin tozhaline getirilmesi çözünen maddenin çözücüye degen yüzeyini arttiricagindan çözünmeyi hizlandirir. Ancak birim miktardaki çözücü içinde daha fazla madde çözünmesini saglamaz. Yani çözünürlügü etkilemez.

#çözünme esnasinda çözeltinin karistirilmasi çözünürlügü etkilemez sadece hizlandirir

5) Ortak İyon Etkisi:

Suda az çözünen tuzlar kendileriyle ortak iyon içeren maddelerin çözeltilerinde saf sudakine göre daha az çözünürler.Ortak iyon çözünürlügü azaltir .Çözeltideki ortak iyonun derisimi arttikça çözünürlük azalir.Ortak iyonun fazla bulundugu çözeltide çökme olayi gözlenir.

DEĞERLENDİRME SORULARI

1-) Felsefenin anlamı nedir?

* Felsefe, philosophia (bilgi sevgisi) teriminden gelen eski Yunanca bir kavramdır. Bazı filozoflara göre, bütün bilimlerin anası, kaynağıdır. İnsanların soru sorma, merak etme ve hayret etme özelliği felsefenin ortaya çıkma nedenidir. Bazı filozoflar onu soru sorma etkinliği sayarlar. Bunlara göre sorulan sorular bu sorulara verilen cevaplardan daha önemlidir.

2-) Bilgi nedir? Bilgiyi meydana getiren öğeler nelerdir?

* Suje ile obje arasındaki ilişki sonucunda ortaya çıkan üründür. Bilgiyi meydana getiren öğeler (bilgi aktları) şu şekilde sıralanabilir; algılama, düşünme, anlama ve açıklama.

3-) Bilgi türlerini belirtiniz. Kısaca açıklayınız.

*

a) Gündelik Bilgi

Günlük yaşantılar sonucu oluşan deneyime ve sezgiye dayanan bilgidir. Bilimselliğe dayanmaz ve nedensellik ilkesi aranmaz.

ör: Paslı bakır tencerede yemek yapmanın insanları zehirleyeceğinin bilinmesi

b) Dinsel Bilgi

Din de felsefe gibi varlığı bütünüyle açıklar. Fakat onun doğruları mutlaktır, kuşkuya kapalıdır. Her dinin kendine özgü dogmaları vardır.

ör: İslam dini

Dogma: Sorgulanmadan onaylanandır.

c) Teknik Bilgi

Doğaya egemen olmak ve insan yaşamını kolaylaştırmak için bilginin çeşitli araç ve gereçlerin oluşma bilgisidir. Teknik bilgi, gündelik bilgi veya bilimsel bilginin ürünüdür.

ör: Tahta parçasının su üstünde yüzdüğünü gören insan sal ve tekne yapmıştır

d) Sanatsal Bilgi

Sanat bilgisinde hayal gücü vardır. Objektif değil subjektif bilgidir. Gerçeği ve doğruyu değil, güzeli arar.

ör: Resim, müzik

e) Bilimsel Bilgi

Belli bir alanda. belli bir yöntemle elde edilen sistemli ve genel geçer sonuçlara ulaşmak isteyen bir bilgi bütünlüğüdür. Bilimsel bilgi konusu ve yöntemi açısından üç grupta incelenir. Bunlar;

1-)FORMEL BİLİMLER

Mantık ve matematik gibi bilimlerdir. Bunların konusu nesneler dünyasına ait olmayan, duyularla doğrudan algılanmayan düşünceye ait ideal varlıklardır.

ör: Sayılar zaman ve mekan dünyasında yoktur.

Formel bilimler deney ve gözlemleri kullanmazlar. Yöntem olarak tümdengelimi kullanırlar. Belirli formları ve kuralları vardır.

ör: Mantıkta birakıl yürütmenin içeriğinden çok kuruluş biçiminin doğruluğuna bırakılır.

Felsefe Tarihi

İlk çağ felsefesi deyince, dar anlamında Yunan felsefesi ile bu felsefeden doğmuş olan Helenizm-Roma felsefesini anlayacağız. Belli bir tarih dönemini adlandıran İlkçağ kavramı, bilindiği gibi, geniştir: Bu dönem, ilk yazılı belgelerle başlar aşağı yukarı dördüncü bin yıldan İsa’dan sonra 476 yılında Batı Roma İmparatorluğunun çöküşüne kadar sürer. Bu uzun zaman aralığında da, birçok kültürler doğup gelişmiştir.

Uzakdoğu ve Hint kültür çevrelerini bir yana bırakırsak, yalnız Akdeniz çevresinde başlıcalarını sayalım: Mısır, Mezopotamya (Sümer, Akad, Babil, Asur), Hitit, Fenike, Yahudi, Yunan, Pers, Roma, Kartaca kültürlerini buluruz. İlkçağ kavramı, bütün bu kültürleri içine alır. Öyle ise, neden İlkçağ felsefesi derken, yalnız Yunan felsefesi ile bundan türemiş olan felsefeleri anlıyoruz? Neden bin yıllarca sürmüş olan bu çağın, felsefe bakımından başarısını yalnız Yunanlılara ayırıyoruz? İlkçağı bir bütün olarak ele almak doğru olmaz mıydı?

Doğru olmazdı, çünkü, göreceğiz ki, bugün bildiğimiz anlamdaki felsefeyi ilk olarak ortaya koyan, yaratan eski Yunanlılar olmuştur. Böyle bir felsefe, Klasik İlkçağ ya da Antik Çağ adı verilen, yalnız Yunan ve Roma kültürlerini içine alan, İsa’dan önce 8. yüzyılda başlayıp, İsa’dan sonra 5. yüzyılda sona eren, demek ki bin yıldan çok. süren bir tarih aralığının ürünüdür. Bundan dolayı, şu sınırladığımız biçimiyle İlkçağ felsefesine Antik felsefe de denilir. Buna göre, Antik felsefe denilince: Yunan felsefesiyle, bundan türemiş olan Helenizm ve Roma felsefesi anlaşılır. İşte bizim konumuz da bu Antik felsefe olacaktır.

Yunan kültürüyle onun izinde yürüyenlerin dışında kalan kültürlerde, hiç olmazsa felsefeye benzer bir şeyler yok muydu? Elbette vardı. Çünkü, hangi kültür basamağında bulunursa bulunsun, her toplumun, bir yandan birtakım dini tasarımları -mythosları, efsaneleri- öbür yandan da birtakım bilgileri vardır. Bu mythoslar, bilinçsiz olarak çalışan ve yaratan kolektif hayal gücünden doğmadırlar; gelenekle kuşaktan kuşağa geçerler, bunların köklerinin Tanrı’da olduğuna inanılır, onun için bunlara oldukları gibi inanılır. Sözü geçen bilgiler ise, tek tek kişilerin veya kuşakların görgülerinden, pratik amaçlar bakımından doğa üzerinde durup düşünmelerinden meydana gelmiştir.

Bu pratik bilgiler insana, varlığını ilgilendiren belli birtakım doğa olaylarına az ya da çok egemen olmak olanağını sağlarlar. Şimdi sözü geçen mythoslarda: “Bu evren nereden gelip nereye gidiyor?” “Bu dünyada insanın yeri ve yazgısı nedir?” sorularına, bu en son sorulara bir cevap vardır. Bu cevaplar da oldukları gibi benimsenirler, bunlara hiçbir kuşku duymadan inanılır, bunlar yalnız inanç konusudurlar. Ancak, bir yerde ve bir zamanda öyle bir an gelir ki, bu yanıtlar insanı artık kandıramaz olurlar.

İnsan, son sorular üzerinde artık kendisi de düşünmeye başlar; din ile geleneğin verdiği yanıtlarla yetinmeyip bilmek anlamak istediğine kendi aklı ile, kendi görgüleriyle ulaşmaya çalışır. İşte o zaman, insanın kendi bulduklarıyla dinin, geleneğin sunduğu tasarım arasında bir çatışma başlar; o zaman insan dinin açıklamaları karşısında eleştirici bir duruş alır; bunlara gözü kapalı inanmaz olur, bunların doğrusunu, eğrisini ayırmaya, eleştirmeye koyulur.

Pratik bilgiler bakımından da durum böyledir: Burada da öyle bir an gelir ki, insan, aklını ve görgülerini, yalnız varlığını ayakta tutmak için gerekli pratik-teknik bilgiler edinmek yolunda kullanmakla yetinmez olur; yalnız bilmek için de bilmek ister, böylece de praxis’in üstünde tlıeoria’ya yükselir, dolayısıyla bilime varır. İşte felsefe böyle bir anda, böyle bir durumda doğmuştur.

İsa’dan önce 6. yüzyılda Yunan kültürü, gerçekten de, böyle bir durumu yaşamıştır. Bu yüzyılda Yunanlılar için kutsal gelenek çağı kapanmaya yüz tutmuştu: Din ve geleneğin çizdiği dünya görüşü sarsılmış, bunun yerini, tek kişinin kendi aklı, kendi görgüleriyle kurmaya çalıştığı bilime dayanmak isteyen bir tasarım almaya başlamıştı. İşte felsefenin adını da, kendisini de 6. yüzyılın Yunan kültüründeki bu gelişmeye borçluyuzdur.

Bugün bizim de kullandığımız felsefe deyimi, Yunanca philosophia sözcü-günden gelir. Felsefe, philosophia’nın Arapça’da aldığı biçimdir. Türkçe’ye de Arapça üzerinden bu biçimde girmiş. Philosophia bileşik bir sözcüktür, iki sözcükten kurulmuştur: philia ile sophia’dan. İlki sevgi, ikincisi bilgelik, geniş anlamıyla bilgi demektir. Buna göre philosophia: bilgiyi, bilgeliği sevme demekti. Platon’un öğrencilerinden Herakleites Pontikos’un söylediğine göre, philo-sophia deyimini ilkin Pythagoras kullanmış.

Pythagoras kendine philosophos (filozof) dermiş. Çünkü, ona göre sophia, bilgelik, eksiksiz doğru yalnız tanrılara yakışır; insana ise ancak philosophia, yani bilgeliği sevmek, dolayısıyla ona ulaşmaya çalışmak yaraşır. Herakleides Pontikos’un bu bildirdiğinin doğru olduğuna inanmak pek güç. Burada sophia ile philosophia birbirinin karşısına öyle bir biçimde konu yor ki, bu karşılaştırma Sokrates ile Platon’un Sofistlerle savaşmalarını pek andırıyor. Gerçekten de, Sokrates ile Platon, kendi bilgisizliklerini bilmelerini, yani neyi bilmediklerini bilmelerini gerçek bilginin kaynağı sayıyorlar, bunun karşısına da Sofistlerin şişirme, temelsiz bilgilerini koyuyorlardı.

Herakleides Pontikos, philosophia deyimini 11km Pythagoras’ın, hem de bu anlamda kullandığını ileri sürerken, öğretmeni Platon’da gördüğü bu karşılaştırmanın çok etkisinde kalmışa benziyor. Ama, Herakleides Pontikos’un söyledikleri tarih bakımından doğru olmasa bile, philosophia deyiminin o sıralarda kazandığı anlamı çok güzel dile getiriyor: Buna göre, philosophia durup dinlenmeden bilgiyi, doğruyu arama işidir.

Düşünme ile olsun, deney ile olsun, burada varılmak istenen şey: doğrudur, hakikattir. Felsefe, doğruya varmak ister, bunun için uğraşır; eldekilerini bu amacı bakımından boyuna ayıklar, eleştiren bir süzgeçten geçirir. Kısaca: philosophia bilgi bir sevmedir, ona varmak özleyişiyle yoluna bir düşmedir, onu elde etmek için bir çabadır. Bunun karşısında: bu bilgeliğin, sözde eksiksiz olarak, elde bulunduğuna inanma var. Bu da, akıl ve gözlemden çıkarılmamış olan, olduğu gibi benimsenen bir inanç ancak. Felsefenin adını olduğu gibi, kendisini de, 11km eski Yunan’da buluyoruz.

İsa’dan önce 6. yüzyılda, o zaman İonia adı verilen bölgede (Aşağı yukarı bugünkü İzmir ve Aydın illeri ile karşılarındaki adalar) birtakım düşünürlerle karşılaşıyoruz ki, bunlar yapıtlarına peri plıyseos (Doğa üzerine) karakteristik adını veriyorlar. Bu yapıtlar, doğanın, evrenin bilimsel bir tablosunu çizmek için yapılmış olan ilk denemelerdir, dolayısıyla da, dini bir dünya tasarımından ayrılan ilk felsefe yazılarıdır. İşte İonia’da bulduğumuz bu gelişme ile Yunan felsefesi başlamış oluyordu. Nitekim, göreceğiz, bu gelişme bizi sonra dosdoğru Platon ile Aristoteles’e, Yunan felsefesinin bu iki doruğuna ulaştıracaktır.

İonia’da karşılaştığımız bu gelişmeden önce, hiçbir yerde bu çeşit düşünceler, bu çeşit yazılar bulamıyoruz. Hint kültürünün çok derin düşünceleri saklayan ünlü Upanişad’ları bile sıkı sıkıya dine bağlıdırlar. Bunlarda da doğa üzerine birtakım görüşler var. Ama bunlar, İonia düşünürlerinin yazılarında olduğu gibi, doğanın önyargılardan uzak, özgür kalarak bir araştırılması olmayıp, din açısına bağlı kalarak yapılmış yorumlardır. Yunan felsefesini Doğu’dan gelen etkilerden türetmek denemeleri yapılmıştır. Bu denemelerin daha İlkçağ sonlarında yapıldığını görüyoruz:

Yahudiler, Yeni pythagorasçılar, Yeniplatoncular ile Hıristiyanlar Yunan felsefesinin kökünün Doğu’da olduğu savını yaymışlardır: Örneğin, 1.8. 2. yüzyılda yaşamış olan Numenios adında bir Yeni pythagorasçı “Platon, Attika diliyle konuşan Musa’dan başka bir şey değildir” demiştir. Ayrıca Elealılarda Hint, Pythagorasçılarda Çin, Herakleitos’da Pers, Empedokles’de Mısır, Anaxagros’da Yahudi dininin etkileri olduğu ileri sürülmüştür.

Günümüze kadar sürüp gelmiş olan bu denemeler, bazı bakımlardan haklıdırlar, ama pek çok zorlamalara da kaçmaktadırlar. Çünkü varlıkların özü, yapısı üzerine Özgür bir düşünce olan Yunan felsefesi, Doğu dinlerinden alınma çeşitli tasarımlarla açıklanamaz. Bunu bilgi konusunda açık olarak görebiliriz: İlk Yunan düşünürleri, birtakım bilgilerini elbette Doğu’dan almışlardır; bu arada, özellikle geometri bilgilerini Mısırlılardan, astronomi bilgilerini de Babillilerden edinmişlerdir. Ama, Yunanlıların Doğu’dan aldıkları bu bilgileri, bu bilme gereçlerini işleyiş ve değerlendirişlerinde, Yunan düşüncesinin, başka hiçbir yerde bulamadığımız başarısını çok açık olarak görebiliriz.

Mısır geometrisi pratik-teknik gereksemelerden doğmuştu: Ülke için hayati önemi olan Nil’in yıllık taşmalarını düzenlemek, bunun için kanallar açmak zorunluluğu, bu gereksinme, Mısır geometrisini ortaya koyup geliştirmişti. Böylece doğan bu geometri, pratiğe bağlı olmaktan hiçbir zaman da kurtulamamıştır. Mısırlılar, buldukları geometri teoremlerine empirik bir yolla varmışlardı; onun içindir ki, örneğin yüzeyleri ölçmede kullanılan formüller, bugünkü geometride olduğu gibi, birtakım axiom ve tanımlara dayanan bir Sistem meydana getirmiyordu; bunlar tek başlarına, dağınık bir halde idiler, aralarında bir bağlantı yoktu. İşte Yunanlıların bu alanda ulaştıkları büyük başarı: Mısırlıların parça parça bilgilerinden bir sistem geliştirmek, yalnız teknik nitelikte olan bilgilerinden teorik bir bilim yaratmak olmuştur.

Thales, Pythagoras, Eukleides, böyle bir geometriye yol açanların başında yer alırlar. 0 sıralarda Doğu’da çok ilerlemiş olan başka bir bilgi kolunda, astronomide de durum böyle: Babillilerin ünlü astronomisi, yıldızlara tapan Babillilerin dinine dayanıyordu, bu dinin ve pratiğin hizmetinde idi. Yıldızlar üzerinde yapılan inceden inceye gözlemler, güneş ve ay tutulmalarının hesaplanması, hep dini-pratik amaçlar içindi.

Burada da Yunanlılar, Babillilerin zengin gözlem gereçlerinden yararlanmışlar, ama sonunda, bu pratiğin emrindeki dağınık gereçlerden Anaximandros’tan Ptolemaios’a kadar ki çalışmalarıyla gökyüzünün bilimsel bir görünüşünü çizen bir teori kurmuşlardır. Bütün bunlardan görüyoruz ki: Yunanlılar, doğruya ve bilgiye, doğrunun ve bilginin kendisi için yönelmiş olan bir bilimin, bir felsefenin ilk yaratıcılarıdır.. öyle bir şeyi de bilgiye, bilginin kendisi için ulaşmak istemeyi Eski Doğu’nun hiçbir yerinde bulamıyoruz.

Eski Doğu kültürü, bilgi ile ya dini bakımdan ya da teknik bakımdan ilgilenir. Mısır ve Babil örneklerinde gör-düğümüz gibi. Yunan felsefesinin köklerini Doğu’da bulmak için uğraşmalar, bir yandan Doğu’nun efsanelik bir bilgeliği olduğu inancına dayanır; öbür yandan da İlkçağ sonlarında Doğu ve Yunan bilgeliklerini geniş bir dini felsefi sinkretizm içinde karıştırıp eritmek eğiliminden ileri gelmiştir denilebilir.

İlkçağda filozof tipini de yalnız Yunanistan’da bulabiliyoruz. Bir yandan ha-yatının en yüksek ereğini bilgide bulan, bilmek için yaşayan; öbür yandan, edindiği bilgileri yaşamasına temel yapmak isteyen filozof denilen bu insan tipi ancak Yunanistan’da var. Bir Thales, bir Protagoras, bir Empedokles, böyle bir insan için tipik örneklerdir. Eski Doğu kültürlerinin hepsinde bulduğu-muz bir kurum, Tanrı ile kul arasında aracılık eden, dolayısıyla gizli, esrarlı birtakım güçlere sahip olduğuna inanılan kapalı rahipler kastı, Yunanistan’da hiçbir zaman olmamıştır. Burada din adamı yerine araştırıcıyı, düşünürü buluyoruz. Bu düşünür tipi de, büyük bir saygının konusudur.

Pythagoras ve başkalarında gördüğümüz gibi, bu düşünürlerin adı, zaman zaman başka ulusların peygamberleri, ermişleri gibi bir efsaneye bürünür. Bu düşünürler, hiç olmazsa başlangıçta, okul ile akademi arasında bir şey olan bir çevrenin ağırlık merkezidirler. Burada, öğretmek ve öğrenmek için, birlikte bilimsel çalışmalar yapmak için birleşilmiştir; bu çevreler, birer bilim derneği, birer bilim tarikatı gibi bir şeydirler. Bu dönemin düşünürleri, siyaset alanında da önder rolünü oynarlar.

Başlangıçlarda bulduğumuz bu filozof tipinden sonra, yavaş yavaş, bir yandan: hayattan çok kendi düşünce dünyasına çevrilmiş olan bir bilgin, bir araştırıcı, bir derleyici tipi – Anaxagoras, Demokritos, en sonra da Aristoteles’de gördüğümüz gibi – öbür yandan da: daha çok hayata yönelmiş bir pratik filozof, bir yaşama sanatçısı, bir eğitici tipi gelişmiştir: Sokrates, bu tipin, bütün İllkçağ için en büyük örneği olacaktır. Yunan felsefesinin ancak son döneminde, Batı’nın bilimi ile Doğu’nun dini kültlerinin karşılaştıkları bu dönemde, daha çok din coşkusu ile dolu, kurtuluşu öğütleyen tipi görüyoruz.

Bu söylenenleri göz önünde tutarsak, yani bugünkü anlamında bilim ve felsefenin beşiğinin eski Yunanistan olduğunu düşünürsek, Yunan felsefesinin büyük önemi kendiliğinden belli olur. Yunan düşüncesi, bilim ve felsefeyi yaratan özelliği ile, sıradan bir tarihi araştırmanın konusu değildir. Avrupa kültürünün, bütün Batı kültür çevresinin kurucu düşüncelerinin, bugüne kadar süregelen başlıca ilkelerinin kaynağı burası olduğu için, üzerinde çok önemle durulmaya değer.

Yalnız pratiğe yarayan bilgileri toplamada, yalnız din gereksemesini besle-yen hayal gücüyle yüklü tasarımlarla yetinmeyen Yunanlılar, temellendirilmiş, bir birlik içinde derlenip toplanmış bilgilere varmaya çalışmışlardır. Onun için Yunan felsefesinin tarihi, ilk planda Batı biliminin doğuşunu görmek, öğrenmek demektir. Ama Yunan felsefesi tarihinden, bir de, tek tek bilimlerin meydana gelişlerinin tarihini öğrenebiliyoruz. Çünkü düşüncenin mitolojiden ve günlük yaşayıştan çözülmesiyle başlayan bilimin, kendi içinde de yavaş yavaş ayrılmalar başlamıştır. Bilgi gereçlerinin birikmesi ve organik olarak bölümlenmesi yüzünden, başlangıçta yalın ve kapalı bir birlik olan bilimden, giderek, tek tek bilimler ayrılıp, az veya çok, kendi başlarına gelişmeye koyulmuşlardır.

Felsefenin eski Yunan’da sözü geçen bu başlangıçları, onun sonraki, bugüne değin süren gelişmesi için başlıca bir ölçü olmuştur. Yunan felsefesi, elindeki öyle pek geniş olmayan bilgi gereçlerini bilimsel olarak işlemek için gerekli kavram kalıplarını araştırıp bulmuş, pratik-dini kaygılardan bağımsız kalarak dünya üzerine olabilecek hemen hemen bütün görüşleri ortaya koya-bilmiştir. Antik düşüncenin özelliği ile tarihinin öğretici önemi işte buradadır.

Batı kültür çevresinin bugünkü dünya anlayışı da, dilleri de Antik felsefenin varmış olduğu sonuçlarla yüklüdür, bu sonuçlardan yoğurulmuştur. Yunan felsefesi, Batı kültürü dünya görüşünün, bu görüşe dayanan başarıların bir ana kaynağıdır. Yukarıda, Antik felsefe ile Yunan felsefesi deyimlerini, yer yer, eşanlamda kullandık. İlkçağın Yunan ve Roma tarihlerini içine alan dönemine Antik Çağ denildiğine göre, Antik felsefenin de Yunan ve Roma felsefelerini kapsaması gerekir. Ama Yunan felsefesi yanında başlı başına olan bağımsız olan bir Roma felsefesinin sözü olamaz. Çünkü, göreceğiz, Romalılar felsefeye yeni, özgün denebilecek pek bir şey katamamışlardır; düşünceleri, hemen hemen Yunanlıların çizdiği yolda yürümüştür.

Öbür yandan, İskender’in seferleriyle, Yunan kültürü Akdeniz’in doğusuna, ta Asya’nın içerlerine kadar yayılmıştı. Hellenizm (Doğu Akdeniz çevresinin hellenleşmesi, kültürce Yunanlılaşması) denilen bu süreçte, tabii, Yunan felsefesi de Doğu’ya ulaşmış ve böylece Doğu Akdeniz’de, en önemlisi İskenderiye olan yeni bilim merkezlerinin kurulmasına yol açmıştı. Bu dönemin başlıca düşünürleri, Grekçe yazan Doğululardı. Burada da temel Yunan felsefesidir; ancak, içine, kökleri Doğu’da olan birçok düşüncenin karıştığı bir Yunan felsefesi.

Yunanlıların siyasi tarihinde üç dönem vardır. Bunlara paralel olarak Yunan kültür tarihinde de üç dönem ayırabiliriz: Siyasi hayatlarının ilk döneminde Yunanlılar, ayrı boylar, bağımsız şehirler halinde, aralarında sıkı politik bir bağlılık olmadan yaşamışlardır. Bu ilk dönemde, düşünce hayatı da felsefe de, birbirinden oldukça bağımsız olan ayrı ayrı merkezlerde gelişmiştir. Buralarda aynı zamanda siyasi bir rol de oynayan düşünürler sivrilip bir felsefe geleneğinin ilk temellerini kurmuşlardır. Bu dönemin sonlarına doğru gezici birtakım öğretmenlerin ortaya çıktıklarını, felsefe bilgilerini şehirden şehire taşıdıklarını görüyoruz.

Pers savaşlarının kazanılması Yunanistan’ın siyasi hayatında ikinci dönemi açmıştır. Bu dönemde Yunanlılar aralarında az-çok siyasi bir birliğe ulaştıkları gibi kültür bakımından da bir birliğe varmışlardır. Atina’nın bulun-duğu Attika bölgesinin Yunan kültür hayatında önder duruma geçmesi bu dönemde olmuştur. Bu arada Atina’da meydana gelen iki büyük felsefe sistemi Platon felsefesiyle Aristoteles felsefesi, kendilerinden sonraki zamana, ta günümüze değin, yön verici bir etkide bulunmuşlardır; öyle ki, bu etki olmaksızın Batı düşüncesini tasavvur etmeye imkan yoktur.

Aristoteles, İskender’in öğret-meni idi. İskender’in seferleriyle de Yunan siyasi hayatının üçüncü dönemi başlamış (Hellenistik dönem), bu arada Yunan düşünce hayatı yeni merkezler kazanmış, bunların karşısında Atina, yavaş yavaş önemini yitirmiştir. Dışarıdan bakıldığında, Yunan felsefesi böyle bir gelişme geçirmiştir. Bu felsefenin ele alıp işlediği konular bakımından gelişmesini görmek istersek, şunu buluruz:

1. İlk döneminde Yunan felsefesi hemen hemen bütünüyle dış doğaya, cisimlerin dünyasına yönelmiş olan bir doğa felsefesidir.

2. Bundan sonra insana karşı uyanan ilgi klasik dönemin geniş sistemlerine yol açmıştır. Bu sistemlerde Tanrı, insan ve doğa, bir düşünce bağlantısı içinde kavranmak istenmiştir.

3. Aristoteles’in kendi felsefesiyle okulunda gelişen ve biriken çok zengin bilgi kadrosu, tek tek bilimlerin bağımsızlığına her bilgi kolu üzerinde ayrıca çalışmalara yol açmıştır. Bundan sonra, her şeyi, bütün konuları içine almak isteyen bir sistem yerine: aralarında gittikçe ayrımlaşan bilimlerin bir karmaşası geçmiştir. Felsefe kendini bu bağlantıdan ayırmış, onun payına dünya ve hayat görüşleriyle ilgili genel sorunlarla uğraşmak düşmüştür. Aristoteles’ten sonraki felsefe, her şeyden önce, doğru yaşayışı gösterecek, gönülleri doyuran bir dünya görüşüne ulaştıracak yolu arayan bir öğretidir. Bu özelliği ile de, az veya çok pratik bir felsefe, aydınlar için de dinin yerine geçen bir felsefe olmuştur. Bu gelişme, Antik felsefenin son dönemine bir geçittir.

4. Bu son döneminde Antik felsefeye gittikçe daha çok dini öğeler karışmıştır. Bunların arasında Doğu’dan gelenleri de vardır: Bu arada Hint ve Mısır dinlerinin birtakım görüşleri, bazı Antik düşünürlere özlenilen örnekler gibi görünmüştür. En sonunda, yığınların din gereksemesini daha iyi karşılayan Hıristiyanlığın ortaya çıkmasıyla bu dönem de kapanmış, böylece Antik felsefe de sona ermiştir. Antik felsefeyi öğrendiğimiz başlıca kaynaklara da bir göz atalım:

a. İlk Yunan fllozoflarının yapıtları ancak fragmentler (parçalar) halinde kalmıştır. Bunları da, sonraları yaşamış olan yazarların yapıtlarında alıntılar (citationlar) olarak buluyoruz.

b. Platon ile Aristoteles’in en önemli yapıtları elimizde bulunmaktadır.

c. Eski Stoacılar, Epikurosçular ile Septiklerden de yine ancak birtakım fragmentler kalmıştır.

ç. Daha sonraki dönemden elimizde bulunanlar şunlardır: Roma Stoa’sından Seneca, Epiktetos, Marcus Aurelius ile Cicero’nun; Septiklerden Sextos Empirikos ile İskenderiyeli Philon’un yapıtları; Yeni pythagorasçı literatürden kalıntılar; Plotinos’un Ennead’ları; Yeniplatoncuların bazı yapıtları – özellikle Proklos’un – Yeni platoncuların ve başkalarının Platon ile Aristoteles’in yapıt-ları üzerindeki yorumları (kommentarlar).

Bu orijinal yapıtlar yanında İlkçağ’da bir de felsefe tarihleri var. Bu konuda ilk denemeyi Aristoteles’in yaptığını görüyoruz: Aristoteles, kendisinden önceki fılozofların görüşlerinden, sırası geldikçe, uzun uzun söz açar. Metafizik’inin başında, kendisinden önceki felsefenin tarihine toplu bir bakış var ki, Sokrates’ten önceki filozofları bilmek bakımından büyük bir önem taşır. Aristoteles’in öğrencilerinden Theophratos da, eski filozofların görüşlerini anlatan bir felsefe tarihi yazmış yalnız bunun, yazık ki, ancak küçük bir kısmı günümüze kadar ulaşmıştır. Theophrastos, doxograflar literatürü denilen türü başlatmış-tır. Doxograflar, fllozofların problemler bakımından görüşlerini anlatırlar.

Doxografların yanında, bir de, felsefenin tarihini, fılozofların yaşamları bakımından anlatan biografların yapıtları var. Bunlardan kalanlardan en önemlisi, en ünlüsü, İ.Ö. 220 sıralarında yaşamış olan Diogenes Laertios’un kitabıdır. Bu yapıt, bir çeşit derlemedir, çeşitli kaynaklardan derlenmiş, kaynakların eskiliği değişmektedir. Felsefe, varolanlar üzerinde bilinçli, planlı bir düşünmeden doğmuştur.

Öteden beri cevapları yalnız dinden, mythostan edinilen birtakım sorunlar, bir zaman gelip de eleştiren bir düşünmenin ve gözlemenin konusu yapılınca, felsefe tarihi de başlamıştır. Bu soruların başında da: Varolanların kökeni, dolayısıyla evrenin (kosmos’un) meydana gelişiyle insanın bu dünyadaki yeri ve ödevinin ne olduğu soruları gelir. Bilimsel-felsefi görüşün dini görüşten ayrılıp doğması, tabii, birdenbire, hiç geçitsiz olmamıştır.

Nitekim bir yandan Yunan doğa filozoflarının ilk düşünme denemelerine birçok mitolojik öğenin karıştığını görüyoruz; öbür yandan da, en eski filozofların “doğa üzerine” adını taşıyan yapıtlarıyla mythoslar ve Tanrı masalları arasında bir ara basamağı buluyoruz: Bu ara basamak da eski ozanların theogonia’ları (Tanrıların doğuşu) ile kosmogonia’larıdır (Evrenin doğuşu). Bunlarda tanrıların, yarı tanrıların, insanların meydana gelişi üzerine birçok şeyler anlatır.

Aristoteles, Metafizik’inin birinci kitabında, ilk felsefe tarihi denemelerinden biri olan bu taslakta, bu “En eskilerin”, yani eski ozanların, bu konular üzerinde eski filozoflardan daha önce düşünmüş olduklarını, yalnız, bilimsel olarak değil de, dine bağlı kalarak düşündüklerini söyler. “En eskiler”in tipik örneği olarak Hesiodos’u alabiliriz. Hesiodos’un Theogonia adlı yapıtının başında Khaos kavramı yer alır. Bu da, felsefi düşüncenin uyanmaya başladığını gösteren ilk belirtidir. Hesiodos’a göre, başlangıçta Khaos vardı.

Khaos, türevi bakımından, “esneyen boşluk” demektir. Bu da bize, hiçliği, boş uzayı, zamanı, sonra kendisinden bütün varolanların oluşacağı o düzensiz, karmakarışık yığını düşündürüyor. Bu, varolanlardan önce gelmiş olan ve varolanların kendisinden doğmuş oldukları hiçliği, kavram olarak belirlemek için yapılmış olan ilk denemedir. Bu denemede, salt düşünce ile bir şey saptanmak isteniyor; burada mythostan bir ayrılma, işin içine tanrıları vb. karıştırmama eğilimi var; Hesiodos, burada inançlarını bir yana bırakmak, gelenek-görenekten edindiklerine dayanmamak istiyor. Hesiodos, Khaos’un yanına iki güç, iki ilke daha koyuyor:

1. Gaia: Geniş göğüslü yer, doğurucu ilke,

2. Eros: Doğurtucu erkek ilke.

Bu iki güç de, kişiliği olan, insanımsı birer varlık ile kişi olmayan, salt kavram arasında bulunan şeylerdir. İşte, bu üçünden – Khaos, Gala ve Eros’tan – sonra tanrılar ve nesnelerin çokluğu meydana gelmiştir: Khaos, kendisinden Erebos – karanlığı, geceyi – ile Aitheros’u – aydınlığı, gündüzü – ortaya çıkarmıştır; Gaia da bağrından göğü, denizleri ve dağları yaratmıştır; gök ile yer de, tanrılar soyunu meydana getiren çifttir.

Sözü geçen dönemde “Kosmos (evren), nereden gelip nasıl oluşmuştur?” sorusu yanında, üzerinde durulup düşünülen ikinci ana soru “İnsanın bu dünyadaki yeri ve ödevi nedir? Doğru olan yaşayış hangisidir?” sorusudur. Başka bir deyişle: Kosmogonia üzerindeki düşünceler yanında, bir de etik üzerinde düşünüldüğünü görüyoruz. Bu düşüncelere de, ilkin, Yedi Bilge’nin özdeyişlerinde, öğütlerinde rastlıyoruz. Yedi Bilge’nin kalan sözlerinden bir iki örnek: Atmak Solon: “İşin sonunu düşün”; Korinthoslu Periandros: “Öfkeni yen”; Lesboslu Pittakos: “Hiçbir şeyde aşırı olma”.

Bunlar, görülüyor ki, doğru, akıllıca yaşamak için birtakım öğütler. Öbür yandan Yedi Bilge’nin düşüncelerinde tanrılar da ahlaki güçler ve hak ile kanunun koruyucuları olarak belirtilir. Ama bu arada eski mythoslar da yinelenir: Tanrılar pek çok insana benzetilir. Yedi Bilge de, Kosmogonia ozanları gibi, bir geçit döneminin tipleridir. Onlarda olduğu gibi bunlarda da, mitolojik fantezi ile bilimsel-bilinçli düşünce yanyana bulunup birbirine karışırlar.

Theogonia-kosmogonia ozanlarının anlattıkları ile Yedi Bilge’nin özdeyişleri felsefi düşünceye bir hazırlıktır. Ama bundan sonra bilimsel düşünce boyuna dini-mitolojik öğelerden sıyrılacak, gittikçe kendi arınmış biçimine yaklaşacaktır. Bugünkü anlamıyla felsefe, nerede ve nasıl başladı? Felsefeye ve düşünce tarihine ilişkin bugünkü bilgilerimiz, felsefenin eski Yunanistan’da başlamış olduğunu söylememizi gerektiriyor.

Gerçekten de, felsefenin cevap vermeye çalıştığı çevrenin kaynağı ve temeli nedir?, sorusu) verilen karşılıklar inanca dayanıyor; inanç, üzerinde temelleniyordu. Başka bir deyişle, mitoslarda, akla dayanan ‘özgür düşüncenin işleyişi görülmüyordu. Üstelik mitoslarda, kavramlar değil imgeler (imailar) ağır basıyordu. Yani sundukları açıklamaların temelinde, kavramlar (genel ve soyut düşünceler) değil, somut varlıklar ve bunların insan zihnindeki yansıları (tasarımları) yer alıyordu. Demek ki mitoslar, insan gibi tasarladıkları (insan suretinde ve kişi olarak kavradıkları) bazı güçleri, yani çeşitli tanrıları işin içine sokarak, evrenin ve insanoğlunun Orta’ya çıkışını açıklamaya çalışıyorlardı.

Evrenin kaynağında (kökünde) diye sormuyorlardı; diye soruyorlardı. Mitoslar, evreni ve tüm doğa olaylarını, kişi olarak tasarlanan ve inanç konusu akın güçlerle açıklama çabasından başka şey değildi. Örneğin Türk mitolojisi, evrenin yaradılışını şöyle açıklıyordu: Daha gök ve yer yaratılmadan önce her şey sudan ibaretti. Ne toprak, ne güneş, ne de ay vardı. Bütün tanrıların en büyüğü; her varlığın başlangıcı ve insanoğlunun atası Tanrı Kara-Han, önce kendisine benzer bir mahluk yarattı ve ismine Kişi dedi.

Kara – Han ve Kişi, iki siyah kaz gibi rahatça, su üzerinde uçuşuyorlardı. Fakat Kişi bu mesut sükunetten memnun değildi. 0, Kara-Handan daha yükseğe uymak istiyordu. İşte felsefe, Türkistan’da, Çin’de, Hint’te, Mısır’da. eski Yunanistan’da ve başka birçok yerde örneklerine bol bol rastladığımız ‘imgeye dayanan bu mitosçu düşüncenin eleştirilmesinden ve imgelerin ya da tasarımların yerine, inanca değil, akla dayanan felsefesel-bilimsel kavramların ve açıklamaların kanmaya çalışılmasından doğmuştur.

Demek ki felsefe, dinlere kaynaklık etmiş olan ve özü bakımından dinden farklı almayan mitosların aşılmasıyla; evrenin kaynağı ve insan yaşamının anlamı gibi en genel sorunlara, dinsel düşüncenin etkisinden sıyrılarak kavramlarla ve akıl yürütmeyle cevap verme çabasıyla birlikte ortaya çıkmıştır. Bu türden ilk cevaplara ise, yukarda belirttiğimiz gibi eski Yunanistan’da rastlıyoruz. Eski Yunan’dan önce felsefesel ve bilimsel düşünce kesinlikle yok muydu? Eski Çin.

Hint ve Iran dinlerinde ve mitoslarında, hem dağa hem de insan yaşamı konusunda derin felsefesel düşünceler bulunduğu bir gerçektir. Hatta Çin ve İran dinlerinde, varlıkları ve olayları karşıtlıklarla ve birbiriyle çatışan gerçeklerle açıklama eğilimi de görülüyor. Yani eski Doğu düşüncesinde, diyalektik görüşe benzer ilkel bir düşünüşe rastlandığı bile söylenebilir. Her ne olursa olsun, bura-da dikkatimizi çeken nokta, felsefesel düşünceye oranla din düşünce-sinin ağır basmasıdır.

Başka bir deyişle, eski Doğu düşüncesinde felsefe, dinden tamamen sıyrılarak bağımsızlığını elde edememiş ve kendini yalnızca akla ve mantığa dayanan özgür bir araştırma olarak ortaya koyamamıştır. Oysa eski Yunan düşünürleri, bazı felsefesel düşünceleri olduğu gibi bazı bilgileri de Doğudan ya da başka yerden aldıkları halde, bambaşka bir biçimde işlemiş, geliştirmiş ve düzenlemişlerdi.

Örneğin eski Mısır’da geometri, Nil Irmağının belli zamanlarda doğurduğu taşkınları önlemek ve bu amaçla kanallar açmak zorunluğundan doğmuştu. Yani, pratik bir amacı göz önünde tutuyordu. Ve bu pratik amaçlardan hiçbir zaman sıyrılamamış, bağımsız ve dedi toplu yani sistemli bir bilgi haline gelememişti: bölük pörçük kalmıştı. Oysa Yunan düşünürleri ve özellikle Eukleides, yalnızca teknik’ve pratik özellik taşıyan bu bilgileri, sistemli ve kuramsal (teorik) bir bilim (geometri bilimi) durumuna getirmeyi başardılar.

Aynı şeyi, Babil’lilerin dinsel amaçları gözetmekten doğan astronomileri için de söyleyebiliriz. Bu bilgi dalı da, eski Yunan düşünürlerinin ve bilginlerinin elinde, derli toplu, düzenli ve yalnızca pratik amaçlara değil kuramsal amaçlara da yönelen, yani bilmek için bilmek isteğine cevap veren bir bilim durumuna geldi. Yunan düşünürleri. din ve mitoslarda. dağınık ve birbiriyle ilintisiz durumda bulunan; imgelerle ya da simgelerle (sembollerle) dile getirilmiş alan felsefesel düşünceleri de, mantıksal ilintilerle birbirine bağlanmış. amacını kendi içinde taşıyan bağımsız ve kurumsal bir bilgi durumuna getirmeye çalıştılar.

Felsefeyi, yalnızca dine ya da pratik amaçlara yararlı bir çaba olarak değil, doğruluğu (hakikati) salt doğruluk olduğu için arayıp bulmaya çalışan bir çaba alarak benimsediler. Bundan ötürü “bilgi ve bilgelik sever” düşünür tipine, yani bilimsel açıklamalar yapmaya çalışan özgür düşünceli filozofa da. ilk olarak eski Yunanistan’da rastlıyoruz.

DÜŞÜNME VE YARATICILIĞI ÖĞRENME

1. DÜŞÜNME

1.1. DÜŞÜNMEYİ ANLAMAK VE DÜŞÜNMEK

1.1.1. DÜŞÜNMENİN KONSEPTİ VE ANLAMI

Düşünme; içinde bulunulan durumu anlayabilmek amacıyla yapılan aktif, amaca yönelik organize zihinsel sürece verilen addır. Her şey düşüncede yatar, düşüncelerle yönetilir ve üretilir. Zihin, beden ve ruh arasındaki dengeyi oluşturarak düşünceleri bütünleştiririz. Bilinçaltımız düşünceleri oluşturur. Ancak bu düşüncelerden etkili olanının seçilmesi için elemeler yapılmalıdır. Bu da eleştirel düşünerek gerçekleştirilir. Sorunların çözümünde etkili bir yoldur. Genel geçer, daha önce düşünülmemiş fikirleri ortaya koyarken yaratıcılık ön plana çıkar. Yaratıcılığın yapıcı olarak kullanılması ve kendini yönetme yoluyla düşünce gücünün nasıl kullanılacağı yolunda adımlar atılır. Hayatı oluşturan şeyler düşüncenin sürekli değişen kreasyonlarıdır.

Düşünce; düşünmenin ürünüdür ve yaşamımızın her yönünde kullanırız. İnsanların düşünme sürecini bilinçli olarak en sık kullandıkları dört alan vardır:

1. Sorunu Çözme

2. Belirli Amaçları Gerçekleştirme

3. Bilgi ve Olayları anlamlandırma

4. Karşılaştığımız Kişileri Daha İyi Tanıma

1.1.2. DÜŞÜNCENİN KRİTİK İLKELERİ

Belli bir sorunu çözerken düşüncelerimizi kullandığımızda şu adımlar izlenirse en etkili çözüme ulaşılır.

· Sorunun tanımı

· Değişik çözüm yollarının dökümü

· Her çözüm yolunun avantaj ve dezavantajlarının karşılaştırılması

· Seçilen çözümün işleyip işlemediğini gözleme

Karşılaştığımız sorunları çözmede yardımcı olan düşünce, amaçlarımızı gerçekleştirmede de bize yardımcı olabilir. [1]

1.1.3. DÜŞÜNSEL MODEL

Düşünsel model , “yaygın olarak kullandığımız “ zihniyet kelimesiyle ilgili, ancak biraz daha geniş kapsamlı bir kavramdır. Bu kavramın ne olduğunu ve önemini açıklayabilmek için, bir eşyanın modelini veya maketini örnek olarak kullanabiliriz.

Bir eşyanın modeli, gerçeğin tam anlamıyla kopyası olamaz. Boyutları, renkleri, kullanılan malzemeler veya diğer özellikleri gerçek olandan farklıdır. Bu fark, modelin amacından kaynaklanıyor olabilir. Örneğin model sergide kullanılacaksa, hediye olacaksa ya da eğitimde kullanılacaksa farklı boyut ve yapılarda tasarlanır. Modelin benzerliği aynı zamanda, yapan kişinin eşyanın aslı hakkındaki bilgilerine, işine önem verip vermediğine, becerisine ve modeli yapmak için kullandığı araç ve gereçlerin uygunluğuna bağlıdır. Ne kadar özen gösterilirse gösterilsin, model tam olarak gerçeğe benzemez. Şimdi iki ayrı model yaptığımızı düşünelim. Ölçü malzeme araçlar veya modeli yapan kişi gibi faktörlerin bir tanesini değiştirirsek karşımıza iki ayrı model çıkar. Hatta hiçbir şeyi değiştirmesek bile, iki model birbirinin aynısı olmaz. Özetle, bir eşyanın modeli kendisine, iki ayrı modeli ise birbirine tamamen benzemez.

Dünyaya bakışımız, gerçek ile modeli arasındaki ilişkiye benzer. Hepimiz zihnimizde kendimize özgü bir dünya modeli kurar, kendimizi ve çevremizi bu modele göre değerlendirir, düşünür ve ona göre davranırız.[2]

1.2. DÜŞÜNMENİN STRATEJİK ÖNEMİ

1.2.1. DÜŞÜNCE SONSUZDUR

Düşünme ve düşünce üretmenin bir sınırı yoktur. Her an her yerde zihnimizden yüzlerce düşünce geçmektedir. Aynı anda birçok şeyi düşünebilir, birçok fikir üretebiliriz.

1.2.2. DÜŞÜNCE PAYLAŞILDIKÇA ARTAR

Herhangi bir konu veya bir sorunun çözümü üzerinde çalışılırken değişik fikirlere ihtiyaç duyulur. Bu çeşitliliği ancak düşünceleri paylaşarak ve üretilen her fikri değişik yönleriyle tartışarak sağlayabiliriz. Özellikle beyin fırtınaları yöntemi değişik fikirlerin üretiminde sıkça kullanılır.

1.2.3. DÜŞÜNCE DENETLENEMEZ

Düşünme işi çok değişik konular üzerinde olabilir. Hatta beynimiz biz farkında olmadan o kadar çeşitli düşünce üretir ki buna engel olmamız imkansızdır. Bunların doğruluğunun, yanlışlığının veya uygunluğunun denetlenmesi göreceli kavramlar olduğundan çok zordur.

1.2.4. DÜŞÜNCE FARKLI OLAYLARA FARKLI BAKIŞ AÇILARI VERİR

Düşünme süreci içinde olayların ilk bakışta görülemeyen yönlerinin farkına varırız. Sorunları değişik yönleriyle irdelemek doğru çözümlere ulaşmada büyük kolaylıklar sağladığı gibi çözümlerin etkinliğini de arttırır.

1.2.5. DÜŞÜNCE KESİN DEĞİLDİR

Düşünceler soyut ve değişken olduklarından kesinliğinden söz edemeyiz.

1.3. DÜŞÜNME YÖNETMENİN YOLU

1.3.1. BİLİNÇALTI BİLEŞKELERİ

Bilinçaltı, bedenin yapıcısı olarak bilinir. Bedenin fonksiyonlarının otomatik olarak yürümesini sağlar. İster uyuyor olalım, ister uyanık, büyük istem dışı hayat sürer. Kalbimize atmasını, midemize yemekleri sindirmesini, kanımıza damarlarda dolaşmasını söylemek durumunda olsaydık ne kadar zor olurdu.

Bedenin gelişimi; tüm fonksiyonları bilinçaltı tarafından yönetiliyor. Aslında bedenin her hücresinde ve atomunda bir zeka var ve bu zeka bilinçaltına bağlıdır.

1.3.2. DÜŞÜNME YOLUYLA KİŞİSEL SINIRLARI AŞMA

Kişiler kendilerine has yasalar, kurallar geliştirirler. Bu kendi kendini hipnoz etmenin bir biçimidir. Gereksiz sınırlamalar getirirler. Bilinçaltlarında birtakım olayların imkansız olduğuna kendilerini inandırırlar. Bu sendromdan kurtulmak için kişi kendini yönetme yoluyla, sınırları kaldırarak yeni bir önerme oluşturabilir ve bilinçaltının bunu gerçeğe dönüştürmek için harekete geçebileceğine kesinlikle inanır.

1.3.3. BİLİNÇALTININ YAŞAMIMIZA ETKİLERİ

Bilinçaltımıza yalnızca biz emir verebiliriz. Başka birinin bizimle ilgili düşüncelerinin kararlarımızı etkilediğini düşünebiliriz, ancak bu etki yalnızca biz kabul ettiğimiz için oluşmaktadır. Bu hayatta öğreneceğimiz en önemli şey şudur: Düşüncelerimizi yalnızca biz seçiyoruz ve bu düşünceler hayatımızı biçimlendiriyor.

Hepimiz bilinçaltımızı nasıl temizleyeceğimizi, bir gün gerçekleşmesini istemediğimiz düşünceleri oradan nasıl söküp atacağımızı öğrenmek zorundayız. Düşüncemize ve dolayısıyla hayatımıza hakim olabileceğimizi, bilinçaltına emirler verebileceğimizi ve evrenin gücü ve bilgeliği sayesinde bu emirlerin yerine getirileceğini kanıtlamak zorundayız.

1.3.4. BİLİNÇALTI ZAMANI NASIL KULLANIR?

Bilinçaltı, bilinç gibi zamanın farkında değildir. Bilinçaltı bilincin direktiflerini soru sormadan ve tam olarak uygular. O, sabah tam istediğimiz saatte bizi uyandıran gönüllü hizmetçidir. Saate bakmadığı için çalar saatten çok daha kesindir. Kendimize uykumuzun çok hafif olduğunu ve garip bir nedenden ötürü her gece saat üçte uyandığımızı söylersek o harika, itaatkar bilinçaltımız bunu bir emir olarak kabul edip bizi her gece üçte uyandıracaktır. Bilinçli olarak kabul ettiğimiz her şey gönüllü hizmetçi olan bilinçaltı tarafından yerine getirilir. Zaman konusunda, kendini yönetme hayatımızda önemli bir rol oynar. Sonuçta tamamıyla bilincimizin direktifleri doğrultusunda hareket ettiğini görebiliriz.[3]

1.4. DÜŞÜNMEYİ ÖĞRENME ENGELLERİ

1.4.1. EĞİTSEL

Orta öğretimin sonuna kadar verilen eğitim öğrencileri tamamen ezberciliğe yöneltmekte ve yaratıcılıklarını kullanmalarını engellemektedir. Bu yüzden eğitim sisteminin kendisi düşünmeyi öğrenme önünde başlı başına bir engeldir.

1.4.2. FİZİKSEL

Çalıştığımız mekanların, duygu, düşünce ve eylemlerimiz üzerinde hissedilir bir etkisi vardır. Düşünmek için tercih ettiğimiz ortamların yapısı bizi belli bir görevin yapılması için teşvik eden kaynağa göre değişebilir. Zihinsel çalışma gerektiren işler için gereken ideal ortamları deneyerek belirleyebilir ve ihtiyaç duyduğumuzda bunları tekrar oluşturabiliriz.

1.4.3. YÖNTEMSEL

Bir işyerinin yapılanma tarzı, yönetim politikaları, işletme prosedürleri ve işyeri içinde kullanılan iletişim kanalları gibi unsurların hepsinin, işgörenlerin performansı üzerinde büyük etkisi vardır. Parlak ve faydalı düşünce sahipleri de ödüllendirilirse, düşünsel zenginlik ve motivasyon da artacaktır. Orijinalliğe ve yeniliğe giden yoldaki engelleri kaldırmak ve çalışanlarını düşünce üretimi ve bunları uygulama konusunda teşvik eden işletmeler, hem ortaya çıkan sorunları daha hızlı çözebilir hem de eleman gelişiminin önünü açarlar.

1.4.4. DURUMSAL

Kişisel açıdan; çevremizdeki ortamın üzerimizdeki olumsuz etkilerini bilmek, sorunları çözmemizi kolaylaştıracaktır. Böylelikle, her ne kadar üzerinde fazla kontrolümüz olmadığını düşünsek de, çevremizi sorunların çözümüne yönelik olarak teşvik edebilir ya da yönlendirebiliriz.

1.4.5. SOSYOKÜLTÜREL

Bireyler, kendi gayretleriyle büyük başarılar elde etme güdüsüne sahip olmalı ve değişimi bir imkan olarak değerlendirmelidirler. Bazılarımız belli bir süre tahdidi altında çalışmayı teşvik edici bulabilirken, bazılarımız bunun doğru olmadığını ve bir engel teşkil edeceğini düşünebilir.

1.4.6. PSİKOLOJİK

Bir nesneye bakar, birkaç ana hattını inceledikten sonra ona hemen bir etiket iliştiririz. Aslında burada yaptığımız yeterince bilgilenmeden çıkarımlar yapmak ve bizi yanlış tedavilere sürükleyecek yanlış teşhisler koymaktır. Görmeyi umduğumuz şeyleri görmek, sorunları etkili bir şekilde tanımlayamamak, basmakalıp düşünmek ve sorunları yanlış isimlendirmek, sorunu belli bir açıdan görememek gibi… Aynı durum birçok durumda söz konusu olabilir. Düşünmeye yönelik psikolojik unsurlardan en kolay değiştirebileceğimiz, algılama ile ilgili olanlardır. Bunun için tek yönlü değerlendirmeler güvenmemeli kavramlar tanımlanıp analiz edilmelidir.[4]

1.5. DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİREN MODEL VE TEKNİKLER

1.5.1. DÜŞÜNCE HARİTALARI

Çoğu amaç için düşüncelerimizi hazırlama ve düzenleme yolu cümlelerle değil, listeler şeklinde olmaktadır. En uygun yol yaratıcı zihin haritası kullanmaktır, çünkü yaratılan fikirler sadece çok daha fazla sayıda olmayacak, aynı zamanda otomatikman kendi bağlantılı ve mantıklı düzenlerinde yerlerini alacaklardır.[5]

1.5.2. AKICILIK EGZERSİZİ

Akıcılık düşünce üretimin rahatlığıdır. Akıcılığı hızlandıracak olan hayal gücüne yönelik birçok eğlendirici egzersizler vardır.

Akıcılık teknikleri çok basittir. Tek yapmamız gereken bir yada iki dakika gibi kısa bir zaman dilimi içinde aklımıza gelen tüm düşünceleri bir liste olarak yazmaktır. Örneğin sıradan bir nesneyi seçerek onunla ilgili olarak mümkün olduğu kadar çok kullanımı yazmak olabilir. Düşünce esnekliği de bu tür egzersizlerle ortaya çıkarılır. Ne kadar esnek olursanız o kadar fazla düşünce üretebilirsiniz.

1.5.3. TARTIŞMALAR

Yeni düşüncelere ulaşmanın en basit yolu, sorunu diğer kişilerle tartışmaktır. Eğer kendileri direkt olarak çözüme katkıda bulunmasalar bile, onların söyledikleri size ilham verebilir. Özetle tartışma, değerli ve çok kullanışlı bir düşünce üretme tekniğidir.

1.5.4. HAYAL KURMA

Hayal kurmak her ne kadar verimsiz ve vakit kaybı olarak değerlendirilip hoş karşılanmasa da , iyi sorun çözücülerin en çok kullandığı zihinsel becerilerin başında gelmektedir. Bir çok avantajı vardır:

· Alışılmış kalıpların dışına çıkmamıza imkan tanır.

· Düşüncelerin üzerinde kolaylıkla oynanabildiği için potansiyel engelleri farketmek kolay olur.

· Hedeflerimize götürecek bilgi ve fırsatlara ulaşmamız için gereken planları yapmamıza imkan tanır.

· Düşünce ve duyguları barındırdığından düşünsel yeteneklerimize bir değer kazandırır.

1.5.5. GÖRSELLEŞTİRME

Düşüncenin görselleştirilmesi mantığına dayanır. Birçok sorunun çözümünde faydalı olabilecek bir tekniktir. Eğer spiral bir merdiveni kaplamak için ne kadar halı gerektiğini hesaplayacak bir formül üzerinde çalışıyorsanız, hemen aklınızda otomatik olarak o merdiveni canlandırırsınız. Oradan hareketle basamakların şekline göre hesaplamalara başlarsınız.

1.5.6. KONTROL LİSTELERİ

Düşünceyi teşvik eden listeler vardır. Belirli bilgilerin araştırılmasını hızlandırabilir ve birtakım yeni düşünceler canlandırabilirler. Düşünce üretimine yönelik kontrol listelerinin çalışma mantığı, bazı bilgileri belirli şekilde kullandığımız zaman ortaya çıkabileceklere yönelik sorular sormaya dayanır. Bunlar birtakım düşünceler ve hedefler üzerinde kullanılabilir ve değişik hedeflere hizmet etmeleri için geliştirilmişlerdir.

1.5.7. BENZETME

Benzetmeler bir sorunun içyüzünün anlaşılmasında büyük rol oynarlar. Örneğin Alman matbaacı Johannes Gutenberg, bir şarap yapımı partisinde, fıçılar içinde ezilen üzümleri gördükten sonra arada kurduğu benzerlikle matbaayı tasarladığını söylemiştir. Gerçek dünyada da benzerliklerin en çok yararlanıldığı başında mühendislik ve tasarım gelmektedir. Bir sorun üzerinde çalışırken onun bir başka şeyle olan benzerliğini bulmaya çalışırsınız, ilginç çözümler ortaya çıkarabilirsiniz.

1.5.8. KEŞİF TURLARI

Keşif turları , synectics olarak adlandırılan grupsal sorun çözümleme tekniğine atıfta bulunmak için kullanılır. Amaç sorunun olduğu ortamdan tamamen uzaklaşarak, farklı ortamlarda çözüm yada çözüme yönelik ipuçları aramanızdır. Bunların pratikte bir değeri olmayabilir ama sorunlarınızı çözmeye doğru bir bağlantı noktasına sahip olmaya zorlayabilirler.

1.5.9.SERBEST İLİŞKİLENDİRME

Bu teknik herhangi bir istikamet göstermeksizin akması ilkesine dayanır. Sizi harekete geçirici bir sembol, kelime, resim ya da düşünceden hareketle aklınıza gelen ilk şeyi söylersiniz ve ondan sonra bu süreci üst üste tekrarlayarak bir çağrışım akıntısı ortaya çıkarabilirsiniz. Burada önemli olan ard arda gelen düşünceler arasındaki bağlantıyı doğrulamaktan kaçınmaktır. Bu hem doğallığı hem de ateşleyici kelimeyle ilgili olan fikirlerin ortay çıkmasını teşvik edecektir.

Serbest ilişkilendirme, hafızanın bilinmeyenlerine doğru araştırmalar yaparak düşünce haritaları örneğinde olduğu gibi birbirinden uzak düşünceler arasındaki ilişkiyi keşfetmemize yardımcı olur.[6]

1.5.10.ELEŞTİREL DÜŞÜNME

1.5.10.1.Tanımı Ve Aşamaları: Eleştirel kelimesi elemek kelimesinden türemiştir. Kum gibi ufak parçacıklardan oluşan nesneleri değişik eleklerden geçirerek istediklerimizi , istemediklerimizden ayırırız. Eleştirel düşünce de bunun gibidir. Düşünceleri inceleyerek uygun olanını tercih ederiz.

Kendi düşünce süreçlerimizin bilincinde olarak, başkalarının düşünce süreçlerini göz önünde tutarak,öğrendiklerimizi uygulayarak kendimizi ve çevremizde yer alan olayları anlayabilmeyi amaç edinen aktif ve organize zihinsel sürece “eleştirel düşünme” denir.

Eleştirel düşünme, belirli bir konuda mevcut farklı düşünceleri değişik eleklerden geçirerek etkili olan ve olmayanları birbirinden ayırır. Eleştirel düşünceyi kullanmazsak, aynı konuda yararlı yararsız , etkili etkisiz, ilgili ilgisiz birçok düşünce birbirine girer ve kafamızı karıştırır, verimli bir çözüme yada karara ulaşmamızı önler.

Eleştirel düşüncenin temelinde kendi düşüncemizi gözleyebilme ve bu gözlemleri anlamlandırabilme yeteneği yatar. Ancak kalıplaşmış insan kendi kalıplarından başka hiçbir şeyden haberdar değildir. Kendi düşüncesini gözleyebilme yeteneği gelişmemiştir. Kişi kendi düşünce sürecini gözleyebildiği derecede eleştirel düşünme yeteneğini oluşturabilir.

Uygulama olmadan eleştirel düşünme alışkanlığı elde edilemez. Eleştirel düşünmeyi sürekli uygulayan kişi, farkında olmadan, eleştirel düşünmeyi zamanla alışkanlık haline getirir.

Eleştirel düşünmeyle ilgili önemli kavramların dökümünü şöyle sıralayabiliriz.

· Kendi düşünce süreçlerini göz önünde tutmak.

· Başkalarının düşünce süreçlerini göz önünde tutmak.

· Öğrendiklerimizi bilerek uygulamak.

· Aktif olmak amacı bilmek.

· Organize olmak.

Bu özellikleri nedeniyle eleştirel düşünme “gelişmiş” paradigmasına uyar. Kalıplaşmış insan paradigmasına uymaz.

1.5.10.2.Elştirel Düşüncenin Boyutları: Eleştirel düşünme bir bütündür. Bu bütünün aktiflik, açıklık ,bağımsızlık gibi bir çok boyutu vardır.

Eleştirel düşünmeyi kullanırken zekamızı, bilgimizi, belleğimizi, bilişsel becerilerimizi aktif olarak kullanırız. Aktif olarak düşünen kişi kendini etkileyen olayın dışında seyirci olarak kalmaz; kolları sıvar ve elinden geldiğince olaylara yön vermeye çalışır. Harekete geçmek için başkasından bir buyruk yada dürtüleme beklemez, kendisinin vermiş olduğu kararla faal duruma düşer. Sorunla uğraşmaktan hemen vazgeçmez, çözmeye karar verdiği sorunu sonuç alıncaya kadar izler.

Eleştirel düşünme bağımsızdır. Ancak bağımsızlık kolayca elde edilecek bir sonuç değildir. Bağımsız olabilmemiz için “ gelişmiş” insan paradigmasına sahip olmamız gerekir.

Eleştirel düşünme fikirlere açıktır. Kendi düşüncesinden farklı düşünceleri dinlemek istemeyen, başka kişilerin aynı konuyla ilgili algılamalarını öğrenmek istemeyen kişi savunucu bir kişidir. Savunuculuk kalıplaşmış insan paradigmasının doğasında vardır. Diğer yandan “gelişmiş” insan paradigması birbirinden farklı değişik algılama yollarına daha açıktır,değişik seçeneklerin daha çabuk farkına varabilir.

Kendi düşüncelerinin dışına çıkmayan kişi, insan ilişkilerinde başarılı olamaz. Ancak şunu da belirtmekte yarar vardır. Başkalarına ait her görüşü savunucu olmaktan çekindiğimiz için hemen kabul etmek savunucu olmak kadar zararlı bir davranıştır. Kişinin karşılaştığı fikirleri destekleyen neden ve kanıtları iyice incelemesi gerekir.

İşte bu açıklık boyutlarıyla anlatılmak istenen şudur, eleştirel düşünen kişi kendi düşüncelerinden, farklı düşünceleri dikkatle dinlemesini ve incelemesini bilir. Farklı düşüncelerden yararlanarak ilk düşüncesini zenginleştirir ve daha boyutlu hale getirir.

1.5.10.3.Sorunların Çözümünde Eleştirel Düşünme: Sorunlarla karşılaşan insan değişik tepkiler gösterir. Örneğin: Düşünmeden taşkınlıkla hareket ederler, başkalarının verdiği akılla hareket ederler, olayların kendi kendine hallolmasını, sorunun ortadan kalkmasını beklerler vs..

Eleştirel düşünmeyi kullanan birinin, karşılaştığı bir sorunu çözmek için 5 adım içeren bir yöntemle soruna yaklaşır. Bu adımlar:

1.Adım: Sorunun tanımı: Karşılaşılan sorunun özünü anlamaya yönelir. Sorunu tanımlarken iki sorudan yararlanılır:

· Hangi sonuçlara ulaşmak istiyorum?

· Sorunu açıkça nasıl ifade edebilirim?

2.Adım: Hangi seçenekler var? Bu aşamada şu sorular sorulur:

· Sorunun kapsamı ne? Sınırları belli mi? (Sosyoekonomik koşullar)

· Bu sınırlar içinde mümkün seçenekler neler?

3.Adım: Her seçeneğin avantaj ve dezavantajları neler?

· Seçeneklerin sağladığı avantajlar neler?

· Dezavantajları neler?

· Tümleşik değerlendirme yapabilmek için başka bilgilere ihtiyacım var mı?

4.Adım: Çözüm ne?

· Hangi seçenek en uygun çözümü sağlıyor?

· Bu seçeneği uygulayabilmek için hangi adımları atmam gerekiyor?

5.Adım: Uygulanan seçenek sorunu tümüyle halledebiliyor mu?

· Getirilen çözümde yapılması gereken yeni ayarlamalar var mı?

Eleştirel düşünerek sorunu etkili bir şekilde çözmeye çalışan bir insan bu sorulara yanıtlar arar.[7]

2.YARATICILIĞI ÖĞRENME

2.1.TANIMI VE KAPSAMI

Yaratıcılık, genelde yeni bir şeyler ortaya koyabilmek kapasitesi ve yeteneği olarak düşünülür. Bu kısmen doğru olmakla birlikte esas olarak yanlış bir yaklaşımdır. Her yenilik yaratıcı kişiliklerin eseri olmadığı gibi , gerçekten yaratıcı kişiler de her zaman bir şeyler yaratma olanağı bulamamaktadır. Yaratıcılık “Toplumla aynı olguya bakan fakat toplumdan farklı olarak algılayan ve farklı reaksiyon veren kişilerin sahip olduğu özellikler olarak verilebilir.[8] Kuruluşun bir ortaklaşa algılama şekli bulunur ve buna uymayan bireyleri dışlar. İşte yaratıcı birey bu dışlanmaya direnebilen ve kendi olarak varolabilme şansını yakalayabilen bireydir.

Yaratıcılık, bireylere çekici gelen “sihir, deha ,üstün yeteneklilik vs. gibi çoklu kavramları çağrıştıran bir kişilik özelliği olarak bilinmektedir. Yaratıcılık , sorunlara; bozukluklara, bilgi eksikliğine, kayıp öğelere, uyumsuzluğa karşı duyarlı olma; güçlülüğü tanımlama, çözüm arama, tahminlerde bulunma ya da eksikliklere ilişkin denenceler geliştirme .bu denenceleri değiştirme ya da yeniden sınama, daha sonrada sonucu başkalarına iletmektir.

2.2.GEREKÇELERİ

2.2.1.TOPLUMSAL GEREKÇELER

Yaratıcılığı artıran bir toplum, içsel ve dışsal bir deneyimi özendiren bir toplumdur. Bireyi pasif, tekdüze çözümlere alıştıran yönelimler, yaratıcılık için zararlıdır. Yapma- Yasak- Yapamazsınlar la dolu bir toplum, yaratıcılık için gerekli ortamı yok eder. Değişim ve yenilik, risk getiren olayların başında gelir. Çünkü henüz denenmemiş ve test edilmemiştir.

Yaratıcılığı güçlendirmek isteyen toplum, yurttaşlarına dört farklı özgürlük verir. Bunlar araştırma, kendini ifade, çalışma, kendi kendisi olma özgürlüğü dür. Yaratıcılığı ütopyalar katından indirip her bireye yaratma şansını geri verebilmek, yani yaratma eylemini bireysel, örgütsel, toplumsal gerçekliğe ulaştırabilmek için yeni tutumlara gereksinimimiz vardır. Yaratma işlevini sadece kendisi üstlenen bir gurup, başkalarını, kendilerinin yaratıcı olmadıklarına inandırmaktadırlar. Hırsız ve çalınanla yaratan ve yaratılanları tekrar tekrar üreten arasındaki bu suç ortaklığına son vermek için yeni değerlere gereksinmemiz vardır.

2.2.2. BİREYSEL GEREKÇELER

Uygulamaya konulmuş yaratıcı bir düşünce, bir keşif, bir yenilik, bir değişim ve sentez olabilir. Yaratıcı kişi; sorunlara duyarlı, akıcı düşüncelere sahip, özgün düşünceli, düşüncelerinde esnek, girişimci ve hırslıdır.

Bir toplumun kaderi, o toplumdaki insanların yaratıcılığına bağlıdır. Etkili ve yaratıcı kararlar verebilen insanlar, demokratik toplumun yaşamasında kilit faktörleri oluştururlar. Herkes için yaratıcılık kültürü en önemli gereksinmemizdir.

Hayatı, emirlerimizi yapması için zorlamaktan vazgeçip, içimizdeki yaratıcı hayat prensibiyle uzlaşmaya başladığımız, bizimle yaşamasına izin verdiğimiz zaman yaratıcı bir yaşam sürmenin yollarını bulacağız.

2.2.3.ÖRGÜTSEL GEREKÇELER

Bir örgüt genel olarak yaratıcı iklime sahip olmak zorundadır. Yaratıcı iklimin genel amacı, örgütün sorunları üzerinde yaratıcı düşünceler geliştirmeyi özendirmektir. Hiçbir düşüncenin örgütün düşüncesi olmadan engellenip bir yana atılmasına izin vermemektir.

Değişimle karakterize edilen ve yeni fikirlerin başat olduğu örgütler yaratıcı örgütlerdir. Yenilik olmadan yaratıcılık amaçsız; yaratıcılık olmadan ise yenilik sonuçsuzdur. Yaratıcı örgüt, sorunları standart alır ve disiplinlerden ayrı biçimde inceler. Bu sorunlara özgün ve disiplinler arası yaklaşımlarla, klasik sınıflama ve bilgiyi dışlayarak yaklaşır.

Orijinal ve uyarıcı düşünce süreci potansiyel olarak değerli ve örgütün finansman, pazarlama, halkla ilişkiler,araştırma-geliştirme, tedarik, insan ilişkileri gibi çeşitli alanlarına uygulanabilir olduğunu kabul etmek gerekir. Örgütsel yaratıcılık alana hakim olma becerisi ile birlikte örgüt amaçlarına ve göreve yönelik güdülemeyi de sağlayacaktır.[9]

2.3. OLUŞUM SÜRECİ

2.3.1. YARATICI KİŞİNİN ÖZELLİKLERİ

Sıradan olmayan, tabulara, alışılagelmiş hareketlere, düşüncelere uyma zorunluluğu hissetmeyen, etrafındaki eksiklikleri görebilecek kadar dikkatli, bu sorunların kaynağını bulabilecek kadar zeki, sorunlara çözüm getirebilecek kadar bilgi ve tecrübeye sahip kişi yaratıcıdır. Yaratıcı kişi; özgün olmalı, hata yapmaktan korkmamalı, olumlu düşünebilmeli, özgür olmalı ve kendini sevmelidir. Pratik zekaya sahip olmalı, olaylara bakış açısı ve hayalleri sınırlandırılmamış, önyargılardan arınmış olmalıdır. Ayrıca problem çözme yeteneği olmalıdır.

Yaratıcı kişi;

· Ortalamanın üzerinde sıradışı olmalıdır.

· Diğer insanların üzerinde etkili olabilmelidir.

· Karizmanın haricinde onları motive edebilmelidir.

· Ele aldığı olaya toplumun baktığı açılardan farklı belki de çocukça bakabilmelidir.

· Kalıpların dışına çıkmayı, tabuları yıkabilmeyi bilmelidir.

2.3.2. KİŞİLİK ÇİZGİLERİ

Duygular: Yaratıcılık, başından sonuna dek duygu yüklü bir süreçtir. Tüm yaratıcılık türleri de duygu elemanları ve heyecansal faktörler taşırlar. “Öç alma, düşmanlık, kıskançlık”, hareketli birer yaratıcılık kaynağıdır.

Başat Olma: Ben algısı açık ve olumlu, kendine güvenli, ilgilerinden emin, ben merkezci olan yaratıcı bireyler, ikna edici kişilerdir ve belli bir liderlik tipi ortaya koyarlar. Bu tutum, tüm engellerden bağımsız davranma, kendini ifade etme, düşüncelerini geliştirme, sürekli gelişme isteğinden kaynaklanmaktadır.

Yalnızlık: Yaratıcı kişiler daha az sosyal, bir araya gelmeye daha az eğilimli, kişiler arası ilişkilerden kaçan bireylerdir. Bu yalnızlık, kendi kendine yetebilme kapasitesinin sağladığı özellikle var olabilmektir.

Merak: Merak, algılanan bir yeniliği araştırma ve herhangi bir şey hakkında bilgi aramadır. Merak; bireyi, yeni durumlar, yeni objeler aramaya yönelten zihinsel bir zevk yönelimidir.

Bağımsızlık: Yaratıcı bireyin en önemli özelliği bağımsızlıktır. Otoriteyi, hiyerarşiyi, sosyal statüyü ve standartları yok sayar. Ancak; guruba ait olma gereksinmesi yokmuş gibi davranırken, aynı anda başkalarının duygu ve düşüncelerine duyarlık gösterir ve empatiden yararlanır.

Çaba: Yaratıcı birey, aşırı çalışan bireydir ve başarısını her şeyin üstünde tutar.

Oyun: Yaratıcı eylemin hem bir parçası hem de nedeni olan ve herhangi bir karmaşadan yeni bir düzen kurmayı amaçlayan oyun, yaratıcılığın temelidir.

Çelişkiler: Yaratıcı birey, hem aşırı duyarlı hem de tutarlı olabilir. Varolan kuralları yıkıp yok eder; ama etkinlik içinde yaratıcıdır.

2.3.3. YARATICI TİPLER NASIL DÜŞÜNÜR VE HAREKET EDERLER?

Yaratıcılık şimşek gibidir, düzensiz aralıklarla görülür. Bunun nedeni ve sonucu vardır. Dikkatli bir çalışmayla her ikisi de bilinebilir. Genellikle yaratıcı tipler normal olmayan ve tam açıklanamayan çocukluk çağına sahiptirler. Farklılaşma ve aksilik beraberinde yaratıcı gelişmeyi vücuda getirir. Yaratıcı tipler muhalif düşünür, hemen karşılaştırma yapar ve tek vücut haline getirirler.

Yaratıcı kişilerin her türlü problemleri algılama şekilleri tamamen farklıdır. Yaratıcılığın özü, müzikal yeteneğe benzer. İsterseniz teori ve tekniği öğrenebilirsiniz, istediğiniz kadar alıştırma yapabilirsiniz, özelliğinizi üstün bir şekilde geliştirebilirsiniz fakat sahip olduğunuz zihinsel yeteneğin bazı sınırları vardır.

2.3.3.1. Kavramsal Akıcılık: Yüksek yaratıcılar, düşük yaratıcılığa sahip olanlara göre daha yüksek sayıda fikri hızlı ve farklı olarak oluşturabilmektedirler.

2.3.3.2. Kavramsal Esneklik: Yüksek yaratıcılar, çok daha kolay olarak yaklaşımlarını veya örneklerini değiştirebilirler.

2.3.3.3. Orijinallik: Yüksek yaratıcılar, önceden haber verilmeyen sorunlara beklenmeyen cevaplar vermeye eğilimlidirler.

2.3.3.4. Karmaşıklık İçin Tercih: Yüksek yaratıcılar, kolayın ve netin arkasında bir şeyler görmeyi arzularlar.

2.3.3.5. Yargıda Bağımsızlık: Yüksek yaratıcılar, özellikle anlaşmazlık sırasında düşüncelerinde çok daha fazla sabit ve inatçıdırlar.

2.3.3.6. Sapma: Yüksek yaratıcılar, kendilerini az önemsenen yaşam faktörleri gibi hissederler. Kendilerini farklı görürler ve yalnız olduklarını düşünürler.

2.3.3.7. Otoriteye Karşı Davranış: Yüksek yaratıcılar, otoriteyi kalıcı olduğundan çok, geçici olarak görürler. Kesin emirle doğrulanmış anlık performansın rastlantısal olduğunu düşünürler. Onlara göre kişisel bağlılık zorunluluklara göre daha fazla ilişkinin parçasıdır.

2.3.3.8. Uyarı Kabullenme: Yüksek yaratıcılar uçuk olmayı, vahşi ifadeleri ve maymun iştahlı fikirleri beğenirler. Kendi içlerindeki sesi dinlerler, özgündürler ve “biraz tuhaf” olarak adlandırılmak onlar için kompliman olarak kabul edilebilir.[10]

2.3.4. FİKİRLER NEREDEN GELİRLER?

Neden büyük şirketler, ayaklarını masalarının üzerine uzatıp, dinlenmekten başka bir şey yapmıyormuş gibi görünen fikir adamlarına en yüksek maaşları verirler? Çünkü bu insanlar tüm kuruluşun başarısını sağlayan fikirleri üretirler.

Neden bazı insanlar diğerlerine göre daha yaratıcıdırlar? Çünkü her gerçek yaratıcı, direkt temas kurduğu evrensel bilinçaltına, tüm fikirlerin görünmeyen kaynağına güvenmeyi öğrenmiştir. Kullandığı araç, sezgisidir. Sezgi; direkt bilme, yüce yol göstericilik, aydınlanma olarak adlandırılır. Nereden geldiği anlaşılmayan ve içimizin derinliğinden çıkıp gelen fikirler hep sezgidir. Dikkate alırsak hayatımızdaki en değerli şeydir. Gerçek anlamda başarıya ulaşanlar sezgilerinin sesini dinlemeyi öğrenip onu izleyenlerdir.[11]

2.3.5. FİKİR ÜRETME SÜRECİ

Yaratıcı fikirler belli bir sürecin tamamlanmasıyla ortaya çıkar. Bazen bu süreç çok kısa sürdüğü,bazen ise bilinçaltında gerçekleştiği için fark edemeyiz. Ancak hepimiz dört aşamalı bu süreci fark edebileceğimiz deneyimleri mutlaka yaşamışızdır.

2.3.5.1. Hazırlık: Yaratıcı eylem beynimizin konu üzerine odaklanmasıyla başlar. Konuyla ilgili olarak belleğimizdeki kayıtları değerlendirir, bilgi toplar, bunları amacımıza uygun biçimde düzenler ve değerlendirmeye başlarız. Bu esnada birtakım sembol, resim, ve modeller kullanır, kural ve genellemeler yaparız. Yaratıcılık kavram ve olaylar arasında yeni ilişkiler kurmaya dayandığına göre, elimizdeki malzeme, yani konuyla ilgili bilgilerimiz ne kadar çoksa yaratıcı bir fikir üretmemiz o kadar kolaydır.

2.3.5.2. Kuluçka: Hazırlık aşamasını kuluçka evresi izler. Bu evre çok kısa olabileceği gibi uzunca bir zamanı da gerektirebilir. Araya başka düşünceler girse, o konuyu unutsak, hatta uyusak bile beynimiz çalışmasını sürdürür. Çoğu zaman başka işlerle de uğraşmak zorunda olduğumuzdan veya dikkatimizin dağılmasından dolayı çalışmamıza ara vermek zorunda kalabiliriz. Oysa çözümü zor konular üzerinde sürekli çalışmak yerine, zaman zaman ara vererek kuluçka evresini bilinçli biçimde yaratmamız da büyük yararlar sağlayacaktır.

2.3.5.3. Fikrin Doğması: Beyin bilinçli veya bilinçaltında konuyu düşünürken, bir “uyarı” aranan ilişkinin doğmasını sağlar. Artık resmin son parçası tamamlanmış, yeni fikir yaratılmıştır. Bazen yeni fikrin doğuşunu sağlayan uyarının ne olduğunu bile fark edemez, birden aklımıza geldiğini sanırız. En önemli sorunlara çoğu zaman üzerinde çalışırken değil, farklı ortam veya konumlarda çözüm buluruz.

2.3.5.4. Fikrin Gelişmesi: Yaratılan her fikir hemen uygulanacak kadar iyi olmayabilir. Çoğu zaman bunun neden iyi bir çözüm olduğunu bile açıklayamayız. Sadece aradığımızı bulduğumuzu hissederiz. Sonra bu fikri geliştirir ve uygulanabilir hale getiririz. Bu esnada birçok zayıf noktayı keşfeder, fikrimizi yeni biçimlere sokarız. Mantıksal düşüncemiz bu aşamada devreye girer.[12]

2.3.6. YARATICI TUTUM VE DAVRANIŞLAR

Yaratıcılığı geliştirebilmek için en etkili yol yaratıcı insanları incelemek ve onların yöntemlerini kullanmaktır. Bilim , sanat veya iş dünyasındaki yaratıcı kişileri incelediğimizde, bireysel yeteneklerinin yanında birtakım ortak yöntem ve davranış biçimleri sergilediklerini görürüz. Kalıtım, eğitim ve çevre koşullarından büyük ölçüde bağımsız ve kullanımı oldukça kolay olan bu yöntem ve yaklaşımları şöyle sıralayabiliriz:

· Farklı olabilmeyi göze alabilmek

· Yargılamayı geciktirebilmek

· Esnek düşünebilmek

· Çabuk düşünebilmek

· Kavram oluşturabilmek

· Kavramları ilişkilendirebilmek

· Hayal gücü

· Konuya odaklanabilmek

Bu tutum ve davranışlar birbirinden bağımsız değildir. Örneğin, esnek düşünebilmek için yargılamaya erteleyebilmek, kavramları birbiriyle kolay ilişkilendirebilmek için hem esnek olmak hem de kavram oluşturabilmek gerekir.[13]

2.3.7. YARATICILIĞI GELİŞTİRME

2.3.7.1. Zeka: Araştırmacılar yüksek düzeyde zekanın, yüksek düzeyde yaratıcılığı garanti etmediğini, yaratıcılıkla zeka arasında bir bağ olmadığını, daha zeki bir bireyin daha yaratıcı birey anlamına gelmediğini belirtmektedirler. Yaratıcılık için çok fazla ayırıcı özelliğin bulunmadığı, yaratıcı insanların;

· Çok çalışmaya eğilimli

· Uzun saatler boyu çalışabilen

· Bu çalışmalarının kaynağını aldığı bir motivasyona sahip

İnsanlar olduğu yine bu araştırmaların sonucudur.

2.3.7.2. Yaş: Çocuğun ve genci yaratıcı olabilmesi için olaylara, nesnelere, olgulara ilişkin sürekli sorular sormaları, dış dünya ile kendi duygu ve düşüncelerini etkileşime sokmaları gerekmektedir. Yetişkin insan sevgi ve çalışmadan hoşlanma duygularını genç yetişkinlik döneminde geliştirir. Çalışmasının karşılığında bir şeyler ortaya çıkarır. Yaratıcı ve üreticidir. Yaratıcı bir zihin yapısına sahip orta yaşlılık döneminde bu yeteneklerin en olgun ürünlerini verirler. Orta yaşta tepe noktasına ulaşan yaratıcılık ileri yaşlara kadar sürer.

2.3.7.3. Cinsiyet: Araştırmalar, kadınların erkeklerden daha yaratıcı olduklarını ortaya çıkarmıştır. Ancak bu araştırmalar, kullandıkları testlere, örneklem ve araştırma desenlerine göre farklı sonuçlar ortaya koymaktadır. Cinsiyetin yaratıcılık üzerine etkisi önemli ölçüde kültürel değişkenlere bağlıdır. Ancak, araştırmalar yüksek düzeyde yaratıcı bireylerin karşıt cins rollerini daha kolay kabul edebildiklerini ortaya koymaktadır.

2.3.7.4. Denetim Odağı: Denetim odağı kavramı,bireyin inancı ile olayların nedensellik odağına ilişkin genelleştirilmiş beklentidir. Bir uçta elde ettikleri ödülleri kendi özellik ve davranışlarına ilişkin algılayan içten denetimli bireyler, öteki uçta bunları kader, şans, talih gibi dışsal etkenlere bağlayan kişiler, dıştan denetimliler yer almaktadır. Araştırmalar dıştan denetimli insanların daha yaratıcı olduklarını ortaya koymuşlardır.

2.3.7.5. Patoloji: Yaratıcı insan biraz “çılgın” bir insandır ve ona kimse yardım edemez. Eğer gerçekten yaratıcı ise neden rehberliğe gereksinmesi var? sorusu akla gelebilir. Rehber öğretmenlerin de bu konuya katkıları ve yaratıcı çocukları tanımaları için ortada görünen çok az nedenleri vardır. Bu nedenlerin başında ruh sağlığı gelmektedir. Okullar, resmi biçimde çocukların, ergenlerin, üniversite öğrencilerinin ve yetişkinlerin ruh sağlığı ile ilgilenirler. Öğrencilerinin ruhsal çöküntülere uğramamaları ve sağlıklı bir kişilik geliştirmesi için çalışırlar. Yaratıcılığın söndürülmesi yaşamdan doyumun engellenmesine ve yüksek düzeyde gerilimlere, sinirsel bozukluklara neden olmaktadır.

Yaratıcılık ne hep, ne de hiç kapsamında ele alınmalıdır. Bireyler ne her zaman, ne de hiç yaratıcı olarak ele alınamazlar. Sağlıklı her bireyin gizilgücü olan yaratıcılık bir hastalık değil, normalin türevidir. Yaratıcı ve yenilikçi bireyler karakterlerinin dayanıklı ve normal boyutlarına yaslanırlar.

2.3.8. YARATICILIĞI GELİŞTİRMEK İÇİN DÖRT KURAL

1 .Düşüncelerinizi bir noktada yoğunlaştırın: Bir fikri alıp onunla birlikte yaşarsanız gördüklerinizle büyülenirsiniz. Hangi yöne gideceğinizi iyi belirleyin ve her seferinde tek bir fikri içeri alın.

2 .Derinlemesine düşünmek aceleye gelmez. En iyi sonuçlar için projenizi bilinç altınıza tam anlamıyla yerleştirmeniz gerektiğini unutmayın.

3 .Fikirler geldiğinde yakalamaya hazır olun. Sezgiler kısa ömürlü, gelip geçici düşüncelerdir. Bu düşünceler kelebek gibi gelir ve çabucak uzaklaşıp giderler. İçinden gelen sesi dinlemeyi öğrenen yaratıcı insan, not defterini ve kalemini yanından ayırmaz. Fikirler genellikle uyanmak üzereyken ya da gece boyunca geldiği için kağıt kaleminiz yatağınızın başucunda olsun.

4 .Şimdi fikirlerinizi kullanmaya hazırsınız. Bundan önceki basamaklarla işiniz bittikten sonra artık eleyici olabilirsiniz. Şimdi bir çok fikir içinden hangilerini kullanmak istediğinize karar verme, kalanları eleme ya da gelecekte kullanmak üzere depolama zamanıdır. Bir saatlik yaratıcı düşünme, çok uzun süre kullanabileceğiniz fikirler üretebilir ve her fikir yenilerini doğurur. Gerçekten de sezgi, Sonsuz’ la bağlantımızdır.[14]

2.4. BİLEŞENLERİ

2.4.1. UZMANLIK

Uzmanlık, bir kişinin bildiği ve işinde yapabileceği şeylerin tümünü sarmalayan bir genişliğe sahiptir. Örneğin, bir ilaç şirketinde çalışan ve hemofili hastaları için kan pıhtısı ilacı geliştirmeye çalışan bir bilim adamını ele alalım. Onun uzmanlığı hem bilimsel olarak düşünme konusundaki temel yetenekleri hem de ilaç,kimya, biyoloji ve biyokimya alanlarında sahip olduğu bilgiyi ve teknik yetenekleri kapsar. Onun uzmanlığı, sorunları keşfedip çözebileceği entelektüel bir alana sahiptir. Bu alan ne kadar genişse sonuç o kadar iyi olur.

2.4.2.YARATICI DÜŞÜNME

Yaratıcı düşünme, insanların problemlere ve çözümlere nasıl yaklaştığıyla mevcut fikirleri yeni kombinasyonlarla bir araya getirme kapasiteleriyle ilgili bir şeydir. Bu yetenek bir miktar kişiselliğe, o kişinin nasıl düşünüp çalıştığına bağlıdır. Çok çeşitli alanlardan bilgileri bir araya getiriyor ve problemleri ters yüz etmeyi başarıyorsa yaratıcılığı daha da ileri gidebilecektir. Uzmanlık ve yaratıcı düşünme kişilerin “hammaddeleri” , doğal kaynakları olarak düşünülebilir.

2.4.3. MOTİVASYON

Motivasyon, insanların gerçekte ne yapabileceklerini belirler. Dışsal ve içsel olmak üzere iki tür motivasyon vardır. Dışsal motivasyon, motivasyon unsuru ister sopa ister havuç olsun kişiye dışarıdan gelir. Bir maçı kazanmaları için kulüp yöneticilerinin sporcularına para veya ekstra pirimler vaadetmesi gibi .. İnsanların işlerine tutkuyla, coşkuyla yaklaşmalarına neden olan ilgi – bir insanın bir işi yapmak için içinden duyduğu istek – içsel motivasyondur. İşin kendisi motive edicidir. İnsanların ilgi, tatmin ve meydan okuma gibi içsel motivasyon unsurlarına sahip olması, dışsal motive edici unsurlara yaratıcılıklarını daha da artırmaktadır.

2.4.4. İHTİYACI BELİRLEME

Bir sorunu çözmeye başlamadan önce onun gerçekten ne olduğunu anlamamız gerekir. Çünkü her zaman gerçek sorun ile ifade edilen şey aynı değildir. İhtiyacımızın ne olduğunu tam olarak belirledikten sonra buna uygun fikirler geliştirebiliriz.[15]

2.5. YARATICILIĞIN ÖNÜNDEKİ ENGELLER

2.5.1. BİREYSEL ENGELLER

2.5.1.1. Alışkanlıklar: Çoğumuzun olgun birey olarak daha az yaratıcı davranmamızın nedeni alışkanlıklarımızın kurbanı olmamızdandır. Eğitim ve yaşantılarımızın sonucu düşüncemizi katılaştıran alışkanlıklar geliştirmekteyiz. Bu da sorunlara imgesel (hayalî) yaklaşmamızı engellemektedir.

2.5.1.2. Geçmiş Yaşantı: Yeni sorunların çözümüne ipucu aramak için hayal gücümüzü serbest bırakarak geçmiş yaşantıların sınırı içinde düşüncelerimizi sınırlayan alışkanlıkları söküp atmamız gerekir. Bunun için de kendimizi şartlanmış duygu ve eylemlerden kurtarmamız gerekir.

2.5.1.3. Eğitimin Düşünce Biçimine Etkisi: Her eğitim sistemi, kendi türüne göre yaratıcılığa engel oluşturan birincil faktörlerden birisidir. Okul eğitimi, düşünme biçimlerimiz hatta algılarımızı şekillendirmekte; kişisel girişimi gündeme getirmek yerine geleneksel anlayışı savunmakta, ilginin kuşaktan kuşağa geçişini ve normlara saygıyı özendirmektedir.

2.5.1.4.Kendine Güvensizlik: Kendine güvenmeme, fikirlerinin işe yaramayacağını düşünmek yaratıcılığı önemli ölçüde etkiler.

2.5.1.5. Mükemmeli İsteme ve Uyumculuk: Yaptığı işlerde mükemmeli isteyen ve kurallara aşırı uyum gösteren bireyler yaratıcılıklarına gem vurmaktadırlar.

2.5.1.6. Hata Yapma Ve Eleştirilme Korkusu: Büyük buluşlar birçok hatanın ardından yapılmışlardır. Bu yüzden yaratıcılık sürecinde hata yapmaktan korkmamak, aksine hatalardan ders çıkararak olaylara değişik açılardan yaklaşmak gerekir.

2.5.2. ÖRGÜTSEL ENGELLER

2.5.2.1. Değişmeye Direniş: Değişmeden kalmaya direnen bir yönetim, eski modellerin baskısı ve bunlara eklenen hiyerarşinin üst düzeydekilerinin astlarına güvensizliği ve kurulu düzene bağlılığıdır.

2.5.2.2. Bürokratik Yaklaşımlar: Baskıcı, hiyerarşi ile donatılmış, bürokratik yaklaşımlı bir örgüt, yaratıcı bireylerin örgütten kaçmasına ya da yaratıcılıklarını iş dışında ifade etmelerine neden olacaktır.

2.5.2.3. Önceden Ve Sürekli Özeleştiri: Eğer işgörenler denetenlerin ve birlikte çalıştıkları kişilerin olumsuz tavırlarına maruz kalırlarsa yaratıcı düşünce kaynaklarını ve düşüncelerini salıvermeyeceklerdir.

2.5.3. TOPLUMSAL ENGELLER

2.5.3.1. Toplumsal Değerler ve Dengeler: Yaratıcı birey topluma tam anlamda uymuş bir birey değildir. Bulunduğu kültür ile özdeşleşmek istememekte ve onu onaylamamaktadır. Kimi alanlarda kültür ile iyi geçinir, ne var ki kültürün tümü ile çok derin ve anlamlı biçimde uzlaşmaya direnir. Tüm yenilikler, her zaman şaşırtıcı, güvensizlik yaratan, bazı toplumsal dengeleri sarsan olaylardır.

2.5.3.2. İdeoloji ve İnançlar: Bir uygarlık, kendi gelişim sürecine uygun teknikler, ideolojiler, inançlar ve dünya görüşünden oluşan veriler yelpazesine sahiptir. Bütün bunlar da, tüm buluş ve keşif formlarını belirleyecek, onların değerlendirme ölçütlerini oluşturacak süreçte önemli rol oynarlar. Bir toplumda, uyumculuğa değer verildiği zaman yaratıcılığa engel hazırlanmış demektir.[16]

3.TÜRKİYE PERSPEKTİFİNDE DÜŞÜNME VE YARATICILIĞIN DEĞERLENDİRİLMESİ

3.1. TÜRKİYE İŞLETMECİLİĞİNDE YARATICILIĞIN ÖNÜNDEKİ ENGELLER

Kültür ve yaratıcılık sözcüğü birlikte kullanıldığı zaman önyargıları, kendi toplumuna hayranlığı (ethnocentrisizm) ve kolay tanımlamaları da peşinde getirme tehlikesini ortaya çıkarmaktadır.

Bu nedenle yukarıdaki başlık altında incelenecek olan, yargı ve önerilere alışılmış söylem(mitos)lerin dışında, yazarın labaratuvar çalışmalarında elde edilen test sonuçları, yetişkinlerle yapılan çalışma ve seminer kayıtları, eğitim sisteminin çeşitli alt düzeylerinde yapılmış bilimsel araştırma sonuçları temel alınacaktır.

Diğer kültürlere benzer biçimde, Türk kültürü de kendi içinde yaratıcı düşünceye ilişkin yanlış söylemleri barındırmaktadır. Bu söylemler, giderek kuşaktan kuşağa aktarılmakta yaratıcı çocuğun, gencin bireyin, yöneticinin ve tüm toplumun cesaretini kırmaktadır. Bu tür yanlış söylemler, dayanaklarını kimi zaman yanlış biçimde oluşmuş ama süregelen “bireysel” ve “toplumsal güvensizlik” duygusundan almaktadır. Eleştirel bakışla ele alındığında, bilimsel araştırmalar ve incelemelere konu edildiğinde yanlış, kolay, aceleci yargıların yerini yeni değerler almaktadır.

· Türk kültürü egemen kültürün etkisi altındadır; yaratıcı ürünler ortaya koyması mümkün değildir.

· Yaratıcı olmak zeki olmak demektir. Bu da ancak “eğitilmiş” kişilerden başkası olamaz.

· Türk kültürü dinsel, cinsel, siyasal tabu ve yasaklarla doludur. Yaratma işlevi her alanda engellenmektedir.

Kurumsal ve uygulamalı çalışmaların beni kendi toplumumuzda yaratıcılığa ilişkin şu gözlem ve sonuçlara götürdü :

1. Yaratıcılık bir zeka sorunu olmayıp kişilik,tutumlar, kendine güven ve anlamlı bir amaç ile ilgilidir.

2. Yaratıcılık, açığa çıkartılabilir, geliştirilebilir. Engelleri ortadan kaldırabilir.

3. Yaratıcılığı engelleyen bireysel faktörlerin dışında, Türk toplumunda engelleyici faktörler,

a)Yöneticiler

b)öğretmenler

c)Anne – Baba ‘lar oluşturmaktadır.

Her alandaki yaratıcı süreçlerin gelişmesi için önerebileceğim yeni değerler şunlardır.

1. Bireyler için,yaşamın anlamlı amacına ulaşacağı yolda psikolojik ve hata yapma özgürlüğü,

2. Yöneticiler için, başkalarına duyarlı olma ve toplumsal sorumluluk,

3. Toplum için, başkalarının düşünce doğruyu arayabilme ve bireysel olana saygı

3.2. TÜRKİYE İŞLETMECİLİĞİNDE YARATICILIĞIN DEĞERİ

Çoğu örgütler kendi sıradan işgörenlerinin fikir üretme yeteneklerine yeterince değer vermezler. Aksi durumda da bireylere fikir üretmeleri ve yaratıcı olmaları için olanak verilmez. Bir örgüt genel olarak yaratıcı iklime sahip olmak zorundadır.

Yaratıcı iklimin genel amacı, örgütün sorunları üzerinde yaratıcı düşünceler geliştirmeyi özendirmektir. Hiçbir düşüncenin örgütün düşüncesi olmadan engellenip bir yana atılmasına izin vermemektir. Bunun yanında örgütün gereksediği yada gereksinme duyabileceği konularda eğitim,kurs,vs. özendirmeleri uygulamaya koymaktır. Bu iklimi yaratmak bu tutumu yaşatmak en üst yöneticinin görevidir. Açık bir tavırla, sorunlara ,” köklü “ ve “ yeni “ çözümlere olumlu baktıklarını göstermek zorundadırlar. Yaratıcı örgüt iklimini özgül sorunlara doğru ve amaçlara yönlendirerek daha iyi işler yapılabilir.

Mc Gregor, örgütteki psikolojik ortamın önemini vurgulayarak, yaratıcı örgüt iklimini oluşturacak şu temel varsayımları ortaya koymaktadır.

· İş ortamında fiziki ve zihni çabanın harcanması oyun yada dinlenme kadar doğaldır.

· Dışarıdan yönetim ve ceza ile korkutma, çabayı örgütsel amaçlara yöneltecek tek yol değildir.

· Amaçlara bağlılık onların elde edilmesiyle ilgili ödüllere bağlıdır.

· Uygun koşullar altında, sıradan bir kişi sorumluluğu kabul etmeyi değil aramayı da öğrenir.

· Örgütsel sorunların çözümünde nispeten büyük ölçüde imge, ustalık ve yaratıcılık kullanma yeteneği, insanlar arasında dar değil, geniş ölçüde yaygındır.

· Çağdaş endüstri yaşantısının koşulları altında normal bir insanın yeteneklerinin sadece bir kısmından yararlanılmaktadır.

3.3. BÜTÜNLEŞİK DEĞERLENDİRME, KATKILARI VE YARATTIĞI DEĞERLER

Rogers’a göre, küçük bir çocuğun değerlere karşı tutumunun bir özelliği değerlerinin kaynağını kendi içinde bulmuş olmasıdır. Bir çok yetişkinin tersine küçük çocuklar neyi sevdiklerini ya da neyi sevmediklerini çok iyi bilirler. Bu seçimin kaynağı da tümüyle kendi içlerindedir. Kendi değerlendirme sürecinin merkezinde bulunurlar ve seçimlerini gerçekleştirecek öğeleri yine kendi duyguları oluşturur. Ana – Babasının, kilisenin ve bu konudaki en son uzmanın seçmesini istediği, reklam firmasının önerdiği seçeneklerden habersizdir.

Kendi öznel yaşantıları yoluyla, sözel olmayan biçimde, Bu benim için iyidir. Bu benim için kötüdür. Bunu seviyorum ya da bunu sevmiyorum diyebilir. Bizim değerler konusundaki sorunumuza güler ve hayretlere düşer.

Bireylerde olduğu gibi işletmelerde de değerlerin belirlenme süreci, bir çok açıdan küçük çocuğunkine benzer,aynı anda ondan ayrılan noktaları vardır. Bu süreç, akıcı, esnek, belli bir an üzerine kurulu hatta o anın doyurucu ve kendini gerçekleştirici olması niteliğine bağlı bir süreçtir. Yaratıcı işletmeler kendi değerleri üzerine asılı kalmaz, onları durmadan değiştirirler.

Değerler konusundaki genel ilkeler, ayrıntıdaki ince tepkiler kadar yararlı değildirler. Organizasyonları ile iletişim içinde olan işletmeler, özgürlük ,kendini yönetme, çalışanlarına duyarlılık(katılım), kendini tanıma, toplumsal sorumluluk gibi değerleri seçmeye eğilimli görünmektedirler.[17]


[1] Doğan CÜCELİOĞLU, İyi Düşün Doğru Karar Ver ,(Sistem Yay.B21,İst: 1997), s.242.

[2] Ramazan YILDIRIM, Yaratıcılık ve yenilik,(Sistem Ya.No.157,B.1,İst.: 98),s.31.

[3] Jack E. ADDINGTON,(Çev. Birol ÇETİNKAYA), %100 Düşünce Gücü, (Akaşa Ya.B.3, İstanbul:1998),s.134.

[4] Michael STEVENS (Çev:Ali ÇİMEN),Daha İyi Nasıl Sorun Çözümleme,(Timaş Ya.No:449 ,B1.İst 1998) s.20-29.

[5] Tony BUZAN(Çev: Banu ERGÜDER), Aklını En İyi Şekilde Kullan,(Arion Ya, B1,İst 1995)s . 167.

[6] STEVENS, s.69-76.

[7] CÜCELOĞLU, s.255-260.

[8] http://www.merih.com (Stratejik Yönetim Web Sitesi)

[9] Nuray SUNGUR, Yaratıcı Düşünce, ( Evrim Ya,No:54, B2,İst 1997) s.278-280.

[10] SUNGUR, s. 15-25.

[11] ADDINGTON , s. 64-65.

[12] YILDIRIM, s . 40.

[13] SUNGUR ,s . 25.

[14] ADDİNGTON , s.70-71.

[15] Teresa. M. AMAİBLE, “Yaratıcılık Nasıl Öldürülür ? “,Power Özel Ek, Ekim 1998

[16] SUNGUR ,s. 275.

[17] SUNGUR ,s.199.

GIRIS

Günümüzde, tarihin belli bir döneminde bir arada yasamak zorunda olan iki toplumdan birinin, çesitli nedenlerle magduriyetinden bahsetmesi moda anlayis haline gelmistir. Magduriyet iddialarinin dogrulugu arastirilmadan kabul gördügüne de sikça rastlanilmaktadir. Bu konudaki basari, magduriyetin gerçekligi ile ilgili olmayip ne kadar gürültü çikardiginiza ve sizi alkislayanlarin güçleriyle iliskilidir. Bu nedenle magduriyet iddiasindakiler, alkislayacak kesimi kendileri bulma arayisindadirlar. Dünya milletler mücadelesine bu gözle bakildiginda, benzeri birçok olayla karsilasilacaktir. Bu olaylar analiz edildiginde aglamasi gerekenlerin aglamayi beceremedigi, haksiz ve saldirgan olanin yine ayni piskinlikle arsizligi sürdürdügü ve onu alkislayanlarla kol kola hareket ettikleri görülmektedir. Bu nedenle çevremizde meydana gelen bu gibi gelismeleri politik psikoloji (büyük gruplarin, kitlelerin ve uluslararasi birbirleriyle olan iliskilerini ele alarak bu iliskilerde rol oynayan psikolojik etmenleri degerlendiren bilim dali) metotlarina göre degerlendirmemiz gerekmektedir.

Konumuzu, Ermeniler tarafindan Türklere ve Türkiye Cumhuriyetine yöneltilen iddialar açisindan sinirlandirarak degerlendirirsek su tespitleri yapmamiz mümkündür;

a. Ermeniler Osmanli-Rus savaslarinda ve Birinci Dünya Savasinda Ruslara destek olmalari karsiligi kendilerine vad edilen topraklari vatanlastiramadiklarindan dolayi, buna engel olan güce karsi siddetli öfke ve intikam duygusu içinde yasamaktadirlar.

b. Osmanlilarin, Ermenilerin bir bölümünün yerlesim alanlarini hakli olarak degistirme mecburiyetinde kalmasi, onlar açisindan ikinci büyük bir tranma geçirmelerine neden olmustur.

c. Geçirilmis trâvmalari ve Türk milleti ile Devletine karsi duyduklari nefret; genis cografyalara dagilmis az nüfuslu tüm toplumlarda görüldügü üzere (genis cografyada yasanmaktan dolavi ulusal kültürden uzaklasmanin yarattigi kendi milletine yabancilasma), milli kimliklerini koruma vasitasi olarak kullanilmaktadir. Bir toplumu milletlestirme veya bir gaye etrafinda toplama faaliyetinde yararlanilan unsur veya argümanin, dogrulugu ve kanitlanabilir olmasi fazla bir önem tasimaktadir. Önemli olan, onun kullanilma biçimi, kullanilma sikligi ve bundan etkilenerek tepki gösteren hasini kitlenin olusturdugu ilave katkilardir. Türk ve Türkiye düsmanligi seklinde ve farkli iddalar kullanilarak Ermeniler tarafindan gündeme getirilen tüm olaylarda hesaplanan durum budur. 1965 yilindan itibaren hizla artan ve günümüze dek ulasan Türkiye’ye ve Türklere yönelik soykirim iddialarini bu açidan degerlendirmek gerekmektedir. Özellikle bir avuç Ermeni nüfusunun oyunu kazanmak ugruna yalana ve çarpitmaya dayanilarak yapilan politik oyunlar bir milleti topyekün yargilama ve dünya kamuoyu zihninde “soykirim suçunu isleyen caniler” durumuna getirme noktasina ulasmistir. Örnegin: Hitler’in ordularina Polonya’vi isgal emri verirken sarf ettigi iddia edilen “Ermenileri kim hatirliyor?” sözleri tamamen bir hayal ürünüdür. Bu sözler ne Hitler’in yaninda bulunanlar tarafindan dogrulanmis, ne de Nürnberg Mahkemesi savunma ve iddianamelerinde yer almstir. Etik anlamda hiçbir kural tanimayan bu gayretleri tarihi degistiremeyecegini bilmekle birlikte, cografya geregi bir arada yasamak zorunda olari iki ulusun arasina anlamsiz nifak tohumlari ekecegi asikardir.

Burada bahsedilen Ermenilerden kasit, Türkiye Cumhuriyeti sinirlari içinde kendi örfadetlerini ve dinlerini özgürce yasayan Ermeni asilli Türk vatandaslari degil: açlikla karsi karsiya bulunan Ermenistan topraklarinda fiziken ve ruhen çok: uzakta bulunan diaspora Ermenileri ve oy avciligi ugruna halkini bos ve tehlikeli emeller ugruna pesinden sürükleyen firsatçilardir.

OSMANLI DEVLETI’NDE ERMENILER VE BIRINCI DÜNYA SAVASI DÖNEMI

Milletler tarihi; bir mücadeleler tarihi olmakla birlikte, ayni zamanda bilinmeyen karanlik noktalar veya görülmek istenmeyen gerçekler yiginidir. Bu açidan bakildiginda tarihin bir bölümünü ya görülmek istenmeyen ya da gizlenilmek istenir veya tek yönlü arastirmalardan yola çikilarak gerçekler reddedilir.

Bunlara verilecek en çarpici örneklerden biri hiç süphesiz Türk-Ermeni iliskileridir. Yaklasik bin yillik bu sürecin baslarinda; Romalilar, Persler, Bizanslilar tarafindan Anadolu’nun bir yerinden diger yerine sürülen, savaslara itilen ve çogu kez, üçüncü sinif bir vatandas muamelesi gören Ermeniler, Türklerin Anadolu’ya girislerini takiben; bir yandan Türklügün adil, insani töresinden, diger yandan da Islamiyet’in hosgörülü, birlestirici siyasetinden yararlanmislardir. Bu iliskilerin gelisme ve doruga ulasma çagi olan XIX. Yüzyilin sonlarina kadar süren devir ise, Ermenilerin altin çagi olmustur. Osmanli Devletinin çalisan, liyakatli, dürüst ve becerili her teb’asina sagladigi imkanlardan Gayri Müstimler içinde en çok faydalananlar Ermeniler olmustur. Askerlikten, kismen de vergiden muaf tutulurken, ticarette, zanaatta, çiftçilikte ve idari islerde yükselme firsatini elde etmisler ve Devlete bagli, milletle kaynasmis ve anlasmis olduklarindan dolayi hakli olarak “milleti sadikâ’, “tebai sadikâ’ olarak kabul edilmislerdir. Her çevrede Türkçe konusan, ayinlerini bile Türkçe yapan bu topluluktan devlet kademelerinde önemli görevlere yükselenler, hatta Bayindirlik, Bahriye, Hariciye, Maliye, Hazine, Posta-Telgraf, Darphane Bakanliklari, Müstesarliklari yapanlar, (1.nci Mesrutiyette 9, 2nci Mesrutiyette 11, 1914 Meclisinde 12 Milletvekili ve 20 bin civarinda devlet memuru vardir.) Osmanli Devleti’nin meseleleri üzerinde Türkçe ve yabanci dillerde eserler yazanlar da olmustur.1 Bir taraftan bütün tebaanin faydalandigi haklar, diger taraftan da hemen her Padisah zamaninda eskilerinin üzerine yenileri eklenmek suretiyle elde ettikleri imtiyazlar sayesinde Ermeniler, hem yazili hem de fili hukukta, Müslümanlar ve hatta Müslüman olmayan uluslara karsi bile ayricalikli bir cemaat haline gelmislerdir.

Ancak, Osmanli Devleti’nin zayiflamaya basladigi dönemde, hemen her konuda Avrupâ’nin müdahalesi bas gösterince. Türk-Ermeni iliskilerinde de bir bozulma, kötülesme devri baslamistir. Batililarin, özellikle misyoner din adami kisvesinde Osmanli içine kadar soktugu provokatör ve ajitörlerin faaliyetleri ile, Ermenileri dini, kültürel, ticari, sosyal ve siyasi açilardan Türk toplumundan uzaklastirma çabalari: diger taraftan da ülke içinde ve disinda kurulan, teskilâtlanan, teçhizatlanan ve silahlanan Ermeni komitecilerin ve Patrikhane ile kiliselerin menfi ugraslari sonucunda, Ermeni cemaati yavas yavas Türk toplumundan koparilmaya çalisilmistir. Böylece çogu defa Türklerin zararli çiktigi kanli olaylar baslamistir. Dogu Anadolu da baslatilan ve Istanbul’a kadar yayilan isyan hareketlerinde binlerce Türk ve Ermeni hayatlarini kaybetmistir.

Birinci Dünya Savasi sirasinda ise, Osmanli askeri olarak düsmana karsi savasan veya geri hizmetlerde çalisan Ermeniler de bulunmasina ragmen, bunlarin büyük bir kismi cephede düsmanla birlikle Türklere karsi savasmis, cephe gerisinde de kadin, çocuk, yasli ayrimi yapmaksizin katliama girismisler, yüz binlerce Müslüman’in hayatina kastederek Anadolu’yu bir harabe haline çevirmislerdir.

Devletin bunlari yatistirmak ve durdurmak için aldigi tedbirler istismar edilmis ve Itilaf Devletleri’nin de tahrik ve vaatleriyle Ermeniler, bin yil refah içinde yasadiklari ülkeyi parçalamaya baslamislardir.

Anadolu disinda kurulan Hinçak (1887), Tasnaksudvun (1890) Ramgavar, Hinçak Ihtilal Komitesi. Silahlilar Cemiyeti (1880) Ermenistan’a Dogru Cemiyeti, Genç Ermenistan Cemiyeti, Ittihat ve Halas Cemiyeti (1872) ve Karahaç Cemiyeli (1882) gibi halki silahli ayaklanmaya sevk eden örgütlenmeler meydana getirilmistir. Bu örgütlerin önemli rol oynadigi ve Ermenilerce gerçeklestirilen baslica olaylar sunlardir:2

Zeytin Olaylari

Kayseri Olaylari

Bitlis Olaylari

Van Olaylari

Mus Olaylari

Diyarbakir Olaylari

Mamuratül’aziz (Elazig) Olaylari

Erzurum Olaylari

Sivas Olaylari

Trabzon Olaylari

Ankara Olaylari

Adana Olaylari

Urfa Olaylari

Izmit Olaylari

Adapazari Olaylari

Bursa Olaylari

Musadagi Olaylari

Izmir Olaylari

Istanbul Olaylari

Maras Olaylari

Antep Olaylari

Halep Olaylari

Yukaridaki olaylar günümüz toplumsal olaylari ile mukayese edilmeden degerlendirilmelidir. olaylarin ciddiyeti bugün dahi, insanlari ürpertecek özellik arz ettigi gibi, yillarca yan yana yasayan iki halktan Ermeni olanin bu eylemlerine nasil girisebildigi ayri bir psiko-sosyal analiz çalismasina malzeme teskil edecek özelliktedir. Doküman 1’de verilen telgraf metni tarihin en utanç verici manzaralarindan birini gözler önüne sermektedir: “Simdiye kadar Erzurum’da (merkezde) 2.127 Islam cesedi defnedilmistir. Bunlarin tamami erkektir. Cesetler üzerinde balta, süngü, mermi yarasi vardir. Bu cesetlerin cigerleri çikarilmis, gözlerine sivri kaziklar sokulmustur…” 3

Savas halinde olmasina ragmen. 9-10 ay daha aldigi mahalli tedbirlerle çözüme ulasmaya çalisan, ancak olaylarin yatismayacagini gören Osmanli Hükümeti, son çareye basvurmus ve bir çok vatandasi gibi Ermenileri de savas bölgesinden alip, ülkenin emniyetli bölgelerine “sevk ve iskan”a veya baska bir ifadeyle “tehcir”e tabi tutulmustur.

Baslangiçta Ruslar’la beraber “gönüllü alaylari” adi altinda yürütülen bu düsmanlik, Milli Mücadele yillarinda Ingiliz ve Fransizlarla birlikte “lejyonlar”la sürdürülmüs ve Ermeniler vahset olaylarinda bu Devletleri bile hayrete düsürecek kadar ileri gitmislerdir.

Bilanço ise, hem Türkler hem de Ermeniler açisindan bir felaket olmustur. 2 milyon 500 bin Türk savaslarda ve Ermenilerce yapilan katliamlarda. 200 bin civarinda Ermeni de savaslarda, isyanlarda ve tehcir sirasinda hayatini kaybetmis: Anadolu, en ufak yerlesim yerlerine kadar yakilmis, yikilmis, harap olmus: bir çok vaatlerle cepheye sürülen Ermeniler, Batililar tarafindan kendi kaderlerine terk edilmis ve onlarla birlikte ülke disina gitmislerdir.

TEHCIR (YER DEGISTIRME – ISKAN VE TENKIL UYGULAMASI )

a. Tehcir Sözcügü Sürgün veya Soykirim Anlami Tasir mi?

Konusma veya yazisina dilinde kullanilan bu kelimelere, o dil içinde tasidigi veya tasimasi gerekenin disinda anlam yüklendigi sikça görülen bir durumdur. Bu konu özellikle demagojiye dayali tartismalarda ve hassas konularin istismar edilmesinde görülebilmektedir.

“Tehcir” bu duruma örnek kelimelerden biridir. Arapça asilli olan kelime “hecera” filinden türeyen rübai (dört harfli) bir mastar-isimdir. Bir yerden baska bir yere göç ettirmek, hicret ettirmek (immigration, emigration) manasini tasir. Fiilde bir sürgün, bir “deportation” manasi yoktur. Zira bu anlami Arapça’da “nefy, ib’ad itikal, isikar” gibi mastarlarla ifade edilmistir. Zaten tehcir diye taninan kanunun adi da aslinda “sevk ve iskan” kanunudur. Olayin anlatiminda sik sik tenkil” (nakletme) tabiri de kullanilmis ve hiçbir zaman bati dillerinde sürgün anlamindaki “deportation”, “exile”. proscriptiou” gibi terimlerin karsiligi olan tabirler kullanilmamistir. Buna ragmen bilmeyerek veya çogu kez olay dramatize edilmek âmâciyla Ermeniler ve bazi batili yazarlar tarafindan sürgün manasina gelen terimler seçllmistlr.4 Bu ise, tarihi açidan oldugu kadar filolojik açidan da kasitli olarak yapilan bir hatadir.

b. Osmanli Devleti’nin Sevk ve Iskan Öncesi Aldigi Kararlar ve Uygulamalar:

Ruslar. daha Osmanli Devleti ile savasa baslamadan önce, muhtemel bir savasta Ermenilerin destegini alacaklarindan emindiler. Ayni durum diger Itilaf Devletleri için de geçiciydi. Savasin patlak vermesi ile beraber özellikle yurtdisindaki Ermeni teskilatlari. Ermenileri Osmanli Devleti’ne karsi Itilaf Devletleri’nin yaninda savasa çagirmislardir. Ermeniler bu çagrilara uyarak hem Itilâf Ordularina katilmislar, hem de kendisi müdafaadan yoksun olan Anadolu’da isyanlar çikartarak katliamlara girismislerdir.

Birinci Dünya Savasi baslarinda önce Ruslar. Kafkasya’daki Ermeniler araciligiyla Osmanli Devleti’ndeki Ermenileri Türkler aleyhine, Memaliki Osmaniye’den zaptedecegi yerleri Ermenilere vererek istiklallerini temin vaadiyle tesvik etmisler ve hatta “Türk köylüsü kiyafetinde birçok adamlari içerdeki Ermeni köylerine göndermisler ve dagitilmak üzere sinirdaki bazi yerlere silah ve cephane getirmisler, Rus generallerinden Loris Melikov’un oglu da bu maksatla Van bölgesine gitmistir. 5

Çarlik Rusyasi, Kafkas berisindeki ve Anadolu’dan kaçan Ermenileri silahlandirarak gönüllü birlikleri kurmakla kalmiyor ayni zamanda Tasnaksutyun Partisi araciligi ile par yardiminda da bulunuyordu. Bu konuyla ilgili olarak Tiflis’i Subat 1915’de toplanan Ermeni Milli Kongresi’nde Tasnak-sutyun Partisi Askeri Vekâleti temsilcisi, toplantiya sundugu raporu mali kisminda sunlari söylüyordu. 6 “Bilindigi gibi savasin basinda Rus hükümeti, Türk Ermenilerini silahlandirma ve hazirlanma, savas zamaninda ülkenin içlerinde isyan çikartmanin ilk masraflari için 242.900 ruble vermisti Gönüllü birliklerimiz Türk ordusu zinciri yararak geçmek ve isyancilarla birleserek, geride ve cephede, mümkün olursa da düsmanin arasinda, yani ‘Türkiye’de anarsi çikartmak ve bütün bunlari Rus ordularinin ilerlemesini ve Türkiye Ermenistan’ina hakim olmasini saglamak zorundaydi.”

Osmanli Hükümeti önceleri isyanlari bölgesel tedbirlerle mahallerinde bastirmayi ve savunma durumunda kalmayi tercih etmistir. Ermenilerin silahlariyla firarlarina, dini liderlerinin isyanlardaki büyük rollerine ragmen, Hükümet bu is yanlari münferit bazi tesebbüsler seklinde kabul etmeyi uygun bulmustur. Ayni zamanda Ermeni Patrig’ine asayisin temini için savas sirasinda istenildigi kadar Jandarma bulundurulamayacagi, dolayisiyla Ermeniler tarafindan bir karisiklik çikarildiginda derhal “ülke savunmasini saglamak amaciyla sert önlemler almak zorunda” (Müdafaa-i memleketi temin etmek maksadiyla tedabiri sedide ittihazinaa mecbur) kalinacagi anlatilmistir. Osmanli Ordusu Baskomutanligi Ermeni Patrigi’ne gönderilen mektup dönemin komuta kademesinin gelismeler hakkindaki samimi görüsleri yansitmasi bakimindan bir ibret vesikasidir. Doküman 2’de yer alan mektupta ayni su satirlar yer almaktadir: “…An-cak vatanimizin en yüksek kademelerine yükselmis becerik-li bir insan olarak kabul buyuracagina süphe yoktur ki, yabancilarin kandirmalarina uyan bazi akilsizlar yazik ki vardir. Bunlarin gönüllerindekilerini meydana çikarmak için kaba vasitalara basvurduklari meydandadir. Bunlara karsi hükümetçe, terbiye için sert hareket edilmesinde. Osmanli vatanini korumasi için esef olunur ki zorunluluk hasil oluyor. Bu zorunluluk kaçinilmaz oldugu zamanlar duydugumuz sanci ve içlenmeyi anlatamam…” 7 Komitelere mensup mebuslara da ayni yolda tebligata bulunulmus, bütün Ermeni ileri gelenlerine, böyle bir durumun hos olmayan bazi zorunlu sonuçlar doguracaginin söylenmesine ragmen, komiteler faaliyetini öncekilerle kiyaslanamayacak derecede artislardir. 8 Patrikhane basta olmak üzere, Istan-bul’daki komiteler de eskiden oldugu gibi çalismaya ve Itilaf Devletlerine askeri harekatimiz hakkinda bilgileri kapsayan muhaberelere devam ederken, vilayetlere özel heyetler gön-deriyorlardi. Bunun en büyük kanitlarindan biri ise Hasan-kale’den Istanbul’a gönderilen bir telgraftir. Doküman 3’de sunulan telgraf metninde, Patrikhane’nin Van bölgesinde meydana gelen bazi olaylari Baskomutanliga sikayet ettigi. ancak Patrigin bölgede yasayan Türkleri suçlayan iddialari-nin tamamen asilsiz oldugu belirtilmektedir. Baskomutanlik tarafindan verilen emir üzerine yapilan sorusturmanin so-nuçlari ise su tarihi cümlelerle baglanmaktadir: “…Rehin-i tasvib-i samileri buyuruldugu (uygun gördügünüz) halde hususat-i maruzanin (arzedilen konularin) Ermeni Patrige tefhimi (anlatilmasi) ve hain-i muhbirlerini havadis-i kazibe-leriyle (uydurma haberleriyle) ref-i sikayet (sikayetlerini bü-yütme) yerine vazife-i ruhaniyesi dalâlette olanlari irsad (din-sel görevi yanlis yolda olanlari aydinlatma) oldugundan Ermeni Milletinin ikazina ve tarik-i itaat ve sadakate irca-ina delalet (itaat ve sadakat yoluna getirilmesine öncülük) eylemesini emr-ü tenbih buyurmalarini istirham eylerim….” 9

Aslinda savas baslamadan önce her türlü isyan hazirligina girismis olan Ermeniler, bazi daginik hareketlere ragmen. savas baslar baslamaz toplu bir isyana yönelmemislerdir. En uygun zamanin, Ingilizlerin Iskenderun Körfezi’ne çikmalari ve Ruslarin Iskenderun Körfezi’ne dogru ilerlemeleri aninda olacagi degerlendirilmekteydi. Doküman 4’de görülecegi gibi her ihtimale karsi nasil hareket edeceklerini belirlemislerdi. Ancak Ermeniler savasin baslamasini beklemediler, daha dogrusu bekleyemediler ve isyanlari baslattilar. Bunun da sebebi, yakalanan bazi Ermeni çetecilerinin ifadelerine göre Rus ordusunun yaklasmasinin beklendigi bir sirada. Hükümet tarafindan silah aranmasina baslanmasi, komite yöneticilerinden bazilarinin tutuklanarak sürgüne gönderilmesi ve 1894 dogumlularin silah altina çagirilmasidir.

Osmanli ordulari cephede savasirken, Ermenilerin bu eylemleri. “Ermeni bagimsizligi için, müttefik davasina hizmet gayesiyle” hazirlanan plana uygun yürütülüyordu. Ancak. Ermeni çetelerinin cephe gerisindeki faaliyetlerinin, devletler hukukuna göre hiyanet sayildigi gerçegi göz ardi ediliyordu.

Ermeni isyanlari özellikle Dogu Anadolu’dan baslayarak diger vilayetlere yayilmistir. Erzurum ve çevresinde Rus isgalinin genislemesiyle Ermeniler, “halkin kanini kendilerine mubah” görmüsler ve bir Alman generalinin ifadesiyle, “bu bölgedeki Müslüman halki silip süpürmeye” baslamislardi.

Ermeni çetelerinin bu tür zulüm ve eylemleri sürerken, güvenlik kuvvetleri tarafindan Ermenilerin yasadiklari bölgelerde yapilari aramalarda pek çok silâhli ve cephane ele geçirilmistir. Hatta ele geçirilen silahlarin çoklugu Müslüman halki hayrete düsürmüs, müthis bir katliamdan kurtulduklarina inandirmistir. Rus isgalinden önce, Ermenilerin yasadiklari yerler bir bakima Ermeni isgali görmüs gibiydi ve bu yerlere devlet gücü giremez olmustu. Artik devletin varligini agir bir sekilde yaralayan bu durum, biraz daha hosgörü gösterildiginde, telafisi mümkün olmayan sonuçlara sürüklenecegini göstermekteydi.10

Osmanli Devleti’nin savasa girmesinden ve özellikle Kafkas Cephesindeki bozgundan sonra. Ermenilerin Müslüman halka karsi baskilari, askerden firarlari, asker ve jandarmaya saldirilari, silahli ve mühimmatla yakalanmalari. Fransizca, Rusça ve Ermenice sifre gruplarinin ele geçirilmeleri, ülke çapinda bir karisiklik çikaracaklarini göstermekteydi. Enver Pasa bu ihtilal sebebiyle 25 Subat 1915’te ilgili birimlere dikkatli olunmasini bildirmisti. Doküman 5’te yer alan ve Erzurum’dan Baskomutanliga gönderilen sifre telgraf incelendiginde Enver Pasa’nin görüslerini destekler gelismeler oldugu görülecektir.

Osmanli hükümeti bu olaylara karsi güvenlik tedbirleri almakla beraber, zorunlu yer degistirme ile ilgili kanundan önce de, bu tedbirlerin yeterli olmadigi durumlarda Ermenileri baska yerlere iskan etme yoluna gitmistir. Ancak sinirli bir bölgede gerçeklestirilmesi bu uygulamanin genellestirilmesi fikrini pekistiren olay. Vari Ermenilerin isyani olmustur Çevredeki Ermenilerin. Osmanli Devleti’nin savasa girdigi tarihlerde Van’da toplandiklari ve silahlanarak Ruslarin iyice yaklasmasini bekledikleri resmi belgelere yansimistir. Baskumandanlik ise 1915 Mart ayi baslarinda, Ruslarin Van vilayetini isgal ve Ermenileri ihtilale tesvik etmek istedikleri kesin olarak tespit etmistir. Yurt genelinde Ermenilerin faaliyetleri ile ilgili olarak elde edilen bilgi ve belgelerin derlendigi ve Baskomutanlik tarafindan yayinlanan raporda (döküman5) ,Rus ordusunun Ermeni komitacilarina nasil destek oldugu su sözlerle anlatmaktadir:”..-Rusya dahilinde kura ve kasbatta (köyler ve kasabalar) bulunan Islam haneleri tahhari edilerek (aranarak) silahlar müsadere olunuyor(zorla aliniyor) ve bu silahlar Ermenilere tevzi olunuyor (dagitiliyor)…. Kism-i azami “Bayezid”. “Van” ve “Bitlis” Ermenileri’nden ve asker firarilerinden ve Igdir havalisi Ermenilerden olam üzere 600 Ermeni’nin Igdir’da tecemmü ederek (toplanarak) çete halinde tefrik ve taksim olunarak (ayrilip ve bölünerek)teslih edildikleri Rus hudut bölükleri efradindan (erlerinden) iltica eden Ruslara ve menabi-i sairteden (diger kaynaklardan) alinan malumatla sübut buluyor (meydana çikiyor)…”Van Vali Vekili Cevdet Bey’in yukarida belirtilen uyarila-rina ragmen, yeterli tedbir alinamamis ve 17 Nisan 1915’de önce Sitak kazasinda baslayan isyan, bütün vilayeti sarmis ve 20 Nisan’da da Van sehri ve köylerindeki Ermeniler ile Çölemerik Nasturileri ayaklanmislardir.11 Ermeni Katolikosu V. Keork. 10.000 silahli çetecinin bu isyana katildigini bildirmistir. 12

Van Vali Vekili Cevdet Bey’in 10 Mayis’ta askeri makamlara yazdigi ve Ruslarla Ermenilerin ilerlemesi karsisinda asiretleri dagildigi ve Van’in kontrolünü ele geçiremedigi yolundaki bilgilere ragmen geç kalinmistir. Rus ve Ermeni güçlerinin baskisi karsisinda çaresiz kalan Vali Cevdet Bey ve Van’da ki kuvvetler 16/17 Mayis gecesi sehri terk etmek zorunda kalmislardir. Iki gün sonra 19 Mayis ‘ta da Ruslar Van’a girmisler, bu arad Van’da bulunan 30.000’e yakin Türk, kayiplar vererek Van’dn çevre bölgelere kaçmistir. 13

Türk halkinin bölgeyi hangi sartlar altinda terk etmek zorunda kaldigini ise Doküman 5’dcki su dehset verici cümle yeteri kadar anlatmaktadir: “…Bu çeteler geçtikleri Islam köyleri emvalini (mallarini) nehib ve garet (çapul ve yagma) besikteki çocuguna varincaya kadar katl ve imha ederek ilerliyorlardi…”

Böylece: Van ve çevresinde Rus ve Ermenilerin isbirligi ile gelisen olaylar ciddi boyutlara ulasmistir. Ermenilerin baslattiklari isyanlar, katliamlar ve tahriplerin disinda- Ruslarin bir ay içinde Van. Malazgirt ve Bitlis’i isgali ile sonuçlanmistir. Dolayisiyla, Ruslarin her askeri harekati, Ermeni isyanlariyla hedefine ulasmaktadir. Van örnegi, Türk ordusunun daima arkadan vurulacagini ve ihanete ugrayacagin açikça göstermistir. Bu durumda, hükümet ülkenin muhtelif bölgelerinde yasayan Ermenilerin, Zorunlu Sevk ve Iskanina kara vermek zorunda kalmistir.

Bu dönemde Ermeni Komitacilarinin alip uyguladiklari kararlar ve yapilali katliamlara iliskin belgeler 14 son bölümde verilmistir. Bu belgeler incelendiginde Osmanli Devlet yöneticilerinin tüm psikolojik baski ve olumsuzluklara ragmen fevkalade sogukkanli davrandigi görülmektedir.

Ancak Osmanli Hükümetinin, Zorunlu Sevk ve Iskan Kararindan yaklasik bir ay önce aldigi baska bir karar daha bulunmaktadir. Buna göre hükümet, nihayet, seferberligin ilanindan dokuz ay sonra, 24 Nisan 1915’de, 14 valilikle 10 mutassarifliga bir emirname göndermis ve ülkenin bir çok yerinde isyanlar çikaran. Rus ordusuna gönüllü alaylar olusturan. Osmanli ordusunu arkadan tehdit eden ve Osmanli Devleti aleyhine her türlü faaliyetin içinde yer alan bütün Ermeni siyasî tesekküllerinin dagitilmasini istemistir.

Bu çerçevede özellikle Hinçak. Tasnak ve benzeri komitelerin bütün subelerinin kapatilmasi ve buralardaki evrak ve vesikalara -kesinlikle imha edilmesine imkan vermeden el konulmasi, komitelere mensup kisilerin ve zararli faaliyetleri bilinen Ermenilerin tutuklanmalari da istenmistir. 15

Içisleri Bakanligi’nin 24 Nisan 1915 (11 Nisan 1331) tarihli bu talimati üzerine. 82.880 Ermeni’nin yasadigi Istanbul’da 2.345 Ermeni tutuklanmistir. Bunu diger bölgelerdeki tutuklanalar takip etmistir. Hükümeti bir ay boyunca aldigi tedbirlere ragmen Ermenilerin tavrinda bir degisiklik görülmeyince son çare olarak tehcire basvurulmustur. Bu tedbirlerin I nci Dünya Savasinda bu yana mahiye-tindeki eylemlere karsi alinmis oldugu: o zamanki kosullara göre yasadisi, gereksiz veya mesnetsiz olduklarinin söylenemeyecegi açiktir.

Burada sirasi gelmisken su gerçegi de belirtmekte yarar vardir. 1916 tarihinin baslarinda Rus ordulari Erzurum’u aldiginda Baskumandanligin ilk emri “Ermeniler’in Erzurum’a yerlesme hakki yoktur” 16 seklinde olmustur. Ayrica Rus Disisleri Bakani Sazanov, isgal ettikleri Anadolu topraklarindaki Ermenilerin gelecekteki durumu için Kafkas genel valisi Prens Nikolay Nikolayeviç’e yazmis oldugu 27 Haziran 1916 tarihli proje mektubunda “…Ermenilere bagimsizlik verme çözümünün uygun olmayacagini, çünkü Ermenistan’da Ermenilerin hiçbir zaman çogunlugu teskil etmediklerini simdiye kadar mevcut nüfusun dörtte birini teskil ettiklerini bu sartlar altinda bir Ermeni bagimsizligi verilmesinin azinligin çogunlugu idare etmesi gibi bir haksizliga sebep olacagini en iyi çikar yolun Türkiye’den alinan bölgenin yeniden düzenlenmesinde çesitli irklara esitlikle davranilmasini, onlarin birbirine düsürülmesini. Ermenilere belirli çerçeveler içinde egitim ve din hürriyeti, dillerinden istifade hakki verilmesi gerektigini, bu esaslarin uygulanabilmesinin mahalli halkin hükümete saygisini çekecegini, her türlü iç ve dis tahrikten temizleneceklerini ve mahalli halk için getirilecek hayati sartlarin “Türk hakimiyeti zamanlarini özletmeyecegini…” 17

Dipnotlar

4 . Süslü, Azmi Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayi. 100ncü Yil Üni. Yayini An-kara. 1990

5 . Genelkurmay Baskanligi ATASE Arsivi No:4-3671, Kls.2918, Dos 797 Fih.6

6 . B.A. Boryan, Armeniya Mejdunarodnaya Diplomatiya; SSSR, Çastli Moskova,1929, s.360

7 . Genelkurmay Baskanligi. ATASE Arsivi. A.1 / 1. D.101, K.13. D.62, Fih.4–2, 4-3

8 . Genelkurmay Baskanligi ATASE Arsivi 9. 12.31 (22 Mayis 1915) Tarih ve 2004 Numarali Belge

9 . Daha genis bilgi için bkz. GÜRÜN Kamuran. Ermeni Dosyasi. Türk Tarih Kurumu. Ankara 1983

10 . Daha geni bigi için bkz. BILGI, Necdet, Ermeni Tehciri ve Bogazlayan Kaymakami Mehmed Kemal Beyin Yargilanmasi KÖKSAV Yay .Ankara,1999

11 . Daha genis bilgi içi bzk. AKÇORA Ergünöz, Van ve Çevresinde Ermeni Isyanlari (1896-1916),Türk Dünyasi Arastirmalari Vakfi Yayini, Istanbul1994

12 . B.A Boryan,age., s.363

13 . Daha fazla bilgi içi bkz. BILGI, Necdet, age

14 . ATASE Arsivi Arsiv no: 4/3671 D. 163. G.1. K. 2811 dos. 26 fih. 28 ve Arsiv no: 1 /2 D. 113 G. 4 K. 528 dos. 2061 fih. 21, 21-18

15 . ATASE Arsiv no 1/2 Kls. 401 dos.1580, fih 9/3

16 . B.A. Boyran, age., s.356 17 Razdel Aziatskoy Turtsii Po Sekretnim Dokumentom Bivsego Ministerstva Inostrannih Del. Sostovitel E.A. Adamov. Moskva. 1924. Belge No; CXL, s.207-210

17 . Razdel Aziatskoy Turtsii Po Sekretnim Dokumentom Bivsego Ministerstva Inostrannih Del. Sostovitel E.A. Adamov. Moskva. 1924. Belge No; CXL, s.207-210

TEHCIR KANUNU VE UYGULANMASINA DAIR TALIMATNAMELER

Osmanli Hükümeti Sevk ve Iskan uygulamasini o günün sartlarinda bir yasaya dayandirmistir. Keyfi bir uygulama ya da bir Hükümet uygulamasi degildir. Doküman 6 olarak sunulan Sevk ve Iskan ile ilgili yasa dört maddelik olup, “savas halinde devlet yönetimine karsi gelenler için askeri birliklerce alinacak tedbirleri” içermektedir.18

Sevk ve Iskan Kanununun 1’nci maddesinde “Devlet güçlerine ve kurulu düzene karsi muhalefet, silahla tecavüz ve mukavemet görülürse siddetle karsi konulmasi ve imha edilmesini” 2nci maddesi: “Silahli güçlere yönelik casusluk ve ihanetleri tespit edilen köy ve kasabalarin baska mahallere sevk ve iskan edilebilecegi”. 3ncü maddesi kanunun geçerliligi ve 4ncü maddesi kanunun icrasindan sorumlulugu belirtmektedir.

Görüldügü üzere kanun aslinda iki maddelik ve tamamen Devleti ve kanunu düzenini korumaya yönelik, siddete karsi yetki kanunudur. En önemli özelligi ise; kanun metninde herhangi bir etnik grup, zümrenin zikredilmemis veya ima edilmemis olmasidir. Kanun kapsamina giren Müslüman, Rum ve Ermeni asilli Osmanli vatandaslari yerlerinden baska yerlere sevk edilerek iskana tabi tutulmustur. Dolayisiyla Tehcir Kanunu’nu tek bir halka yöneltilmis olarak görmek bilgi eksikligi veya kasitli olmaktan öteye gidemez.

Son bölümde yer verdigimiz belgelerde ayrintili olarak görülecegi üzere yasanin uygulanmasi, idarecilerin yorum ve kabiliyetlerine birakilmis, uygulamada idareci kesiminin neyi. nasil yapacagi ayrintisiyla açiklanmistir.19 Bu maksat-la çikarilan karar ve talimatnamelerle sevk ve iskanin nasil yapilacagi ayrintisiyla hükme baglanmistir. Bu karar ve talimatnamelerde; menkul ve gayri menkullerin nasil teslim alinacagi, araziler ve üzerindeki mahsulün durumu, bunlarin kayda alinmasi, göç edenlere sicak ve etli yemek verilmesi gibi konulara yer verilmistir.

Sevk ve Iskanla Ilgili Kanun ve bu kanunun uygulanisini açiklayan mevzuatta, menkul ve gayrimenkulun yok edilmesi ya da insanlarin öldürülmesi yönünde herhangi bir amaç olmadigi gibi; bilakis uygulamada yasanan aksakliklar idam cezasina kadar uzanan agir cezalarla giderilmeye çalisilmistir. Eger Osmanli hükümeti bir grup insani kasten yok etme maksadiyla bir uygulamaya girismis olsa idi, göç edenlere yolda saglanacak imkanlari, kafilelere yönelik eskiya baskinlarina karsi korunmasini, hastalara yardim yapilmasini, çocuklarin korunmasini, geride biraktiklari menkul ve gayrimenkullarin bir kayit altinda tutulmasini, belli periyotlarla etli yemek verilmesine iliskin kararlari uygulamaya geçirmezdi. Son bölümdeki belgeler incelendiginde göç edenlere ait gayrimenkullarin korunmasina ne derece önem verildigi görülecektir. Bu durumu göçün geçici oldugu, bir müddet sonra geri dönmelerine izin verilecegi seklinde yorumlamak mümkündür, Bu görüsümüzü, göç esnasinda Ermenilerin, Anadolu’da toplatilmasi ve cephe gerilerinde geçici iskan uygulamasi da teyit etmektedir. Ancak bu düsüncenin uygulamaya geçilmesi mümkün olamamis, özellikle Rus, Fransiz ve Ingiliz tahrikleri ile, komitacilara basta Amerika’dan gelen maddi yardimlar, Ermeni çetelerinin eylemlerini artirmalarina sebep olmus, Ermenilerin bir kisminin bugünkü Suriye civarina sevklerini zorunlu kilmistir. Ancak göç ettirilen topraklarin Osmanli topragi olmasi, son uygulamada dahi takinilan tavirda, bir kasit olmadigini göstermesi açisindan önemlidir.

Dipnotlar

18 . Takvim-i vekayi gazetesi 19 Mayis 1311 (1 Haziran 1915 ) Kanun 27 Mayis 1915’de kabul edilmistir.

19 . Basbakanlik Osmanli Arsivi. Meclis-i Vükela Muzakeratina Mahsus Zabitname, 15 Recep 333 ve 17 Mayis 331.830 Mayis 1915)

TEHCIR ÖNCESI VE SONRASINDA NÜFUS DURUMU

Ermeni komitacilar ve bugünkü destekçileri tarafindan günümüzde en çok istismar edilen konu Ermeni nüfus durumudur. Savas döneminde tutulan kayitlar, resmi rakamlar, kilise kayitlari, yabanci misyonlarin raporlarinda yer alan nüfus bilgileri ve diger belgelere ragmen sürekli olarak o günkü gerçek nüfusun asgari üç kati bir rakam gösterilerek soykirim iddialarina dayanak aranmaktadir. Verilen rakamlardan bazilari, dünya genelinde bugün yasayan toplam Ermeni nüfusunu bile birkaç kat asmaktadir. Bu nedenle, nüfus bilgilerini veren ciddi kaynaklar karsilastirmali olarak müteakip maddelerde degerlendirilmistir.

a. Tehcir Öncesi Ermeni Nüfusu:

Osmanli Devletinde yasayan Ermenilerin nüfusuna ilis-kin çok degisik iddialar mevcuttur. Bunlari sirasiyla asagi-daki sekilde açiklayabiliriz;

(1) Ermeniler ve Diger Yabanci Kaynaklara Göre Osmanli Devleti’nde Ermeni Nüfusu:

1917 tarihli Ingiliz Salnamesine göre; 20 1.056.000

Patrik ORMANYAN’a göre; 21 1.579.000

Kevork Aslan’in “Ermenistan ve Ermeniler isimli kitabinda 22

Anadolu’da

920.000

Kilikya (Adana-Sis-Maras Bölgesi)

180.000

Osmanlilarin diger bölgelerinde

700.000

Olmak üzere Toplam

1.800.000

Alman Papas Johannes LEPSIUS’a göre; 23 · 1.600.000

Cuinet’e göre; 24 1.045.018

Fransiz Sari Kitabina göre; 25 1.475.011

BASMACIYAN’a göre: 26 2.280.000

Patrik Nerses VARJABEDYAN’a göre; 27 1.150.000

Ermeni bulunmaktadir.

(2) Osmanli Devleti Resmi Belgelerine Göre Ermeni Nüfusu:

Yabancilar Osmanli belgelerini görmezden gelmeye çalismaktadir. Ancak, bu konudaki en güvenilir rakamlarin resmi belgelerde oldugu kesindir. Son zamanlarda oldugu gibi tehcir öncesi Ermeni nüfusun oldugundan 4, hatta 5 kat fazla gösterildigi olmustur. Örnegin 1878 Berlin Kongresi’nde Bagimsiz Ermenistan isteyen Ermeniler. Dogu Anadolu illerinde 3.000.000 Ermeni oldugunu savunmuslar ancak Berlin Anlasmasinda Hiristiyanlardan vergi alinmasi hükme baglaninca, bu sayiyi Osmanli Hükümetinin belirledigi sayinin altina indirmislerdir.

Osmanli Devletinde Istatistik Genel Müdürlügü 1892 yilinda kurulmustur. Genel Müdürlük görevini 1892 yilinda Nuri Bey. 1892-1897 yillari arasinda Fethi FRANCO adli bir Musevi, 1897-1903 yillari arasinda Migirdiç SINABYAN isimli bir Ermeni. 1903-1908 yillari arasinda Robert isimli bir Amerikali. 1908-1914 yillari arasinda Mehmet BEHIÇ Bey yapmistir.28 Görüldügü gibi Ermeni meselesini siyasi alana tasiyan önemli olaylarin cereyan ettigi dönemde, Osmanli nüfus bilgileri yabancilarin kontrolü altindadir. Buradan hareketle, bugüne kadar aksi bir belge ve kanaat olmadigina göre Osmanli nüfus bilgilerine itibar edilmesi geremektedir.

1893 Nüfus sayimina göre Ermeni nüfusu 1.001.465’tir.

1906 Nüfus sayimina göre Ermeni nüfusu 1.120.748’dir.

1914 Nüfus istatistigine göre Ermeni nüfusu 1.221.850’dir. 29

Her üç grup veri kaynagi degerlendirildiginde, gerek Osmanli, gerek Ermeni ve yabanci istatistikler, 1nci Dünya Savasi döneminde yasayan Ermenilerin nüfusunun 1.250.000 civarinda oldugunu ortaya koymaktadir.

b. Tehcir Sonrasi Ermeni Nüfus Hareketleri:

Osmanli Devletinin son nüfus istatistigi 1914 yilinda yapilmistir. 1914 nüfus istatistigine göre Ermeni nüfusu 1.221.850’dir. Tehcirin yasallastigi 27 Mayis 1915 tarihinden, 1927 yilina kadar Osmanli ve Cumhuriyet döneminde sayim yapilmamistir. Ayrica, Tehcirin yapildigi bugünkü Irak ve Suriye bölgelerinden; Irak bölgesi Ingilizler tarafindan, Suriye ise Fransizlar tarafindan isgal edilmis olup, bu bölgelere götürülen Ermeni sayisi ile nüfuslarinin ne kadar arttigi, dolayisiyla intikal eden ve edemeyenlerin sayisini kestirmek mümkün olmamistir. Ayrica, konu ile ilgili kaynaklarda yukarida arz edilen netlikle bilgiye rastlanilmamistir. 30

Bununla birlikte Noradungian GABRIAL’in Lozan Konferansi Tali Komisyonu’na sundugu rapora göre; Kafkasya’ya 345 bin, Suriye’ye 140 bin. Yunanistan ve Ege Adalarina 120 bin, Bulgaristan’a 40 bin, Iran’a 50 bin olmak üzere toplam 695 bin kisinin gittigi görülmektedir.

Trabzon Konferansi’na (14 Mart-14 Nisan 1918) katilan Ermeni ileri gelenlerinden Hatisov, (daha sonra Ermenistan Cumhurbaskani olmustur) Hüseyin Rauf Bey’e gönderdigi mesajda Kafkasya’da Osmanli memleketinden kaçan 400 bin Ermeni’nin bulundugunu bildirmektedir. 31

Bir baska Ermeni Richard HOVANNISIAN 32 Suriye disindaki Arap ülkelerinden; Lübnan a 50 bin, Ürdün’e 10 bin, Misir’a 40 bin. Irak’a 25 bin. Fransa ve Amerika’ya 35 bin Ermeni’nin göç ettigini belirtmektedir.

Bir baska grup ise, Militaristler olarak bilinen Katolik Ermenilerdir. 1917 Osmanli Nüfus istatistigine göre 67.838 Katolik Ermeni yasamaktadir. Musa Dagi olayina da karisan bu Ermenilerden yaklasik 60.000 kisinin Türkiye’nin liman sekillerini kullanarak Türkiye’yi terk ettigine ve basta Avusturya -Fransa ve ABD olmak üzere birçok ülkeye gittiklerine dair bilgiler de bulmaktadir.33 Ancak yukarida arz edilen rakamlara Katolik Ermenilerin de dahil oldugu varsayilmaktadir.

Buradan hareketle tehcir uygulamasinda; Kafkasya’ya 345 bin, Suriye’ye 140 bin. 1’anistari ve Ege Adalarina 120 bin, Bulgaristan’a 40 bin. Iran’a 50 bin, Lübnan’a 50 bin. Ürdün’e 10 bin. Misir’a 40 bin, lrak’a 25 bin. Fransa ABD Avusturya vd. 35 bin olmak üzere, toplam 855.000 Ermeni’nin göçe tabi oldugu anlasilmaktadir. Bu rakam Türk arastirmacilar tarafindan da 800 bin civarinda kabul edilmektedir. Ayrica Kemal BEYDILLI’nin belirttigi kendiliginden göç eden 60 bin Ermeni’nin de Ermeni yazarlar tarafindan göç ettirilenler içinde gösterildikleri degerlendirilmektedir. Ermeni belgeleri esas alinirsa, buradan hareketle 855 bin rakami 1914 Ermeni nüfusundan çikarildiginda, geriye 366.850 kisi kalmaktadir. Göçe tabi tutulmayan nüfus ise 167.778’dir. 82.880’i Istanbul, 60.119’u Hüdavendigar’da (Bursa). 4548’i Kütahya Sancagi ve 20.237’si Aydin vilayetinde bulunmak-taydi. 366.850’den göçe tabi tutulmayan 167.778 kisi çikarildiginda ise yaklasik 200.000 kisi kalmaktadir.

Ermeni belgelerine dayanilarak yapilan bu çalisma sonucunda; Itilaf Devletleri saflarina katilarak Osmanli ile savasta ölen, yurtdisina kaçan, tehcir sirasinda çesitli nedenlerle ölen veya eskiya tarafindan öldürülen Ermeni sayisinin yaklasik 200.000 kisi oldugu söylenebilir.

Kimi yabanci yazarlar. Osmanli ordusunu arkadan vuran ve Rus ordusu saflarinda savasan Ermenilerin sayisini 180 bin olarak vermektedir. 34

Bazi belgeler ise 200.000 kisiden önemli bir bölümünün göç ettirilmeyen dört merkezi Istanbul, Aydin, Kütahya ve Adana civarina geri döndügü, bir kisminin saklandigi ve daha sonra yurtdisina çiktigini kanitlamaktadir.35 Buradan görülecegi üzere Ermeni iddialarinda esas alinan rakamlarin, tamamen hayal mahsulü ve propaganda maksatli oldugu anlasilmaktadir.

Ayrica kimsenin görmek istemedigi bir gerçek daha vardir: o da ölen Türklerin sayisidir. Justin McCarthy bu konuda sunlari belirtmektedir: “Ölü Ermeni sayisi ele alinirken ölü Müslüman sayisini da göz önüne almaliyiz. Istatistikler çogunun Türk oldugu 2.5 milyon Müslüman’in da öldügünü söylemektedir. Ermenilerin yasadigi 6 vilayette 1 milyondan fazla Müslüman ölmüstür… Sivas ili savas sinirlari içinde degildi. Rus ordusu asla bu kadar içeri girmedi. Fakat Si-vas’ta 180 bin Müslüman öldü. Ayni sey bütün Anadolu için geçerliydi.36

Dipnotlar

20 . 1917 Britannica Yilligi

21 . URAS. Esat Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, Istanbul, 1987

22 . ASLAN Kevork, Ermenistan ve Ermeniler, Istanbul. 1914

23 . URAS, Esat , a.g.e

24 . URAS, Esat , a.g.e

25 . 1893-1897 Ermeni Isleri, Paris, 1897 nakleden URAS Esat, a,g,e

26 . URAS, Esat , a.g.e

27 . URAS, Esat , a.g.e

28 . MAZICI, Nursen. Belgelerle Uluslar arasi Rekabette Ermeni Sorunu. Istanbul, 1987

29 . Daha genis bilgi için Bkz. KARPAT, Kemal H. Ottoman Population 1830-1914 Demographic and Social Charsetistic. The Universitty Of Winsconcin Press. 1985. London

30 . A.HADISYAN, Ermeni Devletinin Dogusu ve Ilerlemesi. Atina, 1920

31 . AKDES. Nimel Kurat Türkiye ve Rusya, Ankara, 1990. s.471

32 . HOVANNISIAN, Richard, The Ebb and Flow of the Armenian Minority in the Arab Middle East. Middle East Journal. Vol. 28 no.l Winter 1974, 5. 20

33 . BEYDILLI, Kemal, The Recigrition of Armenian Catholic Nation.

34 . GORDANA. Sinadinovska-Brauislav Sinadinovski. Ermenskoto Natsf-nolno Prasanye. SkopJe. 1990, s.77

35 . Foreing Office. nu. 371 /6556/E.2730/800/44. Ayrica (Bkz.) Kamuran GÜRUN. Ermeni Dosyasi. Türk Tarih Kurumu Yayini. Ankara. 1983, s. 241

36 . McCarthy, Justin: “The Anatolian Arrmenians 1912-1922”. Armenians in the Ottoman Empire and Modern Turkey (1912-1926), Bogaziçi Üniversitesi, Istanbul, 1984, s.23-25

SONSÖZ

Ermeni soykirimi iddialari, Ermeni cinayetlerine sebep teskil etmistir. Bu ugurdaki çabalari hep kanli olmustur. Osmanli Döneminde Anadolu’da binlerce Türk insaninin ka-nini akitan; Talat Pasa ile Cemal Pasa’yi katledenlerin kalin-tilari, l.nci Dünya Savasi dönemindeki tavirlarini terk etmemis, bilakis artirmistir. 1973 yilindan 1985 yilina kadar ASALA örgütü tarafindan sürdürülen kanli eylemlerde Türk Diplomatlari, yurtdisindaki Türk isyerleri ve Türkler hedef alinmistir. Özgür dünya olarak bilinen ülkelerde, o ülkenin teminati altindaki diplomatlarimizin ve vatandaslarimizin can emniyeti ile Türk isadamlarinin isyerleri korunmamistir. Tüm bu olaylara karsi Bati dünyasi anlasilmaz biçimde ses-sizligini sürdürmüs ve bu tavirlari ile katillere moral destek saglamislardir.

Ermeni iddialarini analiz edersek 3 asamali bir hedefin varligini görürüz. Bunlar;

a. Dünyada siyasi-ekonomik ve askeri güç durumundaki ülke yönetimlerine kendilerinin soykirima ugramis olduklarini kabul ettirmek ve bu durumu merkezi ve mahalli yönetimlere tescil ettirmek,

b. Bu kararlara dayanarak tazminat talebinde bulunmak ve Türkiye Cumhuriyetini Osmanli Devleti’nin devami olarak göstermek suretiyle tazminatin tahsil edilmesini temin edcek baskilari yogunlastirmak,

c. Tazminati aldiktan sonra uygun bir konjonktürde toprak talebini gündeme getirmektir.

Tasnaksutyun örgütünün gizli lideri KOÇERYAN Ermeni Devletinin baskani olduktan sonra bu stratejinin uygulan-masina hiz verilmistir. Nihai hedef Türkiye Cumhuriyeti’nin toprak bütünlügüne yöneliktir ve onu parçalamayi hedeflen-mektedir. Bu strateji geçmisteki üç-bes Ermeni örgütünün hedefi olmaktan çikmis Bugünkü Ermenistan’in da ülküsü halini almistir. Eger bugünkü Ermenistan’in en önemli üç belgesine bakarsak bu durumu açikça görürüz. Bunlar Ba-gimsizlik Bildirgesi, Bagimsizlik Karari ve Anayasalaridir. Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Sovyetinin 23 Agustos 1990 tarihli Bagimsizlik bildirisinin 12nci mad-desinde “Ermenistan Cumhuriyeti, 1915’te Osmanli Türki-yesi ve Bati Ermenistan’da gerçeklestirilen soykirimin ulus-lararasi alanda kabulünün saglanmasi yönündeki çabalari destekleyecektir” denilmektedir. Ayni konu Ermenistan Par-lamentosunun 23 Eylül 1991 tarihinde aldigi bagimsizlik ka-rarinda “Ermenistan Bagimsizlik Bildirisine sadik kalacagi-ni” beyan ve taahhüt edilmis. 1995 yilinda kabul edilen Ana-yasalarinda ise Ermenistan’in “bagimsizlik bildirisindeki ulusal hedeflere bagli kalacagi” bir anayasa hükmü haline getirilmistir. Dolayisiyla olmayan bir soykirimin kabul ettiril-mesi ve Bati Ermenistan olarak nitelendirilen Türkiye’nin dogusundaki hak talebi gizli bir emel olmaktan çikmis belki de bir baska ülke anayasasinda rastlanilmayacak sekilde komsu ülkenin (Türkiye’nin) topraklari üzerindeki hedef ale-ni olarak dünyaya açiklanmistir.

Konuyu bu açidan genisletecek olursak. NATO ve AGIT’ in anlasma metinlerine bakmak gerekecektir. Her iki kurulus ve bu kuruluslarin temel mantigini olusturan belgeler, üye devletlerin toprak bütünlügünü teminat altina almaktadir.

Bilindigi üzere NATO bir Askeri Pakt’ tir. Bu konuda açikla-ma geregi olmadigini düsünüyorum. Ancak, AGIT’ e temel teskil eden Paris Sarti’na bakacak olursak: “…Birlesmis Mil-letler Yasasi ile yüklendigimiz mükellefiyetler ve Helsinki Ni-hai Senedi’nin getirdigi taahhütlere uygun olarak, herhangi bir ülkenin toprak bütünlügüne ya da siyasi bagimsizligina karsi kuvvet kullanmaktan veya kuvvet kullanma tehdidin-de bulunmaktan ya da bu belgelerin ilke ve amaçlariyla bag-dasmayan bir tarzda eylemde Bulunmaktan sakinacagimiz taahhüdünü tekrarlariz. Birlesmis Milletler Yasasi ile yükle-nilen mükellefiyetlere uymamanin, uluslararasi hukukun ihlali oldugunu hatirlatiriz…” hükmünü görürüz. Bu madde-de oldugu gibi, her iki organizasyonun mantigi açik iken, di-ger tarafta “Türkiye’den toprak talep eden” ya da Türkiye topragin “Bati Ermenistan” olarak yorumlayip Anayasasina koyan bir ülkeye NATO ve AGIT üyelerinin tavri tartisilmali-dir. Uluslararasi isbirligi taraflarin karsilikli hak ve menfaat-lerine saygiya dayalidir. Bir tarafta her iki uluslararasi ku-rulusun üyesi olan Türkiye, diger tarafta Türkiye’nin toprak-lari üzerinde hak iddia eden ve yayilmaci politika güden Ermenistan. Yorumu Türk ve dünya kamuoyunun sagduyusu-na birakiyorum.

Bugün 70 milyonluk genç nüfusu ile Türkiye, tarihin sararmis sayfalarinda kalan aci günleri, kin ve husumetleri, unutup, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Mustafa kemal Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesi dogrultusunda bütün komsulari ile baris içinde yasamak arzusundadir.

İLKÇAĞ FİLOZOFLARINDA VARLIK ANLAYIŞI

THALES

Aristoteles’ den öğrenilenlere göre;Thales suyu,sıvı olanı,arkhé,yani her şeyin başı,kökü,ilkesi sayıyormuş. Onun felsefesinin özü bu imiş. Her şey sudan türer,yine suya döner. Düz bir tepsi gibi olan yer de su üstünde,sonsuz Okeanos’ da yüzer.

Thales’ in öğretisi,kolayca görülebildiği gibi,mythos ile büsbütün ilgisiz değil. Örneğin burada Okeanos sözü geçiyor. Yunan mitolojisinde Okeanos (okyanus) tanrılar ile insanların babasıdır. Sonra Thales suya “tanrısal” diyormuş. Bu da mythos’ un gücünü ayrıca göstermektedir. Bütün bu gözlemlerden o,suyun hem yapıcı,hem yıkıcı gücünü,denizin sonsuzluk ve tükenmezliğini,vb. çıkarmış olabilir. Ama bu gözlemlerle bir düşünce de temel oluyor:doğayı açıklamak için girişilen bu eski denemelere-soyut olarak dile getirilmiş olmasa bile-belli bir düşünce kılavuzluk etmektedir;bu da: “Hiç’ ten hiçbir şey meydana gelmez” düşüncesidir(Aristoteles,bunu haklı olarak belirtiyor). Bundan dolayı kendisi meydana gelmemiş ve yok olmayacak olan bir varlığı her şeyin ilk nedeni olarak kabul etmek gerekiyordu. Meydana gelmemiş ve yok olmayacak olan varlık da,kendi kendisiyle özdeş kalan,kalıcı olan bir ana maddedir,arkhé’ dir. Thales’ in göz önünde bulundurduğu da maddi bir varlık olan da su’ dur. Suya ana madde deniyor,her şey kendisinden oluştuğu için. Her şey sudan,bu ana maddeden çıktığı için de,ondan kurulmuştur. Bu arkhé kavramı göreceğiz,ancak Thales’ ten sonraki gelişmede yavaş,yavaş aydınlanacaktır.

Thales’ in kendisi yalnız arkhé sorunu üzerinde durmuştur. Miletli filozoflar doğayı açıklamalarına temel olarak canlı bir maddeyi almışlardır. Thales,bu anlayışında,canlı ile cansız arasındaki karşıtlığı ortadan kaldırıp,bunları daha yüksek bir birlik içinde kavratacak bir kavramı ileri sürmeye kalkmıyor. Bu karşıtlık,onun için henüz bir sorun değil. Sözünü ettiği madde,onun için kendiliğinden canlıdır. Bu madde kendiliğinden değişebilir,türlü biçimlere girebilir,yaratıcı bir şey bu. Thales’ in “Her şey tanrılarla dolu” demiş olduğunu Aristoteles’ ten öğreniyoruz. Bu da şu demek:Her şey canlıdır,her şey,içinde tanrısal bir yaratıcı gücü taşıyan su ile doludur. Thales bir de mıknatıs ile elektriklendirilmiş kehribarın “ruh” taşıdığını söylermiş. Mıknatıs gibi etki olan her şey yaratıcıdır,canlıdır,ruhludur. Ancak sonraları birbirinden ayırt edilecek bu “canlı” ve “ruhlu” kavramları,ilkin özdeştirler ve başlangıçta ana maddenin değişme yeteneğini anlatmak,bundan çeşitli varlıkların nasıl meydana geldiğini açıklamak için kullanılmışlardır.

ANAXİMANDROS

Anaximandros da,Thales gibi,arkhé sorunu üzerinde durmuştur. O da var olanların kökeninin,ana maddenin ne olduğunu soruyor. Ona göre ilk-maddenin sonsuz,tükenmez olması gerekir,çünkü ilk-madde sonsuz yaratmasında sınırsız ve tükenmez olduğunu gösteriyor. Thales de yeri çevreleyen sonsuz ve sınırsız Okeanos’ ta ana maddeyi bulmuştu. Ama sonsuz kavramını ilkin açık olarak açıklayıp,bunu maddeye yükleyen Anaximandros olmuştur. Bu sonsuz ilk-maddeye o Apeiron(sınırı olmayan) adını vermiştir. Ancak,Anaximandros ana maddeye yalnız sonsuzluk niteliği yüklemekle kalmıyor,daha da ileri gidiyor:İlk-madde yalnız sonsuz değildir,sonsuz olandır da;çünkü ona,daha yakın olan başka bir belirlenim yüklenemez. Thales ilk-maddeyi su ile,demek ki belli,bilinen belli bir madde ile bir tutmuştu. Anaximandros’ a göre ise,bunu yapamayız,çünkü her belli,belirli şey sonlu ve sınırlıdır da,yani karşıtı ile sınırlanmıştır:Sıcak soğuk ile,sıvı olan katı olanla,vb. sınırlanmıştır. Her belirli olan,dolayısıyla sonlu ve sınırlı olan şey,meydana gelmiş olan bir şeydir-sıcak soğuktan,sıvı katıda-ve yeniden karşıtına döner. Böylece,birbirinin karşıtı olan şeylerden biri,öteki karşısında zaman,zaman ağır basar;bu da,bunların içinden çıktıkları sonsuz ana madde içinde yeniden arınmalarına kadar sürer.

Apeiron anlayışından Anaximandros çok özgün bir doğa görüşü geliştirmiştir:Apeiron’ dan önce sıcak ile soğuk olmuştur. Sıcak,başlangıçta soğuk ve karanlık olanı(biçimlenmekte olan yeri) bir alev küresi olarak bir kabuk gibi sarmıştı. Soğuk’ tan iki karşıt:katı ve sıvı doğmuştur. Sıvı’ dan ,yeri çevreleyen alev küresinin sıcaklığı yüzünden,buğular yükselip alev küresini halkalara,ateşle dolu olan hava tekerleklerine bölmüşlerdir. Bu tekerlekler de birtakım deliklerinden-güneş,ay-alevler saçarlar. Böylece hava (buğu) ile ateşin birleşmesinden gök meydana gelmiştir. Yer, Thales’ in düşündüğü gibi ,düz tepsi biçiminde değil,bir silindir,yuvarlak bir sütun biçimindedir ve boşlukta serbest olarak durur;gök de yerin etrafında döner. Yer,önce denizle kaplı idi, yeryüzünde ilk meydana gelen canlılar da,suda yaşayan,balık gibi yaratıklardı(Anaximandros ,deniz hayvanlarının fosillerini herhalde görmüş olacak). İnsan da,sonra, balığa benzeyen bu ilk canlılardan türemiştir;çünkü yardıma muhtaç bir çocukluk çağı geçirmek zorunda olan insanın,yeryüzünün bu ilk devirlerinde yaşamış olmasına olanak yoktur.

ANAXİMENES

Anaximenes de arkhé sorunu üzerinde durur;o da ,Anaximandros gibi ana maddenin,bu varlık temelinin birlikli ve sonsuz olması gerektiğini söyler. Ama bu sonsuz şeyi,o da,Thales gibi,belirli bir şeyle bir tutar:Ona göre ilk –madde hava’ dır. Hava,sonsuz bir hava denizi olarak evreni kuşatır ve yer de bu hava denizinde düz bir tepsi gibi yüzer. Düşünmede atılgan olma bakımından Anaximenes,Anaximandros’ a yetişemiyor. Soyut bir ilke olan Apeiron’ un yerine somut bir şeyi hava’ yı koymakla,doğa tasarımı da,Anaximandros’ un kine göre, bir gerileme sayılabilir-felsefe bakımından.

Yalnız Anaximenes’ in iki anlayışı var ki,felsefeye iki yeni görüş olarak girip yerleşmişlerdir:

1.Anaximenes, “bir hava(soluk)olan ruhumuz-psykhé-bizi nasıl ayakta tutuyorsa,bunun gibi,bütün evreni (kosmos) de soluk ve hava sarıp tutar,” diyor. Böylece,ruh kavramı felsefede ilk defa olarak ortaya çıkmış oluyor. Burada ruh,insanın canlı vücudunu ayakta tutan, daha doğrusu bir arada tutan,onu canlı kılan,onun cansız bir yığın olarak dağılmasını önleyen “şey”dir;burada ruh, yaşam diye,canlı vücudu cansızdan ayıran diye anlaşılıyor ve soluk ile bir tutulduğu için,maddi bir şey olarak düşünülüyor tabii. İmdi nasıl hava-soluk-olan ruh,insanın vücudunu cansız bir madde olarak dağılmaktan koruyorsa, bunun gibi hava da evrenin bütününü,onun düzenini ayakta tutar. Hava:canlı, canlandıran şey,etkin olan bir ilke. Onun bu canlılığı,etkinliği olmasaydı,evren, sadece,ölü,dağılan bir yığın olurdu;boyuna yeni biçimler alan ,kendini canlı olarak değiştiren yaratıcı bir varlık olamazdı.

2.Bütün nesnelerin kendisinden çıkmış olduğu madde,ana madde kavramının yavaş,yavaş belirdiğini yukarıda söylemiştik. Bu “madde”önce,Thales’ te olduğu gibi kendinden değişmekte olan bir canlı varlık gibi düşünülür ve bu arada cansız madde ile canlı arasında bir ayırma yapılmaz. Bu ayırma,ilk olarak, Anaximenes’ te belirmeye başlamıştır. O ana maddenin canlı olması gerektiğini düşünmekle, “madde” kavramının belirlenmesine doğru önemli bir adım atmış oluyordu. Thales ,suyu sadece cansız bir madde değil de,canlı gibi değişebilen bir varlık saydığı için, “bu ana maddeden nasıl oluyor da veya ne gibi bir süreçle nesnelerin çokluğu meydan gelebiliyor?”sorusunu sormak gereksemesini duymamıştı. Anaximenes’ te ise,bu soru artık ortaya konuluyor. Çünkü Anaximenes havayı,hayatın ve ruhun asıl maddesi saymakta,genel olarak madde kavramı da,kendisinde bir şeyler olan,bir şeyler geçen madde kavramı belirmiş, bununla da bu maddede olup bitenler üzerinde,maddedeki süreç üzerinde bir düşünceye yol açılmış oluyor. Gerçekten Anaximenes bu soru üzerinde durup düşünmüştür. Kendi kendisiyle aynı kalıp değişmeyen, bununla birlikte bir yığın kılığa giren ana maddedeki bu süreç,bu değişme nasıl oluyor? Anaximenes’ in öğrettiğine göre:Hava,yoğunlaşma ve gevşemesi ile çeşitli nesnelere dönüşür: genişlemesi ve gevşemesiyle ateş olur;yoğunlaşmasıyla rüzgarlar,bulutlar meydana gelir;bulutlardan su,sudan toprak,yüksek bir yoğunlaşma derecesinde de taşlar meydana gelir. Böylece,ateş,sıvı ve katı-maddenin bu üç ana biçimi-özü bakımından hep kendisiyle aynı kalan tek bir ana maddenin çeşitli yoğunlaşma ve gevşeme evrelerinden başka bir şey değildir. Bütün varolanlar bu ana maddeden kurulmuşlardır ve her şey onun bu anlatılan değişmeleri yüzünden oluşur.

HERAKLEİTOS

Herakleitos’ un da başlıca ilgisi,Miletliler gibi,varlık sorununa yönelmiştir. O da,öz varlığın bütün değişiklikler içinde birliğini yitirmeyen o gerçek varlığın,o ana maddenin(arkhé) ne olduğunu araştırır. Ona göre,evrenin temel maddesi ateş’ tir. Ateş,bütün varolanların ilk gerçek temelidir,bütün karşıtların birliğidir,içinde bütün karşıtların eridiği birliktir.

Varlık sorununa verilen bu yanıtta,Miletlilerinki ile,bir Anaximenes’ inkiyle karşılaştırılırsa,pek bir yenilik yok. Burada bir madde yerine başka bir madde,hava yerine ateş konmaktadır. Ancak,Herakleitos’ un bu savını kanıtlayışı yakından incelendikçe,onun düşüncesiyle Miletlilerinki arasında temelli bir ayrılık olduğu görülür. Miletli filozoflar ana maddeyi kalıcı,kendi kendisiyle özdeş bir şey,doğanın değişmeyen tözü sayıyorlardı. Onlar için bu kalıcı töz,doğada en telli,en önemli olandır,gerçek physis,asıl doğa budur,bu değişmeyip kalan şeydir. Buna karşılık Herakleitos,şunu belirtmekten usanmaz: Evren boyuna akan bir süreçtir,başı sonu olmayan bir değişmedir,hiç durmayan bu değişme içinde kalan,sürüp giden hiçbir yoktur. Pante rei-her şey akar:bu onun ana görüşü. İşte ateşin ilk-madde olduğu düşüncesine de Herakleitos buradan varıyor. Örneğin bir tahtayı yakıp kemiren alevin,tahtayı boyuna yakıp kemirir,onu boyuna duman ve buğdaya çevirir. Evren de böyle tükenmez canlı bir ateştir,sürekli bir yanma sürecidir. Daha doğrusu,dönümlü (periyodik) bir süreçtir bu. Bunda,sürekli olarak,bir “yokuş yukarı” çıkaran,bir de “yokuş aşağı” indiren yol vardır. Evren ateşten meydana gelmiştir ve burada olup bitenlerin sonundaki bir “Büyük Yıl” da yeniden ateş tarafından kemirilecektir-yeniden doğmak için. Bu,böylece,nöbetleşe,dönümlü olarak hiç tükenmeden sürüp gider.

Bu sürekli oluş içinde durucu,kalıcı bir şey bulduğumuzu sanırsak, Herakleitos’ a göre,bu,bir yanılmadır,bir aldanmadır. “Aynı ırmakta iki kez yıkanamayız. İkinci kez girdiğimizde bu ırmak büsbütün başka bir ırmaktır artık. Bu arada akıp giden sular onu başka bir ırmak yapmışlardır.” Karşımızda “aynı şey” in bulunduğunu sandığımız her yerde durum böyledir. Kalıcı şeyler varmış sanısına kapılmamız,değişmenin kuralsız değil de,belli bir düzene,belli bir ölçü ve yasaya göre olması yüzündendir. Bu ölçüye,bu yasaya Herakleitos logos diyor. Evrende egemen olan yasadır,düzen akıldır(logos).

Evren bize,bir yandan sürüp giden bir devinme,öbür yandan da karşıt şeylerin sonu gelmez bir savaşı olarak görünür. Bu karşıtlar ile bunların arasındaki savaş olmasaydı,evrende nesneler de olmazdı. Çünkü nesneler, dönümlü ilerleyen bir yanma sürecinin evreleridir,savaşa egemen olan yasanın karşıtları uzlaştırılmasından meydana gelmiş olan uyumlardır,birliklerdir. Dolayısıyla, “savaş her şeyin babasıdır”;savaşı kaldırırsak dünyadaki bütün şeyler de ortadan kalkar.

Durup kalan bir varlığın olmadığı,sadece bir oluşan olduğu,her nesnenin sürekli bir değişme içinde bulunduğu ve bu arada karşıtlarını içine aldığı öğretisinden,bir obje için salt doğru bir yargının olmayacağı mantıksal sonucu çıkarılabilir;nitekim Sofistler bu sonucu çıkarıp şüpheciliğe varmışlardır. Herakleitos’ un kendisi hiçbir yerde bu sonucu çıkarmamıştır.

XENOPHANES

Öğretici nitelikteki koşuğundan kalan parçalarından Xenophanes’ in,halk dininin tanrıları insan gibi tasarlamasıyla savaştığını görüyoruz. Bu,onun gördüğü başlıca iş. Tanrıların bu insanlaştırılması-anthropomorphism- Homeros ile Hesiodos’ ta yüksek edebi bir biçim de kazanmıştı ve bunların Yunan eğitiminde çok önemli bir yerleri vardır. Xenophanes şöyle diyor: “Homeros ile Hesiodos,ölümlüler(insanlar)arasında suç sayılan,utanılan bütün şeyleri tanrılara da yüklemişlerdir. Tanrılar hırsızlık ederler,yalan söylerler,eşlerini aldatırlar. Sonra:ölümler sanıyorlar ki,tanrılar da kendileri gibi doğmuşlardır,kendileri gibi giyinirler,kendilerinin biçimindedirler. Nitekim Habeşler tanrılarını kendileri gibi kara ve yassı burunlu; Trakyalılar sarışın ve mavi gözlü diye düşünürler. Böyle olunca,atların,aslanların elleri olup da resim yapabilselerdi,atlar tanrılarını at gibi,aslanlar da aslan gibi çizeceklerdi. Oysa,tanrılar ne aslan biçimindedirler, ne zenci gibidirler,ne de Yunan heykellerinde olduğu gibi insan kılığındadırlar”. Halk dininin tanrıları insan biçiminde tasarlanmasına karşı, Xenophanes kendi tanrı tasarımını koyar. Bu arınmış bir tanrıdır . Ona göre: “Bir Tanrı vardır;bu, tanrılar ve insanların en ulusudur;ne biçimi ,ne de düşünmesi bakımından ölümlülere benzer;bu tek Tanrı baştan aşağı işitmedir,baştan aşağı düşünmedir, her şeyi düşünceleri ile hiç zahmetsiz yönetir”.

PARMENİDES

“Doğru (aletheia) ve sanı (doksa) üzerine” bir araştırma olan yapıtının başında,Güneş kızları,filozofu her şeyi bilen Tanrıçaya götürmektedirler;Tanrıça ona bilgeliği,yaşamanın o biricik doğru yolunu öğretecektir. Filozof,ondan iki şey öğrenip ölümlülere bildirecek:Tam ve son doğru ile içlerinde gerçekten inanılabilecek hiçbir şey bulunmayan insanların sanılarını. Öğretici (didaktik) ve manzum olan yapıt da,buna göre,iki bölüme ayrılır: “Doğru’ ya giden yol” ile “sanılara götüren yol”.

Birinci bölümde,biricik doğru olan “Bir Varlık” incelenir. Bu mantıklaştırılmış bir metafizik. Bir Varlık’ ın dışındaki her şey bir yanılmadır, bir aldanmadır. İkinci bölümde kosmoloji ele alınır. Miletlilerinki gibi olan bir doğa felsefesi bu. Burada,meselâ,gelip geçici şeylerin dünyasının (doğa=physis) iki etkenin birlikte çalışmasından meydana geldiğini söyleniyor:Hafif ve aydınlık olan ateş ile ağır ve karanlık olan gece’ den. Bu dünyanın bilgisi ikinci derecededir,çünkü gerçek olmayan bir dünyanın bilgisidir bu.

Birinci bölümde,şu sonuca varılır:Bir varlık vardır-Esti gar einai-Parmenides buna,kısaca,Bir,Bir olan da der. Bir birliktir o,kendi içine kapalıdır, doğmamıştır,yok olmayacaktır,değişmez,bölünmez,yoğunlaşmaz,seyrekleşmez. Bunun karşıtı olan her görüş,varolmayanı var diye göstermek zorunda kalır,bu da olamaz. Çünkü Varolan meydana gelmiş bir şey olsaydı,varolmayan bir şeyden doğmuş olması gerekirdi,böylece varolmayan gerçekten varolmuş olacaktır. Yok olsaydı,yerine varolmayan geçecektir. Değişme,hiç olmazsa belli bir yönüyle,bir meydana gelme ile bir yok olmadır. Bölünebilir olsaydı Varlık, bölümlerinin arasına bir varolmayan girerdi. Yoğunlaşma ile seyrekleşmede de böyledir:yoğunlaşma ile seyrekleşme,bir maddenin az ya da çok bir bölümünün bir araya birikmesi demektir. İmdi bilginin amacı ve ödevi:varolanı düşünmektir ;yanılması da:Varolanın içinde varolmayanı düşünmeye,bunu varsaymaya kalkışmasıdır. “Yalnız Varolan vardır ve nacak bu düşünebilir: Varolmayan yoktur ve düşünülemez de.” Bu,Parmenides ’in ana- önermesidir. Varolmayan derken de Parmenides,belli bir şeyi,az çok açık olarak göz önünde bulundurmaktadır:Boş uzayı. Bir de şunu belirtelim:Parmenides’ in Bir Olanı, kendisinden önceki filozoflarda olduğu gibi, cisimsel nitelikte bir şeydir. Bunu Parmenides, kendi içine kapalı,birliği olan “küre biçiminde” diye düşünür.

Şimdiye kadar ki filozofların doğa açıklamaları hep deney ve düşünmeye, başka bir deyişle,bir takım deneylerin düşünme ile işlenmesine dayanıyordu. Parmenides’ te ilk olarak,ilk olarak deney bir yana bırakılıyor,salt düşünme ile-Varlık üzerinde yalnız düşünmekle-Varolanın nitelikleri üretilmeye çalışılıyor. Varlık’ ın özü gereği,meydana gelmemiş,değişmez,bölünmez olduğu sonucuna bu yolla varılıyor. Bu arada, Anaximandros,ana maddenin öncesiz, sonsuz- Apeiron-olduğunu söylemekte,Elealılara biraz olsun öncülük etmiştir denilebilir.

Deneyin bir yana bırakılması,Varolanın bilgisinin salt düşünceden,salt akıldan çıkarılmak istenmesi,deney ile bir çekişmeye vardırmıştır ;çünkü deney hareket eden,değişen meydana gelip yok olan şeylerin renkli bir çoğunluğunu karşımıza çıkarır. Parmenides ise boyuna değişen çokluk karşısında,bunun tam karşıtı olan bir şeyi, kendi içine kapalı,hep olduğu gibi kalan bir birliği koyar. Ama Parmenides’ e göre o çokluk bir aldanma,bir yanılmadır.-Durmadan değişmeyi,dolayısıyla çokluğu asıl gerçek sayan Herakleitos ile tam bir karşılık var burada-Bu çokluğu bize gösteren de duyulardır, onun için duyular bizi yanıltırlar;duyu algıları bilginin yanlış kaynağıdır. O tek ve gerçek Varolanı kavratan ise düşünmedir;dolayısıyla da bilginin doğru yoluna düşünme ile girilir.

ELEALI ZENON

Zenon,Parmenides’ in Bir Olan’ ın biricik gerçek varlık olduğu öğretisini, çokluğu ve hareketi varsaymanın düşünülemeyeceğini,böyle bir düşüncenin çelişmelere sürükleyeceğini göstermeye çalışmakla desteklemiştir. Bunu da o,çokluğa ve harekete karşı ileri sürdüğü pek ün salmış olan kanıtlarıyla yapmıştır. Bu kanıtlarda,sonsuz bölünebilen bir uzay ve zamanı kabul etmenin,bizi nasıl yığın güçlükle karşılaştırdığı göstermek istenilir.

Çokluğun olamayacağını gösteren kanıtlardan birine göre:nesneler bir çokluk iseler,hem sonsuz küçük,hem de sonsuz büyüktürler. Çünkü varolanı böler de,bu böldüğümüz parçaların artık bölünemez parçalar olduğunu düşünürsek,bunlar büyüklüğü olmayan bir hiç olurlar;bir araya getirirsek bunları,yine olumlu bir büyüklük elde edemeyiz;büyüklüğü olmayan bir şeyin kendisine eklenmesiyle hiçbir şey,büyüklük bakımından bir şey kazandırmaz. Bu parçaları uzamlı-uzayda yer kaplıyorlar-diye düşünürsek,çoğun bir araya gelmesiyle sonsuz bir büyüklük meydana gelecektir. İkinci bir kanıta göre:Nesneler çok iseler,sayıca hem sonlu,hem de sonsuz olurlar. Sayıca sonludurlar,çünkü ne kadar iseler o kadar olacaklardır,daha çok ya da daha az olamayacaklardır. Sayıca sonsuzdurlar da nesneler,çünkü boyuna birbirlerini sınırlarlar,böylece de kendilerini başka nesnelerden ayırırlar;bu başka nesnelerin kendileri de yine yakınlarındaki nesnelerle sınırlanırlar ve bu böyle sürüp gider. Üçüncü bir kanıtta Zenon “her şey uzaydadır” deyince uzayın da bir uzay içinde bulunması,uzayın içinde bulunduğu bu uzayın da yine bir uzayda bulunması gerekir diyor;bu da böylece sonsuzluğa kadar gider.

Hareketin gerçekliğine karşı Zenon’ un ileri sürmüş olduğu kanıtları Aristoteles’ ten öğreniyoruz. Bunların arasında en çok bilineni,Akhilleus ile kaplumbağa arasındaki yarış kanıtıdır. Bu yarışta,kendisinden biraz önce yola çıkan kaplumbağaya Akhilleus hiçbir zaman yetişemeyecektir,çünkü başlangıçtaki kaplumbağa ile kendi arasındaki mesafeyi koşmak için geçen zaman içinde kaplumbağa,az da olsa biraz ilerlemiş olacaktır. Akhilleus’ un bir de bu aralığı koşması gerekecektir,ama bu arada kaplumbağa,pek az da olsa,yine biraz ilerlemiştir;bu böyle sonsuzluğa kadar gider. Bu kanıtın özünü bir başka kanıtta daha iyi görebiliyoruz: “Bir koşu pistinin sonuna hiçbir zaman ulaşamazsın”,çünkü pistin önce yarısını,bu yarısının da ama yine yarısını,bu yarısının da yine yarısını geride bırakmak zorundasın,bu da böyle sonsuzluğa kadar gider. Sonlu bir zaman içinde sonsuz sayıdaki uzay aralıkları nasıl geçilebilir? Bir başka kanıt: “Uçan ok durmaktadır”,çünkü bu ok her anda belli bir noktada bulunacaktır;belli bir noktada bulunmak demek de durmak demektir;ama hareketinin her anında duruyorsa,ok,yolunun bütününde de durmaktadır. Şu son kanıt da hareketin göreliğine-rölatifliğine-dayanmaktadır: Belli bir noktalar dizisi,biri durmakta olan,öteki de ters doğrultuda ilerleyen iki dizinin yanından geçerse,aynı zaman içinde hem büyük,hem de küçük bir mesafeyi geçmiş olacaktır,yani bu dizinin aynı zaman içinde çeşitli hızları olacaktır,hareketin duran ya da ters doğrultuda ilerleyen dizi ile ölçüştürdüğümüze göre.

Zenon’ un keskin antinomia’ ları,tabii,yalnız şunu göstermek için:Varolanı bir çokluk ve hareket düşünürsek çelişmelere düşeriz,öyle ise Varolan ancak “bir” ve hareketsiz olabilir.

PYTHAGORAS

Pythagorasçılar aslında bir din topluluğu ama,başlangıçtan beri bilim ve sanat ile de yakında ilgilenmişler,bu arada matematik ve musiki ile çok uğraşmışlardır. Matematik ile musiki arasında bir bağlantı da kurmuşlar. Pythagoras’ ın kendisi,ses perdesi ile uzunluğu arasında bir ilişkinin olduğunu bulmuş.

Matematik ile böylesine yakından uğraşan Pythagorasçılar,sayılardan edindikleri bilgileri genelleştirerek sayıları bütün varlığın ilkeleri (arkhé) yapmışlardır. Musikideki uyum (harmonia) yasalarının sayılarla anlatılabileceğini gördüklerinden ve bütün olayların sayılara tabii bir yakınlığı olduğunu anladıklarından sayı öğelerinin bütün varlıkların da öğesi olduğu düşüncesine varmışlardır. Onlara göre,nesnelerin özü,gerçeği,varlığın ana maddesi sayıdır. Kendilerinden önce ana madde olarak hep maddi bir şey;su, hava ya da ateş ileri sürülmüştü. İlk bakışta Pythagorasçılar ın sayısı ile,maddi olamayan bir şeyin varlıkların ilk nedeni,evrenin temeli yapılmakta olduğu sanılabilir. Ancak,ilk Pythagorasçılar sayının ideal yapısını henüz bilemezler, onlar da sayıyı cisimsel bir şey diye tasarlarlar.

Yunan felsefesinin hemen başlangıçlarında varlık üzerine birbirine tam karşıt olan iki anlayış belirtilmiştir. Bir yandan da Parmenides varlığı hiç değişmeyen,duran bir birlik diye anlıyordu. Öbür yandan da Herakleitos için varlığın ana özelliği,asıl gerçeği hiç durmayan bir değişme olmasıdır.

EMPEDOKLES

Doğa bilgisinin gelişmesinde çok önemli bir yeri olan öğe(element) kavramını ilk ortaya koyan Empedokles olmuştur denilebilir. Öğe,burada,kendi içinde bir cinsten,niteliği bakımından değişmeyen,artık bölünemeyen,yalnız çeşitli hareket durumlarına geçebilen madde demektir. Bu anlayışla da, Parmenides’ in “Varlık” kavramı işe yarar bir hale getirilmiş oluyordu. Bu öğeler de,Empedokles’ e göre dört tane imişler:Toprak,su,ateş,hava. Bunlara dördüncü öğe olarak toprağı eklemekle Empedokles,ta günümüze kadar-hiç olmazsa belli bir anlayışta-yaşayacak olan “dört öğe öğretisi” ni kurmuştur.

Empedokles’ e göre,bu dört öğe,evren yapısının ancak gereçleridir. Evren bu gereçlerden kurulmuştur. Dört öğenin kendileri,tıpkı Parmenides’ in “varlık”ı gibi,değişmez tözler olduklarından,bunların kendisinde bir hareket nedeni bulunamaz;yani bunlar kendiliklerinden birbirleriyle karışamazlar,kendiliğinden bu karışmayı bozarlar. Onun için doğa açıklamasında,bu dört öğenin yanı sıra bir de hareketin bir nedeni ,hareket ettirici bir güç te gerek. Empedokles’ e göre,dört ana öğeyi birbiriyle karıştıran,bunların karışımlarını yeniden çözen neden de sevgi ile nefrettir. Empedokles’ in bu anlayışında,madde ile kuvvet (oluşu sağlayan neden),ilk olarak,iki ayrı ilke olmuşlardır.

ANAXAGORAS

Anaxagoras’ a göre,duyu verileri araştırmalarımıza çıkış noktası olarak alınmalıdır-duyuların bilgi değeri sınırlı bile olsa. Ona göre,kesin anlamında bir meydana gelme ile yok olma yoktur. Görünürdeki oluşma ile yok olma, gerçekten varolan öz’ lerin (khremata),tohum’ ların (spermata) birleşmesi ve dağılmasından başka bir şey değildir. Deney dünyasında nitelik bakımından ne kadar çeşitlilik varsa, nitelikçe birbirinden ayrılan o kadar sperma(ana madde) vardır. Duyularımızla kavradığımız nesnelerde sperma’ ların hepsinden var ve nesneler kendilerine ağır basan sperma çeşidine göre adlandırılırlar. Nesnelerin nitelikçe değişmesi demek de;bileşimlerine yeni sperma’ ların girmesi ya da bir takım sperma’ ların bu bileşimden ayrılarak belli bir sperma’ ın üstünlük kazanmasıdır.

DEMOKRİTOS

Ona göre de “Varolan”,meydana gelmemiştir,yok olmayacaktır,değişmezdir, hep kendi kendisiyle aynı kalır. Ama “varolan” ın dışında bir de “varolmayan”, yani “boşluk” da uzay da vardır. Uzay yüzünden “varolan”,kendileri artık bölünemeyen,görülemeyen kılıklara (ideai) ayrılır. Bunlara Demokritos atom (bölünemeyen) adını verir. Yine boş uzay yüzünden atomlar hareket olanağı da kazanırlar. Atomlar yapıca birdirler,hepsi cisimseldir,birbirlerinden yalnız biçimleri,boşluk içindeki yerleri ve düzenlenişleri,büyüklükleri,ağırlık ve hafiflikleri(ağılık ve hafiflik de yine büyüklükle ilgili) bakımından ayrılırlar. Atomların olabilen biricik değişiklik harekettir,yani yer değiştirmedir. Atomların birbirlerinden ayrılmaları,sadece nicelik bakımındandır,sadece büyüklük,küçüklük,yer,düzence vb. ayrılıklarıdır. Onun için Demokritos atomlarda (bu gerçek varlıklarda) renk,ses,sıcaklık,soğukluk vb. niteliklerin bulunmadığını söyler. Renkleri görmemiz,sesleri işitmemiz,sıcaklığı duyumlamamız,tatlıyı,acıyı tatmamız,ancak duyu yanılmasıdır,bir “karanlık” bilgidir. Duyular,asıl gerçeği,yani artık bölünmeyen son parçalarını(atomları) bilebilecek kadar keskin değildirler. Duyu bilgisi nesnelerin iç dokusunu,gerçek yapılarını göremez,bunu ancak düşünen akıl kavrayabilir. Ama bunu söylemekle Demokritos,henüz düşünme ile algı,düşünülen dünya ile algılanan dünya arasında ilkece bir ayrılık yapmıyor;bu ikisini birbirinden ayıran yalnız,keskinlik ve kesinlik dereceleridir.

Atomlar baştan beri kendilerinden hareket ederler. Kimisinin hareketi yavaş,kimisininki hızlıdır;bu da onların ağırlıkları ile ilgilidir. Boşlukta çeşitli hızlarda hareket eden atomlar uzayın büyükçe bir yerinde karşılaşınca burada bir yığılma olmuş,atomların birbirlerine çarpmalarından bir çevrinti doğmuş,bu çevrintide atomlar elenmiş:Kaba ve ağır hareketli atomlar ortada toparlanıp toprağı meydana getirmişler;hareketleri hızlı olan ince atomlar ise yukarıya itilip suyu,havayı ve ateşi oluşturmuşlardır. Anaxagoras gibi Demokritos için de ay, güneş ve yıldızlar çevrinti yüzünden boşluğa fırlayıp tutuşmuş olan taş yığınlarıdır.

Demokritos “gerçek,atomlar ve atomların hareketleridir” öğretisini ruhu açıklamada da kullanılır. Örneğin,algı ile düşünme,bu iki ruh olayı ona göre vücudumuzdaki atomların en incesi,en hafifi ve en düzü olan ateş atomlarının (bunlar vücudu sıcak tutarlar,hareketli,dolayısıyla canlı kılarlar) bir hareketidir. Bu da açıkça materyalist bir anlayıştır. Demokritos’ tan önceki filozoflar da “varolanı”, bu arada ruhu da,cisimsel saymakla materyalisttirler,ama Demokritos’ un ki çok bilinçli bir materyalizm.

PLATON

Platon’ un metafizik görüşü,onun şimdiye kadar ki felsefesinde gerek biçim, gerek içerik bakımından esaslı değişiklere yol açmıştır. Felsefesinde şimdi idea öğretisi önemli bir yer aldığından,artık Platon erdem bilgisi için zorunlu bir temel olan “ruhun ölmezliği”düşüncesini bundan böyle geleneğin öğrettiği gibi- mythos şeklinde- bırakamazdı,bunu temellendirmeyi denemesi de gerekiyordu. Ruhun bundan önceki varlıklarında bu dünyada ve Hades’ te bulunmuş olduğu düşüncesi de yetişmezdi;şimdi ruhun idealar dünyasına geçirilmesi,kökünün burada olduğunun belirtilmesi de gerekliydi. Ruh,Platon’ a göre,aslında idealar bulunuyordu,buradan sonra yeryüzüne inmiştir. Bundan dolayı da,ruhun iyiliği ile kötülüğünün kökünü dışarıda değil de,ruhun kendisinde,kendi içinde aramalıdır. Ruhu Platon üç kısma bölüyor:Ruhun idealara yönelmiş olan,güdücü akıllı bir kısmı(logistikon) ile iki tane de isteyen,duyusal yönü vardır. Bu sonunculardan bir tanesi akla uyarak soylu,güçlü,istençli eyleme,öteki de akla karşı gelerek bayağı,maddi duyusal isteklere,iştaha götürür. Bu düşüncesini Platon, Phaidros dialoğunda ,biri beyaz öteki yağız iki atın çektiği bir arabayı kullanan bir sürücü simgesi ile canlandırmıştır. Burada sürücünün kendisi,arabayı güden olarak aklı karşılar;beyaz at soylu isteğe,yağız at da maddi isteğe karşılıktır. İşte ruhun yağız kötü atla simgelenen yönü,arabayı hep aşağılara sürüklemek istediği için, Tanrısal dünyada ruhu ideaları görmekten alıkoymuş,onun yeryüzüne düşerek bir vücutla birleşmesine,böylece ruhla bedenden kurulmuş insanın meydana gelmesine yol açmıştır.

Duyulur dünyadaki nesneler,nasıl oluyor da duyulur üstü bir dünya ile, buradaki “idea”denilen gerçek varlıklarla(ontos on)bir bağlantı kurabiliyorlar? Bu bağlantıyı Platon,önce, “pay alma,” “katılma”(methexis)ya da “bulunma”(parousia)kavramlarıyla açıklamıştı. Nesneler bakımından görüldükte bu bağlantı bir pay alma,bir katılmadır. İdea,birliği olan,kendi kendisiyle hep aynı kalan şeydir. Buna karşılık,meydana gelen,boyuna değişip yok olan nesneler idealardan ancak pay alırlar ve ancak ideaya,bu gerçek varlığa katılmaları , bundan pay almaları yüzünden belli bir şey olurlar. İdealar bakımından görüldükte ise,bağlantı “bulunma”dır:İdea tek nesneye girer,onda bulunmasıyla nesneye varlığını,niteliklerini,ölçü ve orantılarını kazandırır:Buna göre , duyusal nesnelerdeki değişiklikler ideaların gelip-gitmesinden ileri gelir. Bu gelip-gitmesinde idea tek nesnede bazen bulunur , bazen de onu bırakır ,

Bağlantı sorununda başlangıçta durum bu idi. Şimdi doğa sorunu ile karşılaşıp da idea öğretisinde değişiklik yapınca , Platon bu görünüşünü de bırakmıştır: İdealar artık nesnelerin ilk örnekleridir(paradeigmata). Nous (Evrensel Akıl) ya da Tanrı bu örneklere bakarak yeryüzündeki nesneleri yaratmıştır. Şimdi “pay alma” ve “bulunma” yerine yanılsama(mime sis) geçmiştir: İdealar ilk örneklerdir(paradeigmata) ; yeryüzündeki oluş içinde bulunan nesneler,duyusal varlıklar da bunların yansıları,kopyaları,resimleridir. Cisimler dünyasının gerçeklik derecesi , idealar dünyasındakinden azdır ; çünkü biri asıl , öteki de bunun kopyasıdır.

ARİSTOTELES

Aristoteles mantığının kökleri Platon’ un idea öğretisindendir. Platon gibi Aristoteles için de,gerçek varlık(ontos on) tümeldir ve tümelin bilgisi de kavramdır. Buraya kadar tam bir Platon’ cu olan Aristoteles,bundan sonra hocasından ayrılır: Ona göre Platon,idealarla fenomenler,tümel ile tekil arasında inandırıcı bir bağlantı kuramamıştır. Bu bağlantıyı kurmak için yaptığı bütün denemelere rağmen,idealar dünyası fenomenler dünyasından ayrı,başka bir dünya olarak kalmıştır. İdea öğretisi öz ile görünüşü,varlık ile oluşu birbirinden koparıp ayırmıştır. Platon’ un birbirinden ayırdığı bu iki dünyayı-birisi algılanan ,öteki düşünce ile kavranan-kendi gerçek kavramında yeniden birleştirmek Aristoteles’ in başlıca problemi olacaktır:İdea ile fenomen arasında öyle bir bağlantı kurulmalı ki,bu bağlantı bize algılananı kavramsal bilgi ile açıklayabilmeyi sağlasın. Bu bağlantıyı da Aristoteles şöyle kuruyor:Ona göre idealar,tek tek nesnelerin özüdür;bunların varlıklarının varoluşlarının nedenidir; bunun böyle olduğunu göstermek de felsefenin ana ödevidir. Platon’ da iki ayrı dünya vardı:İdealar dünyası(asıl gerçek olan dünya;duran,kendi kendisiyle hep aynı kalan dünya),bir de duyu dünyası(meydana gelip yok olan nesnelerin,boyuna değişen şeylerin dünyası). Aristoteles için ise idealar dünyası duyular dünyasının içindedir.

Aristoteles,metafiziğinde Yunan felsefesinin bir ana-sorununu “görünüşlerin-fenomenlerin-değişken çokluğu arkasında birliği olan,kalan bir varlık olmalıdır” problemini,sözü geçen sorgulayıcı düşüncesiyle ele almış ve onu gelişme kavramıyla çözmüştür. Kendisine en yakın dönemde Demokritos ile Platon “gerçek varlık” kavramını belirlemeye çalışmışlardı: Demokritos’ a göre “gerçek varlık” atomlar ve bunların hareketidir;Platon’ a göre ise,fenomenlerin “nedeni” olarak idealardır. Ama Platon,idealar ile fenomenleri birbirinden kesin sınırla ayırmıştı. Aristoteles için ise “gerçek varlık”, fenomenlerin içinde gelişen özdür (ousia,essentia). Bu anlayış ile Aristoteles,artık fenomenlerden ayrı, ikinci üstün bir dünya kabul etmez;nesnelerin kavram halinde bilinen varlığı,fenomenlerin dışında ayrı bir gerçek değildir,fenomenlerin içinde kendini gerçekleştiren öz’ dür;öz(ousia), “hep olmuş olan varlıktır”; öz,kendi biçimlenmelerinin biricik dayanağıdır,ancak bu biçimlenmelerinde “gerçek” bir şeydir,bütün fenomenler de öz’ ün gerçekleşmeleridir. İşte Aristoteles,Herakleitos ile Elea metafiziği arasındaki karşılığı,bu gelişme kavramıyla aşmıştır.

Aristoteles,Yunan felsefesinin bir ana-sorununu bir bakımdan çözmüş oluyordu. “Varlık” burada,kendisinden “oluş” açıklanabilecek gibi düşünülmüştür. Miletliler’ in hylozoisminden ta Demokritos ve Platon’ a kadar ki Yunan felsefesinin bütün öğeleri Aristoteles’ in bu öğretisinde bir araya toplanmışlardır. Kavramda bilinen varlık “genel öz”dür;bu öz,görünüşlerinde form yüzünden kendi olanağını gerçekleştirir,bu gerçekleşme olayı da harekettir (kine sis). Buna göre varlık,oluş’ ta meydana gelmiş olan şeydir; “olmuş olan”dır. Öz’ ün görünüşlerinde kendisini bu geliştirmesine Aristoteles,entelekheia der.


Bedava İlan Verme