Ders Anlatım Eğitim Blogu,Öss,Sbs,Dersler

fizik, kimya, biyoloji, ingilizce, öss, sbs, öğretmenler

İMLA(YAZIM) Kuralları
I. Büyük Harflerin Kullanımı
a. Her cümleye büyük harfle başlanır.

Devamını Oku »

İşçi Sendikası S, İşveren İ’ye ait işyerinde toplu sözleşme yapmak için gerekli yetki belgesini almış, toplu görüşmeyi başlatmıştır. Kendisine toplu görüşme çağrısı gelen işveren İ buna uymuş, ancak görüşmeler sırasında yapılan pazarlıklar 60.günün sonunda da sonuç vermemiştir. Bunun üzerine S işçi sendikası işverene derhal ertesi gün greve başlayacaklarını bildirmiştir.

Devamını Oku »

5.6.1. Ahi Ocaklari

Ahiler, “kardesler” demektir. Avrupa’nin “frere”lerine ve silâhli bir kuvvetleri olmalari dolayisiyla sövalyelerine de benzerler.

Devamını Oku »

 

1) Felsefe bazen “insanın kendini tanıması” , bazen de “varlığı anıma uğraşı” olarak tanımlanmaktadır. İslam düşünürü Farabi’ye göre felsefe, “var olmaları bakımından varlıkların bilinmesidir.” Stoalılar felsefeyi, “insan davranışlarını düzenleyen, yaşamına yön veren bir sanat” olarak görmüşlerdir. Hegel ise felsefeyi “genel olarak düşünce tarafından nesnelerin derin olarak incelenmesi” diye tanımlanmıştır.

Devamını Oku »

Manipülasyon ve Manipülasyona Karşı Düzenlemeler

Manipülasyon en yaygın finansal suçlardan biri olmasına ve tarihi Lale Çılgınlığı (Tulipmania) vakasına dek uzanmasına karşın, ülkelerin mevzuatları incelendiğinde bu kavramla ilgili kesin bir tanımın yapılmadığı, bunun yerine çoğu kez “yapay fiyat”, “serbest arz ve talep güçlerine müdahale” gibi kendileri de tanımlanmaya ihtiyaç duyan ifadelerden yararlanılarak bir takım işlemlerin manipülatif olarak nitelendirildiği ve mevzuattaki bu eksikliğin mahkeme içtihatları ve uzmanların yorumlarıyla aşılmaya çalışıldığı görülmektedir. Suçun tanımlanmasındaki bu belirsizliğin yanısıra, normal piyasa aktivitesinden ayırt edilebilmesinin zorluğu, ispatlanmasında direkt kanıtlardan ziyade dolaylı kanıtlardan yola çıkılarak işlem yapan kişinin niyetine dair çıkarsamalar yapılmasının gerekmesi, sermaye piyasasında internetin kullanımının ve bunun paralelinde internet aracılığıyla işlenen manipülasyon suçlarının artması, internette bilginin çok hızlı değişmesi ve bu durumun kanıtların edinilmesini ve muhafazasını zorlaştırması, buna mukabil kişilerin kimliklerini gizleyebilmesini kolaylaştırması hususları ile birleştiğinde manipülasyon sadece tanımlanması değil, aynı zamanda kanıtlanması da güç bir suç durumuna gelmektedir.

Devamını Oku »

FELSEFE VE MODERNİZM

“Bir nehirde iki defa yıkanılmaz”.

Felsefenin ve Modernizmin arasındaki ilişkiyi sorgularken doğrusu ne alakası var diye düşünülebilir. Felsefi görüş olarak modernizmi anlatmak Yeni Dünya Düzeninde zor olmasa gerek.

Devamını Oku »

HİTİTLER

SİYASAL TARİH

1- TARİH ÖNCESİNDEN TARİHE :

Devamını Oku »

1. EMPRİZM NEDİR?

Rasyonalizm karşıtı olarak emprizm, bilginin sadece duyumlardan geldiğini ve görgüsel deney dışında hiçbir yoldan bilgi edinilemeyeceğini savunur. Deneyden gelen bilgi, doğrudan ya da dolayla olarak elde edilebilir. Ne varki doğrudan ya da dolaylı elde edilmiş olsun, usun yani aklın bunda hiçbir rolü yoktur.

Devamını Oku »

GİRİŞ:

Sosyal, siyasi, hukuki, vs. alanlarda meydana gelen gelişmelerin uzun bir tarihi geçmişe sahip oldukları herkesçe bilinen bir gerçektir.

Devamını Oku »

ASYA HUNLARI

Ana vatan coğrafyası içerisinde kurulan ilk büyük Türk Devleti Hun Devletidir. Çin kaynaklarında Hiung-nu diye adlandırılan Hunlar ile ilgili ilk bilgiler M.Ö. I. bin yıllarına kadar çıkmaktadır. Ancak Çin kaynaklarındaki bilgiler, Hunların güçlenmeleriyle birlikte M.Ö. IV. yüzyılın sonlarına doğru artmaktadır. Bu tarihlerde Hunlar, Ötügen merkez olmak üzere Orhun bölgesi ve Altay dağları civarında oturuyorlardı. M. Ö. III. yüzyılın ikinci yarısına doğru Hiung-nu yani Hun boylarının Çin üzerindeki baskıları iyice artırmıştır. Çinliler, kuzeyden gelen saldırılara karşı, çok eski devirlerden itibaren kuzey sınırı boyunca savunma duvarları yapmaya başlamışlardı. Nihayet artan Hun saldırılarına karşı, sınırdaki bu duvarların birleştirilmesi M.Ö. 214 yılında tamamlanmış ve meşhur Çin Seddi ortaya çıkmıştır.Hunların bilinen ilk hükümdarı, Şanyü ûnvanını taşıyan, Tuman (Teoman)dır. Hunlar, Tuman zamanında güçlü bir siyasî birlik olarak ortaya çıkmışlardır. Tuman, oğlu Mete ile giriştiği siyasî mücadele neticesinde ortadan kaldırılmıştır (M.Ö. 209). Çin kaynaklarının Mete (Mao-tu) adını verdikleri bu büyük hakanın adının Türkçe karşılığının, Bagatur veya Bahadır gibi bir ad olduğu sanılmaktadır. Mete, Hun tahtının meşru varisi olmasına rağmen, üvey annesinin kışkırtmasıyla, babası tarafından Hunların düşmanı olan Yüeçilere rehin olarak verilmişti. Buradan kaçmayı başaran Mete, babasına karşı mücadeleye girişti. Demir bir disiplin altında yetiştirdiği ordusuyla babasını yenerek ortadan kaldırmıştır. Böylece M.Ö.209 yılında Hun çağının en parlak devri olan Mete devri de başlamış oluyordu. Bu tarihî olay “Oğuz Kağan Destanı”nda, Oğuz Kağanın babasıyla yaptığı mücadeleye ilham olmuştur.Devleti yeniden eşkilâtlandıran Mete, doğudaki Moğol-Tunguz kabileleri birliği Tung-hular’ın ısrarlı toprak taleplerine savaş ile karşılık verip onları perişan ettikten sonra, güney-batıya dönerek, İpek Yolu’na hâkim durumdaki Yüeçiler üzerine yürüdü. Yüeçileri daha batıya sürdü. Ardından Çin topraklarına giren Mete, Çin İmparatoru Kao-ti’nin 320 binlik tamamı piyadelerden oluşan ordusunu, Turan taktiği ile çember içine aldı. İmparator, ancak Hunların bütün şartlarını kabul ederek kendisini ve ordusunu kurtarabilmiştir(M.Ö.201) Yapılan anlaşmaya göre Çin İmparatoru, Hunların yaşadığı bütün toprakları Hun devletine bırakmayı, yıllık vergi yanında yiyecek ve ipek vermeyi kabul etmek zorunda kalmıştır. Bir süre sonra Mete, Isık göl etrafında oturan Vusunları hâkimiyeti altına aldı. Böylece devletin sınırları, doğuda Mançurya’dan batıda Aral gölüne, kuzeyde Sibirya’nın içlerinden güneyde Çin Seddi ve Tibet’e kadar uzanmış oluyordu. Mete bu sınırlar içinde yaşayan bütün konargöçer kavimleri bir bayrak altında toplamış ve M.Ö. 177’de Çin hükümdarına yazdığı mektupta “Eli ok ve yay tutan herkes Hun oldu” diyerek millet olma şuuruna güzel bir örnek vermiştir. Büyük Hun Hakanı Mete’nin yönetim ve askerlik alanında yaptığı düzenlemeler, Türk devlet geleneğinde önemli bir başlangıçtır. Sonradan kurulacak Türk devletleri de, bu gelenek üzerinde yeşereceklerdir. Mete M.Ö. 174’te ölünce yerine oğlu Kiyük geçti. Kiyük, Tanrı dağları civarını ellerinde tutan Yüeçiler’i, kesin olarak mağlûp ederek, batıya sürmüş, Yüeçilerin batıya göçü ise Batı Türkistan, Afganistan ve Hindistan için önemli sonuçlar doğuracak olan bir kavimler hareketine sebep olmuştur. Mete’nin Çin ile yaptığı anlaşma, onun döneminde de devam etmiş ancak M.Ö.166 yılında Çin’e bir sefer düzenlemiştir. Kiyük’un ölümünden sonra (M.Ö.160) Çin, politikasını değiştirerek, Hunlara üstünlük sağlamak için büyük reformlara girişmiş ve ordusunu Hunları örnek alarak yeniden tanzim etmiştir. Ayrıca Hun siyasî birliğini içten parçalamak maksadıyla iç mücadeleleri ve bazı kavimleri kışkırtmıştır. Bu faaliyetlerinin sonuçlarını almakta gecikmeyen Çin, Kiyuk’un oğlu Kun-şin (M.Ö.160-126) devrinden itibaren inisiyatifi ele geçirir. Bu dönemden sonra gerileme dönemine giren Hun akınları kuzeyde durdurulurken, Çin’in karşı saldırıları ile İpek Yolu üzerindeki memleketler de birer birer elden çıkmaya başlamıştır. İpek Yolu’nun kontrolünün Çinlilerin eline geçmesi Hunlar için tam bir yıkım olmuş, iktisadî ve siyasî bakımdan yaşanan zorluklar Hunların ikiye bölünmesiyle neticelenmiştir. M.Ö. 58 yılında tahta çıkan Ho-han Ye’nin sıkıntıları aşmak için Çin’e tâbi olunması gerektiği fikrini savunması ve bunu şerefsizlik sayan kardeşi Çi-çi’nin ona karşı çıkması üzerine Hunlar ikiye bölündüler. Ho-han-ye Çin himayesini kabul edip, halkının bir kısmını Çin’in kuzey sınırındaki Ordos’a gönderirken, Çin’e bağlanmayı kabul etmeyen Çi-çi, kendine bağlı boylarla batıya çekildi (M.Ö.54 ) ve Çu-Talas boylarında bağımsızlığını ilân etti. Çi-çinin kurduğu Batı Hun Devleti fazla ömürlü olamadı. Çi-çi, Talas ırmağı boylarında kurduğu şehirde kalabalık Çin ordularının muhasarasına maruz kaldı. Meydan savaşına alışkın olan Hun ordusu, kale savunmasında başarılı olamayarak, Çinliler tarafından imha edildi (M .Ö. 38) ve böylece batıdaki Hun devleti yıkılmış oldu. Çin’e bağlanan Hunlar da kısa bir süre için güçlenmişlerse de M.S.48 yılında bu devlet de kuzey ve güney olmak üzere ikiye bölünmüştür. Kuzey Hunları, batıdaki Hunlarla birleşirken, Güney Hunları Çin sınırına yerleşmiş ve M.S.216 yılına kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Çin hâkimiyetindeki 5 bölgede 19 boy hâlinde teşkilâtlanan Hunlar, gittikçe çoğalarak siyasî bir güç oluşturmuşlar ve nihayet 4.yy’dan itibaren, Çin’deki iç savaşlardan da yararlanarak, Kuzey Çin’de dört devlet kurmuşlardır: 1-Kuzey Çin merkezli, Han ve Ön Chao devleti (304-329) 2-Kuzey-doğu Çin merkezli, Arka Chao devleti (319-351) 3-Kansu’da, Kuzey Liang devleti (401-439) 4-Ordos’ta, Hsia (407-431) Bu Hun devletlerinin ortak özelliği, hâkimiyetlerini Çin’in tamamında meşru kılmak maksadına sahip olmaları ve bu nedenle de Çin isimlerini seçmeleridir.Nitekim devlet anlayışı ve yaşayış bakımından bu devletler Hun karakterini muhafaza etmişlerdir.

Devamını Oku »

C)BİLİŞSEL YAKLAŞIM :

Bilişsel öğrenme;bir insan yada hayvanın geçirdiği yaşantı sonucu,bilgiyi işleme tarzında meydana gelen değişikliktir.Diğer bir deyişle,bilişsel öğrenme;geçmiş yaşantılar sonucu olayların anlam değiştirmesidir.(Erden;Akman,1997,s.99)

Devamını Oku »

KONFÜÇYÜSÇÜLÜK:
Konfüçyüsçülük,Çin’in büyük bilginlerinden ve filozoflarından olan Konfüçyüs’ün fikirlerinden oluşmuştur.Konfüçyüs,geçmişteki sosyal yaşantı ve törenlerle ilgili bilgileri biraraya getirerek ahlak ve geleneklerin yaşatılmasını sağlamak amacıyla bütün eski Çin yazılarını incelemiştir.O,böylelikle,atalar kültürüne dayalı köklü bir Çin medeniyeti meydana getirmek istemiştir.Yetiştirdiği öğrencilerine de bunun gerekliliğini anlatmıştır.Onun ölümünden sonra öğrencileri ona bağlılıklarını sürdürmüş ve onun sözlerini kitap haline getirmişlerdir.Bu kitaplar Konfüçyüsçülüğün kutsal kitapları olmuştur.(Beş Klasik ve Dört Kitap)

Devamını Oku »

1. METALLERİN KOROZYONU

Metallerin hemen hemen hepsi doğada bileşik halinde bulunurlar. Bu bileşiklerden ilave malzeme, enerji, emek ve bilgi kullanmak suretiyle metal veya alaşım üretilir. Üretilen metal ve alaşımların ise tekrar kararlı durumları olan bileşik haline dönme eğilimleri yüksektir. Bu nedenle, metaller içinde bulundukları ortamın elemanları ile reaksiyona girerek önce iyonik duruma, sonra da ortamdaki başka elementlerle birleşerek bileşik haline dönmeye çalışırlar. Böylece, kimyasal değişime veya bozunuma uğrarlar. Sonuçta, metallerin fiziksel, kimyasal, mekanik ve elektriksel özelliklerinde istenmeyen bazı değişiklikler meydana gelir ve bu değişiklikler bazı zararlara yol açar. Hem metal malzemelerin bozunma reaksiyonuna, hem de bu reaksiyonun neden olduğu zarara korozyon adı verilir. Genel anlamda ise; ortamın kimyasal ve elektrokimyasal etkilerinden dolayı metalik malzemelerde meydana gelen hasara korozyon denir.

Devamını Oku »

Mekke’nin Fethi

Hudeybiye Anlaşmasından sonra Bekr kabilesi Kureyşle, Huzacı kabilesi Hz. Peygamberle (s.a.v.) anlaşma yapmıştı. öteden beri Hz. Peygambere (s.a.v.) yakınlık duyan Huzaalılar bir su başında uyurken Bekr kabilesinin baskınına uğradılar. öldürülen yaralanan insanlar vardı. Bir kısmı kaçtı, Medineye geldi, Rasulullah (s.a.v.) Efendimize durumu anlattı. Hatta kendilerine saldıranlar arasında Kureyş’ten insanların bulunduğunu haber verdi.

Devamını Oku »

HYPATIA VE YAŞAMI

Hypatia, güzelliğinin yanı sıra bilgeliğiyle de herkesin hayranlığını kazanmış olan tarihin bilinen ilk kadın matematikçisidir.İskenderiye’de doğmuştur.Bu muhteşem şehir içinde bulundurduğu museion, kütüphane, kiliseler, filozoflar, matematik ve tıp okullarıyla Hypatia’nın tinsel gereksinimlerini tümüyle karşılıyordu.Hypatia burada babası theon ile yaşıyordu.Şehrin önde gelen vatandaşlarından biriydi.Genel olarak halkın saygısını bazı çevrelerin ise düşmanlığını uyandırıyordu.

Devamını Oku »


Bedava İlan Verme