Ders Anlatım Eğitim Blogu,Öss,Sbs,Dersler

fizik, kimya, biyoloji, ingilizce, öss, sbs, öğretmenler

İMLA(YAZIM) Kuralları
I. Büyük Harflerin Kullanımı
a. Her cümleye büyük harfle başlanır.

• Elini uzatı. Benimle barışmak istedi.
b. İster cümle başında ister içinde bütün özel isimler büyük harfle yazılır.

• Dün, Yakup Kadri’nin “Yaban” adlı romanını aldım.

c. Kişi adından önce veya sonra gelen unvan adları da büyük harfle yazılır.
• Akşama Doktor Recep bizim hastayı göre-cekmiş.
• Buralarda Tilki Hüseyin’i gördünüz mü?
• Dolapları Mehmet Usta’ya yaptırdık.

d. Belirli bir özel adı sadece unvanıyla kullanmak istediğimizde unvan kelimesinin de ilk harfi büyük yazılır.

• Halk Cumhurbaşkanı’nı coşkuyla karşıladı.
e. “dağ, deniz, göl, nehir” kelimeleri özel isimle birlikte kullanılırsa büyük harfle başlayarak yazılır.
• Van Gölü’nde ulaşım neyle sağlanıyor?

f. Belirli bir günden bahsederken ay ve gün isimleri büyük harfle yazılır.
• 25 Nisan Pazar günü nikahımız var.

g. “dünya, güneş, ay” kelimeleri terim anlamlarında kullanıldıklarında özel ad oldukları için büyük harfle yazılır.
• İlkokulda öğrendiğiniz gibi Ay Dünya’nın, Dünya da Güneş’in çevresinde döner, (terim anlamı)
• Bu fani dünyada hiçbir idealim kalmadı.
• Okulu bitirmeme iki ay kaldı.

h. Yazı başlıkları, eser adları, Kitap, gazete, dergi isimleri büyük harfle yazılır. Eğer bu isimlerin arasında bağlaç varsa bağlaç küçük harfle yazılır.
• Vatan yahut Silistre
• Bilim ve Teknik
• Leyla ile Mecnun
• Savaş ve Barış
ı. Tarihî olay, çağ ve dönem adları büyük harfle başlar.
• Kurtuluş Savaşı, İlk Çağ, Cilâlı Taş Devri…
II. Kesme İşaretinin Kullanımı

a. Özel isimlerden sonra gelen çekim ekler kesme işaretiyle (‘) ayrılır.

• Adıyaman’a
• Başak’ı
• Güneydoğu’ya
• Anadolu’da
• Ali’yle
• Irak’a
• Sinekli Bakkal’mış
• Suna’ysa…

Özel adlara yapım eki geldiğinde bu ekler kes me işaretiyle ayrılmaz.
• Balıkesirli
• Mehmetsiz
• Atatürkçülük

b. Kısaltmalar ek aldıklarında bu ekler de kes me işaretiyle ayrılır. Ek, kısaltmanın son kelimes nin okunuşuna göre yazılır.
• DSİ’de (Devlet Su İşleri’nde)

III. -ler Çoğul Ekinin Yazımı
Özel isimlerin ardından gelen -ler eki kelime; bitişik yazılır.
• Bugün bize Nerminler gelecek.
• Savaşta İngilizlerle birlik oldular.

IV. “mi” Soru Edatının Yazımı
“mi” soru kelimesi her zaman sonuna geld kelimeden ayrı yazılır. İki görevi vardır:

a. Kullanıldığı cümleyi soru cümlesi hâline g<
rir.
• Arkadaşın Koray mıydı?
• Bütün soruları cevapladınız mı?
b. İki cümleyi zaman ve sonuç bakımından birbirine bağlar.
• Börek yaptı mı bizi de mutlaka çağırırdı.

V. “ki” Bağlacının Yazımı
“ki” bağlacı başlı başına bir kelimedir ve bu yüzden ayrı yazılır.
• Şarkıyı o kadar etkili söyledi ki gözlerimin yaşarmasını engelleyemedim.
• Öyle yalan söylemiş ki şimdi içinden çıkamıyor.
• Bebek o kadar sevimli ki…

VI. “-ki” Ekinin Yazımı
Daima eklendiği kelimeyle birleşik yazılır.
• Onun saçları seninkilerden daha koyu.
• Vitrindeki kıyafeti çok beğendim.
• Dünkü yarışmayı izlemedik.

VII. “de” Bağlacının Yazımı
Daima cümleden ayrı yazılır, “dahi”, “bile” anlamı katan bu bağlaç kelimeden kesme işaretiyle de ayrılmaz.
• Ayağın tökezlese de düşmeyeceksin.
• Biz de gelecek miyiz?
• Burada da bir huzursuzluk var.

VIII. Yardımcı Fiillerin (Eylemlerin) Yazımı
Türkçede isimlerle birlikte kullanılan yardımcı tüller vardır, et-, kıl-, ol-, eyle-, buyur- yardımcı fi-ileri sonuna geldiği isimlerin bazılarıyla birleşik, bazılarıyla ayrı yazılır. Bazı kullanımlarda ses düşmesi, ses türemesi, ünsüz yumuşaması gibi ses olayları gerçekleşiyorsa isimle yardımcı fiil birleşik yazılır. Eğer ses olaylarından hiçbiri gerçekleşmi-yorsa isimle yardımcı fiil ayrı yazılır.
• Teklifimizi kabul etmediler.
• Olayı öğrenince kahroldu.
• “de” bağlacını -de ekinden ayırmanın yolu cümleden o “de” yi çıkartmaktır. De’yi çıkarttığınızda anlam bozulmuyorsa bağlaç, anlam bozuluyorsa ektir.

• Sabreyle gönül.
• Onlara minnet etme.

IX. ikilemelerin Yazımı
İkilemeler, iki kelimeden oluşan, anlamı güçlendirmek için kullanılan ve ayrı yazılan kelime öbekleridir. İkilemelerin arasına kesinlikle virgül konulmaz.
• Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden.
• Nişan eş dost arasında yapıldı.
• Üzerinde eski püskü bir gömlek vardı.

X. Tarihlerin Yazımı
Tek basamaklı gün ve ay sayılarının başına “0” rakamı yazılabilir. Tarihler arasına, eğer rakamla yazılmışlarsa “.” işareti konur. Ay, ad olarak yazılmışsa tarihler arasına bir işaret konmaz.
• 15.04.2003 •06.12.1998
• 7 Mayıs 1997

İşçi Sendikası S, İşveren İ’ye ait işyerinde toplu sözleşme yapmak için gerekli yetki belgesini almış, toplu görüşmeyi başlatmıştır. Kendisine toplu görüşme çağrısı gelen işveren İ buna uymuş, ancak görüşmeler sırasında yapılan pazarlıklar 60.günün sonunda da sonuç vermemiştir. Bunun üzerine S işçi sendikası işverene derhal ertesi gün greve başlayacaklarını bildirmiştir.

Bu sırada işyerinde çalışan işçiler, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun henüz belirlediği asgari ücreti ve hükümeti protesto etmek amacıyla 3 gün boyunca işi bırakarak grev yapmaya karar vermişlerdir. Tüm bu olanlara çok sinirlenen işveren İ, işçi sendikası henüz harekete geçmeden “lokavt” kararı vermiş ve işyerini kapatmıştır.

SORULAR

1.      Grev ve Lokavt ne demektir? Yasal grevin ve yasal lokavtın unsurları nelerdir?

2.      S sendikasının almayı düşündüğü grev kararı sizce yasal mı? Değilse yasal olması için geçirilmesi gerekli yasal zorunluluk nedir?

3.      İşçilerin asgari ücret ve hükümeti protesto amacıyla yaptıkları eylemi nasıl değerlendiriyorsunuz?

4.      Yasa dışı greve giden işçiler hakkında yasayla getirilen yaptırım nedir?

5.      İşveren İ’nin aldığı lokavt kararı sizce yasal mı?

6.      Yasa dışı lokavt için öngörülen yaptırım hükmü nedir? Açıklayınız.

SORU 1 : Grev ve Lokavt ne demektir? Yasal grevin ve yasal lokavtın unsurları nelerdir?

Grevin Tanımı :

Grev sözcüğü dilimize Fransızca’dan gelmiştir. Dil Derneği’nin yayınladığı Türkçe sözlükteki anlamı ise bırakımıdır. Grev genel anlamda, “işçilerin işverene isteklerini kabul ettirmek ve ona bu yönde baskı yapmak için aralarında verdikleri karar doğrultusunda topluca işi bırakmalarıdır” şeklinde tanımlanabilir.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, grev işçilerin, işveren karşısında ekonomik hak ve menfaatlerini koruyabilmek için kullanabilecekleri en önemli araçtır. Barışçı yollar ile hakkını alamayan işçilerimiz, yasaların son çare olarak düzenlediği grev mekanizması sayesinde haklarını alabileceklerdir. 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununun 25. Maddesinde grev şu şekilde tanımlanmıştır.

“Madde 25 – İşçilerin, topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak  veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak  veyahut  bir  kuruluşun  aynı amaçla topluca çalışmamaları için verdiği karara uyarak işi bırakmalarına grev denilir. “

Bu tanım grevin genel bir tanımıdır. Ancak maddenin hemen devamında ;

“ Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde işçilerin  iktisadi ve sosyal durumlarıyla çalışma şartlarını korumak veya düzeltmek amacıyla bu Kanun  hükümlerine uygun olarak yapılan greve kanunî grev denilir. Kanunî  grev  için  aranan  şartlar gerçekleşmeden yapılan greve kanun dışı grev denilir. Siyasî amaçlı grev, genel grev ve dayanışma grevi kanun dışı grevdir.  İşyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnişler hakkında kanun dışı grevin müeyyideleri uygulanır. Devletin  ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, millî egemenliğe, Cumhuriyete, millî güvenliğe aykırı amaçla grev yapılamaz. “şeklinde tanımlanmıştır.

Lokavtın tanımı:

Lokavt sözcüğü dilimize İngilizce’den geçmiş bir sözcüktür. Lokavt , genel anlamı itibariyle, işyerinin veya işyerlerinin kapatılarak işçilerin işine son verilmesi demektir.

2822 sayılı Yasa’nın 26. Maddesi, lokavtı şöyle tanımlamaktadır:

“Madde 26 – İşyerinde faaliyetin tamamen durmasına sebep olacak tarzda, işveren  veya işveren vekili tarafından kendi teşebbüsü ile veya bir işveren kuruluşunun  verdiği  karara  uyarak işçilerin topluca işten uzaklaştırılmasına lokavt denilir. Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması ve işçi sendikası  tarafından  grev kararı alınması halinde bu Kanun hükümlerine uygun olarak yapılan lokavta kanunî lokavt denilir. Kanunî lokavt için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan lokavta kanun dışı lokavt denilir.  Siyasî  amaçlı lokavt, genel lokavt ve dayanışma lokavtı kanun dışı lokavttır. Devletin  ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, millî egemenliğe, Cumhuriyete, millî güvenliğe aykırı amaçla lokavt yapılamaz. “

1936 tarihli ve 3008 sayılı İş Kanunu, lokavt yasağı koymuştur. Ancak, aynı dönemde, karşıt iş mücadelesi aracı niteliğindeki grev de yasaktır. 1961 Anayasası’nın bu şekildeki düzenlemesinden, 275 sayılı Yasa’nın hazırlanması sırasında, lokavtın bir hak sayılmayacağı sonucunu çıkaranlar olmuştur. Ancak, Anayasa Mahkemesi, bu çeşit iddiaları yerinde bulmamış ve lokavtı Anayasa’ya aykırı görmemiştir.

1982 Anayasası’nın 54. maddesine göre ;

“Madde 54.- Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler.”

Bu hükümle grev, 1961 Anayasası’nda olduğu gibi 1982 Anayasası’nda da, temel sosyal hak olarak kabul edilmiştir. Ancak toplu iş mücadelesi olan grev konusunda 1982 Anayasası, 1961 Anayasası’na göre oldukça önemli farklılıklar getirmektedir.

Öncelikle, yeni Anayasal düzenlemeyle bu hakka, yalnızca çıkar uyuşmazlıklarında başvurulabilecektir. Şu halde, toplu iş sözleşmesinin yapılmasından sonra toplu iş sözleşmesinin uygulanması aşamasında, taraflar arasında uyuşmazlık çıktığında, işçiler greve gidemeyeceklerdir.

1982 Anayasası’nda, 1961 Anayasası’ndan değişik olarak “lokavt” deyiminin kullanılmasına karşılık “lokavt hakkı” denilmemiş olması nedeni ile, bu  Anayasası’nın grev ve lokavtı eşit değerde görmediği açıkça söylenebilir.

Diğer taraftan, 1982 Anayasası grev hakkını ve lokavtı düzenlerken grev hakkının ve lokavtın sınırlarını, grev hakkı ile lokavta getirilen yasakları da göstermiştir. 54. maddeye göre; “Grev hakkı ve lokavt iyi niyet kurallarına aykırı tarzda, toplum zararına ve milli serveti tahrip edecek şekilde kullanılamaz. ”. Grev gibi temel sosyal bir hakkın kapsamının soyut ilkelerle sınırlanmasının ileride uygulamada sorunlar yaratacağı söylenebilir. 54. maddedeki düzenlemeye koşut olarak getirilen 2822 sayılı Yasa hükümleri de bu konuda açıklık getirmemiş, soyut kavramlara içerik kazandırmamış; yalnızca Anayasa’nın düzenlenmesi yinelenmiştir. Bu durumda, görev yargı organlarına düşmektedir.

Yine 1982 Anayasası, 1961 Anayasası’ndan farklı olarak, yasak grev ve lokavt türlerini teker teker belirtmiştir. Buna göre, “Siyasi amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz.” Öte yandan, 54. maddenin 3 ve 4. fıkralarına göre, grevin ve lokavtın yasaklanabileceği haller ve işyerleri, yasayla düzenlenir. Grev ve lokavtın yasaklandığı hallerde veya ertelendiği durumlarda ertelemenin sonunda, uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulunca çözümlenecektir denilmektedir. Böylece, 1982 Anayasası ile devletin greve ve lokavta müdahalesine açıkça olanak tanınmıştır. Hatta bununla da kalınmamış, ertelemelerde ve yasaklamalarda zorunlu tahkim sistemi getirilmiştir.

1982 Anayasası, grev hakkını düzenlerken yepyeni bir sorumluluk ilkesi de öngörmüştür. Hukuk sistemi içinde şimdiye kadar yeri olmayan yeni Anayasa’nın getirdiği kendine özgü bu sorumluluğa göre, “Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu, grev uygulanan işyerinde sebep oldukları maddi zarardan sendika sorumludur. ”

Grev konusunda 1982 Anayasası’nın öngördüğü bir başka düzenleme ise, greve katılmayan işçilerin çalışma özgürlükleri ile ilgilidir. Yasa düzeyinde çok daha ayrıntılı bir biçimde düzenlenebilecek olan bu konuda Anayasa’nın getirdiği hüküm şöyledir: ”Greve katılmayanların işyerinde çalışmaları, greve katılanlar tarafından hiçbir şekilde engellenemez.”

Yasal Grevin Unsurları

a. Çıkar Grevi

Yasaya göre grev, toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde yapılırsa yasal olacaktır. Böylece, grev 2822 sayılı Yasa’ya göre, yalnızca çıkar uyuşmazlıklarında söz konusu olacaktır. Bu düzenleme Anayasa’nın 54. maddesi ile uygunluk içerisindedir. Toplu iş sözleşmesinin uygulanması aşamasında, taraflar arasında uyuşmazlık çıkarsa, işçiler grev haklarını kullanamayacakları, bu durumlarda Yasa’nın 60 ve 61.maddelerine göre yargı organına başvuracaklardır.

Yorum davası:

Madde  60  – Uygulanmakta olan bir toplu iş sözleşmesinin yorumundan doğan uyuşmazlıkta  sözleşmenin taraflarından her biri 15 inci maddeye göre yetkili iş mahkemesinde  yoruma  ilişkin  bir tespit davası açabilir. Mahkeme en geç iki ay içinde  kararını verir. Kararın temyiz edilmesi halinde Yargıtayın ilgili dairesi,  bozma  söz konusu  olan  hallerde işin esasına ilişkin kesin kararını iki ay içinde verir.

Kesinleşen  yorum kararına uymayan taraf hakkında 80 inci madde hükmü uygulanır.  Kişilerin, yorum kararına uyulmamasından doğan tazminat hakları saklıdır.

Eda davası:

Madde  61 – Toplu iş sözleşmesine dayanan eda davalarında ifaya mahkûm  edilen  taraf, temerrüt tarihinden itibaren, bankalarca uygulanan en yüksek işletme kredisi faizi üzerinden temerrüt faizi ödemeye de mahkûm  edilir.

Aynî  taahhüdünü  yerine  getirmeyen veya eksik yerine getiren taraf derhal ifaya mahkûm  edilir. Tarafların tazminat hakları saklıdır. “

Hak ve Çıkar Uyuşmazlıkları : Bu ayrımın esası uyuşmazlığın niteliğine ve konusuna dayanmaktadır.

Hak Uyuşmazlığı; işçi ile işveren arasındaki iş ilişkilerinin dayanağını oluşturan mevzuat, toplu iş sözleşmesi ve hizmet akdi hükümleri ile taraflara sağlanan haklara ilişkin olarak, taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklardır. Örnek olarak, işverenin hizmet akdini feshettiği işçiye kanunda belirtilenden az miktarda kıdem tazminatı ödediği veya toplu sözleşmede kararlaştırılan normal ücretinin %75’i tutarındaki fazla çalışma ücreti yerine %50 tutarında fazla çalışma ücreti ödediği veya akdinde kabul edilen yılda 2 aylık tutarındaki ikramiyeyi vermediği iddiası ile çıkarılan uyuşmazlıklar gösterilebilir. Aynı şekilde, işçinin işverene karşı yapmakla yükümlü olduğu edimi yerine getirmediği veya bir makineye zarar verdiği gibi bir iddia üzerine işçi ile işveren arasında çıkan uyuşmazlıklar da hak uyuşmazlıklarını oluştururlar.

Menfaat (çıkar) uyuşmazlıkları ise mevcut bir hakkın değiştirilmesi ya da yeni bir hakkın meydana getirilmesi amacıyla çıkarılan uyuşmazlıklardır. Bunlara örnek olarak ücretlere zam yapılması, yıllık ücretli izin ücretlerinin arttırılması, çalışma sürelerinin azaltılması talepleri üzerine çıkan uyuşmazlıklar gösterilebilir. Anayasa’da grev ve lokavta toplu menfaat uyuşmazlıklarında gidilebileceği öngörülmüş, 2822 sayılı kanunda da bu konuda ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir. Kanunda toplu hak uyuşmazlıklarında mahkemeye başvurma usul ve esasları da gösterilmiştir.

b. Mesleki Amaç

25. maddeye göre, grevin, işçilerin ekonomik ve sosyal durumlarıyla çalışma koşullarını korumak ve düzeltmek amacıyla yapılması gerekir. Oysa, 275 sayılı Yasa’ya göre, grevin işçilerin işverenlerle olan ilişkilerinde ekonomik durumlarını korumak için yapılması yeterli idi. Demek ki, 2822 sayılı Yasa’da 275 sayılı yasadan farklı olarak, “çalışma koşulları” da amaç içine alınmıştır.

2822 sayılı Yasa, mesleki amaç öğesini salt yasal grevler için koşul olarak öne sürmüştür. Bu anlamda, işçilerin ekonomik ve sosyal durumlarıyla çalışma koşullarını korumak ve düzeltmek amacı dışında, 25. maddenin 1.fıkrası kapsamına giren eylemler de grev olarak nitelendirilecektir. Öyleyse, mesleki amaç dışında yapılan politik grevler, dayanışma grevleri, genel grev, 2822 sayılı Yasa uyarınca grev sayılacaktır. Ancak, bu eylemler yasanın 25. maddenin 3.fıkrası gereğince yasadışı grev sayıldığından, bunlara yasanın yasadışı grev hükümleri uygulanacaktır.

Çıkar Grevi : Herhangi bir çıkar uyuşmazlığı sonucunda ortaya çıkan grev çıkar grevidir.

Siyasal Grev : Belli bir siyasal otoritenin kararı veya eylemini etkilemeye, herhangi bir kararı almasını veya almamasını veya herhangi bir eylemde bulunmasını veya bulunmamasını sağlamaya yönelik greve denir. Günümüzde işçilerin tanımıyla “mezarda emekliliğe hayır” eylemlerini salt emeklilik yaşının yükseltilmesine karşı gösterileri örnek verebiliriz.

Ekonomik Grev : Grevci işçileri çalıştıran işvereni veya işveren topluluğunu doğrudan doğruya çalışma konularında etkilemeye yönelik greve Ekonomik Grev denir.

Genel Grev : Ülke ekonomisini bir bütün olarak etkileyebilecek kapsama ve öneme sahip greve Genel Grev denir.

Dayanışma Grevi veya Sempati Grevi : Bir işçi topluluğunun kendilerini çalıştıran işverenle aralarında doğrudan doğruya bir uyuşmazlık bulunmamasına karşın, başka bir işveren tarafından çalıştırılan işçilerin yürüttükleri grev eylemine destek olmak amacıyla başlattıkları greve, dayanışma grevi veya sempati grevi denir.

İşi Yavaşlatma : Bu tür grevlerde, işin özelliğine göre değişen yöntemlerle verimliliğin düşürülmesi, çalışmaya ilişkin kuralların çiğnenmeden veya göreve ilişkin kurallar sonuna değin uygulanmak suretiyle yapılır. Tam bir grev değil, benzeri bir uygulamadır.

c. Yasa Hükümlerine Uygunluk

25. maddeye göre grevin yasal grev olabilmesi için aranan önemli bir diğer koşul, yasada belirtilen yöntem ve biçimlere uygun olarak yapılmasıdır. Yasanın öngördüğü yöntem ve biçim koşullarına uygun olarak yapılmayan grevler mesleki amaçla yapılmış olsalar bile yasadışı grev sayılırlar.

d. Yetkili Sendikanın Karar Vermiş Olması

Herhangi bir işçi topluluğunun, herhangi bir sendikanın verdiği karara dayalı olarak ilan edilen her grevin yasal grev sayılması mümkün değildir. 2822 sayılı Yasanın 27. maddesine göre yasal grevin koşullarından biri de grev kararının, toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkili sendika tarafından alınmış olmasıdır.

Bireysel temel hak olarak işçilere tanınan grev hakkı, içerdiği kollektif nitelik gereği ya işçilerin aralarında anlaşmalarıyla ya da işçi örgütünün kararıyla, yani kollektif karar sonucu uygulanabilecektir. Greve karar vermede doğrudan işçilerin mi yoksa işçi kuruluşlarının mı hak sahibi olduğu konusunda, ülke mevzuatları farklılıklar göstermektedir. Bu konuda, ülkeler, üç yol geliştirmiştir. Bunlar serbestlik, işyerindeki işçilerin oyuna başvurma ve grev kararını sendika tekeline bırakma sistemleridir.

Serbestlik sisteminin uygulandığı Fransa, İtalya, Lüksemburg gibi ülkelerde greve karar verme sendikaların tekelinde değildir. Greve sendika kararı olmaksızın gidilebileceği gibi, ayrıca bunun için grev oylamasına başvurmaya da gerek yoktur. Sendikalar ve sendikalı işçiler dışında, sendikasız işçiler de grev kararı verebilirler.

İkinci sistem grev kararı için işçilerin oyuna başvurulması gereken sistemdir. Meksika’da ve Almanya’da benimsenen sistem budur. Bu ülkelerdeki uygulamaya göre; işçi, greve oylamayla karar verecektir. Alman uygulamasına göre, işçi grev oylamasına tüzükle öngörülmüşse başvurulabilecektir.

Son sistemde ise, yasa koyucular, grev kararı verme konusunda işçi örgütlerinin hak sahibi olduğunu benimsemişlerdir. Başka bir deyişle, grev kararı, işçi kuruluşunun tekeline bırakılmıştır. Norveç ve Danimarka’nın yanı sıra, ülkemizde gerek 275 sayılı Yasa’da ve gerekse de 2822 sayılı Yasa’da bu sistem benimsenmiştir.

1982 Anayasası’nın 54. maddesi “Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler.” Demektedir. Buna göre, 1982 Anayasası, “işçileri” grev hakkı sahibi saymaktadır. 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasası’nın grevi tanımlayan 25. maddesi de aynı yolda düzenleme yapmış, grevden söz edebilmek için işi bırakanların işçi olmaları gerekebileceği belirtilmiştir.

Grev kararını, işçilerin örgütleri alabileceğine göre o zaman kimlerin işçi sayılabileceğinin belirlemesi büyük önem taşır. Bu konuda, 2822 sayılı Yasa’da açıklık yoktur. Buna karşılık, 4857 sayılı İş Yasası m. 2 ile, 2821 sayılı Sendikalar Yasası m.2/1’de, birbirinden farklı işçi tanımlarına rastlanır.

2821 sayılı Sendikalar Yasası :

“Madde 2 – İşçi: Hizmet akdine dayanarak çalışanlara denilir. “

4857 sayılı İş Yasası:

“Madde 2. – Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi denir. “

2822 sayılı Yasası’nın 25.maddesi anlamında, işçi niteliği 2821 sayılı Sendikalar Yasası’nın 2. Maddesi göz önünde tutularak saptanmalıdır. Başka bir deyişler, “hizmet sözleşmesi”ne göre çalışmayı meslek edinmiş kimselerin işi bırakmaları ile grevin ilk unsuru gerçekleşmiş olur. Hizmet sözleşmesine dayanarak çalışan işçinin işyerinin İş Yasasına bağlı olup olmamasının bir önemi yoktur.

İşçi niteliği olmayanların işi bırakmalarında, grev söz konusu değildir. Öyleyse, memurla, serbest meslek sahibi olanlar, zorunlu çalışmaya tabi tutulan mahkumlar, çıraklar, 2822 sayılı Yasa anlamında işçi sayılmadıklarından, greve gidemeyeceklerdir. Yine TİSGLK.m.62/2 uyarınca işyerinde işveren vekili durumunda olan ve temsilci sıfatı ile toplu iş sözleşmesinde veya toplu görüşmede taraf olarak hareket eden kimseler, bu yasanın uygulanması bakımından “işveren” sayılacaklarından, bunlar için de grev söz konusu değildir.

Ayrıca, Sendikalar Yasası’nın “Bu Kanun bakımından araç sahibi hariç nakliye mukavelesine göre esas itibariyle bedeni hizmet tarzı suretiyle çalışmayı veya neşir mukavelesine göre eserini naşire terk etmeyi meslek edinmiş bulunanlar ve adi şirket mukavelesine göre ortaklık payı olarak esas itibariyle fiziki veya fikri emek arzı suretiyle -bu mukavelenin aynı durumdaki herkese fiilen açık olması kaydıyla- bir işyerinde çalışanlar da işçi sayılırlar. ” denilmesine karşın, hizmet sözleşmesine dayanarak çalışmadıklarından, bunların topluca işi bırakmaları da grev olarak nitelendirilemez.

Öte yandan, memura grev yasağı, hukukumuzdaki kimi yasalarda, kesinlikle vurgulanmıştır. Örneğin; 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 27. maddesine göre, “Devlet memurlarının greve karar vermeleri, grev tertiplemeleri, ilan etmeleri, bu yolda propaganda yapmaları grev veya grev teşebbüsüne katılmaları, grevi desteklemeleri veya teşvik etmeleri” yasaklanmıştır. Bunun yanı sıra, Ceza yasası md. 236 uyarınca kamu hizmetlilerinin işten çekilmeleri durumunda bunlara cezai yaptırım uygulanır.

Ayrıca, 1982 Anayasası’nın 54. maddesinin 8.fıkrasına göre, dayanışma grevi yapılamaz. bu anayasaya uygun olarak hazırlanmış 2822 sayılı Yasa’ya göre, işçilerin kendi işverenleri dışında başka işverenlere karşı iş uyuşmazlığı çıkarabilmeleri, yasal planda söz konusu değildir.

İşçilerin kendi çalıştıklarından başka bir işyeri, işletme ya da iş kolundaki uyuşmazlığın, bu uyuşmazlığa taraf olan işçiler lehine sonuçlanmasını sağlamak için yaptıkları destekleme niteliğindeki greve sempati (dayanışma) grevi denir.

Daha geniş anlamda alınırsa, aynı işyeri veya işletmedeki iş uyuşmazlıklarında, işçilerin birbirlerini desteklemek amacı ile yaptıkları grev, dayanışma amaçlı greve uygulamadan verilecek ilk örnektir. Arkadaşları keyfi olarak işten çıkarıldığı için, onların yeniden işe alınmalarını sağlamak amacıyla öteki işçilerin yaptıkları grev bu türdendir.

Yine, aynı iş ve işkolunda, ama farklı işyerlerinde çalışan işçilerin birbirlerini desteklemek amacıyla yaptıkları grevler de bir başka dayanışma grevi türünü oluşturur. Öte yandan, uygulama ve öğretide, kendi meslekleri, işkolları ya da çalıştıkları işyerleri dışındaki işçilerin yaptıkları grevi desteklemek amacıyla diğer işçilerin yaptıkları grevler de dayanışma grevi olarak nitelendirilir.

Dayanışma grevinin yasallığı çeşitli tartışmalara neden olmuştur. Özellikle işçi ve sendika çevreleri dayanışma grevine sıcak bakmaktadır. İşçi sendikalarına göre, çeşitli meslek ve sanatlarda uygulanan ücretler ve çalıma koşulları, birbirleriyle iç içedir. Belirli bir iş kolunda çalışan işçiler, işverenleri karşısında özellikle ücret konusunda yenilgiye uğrar ve bu da ücretlerin düşüklüğüne yol açarsa, öteki işkollarındaki işçiler, bu durumdan doğal olarak etkileneceklerdir. İşçiler, uyuşmazlığın söz konusu olduğu işkollarına bağımlı öteki işkollarındaki işçilerle dayanışma içine girerek, başkalarının haklarını savunurken, kendi çıkarları için de mücadele etmiş olacaktır.

Dayanışma grevine karşı olanlara göre, grev işçilerin kabul edemeyecekleri çalışma koşullarına gösterdikleri bir tepkidir. İşçiler kendilerine uygulanan çalışma koşullarından memnunlarsa, başka mesleklerde veya faaliyet alanlarında çalışan işçilere uygulanan çalışma onları ilgilendirmemelidir. Aksine bir durum, iş durdurmalarının genişlemesine yol açar ki, grevle amaçlanan da herhalde bu olmamalıdır.

Türk hukukunda, dayanışma grevi öteden beri yasaktır. 275 sayılı Yasa gibi 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu da, grev hakkını işçilerin kendi işverenleriyle belirli bir çerçevede çıkan iş uyuşmazlıklarıyla sınırlamıştır.

e. İşi bırakma

TİSGLK. M.25/1 anlamında grevin bir başka önemli unsuru da, işçilerin işi bırakmalarıdır. Yasaya göre işi bırakmaksızın işi yavaşlatmaya ve verimi düşürmeye yasa dışı grevin yaptırımları uygulanacaktır.

Yasanın öngördüğü çeşitli aşamalardan geçilmiş, istenilen koşullar yerine getirilmişse, işi bırakma süresine bakılmaksızın yapılan eylem grev sayılacaktır. Koşulları gerçekleştirilerek başlatılan yasal greve tüm işçilerin katılması zorunlu değildir ve birden çok işçinin katılması ile de o işyerinde grev oluşur. İşçilerin ortaklaşa eylemi, o işyerinde veya iş kolunda faaliyetin durmasına, işin önemli ölçüde aksamasına neden olmuşsa eylem grevdir. Bunun dışında greve katılan işçilerin sayısının o iş yerinde faaliyeti durduracak ya da önemli ölçüde azaltacak çoğunlukta olmasının önemi yoktur. Gerçekten teknik gelişmeler, çok az sayıda işçinin, işin tümüyle durmasına ya da önemli ölçüde aksamasına yol açacak kilit bir yerde çalışmasına olanak vermektedir.

f. Grev kararının tebliğ ve ilanı

2822 sayılı Yasa’nın 28.maddesi uyarınca, grev kararı, karar tarihinden  itibaren  altı  işgünü içinde karşı tarafa tebliğ edilmek üzere notere ve kararın  birer  örneği görevli makama tevdi edilir. Buradaki süre, notere verilme süresi olmalıdır. Noter olağan yollardan bunu karşı tarafa tebliğ edecektir. Burada artık bir süre söz konusu değildir. Karar alan tarafın yükümlülüğü, grev kararını aldıktan sonra bu kararı yine altı işgünlük süre içinde karşı tarafa tebliğ etmek üzere notere vermekle bitecektir.

Grev kararı alan sendika, kararı aldıktan sonra bu kararın bir örneğini de görevli makama verecektir. Bu süre içinde grev kararı görevli makama tevdi edilmezse, 2822 sayılı Yasa uyarınca kararı tevdi etmeyen taraf para cezasına çarptırılacaktır. (m.80)

Madde 80 – 28 inci madde ile 51 inci maddenin birinci fıkrası, 54 üncü maddenin  ikinci  fıkrası,  59 uncu maddenin üçüncü fıkrası ve 63 üncü maddede sözü edilen  ilân,  bildirme ve  bilgi  verme yükümlülüklerini yerine getirmeyenlere yirmi bin liradan altmış bin liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur. “

Notere grev kararını karadan itibaren altı işgünü içinde tevdi etmeyen tarafın grev hakkı düşer. Yapılan grev artık, yasa dışı grevdir. Ancak bu durumda yetki belgesinin düşüp düşmeyeceği konusunda, yasada açıklık yoktur.

İlan : Grev kararının işyeri veya işyerlerinde grev kararı alınınca derhal ilan edilmesi, 28.maddede yer alan emredici bir hükümdür. Burada “derhal”den kasıt, kararın alınması ile başlayan bir süre içinde grevin notere ve gerekli makama tevdi süresidir. İlan yapılmadan yapılan grev yasa dışıdır. İlanın ne türde olacağı yasada belirtilmemişse de ilan yazılı olmalıdır. yazılı dışında örneğin ses aygıtlarıyla yapılan ilanlar geçersiz olmalıdır.

g. Grev yasağı ya da kısıtlamasının bulunmaması

Grevin yasal grev sayılabilmesi için 2822 sayılı Yasa’da öngörülmüş bir grev yasağının veya kısıtlamasının bulunmamasıdır. Grev yasağının olduğu işler ile grev yasağının bulunduğu yerler ve geçici grev yasakları, 29-31. Maddelerde ayrıntılı olarak sayılmıştır.

Yasağın bulunduğu işler:

Madde 29 – Aşağıdaki işlerde grev ve lokavt yapılamaz:

1. Can ve mal kurtarma işlerinde,

2. Cenaze ve tekfin işlerinde,

3.(Değişik: 27/5/1988 – 3451/5. md.) Su, elektrik, havagazı, termik santralleriniı  besleyen linyit üretimi, tabii gaz ve petrol sondajı, üretimi, tasfiyesi, dağıtımı, üretimi nafta veya tabii gazdan başlayan petrokimya işlerinde,

4. Banka ve noterlik hizmetlerinde,

5. (Değişik: 27/5/1988 – 3451/5.md.) Kamu kuruluşlarınca yürütülen itfaiye, şehir içi  deniz,  kara ve demiryolu ve diğer raylı toplu yolcu ulaştırma hizmetlerinde. “

Yasağın bulunduğu yerler:

Madde 30 – Aşağıdaki işyerlerinde grev ve lokavt yapılamaz:

1- İlaç imâl eden işyerleri hariç olmak üzere, aşı ve serum imâl eden müesseselerle, hastane, klinik, sanatoryum, prevantoryum, dispanser ve eczane gibi sağlıkla ilgili işyerlerinde,

2. Eğitim ve öğretim kurumlarında, çocuk bakım yerlerinde ve huzurevlerinde,

3. Mezarlıklarda,

4. Millî Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca doğrudan işletilen işyerlerinde. “

Geçici yasaklar:

Madde  31  – Savaş halinde, genel veya kısmî seferberlik süresince grev ve lokavt  yapılamaz.  Yangın, su baskını, toprak veya çığ kayması veya depremlerin sebebiyet  verdiği ve genel hayatı felce uğratan felaket hallerinde Bakanlar Kurulu, bu  hallerin vuku bulduğu yerlere inhisar etmek ve bu hallerin devamı süresince  yürürlükte kalmak üzere, gerekli gördüğü işyerleri veya işkollarında grev ve lokavtın  yasak  edildiğine dair karar alabilir. Yasağın kaldırılması da aynı usule tabidir.

(İkinci fıkra mülga: 27/5/1988 – 3451/11. md.)

Başladığı  yolculuğu yurt içindeki varış mahallerinde bitirmemiş deniz, hava ve kara ulaştırma araçlarında, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde grev ve lokavt yapılamaz. “

Yasaklarda Yüksek Hakem Kuruluna başvurma:

Madde 32 – (Birinci fıkra mülga: 27/5/1988 – 3451/11. md.)

Grev  ve lokavtın yasak olduğu işler ile yerlerdeki uyuşmazlıklarda, taraflardan  biri  23 üncü maddede belirtilen tutanağın alınmasından veya geçici grev ve lokavt  yasağının  altı ayı doldurmasından itibaren altı işgünü içinde Yüksek Hakem Kuruluna başvurabilir. “

Yasal Lokavtın Unsurları

a. Çıkar lokavtının yapılması

2822 sayılı Yasa’da greve koşut olarak yapılan düzenleme sonucu, hak uyuşmazlıklarından doğan lokavtlara yer verilmemiştir. Buna göre, lokavta yalnızca çıkar uyuşmazlıklarında başvurulacaktır.

b. İşçi sendikası tarafından grev kararının alınmış olması

Yasa, lokavtın yapılmasını grev hakkından farklı olarak, ayrıca “işçi sendikası tarafından grev kararı alınması” koşuluna bağlamıştır. Yasa lokavtın yapılmasını, grev kararının uygulanması değil, alınması koşuluna bağlamıştır. Oysa karar alınmış olan her grev uygulanmayabilir veya uygulanması fiilen veya hukuken olanaksız olabilir. Bu durumda, işveren ilgili işyerinde veya işyerlerinde uygulanmakta olan bir grev bulunmamasına karşın, lokavta başvurabilecek, yani saldırı lokavtı başlatabilecektir. Lokavt, grev hakkının kullanılmasına karşı yapılan savunma lokavtı ve işverenlerin kendi istek ve koşullarını benimsetmek için yaptıkları saldırı lokavtı olarak, ikiye ayrılır. TİSGLK m.26 lokavt yapabilme olanağını işçi sendikasının grev kararı almasına bağlı kıldığından, bu hükümle saldırı lokavtını yasaklamıştır. Şu halde, grev kararı alınmadan yapılan bir lokavt yasa dışı olacaktır. Ayrıca, yasaya göre “Grevin uygulanmasına son verilmesi lokavtın kaldırılmasını gerektirmez.”

c. Yasaya uygunluk

Yasanın 27.maddesine göre, lokavt kararını, işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren alabilir. Gerek işveren sendikasının ve gerekse işveren sendikası üyesi olmayan işverenin, uyuşmazlıkta taraf olması gerekir.

Lokavt kararı, işçi sendikasının almış olduğu grev kararının işveren sendikası veya işveren sendikası üyesi olmayan işverene bildirilmesinden itibaren altı işgünü içinde alınabilir.

Lokavt kararını alan işveren veya işveren sendikası, bu kararını, karar tarihinden itibaren altı işgünü içinde işçi sendikasına tebliğ etmek üzere notere ve bir nüshasını da görevli makama vermek ve ayrıca işyeri (ya da işyerlerinde) ilan etmek zorundadır. (TİSGLK m.28)

Lokavt kararının yasal olabilmesi için, bu kararın, işçi sendikasına tebliğinden itibaren altmış gün içinde ve işçi sendikasına noter aracılığı ile altı işgünü önce bildirecek tarihte uygulamaya konulması gerekir. Karşı tarafa tebliğ edilmek üzere, süresi içinde noter ve görevli makama tevdi edilmeyen lokavt kararı uygulanmaz. Lokavt kararı, altmış günlük süre içinde, herhangi bir işgünü uygulamaya konulabilir, yeter ki, en az altı işgünü önceden işçi sendikasına bildirilmiş tarihte uygulama başlamış olsun. Bildirilen günde başlamayan lokavt hakkı düşer.

Lokavtın yasal nitelik taşıyabilmesi için, lokavt yasağı bulunmamalıdır. Anayasa’nın 54. maddesinin 4. fıkrası, grev ve lokavtın yasaklanabileceği ve ertelenebileceği işlerin ve yerlerin yasayla düzenleneceğini belirtmiştir. 2822 sayılı Yasa’da 29,30,31,32,33 ve 34. maddelerinde bu konuyu düzenlemiştir.

d. İşçilerin Topluca İşten Uzaklaştırılması

Yasa lokavtın tanımında “İşçilerin topluca işten uzaklaştırılması” koşuluna yer vermiştir. Dolayısıyla işyerinin faaliyetinin aksamamasına veya kısmen aksamasına neden olacak biçimde işçilerin ancak bir bölümünün işten uzaklaştırılmaları, lokavt tanımına uymamaktadır.

e. İş hukukuna ilişkin amaç

Yasal lokavtın bir başka unsuru da, iş hukukuna ilişkin bir amaç izlemesi yani “mesleki amaç” taşımasıdır. Yasada mesleki amaç, “toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması ve işçi sendikası tarafından grev kararı alınması halinde.. yapılan lokavt” ifadeleriyle ancak dolaylı biçimde belirtilmiştir. Oysa, 275 sayılı önceki Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasası, 18.maddesinde “iş şartlarında veya bunların tatbik tarz ve usullerinde değişiklik yapmak ve yeni iş şartları kabul ettirmek veya mevcut iş şartlarını korumak amacı” sözleriyle lokavtta mesleki amaç unsurunu açık bir şekilde aramaktaydı. Buna göre, bir lokavt mesleki amaç taşıyorsa yasaldır. Yaksa lokavt politik amaç güttüğünde veya destekleme amaçlı yapıldığında yasal olmayacaktır. Kaldı ki, TİSGLK. M.26/3’de, ayrıca “siyasal amaçlı lokavt, genel lokavt ve dayanışma lokavtının kanun dışı olduğu” da benimsenmiştir.

SORU 2 : S sendikasının almayı düşündüğü grev kararı sizce yasal mı? Değilse yasal olması için geçirilmesi gerekli yasal zorunluluk nedir?

S sendikasının almayı düşündüğü grev kararı yasal değildir. Çünkü 2822 sayılı Yasa’nın 25. maddesine göre grevin yasal grev olabilmesi için yasada belirtilen yöntem ve biçimlere uygun olarak yapılması gerekmektedir. S işçi sendikasının, İşveren İ’ye derhal ertesi gün greve başlayacaklarını bildirmesi bu yasal zorunlulukları yerine getirmeden gerçekleştiği için düşünülen grev kararını kanuni olmaktan çıkarmaktadır. S işçi sendikasının bu kararı almadan önce geçmesi gereken yasal zorunluluklar 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun 27. Maddesinde açıkça belirtilmiştir.

Kanuni grev ve kanuni lokavt kararı:

Madde 27 – Bir veya birden çok işyerinde veya bir işletmede, bu yerlere ilişkin 21 inci maddedeki uyuşmazlığın çözülemediğini 23 üncü madde uyarınca belirten tutanağın tebliğinden itibaren altı işgünü geçmeden grev kararı alınamaz. Birinci fıkrada öngörülen sürenin geçmesinden sonra kanuni grev kararı altı işgünü içinde uyuşmazlığın tarafı işçi sendikasınca alınabilir. Bu süre içinde grev kararı alınmazsa veya grev yasaklarında Yüksek Hakem Kuruluna başvurulmazsa yetki belgesinin hükmü kalmaz. Uyuşmazlığın tarafı olan işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren, işçi sendikasının almış olduğu grev kararının kendisine tebliğinden itibaren altı işgünü içinde lokavt kararı alabilir. Grev kararı uyuşmazlığın kapsamındaki işyerlerinin bir kısmı için alınmış olsa dahi lokavt kararı o uyuşmazlığın kapsamındaki başka işyerleri için de alınabilir. “

Madde 28 – 27 nci madde uyarınca alınan grev ve lokavt kararları, karar tarihinden  itibaren  altı  işgünü içinde karşı tarafa tebliğ edilmek üzere notere ve kararın  birer  örneği görevli makama tevdi edilir. Grev ve lokavt kararı işyerinde veya işyerlerinde kararı alan tarafça derhal ilân edilir. “

Uyuşmazlığın anlaşma yoluyla çözümü konusunda barışçıl yolların denenmiş olması

Yasaya göre uyuşmazlıklarda greve karar verebilmek için barışçı yolların denenmiş olması gerekir. Bunun için de, toplu görüşme ve arabuluculuk aşamaları aşılmalıdır. Greve başvurmadan önce tarafların uyuşmazlığı barışçı yollardan geçirme zorunluluğu, başka ülkelerin mevzuatında da kabul edilmiştir.

Uyuşmazlığın tespiti:

Madde 21 – (Değişik birinci fıkra: 3/6/1986 – 3299/6 md.) Toplu görüşme için tespit  edilen yer, gün ve saatte taraflardan biri toplantıya gelmezse veya toplantıya  geldiği  halde  görüşmeye başlamazsa ya da toplu görüşmeye başlandıktan sonra  taraflardan biri toplantıya devam etmezse, toplantıya gelen taraf, durumu görevli makama altı iş günü içerisinde yazı ile bildirir.

Toplu  görüşmenin başlamasından itibaren altmış gün içinde taraflar anlaşamadıklarını  bir  tutanak ile tespit ederlerse veya toplu görüşmenin başlamasından  itibaren altmışıncı günün sonunda anlaşmaya varamamışlarsa, taraflardan biri durumu görevli makama yazıyla bildirir.

Arabuluculuk

Madde 22 – (Değişik: 3/6/1986 – 3299/7 md.)

(Ek: 27/5/1988 – 3451/4. md.) 21 inci maddenin birinci fıkrasına göre düzenlenen  yazıyı alan makam, yazıyı düzenleyen tarafın talebini göz önüne alarak otuz veya  altmış  günün geçmesini beklemeksizin aşağıdaki hükümler uyarınca arabuluculuk işlemlerini başlatır.

Toplu  görüşmenin başladığı tarihten itibaren otuz gün geçmesine rağmen anlaşma  sağlanamamışsa, taraflardan her biri görüşmelere 59 uncu maddeye göre düzenlenen  Resmî listeden bir arabulucunun katılmasını görevli makamdan isteyebilir.  Başvuruyu  alan görevli makam arabulucu tayini için tarafları altı iş günü içinde  toplantıya  çağırır. Taraflardan biri bu toplantıya katılmazsa veya toplantıda  arabulucu tayini hususunda aralarında anlaşma sağlanamazsa, görevli makam,  Resmî listeden bir arabulucuyu taraflardan en az birinin huzurunda ad çekmek  suretiyle tespit eder. Arabulucu tayini yoluna gidilmiş ve anlaşma sağlanamamışsa, uyuşmazlığın  tespiti bakımından altmış günlük sürenin geçmesi beklenilmez  ve  ayrıca Resmî arabulucu tayin edilmez. Bu takdirde arabulucunun düzenleyip  görevli makama tevdi edeceği tutanak, 23 üncü maddede belirtilen Resmî arabulucu tutanağı mahiyetindedir.

Birinci fıkraya göre arabulucu tayini yoluna gidilmemiş ve toplu görüşmenin başladığı  tarihten itibaren altmış gün geçmesine rağmen anlaşma sağlanamamışsa, görevli  makam  başvuru  üzerine  veya re’sen altı işgünü içinde 15 inci maddede öngörülen  mahkemeye başvurmak suretiyle Resmî listeden bir arabulucunun tayinini talep eder.

Resmî arabulucunun görevi mahkemece kendisine yapılacak duyurudan itibaren başlar.

27. maddede sözü edilen tutanak 23. Maddede belirtilen tutanaktır. İşte bu tutanağın tebliğinden itibaren altı işgünü geçtikten sonra grev kararı alınabilecektir. Böyle bir grev kararı alma yasağı süresinin konmasının nedeni, tarafların konuyu bir kez daha aralarında düşünmelerini, gerekiyorsa birbirleriyle temas kurmalarını sağlama amacına yönelik olabilir.

Grev kararı alma yasağı süresinin geçmesinden sonra, yasal grev kararı altı işgünü içinde uyuşmazlığın tarafı sendikaca alınacaktır. Böylece 27. maddenin 2. Fıkrasında, bu kez de grev kararının alınması belirli bir süreyle sınırlanmıştır. Grev kararı, altı iş günlük grev kararı alma süresinin geçmesinden sonra altı iş günlük süre içinde alınmaz ise veya grev yasaklarında bu süre içinde Yüksek Hakem Kurulu’na başvurulmaz ise, yetki belgesinin hükmü kalmaz. Diğer bir deyişle, yetkili sendikanın bu durumda yalnız grev yapma hakkı değil toplu iş sözleşmesi yapma hakkı da düşmektedir.

Ayrıca kanunun 28. maddesine göre yukarıda izah ettiğimiz şekilde alınan grev kararı, karar tarihinden itibaren altı iş günü içinde karşı tarafa tebliğ edilmek üzere notere ve kararın birer örneği görevli makama tevdi edilir. Grev ve lokavt kararı işyerinde veya işyerlerinde kararı alan tarafça derhal ilan edilir.

S işçi sendikası ise bu koşulları sağlamadan grev kararını İşveren İ’ye bildirdiği için almış olduğu gev kararı yasal olmayacaktır.

SORU 3 : İşçilerin asgari ücret ve hükümeti protesto amacıyla yaptıkları eylemi nasıl değerlendiriyorsunuz?

İşçiler, asgari ücret ve hükümeti protesto amacıyla yaptıkları eylemi grev olarak nitelendirseler de aslında yaptıkları eylem 2822 sayılı Yasa’ya göre kanun dışı grev olarak değerlendirilmektedir. 2822 sayılı Yasa’nın 25. maddesi kanuni grevi şu şekilde tanımlamaktadır:

“Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde işçilerin  iktisadi ve sosyal durumlarıyla çalışma şartlarını korumak veya düzeltmek amacıyla bu Kanun  hükümlerine uygun olarak yapılan greve kanunî grev denilir. Kanunî  grev  için  aranan  şartlar gerçekleşmeden yapılan greve kanun dışı grev denilir. Siyasî amaçlı grev, genel grev ve dayanışma grevi kanun dışı grevdir.  İşyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnişler hakkında kanun dışı grevin müeyyideleri uygulanır.

Devletin  ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, millî egemenliğe, Cumhuriyete, millî güvenliğe aykırı amaçla grev yapılamaz.  “

Bu tanımdan da görüldüğü gibi grevin yasal olabilmesi için öncelikle toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında çıkan bir çıkar uyuşmazlığının bulunması gerekmektedir. Burada işçiler toplu iş sözleşmesinin nasıl sonuçlandığına bakmaksızın Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun henüz belirlediği asgari ücreti ve hükümeti protesto etmek amacıyla 3 gün boyunca işi bırakarak grev yapmaya karar vermişlerdir. Dolayısıyla burada toplu iş sözleşmesinde bir uyuşmazlık olduğunu düşünerek grev kararı alınmamıştır. Yasa’da siyasî amaçlı grev, genel grev ve dayanışma grevi kanun dışı grev oldukları söylenmektedir. Burada işçilerin yaptıkları grev siyasi amaçlı grev olduğu için kanun dışı grev olmaktadır ve bu konuda kanun dışı grevin müeyyideleri uygulanır. Burada siyasi grevin ne olduğunu açıklamakta fayda vardır.

Siyasi Grev; kamu gücünü elinde bulunduran yasama, yürütme ve yargıya karşı onları bir karar almaya ya da bir karar almaktan kaçınmaya ya da alınmış bir karardan dönmeye zorlamak için yapılan grevdir. Daha somut olarak, grevler şu öğeleri birlikte içerirse siyasi grev sayılabilir:

–                                 Bu tür grevlerde taraf devlettir.

–                                 Grev eylemiyle yerine getirilmesi istenenler, işverenin iradesi ve olanakları dışındadır.

–                                 Grevde işçinin toplumsal ve ekonomik ayrıca çalışma koşullarının korunmasına ve düzeltilmesine yönelik amaç yerine, daha çok siyasi amaçlar baskın olmalıdır.

Mevcut toplumsal düzeni değiştirmeyi veya bir rejim değişikliğini, siyasal reformu ya da hükümetin bir politik kararını, örneğin bir savaş ilanını amaçlayan grev, doğrudan devlete yönelik olduğundan “gerçek anlamda ya da salt siyasal grev”dir.

Gerçek (salt) siyasal grevde işçiler, işverenlere karşı, çalışma koşullarını doğrudan ilgilendiren bir istem veya istemlerle ortaya çıkmazlar. Daha çok, yönetimin belirli bir ekonomik veya politik tasarrufuna bir yurttaş sıfatıyla karşı çıkarlar.

Mevcut düzenin değişmesi veya siyasal reform amacıyla yapılan siyasal grev bazen kurulu düzeni korumayı amaç edinmiş, diğer bir deyişle siyasi iktidarı desteklemek amacına yönelmiş de olabilir.

Diğer taraftan, “zulme karşı mukavemet” ilkesine göre yapılan siyasal grevde, grevci işçilerin kusurlu kabul edilemeyecekleri, çünkü sözü edilen ilkenin işçinin vazgeçilmez ve doğal haklarından olduğu görüşü de vardır.

Ancak devlete yöneltilmiş her grev, siyasal grev değildir. Devlete yöneldiği halde, mesleki amaçla yapılan, bağımlı çalışanın ekonomik-toplumsal hakları ve çalışma koşullarını ilgilendiren grevler de görülür. İşçilerin mesleki ya da sosyal sorunları ile ilgili olarak mevzuat değişikliğini amaçlayan bu bağlamda devletin organlarına veya öteki kamu otoritelerine baskı yapmaya yönelik olan söz konusu eylemlere “görünüşte siyasal grev” denilmektedir.

Bu türden grevlerde mesleki amaç ile siyasi amaç öğelerini birbirinden ayırmak pek kolay değildir. Bazı görüşlere göre, bu türden grevler, ekonomik-siyasal grevlerdir. Devleti taraf seçtiği için siyasal sayılan mesleki amaçlı grevler de yapılabilir. Temel sorun, siyasal grevle mesleki amaçlı grev arasındaki farkın nasıl belirleneceğidir. Burada hangi ölçütün uygulanacağı konusunda hukukta somut bir yanıt verilmemektedir. Oysa, kimi hukuk sistemleri ve hukukçular görünüşteki siyasal grevleri de devlete yöneltilmiş olduğu için siyasal grev kabul etmektedir.

Türkiye’de siyasi grev 1982 Anayasası’nda yasaklanmıştır (m.54/7). 2811 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’na göre, yasal grevin ön koşulu, mesleki amaçtır. İşçilerin ekonomik ve sosyal durumlarıyla çalışma koşullarını korumak ve düzeltmek amacı dışında, 2822 sayılı yasanın 25.maddesinin 1.fıkrası kapsamına giren eylemler grev olarak nitelendirilir ve mesleki amaç dışında yapılan siyasal grevler, yasa uyarınca grev sayılır. Ancak bu eylemler, aynı yasanın 25. maddenin 3.fıkrası gereğince yasadışı grev sayıldığından, bunlara yasanın yasa dışı grev hükümleri uygulanır.

Siyasal  grev 1983 öncesindeki 275 sayılı yasanın 17.maddesinin 2.fıkrasıyla 55. Maddesiyle de yasaklanmıştı. Ancak, Türkiye’de, özellikle 1970-1980 döneminde ve 1990 sonrasında siyasal amaçlı işçi hareketleri ve grevler gözlenmiştir. 1976’daki DGM direnişi, 1970’te 15-16 Haziran olayları, 1990’lar sonrasının özelleştirmelerini protesto, 5 Nisan kararlarını protesto vb. eylemleri Türkiye’de siyasal greve örnek olarak verilebilir.

Bu olayda işçilerin yaptıkları grev görünüşte siyasal grevdir, çünkü işçiler hükümetin belirlemiş olduğu asgari ücreti protesto etmek amacını gütmekteler, dolayısıyla mesleki amacı göz önünde bulundurdukları söylenebilir. Fakat taraf olarak hükümeti seçmiş olmaları  grevin yasallığını ortadan kaldırmaktadır. İşçiler ekonomik ve toplumsal koşullarını protesto etmek ve hükümetin kararlarını değiştirebilmek için baskı yaptıklarından dolayı burada yapılan grevi görünüşte siyasal grev olarak değerlendirebiliriz. Kanuni grev için aranan şartların hiçbirinin yerine getirilmemiş olmasına da dikkat etmek gerekir.

T.C. YARGITAY KARARLARI
9. Hukuk Dairesi

Esas No: 2000/395

Karar No: 2000/223

Tarihi: 20.01.2000

ÖZÜ:
Kanun dışı grevin tespiti ile ilgili açılacak davada dava dilekçesinin Bölge Çalışma Müdürlüğüne kayıt ettirilmesi gerekmemektedir. Anılan kayıt çoğunluk tespitine karşı açılan itiraz davalarında söz konusudur. Bir işyerinde üretimin durması sonucunu doğuran olaylar söz konusu ise bunun tespit ettirilmesinde işverenin hukuki yararı bulunmaktadır.

DAVA:
(….) AŞ adına Avukat (….) ile 1- (….) ve 223 arkadaşı adına Avukat (….) 2- (…..) ve 3 arkadaşı adlarına Avukat (…) aralarındaki dava hakkında Kayseri İş Mahkemesinden verilen 9.11.1999 günlü ve 676/947 sayılı hüküm davacı Avukatınca temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR:
Davacı işveren 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunun 46. maddesine göre kanun dışı grevi tespit davası açarak mahkemenin esas defterine kayıt edilmek suretiyle bu dava için esas numarası verilip harcı da yatırılmıştır. Bu itibarla ve özellikle HUMK’nun 368. maddesi kapsamında bu isteğin “Tespiti delail” şeklinde nitelendirilmesi olanağı yoktur. Esasen bu husus mahkemenin kabulündedir. Ne var ki, mahkemece iki gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiştir.

Bu gerekçelerden birincisi dava dilekçesinin Bölge Çalışma Müdürlüğüne kayıt ettirilmemiş olmasıdır.

Oysa böyle bir kaydın bu dava bakımından ön koşul olarak kabul edilmesi düşünülemez. Anılan kayıt, çoğunluk tespitine karşı açılan itiraz davalarında söz konusudur.

Mahkemenin ikinci gerekçesine gelince davacı işverenin bu tür bir davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı konusu ile ilgilidir. Şayet bir işyerinde üretimin durması sonucunu doğuran olaylar söz konusu ise bunun tespit ettirilmesinde hukuki yararın bulunmadığı düşüncesine yer verilemez.

Gerçekten işveren şayet bir kanun dışı grev varsa iş mevzuatının kendisine tanıdığı yetkileri kullanabilme imkanına sahip olur. Yoksa yetki kullanması mümkün değildir. Bu itibarla bu davanın işin esası incelenerek sonuçlandırılması kaçınılmazdır.

Ne var ki, dava hasımsız olarak açılmıştır. Böyle bir davanın iş mevzuatına göre ya ilgili işçi sendikası ya da çalışan işçilerin tamamı veya bir bölümü eylemlerle ilgili bulunması nedeni ile hasım gösterilmelidir.

Zira verilecek karar onlar hakkında sonuç doğuracaktır. Açıklanan nedenlerle taraf teşkil edilerek ve tarafların gösterecekleri deliller toplanıp irdelenmek sureti ile hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir.

Yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ :

Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 20.1.2000 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Daire:9
Tarih:24.11.1989
Esas No: 1995/10276

Karar No:1995/11158

İlgili Maddeler:2822 SK 25 ,2822 SK 46

İlgili Kavramlar:KANUN DIŞI GREV KANUNİ GREV FAALİYETİ DURDURMAK

Karar Metni: İşçilerin, kanuni grev için aranan şartlar gerçekleşmeden topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları kanun dışı grev sayılır.

Daire:9
Tarih:24.3.1986
Esas No: 1986/2721

Karar No:1986/3200

Karar Metni: İşçi sendikasınca alınan grev kararı ve uygulama kararı hakkındaki usul ve süreye uygun olarak işveren tebliğ edilmediğinden grev kararı uygulanamayacaktır. Grev kararının uygulamaya konulmaması hali yetki belgesinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurur.

Daire:9
Tarih: 28.12.1990

Esas No: 1990/14364

Karar No: 1990/14448

ÖZET : Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununun 15. maddesindeki altı iş gününün hesabında, tebliğ günü hesaba katılmaz. Ayrıca, Cumartesi günü de iş gününden sayılmadığı cihetle, Cumartesi günü altı iş günü hesabında gözönüne

alınmaz. (2822 s. TSK. m. 15)

……………… Hava Servisi AŞ. adına Avukat O. ile Hava-İş Sendikası Genel Başkanlığı adına Avukatları İ. ve A. aralarındaki dava hakkında, (İstanbul Sekizinci İş Mahkemesi)nden verilen 5.12.1990 günlü ve 189/36 sayılı hüküm davacı avukatınca temyiz edilmekle; dosya incelendi, gereği

konuşulup düşünüldü: Yetki yazısı davacı işverene 6.8.1990 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davacı itiraz dilekçesini 14.8.1990 tarihinde işletme merkezinin bulunduğu İstanbul Bölge Müdürlüğü’ne kayıt ettirdikten sonra aynı gün mahkemeye vermiştir. 2822 sayılı TİSGLK.nun 15. maddesindeki altı işgününün hesabında tebliğ günü hesaba dahil edilmez. Öte yandan, itiraz dilekçesinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na veya ilgili Bölge Müdürlüğüne kayıt ettirilmesi yönünden Cumartesi günü iş gününden sayılmaz. Buna göre Cumartesi günü de altı iş günü hesabında nazara alınmaz. Muteriz davacı tesbit tutanağını 6.8.1990 tarihinde aldığına ve itiraz dilekçesini ilgili Bölge Müdürlüğüne 14.8.1990 tarihinde kayıt ettirip aynı gün mahkemeye verdiğine göre itirazını altı iş günü içinde yapmıştır. Bu durumda itirazın incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.

S o n u ç : Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen sebeple kesin olarak (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,

28.12.1990 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Daire:9
Tarih: 25.10.2001

Esas No : 2001/16938

Karar No: 2001/16656

Özet

2822 Sayılı Kanunu’nun 37.maddesinde grevin başlaması için grev kararının alınması yeterli görülmeyip,altmış günlük süre içinde altı işgünü öncesinden bildirilecek bir tarihin gerçekleşmesi aranmaktadır.

Grevin uygulamaya başlamasından önceki tarihte işyerinin 657 Sayılı Kanununa tabi personeli greve katılacak işçilerin işlerinde görevlendirilmesi yasaya aykırı değildir.

Karar

Davacı Lüleburgaz Belediyesi işyerinde davalı Genel İş Sendikasınca 6.6.2001 tarihinde grev kararı alınıp 11.6.2001 günü ilan edildiği 15.6.2001 tarihinde sendikalı işçilerin çalıştıkları çöp toplama kamyonu ve çeşitli iş makinalarında  657 sayılı Kanuna tabi şoförlerin görevlendirildiği 23.7.2001 günü grev kararının uygulanmaya başlamasıyla davalı sendika bu araçların göreve çıkışının engellenmesi sebebiyle davalı tarafın vaki müdahalesinin menine ve muarazanın engelenmesine karar verilmesini istemiş, mahkemece 15.6.2001 tarihinden önce de üç aracın 657 sayılı Kanuna tabi personelce kullanılması nedeniyle davanın kısmen kabulü ile grevin uygulanması ve engellenmesi mahiyetinde olmamak şartıyla cadde ve sokaklar harici çalışmaları kaydıyla bu üç araca müdahalenin men’i ve muarazanın kaldırılmasına diğer isteklerin reddine karar verilmiştir.

Davacı kararı temyiz etmiştir.

2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun 37. maddesinde grevin başlaması için grev kararının alınması yeterli görülmeyip, altmış günlük süre içinde altı işgünü öncesinden bildirilecek bir tarihin gerçekleşmesi aranmaktadır. Bu şarta uyulmadığı takdirde yetki belgesinin hükmünün kalmayacağı anılan maddede belirtilmiştir. Öte yandan 2822 sayılı Kanunun 43. maddesinde “İşveren, kanuni bir grevin veya lokavtın süresi içinde 42. madde hükmü gereğince hizmet akitlerinden doğan hak ve borçları askıda kalmış olan işçilerin yerine, hiçbir surette daimi veya geçici olarak başka işçi alamaz veya başkalarını çalıştıramaz” yolundaki hüküm grevin uygulamaya başlanmasından önceki tarihte Belediyenin 657 sayılı Kanuna tabi personeli greve katılacak işçilerin araçlarında görevlendirilmesini engelemez.

Bu durumda davanın tümüyle kabulü yerine kısmen kabulü ile mahkemece üç araçta çalışmaya müdahalenin menine karar verilmesi hatalıdır.

SONUÇ: Temyiz  olunan kararın yukarıda gösterilen sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,  25.10.2001 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY: Davacıya ait Belediye de grev kararı 11.6.2001 günü ilan edilmiştir. Anılan Belediye 15.6.2001 tarihinde greve katılacak işçilerce çalıştırılacak oniki araçta çalışan şoförleri başka işlerde görevlendirilmiş, boşalan görevlere de yine Belediyenin çeşitli birimlerinde memur kadrosunda çalışan şoförleri nakletmiştir. Grev fiilen 23.7.2001 günü başlamış, aynı gece memurlarca çalıştırılan Belediye araçları davalı Sendika gözcülerince engellenmiştir. Davacı Belediye, Sendikanın yaptığı bu müdahalenin engellenmesi ve muarazanın giderilmesi isteminde bulunmuştur.

Mahkemece istek daha önce de memurlar tarafından çalıştırılan iki araç için kabul edilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Uyuşmazlık 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununun 43. maddesinin uygulanmasından kaynaklanmaktadır. 43. madde grev süresince işyerinde grevi işçiler yerine başkalarının çalıştırılamıyacağı emredici olarak düzenlenmiştir.

Medeni Kanunun m. 2’ye göre ise “Herkes haklarını kullanmakta ve borçlarını ifada hüsnüniyet kaidelerine riayet etmekle mükelleftir.”

Bir olayda uygulanacak hüküm adaleti, başka bir anlatımla hakkın özünü gerçekleştirmiyor, görünüşte bir hak sağlıyor ve bu durum başkası aleyhine açık bir haksızlığa neden oluyor ise, dürüstlük kuralı üstün bir norm olarak devreye girer. Hüküm uygulanmaz.

Somut olayda 2822sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununun  43. maddesinin yalın olarak uygulanışı, grevin fonksiyonunu azaltır. Çünkü grev bir anlamda işverene ekonomik ve manevi baskı aracıdır. İşveren grevin fiilen başlamasından önce yukarıda anlatılan düzenlemeyle grevin etkisini azaltmayı amaçlamıştır. Yasanın bu haksızlığı koruması düşünülemez.

Şu durumda yerel mahkemenin kararı onanmalıdır. Çoğunluk görüşünün bozma kararına az yukarıda söz ettiğim gerekçe ile katılamıyorum.

Üye

Daire:9

Esas No : 1996/2465

Karar No: 1996/3361

Özet

Toplu iş sözleşmesi grev ve lokavt kanunu 28. madde düzenlenen grev ilanı bir açıdan da grevin unsuru sayılır. Bu açıdan da grev ilanı mecburidir. Bu sebeplerle ilanın yapılmaması olgusu grevin kanuna aykırılığını oluşturur. 2822 sayılı kanunun 80. maddesindeki cezai müeyyide ilave bir müeyyide olup grevin kanuna aykırı sayılmasını engellemez.

Karar

2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununun birinci maddesi, sözü edilen kanunun amacını belirtmektedir. Buna göre “Bu kanunun amacı, işçilerin ve işverenlerin karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek üzere, toplu iş sözleşmesi yapmalarının, uyuşmazlıkları barışçı yollarla çözümlemelerinin ve grev ve lokavtın esaslarını ve usullerini tespit etmektir”. İşte bu usul ve esaslardan biri de 2822 sayılı kanunun 28. maddesinde düzenlenen grev ilanıdır. Anılan maddede Grev ve Lokavt kararı işyerinde veya işyerlerinde kararı olan tarafça derhal ilan edilir denilmektedir. Hükümdeki “derhal ilan” sözcükleri kanun koyucunun bu ilanın yapılmasına verdiği önemi gösterir. Nitekim 2822 sayılı kanunun “Grev oylaması” kenar başlığıyla düzenlenen 35. maddesinin üçüncü fıkrası “Grev oylamasında, grev ilanının yapıldığı tarihte işyerinde çalışan işçilerin salt çoğunluğu grevin uygulanmamasına karar verirse o işyerinde grev uygulanmaz” demektedir. Yine aynı kanunun “Grev ve Lokavtın başlaması” kenar başlığıyla düzenlenen 37. maddesinin üçüncü fıkrası “Grev oylaması yapılan hallerde altmış günlük süre oylamanın sonucunun kesinleşmesinden itibaren işlemeye başlayacağını” ifade eder. Her iki maddenin işlerliği grev ilanına bağlıdır. Grev ilanı yapılmazsa, grev ilanındaki işçi sayısı bilinemeyecek dolayısıyla grev oylaması yapılamayarak, kanundan doğan bir hak kullanılamayacağı gibi grev oylamasına bağlı altmış günlük süre de işletilemeyecektir. Diğer yandan 2822 sayılı kanunun 25. ve 28. maddelerinde Grev ve Lokavtın unsurları düzenlenmiştir. O halde 28. madde düzenlenen grev ilanı bir açıdan da grevin unsuru sayılır. Bu açıdan da grev ilanı mecburidir. Bu sebeplerle ilanın yapılmaması olgusu grevin kanuna aykırılığını oluşturur. 2822 sayılı kanunun 80. maddesindeki cezai müeyyide ilave bir müeyyide olup grevin kanuna aykırı sayılmasını engellemez.

Dosyadaki bilgi ve belgelere ve hükmün gerekçesine göre işyerinde grev ilanının yapılmamış olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece grevin kanuna aykırı olduğunun tespitine karar vermek gerekirken aksine düşünce ile davanın reddi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç : Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan sebeple BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 29.2.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Daire:9

Esas No : 1998/14653

Karar No: 1998/14115

Özet

Grevin uygulanması  ile ilgili taraflar arasında bir dava söz konusu olduğundan öncelikle taraf teşkili yapılarak duruşma günü belirlenmeli ve böylece duruşma yapılarak tarafların delilleri toplanıp bir değerlendirme yapılarak sonuca gidilmelidir.

Türk Harp-İş Sendikası adına Avukat Osman ile l- Amerikan Hava Kuvvetleri 39 Wg adına Avukat Mustafa 2- VBR adına Avukat Tayfun  3- AAFES Genel Müdürlüğü adına Avukat Mustafa aralarındaki dava hakkında Ankara 2 İş mahkemesinden verilen 7.8.l998 günlü ve 84 D.İş/l8 D.İş sayılı hüküm davalılardan VBR avukatı tarafından temyiz edilmiş taraflar arasındaki toplu iş görüşmelerinin uyuşmazlıkla sonuçlanması üzerine Türk Harp İş Sendikası işverene ait işyerinde grev kararı alarak yasal prosedür çerçevesinde bu kararı uygulamaya başlamıştır. Davacı, karşı tarafın grev sırasında 2822 sayılı Toplu İş sözleşmesi   Grev ve Lokavt Kanununun konuyla ilgili kurallarına uymayarak hukuki aşan iş ve işlemlere bulunduğunu iddia ederek yasaya aykırı bu davranışların öncelikle tespit edilerek durdurulmasını istemiştir.

Mahkemece davacının isteği HUMK’nun l0l ve devamı ve 368. maddeleri çerçevesinde ihtiyati tedbir ve tesbit-i delail olarak nitelendirilerek dosya üzerinde karar vermek suretiyle yasaya aykırı kimi işlemlerin durdurulmasına ve bunların yasaya aykırı olduğunun tesbiti şeklindeki kararla uyuşmazlığın esası hakkında hüküm tesis etmiştir. Gerçekten dava konusu işlemin niteliğinde böyle bir hüküm tesisini gerektirmektedir. Hukuka aykırı davranışı yasaya aykırı şekilde grev gözcüsü bulundurmak, grev uygulanan iş yerinde grevin uygulanmasının bir kısmında engellenmesi grevci işçilerin yerine işçi çalıştırılması gibi eylem ve davranışları oluşturmaktadır. Bu nedenle mahkemeye yapılan başvurunun HUMK’ nun l0l. ve mütakip ve 368. maddelerinde öngörülen tedbir ve tespit niteliğinde olmadığı açıktır. Bu itibarla mahkemece verilen karara karşı esasa ilişkin temyiz itirazlarının nihai bir hüküm şeklinde görülmeyerek reddine karar verilmesi hatalı olduğundan yerel mahkemenin temyiz isteminin reddine ilişkin ek kararın bozularak kaldırılmasına karar verilerek dosya ele alındı gereği konuşulup görüşüldü:

Karar

Az önce ayrıntılı biçimde açıklandığı gibi grevin uygulanması  ile ilgili taraflar arasında bir dava söz konusu olduğundan öncelikle taraf teşkili yapılarak duruşma günü belirlenmeli ve böylece duruşma yapılarak tarafların delilleri toplanıp bir değerlendirme yapılarak sonuca gidilmelidir.

Eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 8.10.1998 gününde oybirliğiyle karar verildi.

SORU 4 : Yasa dışı greve giden işçiler hakkında yasayla getirilen yaptırım nedir?

Yasa dışı grevler grevin özel bir çeşidini oluşturmaktadırlar. Bu nedenle yasa dışı grev ve grev hakkının kötüye kullanılması birbirinden önemli ölçüde farklıdır. Grev hakkı  aslında kanuna uygun olan bir grev amacını aşarak, amacı dışına çıkmıştır. Oysa, kanun dışı grev bir bütün olarak kanuna aykırıdır. Ve ayrı bir kategoride yer almaktadır.

Karar verilmiş veya uygulanmakta olan bir grevin veya lokavtın kanun dişi olup olmadığının tespitini, uyuşmazlığın tarafı olanlardan her bir yetkili iş mahkemesinden her zaman talep edebilir. Mahkeme bir ay içinde karar verir. Verilecek karar, tarafları ve işçi ve işveren sendikasının mensuplarını bağlar ve ceza davalarında kesin delil oluşturur. Bunun dışında hakim, tespit kararının kesinleşmesine kadar, dava konusu grev ve lokavtın ihtiyari bir tedbir olarak durdurulmasına karar verebileceği gibi, konulmuş tedbiri de her zaman kaldırabilir. (TISGLK. M46)

Yasa Dışı Grevin Hukuki Sonuçları

TİSGLK, kanun dışı grevin hukuki sonuçlarını iki grupta düzenlemiştir. Bunlardan biri hizmet sözleşmelerinin durumu, ikincisi ise yasa dışı grevin zararlı sonuçları ile ilgilidir.

Yasa dışı grev yapılması halinde, işveren böyle bir greve  katılan, böyle bir grevin yapılmasını teşvik eden, böyle bir greve katılan veya böyle bir greve katılmaya yahut devamına teşvik eden işçilerin hizmet akitlerini feshin ihbarına lüzum olmadan ve herhangi bir tazminat ödemeye mecbur bulunmaksızın feshedebilir.. (TİSGLK. M.45.F.1) Böylece kanun getirdiği ağır bir yaptırım ile yasa dışı greve katılmayı ya da katılmayı teşvik etmeyi önlemek istemiştir.

Burada söz konusu olan fesih, haklı nedenle fesihtir. Bu durumda işçilere fesih halinde ne ihbar ne de kıdem tazminatı ödenir. Bu fesih beyanı, yasa dışı grevcilerin adresleri bilinmiyorsa, ilan yoluyla da yapılabilir.

Yasa dışı greve kendi isteği ile katılan işçilerin iş sözleşmelerini işveren, iş ve Deniz iş yasasına göre işçinin bu türden davranışı öğrendiğinden itibaren altı iş günü ve herhalde eylemin yapılmasından başlayarak 1 yıl içinde feshedebilir. Ancak , altı işgünlük süre, işçinin yasadışı greve katılması sürdükçe işlemez. Yasa dışı grev herhangi bir işçi kuruluşunca kararlaştırılmaksızın yapılmış ise bu grevin yönetimi ve yürütümü nedeniyle dogan zararlardan yasa dişi greve katılanlar sorumludurlar.

İşverenin yasa dışı greve katılan işçilerin iş sözleşmelerini feshetmemiş ya da feshetmekten vazgeçmiş olması, onun tazminat isteme hakkını ortadan kaldırmamalıdır.

Yasa dışı grevin önemli bir sonucu da grev sebebiyle uğranılan zararlara ilişkindir. Yasa dışı grev yapılması halinde, bu grev veya grevin yönetimi yüzünden işverenin uğradığı zararlar, greve karar veren işçi sendikası veya grev herhangi bir işçi kuruluşunca kararlaştırılmaksızın yapılmışsa, bu greve katılan işçiler tarafından karşılanır.(TİSGLK. M.45.F.2) Böylece yasa dışı grev sebebiyle ortaya çıkan zararlar, grev kararını işçi sendikası almışsa, sendika tarafından, sendika kararı olmaksızın işçilerce yasa dışı grev yapılmışsa bu işçilerce karşılanacaktır. TİSGLK. M.45.2’de yalnızca sendika sorumluluğundan söz edilmesi sendikanın yanı sıra yönetim kurulu üyelerinin de kişisel sorumlu tutulmalarını önlemez. O halde yasa dışı grevden doğmuş zararlardan sadece işçi sendikası değil, bu sendikanın yönetim kurulu üyeleri de sendika ile birlikte dayanışmalı sorumlu olmaktadır. Bu bağlamda dava açılacak görevli ve yetkili mahkeme, işyerinin bağlı olduğu bölge müdürlüğünün bulunduğu yerdeki iş mahkemesidir.

Yargıtay kararına göre; “Grev prosedüründeki hata sonucu grevin yasa dışı sayılması üzerine işten çıkarılan işçi, uğradığı zarar dolayısıyla sendika aleyhine dava açabilecektir.” (Yarg. 9. H.DT.5.11.1985.E.1985/7134 K. 1985 /10615)

Bir grev veya lokavtın yasa dışı olduğunun tespitine ilişkin mahkeme kararları ceza davasında kesin delil teşkil etmektedir. Bunun dışında 2822 sayılı kanun 70. Maddesinde yasa dışı grev ve lokavt için para cezaları ve hapis cezaları öngörmektedir.

Yine kanun yasak hallerinde grev ve lokavt için 72. Maddesinde kararlara tesir maksadıyla yasa dışı grev ve lokavtı 73. Maddesinde, devletin şahsiyetine karşı grev ve lokavtı ise 74. Maddesinde yaptırımları ile birlikte ayrıntılı olarak düzenlemiştir.

SORU 5 : İşveren İ’nin aldığı lokavt kararı sizce yasal mı?

Bir işveren sendikasının veya sendikaya bağlı olmayan işverenin uyguladığı lokavtın yasal olması için gereken unsurlar 2822. sayılı yasada ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Biz de bunu 1. sorunun cevabında tek tek ve ayrıntılı bir şekilde incelemiştik. Bu yüzden burada yasal lokavtın unsurlarını yeniden açıklamak yerine sadece ana maddelerini vermekle yetineceğiz.

Yasal lokavtın unsurları aşağıdaki gibi maddelenebilir :

  • Çıkar lokavtının yapılması
  • İşçi sendikası tarafından grev kararının alınmış olması
  • Yasaya uygunluk
  • İşçilerin Topluca İşten Uzaklaştırılması
  • İş hukukuna ilişkin amaç

Bu unsurlara sahip olan lokavt, yasal olarak değerlendirilebilir. 2822. Sayılı yasanın 26. maddesi de kanuni lokavtı şu şekilde tanımlanmıştır :

“Toplu  iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması ve işçi sendikası  tarafından  grev kararı alınması halinde bu Kanun hükümlerine uygun olarak yapılan lokavta kanunî lokavt denilir. Kanunî lokavt için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan lokavta kanun dışı lokavt denilir.”

Kanuni lokavt için gereken şartlar bakımından incelersek öncelikle, İşveren İ’nin almış olduğu lokavt kararı bir çıkar anlaşmazlığı sonucu alınmamıştır. Yasaya uygunluk bakımından lokavt kararının alma zamanı ve karşı taraf bildirimi ve ilanı konularında da yasal zorunluluklara uyulmamıştır. Çünkü daha işçi sendikası harekete geçmeden lokavt kararı almıştır. Bu konudaki yasal zorunluluklar 2822 sayılı yasanın 27 ve 28. maddelerinde belirtilmiştir. Bu maddeler 1.soruyu cevaplarken ayrıntılı bir şekilde anlatıldığı için burada bunlar tekrar edilmeyecektir.

Bu bilgiler ışığında İşveren İ’nin almış olduğu lokavt kararını değerlendirecek olursak bu lokavt yasal bir lokavt olarak değerlendirilemez.

SORU 6: Yasa dışı lokavt için öngörülen yaptırım hükmü nedir? Açıklayınız.

Madde 45 – Kanun  dışı lokavt yapılması halinde işçiler, böyle bir lokavtı yapan işverenle  olan  hizmet  akitlerini,  feshin ihbarına lüzum olmaksızın haklı sebeple feshedebilirler  ve  her türlü haklarını talep edebilirler. İşveren bu işçilerin lokavt  süresine  ait hizmet akdinden doğan bütün haklarını bir iş karşılığı olmaksızın ödemeye ve uğradıkları zararları tazmine mecburdur.

Yasanın 45. Maddesine göre, yasa dışı lokavt yapılması durumunda işveren, işçinin lokavt süresine ait hizmet sözleşmesinden doğan tüm haklarını bir iş karşılığı olmaksızın ödemek ve uğradıkları zararları tazmin etmek zorundadır. Ayrıca, yasa dışı lokavt uygulanmasında işçiler hizmet sözleşmelerini feshedebilme hakkına da sahiptirler. Bu durumda işçiler, fesih anına değin gerçekleşen ücretlerini ve öteki haklarını, kıdem tazminatı ödenebilmesinin koşulları gerçekleşmişse kıdem tazminatlarını da isteyebilirler. Ancak, fesihte bulunan işçinin işyeriyle ilişkisi, feshin hüküm doğurmasıyla birlikte sona erer.

Öte yandan, yasa dışı lokavt halinde, hizmet sözleşmeleri askıda değildir; yani, işverenin ücret ödeme yükümlülüğü devam etmektedir. Bu nedenle, işverenin, üyelik ve dayanışma aidatlarını kesme yükümlülüğü devam edecektir.

Madde  70 – Kanunda belirtilen şartlar gerçekleşmeden grev  veya  lokavt kararı  verenlerle, bunu teşvik edenler, zorlayanlar veya propagandasını yapanlar bir  aydan  üç  aya  kadar  hapis ve otuzbin liradan seksenbin liraya kadar ağır para cezasına mahkûm  edilirler.

Yukarıdaki  fıkrada  sözü edilen grev veya lokavt kararının uygulanması halinde;  grev  veya lokavta karar verenler, böyle bir grev veya lokavta karar verilmesine  veya  uygulanmasına  veya bunlara katılmaya veya devama zorlayan veya teşvik  edenler  veya  bu  yolda propaganda yapanlar ile lokavta katılanlar veya devam  edenler  üç  aydan  altı aya kadar hapis ve ellibin liradan yüzbin liraya kadar para cezasına mahkûm  edilirler.

Grev  veya  lokavt  kararı alınmasında gerçekleşmeyen şartlar yalnızca süre veya tebligata ilişkin ise yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar üçte birden yarıya kadar indirilir.

Bu maddede belirtilen kanun dışı greve katılanlar veya devam edenler beşbin liradan seksenbin liraya kadar ağır para cezasına mahkûm  edilir.  

Madde  71  – Grev veya lokavt kararının   Kanun hükümlerine uygun olarak alınmasına  rağmen,  kanunda  yazılı  şart ve usuller dışında uygulanması halinde, bu kararı uygulayanlar, uygulanmasına veya devamına zorlayanlar veya teşvik edenler  veya  bu  yolda propaganda yapanlar bir aydan üç aya kadar hapis, onbin liradan otuzbin liraya kadar ağır para cezasına mahkûm  edilirler.

5.6.1. Ahi Ocaklari

Ahiler, “kardesler” demektir. Avrupa’nin “frere”lerine ve silâhli bir kuvvetleri olmalari dolayisiyla sövalyelerine de benzerler.

Ahiler, “frere”ler gibi, örgün egitim kurumlari kurmuslardir. O zaman bu fonksiyonu görecek medrese, küttap, dârülhadis, dârülkurra v.s. gibi kurumlar çok yaygin oldugundan, bunlar mesleki egitim ve yardimlasma kurumlari kumaya yönelmislerdir. Kurduklari kurumlarda avcilik, kasaplik gibi birkaç sanat hariç, diger tüm sanatkâr gençleri toplamaya çalismislardir.

Ahilik, aslinda Sasani ve Arap kaynakli bir kurumdur. Ama tarihteki yaygin sekliyle Anadolu Türk toplumlalri içinde yaygin olarak hüküm sürmüstür. Bu ocaklar Anadolu’nun hemen hemen bütün kentlerindeki sanayi erbabini bir birlik ve kardeslik içinde yönetmistir. Onlari “Gençler”, “Ahiler” “ustalar”, “Nakibler” ve “Seyhler” olarak bir düzen içinde yönetmeyi basarmistir. Hattâ Anadolu Selçuklu yönetiminin yikildigi dönemlerde ve Ankara gibi bazi önemli kentlerde, halkin yönetimini de üzerlerine almislardir. Taninmis Arap gezgini Ibn Batuta’nin Anadolu’yu gezdigi zamanlarda, Anadolu toplumu üzerindeki Ahi yönetimi etkileri, onun Seyahatnamesinde açik olarak görülür.

Ahiler, zaviyeler biçiminde örgütlenmislerdir. Her zaviyede, seçimle isbasina gelmis bir seyh, çesitli isleri gören imam, müdderris, hatip, silâh tamircisi, hatat, sakkas gibi görevliler vardi. Zaviyelerdeki (Ahi Ocagindaki) herkesin bir hiyerarsik yeri vardi. Bunlar 9 kademe halinde dizilirlerdi. Ilk kademe, “yigit”lerdi. Ondan sonra gelen 6 kademe ahilerdi (ilk üçü “ashab-i tarik”, kalan üçü de “nakip”ler). 7. mertebede seccade sahibi olmayan “Halife” bulunurdu. 8. “Seyh”, 9. ise “Seyhü’l-mesayih” idi. Bu kademeler hep sira ile geçilirdi.

Esas egitim ilk yigitlik kademesindeki çirak gençler arasinda oluyordu. Her çirak yigidin 2 yol arkadasi, bir yol atasi, bir üstadi (Sanat Hocasi) ve bir de Pîri (ahlâk mürebisi) var idi.

Ahi ocaklarindaki zihniyet, tasavvuf zihniyetinden oldukça farkli idi. Ahiler tam anlamiyla “bu dünya”da yasiyorlardi. Sofiler gibi halktan uzaklasmiyorlar, halk içinde yasiyorlardi. Sofiler gibi “hirka” degil “salvar” giyiyorlardi. Sirtlarinda arkadan bir elbise ve baslarinda beyaz yün külâhlar vardi. Ipekten elbise giymeleri yasak idi. Altin, yüzük gibi süs esyalari; kizil ve sari renkler yasakti. Yesil, gök, ak ve sari renkler makbuldü. Kara renk, ahilik payesine ermeyenlere, beyaz renk erbab-i kalem ve hafizlara yesil renk de müdderris, kadi ve seyhlere has idi. Ahi zaviyelerine girebilmek için, temiz ve dogru olduguna dair bir üstadin (Usta) çiragi hakkinda sahitlik etmesi ve hattâ onu önermesi gerekiyordu; ustanin önermedigi ve ustasi belli olmayanlar Ahi ocagina alinmazdi.

Gençlerin sanat egitimleri üstadlarin is atelyelerinde yapilirdi. Ocaklarinda ise daha ziyade duygusal, edebî ve sosyal bir egitim yapilirdi.

Her ahi ocaginda “muallim-i ahi” veya “Pîr” denilen egiticiler vardi. Orada yapilan egitim de iki kisma ayrilirdi.

1. Sifahi (sözlü) egitim: Fütüvvetname, Tilâvet-i Kur’ân, tabahat, raks, teganni ve musiki, tarih ve terâcim-i ahval, tasavuf, Türkçe, Arapça, Farsça, Edebiyat gibi dersler verilirdi.
2. Seyfî Egitim: Kiliç ve silah egitimi.

Birinci kisim egitim, bütün ahiler tarafindan, okuyarak, dinleyerek ve muallim ve ahi kardeslerle yasayarak yapilmaktaydi. Seyfî egitimin yapilabilmesi için de üç sart var idi: “Ahi görmek”, “Seyh görmek”, “Genç bir adami talim ve terbiye etmis olmak”.

Ahi mualliminin görevleri sunlardir: Namazi tüm sartlari ve ayrintilari ile ögretmek, insanlik adabini ögretmek.

Ocak egitimi yalniz kitabî degildi. Medreseden önemli farklarindan biri bu idi. Medreseler genellikle aklî ilimlerle ugrastiklari halde, ocaklardaki egitim inaanlik ve toplum ülkülerine dayaniyordu. Genellikle ahlâkî ilkeler üzerinde duruluyor; rakslarla sarki ve ilâhilerle bu kuvvetler diriliyordu. Ögretim disi saatlerde, medreselerdeki gibi müderris ve talebe iliskileri kesik degildi, sürekli beraber ve iliski içinde idiler. Bu iliskiler genellikle sohbet biçiminde sürdürülürdü. Burada ahlâkî ve tasavvufî hikâyeler, lâtifeler, sergüzestler, hadîsler v.s. anlatilirdi.

Ögrencilerin görevleri:
Fütüvvetnamede okunan maddelerin 124’üne uymak,
Ahisinin tüm sözlerini kabul etmek,
Mal ve canini ahisinin hizmetine vermek,
Hüner ve sanati olmak,
Her hafta elbisesini yikamak, temiz çamasir giymek,
Ahiden çirak almak, ahiye saçini kestirmek, alin yoldurmak,
Ocak namina belini baglamak,
Güzel ahlâkiyla kendini kent halkina tanitmak,
Kadi katinda er askina çirag yakmak ve ekmek yedirmek.

Ahi gelenekleri arasinda “kusak baglama” (daha sonra önlük baglama) çok önemli idi. Bu kusagin yedi adi, yedi baglamasi, yedi açmasi, yedi dolamasi vs. vardir. Her ocagin, her meslegin ayri ayri kusak gelenek ve biçimleri vardi. Ayrica bunun arkasinda da bazi ahlâkî ve tasavvufî ilkeler vardi.

Ahilik ilkelerini içeren 740 maddelik Fütüvvetnamenin bir ahi Seyhi tarafindan tam olarak bilinmesi gerekti. Ocaga yeni giren gençlerden, bunlarin 124 tanesini bilmesi isteniyordu. Kademeler yükseldikçe bu ilkelerin sayisini yükseltmeleri gerekti. Bu ilkeler günlük hayat ve davranislar konusunda oluyordu. Meselâ sofra adabi konusunda 24 madde vardi, su içmenin 2, söz söylemenin 4, evden sokaga çikmanin 4, yolda yürümenin 8 vs. Ahi ocaklarinda dans ve müzik egitiminin de önemli bir yeri vardi

“Ahi baba” adli bir seyhin yönettigi Ahi zaviyesi, genellikle Fütüvvet erbabinin bir klübü, bir toplanti yeri mahiyetindeydi. Ama ayni zamanda garipler için bir misafirhane, iktisadî yönden bir Lonca merkezi, seyfî egitim de düsünülürse bir spor klübü idi.

Ahi ocaklarina alinmamalari gereken kisi ve gruplar sunlardir: müsrik, kâfir, mümeccim, sarap içen, halkin ayibini gören tellâk, yalan söyleyen tellâl, kasap, cerrah, avci, vefariz, zâlim, hirsiz, madrabaz vs. Ayrica sarap içen, zina yapan, yalan söyleyen, kovuculuk ve hile yapan vs. de fütüvvetten düserdi.

Füttüvvetnamelerde 9 derece olarak geçen ahi ocaklarindaki egitim, su sekilde siralanmaktadir.

1. Nâzil: Ocaga ustalariyla yeni gelmis kisi. Henüz erkana girmemis.
2. Nîm-tarik: Üstadi, pîri (yol atasi) ve ikiyol (tarikat)kardesi olan kisiler.
3. Müfredi veya meyan-beste: Nasibi verilmis, sedd (kusak) baglanmis, helvasi pisirilmis kisiler.
4. Besaris: Fütüvvet ehlini terbiye edenler.
5. Nakib: Tarikatin ve ocagin iç yöntemini ayarlayan, törenlerde saga sola kosusturan.
6. Nakibü’n-Nikâb: Ocagin erkânini iyice bilen, törenleri düzenleyen kisi.
7. Halife: Seyhin yardimcisi; onun yerine geçecek kisi.
8. Seyh: Sanat erbabi içinde seccade sahibi. Kendisine has bir tayfasi bulunan.
9. Seyhü’s-Süyûh: Bir sanat alanindaki seyhlerin seyhi.

Ekonomi tarihimizde rastlanilan esnaf zümrelerinden her biri, kendi mesleklerinde Islâm tarihinin taninmis ulularindan veya uydurma bir kisiyi pîr olarak tanirlardi. Fütüvvetname, onun adina yazilir, ahi ocagindaki törenler, çirak yetistirme ve dükkan açip kapamadaki törenler onun adiyla yapilirdi. Evliya Çelebi bu esnaf zümrelerinin sayisini 480’e kadar çikarmakdadir.

Ahi ocaklarinda yapilan törenler de, hemen hemen her yörede ve her meslekte ayni idi. Aradaki farklar çok küçük ve seklî idi. Bu törenlerin ana durumlari söyle özetlenebilir: Bir sanata giren genç usta ve kalfalarin yaninda çiraklik ve kalfalik kademelerini basari ile bitirince ustaliga yükselir ve dükkani açma hakki kazanirdi. Ancak bu, büyük törenlerle olurdu. Bu çirak çikarma törenlerinde, o esnaf zümresinin seyhi yeni ustaya pestemal kusatir, kusak baglardi. Törene o esnaf zümresinin seyhi, nakibi, duacisi, yigit basi vs. ve halkdan büyük bir topluluk katilirdi.

Her esnaf grubunun bir yardimlasma sandigi olur, olaganüstü zamanlarda bu sandiktan esnafa faizsiz kredi verilirdi.

Gerek bu çirak çikarma törenlerinde gerekse ahi ocagindaki yükselme törenlerinde su erkâna uyulurdu:

Salvar giydirmek, sedd (kusak) baglamak. Fütüvvet yoluna girmis kisi basari gösterirse önce beline kusak kusatilir. Sonraki gelismeler sonucunda da salvar giydirilir: Diger tasavvufî mezheplerde tac, tiras, hirka gibi alâmetler vardir. Ahiligin esasi iffettir. Ahi törenlerinde serbet degil, tuzlu su içilirdi. Su temizlik, tuz olgunluk gösterir. Daha sonra sofra kurulur, helva pisirilir. Bu törenler sirasinda o kisinin yol atasi, yol kardesleri de belirlenirdi. Ahi ocagina girmis kisinin giydigi salvar, yol atasinin salvaridir ve uçkurunu da atasi baglar. Her meslek grubunun ayri kusak baglama biçimi vardir.

Ahilik örgütü siî kökenli, alevilik ve bektasilik esaslariyla ve inançlariyla karismistir. Ancak Osmanli-Safavî çatismalarindan sonra çogu yerlerde inanç yönleri kaybolmus, yalniz bir esnaf örgütü biçimine gelmis, bazi yerlerde de sünnî özellikler kazanmistir.

 

1) Felsefe bazen “insanın kendini tanıması” , bazen de “varlığı anıma uğraşı” olarak tanımlanmaktadır. İslam düşünürü Farabi’ye göre felsefe, “var olmaları bakımından varlıkların bilinmesidir.” Stoalılar felsefeyi, “insan davranışlarını düzenleyen, yaşamına yön veren bir sanat” olarak görmüşlerdir. Hegel ise felsefeyi “genel olarak düşünce tarafından nesnelerin derin olarak incelenmesi” diye tanımlanmıştır.

Bu parçaya göre, felsefenin hangi özelliği üzerinde durulmuştur?

A) Akıl ve mantık ilkelerine uygun olması

B) Evrensel olması

C) Birleştirici ve bütünleştirici olması

D) Subjektif (öznel) olması

E) Evreni bir bütün olarak ele alması

2) Felsefe, Yunanca philo (sevgi) ve sophia (bilgelik, hikmet)sözcüklerinden türetilmiş, “bilgelik sevgisi” anlamına gelen bir kelimedir. Filozof ise “bilgiyi seven” anlamına gelmektedir. İlk dönemlerde filozof “her şeyi bilen kişi” anlamında kullanılıyordu. Daha sonraları, bilimlerin gelişmesiyle, bir insanın her şeyi bilmesinin imkansızlaşmasıyla filozof; her şeyi bilen değil sadece bilgiyi seven, bilgiyi arayan anlamında kullanılmaya başlandı.

Bu parçada, filozof kelimesinin anlamındaki değişiklik aşağıdakilerden hangisine dayandırılmaktadır?

A) Çeşitli uygarlıkların ortaya çıkışına

B) Farklı filozof ve yorumcuların çeşitlenmesine

C) Bilimin gelişmesi sonucu her şeyi bilmenin imkansız hale gelmesine.

D) Bilgi birikiminin sürekli artış göstermemesine

E) Kültürel etkileşimin yoğunlaşmasıyla bilginin artmasına

3) B. Russell’a göre felsefe, bilim ve teoloji (din bilimi) arasında sıkışmış, her iki tarafın da saldırısına uğrayan bir hiç kimsenin ülkesidir. Bu tanım felsefenin din-bilim etkileşimi açısından yerini gösterir.

Buna göre aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?

A) Felsefe ele aldığı konular açısından bilim ile ilişkili olabilir.

B) Felsefe, konuları ve yöntemi açısından hem din hem de bilimden ayrılmaktadır.

C) Felsefenin alanı oldukça geniş ve kapsamlıdır.

D) Felsefe bir çok bilimsel konuya kaynaklık etmiştir.

E) Bilim ve din birbirinden ayrı olarak konuları ele almaktadır.

4) Evreni bir bütün olarak kavrama çabası yanında, filozofları sürekli ilgilendirmiş olan başka problemler de vardır: Evrenin aslı nedir? Evrenin yapısı ve biçimi nasıldır? Ben kimim? İnsanın aslı ve anlamı nedir? Evrenin yazgısı nedir? İnsanın yazgısı nedir? … Görüldüğü gibi felsefede; başlangıcından bugüne evreni bilmek problemi yanında bir de kendimizi bilme, tanıma problemi yer almıştır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?

A) Evren hakkında bilgi edinme

B) Evreni yorumlama

C) İnsan yaşamını yorumlama

D) Tümelin bilgisine ulaşma

E) Doğa olaylarını kontrol altına alma

5) “Felsefe kârlı bir uğraş değildir. Hatta bazen zararlı bile olabilir. Örneğin; Sokrates öldürülmüş, Spinoza aforoz edilmiş, Diogenes’e deli denmiştir. Thales de dengesizlikle suçlanmıştır. Oysa hepsi de, diğer filozoflar gibi, çağın çok önünde yürüyor ve bulundukları toplumun çok ötesinde düşünüyorlardı. Onların anormal olarak anılmaları, anormal olduklarından değil, bulundukları toplumun onların hızına yetişememesindendi. Buna rağman onlar hiç durmadan yürüdüler. Sadece bilmek için, sadece gerçek için…”

Parçaya göre, ulaşılacak sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

A) Çağdaşları tarafından eleştirilen filozofların yanında çağa ayak uydurmuş düşünürler de vardır.

B) Felsefenin amacı insanı toplumda sözü dinlenir hale getirmektir.

C) Bütün filozoflar arkadan gelenlere yol gösterici olmuşlardır.

D) Felsefenin amacı genelin bilgisidir.

E) Bazı filozoflar yaşadıkları dönemlerde anlaşılamamıştır.

6) Bir felsefeci hiçbir zaman var olan problemleri çözmek için günlük çözümler üretmez. Üretilen bu çözümler genel ve olması gereken konular hakkındadır.

Bu görüşten hareketle, aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılır?

A) Felsefe, olanla değil, olması gerekenle ilgilenir.

B) Felsefe her türlü problemi çözmeye çalışır.

C) Felsefenin çabası hayatı kolaylaştırmaktır.

D) Felsefe daha çok günlük bilgilerden hareket eder.

E) Felsefede önemli olan soru sormaktır.

7) Felsefe evreni bütün olarak kavramak için yapılan bir deneme, bir soru cevap ya da cevabı çürütmek isteyen bir şüphedir. Felsefede temel sorun şudur: “İnsan ile evren, insan ile eşya arasındaki ilişki nedir? İnsan nedir?” (İnsan, kendi kendisini sorgulanmaktan asla vazgeçmeyen bir varlıktır.)

Bu parçaya dayanarak aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?

A) İnsan kendini sorgulayan bir varlıktır.

B) Felsefe, genelin bilgisidir.

C) Felsefe, şüphecidir.

D) Felsefe, varlığın bir bölümünü ele alır.

E) Felsefede soru sorma esastır.

8) Felsefenin özü “herhangi bir bilgiye sahip olmaktansa, o bilginin aranması, o bilginin amaç edinilmesidir.”

Bu görüşten hareketle, aşağıdaki yargılardan daha çok hangisine ulaşılabilir?

A) Felsefede cevaplardan çok sorular önemlidir.

B) Felsefe, bilginin özünü araştırı.

C) Felsefe, bilimsel metotlar kullanır.

D) Felsefenin amacı, gerçeğe ulaşmaktır.

E) Felsefe, bilginin evrenselliğini araştırır.

9) Felsefenin genel amaçları şöyle sıralanabilir:

-Dünyaya ilişkin merak ve hayret duygumuzu gidermeye çalışmak,

-İnanç ve eylemlerimize eleştirel bir bakış açısı sağlamak,

-Diğer bilim dallarının sormadığı veya soramadığı bir takım sorular sormak ve bunlara yanıtlar aramaktır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi felsefenin amaçlarındandır?

A) Doğa olaylarını kontrol altına alma.

B) İnsana düşünme, eleştirme ve soru sorma yetkisi kazandırma.

C) İnsanlığın geleceğini belirleme.

D) Doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılmaz bilgiler ortaya koyma.

E) Gözlem ve deneyi esas alma.

10) Platon’un “Devlet” adlı eserinde “gerçeği görmek uzun ve sarp yollardan geçmekle olanaklıdır. Bu yolları geçip gerçeği gören, her türlü zahmet ve zorluğa katlanmasını bilen ve gerçeğin sevgisiyle yanıp tutuşandır.” demiştir.

Buna göre felsefî tavır sahibi olmak için, aşağıdakilerden hangisi gereklidir?

A) Şüphe duymak ve dogmatik olmamak

B) Açık görüşlü ve hoşgörülü olmak

C) Aklın ve deneyin yönlendirmesini istemek

D) Kesin yargılarda bulunmamak

E) Sürekli araştırmak ve bunun getirdiği sıkıntılara katlanmak.

11) “Sorgulanmamış bir yaşam, yaşanmaya değer değildir.”

Sokrates

Sokrates yukarıdaki sözü ile aşağıdakilerden hangisini vurgulamak istemiştir?

A) Hayat her türlü hayalden soyutlanarak yaşanmalıdır.

B) İnsan elinde olan ile olmayanı bilmelidir.

C) İnsan niçin yaşadığını bilmelidir.

D) İnsanı, mutluluğa götüren yollar aranmalıdır.

E) İnsan her zaman iyi eylemelerde bulunmalıdır.

12) – “Ankara ile İstanbul’un arası kaç kilometredir.” diye sormak felsefi bir problem değildir. Buna karşılık “uzaklık nedir” sorusu felsefi problemdir.

– Turistlere Selimiye Camisi’nin güzel olup olmadığı sorulabilir, fakat felsefeci “güzelin kendisi nedir?” sorusunu sorar.

– İki kişi ile evli olmak T.C. vatandaşı için imkansızdır. Bu hukuk sorunudur. Fakat felsefeci ise, “haklılığın ve haksızlığın doğasını” araştırır.

Bunlara göre, felsefî sorunlarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?

A) Felsefî sorular daha soyut ve geneldir.

B) Felsefî problemler çağın özelliğini yansıtır.

C) Felsefî problemler öğretilerek değil, yaşanarak çözümlenebilir.

D) Felsefî problemler zahmetli ve uzun bir uğraş sonucu ortaya çıkar.

E) Felsefî problemler merak sonucu ortaya çıkmıştır.

Manipülasyon ve Manipülasyona Karşı Düzenlemeler

Manipülasyon en yaygın finansal suçlardan biri olmasına ve tarihi Lale Çılgınlığı (Tulipmania) vakasına dek uzanmasına karşın, ülkelerin mevzuatları incelendiğinde bu kavramla ilgili kesin bir tanımın yapılmadığı, bunun yerine çoğu kez “yapay fiyat”, “serbest arz ve talep güçlerine müdahale” gibi kendileri de tanımlanmaya ihtiyaç duyan ifadelerden yararlanılarak bir takım işlemlerin manipülatif olarak nitelendirildiği ve mevzuattaki bu eksikliğin mahkeme içtihatları ve uzmanların yorumlarıyla aşılmaya çalışıldığı görülmektedir. Suçun tanımlanmasındaki bu belirsizliğin yanısıra, normal piyasa aktivitesinden ayırt edilebilmesinin zorluğu, ispatlanmasında direkt kanıtlardan ziyade dolaylı kanıtlardan yola çıkılarak işlem yapan kişinin niyetine dair çıkarsamalar yapılmasının gerekmesi, sermaye piyasasında internetin kullanımının ve bunun paralelinde internet aracılığıyla işlenen manipülasyon suçlarının artması, internette bilginin çok hızlı değişmesi ve bu durumun kanıtların edinilmesini ve muhafazasını zorlaştırması, buna mukabil kişilerin kimliklerini gizleyebilmesini kolaylaştırması hususları ile birleştiğinde manipülasyon sadece tanımlanması değil, aynı zamanda kanıtlanması da güç bir suç durumuna gelmektedir.

Bu çalışmada, bir taraftan manipülasyon suçuyla ilgili farklı tanımlardan yola çıkılarak ortak bir tanıma ulaşılmaya çalışılmakta, diğer taraftan gittikçe globalleşen ve birbiriyle ilişkili hale gelen sermaye piyasalarında yeni teknolojiden beslenerek gelişen manipülasyon yöntemleri, manipülasyonun önlenmesinde, araştırılmasında ve kanıtlanmasında yararlanılan mevzuat ve düzenlemeler örnek olaylardan da yararlanılarak incelenmekte ve bu safhalar boyunca bu düzenlemelerin ne derece etkin olduğuna ve bu etkinliğin ne şekilde arttırılabileceğine ilişkin değerlendirmeler yapılmaktadır.

Manipülasyonun Tanımı

Sözlükte sıklıkla “dolandırıcılık veya dürüstçe olmayan yöntemlerle ya da suistimal yoluyla yapay bir şekilde yönetmek ya da kontrol etmek”; “bir şahsın kendi amaçları veya kazancı için hesapları vs. yanıltıcı bir şekilde, kötü niyetle değiştirmesi” anlamlarında kullanılan manipülasyon bir finansal terim olarak; “muvazaalı işlemler ya da anlaşmalı emirler gibi yöntemlerle menkul kıymet fiyatlarının düşmesine ya da artmasına neden olmak” şeklinde ifade edilmektedir.

Sözlükte bu şekillerde yer almakla birlikte, gerek Türk Sermaye Piyasası Mevzuatında, gerekse yabancı ülke mevzuatlarında manipülasyona ilişkin kesin bir tanım yapılmadığı, buna mukabil kavramın nelere işaret ettiğine ve hangi fiilleri kapsadığına dair birtakım tariflerin verildiği görülmektedir.

1981 yılında yürürlüğe giren 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 47/A maddesinin;

2. Bendinde, “Yapay olarak, sermaye piyasası araçlarının, arz ve talebini etkilemek, aktif bir piyasanın varlığı izlenimini uyandırmak, fiyatlarını aynı seviyede tutmak, arttırmak veya azaltmak amacıyla alım ve satımını yapan gerçek kişilerle, tüzel kişilerin yetkilileri ve bunlarla birlikte hareket edenler,

3. Bendinde, “Sermaye piyasası araçlarının değ erini etkileyebilecek, yalan, yanlış, yanıltıcı, mesnetsiz bilgi veren; haber yayan; yorum yapan ya da açıklamakla yükümlü oldukları bilgileri açıklamayan gerçek kişilerle, tüzel kişilerin yetkilileri ve bunlarla birlikte hareket edenler,

4. Bendinde, “4. maddenin birinci ve üçüncü fıkralarına aykırı hareket edenlerle, sermaye piyasasında izinsiz olarak faaliyette bulunan veya yetki belgeleri iptal olunduğu veya faaliyetleri geçici olarak durdurulduğu halde ticaret unvanlarında, ilan veya reklamlarında sermaye piyasasında faaliyette bulundukları intibaını yaratacak kelime veya ibare kullanan veya faaliyetlerine devam eden gerçek kişilerle, tüzel kişilerin yetkilileri

ile ilgili olarak; “2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 10 milyar liradan 25 milyar liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar. Suçun işlenmesinde, bu bentte yazılı hallerden iki veya daha fazlası birleşirse, hapis cezasının asgari haddi 3, azami haddi 6 yıldır”

denilmektedir.

Görüleceği üzere, yukarıda yer alan maddede manipülasyonun ne olduğuna ilişkin bir tanım yapılmamış olup bunun yerine genel olarak;

· yapay olarak sermaye piyasası araçlarının arz ve talebinin etkilenmesinden,

· aktif bir piyasanın varlığı izleniminin uyandırılmasından,

· fiyatların aynı seviyede tutulması, arttırılması veya azaltılması amacıyla alım ve satım yapılmasından,

· sermaye piyasası araçlarının değerini etkileyebilecek yalan, yanlış, yanıltıcı, mesnetsiz bilgi verilmesinden, haber yayılmasından, yorum yapılmasından ya da açıklamakla yükümlü olunan bilgilerin açıklanmamasından,

· doğru olmadığı halde sermaye piyasasında faaliyette bulunulduğu intibaının yaratılmasından

bahsedilmektedir.

Manipülasyonun tanımlanması konusundaki belirsizliğin sermaye piyasalarının uzun bir mazisinin olduğu Amerika’da da geçerli olduğu görülmektedir. Manipülasyon yasal düzenlemelerin hiçbirinde tanımlanmamış, bu sebeple mahkemeler ve uzmanlar değişik formülasyonlar sunmuşlardır. Yaygın olarak benimsenen yaklaşım manipülasyonun insanları bir hisse senedinde işlem yapmaya yönelten veya hisse senedinin fiyatını yapay bir seviyeye yükselten/düşüren işlemler olduğudur. Alternatif olarak, manipülasyon “sermaye piyasalarında arz ve talebin serbestçe eşleşmesine karşı yapılan kasıtlı müdahaleler” olarak da tanımlanabilmektedir.

Buna göre, eğer bir işlem şu üç amaca yönelik olarak yapıldıysa manipülatiftir:

arz ve talebin serbestçe karşılaşmasını engellemek,

diğer şahısları işlem yapmaya yöneltmek,

bir menkul kıymetin fiyatını yapay bir seviyeye yükseltmek.

Bu amaçlar irdelendiğinde, bilinmeyen bir şeyi tanımlamak için bilinmeyen başka bir şeyden yararlanmaya çalışıldığı görülmektedir. Örneğin, birinci formülasyonda manipülatif faaliyetin “engellemeyi”, “müdahaleyi” içerdiğinden bahsedilmekte fakat bu kavramlar tanımlanmamaktadır. Diğer taraftan, “arz ve talebin serbestçe karşılaşmasına yapılan müdahale”den bahsedilirken, işlem yapan herkes arz ve talep güçlerinin bir parçası olduğu halde, bazı işlemcilerin ilgili menkul kıymete ilişkin arz ve talebinin “yasal”, bir kısmının ise “yasalara aykırı” olduğu iddia edilmektedir. Burada da “yasal olan ve olmayan arz ve talebin” tanımlanması sorunu söz konusudur.

İkinci formülasyonda, “diğer şahısları işlem yapmaya yöneltmek”ten bahsedilmektedir. Bu tanımla ilgili problemlerden biri, kavramın son derece geniş olmasıdır. Burada, önemli olan husus, yatırımcıların gerçekte ortada bir amaç yokken işlem yapmaya yönlendirilmesi olup gerçekleştirilen işlemlerden hangilerinin rasyonel bir amaca yönelik olduğunu belirlemek sorunu da ortaya çıkmaktadır.

Üçüncü formülasyonda ise, hangi fiyat seviyesinin “yapay”, hangisinin “gerçek” olduğunu belirleme problemi ile karşılaşılmaktadır. Fiyat değişikliği yaratmak amacıyla gerçekleştirilen işlemler sonucunda oluşan fiyatların yapay olduğu söylenebilirse de, ülkemizde geçerli olmamakla birlikte, Amerika’da ihraççıların stabilizasyon adı altında yaptıkları bazı işlemler manipülatif sayılmamaktadır.

Stabilizasyon işlemleri “sermaye piyasalarında yeni yapılan ihraçla ilgili olarak şirket yöneticisinin piyasaya sürülen senetlerin değerini arttırmak ya da düşüşünü yavaşlatmak amacıyla hisse senetlerini geri satın alması ya da ilave hisse senetleri satması” şeklindeki uygulamadır. Bu işlemlerin yapılmasına gerekçe olarak; ikincil piyasadaki arz ve talep güçlerinin bazen yetersiz olduğunun düşünülmesi, ihraççının şöhretinin zarar görmesini engelleyerek yatırımcıların gelecekte yapılacak ihraçlara da katılmasının sağlanması, yatırımcıların en azından başlangıçta, ihraç edilen hisse senetlerinin bir piyasasının olacağına ilişkin güvenlerinin oluşturulması gösterilmektedir.

Burada ilk olarak sorulması gereken sorular; fiyatı stabilize etme uygulaması çerçevesinde yöneticilere yasalara uydurulmuş olarak bir fiyat manipülasyonu ve kazanç olanağı yaratılıp yaratılmadığı, ihraççının şöhretinin korunmasının ve yöneticilerinin zenginleşmesinin olası etkili piyasa güçleri ve bu güçlerin arkasındaki yatırımcılar pahasına sağlanıp sağlanmadığı, stabilizasyonda taban ve tavan fiyatı belirleme kriterlerinin neler olduğu, bunların ölçülebilir olup olmadığı, stabilizasyona ihtiyaç olduğunu düşündüren piyasa güçlerinin etkinsizliğinin nasıl ve neye göre ölçüldüğü, tutarlı olmak için piyasa güçlerinin etkinsiz göründüğü her durumda stabilizasyona izin verilmesi gerekip gerekmediği, kota alınma öncesinde yönetici tarafından “yaratılan” piyasa güçlerinin neden etkin olmadığının sanıldığı, piyasa güçlerinin etkin olmadığından kotasyon tarihinde nasıl emin olunabileceği ve etkinliğin nasıl ölçülebileceğidir.

Bir menkul kıymetin fiyatını yapay bir seviyeye yükseltmekten bahsedildiğinde, yapay fiyat kavramını da tanımlama ihtiyacı doğmaktadır. Yapılan işlemlerin fiyatı doğru seviyesinden uzaklaştırması durumunda yapay olduğu ileri sürüldüğünde ise, bu kez doğru, gerçek fiyat seviyesinin ne olduğu problemi ile karşılaşılmaktadır. Doğru fiyat seviyesinin uzun dönem arz ve talep koşullarını yansıtan fiyat seviyesi olduğu kabul edilirse, işlemlerin fiyatı etkilememesi ya da kısa dönem arz ve talep koşullarını yansıtması, işlem yapan kişinin fiyatla ilgili belli bir beklentisi sebebiyle işlem yapması fakat inancının yanlış olması sebebiyle fiyatın ters yönde hareket etmesi ve sonucunda fiyatın değişmesi gibi durumlar problem yaratacaktır. Fiyatların doğru seviyesinin “hisse senediyle ilgili bilgilerin tamamının kamuya açıklandığı durumdaki seviye” olarak tarif edilmesi de işlem yapan kişinin vekillik gibi bilgi verme yükümlülüğünü doğuran bir pozisyonunun olmaması durumunda bilgiyi açıklaması gerekmeyeceğinden genel nitelikte olmayacaktır.

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşıldığı üzere, manipülasyonun objektif bir tanımı bulunmamaktadır. Manipülasyonla ilgili anlam ifade eden tek tanım da subjektiftir ve işlem yapan kişinin niyetine odaklanmaktadır. Manipülatif işlemler kötü niyetle yapılan kazançlı işlemler; diğer bir deyişle, aşağıdaki koşulları sağlayan işlemler olarak da ifade edilebilir:

işlemler fiyatları belli bir yöne hareket ettirmek, yöneltmek niyetiyle yapılmış olmalıdır.

işlem yapan kişinin, kendisi bu işlemleri yapmadığı takdirde fiyatların bu yöne gideceğine dair hiçbir inancı olmamalıdır.

sonuçta elde edilen kar işlem yapan kişinin sahip olduğu fiyata etki edici nitelikteki bir bilgiden değil, tamamen kendisinin fiyatları yönlendirebilme konusundaki becerisinden doğmalıdır.

Yukarıda anlatılanların ışığında manipülasyon; “kar elde etmek veya zarardan kaçınmak amacıyla sermaye piyasası araçlarının fiyatını yapay bir seviyeye getirebilmek için fiyatının ve bu kapsamda piyasasının yapay olarak kontrol edilmesi ve etkilenmesine yönelik çabalar”; manipülatif hareket ise; “bir sermaye piyasası aracının piyasasını ve fiyatını yapay bir şekilde kontrol ederek aksi halde, piyasanın serbest arz ve talep koşulları altında oluşacak fiyatın altında veya üstünde bir fiyatı oluşturma ve menkul kıymeti bu fiyattan işlem görmeye zorlama girişimi” olarak tanımlanabilmektedir.

Manipülasyon kavramına ilişkin olarak Amerika Birleşik Devletlerindeki temyiz mahkemesi içtihatlarında aşağıdaki tanımlara da rastlanmaktadır:

Manipülasyon esas itibariyle, menkul kıymet piyasaları ile ilgili kullanıldığında, bir sanat terimini ifade etmektedir. Dolayısıyla yaratıcılık gerektirmektedir. Yöntem konusunda sınır konamaz. Kavram, piyasa faaliyetlerini yapay şekilde etkileyerek, yatırımcıları yanlış yönlendirmeyi amaçlayan muvazaalı satış, eşleştirilmiş emirler gibi uygulamalara karşılık gelmektedir (Santa Fe Industries Inc. v. Green Davası, 1977).

Manipülasyon “bilerek ve isteyerek, menkul fiyatlarını kontrol etmek veya yapay şekilde etkilemek suretiyle yatırımcıları aldatmayı veya dolandırmayı amaçlayan davranışları” ifade eder (Ernst and Ernst v. Hochfelder Davası, 1976).

Amerika’da yargıya intikal eden değişik manipülasyon vakalarına müdahil olarak katılan kamusal düzenleyici organ SEC’in iddialarında manipülasyon vakaları aşağıdaki şekillerde değerlendirilmektedir:

Esas itibariyle, serbest arz ve talep güçlerine amaçlı/kasıtlı müdahale manipülasyondur (01.08.1995, Pagel Davası).

“Manipülasyon, tüm yatırımcıların dayanakları olan fiyatlama sürecinin kalbine bir darbedir. Serbest piyasanın dürüstlüğünü ve temellerini hedef almaktadır. Bu nedenle, menkul kıymet yasalarının temel amaçlarına karşı gelmektedir” (Pagel Davası, 1985).

Mevcut ve potansiyel yatırımcıların, aktivite gördüklerinde, bunun gerçek bir faaliyet ve/veya işlem olduğunu varsaydıklarını kabul etmek gerekir. Keza ödedikleri veya kabul ettikleri fiyatın, gerçek arz ve talebin, sekte vurulmamış karşılıklı etkileşimi ile belirlendiğini ve pazar mahallinin müşterek yargısını yansıtan bir sinyal olduğunu varsayarlar. Manipülasyon uygulamaları, bu bekleyiş ve varsayımları boşa çıkarır. Gerçeğin yerine görünüşte olanı ikame eder. Kusur, piyasanın çarpıtılması/tahrif edilmesi ve piyasanın sahnede sergilenen bir oyuna çevrilmesidir (Mali tablolarda yer verilmemiş bir dipnot dolayısıyla açılan Edward J. Mawod and Co. davasında, 1977).

Manipülasyon, Muvazaalı Satış (Wash Sale), Eşleştirilmiş Emirler (Matched Orders) ve diğer yapay vasıtalara başvurulmaksızın da gerçekleştirilebilir. Alıcı ve satıcıların kombine bir yansıması olan piyasanın karakterini bozmak üzere aktivite yaratma, fiyat düşüşünü önleme, fiyatı yükseltme veya düşürme ve piyasayı sahnede sergilenen bir oyuna çevirme arzusuna dayalı gerçek alış ve satışlar da manipülasyondur (Holser, Stuart and Co. davası, 1949).

III.1. Manipülasyonun Sınıflandırılması

Manipülatif hareketler; kullanılan metotlara göre, yapılan aktivitenin altında yatan amaca göre ve katılımcılara göre sınıflandırılabilmektedir.

III.1.1. Manipülasyonun Kullanılan Metotlara Göre Sınıflandırılması:

Manipülatif Metodlar

Göz boyamak: (painting the tape); bir menkul kıymette işlem gerçekleştirildiği ya da fiyat hareketi olduğu izlenimini vermek için kamuya açıklanan bir dizi işlem yapmaktır.

Bu kategoriye giren işlemler, emirlerin eşleştirilmesi veya takas maksatlarıyla yapılan işlemler olmayıp manipüle edilmek istenen kıymette hacim yaratarak hisse senedinin işlem hacminin yüksek olduğu görüntüsünü vermek, yanıltıcı bir piyasa görüntüsü yaratarak menkul kıymetin piyasasını olduğundan farklı göstermek veya krediler vb. konularla ilgili amaçlar için menkul kıymetin piyasa fiyatını değiştirmek üzere yapılır.

Muvazaalı işlemler: (wash sales); bir menkul kıymetin ya da türev ürünün sahipliğinde gerçek anlamda değişiklik yaratmayan işlemler yapmaktır.

Karşılıklı işlemler: (improper matched orders); hem alış hem de satış emirlerinin sisteme aynı zamanda, aynı fiyat ve miktarda fakat bu amaçla birlikte hareket eden farklı katılımcılar tarafından girilmesidir.

Fiyat teklifini yükseltmek: (advancing the bid); bir menkul kıymet ya da türev ürünün fiyatını yükseltmek amacıyla, bu kıymet ya da türev ürün için verilen fiyat tekliflerini yükseltmektir.

Pompalayıp boşaltmak: (pumping and dumping); gittikçe artan fiyatlardan alım yapmak, ardından bu kıymetleri piyasaya yeni girenlere daha yüksek fiyatlardan satmaktır.

Kapanışı belirlemeye çalışmak: (marking the close); menkul kıymetleri ya da türev sözleşmeleri kapanış fiyatını etkileme çabasıyla piyasanın kapanışında ya da kapanışa yakın alıp satmaktır.

Köşeye sıkıştırmak: (cornering); gerek menkul kıymetler gerekse türev ürünlerle ilgili piyasalarda kontrolü ellerine geçiren kişilerin, bu pozisyonlarını fiyatları çarpıtmakta kullanarak açığa satış yapan kişilerin yükümlülüklerini kendi yararlarına değiştirdikleri yüksek fiyatlardan yerine getirmelerine sebep olmalarıdır.

Sıkıştırma: (squeeze); bir menkul kıymette yaşanan arz daralmasında, talep tarafını kontrol ederek avantaj elde etmek ve piyasadaki sıkışıklığı istismar ederek yapay fiyatlar oluşturmak için kullanmaktır.

Görüleceği üzere, “cornering”de manipülatörün kendi çabaları sonucunda piyasada bir sıkışıklık yaratması ve bunu kendi yararına kullanması, “squeeze”de ise piyasadaki sıkışıklığı pozisyonunu kullanarak suistimali söz konusudur.

“Kaynar Kazan” teknikleri; (boiler room); çok sayıda satıcı tarafından telefonla ya da mektupla belli bir ihraççıya ilişkin menkul kıymetlerle ilgili olarak yoğun bir şekilde satış kampanyası yapılmasını içerir. Dayanaksız öngörüler, yanıltıcı mektuplar, tecrübesiz ve denetlenmeyen yetkili temsilcilerce bu amaçla yapılan telefon görüşmeleri (“cold calls”) gibi sert satış yöntemleri kullanılır.

Medya, internet veya diğer yollarla yalan/yanlış veya yanıltıcı bilgilerin yayılması: (disseminating false or misleading information) bu tipteki açıklamalar ilgili menkul kıymet, türev ürün ya da bağlı olduğu menkul kıymetin fiyatını, açıklamayı yapan kişinin elinde tuttuğu pozisyon veya yapmayı planladığı iş için uygun seviyeye taşımak maksadıyla yapılırlar.

İnternet aracılığıyla yapılan manipülasyona ilişkin en dikkat çekici vakalardan biri 25 Ağustos 2000 tarihinde gerçekleşen Emulex vakasıdır. Bu olayda 30 dakikadan daha kısa bir süre içerisinde piyasa kapitalizasyonunun yaklaşık %60’ı (2.5 milyar dolar) kaybedilmiştir.

İnternet aracılığıyla piyasayı manipüle etmek için ;

internet’ten tüyolar verilebilir, reklam yapılabilir, yalan bilgiler yayılabilir.

Eski manipülatif şemalar (örneğin “pompala boşalt” gibi) internet teknolojisiyle birleştirilerek kullanılabilir.

chat room”lardan yararlanılabilir.

sahte kimlikler kullanılabilir.

“pegging”, “capping”, “parking”, yasalar hilafına “stabilizing”, “fixing” işlemleri yapılması: Ülkemiz mevzuatında ihraççıların yapabilecekleri işlemler arasında yer almayan “stabilizing-stabilizasyon işlemleri” yasalarla belirlenen durumlar haricinde yapıldığında uluslararası arenada da manipülatif bir faaliyet olarak adlandırılmaktadır.

Sayılan diğer kavramlar aşağıda kısaca tanımlanmaktadır:

Pegging: bu işlem, manipüle edilmek istenen menkul kıymetin piyasa fiyatını belli bir seviyenin üzerinde tutmak için o menkul kıymetten dikkati çekecek derecede büyük miktarlarda alış yapmak ve/veya piyasaya o kıymetle ilgili olarak büyük alış emirleri girmek anlamına gelmektedir.

Capping: bu işlem, manipüle edilmek istenen menkul kıymetin piyasa fiyatını belli bir seviyenin altında tutmak için o menkul kıymetten dikkati çekecek derecede büyük miktarlarda satış yapmak ya da sisteme (cari piyasa fiyatının üzerindeki bir fiyattan verilip) gerçekleşmeden pasifte bekleyen büyük miktarlı satış emirleri girmek anlamına gelmektedir.

Parking: Üç şekilde tanımlanabilmektedir.

Fiyatın manipülasyonu ile ilgili olarak Parking;

Hisse senetlerini piyasadan uzak tutarak fiyatın düşmesinin önüne geçmek anlamına gelmektedir. Kendisinin veya müşterilerinin hesaplarında bulunan hisse senetlerini elinde tutamayacak duruma gelen bir broker’ın bu hisse senetlerini takas tarihinden önce geri alacağı şeklinde bir anlaşmayla başka bir broker ya da müşteriye satmasıdır.

Net Sermaye ile ilgili olarak Parking;

Sıklıkla bir broker’ın net sermaye pozisyonunu iyileştirmek maksadıyla yapılmaktadır. Menkul kıymetler bir başka broker’a satış adı altında verilmekte ve sonra tekrar geri satın alınmaktadır.

Aracılık yüklenimi ile ilgili olarak Parking;

Bir yüklenicinin dağıtımı tamamlayamayarak aracılık yüklenimini yerine getiremediği durumda, sıklıkla broker’ın bu menkul kıymetleri kendi müşterilerinin hesabında bekletmesi ve daha sonra bu hisse senetlerinin piyasaya satılarak bu hesaplardan çıkartılması şeklinde gerçekleştirilmektedir.

Scalping; yatırım danışmanı benzeri bir pozisyonu olan kişinin o menkul kıymeti başkalarına tavsiye etmeden önce kendisinin satın alması, ardından kendi tavsiyesini takiben artan piyasa fiyatından yararlanarak karlı bir şekilde bu hisseleri satmasıdır.

Cross Trades; bir broker’ın aynı menkul kıymetle ilgili emirleri tutarak, hem alım hem de satım emirlerini aynı anda gerçekleştirdiği işlemlerdir. Büyük miktarlı blok emirlerin sıklıkla çapraza düşmesi durumunda bu çaprazlaşma manipülatif nitelikte ve fiyat hareketlerini etkilemek ya da hacim oluşturmak maksadıyla gerçekleştirilmiş olabilir.

Flips; bir ofisin müşterilerine bir hisse senedini satmasını önerdiği sırada diğer ofisin müşterileri için bu kıymetleri satın almasıyla gerçekleşmektedir. Bu durumda senetler bir ofisteki müşterilerden diğer bir ofisteki müşterilere geçmektedir. Firma alış ve satış fiyatları arasındaki “spread”den; broker’lar da komisyonlardan kazanç sağlamaktadır.

“flips” faaliyeti Türk Sermaye Piyasası Mevzuatında Sermaye Piyasası Kurulu’nun Seri:V, No:46 sayılı “Aracılık Faaliyetleri ve Aracı Kuruluşlara İlişkin Esaslar Hakkında Tebliği” kapsamında yasaklanmış bulunmaktadır.

Free Riding; hisse senetlerini, onlar için bir ödeme yapma niyeti olmadan veya sadece takas tarihinde fiyat yükselirse ödemek niyetiyle satın almayı ve böylece bu senetlerin alış fiyatından daha yukarıda bir fiyata satılarak satıştan edinilenlerle alım yükümlülüğünün karşılanmasını ifade etmektedir.

Front Running; bir menkul kıymette blok halinde yapılacak olan bir işlemi önceden öğrenerek, kamuya açıklanmamış bu bilgiyi kullanıp kar sağlamak anlamına gelmektedir. Bu bağlamda fiil “içeriden öğrenenlerin ticareti” suçuna da yaklaşmaktadır.

Overhang on a market: gerçekleşmeyerek piyasada “asılı kalan”, bekleyen emirler fiyat üzerinde düşüş yönünde bir baskı oluşmasına sebep olabilir. İşlem yapan diğer kişileri ya da borsa spesiyalistlerini büyük miktardaki hisse senedini limit bir fiyattan satmaya maruz bırakmak, diğerlerinin o malı satın almaktan kaçınmalarına sebep olur. Çünkü fiyatta küçük bir artışın olduğu her seferde o büyük hisse blokunun kalan kısmının satılması fiyatı aşağıya sürecektir ve daha yüksek fiyattan satın alan kişinin zarara uğramasına sebep olacaktır. Bu sebeple, piyasada bekleyen bu kıymetlere ilişkin emirler iptal edilene ya da gerçekleşene kadar piyasa fiyatı aşağıda kalacaktır.

“Uykudaki” bir halka açık şirketin halka açılmamış bir ihraççıyla birleşmeye gitmesinin manipülatif maksatla kullanılması: (merger of dormant public shell company with non-public issuer); bu yöntemde, hisse senetleri daha önce halka arz edilmiş olmakla birlikte iflas durumunda ya da “uykuda” olan -yani çok az işlem gören- bir şirketin bulunarak piyasaya sokulmak istenen belli bir varlığa sahip asıl şirketle birleştirilmesi, “uykudaki” şirketin hisse senetleri daha önce halka arz edilmiş ve tescil edilmiş olduğundan, destekçilerin ve içeridekilerin tescil muafiyetini kötüye kullanarak hisse senetlerini tekrar tescil ettirmeden aktif bir piyasa yaratmak istemeleri söz konusudur. Bazen menkul kıymetler yasalarla çatışmamak için tescil edilse de paranın kazanıldığı manipülatif aşama devam etmektedir.

Türk Sermaye Piyasası Mevzuatına göre şirket birleşmeleriyle ilgili olarak, taraflardan birinin halka açık olması halindeki birleşmeler çerçevesindeki hisse senedi ihraçlarında da kayda alınma için Sermaye Piyasası Kurulu’na başvurulması gerekmektedir.

Yukarıda bahsedilen yöntemler ülkemizde “piyasa dilinde” şu şekillerde adlandırılmaktadır.

Keriz Silkeleme: Özellikle piyasa değeri düşük olan hisse senetlerinde gerçekleştirilmektedir. İlgili hisse senedi alım gücü yüksek olan bir ya da birkaç kişi tarafından yavaş yavaş satın alınmaya başlanmakta, piyasadaki hisse senetlerinin sayısı azaldıkça değerleri de yükselmektedir. Yükselişi gören diğer küçük yatırımcılar da bu hisse senedini almaya yönelmekte, manipülatör fiyatı istediği yere çekmeyi başardığında elindeki “malları” bir anda boşaltmakta ve “kağıt dibe vurmaktadır”.

Burada arzı daraltmaya ilişkin klasik “cornering” yönteminden bahsedilmektedir. Manipülatörün bu yöntemi “yalan haber yayma” gibi yöntemlerle birleştirmesi ya da hisse senedinin fiyatını gerçekte örneğin 7,000 TL’ye çekmeyi düşündüğü halde piyasaya 10,000 TL’ye çıkartmayı düşündüğü gibi bir haberi yayarak henüz bu harekete dahil olmamış diğer küçük yatırımcıları da “kağıttan çıkma”ya daha çok zaman olduğu ve kazanç imkanının sürdüğüne inandırarak hareketin içine çekmeye çalışması mümkündür.

Doldur Boşalt: Yukarıda bahsedilen “keriz silkeleme” yönteminin kısa vadeli şeklidir. Gelen taleplerle bir anda fiyat artar, ardından aniden gelen satışlarla fiyat dibe vurur.

Yalan Haber Yayma: Herkesin “tüyoya” aç olduğu bu piyasada özellikle “büyük spekülatörler”in söyledikleri herkesin dikkatini çekmektedir. Bu yöntemin uygulanmasında dergilerden de yararlanılabilmektedir. Sermaye Piyasası Kurulu’nun belli hisse senetlerinde alım yaptıktan sonra haftalık bir dergide bu senetlerle ilgili asılsız yorum, haber ve piyasa söylentileri yazan, bu yazının ardından satış işlemleri gerçekleştirerek hazırlanıp yayınlanmasında önemli ölçüde sorumluluk ve pay sahibi oldukları yanlış ve kaynağı olmayan haber ve yorumlardan menfaat sağlama saiki ile işlem yaptıkları belirlenen ilgili derginin Yazı İşleri Müdürü ve Borsa Editörünün bu faaliyetlerinin Sermaye Piyasası Kanunu’nun 47/A-3 maddesi kapsamında incelenmesi neticesinde bir suç duyurusu bulunmaktadır. Burada bahsedilen vaka aynı zamanda “scalping” tabir edilen metot kapsamında da düşünülebilmektedir.

Yabancılar Geliyor Söylentisi: Bu söylenti küçük yatırımcıları “ateşleyecek”, kolayca aldanmalarına sebep olacaktır.

Kol Kesme: Bu yöntem aracı kurumların birbirlerine komplosu şeklinde gerçekleşmektedir. Bu defa “canı yanan” taraf küçük yatırımcı değil, aracı kurumdur. Açığa satış yapan kurumun gün içinde mecburen alım yapacağını düşünen bir diğer aracı kurum fiyatı alımlarıyla bilerek yükseltmekte, açığa satış yapan taraf ise düşmeyen ve hatta yükselen hisse senedini mecburen yüksek fiyattan satın almaktadır. Silahın ters teptiği bu durumda açığa satan aracı kurum bir nevi “kendi kazdığı kuyuya kendisi düşmektedir”.

Çıtır Yapma: Gün içerisinde al sat yaparak kazanç elde etmeye çalışmak, piyasada “çıtır yapmak” olarak tabir edilmektedir.

III.1.2. Manipülasyonun amaçlarına göre sınıflandırılması:

Manipülatif hareketin temel amacı gerçekleştirilen işlemler sonucunda para kazanmaktır. Bu genel amaca ulaşabilmedeki yan amaçlar arasında şunlar sayılabilir:

bir menkul kıymetin veya türev sözleşmenin fiyatını veya değerini etkilemek

(Böylece manipülatör daha düşük fiyattan alım, daha yüksek fiyattan satım yapma, birleşme, devralma gibi işlemleri ve diğer büyük çaplı işlemleri etkileyebilme imkanına kavuşacaktır),

bir endekste yer alan menkul kıymetin fiyatını etkilemek (bu şekilde endeksi manipüle edebilecektir),

halka arzlarda onay fiyatını etkilemek,

şirketlerin birleşmesiyle ilgili olarak fiyat/çevrim oranını etkilemek,

take-over teklifleri ile ilgili olarak bir menkul kıymetin fiyatını etkilemek,

diğer şahısları alım satım yapmaya yöneltmek,

kurumsal yatırımcıların hesaplarını ve bilançosunu etkilemek,

kreditörler tarafından yapılmaya zorlanılan satışların limitini etkilemek,

finansal tavsiyeleri veya yatırım kararlarıyla ilgili izlenimleri etkilemek.

III.1.3. Manipülasyonun katılımcılara göre sınıflandırılması:

menkul kıymetleri ihraç eden kişiler, ihraççılar

piyasa katılımcıları

piyasa aracıları

yukarıdakilerin herhangi bir bileşimi

IV. MANİPÜLASYONUN ARAŞTIRILMASI VE ORTAYA ÇIKARILMASI FAALİYETLERİ

IV.1. Manipülasyonu Ortaya Çıkarmada Yararlanılan Yöntemler

A. Piyasa Gözetimi:

Gözetimin amacı piyasadaki işlemleri takip etmek ve hatalı bir oluşum durumunda engellemeye yönelik faaliyetlerde bulunabilmektir.

Piyasa gözetimi faaliyeti adı altında şirketlerin ortaklık yapısına ve kontrolünü elinde bulunduran kişilere ilişkin bilgilerin dosyalanması ve gözetim sistemleri yer almaktadır.

Şirketlerin ortaklık yapısına ve kontrolünü elinde bulunduran kişilere ilişkin bilgilerin edinilmesi ve saklanması kimlerin hisse senedini manipüle edecek durumda olduğunun ve manipülasyondan kimlerin dikkat çekecek düzeyde kar elde edebileceğinin bulunmasında yardımcı olması sebebiyle önem arz etmektedir.

Gözetim sistemleri ise borsaların dürüst ve düzenli piyasalar olarak faaliyet gösterebilmelerini sağlamak amacıyla gerçekleşen işlemlerin izlenmesini, piyasanın genelinden sapma gösteren ve halihazırdaki bilgiler ve piyasa göstergeleriyle açıklanamayacak gelişmelerin, bunun yanısıra işlem yapan kişilerin pozisyonları ve piyasa katılımcılarının potansiyel birlikte hareketlerinin tespiti ve raporlanması amaçlarına yöneliktir. Gözetim sistemlerinin piyasadaki değişmeler ve teknolojik gelişmelere ayak uyduracak şekilde dizayn edilmesi gereklidir. Bilgiye erişmede en avantajlı pozisyonda olmaları sebebiyle borsalar önemli bir gözetim fonksiyonu görebilmektedir.

İnternet ve Genel Olarak Medyanın Gözetimi

Kamuya ulaştırılan bilgilerin gözetimi medyayı da (gazeteler, dergiler, TV, şirket haberlerine ilişkin diğer yayınlar, analistlerin araştırma raporları vs.) içermelidir. İncelenecek bilgiler bir kıymetin fiyatını etkileyebilecek nitelikteki “tout-tüyo” tabir edilen övücü yazıların yanısıra yalan, yanlış, yanıltıcı bilgiler de olabilir. Buna ek olarak, özellikle menkul kıymetler açısından bakıldığında internet, aynı anda çok büyük bir kitleye ulaşabilme özelliği sebebiyle özel bir ilgi ve gözetim yeteneği gerektirmektedir. İnternette bilgilerin yayılma ve değişme hızı düzenleyicilerin olayın kaynağını ortaya çıkarmasını ve kanıtları muhafaza etmesini güçleştirmektedir.

VI.2. Manipülasyonu Kanıtlamak İçin Gerekli Bilgilerin Toplanması ve Muhafazası

Borsalar, aracı kurumlar ve diğer sermaye piyasası kuruluşları tarafından tutulan kayıtlar

Manipülatif faaliyetlerle ilgili olarak aşağıda sayılan tipteki kanıtların incelenmesi, dikkate alınması gerekmektedir:

· manipüle edilmek istenen menkul kıymetin, türev ürün ya da türev ürünle ilişkili kıymetin işlem kayıtları, alış satış ordinoları, konfirmasyonlar, aylık hesap durumu belgeleri, nakit ve hisse senedi transferleri ve diğer ilgili dökümanlar,

· bunlara ek olarak takas organizasyonlarından ve merkez emanetçilerden alınabilecek datalar (menkul kıymetlerle ya da türev ürünlerle ilgili pozisyon sahiplerinin ve yarar sahiplerinin belirlenmesi, gerçekleştirilen emirlerin hangi müşterilerin yararına yapıldığının tespiti açısından önemlidir),

· eğer ulaşılabiliyorsa, potansiyel olarak manipülatif faaliyete dahil olmuş olabilecek olan kişilerin telefon kayıtları.

İnternetin dahil olduğu vakalarda araştırmacının ISP’lere (İnternet Service Provider) veya e-mail yollayıcıları ve alıcılarıyla ilgili web sayfalarının “author”larına da başvurma ihtiyacı olabilir.

Şüphelenilen işlemlere ilişkin olarak borsaların tuttuğu kayıtlar da önemli bir bilgi kaynağıdır. Eğer alınabiliyorsa Self-Regulatory Organisations-SRO’ların (kendi içlerinde düzenlemeleri olan kuruluşların) verileri de yararlı olacaktır. Bu datalardan, aşağıdaki raporlara ve analizlere de ulaşılabilmektedir:

piyasa yapıcının fiyat hareketlerine ilişkin rapor (kotasyondaki değişmeleri, geniş “spread”leri, yapılan kapanışları, diğer piyasa yapıcıları yönlendiren piyasa yapıcısı ve sık yapılan kapanış kotalarını görmek için),

yüksek fiyattan alış, düşük fiyattan satış teklifleri,

raporlanan toplam işlem hacmini ve her piyasa yapıcı tarafından raporlanan işlem hacimlerini gösteren raporlar (günlük, haftalık veya üç aylık dönemlerde),

etkilenen her işlemi, işlemin “inside quote” ile (örneğin; en yüksek alış, en düşük satış) gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini belirlemek üzere karşılaştırılan raporlar,

hisse senedi izleme raporları,

“Marking the close” alarmları (eğer bir menkul kıymetin kapanış fiyatı belli bir zaman periyodu için belirlenmiş parametrelerin dışında oluşursa alarm verecek sistem).

Türev ürünlere ilişkin incelemelerde bunlara ek olarak sözleşmelerin fiyatlandırılması, gerçekleşen işlemlerle ilgili bilgiler (işlem tarihi, miktar, vade, taraflar, fiyat gibi), piyasa üyelerinin ve eğer pozisyonları belli bir seviyenin üstündeyse piyasa katılımcılarının pozisyonlarına ilişkin bilgiler, ilk müşteriye varana dek her pozisyon alanın kimliği, pozisyonun büyüklüğü vb. nin yanısıra, ulaşılabilir olduğu takdirde OTC pozisyon bilgileri ve işlem bilgileri de istenebilmektedir.

Banka Kayıtları

Bu kayıtlar manipülatif faaliyete katılanlar arasında başka bir şekilde fark edilemeyecek borç-alacak, kar paylaşımı gibi ilişkileri, rüşvetleri ve karşılıklı finansman olaylarını açığa çıkarabilir. Banka kayıtları aynı zamanda manipülasyonun sonraki safhalarının izini sürmekte, dondurma ve durdurma gibi işlemlerde kolaylık sağlamaktadır.

Telefon Kayıtları

Hesap sahipleri-yarar sahipleri; aracılar-müşterileri arasındaki telefon kayıtlarının ele geçirilmesi de başka şekillerde ortaya çıkarılamayacak “manipülasyon amaçlı birlikte hareketin” ortaya konulmasında önemlidir.

IV.3. Edinilen Bilgi ve Belgeler Kapsamında Araştırmaların Yapılması:

Manipülasyonun Varlığının Kanıtlanması

Manipülasyon suçunun unsurları ve yararlanılan kanıtlar farklı yargı bölgelerinde farklılıklar göstermektedir. Piyasaların düzenli olmasını sağlamak ve manipülasyon karşıtı yasalar ile manipülasyonu önlemek durumunda olan borsaların bir kısmının araştırma yapma ve kuralları ihlal eden üyelere disiplin müeyyideleri uygulama imkanları da vardır.

Manipülasyonun ortaya çıkarılmasında izlenebilecek aşamalar aşağıda anlatılmaktadır:

“Yapay Fiyat”ın veya “Fiyata Etki”nin Araştırılması

Eğer bir menkul kıymetin fiyatı, işlem miktarı veya her ikisi birden aniden artış gösterirse, bu durumda manipülatif aktiviteden şüphelenilecek ve araştırmacının menkul kıymetin piyasasına ve fiyatına ilişkin birtakım analizler yapması ve bu değişimlerin sebebini bulması gerekecektir.

Bu aşamada araştırmacı öncelikle, söz konusu menkul kıymetin yeni ihraç edilmiş ya da uzun zamandır işlem görmekte olan bir menkul kıymet mi olduğunu belirlemeli, eğer daha önceden halka arzedilmiş bir menkul kıymet söz konusuysa ilgili kıymetin daha önceki fiyat ve miktar hareketlerini de incelemeli ve yaşanan hareketlerin söz konusu hisse senedi için normal sayılıp sayılmayacağını ortaya koymalıdır.

Fiyatla ilgili incelemenin bir diğer ayağı ise, fiyatın en yüksek seviyesindeyken kaç olduğu ve bu fiyat seviyesiyle ilgili mantıklı bir açıklamanın olup olmadığıdır. Eğer hareketin incelendiği dönemde şirkete ilişkin olumlu açıklamalar yapıldıysa fiyat hareketinin bununla ilişkili olup olmadığı anlaşılmaya çalışılacaktır. Eğer fiyat ve miktar hareketlerinin yaşandığı dönemde bu tip bir açıklamaya rastlanmıyorsa, bu kez de şirketle ilgili tüm haberlerin kamuya açıklanıp açıklanmadığı yönünde bir araştırma yapılacak ve bu yönde de bir bulguya rastlanmıyorsa, hisse senedindeki fiyat ve miktar hareketlerinin piyasada yoğun işlemleri olan yatırımcıların piyasaya giriş çıkış ve alış satışlarıyla ne derece ilintili olduğu bulunmaya çalışılacaktır. Araştırmacı bu sırada piyasanın ve incelenen şirketin ait olduğu sektörün genelinde yaşanan gelişmeleri de gözden kaçırmamalıdır. Yaşanan fiyat değişikliklerinin yapay olduğu ortaya konulmak istendiğinde ise eğer manipülasyon yaptığından şüphelenilen kişinin işlemleri olmasaydı fiyatın ne yönde olacağını belirleme yönünde bir çalışma yapılması gerekecektir.

Türev ürünlerle ilgili araştırmalarda da benzer bir prosedür izlenmekte olup bu kez türev ürünlerde karşılıklı pozisyonların kimlerin elinde olduğu ve talep ve teslimatla ilgili faktörlerin de dikkate alınması gerekecektir.

Arz ve Talep Yasalarındaki Muhtemel Tahrifatın Araştırılması

Bu aşamada öncelikle potansiyel manipülatörün piyasa fiyatını ve işlem hacmini etkileme gücü olup olmadığı belirlenmelidir.

Bu güç aşağıda sayılan faktörlerden kaynaklanabilir:

manipülatörün bir menkul kıymetin, türev sözleşmenin bağlı olduğu varlığın arzını kontrol edebilmesinden,

türev ürünlerdeki pozisyonlarının büyüklüğünden,

veya basitçe piyasaya ulaşabilme gücünden (direkt olabileceği gibi internet ya da başka aracılar yoluyla da olabilmektedir).

Bu maddeleri ayrıntılı olarak inceleyecek olursak;

Arzın kontrol edildiğinin kanıtlanması:

Bu durumu ortaya koymak için arz miktarını, bu miktarın ne kadarının işlem gördüğünü veya görebilir nitelikte olduğunu veya o menkul kıymetin ya da türev ürünle ilgili varlığın piyasa katılımcılarına ne oranlarda dağıldığını tespit etmek gereklidir. Örneğin bir kıymetin likiditesi azaldıkça, kişilerin arzını kontrol etmeleri kolaylaşacak ve bunun için de ihraç edilmiş olan sermayesinin çok büyük bir kısmına sahip olmaları gerekmeyecektir. Bir menkul kıymet ya da varlık ile ilgili olarak arzı kimin kontrol ettiğini belirlemek için işlem kayıtlarını incelemek ve “nominee” (kullanılan, kontrol edilen, aracı) hesaplardaki isimlerin arkasında kimin olduğunu araştırmak gerekecektir.

Manipülasyon vakaları halka açıklık oranının ve dolaşımdaki senetlerin miktarının yüksek olduğu, fakat manipülasyon şüphelisinin dolaşımdaki bu senetlerin halka akışını sınırlamak maksadıyla birtakım işlemler yaptığı ve piyasadaki bu senetleri gerçekte belli bir gruba ya da gruplara dağıttığı durumlarda da söz konusu olabilir.

Menkul kıymetlerle ilgili olarak arzın kontrol edildiğinin gösterilmesi;

Manipülatörlerin bir hisse senedinin arzını kontrol etmede kullandıkları yöntemler aşağıda kısaca anlatılmaktadır:

· sıklıkla kullanılan yöntem manipülatörün “uykudaki” bir şirketi (“public shell” veya “dormant company”) ele geçirmesi ve bunu kontrolleri altındaki bir başka şirketle birleştirmesidir.

· manipülatör halka açık bir şirketin kontrolünü daha birincil halka arzlarda (IPO, Initial Public Offering) da eline geçirebilir. Piyasayı yönetme, kontrol etme ve o kıymeti desteklemek için gerekli materyallerin kullanılması sayesinde, piyasa yapıcı ve destekçi menkul kıymetin fiyatını manipüle edebilecek duruma gelir.

· Eğer manipülasyon ihraççının yönetimi tarafından gerçekleştiriliyorsa, ya da manipülatör yönetimle çok yakın bir şekilde çalışıyorsa, manipülatörler yönetimin büyük oranlardaki hisse senedini kendilerine ve kullandıkları hesaplara ihraç etmesine sebep olabilirler. Bu şekilde tescilden kaçınılarak tescil muafiyeti de kötüye kullanılır. İhraç edilen hisse senetlerini almak için gereken fonların sıklıkla manipülatör tarafından sağlandığı “nominee” hesap sahiplerinin çoğu manipülatif bir faaliyete katıldıklarını bilmemekte, aksine manipülatörün kendilerine çok önemli bir fırsat sağladıklarını düşünerek o satmalarını söyleyene dek bu senetleri ellerinde tutmaya razı olmaktadırlar.

Türev ürünlerle ilgili olarak arzın kontrol edildiğinin gösterilmesi;

Türev piyasaları da içeren bir corner’ın olması durumunda bir varlığın arzının veya nakit piyasasının kontrolünü ele geçiren piyasa katılımcısı ya da katılımcıları tuttukları bu pozisyonları, aldıkları short pozisyonlardan kaynaklanan yükümlülüklerini ifa etmeleri gereken diğer yatırımcıların pozisyonlarını kendilerinin dikte ettikleri yapay fiyatlardan kapatmalarına sebep olmada kullanacaklardır.

Varlıkla ilgili arzın kontrol edildiğini göstermek için, araştırmacının manipülasyon şüphelisi tarafından elde tutulan ya da kontrol edilen varlık arzını belirlemeye de; manipülatör tarafından borsalarda ve OTC piyasalarda direkt ya da indirekt olarak tutulan uzun pozisyonları araştırmak kadar ihtiyacı vardır.

Bunların yanısıra bir katılımcı bir türev sözleşmenin ya da bağlı olduğu varlığın fiyatını, arzını kontrol etmeden, o varlıkla ilgili doğal bir kıtlıktan kaynaklanan piyasa sıkışıklığını şiddetlendirerek de potansiyel olarak manipüle edebilir. Böyle bir squeeze’de (sıkıştırmada) manipülatörün türev piyasadaki “long pozisyonunu” yükselterek fiyatları etkileyebilmesi söz konusudur. Short pozisyonda olanlar teslim dönemine girdikleri ve teslimatı bekleyen long pozisyondakilerin taleplerini karşılamaya yetecek kadar yeterli arz olmadığını fark ettikleri zaman, türev sözleşmelerin ve/veya varlıkların fiyatlarını, arzı normal ticari kanallardan teslim noktalarına çekebilmek için ekonomik açıdan uygulanabilir buldukları noktaya kadar fiyat tekliflerini arttıracaklardır (Bid up the price).

Arz ve talebi kontrol etmeksizin piyasa fiyatını kontrol edebilme gücünün olduğunun kanıtlanması:

Bazı olaylarda manipülatör bir menkul kıymetin veya bir türev sözleşmenin dayandığı varlığın arzını kontrol etmediği halde şirkete ilişkin olarak yalan haber yayarak piyasayı manipüle etmeyi deneyebilir. Bu amaca yönelik açıklamalar, basın bildirileri veya başka aracılardan yararlanarak yapılabilmektedir. İnternet ise çok sayıdaki potansiyel yatırımcıya ulaşmanın çabuk, ucuz ve etkili bir yolu olması sebebiyle, gittikçe araştırmacıların üzerinde daha çok durması gereken bir faktör haline gelmektedir.

İnternet anonim olarak, kendini deşifre etmeden piyasayı manipüle etmek ve bilgi yaymak isteyen kişiler için büyük fırsatlar yaratmaktadır. Bu amaçla şirket sahipleri vb. tarafından yalan finansal bilgilerin veya şirketin ürünlerine ilişkin yalan açıklamaların yer aldığı bir “web page” oluşturulabilir. Daha sonra da, şirkete müşteri bulmak için internet’ten bulunan e-mail adreslerini kullanılabilir. Web’deki yatırımlara ayrılmış tartışma sitelerinden de yararlanılabilir. Menkul kıymetlere ilişkin tavsiyelerin yapıldığı yayınların internette yayımlanması durumunda da yayıncılarına manipülatörler tarafından manipüle edilmek istenen sermaye piyasası aracının övülmesi, reklamının yapılması için para ödenebilmektedir.

Bu şekilde, ihraççıyla bağlantısı olmayan bir kişi de hisseden büyük miktarda satın alıp internetteki yatırım sitelerini o kıymetle ilgili yalan haber yaymak için kullanarak manipülatif faaliyette bulunabilmektedir.

Niyetin / Kastın Ortaya Konulması:

Manipülatif hareketin ortaya konması için niyetin kanıtlanması gereği yargı bölgelerinin tamamında bulunmamaktadır. Niyetin manipülasyonu kanıtlamak için gerekli bir unsur olması durumunda, bazı yargı bölgeleri öncelikle incelenen hareketin dolandırıcılık niyetiyle mi, yoksa yanlış yönlendirme niyetiyle mi yapıldığına odaklanmakta, bazı yargı bölgelerinde ise yapay fiyat oluşturma niyetine ilişkin kanıtların bulunması istenmektedir.

dolandırıcılık niyeti/yanıltma niyeti: bu niyet, tek belirten olmamakla birlikte, manipülatif harekete işaret eden önemli bir husustur.

yapay fiyatlar oluşturma niyeti: tek başına bu unsur dahi dolandırıcılık ya da aldatmaca olmasa bile manipülatif olarak kabul edilebilmektedir. Türev ürünlere ilişkin işlemlerde niyeti ortaya koymak için piyasa katılımcısının basitçe, mevcut piyasa koşullarında elinde tuttuğu avantajlı pozisyondan yarar sağlamasının söz konusu olmadığını, örneğin, piyasadaki arzı kasıtlı olarak daralttığını veya long pozisyonunu yükselterek arz daralmasını şiddetlendirdiğini gösterebilmek önemlidir.

Manipülatörün Davranışının Ekonomik Olmadığının Gösterilmesi:

Burada yapılması gereken, manipülasyon şüphelisinin işlemlerini yasal amaçlar doğrultusunda gerçekleştirmediğinin ortaya konulmasıdır. Bu amaçla, verilen fiyat tekliflerinin diğer yatırımcılarınkinden farklı olup olmadığı, onları yönlendirip yönlendirmediği, yatırımcının piyasada farklı fiyatların oluşmasına sebep olan kendi emirlerini destekleyici, bu hareketi sürdürücü emirler verip vermediği, portföyün ne kadarının bu kıymetten oluştuğu, bu oran çok büyükse bunu açıklayacak rasyonel bir sebebin olup olmadığı gibi hususlar incelenmelidir.

Bir Menkul Kıymetin Piyasa Fiyatını Etkilemek veya Bir Menkul Kıymette Aktif Olarak İşlem Yapıldığı Görüntüsünü Yaratma Motivi (nin olduğunun) nin Gösterilmesi:

Manipülasyonda genel saik manipüle edilen kıymetlerin satışından para kazanmaktır. Bu motivasyonu ortaya koymak için araştırmacı manipülatör ve birlikte hareket ettiği hesaplar tarafından daha sonra şişirilmiş fiyatlardan satılmak üzere büyük bir blok halinde bir kıymetten ya da opsiyon pozisyonundan satın alındığını gösterebilir. Belli yargı bölgelerinde, ihracın fiyatlanacağı piyasa fiyatı manipüle edilerek halka arz safhasında da manipülatif kazanç sağlanmaktadır. Türev ürünler açısından bakıldığında motiv her zaman manipülasyonun önemli bir unsuru olmamasına rağmen, manipülatörün bir fiyat hareketinden yarar getirebilecek büyük bir türev ürün ya da cash (nakit) pozisyonu olabilmektedir.

Bir diğer muhtemel motivasyon birbirleriyle bir anlaşmadan diğerine birlikte çalışan kişilerden birinin bir manipülasyonda yaptığı yardıma karşılık, bir başka manipülasyonda daha önceden yardım ettiği kişinin katılımını sağlamaya çalışmasıdır. Bunun yanısıra bir portföyde ya da fonda yer alan varlıkların değerinin şişirilmesi de bir motivdir. Müşterilere yüksek baskılı satış teknikleri ve satış senaryoları kullanarak manipüle edilmek istenen kıymeti almaya yöneltmeye çalışmaları için verilen rüşvetler de bu görevi üstlenecek broker’lar için motivasyon niteliğindedir.

VI. MANİPÜLASYONU ÖNLEMEYE YÖNELİK DÜZENLEMELER

Sermaye Piyasası Kanunu’nun konusu ve amacı aynı isimli 1. Maddesinde tasarrufların menkul kıymetlere yatırılarak halkın iktisadi kalkınmaya etkin ve yaygın bir şekilde katılmasını sağlamak amacıyla; sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışmasını, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunmasını düzenlemek ve denetlemek olarak tanımlanmaktadır.

Bu kapsamda, Türkiye’de sermaye piyasalarının dürüst, açık ve düzenli bir şekilde faaliyet göstermesini engelleyerek yatırımcıların piyasaya olan güveninin zedelenmesine sebep olan manipülatif faaliyetleri ve bilgi asimetrilerini önlemek kapsamında değerlendirilebilecek düzenlemeler aşağıda özetlenmektedir:

2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununda belirtilen hususlar:

· ihraç ve halka arz edilecek sermaye piyasası araçlarının kurula kaydettirilmesinin zorunluluğu, Kurulun kayıt başvurusunda açıklamaların yeterli olmadığı veya gerçeği dürüstçe yansıtmayarak halkın istismarına yol açacağı düşünülüyorsa kayda almaktan imtina edilebilmesi,

· halka arza ilişkin olarak yayımlanacak sirküler ve ilanların esaslarının ve izahnamede yer alması gerekli bilgilerin Kurul tarafından belirlenmesi,

· ilan ve açıklamaların gerçeğe uymayan, abartılı, yanıltıcı bilgileri içerememesi, Kurulun yanıltıcı nitelikte gördüğü reklamları yasaklayabilmesi,

· izahname ve sirkülerde yer alan bilgilerin gerçeği yansıtması zorunluluğu, ihraççı ve aracıların bu kapsamdaki sorumlulukları,

· Kurul’un halka arzlarda küçük tasarruf sahibinin haklarının koruyucu tedbirlerin alınmasını isteyebilmesi ve öncelikle satın almalarını sağlayacak düzenlemeler yapabilmesi,

· Halka arz yoluyla yapılan satışların sonuçlarının Kurula bildirilmesi zorunluluğu,

· Izahname ile halka açıklanan konulardaki değişikliklerin Kurula bildirilmesi zorunluluğu,

· Yeni pay alma hakkını kısıtlama yetkisinin pay sahipleri arasında eşitsizliğe yol açacak biçimde kullanılması yasağı,

· Yönetim kontrolünün el değiştirmesine yol açacak oranda vekalet toplayan ya da pay iktisap edenlerin diğer payları satın alma yükümlülüğü ve azınlıktki ortakların da kontrolü ele geçiren kişi veya gruba paylarını satma hakkına ilişkin düzenlemelerin Kurul tarafından yapılması,

· Sermaye piyasası araçlarının ödünç alma ve verme işlemleri ile açığa satış işlemlerine ilişkin ilke ve esasların Kurulca belirlenmesi, Hazine Müsteşarlığı ile TCMB’nin görüşü alınmak suretiyle kredili işlemlerle ilgili düzenlemelerin yapılması,

· Kamuya açıklanması gereken mali tabloların gerçeğe uygun bir biçimde hazırlanıp Kurula gönderilmesine ve kamuya duyurulmasına ilişkin hükümler,

· Kamuyu aydınlatma babında bilgi verme yükümlülüğüne ilişkin düzenlemeler,

· Kurulun sermaye piyasasında medya ve elektronik ortam da dahil olmak üzere yatırım tavsiyelerinde bulunacak kişi ve kuruluşların uyacakları ilke ve esasları belirlemesi,

· Bakanlıkların, resmi ve özel kuruluşların Kurul ile işbirliği yapması gereği,

· Piyasa üyesi aracı kuruluşların manipülatif faaliyetlerde bulunmasına ilişkin olarak getirilen çeşitli yasaklar, Kurulun aracı kuruluşlar ve yöneticilerine yönelik yaptırımları.

Kanunda sayılan bu hususların yanısıra İMKB Yönetmelikleri ve Kurul tebliğleriyle de manipülatif faaliyetlere ilişkin hususlarda detaylı düzenlemelerin yapıldığı görülmektedir.

İMKB Yönetmeliklerinde belirtilen hususlar:

· menkul kıymetleri borsa kotuna alınan kuruluşların bilgi verme yükümlülükleri, bu kapsama giren bilgilerin ve özel durumların tanımlanması, bu yükümlülüğün ilgili kişilerce yerine getirilmemesi durumunda kottan çıkarmaya dek varabilen yaptırımlar (Menkul Kıymetler Borsalarının Kuruluş ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik, İMKB Kotasyon Yönetmeliği),

· üyelerin Borsa tarafından istenen her türlü belge, defter, kaydı usulüne göre tutması, incelenmesine müsaade etmesi ve bilgi verme zorunluluğu ve uyulmamasının yaptırımları (Menkul Kıymetler Borsalarının Kuruluş ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik, İMKB Yönetmeliği)

· üyelere uygulanabilecek disiplin cezaları ve müeyyideler (İMKB Yönetmeliği),

· yapay fiyat/piyasa kapsamında değerlendirilen faaliyetlerin varlığı halinde emir ve işlemlerin iptal edilebilmesi, bu kapsamda değerlendirilen faaliyetler (İMKB Yönetmeliği)

· sağlıklı bir piyasa teşekkül etmesini önleyecek şekilde anormal fiyat ve/veya miktarda alım satım emirlerinin borsaya intikal ettirilmesi, bir menkul kıymete ya da ihraççıya ilişkin yatırımcıların kararlarına etki edebilecek nitelikte ve yatırımcıların öğrenmesi gereken bilgiler olduğunun ve/veya açıklama yapılacağının öğrenilmesi hallerinde bir menkul kıymete ait işlemlerin geçici olarak durdurulması (İMKB Yönetmeliği, İMKB Hisse Senetleri Piyasası Yönetmeliği),

· olağandışı menfi gelişmelerin meydana gelmesi halinde borsanın geçici olarak kapatılması (Menkul Kıymetler Borsalarının Kuruluş ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik, İMKB Yönetmeliği)

· depozito şartı,

· borsa üyelerine ve temsilcilerine uygulanacak müeyyideler ve disiplin cezalarının türleri (İMKB Yönetmeliği)

c) Tebliğlerde belirtilen hususlar:

· menkul kıymetleri halka arz edilmiş anonim şirketlerle menkul kıymet alım satımıyla uğraşan kuruluşların ilan ve reklamlarının abartılmış, hissi, gerçeğe uymayan, yanıltıcı, istismar edici nitelikte olma yasağı, ilan ve reklamların izahname ve sirkülerler dışındaki bilgileri taşımaması ve halkı yanlış yönlendirmemesi, Kurulun bu yasaklara uymayan ilan ve reklamları durdurabilmesi, yasaklayabilmesi ve ilgili kişilerin sorumluluğu,

· kamuya açıklanması gereken özel durumlar, olağandışı fiyat ve miktar hareketlerinde, büyük miktarlı hisse senedi satışlarında, hisse senetlerinde belli oranda pay sahibi olan kişilerinin işlemlerinde açıklama yapma yükümlülüğü,

· doğrulama yükümlülüğü,

· halka arzda işlem yasağı, hisse senetlerinin kurul kaydına alınmasına ilişkin esaslar, halka açıklanan konulardaki değişikliklerin bildirilmesi,

· genel olarak aracı kurumların yükümlülükleri.

Bunlara ek olarak, Hisse Senetleri Piyasası Yönetmeliği’nin Borsa Emirlerine ilişkin 19. Maddesinde Yönetim Kuruluna borsa emirlerine ilişkin düzenleme yapabilme yetkisi verilmiş olup bu çerçevede alınan kararlarla bazı hisse senetlerine ilişkin olarak sisteme emir iletilirken müşteri numarası girme zorunluluğu da getirilebilmektedir. İşlem gören hisse senetleri ile ilgili olarak olağandışı durumların ortaya çıkması, şirketlerin kamunun zamanında, tam ve sürekli olarak aydınlatılması konusunda gerekli özeni göstermemesi, yatırımcıların haklarının korunması ve kamu yararı gereği hisse senetlerinin borsa kotundan ve/veya ilgili pazardan geçici veya sürekli çıkarılması sonucunu doğurabilecek hallerde Gözaltı Pazarı’nda işlem görmeye başlaması da bu kapsamda değerlendirilebilecek düzenlemelerdir.

Menkul kıymetler piyasalarında manipülasyonu önlemede kullanılan ve Türk Sermaye Piyasasındaki genel çerçevesi çizilen bu yasakların yanısıra kullanılmakta olan diğer araçlar aşağıda yer almaktadır:

Açığa Satış İşlemlerine İlişkin Yasaklar

Açığa satış, bir kişinin satış esnasında sahip olmadığı veya elinde olup da alıcıya teslim etmediği bir kıymeti satması olarak tanımlanmaktadır. Açığa satış yapan kişi, işlemin karşı tarafındaki alıcıya bu kıymeti teslim edebilmek için genellikle bu kıymeti bir broker’dan veya kurumsal yatırımcıdan ödünç alacak, daha sonra bu pozisyonunu piyasadan satın aldığı hisseleri borç aldığı kişiye geri vererek kapatacaktır.

Bazı yargı bölgelerinde, açığa satış kuralları satıcıların menkul kıymetlerin fiyatlarındaki düşmelerin hızlanmasına sebep olabilecek şekilde aktivitelerde bulunmalarını, açığa satış yapan kişinin niyetine bakmaksızın engelleyebilmektedir. Buna ek olarak, açığa satışlarla ilgili olarak açıklama yapılması zorunluluğunu (düzenleyici kuruma, piyasaya, ya da her ikisine birden) getiren kurallar da pek çok yargı bölgesinde manipülatif açığa satışları caydırmak veya önlemek için kullanılmaktadır.

Türk Sermaye Piyasası Mevzuatına göre açığa satış emirleri, ilgili hissede en son gerçekleşen işlem fiyatı düzeyinden veya bu düzeyin bir adım üzerindeki fiyatlardan, açığa satış tuşu kullanılarak yapılabilmektedir. Henüz fiyat oluşmamış ise emrin fiyatı, kapanış fiyatının en az bir adım üzerinde olmak zorundadır. Baz fiyatı değiştirilmiş veya serbest marjlı hisselerde henüz işlem gerçekleşmeden açığa satış emri verilememektedir. Tüpraş örneğinde de belirtildiği üzere, belli koşullarda bir hisse senedine ilişkin açığa satış işlemi verilmesinin tamamen engellenmesi de mümkündür.

İhraçlar Sırasında Katılımı Kısıtlayan Kurallar

Menkul kıymetlerin halka arzı piyasa manipülasyonu için özel fırsatlar ve güdüler sunmaktadır. Halka arz süresince manipülatif aktiviteler ihracın fiyatlanacağı piyasa fiyatını yükseltmek veya başarısız bir halka arzdan kaçınmak maksadıyla kullanılabilmektedir.

Halka arzlar sırasında piyasa aktivitesini sınırlayan kurallar, menkul kıymetlerin işlem gördüğü piyasaların bağımsız bir fiyatlama mekanizması olarak bütünlüğünün korunmasına ve halka arzdan kazanç sağlayabilecek yüklenicilerin, ihraççıların, satılan hisselerin sahiplerinin ve o kıymetin halka arz sürecine katılan diğer kişilerin potansiyel manipülatif akitivitelerine karşın önlem alınmasına yöneliktir. Bu düzenlemeler olay gerçekleştikten sonra tespit etmek yerine, manipülatif faaliyeti önlemek maksadıyla yapıldığından dağıtıma katılan kişilerin manipülatif bir niyet ya da amaçları olduğunun kanıtlanmasını gerektirmezler. Türk Sermaye piyasasında bu konuya ilişkin düzenlemeler Sermaye Piyasası Araçlarının Halka Arzında Satış Yöntemlerine İlişkin Tebliği ile somutlaştırılmış olup Türk Ticaret Kanunu’nun 329. Maddesine göre şirketin kendi hisse senetlerini temellük etmesi veya rehin almasına da belli durumlar dışında yasaklanmış bulunmaktadır.

Endeksi Hesaplamaya Yönelik Metodlar

Endeksin manipüle edilmesini önlemek için endekse dahil edilecek kıymetlerle (örneğin sermayesi büyük olan, çok sayıda paya bölünmüş ve işlem hacmi yüksek bir hisse senedinin manipüle edilmesi, sermayesi küçük, hisse senedi sayısı az ve piyasası sığ bir hisse senedine göre çok daha zordur. Bu nedenle birinci tipteki hisse senetlerinin hesaplamalar sırasında dikkate alınması endeksin manipüle edilmesini güçleştirecektir) ve hesaplama yöntemi ile ilgili olarak (hisse senetlerinin endekse hangi ağırlıkla dahil edileceğine ve endeksin hangi yönteme göre hesaplanacağına ilişkin) birtakım düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Borsalar bu konuda farklı hesaplama yöntemleri seçebilmekle birlikte, seçilen yöntemlerin yukarıdaki amacı sağlayıcı nitelikte olması gereklidir.

Türev piyasalar söz konusu olduğunda sözleşmenin oluşturulması safhası ve pozisyon limitlerine ilişkin de düzenlemeler yapılmalıdır.

VIII- ETKİNLİK TARTIŞMALARI:

Manipülasyonu Önlemeye Yönelik Düzenlemelerin Etkinliği

Kamunun piyasanın dürüstlüğüne ilişkin inancı, piyasanın likiditesini ve etkinliğini arttırır. Manipülasyon fiyatları çarpıtarak yapay bir görüntünün yaratılmasına sebep olduğu için piyasaların bütünlüğüne zarar vermekte ve halkın piyasaya olan güvenini zedelemektedir. Bu sebeple, düzenleyici otoriteler manipülasyonu tespit etmek, soruşturmak ve yasal yollardan kovuşturmak konularında yeterli sistemlere ihtiyaç duymaktadır.

Manipülasyonunun piyasaya olan zararlı etkileri çok iyi bilinmekle birlikte, ardındaki motivin ve kullanılan yöntemlerin teknolojinin gelişmesi, internetin yaygınlaşması, piyasaların globalleşerek birbirine bağlı, birbiriyle ilişkili hale gelmesiyle değişmekte ve gelişmekte olduğu görülmektedir. Aynı anda çok fazla sayıda insana bilgi yaymanın kolay ve ucuz bir yolu haline gelen internet, bu özelliği sebebiyle bir menkul kıymetin fiyatını etkilemek veya aktif bir piyasanın olduğu izlenimini yaratmak konularında da benzersiz fırsatlar sunmaktadır. Global ve birbiriyle bağlantılı piyasaların varlığı piyasayı manipüle etmek konusunda fırsatları arttırırken, manipülasyonun ortaya çıkarılmasını ve hele hele internetin söz konusu olduğu durumlarda kanıtlanmasını da zorlaştırmaktadır. Manipülasyon bir yargı bölgesinde gerçekleşirken bundan sorumlu kişiler başka bir yargı bölgesinde olabilmektedir. Bu durumda, farklı yargı bölgelerindeki düzenleyicilerin manipülasyonu araştırmak konusundaki yetkilerinin ve bu düzenleyiciler arasındaki bilgi paylaşımının varlığı ve yeterliliği de önem kazanmaktadır.

VIII.1. Manipülasyonla Mücadeleyi Zorlaştıran Unsurlar:

a) Manipülasyona ilişkin kanıtların niteliği

Manipülatif vakalara ilişkin dökümanlar ve beyanlar gibi direkt kanıtlar bulmak sıklıkla hem düzenleyici otorite hem de yargı aşamasında görev alanlar için çok zordur. Manipülasyon vakaları genellikle hal ve koşullara göre, birtakım ayrıntılardan ulaşılabilen kanıtlar, ya da dolaylı kanıtlar ve bu kanıtlar baz alınarak yapılan çıkarsamalar üzerine kurulmaktadır. Bu tip çıkarsamalar hareketin modeline, suçlanan kişinin söz konusu kıymet, türev ürün ya da bağlı kıymetle ilgili olarak parasal bir çıkarının olmasına, suçlanan kişinin o menkul kıymetin fiyatında yükselme etkisi yaratmak için attığı adımlara ve işlem datasının incelenmesi sonucunda ortaya çıkan işlem modeline veya düzensizliklere bakılarak yapılacaktır. Manipülasyonun varlığını kanıtlamanın bu denli zor olmasının nedeni, manipülatif işlemi ayırdetmede en belirgin unsurun subjektif olan “yatırımcının niyeti” olması, fakat insanların beynini okumak mümkün olmadığından bunu ortaya koymanın çok zor olmasıdır.

b) İncelenmesi gereken datanın çok büyük hacimlere ulaşması:

Manipülasyonu ortaya çıkarmak için incelenmesi gereken datanın ve dökümanların (banka kayıtları, şirket dökümanları ve diğer kayıtlar da dahil olmak üzere) hacmi çok büyük olabilir. Bu durumda kanıtları organize edebilmek için grafiklerden yararlanılması ve detaylarda gizlenmiş bilgilerin ortaya çıkartılabilmesi için azami dikkat gösterilmesi gerekecektir. Bazı dataların analizi için ise hem kurum içinden (in-house) hem de akademisyenler dahil olmak üzere bağımsız danışmanlardan ve uzmanlardan yardım alınması gerekebilecektir.

Uzman beyanlarından/tanıklığından yararlanma:

Piyasadaki uzmanların hem yapılan araştırmalarda hem de yargılama süreçlerinde neyin “normal” piyasa davranışı veya “normal iş aktivitesi” olarak adlandırılması gerektiği konusunda araştırmacılara ve hukukçulara yardımı olabilmekle ve araştırmacının da bu konuda yardıma gereksinimi olmakla birlikte bazı yargı bölgelerinde dışarıdan bu şekilde yardım alınmasına izin verilmemektedir.

d) Bazı kurumların, özellikle off-shore bankaların işbirliğine yanaşmaması:

Manipülasyonun sadece ulusal pazarlarda gerçekleştirilen bir suç olmaması ve manipülatif faaliyetlerde off-shore kuruluşların ve mevzuatları finansal suçlar konusunda gelişmemiş olan bölgelerdeki örgütlenmelerin piyasayı manipüle etmekte kullanılması ülkeler ve düzenleyiciler arasındaki işbirliğinin önemini arttırmıştır. Bununla birlikte bazı off-shore kuruluşların, mevzuatlarının müşterilerine ilişkin bilgi ve belgeleri açıklamalarına izin vermediğini ileri sürerek bilgi vermekten kaçınması manipülatif faaliyetlerin izinin sürülmesine ve ilişkilerin ortaya çıkarılmasına engel olmaktadır.

Türkiye açısından bir değerlendirme yapıldığında manipülasyonla mücadeleyi zorlaştıran unsurlar ise aşağıda yer almaktadır:

i) Türkiye’deki yatırımcı profilinden kaynaklanan sorunlar

Sermaye piyasası faaliyeti kapsamında sayılabilecek faaliyetlerin geçmişi Galata Bankerlerine dek uzanmasına karşın, örgütlü ve düzenli bir sermaye piyasası kültürünün oluşumu Sermaye Piyasası Kurulu’nun kurulması ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın faaliyete geçmesi ile başlamıştır. Bir taraftan yatırımcıların sermaye piyasası ve sermaye piyasası araçlarına ilişkin bilgilerinin yetersizliği, diğer taraftan uzun vadeli yatırımlar yapmak yerine günlük alım satımlardan kazanç elde edilmeye çalışılması ve bu amaçla şirketlere ve hisse senetlerine ilişkin olarak kamuya duyurulan gelişmeler, mali tablolar ve analizler yerine “tüyo” tabir edilen söylentilerin dikkate alınması ve bu söylentilerin de genelde asılsız haberler olması ve piyasayı manipüle etmek isteyen kişiler tarafından yayılması küçük yatırımcıların büyük kayıplara uğramasına ve fonların sermaye piyasasından uzaklaşmasına, dolayısıyla, sermaye piyasasının birincil fonksiyonu olan fon arz ve talebinin karşılaşmasına ve sermayenin tabana yayılmasına ilişkin amaçlara ulaşılamamasına neden olmaktadır.

ii) Türkiye’nin siyasi ve ekonomik ortamından kaynaklanan sorunlar

Türkiye’de ekonominin rayına oturmamış olması, diğer taraftan siyasette yaşanan çalkantıların piyasaları ve uygulanmakta olan ekonomik programları olumsuz yönde etkilemesi, ekonomik ve siyasi istikrarın sağlanamamış olmasının dış piyasalarda Türk Sermaye Piyasalarına olan güveni zedelemesi sebebiyle yurt dışından fon girişinin düşük olması ve yabancı yatırımcıların uzun vadeli pozisyon almak istememeleri, siyaset ve ekonomideki bazı olumsuz gelişmelerde tuttukları büyük portföyleri satarak düşüş trendlerini şiddetlendirmeleri piyasanın manipüle edilmesini kolaylaştırmaktadır.

iii) İhtisas Mahkemelerinin Bulunmaması

Finansal suçlara ilişkin ihtisas mahkemelerinin bulunmaması ve yargı aşamalarında yer alan kişilerin bu konuda yeterli donanıma sahip olmaması manipülasyonun ortaya konulmasını ve cezalandırılmasını zorlaştırmaktadır. Bu güçlük mahkemeler tarafından konunun uzmanlarından bilirkişilik yapmalarının istenmesiyle aşılmaya çalışılmaktadır.

iv) Bazı Hisse Senetlerinde Halka Açıklık Oranının Çok Düşük Olması

İşlem gören şirketlerin bir kısmında halka açıklık oranının çok düşük olması manipülatörlerin dolaşımda bulunan hisselerin çoğunluğunu ellerine geçirerek piyasasını ve fiyatını manipüle etmelerini kolaylaştırmaktadır.

VIII.2. Manipülasyonla Mücadelede Etkinliğin Arttırılması

Yukarıda anlatılanların ışığında, genel olarak manipülasyonla mücadelenin etkinliğinin arttırılması konusunda;

manipülasyonu önlemek ve ortaya çıkarmak konusunda düzenleyici kuruluşların ve borsaların yetki ve sorumluluklarının arttırılmasının,

manipülasyonu araştırmada, soruşturmada ve önlemede gerek yurt içindeki gerekse yurt dışındaki kuruluşlar arasında işbirliğinin geliştirilmesinin,

manipülasyona ilişkin düzenlemelerin yeni manipülasyon yöntemlerinin de incelenmesine ve yasaklanmasına izin verecek açıklık ve esneklikte olmasının,

piyasa gözetiminde teknolojik yeniliklerden yararlanılmasının, piyasa gözetiminin interneti ve genel olarak medyada yayımlanan haberleri de kapsamasının,

yatırımcıların ve hukukçuların finans piyasası ve finansal suçlar konusunda bilgilendirilmesinin bu amaçla ihtisas mahkemelerinin kurulmasının,

piyasa katılımcılarının yükümlülüklerini yerine getirme konusundaki hassasiyetlerinin denetlenmesi ve gerekli yaptırımların etkin bir şekilde uygulanmasının

yararlı olacağı düşünülmektedir.

Kaynakça

Pickholz, Marvin G., Pickholz, Jason R., “Manipulation”, The 18th Cambridge International Symposium, Economic Crime: Financial Markets at Risk, September 14, 2000.

Technical Committee of the International Organization of Securities Commissions, “Investigating and Prosecuting Market Manipulation”, May 2000.

Özbay, Remzi, “Hisse Senetleri Fiyatlarında Yükseliş ve Çöküşler: Borsalarda Spekülasyon ve Manipülasyon”, Sermaye Piyasası Kurulu, Doç. Dr. Yaman Aşıkoğlu’na armağan, Ocak, 1997

Strahota, Robert D., “Investigating and Proving a Market Manipulation Case”, Market Manipulation Seminar, Zagreb, Croatia, March 22-25, 1999.

Bone, Richard, “Work on Better Defining Categories of Manipulation”, International Federation of Stock Exchanges, Investigative Concepts, Sydney, 6-7 October 1998.

Fischel, Daniel R., Ross, David J., “Should the Law Prohibit “Manipulation” in Financial Markets?”, Harward Law Review, Vol. 105:503, 1991.

J. Carrol, Wayne, “Market Manipulation: an International Comparison”, Price Waterhouse Cooper Veltins

Tezcanlı, Meral Varış, “İçeriden Öğrenenlerin Ticareti ve Manipülasyonlar”, İstanbul, 1996.

Haftalık Bülten, Sermaye Piyasası Kurulu, 2000/37, 18/09/2000-22/09/2000.

Sermaye Piyasası Mevzuatı.

Sermaye Piyasası ve Borsa Temel Bilgiler Kılavuzu.

Tüpraş Hisse Senedinin Halka Arzına İlişkin Haberlerin Yer Aldığı İlgili Tarihlere Ait Borsa Günlük Bültenleri.

Türk Ticaret Kanunu.


bursa evden eve nakliyat
Bedava İlan Verme