Ders Anlatım Eğitim Blogu,Öss,Sbs,Dersler

fizik, kimya, biyoloji, ingilizce, öss, sbs, öğretmenler

Sözcük Nedir?

Sözcük: Bir kavram birimidir. Bir varlığın, bir nesnenin ya da bir durumun zihinde canlanabilmesi için onu karşılayan bir gösterimdir.

Sözcüklerin Anlam Açılımları

Temel Anlam: (İlk Anlam)

Bir sözcük söylendiğinde aklımıza ilk gelen, kavrayışımızda ilk uyandırdığı anlamdır. Kısacası, bir sözcüğün biçimlenmesinde, kuruluşunda esas olan anlamdır. Örnek :

* Boğazımda bir yanma var. (Temel Anlam)
* Şişenin boğazı kırılmış.
* Çanakkale Boğazı’nda müthiş bir tipiye yakalandık.
* Babam yedi boğaza bakmaya çalışıyordu.
* Ali, boğazına düşkün bir çocuktur.

Sözcüklerin Temel Anlamlarıyla İlgili Dikkat Edilecek Noktalar :

Bir sözcüğe temel anlamının dışında yeni yeni anlamlar yükledikçe anlamının da derece derece soyutlaştığı görülür. Örnek :

* Törende, Kurdeleyi köyün muhtarı kesti. (Somut temel anlam)
* Patates doğrarken parmağını kesti (Somut yan anlam)
* Oyun kağıdını ortadan kesti. (Somut yan anlam)
* Onunla olan bütün ilişkisini kesti. (Soyut mecaz anlam)

Bir sözcük tek başına kullanıldığında temel anlamını korur. Ancak cümle içinde temel anlamından uzaklaşabilir. Örnek :

“Kaçmak” sözcüğünün temel anlamı “bir yerden gizlice ve çabucak uzaklaşmak”tır.

* “Ben çalışmaktan hiçbir zaman kaçmam.” cümlesinde temel anlamından uzaklaşmıştır.

Temel anlamı somut olan sözcükler, öncelikle somut ve mecaz anlamlar kazanır. Örnek :

“ateş” sözcüğü, temel anlamıyla düşünüldüğünde “bir nesnenin etrafa ısı ve ışık yayarak yanması” biçiminde açıklanabilir, temel anlamı somuttur.

* Gençler, kumsalda büyük bir ateş yakmışlardı. (Temel anlam)
* Hastanın ateşi sabaha kadar düşmüştü. (Somut yan anlam)
* Şu yağan kar bile yüreğimdeki ateşi söndüremez. (Soyut mecaz anlam)

Yan Anlam :

Sözcüklerin ilk konuluş anlamına bağlı olarak zaman içinde kazandıkları yeni anlamlardır. Bu anlama, kullanılış anlamı ya da yan anlam adı verilir. Örnek :

* Çocuk kapıyı sessizce açtı. (açmak : Bir şeyi kapalı durumdan kurtarmak.)

* Gömleğinin düğmelerini yarıya kadar açtı. (açmak : Sarılmış, katlanmış, örtülmüş, buruşmuş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak.)

* Okulun karşısına bir büfe daha açtı.(açmak : Bir kuruluş, bir işyerini işler duruma getirmek.)

* Annem çok güzel baklava açar. (açmak : Kalın bir nesneyi yayarak ince duruma getirmek.)

* Komşumuz tıkanan lavaboyu açtı. (açmak : Tıkalı bir şeyi, bu durumdan kurtarmak.)

Sözcüklerin Yan Anlamlarıyla İlgili Dikkat Edilecek Noktalar :

* Her sözcüğün genel olarak tek temel anlamı varken, birden çok yan anlamı olabilir.

* Bir sözcük, temel ya da yan anlamı verecek biçimde kullanıldığında gerçek anlamıyla kullanılmış olur. O halde gerçek anlam, hem temel hem de yan anlamı kapsayan genel bir addır.

* Yan anlamların bir bölümü mecazsız, somut anlam taşırken (ölü yan anlam) bir bölümü de mecazlı, soyut anlam taşır.

Mecaz Anlam :

Sözcüklerin cümle, dize veya deyim içine girdiklerinde, gerçek anlamlarından tamamen sıyrılarak başka bir sözcük ya da kavram yerine kullanılmasıyla kazandığı anlama mecaz (değişmece) anlam denir. Mecaz anlam, Sözcüğün sürekli olmayan, kullanım içinde geçici olarak üstlendiği anlamdır. Örnek :

* Müşteriden para sızdırmak için elinden geleni yapardı.
* Satıcının o ince ve tiz sesi kulaklarımızda patlıyordu.
* Bugünlerde havasından yanına varılmıyor.
* Bu hayırsız evlat için insan kendisini ateşe atar mı?

Mecaz Türleri:
– Benzetme (Teşbih)
– Eğretileme (İstiare)
– Ad Aktarması (Mürsel Mecaz)
– Kinaye (Dolaylı Söz Söyleme)
– Tariz (Taşlama)
– Teşhis – İntak (Kişileştirme – Konuşturma)
– Abartma (Mübalağa)

Benzetme (Teşbih) :

Aralarında benzerlik bulunan iki varlıktan (kavramdan) niteliği zayıf olanın, niteliği üstün, belirgin olana benzetilmesidir.

Benzetme, Sözü daha etkili ve gözle görünür kılmak amacıyla kullanılan bir mecaz türüdür. Benzetmenin dört öğesi vardır :
1- Benzeyen (niteliği zayıf olan)
2- Benzetilen (niteliği, üstün, belirgin olan)
3- Benzetme yönü (benzerlik ilgisi gösteren)
4- Benzetme edatı (gibi, kadar, sanki, misali)

Örnek :

Kızın       deniz            gibi        masmavi       gözleri     vardı.
         ----------        --------     ---------     ---------
         Benzetilen        Benzetme      Benzetme     Benzeyen  
                            Edatı                       Yönü 

Benzetmeyle İlgili Uyarılar :

Benzetmenin oluşabilmesi için benzeyen ve kendisine benzetilenin kullanılması şarttır.
Bunlar, benzetmenin temel öğeleridir.
Dört öğesinin dördünün de kullanıldığı benzetmelere ayrıntılı benzetme,
benzetme edatının olmadığı benzetmelere kısaltılmış benzetme,
yalnızca temel öğelerin kullanıldığı benzetmelere teşbih-i beliğ denir.

Örnek :
Sular öyle temiz ki annemin yüzü gibi. (Ayrıntılı Benzetme)
Adam cesurlukta aslandı. (Pekiştirilmiş Benzetme)
Bin Atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik. (Kısaltılmış benzetme)
Gider oldum kömür gözlüm elveda. (Teşbih-i beliğ)

Eğretileme (İstiare) :
İstiare : Arapça bir sözcük olup “bir şeyi iğreti, ödünç alma” anlamındadır. Ya benzeyenle ya da benzetilenle yapılan benzetmedir. Örnek :

* Aslan gibi güçlü bir adamdı. (benzetme)
* Soruyu doğru yanıtlayınca “Aslan be!” dedi. (eğretileme)

Eğretileme üç çeşittir.
Açık Eğretileme: Yalnızca kendisine benzetilenin kullanılmasıyla yapılan eğretilemedir. Örnek :

* Havada bir dost eli okşuyor tenimizi. Benzeyen:Rüzgar(yok) Benzetilen:Bir dost eli

* Kurban olam kurban olam
Beşikte yatan kuzuya
Benzeyen : Bebek, çocuk (yok) Benzetilen : Kuzu

Kapalı Eğretileme: Yalnızca benzeyen ile yapılan, benzetilenin de bir özelliğinin belirtildiği (genel olarak benzetme yönü) eğretilemedir. Örnek :

* Oğlu büyüyünce yuvadan uçup gitti.
Benzeyen : Oğul Benzetilen : Kuş (yok) Benzetme yönü : Uçup gitmek

* Ay zeytin ağaçlarının arasından yere damlıyordu.
Benzeyen : ay Benzetilen : su (yok) Benzetme yönü : yere damlaması

Yaygın (Temsili) Eğretileme : Benzetmenin temel öğeleriyle birlikte, birden çok benzetme yönünün bulunduğu eğretilemedir. Yaygın eğretilemede bir “gizleme” vardır. Açıkça söylenmeyen ya da söylenmek istenmeyen sözler, benzetme yoluyla ve sözlük anlamına gizlenerek söylenir, şairler bunu çoğu kez güzel ve etkili bir anlatım için kullanırlar. Örnek :
Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan

Eğretileme Yolları
-İnsana özgü kavramların, doğaya (dış dünyadaki varlıklara) aktarılmasıyla;
Örnek :
Derinden derine ırmaklar ağlar.
Kapalı Eğretileme; Benzetilen: İnsan, Benzeyen: ırmaklar

-Doğaya özgü kavramların insana aktarılmasıyla;
Örnek :
Bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor.
Açık Eğretileme; Benzeyen:askerin ölümü, Benzetilen: güneşler batıyor.

-Doğadaki bir varlığa ait özelliğin, bir başka varlığa aktarılmasıyla;
Örnek :
Yüce dağ başında bir top pamuk var.
Kapalı Eğretileme; Benzeyen:bulut, Benzetilen: pamuk

-Bir duyuya ait bir kavramın bir başka duyuya aktarılmasıyla;
Örnek :
Sıcak bakışlarıyla ısıtırdı içimizi.
Kapalı Eğretileme

Ad Aktarması : (Mürsel Mecaz)
Bir sözü benzetme amacı gütmeden bir başka söz yerine kullanmaktır.

Sözcüklerin yeni anlamlar yüklenmesinde bir etken de ad aktarmasıdır. Örnek :
* “Sinema” için “beyaz perde”
* “seçime katılmak” yerine “sandık başına gitmek”

Ad aktarması şu ilişkiler çerçevesinde kurulabilir :
– Sanatçı verilir, yapıtı anlatılır. Örnek :
Yaşar Kemal’i lise yıllarımda okudum. (Yaşar Kemal’in romanlarını)

– İçteki varlık verilir, dışındaki anlatılır ya da dıştaki varlık verilir içindeki anlatılır. Örnek :
Haberi duyunca bütün ev ayağa kalktı. (Evin içindeki insanlar)
Ayağını çıkarmadan içeri girme. (Ayakkabını)

– Parça verilir, bütün anlatılır ya da bütün verilir, parça anlatılır. Örnek :
Bu acılı haberi ona hangi dil söyleyebilir? (İnsan)
Gemi Mersin’e yanaştı. (Mersin Limanı)

– Bir yer adı verilir, o yerde yaşayan insanlar anlatılır. Örnek :
Bütün köy meydanda toplandı. (köy halkı)
Erzurum, Mustafa Kemal’e kucak açtı. (Erzurum Halkı)

– Bir yön adı verilir, o yöndeki bölgeler ya da ülkeler anlatılmak istenir. Örnek :
Batı bu duruma müdahale etmedi. (Batı ülkeleri)

– Bir eşya adı verilir, onu kullananlar anlatılmak istenir. Örnek :
Koştu, yokuş aşağı bir şapka. (İnsan)

– Soyut bir ad verilip, somut bir varlık anlatılır. Örnek :
Bu sonucu Türk gençliğine armağan ediyorum. (Genç insanlar)
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı. (insanlar)

– Sonuç verilir, bunun nedeni kastedilir. Örnek :
Gökten sicim gibi bereket yağıyor. (bereket, sonuçtur, nedeni yağmur anlatılmıştır)

Kinaye (Dolaylı Söz Söyleme) :
Sözcüklerin çok anlamlı olarak kullanılmasında kinayenin de büyük bir önemi vardır. Kinaye bir sözün hem gerçek hem de mecaz anlamını düşündürecek bir biçimde kullanılmasıdır. Kinayede gerçek anlam verilir, mecaz anlam kastedilir. Örnek :
* Bu çocuğun elinden tutsan ne kaybedersin?
* Bulmadım dünyada gönüle mekan
* Nerde gül bitse etrafı diken
* Şu karşıma göğüs geren
* Taş bağırlı dağlar mısın?

Tariz (Taşlama) :
Bir kimseyi iğnelemek, onunla alay etmek amacıyla bir sözü gerçek anlamının tam karşıtı bir anlamda kullanmaktır. Örnek :
* Randevuna sadıkmışsın, beklemekten kök saldık.
* O kadar çok konuştu ki söylediklerinden hiçbir şey anlamadık.
* Biraz daha hızlı yürürsen karıncalar bile bizi geçecek.

Teşhis – İntak (Kişileştirme – Konuşturma) :
İnsana özgü nitelikleri insan dışındaki varlıklara aktarmaya kişileştirme denirken, bu varlıkların insan gibi konuşturulmasına da konuşturma denir. Örnek :
* Güneş ışığında yağmurunu döken bulutlar sanki gülüyordu. (Teşhis)
* Ufukta günün boynu büküldü. (Teşhis)
* Dal, bir gün dedi ki tomurcuğuna :
Tenimde bir yara işler gibisin. (İntak)

Abartma (Mübalağa) :
Bir durumu olduğundan çok ya da az göstermektir. Örnek :
*Bütün gün çalışmaktan iğne ipliğe döndü.
*Alem sele gitti gözüm yaşından
* Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
*Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.

Sözcüklerin Terim Anlamı:
Bilim, Sanat, Meslek ve bir spor dalıyla ilgili kesin anlamı olan özel bir kavramı gösteren gerçek anlamlı sözcüklere terim denir. Örnek :
* Bu sınıfa yirmi sıra yerleştirelim
* Toplumsal sınıflar arasındaki çelişkileri inceliyor.
* Bu çiçeğin kökü tamamen kurumuş.
* Sözcük köklerini ve gövdelerini tanıyalım.

İkilemeler :
Anlamı ve anlatımı güçlendirip pekiştirmek amacıyla aynı ya da sesleri birbirine benzeyen sözcüklerin art arda yinelenmesiyle oluşan söz gruplarına ikileme denir.

İkilemelerin anlamsal özellikleri şöyle sıralanabilir:

– Anlamı güçlendirip pekiştirmek, anlamı abartmak. Örnek :
Güzel mi güzel kız
Demet demet çiçek
Çuval çuval fındık
Çıtır çıtır simit
Ağlaya sızlaya bir hal olmak
Güle güle ölmek
Varını yoğunu ortaya çıkartmak

– “Şöyle böyle, yaklaşık olma” anlamı vermek. Örnek :
İyi kötü (bilmek)
Aşağı yukarı (anlamak)
Hemen hemen (bitirmek)

İkilemelerin Kuruluş (Yapılış) Özellikleri :

– Aynı sözcüğün tekrarıyla oluşan ikilemeler. Örnek :
İri iri – Koca koca – Yavaş yavaş – Uslu uslu

– Yakın anlamlı sözcüklerin tekrarıyla oluşanlar. Örnek :
Börek çörek – Derli toplu – Sorgu sual – Doğru dürüst – Sağ salim

– Biri anlamlı diğeri anlamsız sözcüklerin bir araya gelmesinden oluşanlar. Örnek :
Çalı çırpı – Konu komşu – Yırtık pırtık – Eğri büğrü

– Her ikisi de anlamsız sözcüklerin yan yana gelmesiyle oluşanlar. Örnek :
Ivır zıvır – Abur cubur – Eciş bücüş – Dangıl dungul

– Karşıt anlamlı sözcüklerden oluşanlar. Örnek :
İyi kötü – Er geç – Düşe kalka – İleri geri

– Yansıma sözcüklerin tekrarlanmasıyla oluşanlar. Örnek :
Vızır vızır – Şırıl şırıl – Tıkır tıkır – Horul horul

##### İkilemeler daima ayrı yazılır ve ikilemelerin arasına virgül işareti KONULMAZ

Deyim Anlamı :

Belli bir durumu, belli bir kavramı göstermek için kullanılan öz anlamından az çok ayrı bir anlam taşıyan, kalıplaşmış, halkın ortak dil ürünü olan sözlere deyim denir. Örnek :
İçine ateş düşmek
Pabucu dama atılmak
Yüreği ağzına gelmek
İki gözü iki çeşme

Deyimlerin Özellikleri

-Deyimler, kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez ve bir sözcüğün yerine eş anlamlısı getirilemez. Örnek :
Sözgelimi “Ayıkla pirincin taşını” yerine “Seç pirincin taşını” denmez ya da “Pirincin taşını ayıkla” gibi deyimi oluşturan sözcüklerin yerleri değiştirilemez.

– Deyimler, değişik kip ve kişi ekleriyle çekime girebilirler. Örnek :
Kendini naza çek(mek)
Kendini naza çek(iyor)
Kendimi naza çek(tim)
Kendilerini naza çek(erler)

– Deyimi oluşturan sözcüklerin arasına başka söz grupları girebilir. Bu tip kullanımlarda deyim gözden kaçırılmamalıdır. Örnek :
Gözü vitrinde duran kırmızı elbiseye takıldı.

– Deyimler genel kural bildirmez, yol gösterip öğüt vermez. Yalnızca bir durumu en kısa yoldan ve en etkili bir biçimde anlatmaya yarar. Deyim, bu yönüyle atasözünden ayrılır. Örnek :
İşleyen demir ışıldar. (Atasözüdür, kural bildirir.)
Akacak kan damarda durmaz. (Atasözüdür, kural bildirir.)
Mum dibine ışık vermez. (Atasözüdür, kural bildirir.)

Armut piş, ağzıma düş. (Deyimdir, kural bildirmez.)
Ne kokar, ne bulaşır. (Deyimdir, kural bildirmez.)
Atı alan Üsküdar’ı geçti. (Deyimdir, kural bildirmez.)

Deyimler Anlamları ve Kuruluşları (Biçimleri) yönünden iki gurupta incelenir.

Anlamlarına Göre Deyimler

– Gerçek Anlamlı Deyimler
Bazı deyimlerde sözcükler gerçek anlamlıdır. Deyimin iletmek istediği durumu, deyimi oluşturan sözcüklerin anlamlarıyla düşünürüz. Bu tür deyimlerde anlatım güzelliği düşünülmez. Bunlar, Bir kavramı belirtir. Örnek :
Alan razı satan razı – Ne var ne yok? – Olur şey değil! – Nerde akşam orda sabah.
İsmi var cismi yok – Yükte hafif pahada ağır.

Mecaz Anlamlı Deyimler
Deyimlerde genel olarak deyimi oluşturan sözcüklerin çoğu ya da tümü gerçek anlamından uzaklaşarak tamamen farklı bir durumu ya da kavramı anlatmak üzere kullanılır. Dilimizde deyimler genel olarak mecaz anlam taşır.

Mecaz anlamlı deyimler iki şekilde karşımıza çıkabilir.

1. İliştirme Anlamlı Deyimler: Deyimi oluşturan sözcüklerden bir ya da ikisiyle, deyimin ilettiği durum arasında dolaylı bir bağlantı vardır. Böyle deyimlere “iliştirme anlamlı” deyimler denir. Örnek :
Diline dolamak (sürekli aynı şeyi söylemekle, dil arasında bir bağlantı var.)
Kulak misafiri olmak (dinlemek)
Göz gezdirmek (bakmak)
Ayaklarına kara sular inmek (yürümekten yorulmak)

2. Yummaca Anlamlı Deyimler: Deyimi oluşturan sözcüklerin anlamları ile deyimin iletmek istediği durum arasında hiçbir anlam bağlantısı olmayabilir. Bu tip deyimlere “yummaca anlamlı” deyim denir. Örnek :
Baş göz etmek (evlendirmek)
Burnu sürtülmek (taşkın davranışların cezasını çekip ılımlı olmak)
Can damarına basmak (bir şeyin en önemli noktası üzerinde durmak)
Burnunun direği sızlamak (çok üzülüp acımak)
Çamur atmak (Bir kimseyi lekelemeye çalışmak)
Yaş tahtaya basmak (tedbirsizlik edip sonu tehlikeli işe girişmek)

Yapılarına (Biçimlenişlerine Göre) Deyimler

Deyimler kalıplaşmıştır. Belli bir söyleyiş biçimi kazanmışlardır. Bir deyimin söylenişi her yerde aynıdır. Hem biçimce hem anlamca son söyleyiş biçimini almışlardır.

– Kimi deyimler yargı (cümle) biçiminde ya da ikili yargılı olarak kurulmuştur. Örnek :
Atı alan Üsküdar’ı geçti.
Hamama gider kurnaya, düğüne gider zurnaya aşık olur.
Hem suçlu hem güçlü
Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye

– Kimi deyimler öykücük ya da konuşma biçimindedir. Örnek :
Deveye, “Boynun eğri” demişler, “Nerem doğru ki!” demiş.
Tencere dibin kara
Seninki benden kara

– Deyimler genel olarak mastar biçimindedir. Örnek :
Gönül koymak – İçi burkulmak – Kapı dışarı etmek – Muradına ermek – Ödü patlamak
Öküzün altında buzağı aramak

– Bazı deyimler, sözcük öbeği (tamlama) biçiminde kalıplaşmıştır. Örnek :
Kara çalı – Püsküllü bela – Para canlısı – Para babası – Elinin körü – Ömür törpüsü

– Deyimler, genel olarak birden çok sözcüğün kalıplaşmasından oluşur. Ancak tek sözcükten oluşan deyimler de vardır. Örnek :
Akşamcı – gedikli – kılkuyruk – kaşarlanmış

– Kimi deyimler ise ikileme biçiminde kurulurlar. Örnek :
Abur cubur – Açık saçık – Ağır aksak – Ak pak – Apar topar – Az çok – Bata çıka

Atasözleri :

Uzun deneyimler ve gözlemler sonucu oluşmuş, yol gösterici, genel kural biçiminde kalıplaşan, toplumca benimsenen ve anonim bir nitelik taşıyan özlü sözlerdir.

Atasözlerinin Biçim Özellikleri :
– Deyimler gibi atasözleri de kalıplaşmıştır. Sözcüklerin yerleri değiştirilmez ve bir sözcüğün yerine eş anlamlısı getirilemez. Örnek :
Ak akçe kara gün içindir. – Kız beşikte, çeyiz sandıkta.

– Atasözleri kısa ve özlüdür, az sözle geniş bir düşünce ifade edilir. Örnek :
Aç ayı oynamaz. – Su yatağını bulur. – Baş kes, yaş kesme. – Boğaz kırk boğumdur.
Çivi çiviyi söker.

– Atasözleri genel olarak bir yargı (cümle) biçiminde kurulmuştur. Örnek :
İt ürür kervan yürür. – İyilik eden, iyilik bulur. – Ölmüş eşek kurttan korkmaz.
Kardeş kardeşi bıçaklamış, dönmüş yine kucaklamış. – Kavgada yumruk sayılmaz.

– Atasözleri genel olarak geniş zaman kipinin üçüncü tekil kişisiyle ya da emir kipinin ikinci tekil kişisiyle çekimlenmiştir. Örnek :
Önce düşün, sonra söyle. (II. tekil kişi emir kipi)
Pilav yiyen kaşığını yanında taşır. (Geniş zaman kipi, III. tekil kişi)

– Atasözlerinde genel olarak uyaklı ve uyumlu sesler ve sözcükler vardır. Örnek :
Pekmezi küpten, kadını kökten al. – Sabreden derviş, muradına ermiş.
Sen dede ben dede, bu atı kim tımar ede?

Atasözlerinin Anlam Özellikleri
– Atasözlerinin bir bölümü gerçek anlamlıdır. Yani atasözünün iletmek istediği düşünceyi onu oluşturan sözcüklerin anlamları düşündürür. Örnek :
Çok yaşayan bilmez, çok gezen bilir. – Allah bilir ama kul da sezer.
Al malın iyisini çekme tasasını. – Bugünün işini yarına bırakma. – At, yiğidin yoldaşıdır.

– Atasözlerinin bir bölümü mecaz anlamlıdır. Yani atasözlerinin iletmek istediği anlam, sözcüklerin gerçek anlamlarından tamamen bağımsızdır. Örnek :
Mum, dibine ışık vermez. – Altın, eli bıçak kesmez. – Kaynayan kazan kapak tutmaz.
Göç dönüşü topal eşek öne geçer. – Etle tırnak arasına girilmez.
Eşeği dama çıkartan yine kendi indirir.

– Bazı atasözleri ilettiği yargı yönünden karşıtlık ya da çelişki gösterir. Örnek :
İyilik eden iyilik bulur. (karşıtlık)
İyiliğe iyilik olsaydı, koca öküze bıçak olmazdı. (karşıtlık)
İyi insan lafının üstüne gelir. (çelişki)
İti an çomağı hazırla. (çelişki)

– Atasözlerinde ahenk ve söz sanatları da vardır. Örnek :
Alet işler, el övünür. (mürsel-mecaz)
Güvenme varlığa, düşersin darlığa (tezat-karşıtlık)
Elin ağzı torba değil ki büzesin. (benzetme)
El eli yıkar, iki elde yüzü yıkar. (tekrir)
Dökme suyla değirmen dönmez. (kinaye)

Ses Bilgisi :

Dil ve Ses : Dil, seslerden oluşan bir işaretler dizgesi olup duygu, düşünce ve istekleri aktarmaya yarayan araçtır.

Türkçe’nin Sesleri : Kulağın duyabildiği titreşimler ses olarak adlandırılırken seslerin yazıdaki hallerine harf denir. Türkçe’nin yazı dilinde 29 harf vardır. Bu harfler, ses özellikleri yönünden ünlü ve ünsüz harfler olmak üzere iki grupta incelenir.

Ünlüler (sesliler) : Ses yolunda herhangi bir engele uğramadan çıkan seslerdir. Ünlüler tek başlarına söylenebilen, tek başlarına hece ya da sözcük olabilen seslerdir.

Türkçe’de bütün ünlüler aynı değerdedir. Uzun ya da kısa ünlü olmaz. Bu nedenle içinde uzun ünlü bulunan sözcükler Türkçe olamaz.

Ünlüler, kalın-ince, düz yuvarlak, geniş-dar olma özelliklerine göre aşağıdaki şemada olduğu biçimde gruplandırılır.

Düz Yuvarlak
Dar Geniş Dar Geniş
Kalın ı a u o
İnce i e ü ö

Büyük Ünlü Uyumu : Ünlü harflerin, kalınlık-incelik yönünden uyumudur.

İlk hece Diğer heceler
a,ı,o,u a,ı,o,u
e,i,ö,ü e,i,ö,ü

Örnek :   Uyan

Kalın                ağaç

İnce                  çiçek

Uymayan

Domates           vücut

Sürahi              insan

Büyük Ünlü Uyumuyla İlgili Kurallar :

*       Büyük ünlü uyumuna uymayan çok az Türkçe sözcük vardır.

Örnek : ana (anne),  alma (elma), kangı (hangi), karındaş (kardeş)

*       Büyük ünlü uymuna aykırı sözcükler genellikle yabancı kökenlidir.

Örnek : Silah, gazete, mevcut, insan

*       Sözcüklere eklenen ekler de genellikle bu kurala uyar Ancak Türkçe’deki altı ek büyük ünlü uyumuna uymaz.

Örnek : akıl-lı, çimen-ler, çocuk-da, eviniz-de, yürü-yor, bakar-ken, akşam-ki, sabah-leyin,  yeşil-imtrak, turunç-gil

*       Bileşik sözcüklerde büyük ünlü uyumu aranmaz. Örnek : Atakule, Kadıköy

Küçük Ünlü Uyumu : Bir sözcükteki ünlülerin düzlük-yuvarlaklık yönünden uyumudur. Türkçe bir sözcüğün ilk hecesinde düz ünlülerden (a,e,ı,i) biri bulunuyorsa, diğer hecelerdeki ünlülerde düz olur.

İlk hece Diğer heceler
a,e,ı,i a,e,ı,i

Örnek : bilge, ıslak, azgın, incirler

Türkçe bir sözcüğün ilk hecesinde yuvarlak ünlülerden (o,ö,u,ü) biri bulunursa ikinci ve diğer hecelerde ya düz-geniş (a,e) ya da dar-yuvarlak (u,ü) ünlüler yer alır.

İlk hece Diğer heceler
o,ö,u,ü a,e,u,ü

Örnek : oduncu, gülümsemek, kömürlük, öğrenci

Küçük Ünlü Uyumuyla İlgili Kurallar :

*       Dilimizde “o,ö” yuvarlak ünlüleri yalnızca ilk hecede kullanılabilir.

Örnek : Uymayanlar : doktor, motor, otobüs

Uyanlar       : üzüm, kömür, soba

*       Yuvarlak ünlülerden biriyle başlayarak bir hecede “a,e” düz ünlülerine geçen bir sözcük, düz ünlüden sonra düz ünlü gelir kuralına göre “ı,i” düz ünlülerine de geçebilir.

Örnek : böy-le-si-ni, oy-ma-cı-lık

*       Türkçe sözcüklerin öncelikle büyük ünlü uyumuna uyması gerekir. Büyük ünlü uyumuna uymadığı halde küçük ünlü uyumuna uyan sözcükler Türkçe sözcük olmaz.

Örnek : misafir, tasvir, kalem

*       Büyük ünlü uyumuna uymayan “-ki” eki, yuvarlaşarak küçük ünlü uyumuna uyar.

Örnek : dünkü, bugünkü

UYARI : İki heceli olup orta hecelerinde “b,m,v” ünsüzleri bulunan kimi Türkçe sözcükler, bu ünsüzlerin yuvarlaklaştırıcı etkisiyle küçük ünlü uyumuna aykırı düşer. Örnek:

Yağmur, çamur, kabuk, tavuk, kavun

Ünsüzler (Sessizler) : Tek başlarına söylenemeyen, ancak bir ünlünün yardımıyla söylenebilen seslere ünsüz denir. Türkçe’de 21 ünsüz vardır.

Ünsüz Harflerin Özellikleri :

*       Türkçe’de normalden kalın ya da ince okunan bir ünsüz yoktur.

Örnek : rüzgar, kagir, lazım

*       Yansımaların dışında Türkçe sözcüklerin başında “c,ğ,l,m,n,r,z” ünsüzleri bulunmaz.

*       Türkçe sözcüklerde “j,f” ünsüzleri hiç kullanılmaz.

Örnek : fare, jambon, jilet

*       Türkçe sözcükler iki ünsüzle başlamaz.

Örnek : krem, spor, tren, plak, trafik

*       Bileşik sözcükler ve özel isimler dışında Türkçe sözcüklerde “n-b” sesleri yanyana gelmez.

Örnek : İstanbul, Safranbolu, Sonbahar, Ambar, Kumbara, Perşembe

Ünsüzler çıkarılırken ses tellerinde titreşimli olmalarına karşın, kimi ünsüzlerin çıkışında titreşim olmadığı görülür. Bu açıdan değerlendirildiğinde ünsüzler, sert ve yumuşak ünsüzler olmak üzere iki grupta incelenir.

Ünsüz Benzeşmesi Kuralı : Sert ünsüzlerin (f,s,t,k,ç,ş,h,p)  biriyşe biten sözcüklere c,d,g yumuşak ünsüzlerinden biriyle başlayan bir ek getirildiğinde, bu eklerin başındaki

C, Ç ‘ye   D,T’ ye  G,K’ ye dönüşür.

Ünsüz sertleşmesi kuralına aykırı yazımlar yazım yanlışı yaratır.

Örnek :

Giriş-gen                      girişken

Dost-dur                       dosttur

Arap-ca                        Arapça

1)       Ünsüz sertleşmesi, özel adlara ve sayılara getirilen eklere de uygulanır.

Örnek:                Yanlış              Değişim                       Doğru

Sinop’da           “d”,”t” ‘ye                      Sinop’ta

Mehmet-cik       “c”,”ç” ‘ye                     Mehmetçik

1970 ‘den          “d”,”t” ‘ye                      1970’ten

1923 ‘de            “d”,”t” ‘ye                      1923 ‘te

Örnek :

Beklediğimiz otobüs Ulus’dan kalkıp, Kızılay’dan geçecek.

Bu saatte oraya çoktan varmışdır.

2)       Sözcük biçiminde olan de / da bağlacı, ünsüz sertleşmesi kuralından etkilenerek, te / ta biçiminde yazılmaz.

Örnek :               Yanlış                          Doğru

Hiç te                           hiç de

Olup ta                         olup da

3)       Ünsüzlerin benzeşmesi kuralına aykırı olan bazı ekler vardır.

Örnek :               Yanlış                          Doğru

Üç – ken                       üç – gen

Çocuk – çağız               çocuk – cağız

Ünsüz Yumuşaması (Değişimi) Kuralı : Bir sözcük p,ç,t,k sert ünsüzlerinden biriyle biterken, bu sözcüğe ünlüyle başlayan bir ek getirildiğinde, sert ünsüzler yumuşayarak;

p,b ‘ye – ç,c ‘ye – k,ğ ‘ye – t,d ‘ye dönüşür.

Örnek :                           Balık     balığın

Kitap    kitaba

Ağaç    ağacı

Kağıt    kağıdı

Ünsüz Yumuşamasıyla İlgili Kurallar :

1)       Kimi Türkçe ve Türkçe’ye girmiş sözcüklerde yumuşama görülmez.

Örnek :     Konut             konutun    (Türkçe)                    hilafet               hilafeti (Yabancı)

Taşıt               taşıta        (Türkçe)                    barikat              barikatın (Yabancı)

2)       Tek heceli sözcüklerde de genellikle yumuşama olmaz.

Örnek :               saç       saçım

Kaç      kaça

3)       Özel adların sonuna gelen p,ç,t,k set ünsüzleri yalnızca okunurken yumuşatılır. Bu yumuşama yazımda gösterilmez.

Örnek :               Okunuş                                   Yazılış

Ayvalığ’a                                   Ayvalık’a

Ahmed’in                                  Ahmet’in

Türkçe’de Meydana  Gelen Ses Olayları:

Ses Düşmesi : Kimi sözcüklerin çekimlenişinde veya türeyişinde, bir sesin düştüğü görülür.

a) Ünlü Düşmesi : İki heceli olan kimi sözcükler ünlüyle başlayan bir ek aldıklarında ikinci hecelerinde bulunan ünlüyü düşürürler. Buna orta hece düşmesi de denir.

Omuz um         omzum             oğul  u              oğlu

Kahır  ol            kahrol               seyir et             seyret

Ayır    ıntı          ayrıntı               sıyır  ık             sıyrık

Yalın   ız           yalnız               yanıl ış             yanlış

b) Ünsüz Düşmesi : Bazı sözcükler, çeşitli etkilerle birleşirken sözcüğün sonundaki ünsüz harf düşebilir. Bu olaya ünsüz düşmesi adı verilir.

Yumuşak cık                yumuşacık                    sıcak cık           sıcacık

Yüksek    l                    yüksel                          küçük l             küçül

Rast gelmek                 rasgelmek                    ast teğmen       asteğmen

Bazı bileşik sözcüklerin oluşumunda bir hece veya ses düşmesi meydana gelir.

Ses Türemesi : Sözcükler kimi eklerle birleşirken zaman zaman araya başka yeni sesler girer. Türkçe’de ses türemesi olayına fazla rastlanmaz.

Ses türemesi yaratan başıca durumlar;

a) Ünlüyle biten sözcüklere, ünlüyle başlayan bir ek geldiğinde, Türkçe sözcüklerde iki ünlü yan yana gelemeyeceği için bu ünlülerin arasına “y,ş,s,n” ünsüzlerinden uygun olan biri gelir. Bu ses türemesine kaynaştırma da denir. Örnek :

Oku-y-an                okuyan

Baba-s-ı                 babası

Yedi-ş-er                yedişer

Elma-n-ın                elmanın

b) Yardımcı eylemle yapılan bileşik eylemlerde ad soylu sözcükte ses türemesi görülür.

Örnek :             his etmek                     hissetmek

Red etmek                    reddetmek

Bu sözcüklere ünlüyle başlayan bir ek getirildiğinde sözcüklerde aynı türeme ortaya çıkar.

Örnek :

Af-ı                   affı

Had-i                haddi

c) Kimi sözcükler pekiştirilirken ses türemesi meydana gelir.

Örnek :             Yalnız               yap-a-yalnız

Sağlam             sap-a-sağlam

Dar-a-cık           daracık

Bir-i-cik             biricik

Ses Daralması : “a,e” geniş ünlüsüyle biten sözcüklere “-yor” şimdiki zaman eki getirildiğinde, bu geniş ünlüler daralıp değişerek “ı,i,u,ü” olur.

Örnek :             bekle-yor                      bekliyor

Oyna-yor                      oynuyor

“-ma,-me” olumsuzluk ekleri de “-yor” ekiyle birleştiğinde daralarak “-mı, -mi, -mu, -mü” olur.

Örnek :             gelme-yor                     gelmiyor

Bakma-yor                    bakmıyor

Ulama : Ünsüz harfle biten sözcüğün son ünsüz harfinin kendisinden sonra gelen ve ünlü harfle başlayan sözcüğün ilk hecesiyle birleştirilerek okunmasıdır. Örnek :

Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç

Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç


Biçim Bilgisi :

Türkçe’nin Sözcük Yapısı : Dilimizde sözcükler üç ayrı şekilde yapılır ve üç farklı yapılanma adı alır :

1)       Kök durumunda olabilir (Basit Sözcük)

2)       Köklere ve gövdelere getirilen eklerle türetilebilir. (Türemiş Sözcük)

3)       İki ya da daha çok sözcüğün birleşmesinden meydan gelebilir. (Bileşik Sözcük)

Kök : Bir sözcüğün üzerinde bulunan bütün ekler atıldığında anlamlı olarak kalabilen en küçük parçadır. Örnek :   Bal, kaş, göz, el

Dilimizde sözcük kökleri genel olarak tek hecelidir; ancak iki ya da üç heceli olan sözcük köklerine de rastlanır. Örnek :  Otur, yürü, çiçek, emek, sarı, kelebek

UYARI : Dilimizde, kökle ek arasında anlam ilgisi bulunur. Bu nedenle, sözcüğün kökünü bulmak için ek varsaydığımız kısımları attığımızda, kalan kökle, sözcüğün ilk şekli arasında anlamca bir bağ yoksa, atılan kısımlar ek değildir. Kısacası bu, kök halinde bir sözcüktür.

Örnek :   yıkık bilgi balık balık gölge gölge

kök  ek                     kök  ek            ek değil             kök                  ek değil              kök

Sözcük Kökleri Üç Grupta İncelenir :

1)       Ad (isim) Kökleri     :           Örnek : el, oda, ot, balık, pat, fıs, cız

2)       Eylem (fiil) Kökleri   :           Örnek : koş-, git-, bak-, sus-, aç-

3)       Ortak (ikili) Kökler   :           Örnek : barış, güven, eski, boya, sıva, damla

Örnek :             Bir damla su bile kalmadı.

Ad

Çeşme sabaha kadar damladı.

eylem

UYARI : Ortak kökler arasında bir anlam yakınlığı olduğuna dikkat edilmelidir. Hem ad hem de eylem kökü olup da anlamca ilgisiz olan sözcük köklerine sesteş (eşsesli) kökler denir.

Örnek :             Bu kız beni kızdırıyor.

Ad (genç kadın)        Eylem (sinirlenmek)

Satırlarıma son verdim. Satırla kolunu kesti.

Ad (düz yazıda dize)                    Ad (kesici bir alet)

Ek : Sözcük kök ve gövdelerine getirildiğinde onların anlamlarını değiştiren, kimi zaman anlamlarıyla birlikte türlerini değiştiren ya da sözcüklerin cümle içindeki görevini belirleyen hece ve seslerdir.

Bir ekin sözcük üzerinde üç farklı işlevi vardır. Bunlar :

1)       Eklendiği sözcüğün anlamını değiştirmek,

2)       Eklendiği sözcüğün anlamıyla birlikte türünü değiştirmek, (Addan-eylem, eylemden-ad gibi)

3)       Eklendiği sözcüğün cümle içindeki görevini belirlemek. (Nesne, Yüklem, Tümleç gibi).

İşlevlerine göre ekler ikiye ayrılırlar:

Yapım Eki : Eklendiği sözcüğün kök anlamıyla bağlantılı bir biçimde yeni anlamda bir sözcük türetmeye yarayan eklerdir. Yapım ekleri eklendiği sözcüğün anlamıyla birlikte kimi zaman türünü de değiştirir. Örnek:

balık                             örtü

bal ık                            ört ü

balık bal                       ört        örtü

Yapım Eki Çeşitleri :

Addan Ad Yapım Ekleri :

Ekler Örnekler Ekler Örnekler
-k, -ak, -ek Orta-k,sol-ak -ız,-iz,-uz,üz Yalın-ız,üç-üz
-lik,-lık,-luk,-lük Genç-lik,bir-lik -em Ön-em
-li,-lı,-lu,-lü Ses-li,ev-li -cak,-cek Oyun-cak,örüm-cek
-daş,-taş Arka-daş,ses-teş -cık,cik,-cuk,-cük Söz-cük,sığır-cık
-ce,-ca,-çe,-ça Türk-çe,aile-ce -ay,-ey Ad-ay,düz-ey
-cil,-cıl Ev-cil,ben-cil -dız,-diz,-duz,-düz Gün-düz,çuval-dız
-cı,-ci,-cu,-cü

-çı,-çi,-çu,-çü

Yol-cu,iş-çi -an,-en Kök-en,düz-en
-gen-,gan Üç-gen,dört-gen
-men,-man Türk-men,göç-men -sız,-siz,-suz,-süz Ev-siz,dil-siz
-tı,-ti,-tu,-tü Şıkır-tı,fısıl-tı

Addan Sıfat Yapım Ekleri :

Ekler Örnekler Ekler Örnekler
-cı,-ci,-cu,-cü Şaka-cı,ezber-ci -li,-lı,-lu,-lü Toz-lu,çocuk-lu
-cıl,-cil,-cul,cül Ben-cil (insan) -deki,-daki Ev-deki,bahçe-deki
-çıl,-çil,-çul,çül Kır-çıl (kumaş) -lik,-lık,-luk,-lük Kaış-lık,turşu-luk
-inci,-ıncı,-üncü,-uncu Bir-inci(sınıf),iki-nci -msar,-msar Kötü-mser,kara-msar
-den,-dan Can-dan,sıra-dan -sı,-si,-su,-sü Çocuk-su,kadın-sı
-de Göz-de,söz-de -sız,-siz,-suz,-süz Sayı-sız,akıl-sız

Addan Zarf Yapım Ekleri :

Ekler Örnekler
-leyin,-layın Sabah-leyin,akşam-leyin
-ce,-ca Gizli-ce,usul-ca
-çe-,ça Çok-ça,yavaş-ça
-ken Er-ken
-tan,-ten,-den,-dan Sabah-tan,erken-den
-ın,-in Kış-ın,yaz-ın

Addan Eylem Yapım Ekleri :

Ekler Örnekler
-de,-da,-te,-ta Gürül-de,ışıl-da
-e,-a Yaş-a,tür-e
-el,-al Düz-el,az-al
-r,-ar Kara-r,yaş-ar
-imsa,-ımsa Ben-imse,az-ımsa
-le-,-la -baş-la,el-le
-leş-,-laş Bir-leş,katı-laş
-se,-sa Su-sa,anım-sa
-kır,-kir,-kur,-kür Fış-kır,tü-kür
-r,-ür Deli-r,üf-ür

Eylemden Ad Yapan Ekler :

Ekler Örnekler Ekler Örnekler
-e,-a Yar-a,kes-e -acak,-ecek Ye-y-ecek,yak-acak
-ak,-k Dur-ak,tara-k -anak,-enek Ol-anak,seç-enek
-ı,-i,-u,-ü Say-ı,bat-ı -sı,-si,-su,-sü Yat-sı,tüt-sü
-ge Süpür-ge,bil-ge -r,-ar,-er Yaz-ar,dön-er
-gı,-gi,-gu,-gü Duy-gu,bil-gi -mer,-mur Yağ-mur,kat-mer
-ıntı,-inti,-untu,-üntü Alın-tı,görün-tü -ım,-im,-um,üm Seç-im,yor-um
-ın,-in Ek-in,bas-ın -ınç,-inç,-unç,-ünç Bil-inç,öv-ünç
-tı,-ti Toplan-tı,belir-ti -al Kur-al,çat-al
-me,-ma Kıy-ma,dondur-ma -maca,-mece Bil-mece,bul-maca
-mek,-mak Ye-mek,çalış-mak -gın,-gin,-gun,-gün Yan-gın
-it Kes-it,um-ut -kın,-kin,-kun,-kün Bit-kin

Eylemden Eylem Yapan Ekler :

Ekler Örnekler
-t Uyu-t,yıka-t
-ar,-er,-ır,-ir Piş-ir,kop-ar
-dır,-dir,-dur,-dür,-tır,-tir,-tur,-tür Bil-dir,in-dir
-l,-ıl Sar-ıl,yaz-ıl
-n,-ın Giy-in,yaz-ıl
Ağla-ş,bekle-ş
-ı,-i,-u,-ü Kaz-ı,sür-ü

Yapım Ekleriyle İlgili Özellikler :

1)       Yapım eki, bir sözcüğün köküne getirildiğinde o sözcüğü gövdeye dönüştürür.

Örnek : Baş : Ad Kökü

Baş-la : Eylem gövdesi

2)       Bir sözcük birden çok yapım eki alabilir. İlk yapım eki, kökü gövdeye dönüştürürken, diğer yapım eklerinin gövdeye getirildiği kabul edilir.

Örnek : Göz :                Ad Kökü

Göz-lük :          Ad Gövdesi

Göz-lük-çü :      Ad Gövdesi

3)       Bir sözcükte yapım eki çekim ekinden önce gelir.

Örnek : yaş – a – dıklar – ımız

Yapım eki   Çekim eki

4)       Sesteş ekler birbirine karıştırılmamalıdır.

Örnek : Yaz-ı-s-ı-n-ı çok beğendik.

Çekim Eki : Eklendiği sözcüğün anlamını değiştirmeyip, yalnızca cümle içindeki görevini belirleyen eklerdir. Çekim ekleri, sözcükleri birbirine çeşitli görev ve anlam ilgisiyle bağlar ve cümleyi oluşturur. Örnek : Kardeş   kitap   kitapçı   al.

Adlara Gelen Çekim Ekleri :

Ekin adı Örnek Çekimler
Çoğul Ekleri : -ler, -lar Ev-ler, çocuk-lar,biz-ler
Tamlama Ekleri : -ın,in,-un,-ün,-ı,-i,-u,-ü Duvar-ın,boya-s-ı, kız-ın, saçlar-ı
Ad Durum Ekleri . -i,-e,-de,den Kapı-y-ı,ev-e,masa-da,çanta-dan
İyelik Ekleri : -im,-in,-i,-imiz,-iniz,-leri Kalem-im,akıl-ın,anne-si,okul-umuz
Kişi Ekleri : -im, -sin,-dir,-iz,-siniz,-dirler Türk-üm,Türk-sün,Türk-tür,Türk-üz
Ek eylemler : -dir,-idi,-imiş,-ise Güzel-idi,tatlı-imiş,benim-ise

Eylemlere Gelen Çekim Ekleri :

Ekin adı Örnek Çekimler
Bildirme Kipleri : -yor,-acak,-r(-z),-dı,-mış Oku-yor,bak-acak,yürü-r,bitme-z,gel-di,anla-mış
Dilek Kipleri : -a,-e,-sa,-se,-malı,-meli,-sin Bak-a-lım,git-e-y-im,oku-sa,bil-se,yaz-malı
Kişi Ekleri : -im/-m,-i/-sin,-k/iz,-siniz/niz,-ler Bak-ı-yor-um, bil-di-n,bekle-di-k,gel-i-yor-uz
Olumsuzluk Ekleri : -ma,-me Düşün-me,bak-ma,konuş-ma
Ek eylemler  : -dir, -idi, -imiş Bil-i-yor-dur,al-mış-idi-m,söyle-yor-imiş

Gövde : Yapım eki alan sözcüklere gövde denir. Yapım eki bir sözcüğün köküne getirildiğinde o sözcüğü kök olmaktan çıkararak gövdeye dönüştürür.

Örnek :

İnce –  l incel(mek)

Kök      yapım eki        eylem gövdesi

Söz –  lük sözlük

Kök      yapım eki        ad gövdesi

Utan –  gaç utangaç

Kök      yapım eki        sıfat gövdesi

Gece –  leyin geceleyin

Kök         yapım eki        zarf gövdesi



Yapıları Yönünden Sözcükler :

Basit Sözcükler : Herhangi bir yapım eki almamış ya da bir sözcükle birleşmemiş olan sözcüklere yapıları yönünden basit sözcük denir.

Örnek :             Kuşların kanadına yazdım aşkımı.

Kuş – lar ın kanat –  ı n –  a yaz – m    .

Çoğul  tamlayan              tamlanan   kaynaştırma   yönelme          görülen     1. tekil

Eki       Eki                       Eki           ünsüzü          durum eki         geçmiş      şahıs

Zaman eki      eki

Aşk  – ım ı       .

1. tekil         belirtme

iyelik eki        eki

Türemiş Sözcükler : Yapım ekleri alarak yeni bir anlam ve biçim kazanmış olan sözcüklere yapıları yönünden türemiş sözcük denir.

Örnek : Ölümün anlamı değişti birden.

Öl  – üm – ün    an –  la –  m – ı  değ – –  ti bir – den.

Eylemden ad            addan eylem    eylemden ad                eylemden eylem     addan zarf

Yapım eki                 yapım eki         yapım eki                        yapım eki            yapım eki

Bileşik Sözcükler : İki ya da daha çok sözcüğün birleşip kaynaşmasından oluşan sözcükler yapıca bileşiktir.

Kuruluşlarına Göre Bileşik Sözcükler :

a) Belirsiz ad tamlaması biçiminde yapılanlar :

Örnek : Buzdolabı, Çörekotu, Aslanağzı, Dilbilgisi

b) Takısız ad tamlaması biçiminde yapılanlar : Örnek : Atatürk, Konutkent, Kadıköy, Anıtkabir

c) Sıfat tamlaması biçiminde yapılanlar : Örnek : Sivrisinek, Akdeniz, Yalınayak, Kocatepe

d) Cümle biçiminde kalıplaşanlar : Örnek: Gecekondu, Külbastı, Mirasyedi, İmambayıldı

e) Bir ad, bir eylem kökünün birleşip kaynaşmasından yapılanlar :

Örnek : Erol, Şenol, Seyret, Karnıyarık

f) İki eylem kökünün birleşip kaynaşmasından oluşanlar :

Örnek : Çekyat, Uyurgezer, Gelgit, Biçerdöver

g) İki yansıma sözcüğün birleşip kaynaşmasından oluşanlar:

Örnek : Çıtçıt, Gırgır, Cırcır, Pırpır

h) Ses değişimiyle oluşan bileşik sözcükler :

Örnek : Ne + için           Niçin

Pazar + ertesi   Pazartesi

Kahve + altı       Kahvaltı

Kayın + ana      Kaynana

Anlamlarına Göre Bileşik Sözcükler :

a) Bileşik sözcüklerin büyük çoğunluğunda, birleşen her iki sözcük de kendi anlamının dışına kaymıştır. Örnek : Hanımeli, Aslanağzı, Kuşbaşı, Kadınbudu

b) Bileşik sözcüğü meydan getiren sözcüklerden biri kendi anlamında, diğeri kendi anlamının dışında kullanılmış olabilir. Örnek : Ateşböceği, Basımevi, Aşçıbaşı, Başçavuş

c) Bileşik sözcüğü oluşturan her iki sözcük de kendi anlamında kullanılmış olabilir.

Örnek : Bilirkişi, Uyurgezer, Buzdolabı, Toplumbilim

İMLA(YAZIM) Kuralları
I. Büyük Harflerin Kullanımı
a. Her cümleye büyük harfle başlanır.

• Elini uzatı. Benimle barışmak istedi.
b. İster cümle başında ister içinde bütün özel isimler büyük harfle yazılır.

• Dün, Yakup Kadri’nin “Yaban” adlı romanını aldım.

c. Kişi adından önce veya sonra gelen unvan adları da büyük harfle yazılır.
• Akşama Doktor Recep bizim hastayı göre-cekmiş.
• Buralarda Tilki Hüseyin’i gördünüz mü?
• Dolapları Mehmet Usta’ya yaptırdık.

d. Belirli bir özel adı sadece unvanıyla kullanmak istediğimizde unvan kelimesinin de ilk harfi büyük yazılır.

• Halk Cumhurbaşkanı’nı coşkuyla karşıladı.
e. “dağ, deniz, göl, nehir” kelimeleri özel isimle birlikte kullanılırsa büyük harfle başlayarak yazılır.
• Van Gölü’nde ulaşım neyle sağlanıyor?

f. Belirli bir günden bahsederken ay ve gün isimleri büyük harfle yazılır.
• 25 Nisan Pazar günü nikahımız var.

g. “dünya, güneş, ay” kelimeleri terim anlamlarında kullanıldıklarında özel ad oldukları için büyük harfle yazılır.
• İlkokulda öğrendiğiniz gibi Ay Dünya’nın, Dünya da Güneş’in çevresinde döner, (terim anlamı)
• Bu fani dünyada hiçbir idealim kalmadı.
• Okulu bitirmeme iki ay kaldı.

h. Yazı başlıkları, eser adları, Kitap, gazete, dergi isimleri büyük harfle yazılır. Eğer bu isimlerin arasında bağlaç varsa bağlaç küçük harfle yazılır.
• Vatan yahut Silistre
• Bilim ve Teknik
• Leyla ile Mecnun
• Savaş ve Barış
ı. Tarihî olay, çağ ve dönem adları büyük harfle başlar.
• Kurtuluş Savaşı, İlk Çağ, Cilâlı Taş Devri…
II. Kesme İşaretinin Kullanımı

a. Özel isimlerden sonra gelen çekim ekler kesme işaretiyle (‘) ayrılır.

• Adıyaman’a
• Başak’ı
• Güneydoğu’ya
• Anadolu’da
• Ali’yle
• Irak’a
• Sinekli Bakkal’mış
• Suna’ysa…

Özel adlara yapım eki geldiğinde bu ekler kes me işaretiyle ayrılmaz.
• Balıkesirli
• Mehmetsiz
• Atatürkçülük

b. Kısaltmalar ek aldıklarında bu ekler de kes me işaretiyle ayrılır. Ek, kısaltmanın son kelimes nin okunuşuna göre yazılır.
• DSİ’de (Devlet Su İşleri’nde)

III. -ler Çoğul Ekinin Yazımı
Özel isimlerin ardından gelen -ler eki kelime; bitişik yazılır.
• Bugün bize Nerminler gelecek.
• Savaşta İngilizlerle birlik oldular.

IV. “mi” Soru Edatının Yazımı
“mi” soru kelimesi her zaman sonuna geld kelimeden ayrı yazılır. İki görevi vardır:

a. Kullanıldığı cümleyi soru cümlesi hâline g<
rir.
• Arkadaşın Koray mıydı?
• Bütün soruları cevapladınız mı?
b. İki cümleyi zaman ve sonuç bakımından birbirine bağlar.
• Börek yaptı mı bizi de mutlaka çağırırdı.

V. “ki” Bağlacının Yazımı
“ki” bağlacı başlı başına bir kelimedir ve bu yüzden ayrı yazılır.
• Şarkıyı o kadar etkili söyledi ki gözlerimin yaşarmasını engelleyemedim.
• Öyle yalan söylemiş ki şimdi içinden çıkamıyor.
• Bebek o kadar sevimli ki…

VI. “-ki” Ekinin Yazımı
Daima eklendiği kelimeyle birleşik yazılır.
• Onun saçları seninkilerden daha koyu.
• Vitrindeki kıyafeti çok beğendim.
• Dünkü yarışmayı izlemedik.

VII. “de” Bağlacının Yazımı
Daima cümleden ayrı yazılır, “dahi”, “bile” anlamı katan bu bağlaç kelimeden kesme işaretiyle de ayrılmaz.
• Ayağın tökezlese de düşmeyeceksin.
• Biz de gelecek miyiz?
• Burada da bir huzursuzluk var.

VIII. Yardımcı Fiillerin (Eylemlerin) Yazımı
Türkçede isimlerle birlikte kullanılan yardımcı tüller vardır, et-, kıl-, ol-, eyle-, buyur- yardımcı fi-ileri sonuna geldiği isimlerin bazılarıyla birleşik, bazılarıyla ayrı yazılır. Bazı kullanımlarda ses düşmesi, ses türemesi, ünsüz yumuşaması gibi ses olayları gerçekleşiyorsa isimle yardımcı fiil birleşik yazılır. Eğer ses olaylarından hiçbiri gerçekleşmi-yorsa isimle yardımcı fiil ayrı yazılır.
• Teklifimizi kabul etmediler.
• Olayı öğrenince kahroldu.
• “de” bağlacını -de ekinden ayırmanın yolu cümleden o “de” yi çıkartmaktır. De’yi çıkarttığınızda anlam bozulmuyorsa bağlaç, anlam bozuluyorsa ektir.

• Sabreyle gönül.
• Onlara minnet etme.

IX. ikilemelerin Yazımı
İkilemeler, iki kelimeden oluşan, anlamı güçlendirmek için kullanılan ve ayrı yazılan kelime öbekleridir. İkilemelerin arasına kesinlikle virgül konulmaz.
• Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden.
• Nişan eş dost arasında yapıldı.
• Üzerinde eski püskü bir gömlek vardı.

X. Tarihlerin Yazımı
Tek basamaklı gün ve ay sayılarının başına “0” rakamı yazılabilir. Tarihler arasına, eğer rakamla yazılmışlarsa “.” işareti konur. Ay, ad olarak yazılmışsa tarihler arasına bir işaret konmaz.
• 15.04.2003 •06.12.1998
• 7 Mayıs 1997

NOKTALAMA İŞARETLERİ
NOKTA (.)
1. Olumlu ve olumsuz cümle sonlarında konur.
• Beni beklediğinizi bilmiyordum.
2. Kelimelerin kısa yazılışlarında kısaltmanın sonuna konur.
• Prof. Dr. Ahmet Emek
3. Tarihlerin ve saatlerin yazımında rakamların arasına konur.
• 02.05.2001’de, saat 10.50’de doğmuş.
4. Sıralama sayılarında “-inci” ekinin yerine kullanılır.
• Kitabın 34. sayfasındayım.
5. Büyük sayıların yazımında basamaklar arasına konur.
• 678.550.000 89.095.000
6. Bölüm ve alt bölümleri gösteren rakam veya harflerden sonra kullanılır.
• 1. Lehçe 2. Şive 3. Ağız
• a. Matematik b. Kimya c. Fizik

VİRGÜL (,)
1. Cümledeki eş görevli kelimeleri veya kelime
öbeklerini sıralamak için kullanılır.
• Masanın üzerinde kitaplar, defterler, kalemler ve silgiler vardı.
• Hasan, Gülay, Sema, Nurşen ve ben bu ödevi birlikte yaptık.
• Sınıfın duvarları, koridor tavanları, bahçe duvarının iç cephesi boyandı.

2. Sıralı birleşik cümleleri ayırmak için kullanılır.
• Yokuşu hızla çıktım, önüme çıkan ilk sokaktan sağa döndüm.

3. Cümlede vurgulanmak istenen cümle öğelerini ayırmak için kullanılır.

• Yaşadığım her günü, sadece sana borçluyum.
• Yavuz, arabanın kapısını tamir ettirdi.
4. Cümle içindeki ara sözlerin, ara cümlelerin başına ve sonuna konur.

• Onu bu düşüncesinden hiç kimse, annesi bile, vazgeçiremez.
• Yeliz, şu dün tanıştığımız arkadaş, Afyonluy-muş.
5. Seslenme ve hitaplardan sonra konur.
• Canım Anneciğim,
• Baylar Bayanlar,
• Sevgili Arkadaşım,

6. Cümlelerin başında kullanılan “evet, hayır, lütfen, rica ederim…” gibi kelimelerden sonra kullanılır.
• Evet, ben de bu yemekten istiyorum.
• Lütfen, benimle gelir misin?
7. Adlaşmış sıfat ve adlaşmış sıfat-fiillerden sonra kullanılır.

• Genç, çocuğun yüzüne alaylı bir ifadeyle baktı.
• Alışmış, kudurmuştan beterdir.
8. Kesirli sayılarda tam sayı ile kesiri birbirinden ayırmak için kullanılır.
•55,60 3,8 345,76 23,05
9. İşaret veya şahıs zamirini işaret sıfatından ayırmak için kullanılır.
• O, kalemi yere attı.
• Bu, karanlık yollarda her zaman karşımızc çıkabilirdi.

NOKTALI VİRGÜL (;)
1. İçinde virgül kullanılmış cümleler sıralı birleşik cümle hâline getirilirken aralarına noktalı virgü konur.
• Çantasını, giysilerini, aletlerini hazırladı; balık tutmaya, Kızılırmak’a gitti.
2. Farklı türde sınıflandırma yaparak bir sırala ma yapılıyorsa türler arasına noktalı virgül konur.
• İsveç’ten, Norveç’ten yirmişer; Alman ya’dan, İngiltere’den on beşer sporcu geldi.

İKİ NOKTA (:)
1. Bir cümleden sonra örnek verilecekse, açık lama yapılacaksa o cümlenin sonuna iki nokta ko nur.
• Geçen yıl bu kitapları okudum: Yaban, Si nekli Bakkal, Ateşten Gömlek.
• Türemiş kelime yapım eki almış kelimedir Yalnızlık, solgun, kalemlik.
2. Alıntılarda önceki cümlenin sonuna konur.
• Atatürk diyor ki: “Vatan, çalışkan insanların omuzları üstünde yükselir.”

3. Konuşma cümlelerinden önce konur.
• Seyfi, babasına:
– Bu yıl memlekete gitmiyorum, dedi.

ÜÇ NOKTA (…)
1. Cümlede sıralanan örneklerin devam ettiğini anlatmak için kullanılır.
• Her gün aynı nasihatleri dinliyorum: Erken yat, kahvaltı etmeden evden çıkma, yolda arabalara dikkat et, kimseye güvenme, terleme…
2. Yarım bırakılmış, eksiltili cümlelerin sonuna konur.
• Burası öyle güzel ki…
• Seni bir kere daha gördüm ya…
3. Alıntılar içinde yazılmayan, atlanan bölümlerin olduğunu belirtmek için kullanılır.
• Thales, bu konuda: “…her şeyin yok olduğu anda dahi ümit kalıcıdır.” diyor.
• “Sabah olmuştu… Kimseyi sokakta görememiştim… Nerdeydiler acaba?”
4. Kaba sözler, küfürler, argo tabirler yazıda yazılmak istenmediğinde yerine üç nokta konur.
• Ona “Defol buradan…!” dedi.
• Görgüsüz, ahlaksız,… bir kızdı.
5. Cümlede sıralanan varlıkların daha devam ettiğini belirtmek için üç nokta kullanılır ve üç noktadan sonra cümleye küçük harfle devam edilir.
• İş başvurusu için diplomasını, nüfus kağıdını, resimlerini… dosyaya koydu.

SORU İŞARETİ (?)
1. Soru cümlelerinin sonuna konur.
• Bana darıldın mı?
• Anlaşmayı ne zaman imzalayacaklarmış?
2. Bilinmeyen ya da doğruluğu kesin olmayan bilgilerin, tarihlerin yerine konur.
• Şair Necati (? – 1674) XVII. yy.’ın önemli isimlerindendir.
• İlk yazı M.Ö. 5000 ? yıllarında kullanılmış
3. Şaşma, küçümseme, alay, inanmama gibi durumlarda cümle sonuna ya da ilgili kelimenin sonuna parantez içinde soru işareti (?) kullanılır.
• Olağanüstü bir şarkıcı (?) gibi davranıyordu.
• Sınavdan 100 (?) almış.

ÜNLEM İŞARETİ (I)
1. Ünlem kelimelerinin sonuna veya ünlem
cümlelerinin sonuna konur.
• Ah! Ne kadar sıcak!
• Of, çok sıkıldım!

2. Seslenmelerin sonuna konur.
• Hey, arkadaşlar!
3. Yergi, küçümseme, alay, şaşma gibi tepkilerin ifadesinde parantez içinde ünlem işareti (!) kullanılır.
• Bu keşfinle (!) dahiler (!) listesinde yer alman gerekir.

KESME İŞARETİ (‘)
1. Özel ad, sayı ve büyük harfle yazılmış kısaltmalara çekim eki getirildiğinde, ek, kesme işaretiyle ayrılır.
• Ayşegül’ün kardeşi 2000’in ilk ayında dünyaya gelmiş.
• GAP’ın inşaatı yıllarca sürdü.
2. Şiirlerde, hece ölçüsüne uyum sağlaması amacıyla düşen ünlüyü belirtmek için kullanılır.
• N’oldu bu halim?
• Karac’oğlan der ki…
3. Dil bilgisinde ekler ve harflerden bahsederken bunların sonuna gelen çekim ekleri de kesme işaretiyle ayrılır.
• Gelecek zaman eki -acak, -ecek’tir.
• Türkçede kelime başındaki r ve l’nin ünlüyle söylendiğini biliyoruz.

TIRNAK İŞARETİ (‘ “)
1. Cümlede özellikle vurgulanmak istenen kelime veya kelime grupları tırnak içinde yazılır.
• Şiirde “aşk” duygusu tema olarak seçilmiş.
• “Cumhuriyet” inandığımız ve güvendiğimiz bir rejimdir.
2. Birinin söylediği veya bir eserden alınan cümleler tırnak içinde yazılır.

• M. Kemal, “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” demiştir.
• Ona, “Yalnız kalmaktan hoşlanmıyorum.” dedim.
3. Cümle içinde geçen dergi, gazete, eser adları, yazı başlıkları tırnak içinde yazılır.
• Halide Edip’in “Handan” adlı romanını okudun mu?
• Tanpınar, “Edebiyat Hayatı” adlı yazısını, “Sanat” dergisinde yayınlamıştı.

KISA ÇİZGİ (-)
1. Satır sonunda sığmayan kelimenin ilk satırda kalan kısmının sonuna konur. Kısa çizgi konurken kelime hecelerine bölünür. Eğer özel ad satır sonuna rastladıysa özel adın eki sadece alt satıra geçecekse (‘) kesme işareti yeterlidir.
• Onunla tatildeyken tanışmıştık. İkimiz de Çorum’ dan gelmiştik.
2. Ara söz ve ara cümlelerin başına ve sonuna konur.
• Bu muhteşem romanın yazarı -bütün eserlerini okuduğum Peyami Safa- çok değişik bir kişiliğe sahiptir.
3. Yer, yön.anlam ya da zaman bakımından ilgi oluşturan iki kelime veya iki sayının arasına konur.
• Eğitimime 1977 – 1986 yılları arasında Sakarya’da devam ettim.
• Türkçe-İngilizce sözlüğümü gördün mü?
• Türkçe Ural – Altay Dil Ailesindendir.
• Ankara – Diyarbakır uçuşu ertelendi.
4. Kelimeleri eklerine ayırmada ve kelimeyi hecelerine ayırmada kullanılır.
• yaş-a-mak-tan (eklerine ayrılmış kelime)
• Ça-nak-ka-le (hecelerine ayrılmış kelime)

UZUN ÇİZGİ (-)
Karşılıklı konuşmalarda konuşma cümlelerinin başına getirilir.
– Nerden geliyorsun?
– Okuldan.
– Biraz yorgun görünüyorsun.
– Evet, çok zor bir gündü. İki dersten sınavımız vardı.

PARANTEZ ()
1. Herhangi bir kelimenin eş anlamlısını, anlamını, açıklamasını belirtmek için kullanılır.
• İsimlerin yerine kullanılan kelimelere zamiı (adıl) denir.
• Bu haliyle çok klas (seçkin) görünüyordu.
• Eserlerinde realizmden (gerçekçilik) etkilenmiştir.
2. Cümlede, açıklayıcı görevde kullanılan cümle dışı öğeler parantez içinde yazılır. Halk arasında bu açıklayıcı cümleler için “artı parantez” denir.
• Sınavdan zayıf aldığını (hiç şaşırmadım, anlatıyordu.
3. Tiyatro eserlerinde hareketlen, duyguları, de koru ve kostümleri belirten cümleler veya kelimele parantez içinde yazılır.
Profesör: (Şüpheci bakışlarla ve hafif bir gü lümsemeyle) Demek asistanım olmak istiyorsun Bunun ne demek olduğunu biliyor musun?
4. Cümle içinde verilen bazı bilgiler özellikle ta rihler parantez içinde yazılır.
• M. Kemal Atatürk (1881 – 1938), XX. yüzyı İm en büyük lideridir.
k•A) b) c) 1) 2

TÜRK VERGİ SİSTEMİ

GELİR ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLER

GELİR VERGİSİ

I. KISIM

VERGİNİN KONUSU, MÜKELLEFİ VE VERGİYİ DOĞURAN OLAY

A-VERGİNİN KONUSU, MÜKELLEFİ VE VERGİYİ DOĞURAN OLAY

1.Verginin Konusu-Gelirin Unsurları

Gelir vergisinin konusu;  gerçek kişilerin elde ettikleri gelirlerdir. Gelir “Bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır”.

Gelirin unsurları: 1. Ticarî kazançlar, 2. Ziraî kazançlar, 3. Ücretler, 4. Serbest meslek kazançları, 5. Gayrimenkul sermaye iratları, 6. Menkul sermaye iratları ve 7. Diğer kazanç ve iratlardır. Vergilendirmede bu kazanç ve iratların safi tutarları üzerinden vergilendirme yapılır.

Sayılan yedi adet gelir unsurundan ilk altısı için devamlılık şartı vardır. Diğer bir ifadeyle, bu kazançların gelir kabul edilebilmeleri için ilk altısı için devamlı olarak elde edilme şartı vardır. Devamlılıktan kasıt; söz konusu kazançların bir defadan fazla elde edilmesidir. Yedinci gelir unsuru olan “diğer kazanç ve iratlar” için ise gelir kabul edilebilmesi için bir takvim yılında bir defa elde edilmesi yeterlidir.

2.Mükellefi

Yukarıda sayılan gelir unsurlarını elde eden gerçek kişilerdir. Mükellefiyette tam ve dar mükellef ayırımı vardır.

Tam Mükellef :Tam mükellef olmanın iki şartı vardır.

Þ                        Türkiye’de yerleşmiş olanlar tam mükellef kabul edilmektedir. (İkametgâhı Türkiye’de olanlar ile Bir takvim yılında 6 aydan fazla Türkiye’de bulunanlar Türkiye’de yerleşmiş sayılmaktadırlar).

Þ                        Yurt dışında görevli T.C. vatandaşları, tam mükellef kabul edilmektedir.

Tam mükellefler hem Türkiye’de hem de yurt dışında elde ettikleri kazançlardan vergilendirilirler. Bu gruba giren mükellefler, yurt dışında elde ettikleri kazançlar üzerinden bağlı bulundukları ülkede vergi ödemişlerse ayrıca bu kazançlar Türkiye’de vergiye tabi tutulmaz.

Dar Mükellef :İkametgâhı Türkiye’de bulunmayanlar ile bir takvim yılında 6 aydan fazla Türkiye’de oturmayanlar dar mükellef kabul edilmektedirler. Dar mükellefler sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançlardan vergilendirilirler.

Ancak; Geçici görev ya da gibi amaçlarla Türkiye’ye gelen, iş, bilim ve fen adamları, uzmanlar ve memurlar ile Hastalık, istirahat seyahat gibi amaçlarla Türkiye’ye gelenler 6 aydan fazla Türkiye’de kalsalar da dar mükelleflikleri devam etmektedir.  Ayrıca Tutukluluk, hükümlülük gibi amaçlarla Türkiye’ye gelenler 6 aydan fazla Türkiye’de kalsalar bile Türkiye’de yerleşmiş sayılmadıkları için dar mükelleftirler.

3.Vergiyi Doğuran Olay

Her ne şekilde olursa olsun gelirin elde edilmesidir. Vergiyi doğuran olay; kazanç türlerine göre tahakkuk esası ve tahsil esası şeklinde farklı şekillerde gerçekleşmektedir. Ticari kazançlarda; tahakkuk esası, zirai kazançlarda tahakkuk esası, ücretlerde tahsil esası, serbest meslek kazançlarında ve gayrimenkul sermaye iratlarında tahsil esası ve menkul sermaye iratlarında tahsil esası geçerlidir.

İKİNCİ KISIM

GELİRİN UNSURLARI VE VERGİLENDİRİLMELERİ

I-TİCARİ KAZANÇLAR VE VERGİLENDİRİLMESİ

A.TİCARİ KAZANÇ KAVRAMI VE TİCARİ KAZANÇ SAYILAN HALLER

Ticari kazanç kavramı: Her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar ticari kazançtır. Tanıma ek olarak GVK’da sayılan aşağıdaki faaliyetlerden elde edilen kazançlar da ticari kazanç sayılır:

i.            Maden, taş ve kireç ocakları, kum ve çakıl istihsal yerleri ile tuğla ve kiremit harmanlarının işletilmesinden;

ii.            Coberlik işlerinden;(coberlik işi, borsada kayıtlı olarak kendi nam ve hesabına hisse senedi alım satımı yapılması)

iii.            Özel okul ve hastanelerle benzeri yerlerin işletilmesinden;

iv.            Gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle devamlı olarak uğraşanların bu işlerinden;

v.            Kendi nam ve hesaplarına menkul kıymet alım-satımı ile devamlı olarak uğraşanların bu faaliyetlerinden;

vi.            Satın alınan veya trampa suretiyle iktisap olunan arazinin iktisap tarihinden itibaren 5 yıl içinde parsellenerek bu müddet içinde veya daha sonraki yıllarda kısmen veya tamamen satılmasından;

vii.            Diş protezciliğinden elde edilen kazançlar.

Önemli NOT: Kollektif ortaklıklarda ortakların, adi veya eshamlı komandit ortaklıklarda komandite ortakların ortaklık karından aldıkları paylar şahsi ticari kazanç hükmündedir.

B.TİCARİ KAZANCIN VERGİLENDİRİLMESİ

1.VERGİLENDİRİLMEYECEK TİCARİ KAZANÇLAR

Bazı ticari kazançlar muafiyet ve istisna kapsamına alındıkları için vergilendirilmemektedirler.

1.1. MUAFİYETLER

Esnaf Muaflığı

1.2.İSTİSNALAR

a.Sergi ve Panayır Kazançları İstisnası:

b.PTT Acenteleri Kazanç İstisnası:

c.Eğitim Öğretim İşletmelerinde Kazanç İstisnası (okul öncesi öğretim, ilk öğretim, orta öğretim için)

d.Dar Mükelleflerde İhracat İstisnası

2.VERGİLENDİRİLECEK TİCARİ KAZANÇLAR

Ticari kazancın tespiti: Ticari kazanç, gerçek usul (Bilanço veya işletme hesabı esası) veya basit usullere göre tespit edilir.

Ticari kazancın safi tutarı vergilendirmeye esas tutardır. Diğer bir ifadeyle vergi, safi tutar üzerinden hesaplanır. Safi tutara ulaşabilmek için işin elde edilmesi ile ilgili giderler brüt ticari kazançtan indirilir.

1.BASİT USUL

Basit usulde ticari kazanç, bir hesap dönemi içinde elde edilen hasılat ile giderler ve satılan malların alış bedelleri arasındaki müspet farktır.

1.1.Genel Şartlar:

C                  Kendi işinde bilfiil çalışmak veya bulunmak

C                  İşyeri mülkiyetinin kira bedeli toplamı büyükşehir belediye sınırları içinde 3 500 YTL’yı, diğer yerlerde 2.500 YTL’yi aşmamak(2006 yılı için).

C                  Ticari, zirai veya mesleki faaliyetler dolayısıyle gerçek usulde Gelir Vergisi’ne tabi olmamak.

1.2.Özel Şartlar(GVK m.48).

C                  Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satanların yıllık alımları tutarının 50.000 YTL veya yıllık satışları tutarının 72.000 YTL’yi aşmaması,

C                  1 numaralı bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşanların bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatının 25.000 YTL’yi aşmaması,

C                  1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı işlerin birlikte yapılması halinde, yıllık satış tutarı ile iş hasılatı toplamının 50.000 YTL’yi aşmaması.

2.GERÇEK USUL

2.1.BİLÂNÇO ESASI

Bilânço esasına göre ticari kazanç, aşağıdaki şekilde bulunur;

İşletmenin ; (Dönem sonu öz sermayesi – Dönem başındaki Öz sermayesi) –  (Dönem boyunca işletme sahipleri veya ortaklarınca işletmeye ilave olunan değerler) + ( İşletmeden çekilen değerler)  ise farka eklenir.

Bilanço Esasına Tabi Olanlar: GVK’ya göre birinci sınıf tüccarlar bilanço esasına tabidir.

Birinci sınıf tüccar; (VUK m.177).

1.              Her türlü ticaret şirketleri[1]

2.              Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı 96.000 YTL veya satışları tutarı 130.000 YTL’yi aşanlar

3.              Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşıp da bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatı 52.000 YTL’yi aşanlar;

4.              2 ve 3 numaralı bentlerde yazılı işlerin birlikte yapılması halinde 2 numaralı bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı  96.000 YTL’yi aşanlar;

5.              Kurumlar Vergisine tabi olan diğer tüzel kişiler

6.              İhtiyari(isteğe bağlı) olarak bilanço esasına göre defter tutmayı tercih edenler

2.2.İŞLETME ESASI

İşletme hesabı esasına göre ticari kazanç;  bir hesap dönemi içinde elde edilen hasılat ile giderler arasındaki müspet farktır.

Mal(Emtia) alım ve satımı ile uğraşanlarda ticari kazancın bulunması için hesap dönemi sonundaki emtia mevcudunun değeri hasılata, dönem başındaki emtia mevcudunun değeri ise giderlere ilave olunur.

İşletme hesabı esasına göre defter tutanlar; işletme hesabını kullanmak zorunda olanlar ikinci sınıf tüccarlardır. Bunlar;  Birinci sınıf tüccar hadlerinin altında kalanlar, Maliye bakanlığınca işletme esasına göre defter tutması kabul edilenler, Yeni işe başlayanların yıllık alım satım tutarları tespit edilinceye kadar geçen sürede işletme esasına göre defter tutarlardır.

TİCARİ KAZANCIN TESPİTİNDE İNDİRİLECEK GİDERLER

Þ      Ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderler[2]

Þ      Çalışanların iş yerinde veya iş yerinin müştemilatında iaşe ve ibate giderleri, tedavi ve ilaç giderleri, sigorta primleri ve emekli aidatı ve işyerinde özel olarak kullanılan giyim giderleri;

Þ      İşle ilgili olmak şartiyle, mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar;

Þ      İşle ilgili olan seyahat ve ikamet giderleri

Þ      Kiralama yoluyla edinilen veya işletmeye dahil olan ve işte kullanılan taşıtların giderleri

Þ      İşletme ile ilgili olmak şartıyla; bina, arazi, gider, istihlak, damga, belediye vergileri, harçlar ve kaydiyeler gibi ayni vergi, resim ve harçlar;

Þ      Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ayrılan amortismanlar.

Þ      İşverenlerce, Sendikalar Kanunu hükümlerine göre sendikalara ödenen aidatlar[3]

Þ      İşverenler tarafından ücretliler adına bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları.

Þ      Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin maliyet bedeli.

TİCARİ KAZANCIN TESPİTİNDE GİDER YAZILAMAYACAK HUSUSLAR

Þ            Teşebbüs sahibi ile eşinin ve çocuklarının işletmeden çektikleri paralar veya aynen aldıkları sair değerler ile Teşebbüs sahibinin kendisine, eşine, küçük çocuklarına işletmeden ödenen aylıklar, ücretler, ikramiyeler, komisyonlar ve tazminatlar;

Þ            Teşebbüs sahibinin ve eşi ile çocuklarının işletmeye koyduğu sermaye için yürütülecek faizler;

Þ            Her türlü para cezaları ve vergi cezaları ile teşebbüs sahibinin suçlarından doğan tazminatlar

Þ            Kiralama yoluyla edinilen veya işletmede kayıtlı olan taşıtlardan işletmenin esas faaliyet konusu ile ilgili olmayanların giderleri ile amortismanları;

II-ZİRAİ KAZANÇLAR VE VERGİLENDİRİLMESİ

A.ZİRAİ KAZANÇ KAVRAMI VE ZİRAİ KAZANÇ SAYILAN HALLER

Her türlü zirai faaliyetten doğan kazançlar zirai kazançtır. Zirai faaliyet; arazide, deniz, göl ve nehirlerde, ekim, dikim, bakım, üretme, yetiştirme ve ıslah yollarıyla veyahut doğrudan doğruya tabiattan istifade etmek suretiyle nebat, orman, hayvan, balık ve bunların mahsullerinin istihsalini, avlanmasını, avcıları ve yetiştiricileri tarafından muhafazasını, taşınmasını, satılmasını veya bu mahsullerden sair bir şekilde faydalanılmasını ifade eder.

Ürünlerin değerlendirilmeleri amacıyla ve zirai üretime bağlı olarak işlenmesi de zirai faaliyete girer. Ancak, bu iş, aynı işletmenin cüz’ünü teşkil eden bir işletmede gerçekleşiyorsa, bu işin zirai faaliyet sayılabilmesi için işletmenin sınai bir müessese ehemmiyet ve genişliğinde olmaması ve faaliyetini, cüz’ünü teşkil ettiği teşebbüsün mahsullerine hasretmesi şarttır.

Satışların dükkan ve mağaza açılarak yapılması halinde, mahsullerin dükkan ve mağazaya gelinceye kadar geçirdikleri safhalar zirai faaliyet sahasında kalır. Çiftçiler tarafından doğrudan doğruya zirai faaliyetleri ile ilgili alım satım işlerinin gerçekleştirilmesi için açılan yazıhaneler, faaliyetleri bu konuyla sınırlı kalmak şartıyle dükkan ve mağaza sayılmaz.

ÖNEMLİ NOT: Kollektif şirketlerle adi veya eshamlı komandit şirketler zirai faaliyetle iştigal etseler dahi çiftçi sayılmazlar. Zirai faaliyetle iştigal eden kollektif şirketlerin ortakları ile komandit şirketlerin komandite ortaklarının şirket kârından aldıkları paylar şahsi ticari kazanç hükmündedir.

B.ZİRAİ KAZANÇLARIN VERGİLENDİRİLMESİ

1.VERGİLENDİRİLMEYECEK ZİRAİ KAZANÇLAR

Bazı zirai kazançlar muafiyet ve istisna kapsamında oldukları için vergilendirilmez.

2.VERGİLENDİRİLECEK ZİRAİ KAZANÇLAR

2.1.GERÇEK USUL

54′ üncü maddede yazılı işletme büyüklüğü ölçülerini aşan çiftçiler ile bir biçerdövere veya bu mahiyetteki bir motorlu araca veya on yaşına kadar ikiden fazla traktöre sahip olan çiftçilerin kazançları gerçek usulde (zirai işletme hesabı veya diledikleri takdirde bilanço esasına göre) tespit olunarak vergilendirilir.

İşletme büyüklükleri (54.m); çeşitli kriterlere göre farklılık göstermektedir. Bunlar aşağıdaki gibi örneklendirilebilir;

Arazi büyüklükleri için örnekler; Hububat ziraatinde ekili arazinin yüzölçümü toplamı taban arazide 900 kıraç arazide 1700 dönüm, Bakliyat, afyon, susam, keten, kendir ziraatinde ekili arazinin yüzölçümü toplamı 1000 dönüm, Pamuk ziraatinde ekili arazinin yüzölçümü toplamı 400 dönüm; Patates, soğan, sarmısak ziraatinde ekili arazinin yüzölçümü toplamı 200 dönüm; Çay ziraatinde ekili arazinin yüzölçümü toplamı 150 dönüm (Mahsul verebilecek hale gelmeyenler hariç); Sebze ziraatinde ekili arazinin yüzölçümü toplamı 200 dönüm;

Ağaç sayısı için örnekler; Meyve verebilecek hale gelmiş antep fıstığında 2500 ağaç; Meyve verebilecek hale gelmiş zeytinliklerde 4500 ağaç;

Hayvan sayısı için örnekler; Büyükbaş hayvan sayısı 150 adet (İş hayvanları ile iki yaşından küçük, büyükbaş hayvanlar hariç); Küçükbaş hayvan sayısı 750 adet (Bir yaşından küçük, küçükbaş hayvanlar ile kümes hayvanları hariç);

Arazi üzerinde yapılmayan zirai faaliyetler ile kara ve su avcılığında: Denizlerdeki sınırları belirlenebilen üretim alanlarında yapılan balık yetiştiriciliğinde (ağ kafes vb.) 750 m2, İç su balıkları yetiştiriciliğinde sınırları belirlenebilen havuz (beton, toprak vb.), göl, gölet ve baraj gölleri gibi üretim alanlarında 900 m2, Denizlerde yapılan balık avcılığında toplam tekne boyu 20 metre; Arıcılık ziraatinde kovan sayısı 500 adet; İpek böcekçiliği ziraatinde kutu sayısı 500 adet; gibi

ÖNEMLİ NOT: Kazançları gerçek usulde vergilendirilmeyen çiftçiler bu kazançları için beyanname vermezler. Kazançları gerçek usulde vergilendirilmeyen çiftçiler, yazılı olarak vergi dairesinden istemde bulunmaları halinde izleyen vergilendirme dönemi başından, işe yeni başlayanlar, işe başlama tarihinden itibaren gerçek usule geçebilirler.

54 üncü maddede yazılı ölçüleri aşanlar müteakip vergilendirme dönemi başından itibaren gerçek usulde; gerçek usule tabi olanlardan bu ölçülerin altında kalanlar müteakip vergilendirme dönemi başından itibaren hasılatları üzerinden tevkifat yapılmak suretiyle vergilendirilirler.

Gerçek usulde vergilendirmede hasılattan indirilebilecek giderler; işle ilgili giderlerdir. İndirilmeyecek giderlerse aynen ticari kazancın tespitinde kabul edilmeyen giderdir.

2.2.ZİRAİ KAZANÇLARDA TEVKİFAT USULÜ[4]

Çiftçilerin elde ettikleri zirai kazançlar, Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesine göre hasılatları üzerinden tevkifat yapılmak suretiyle vergilendirilirler. Çiftçilerden satın alınan ziraî mahsuller ve hizmetler için yapılan ödemelerden;

Þ            Hayvanlar ve bunların mahsulleri ile kara ve su avcılığı mahsulleri için,Ticaret borsalarında tescil ettirilerek satın alınanlar için % 1,  bunlar dışında kalanlar için % 2,

Þ            Diğer ziraî mahsuller için, Ticaret borsalarında tescil ettirilerek satın alınan zirai mahsuller için % 2, bunların dışında kalanlar için % 4,

Þ            Ziraî faaliyet kapsamında ifa edilen hizmetler için, Orman idaresine veya orman idaresine karşı taahhütte bulunan kurumlara yapılan ormanların ağaçlandırılması, bakımı, kesimi, ürünlerin toplanması, taşınması ve benzeri hizmetler için % 2, Diğer hizmetler için % 4,

Þ            Çiftçilere yapılan doğrudan gelir desteği ve alternatif ürün ödemeleri için % 0,

ÖNEMLİ AÇIKLAMA: Bu şekilde yapılan tevkifat(kesinti), eğer gerçek usule tabi zirai kazançtan yapılmışsa dönem sonunda verilecek beyanname üzerinden hesaplanan vergiden düşülür. Eğer tevkifata tabi kazanç, gerçek usule tabi bir kazanç değilse tevkifat; nihai vergilendirme kabul edilir. Beyanname vermek gerekmez.

III-ÜCRETLER VE VERGİLENDİRİLMESİ

A.ÜCRET KAVRAMI VE ÜCRET SAYILAN HALLER

Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir. İş verenler, hizmet erbabını işe alan, emir ve talimatları dahilinde çalıştıran gerçek ve tüzel kişilerdir. Ücret; ödenek, tazminat, zam, avans, aidat, prim, ikramiye, gider karşılığı şeklinde olabilir. Ayrıca; aşağıda yazılı ödemeler de ücret sayılır:

Þ                  İstisna dışında kalan emeklilik, maluliyet, dul ve yetim aylıkları;

Þ                  Türkiye Büyük Millet Meclisi, il genel meclisi ve belediye meclisi üyeleri ile özel kanunlarına veya idari kararlara göre kurulan daimi veya geçici bütün komisyonların üyelerine ve yukarıda sayılanlara benzeyen diğer kimselere bu sıfatları dolayısıyla ödenen veya sağlanan para, ayın ve menfaatler;

Þ                  Yönetim ve denetim kurulları başkanı ve üyeleriyle tasfiye memurlarına bu sıfatları dolayısıyla ödenen veya sağlanan para, ayın ve menfaatler;

Þ                  Bilirkişilere, resmî arabuluculara, eksperlere, spor hakemlerine ve her türlü yarışma jürisi üyelerine ödenen veya sağlanan para, ayın ve menfaatler;

Þ                  Sporculara transfer ücreti veya sair adlarla yapılan ödemeler ve sağlanan menfaatler.

B.ÜCRETLERİN VERGİLENDİRİLMESİ

1.VERGİLENDİRİLMEYECEK ÜCRETLER; muafiyet-istisna kapsamındaki ücretler vergilendirilmemektedir. Bazı Önemli Muafiyet ve İstisnalar aşağıdaki gibidir;

1. Köylerde veya son nüfus sayımına göre belediye içi nüfusu 5.000’i aşmayan yerlerde faaliyet gösteren ve el ile dokunan halı ve kilim imal eden işletmelerde çalışan işçilerin ücretleri;

2. Gelir Vergisi’nden muaf olanların veya gerçek usulde vergilendirilmeyen çiftçilerin yanında çalışan işçilerin ücretleri;

3. Köy muhtarları ile köylerin katip, korucu, imam, bekçi ve benzeri hizmetlilerine köy bütçesinden ödenen ücretler ile çiftçi mallarını koruma bekçilerinin ücretleri ve Çırakların asgari ücreti aşmayan ücretleri.

4. Hizmetçilerin ücretleri (Mürebbiyelere ödenen ücretler istisna kapsamına dahil değildir);

5. Hizmet erbabına işverenlerce yemek verilmek suretiyle sağlanan menfaatler (bir günlük yemek bedelinin 8.25 YTL’yi aşmaması gerekir)

6. Genel olarak maden işletmelerinde ve fabrikalarda çalışan işçilere ve özel kanunlarına göre barındırılması gereken memurlarla müstahdemlere konut tedariki ve bu konutların giderleri ile mülkiyeti işverene ait brüt alanı 100 m2yi aşmayan konutların hizmet erbabına mesken olarak tahsisi suretiyle sağlanan menfaatler

7. Hizmet erbabının toplu olarak işyerlerine gidip gelmelerini sağlamak maksadıyla işverenler tarafından yapılan taşıma giderleri;

8. Kanunla kurulan emekli sandıkları ile Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesinde belirtilen sandıklar tarafından ödenen emekli, malûliyet, dul ve yetim aylıkları

9. Yabancı ülkelerde bulunan sosyal güvenlik kurumları tarafından ödenen emekli, malûliyet, dul ve yetim aylıkları;

10. Kanunî ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan dar mükellefiyete tâbi işverenlerin yanında çalışan hizmet erbabına, işverenin Türkiye dışında elde ettiği kazançları üzerinden döviz olarak ödediği ücretler;

11. Yüz ve daha aşağı sayıda işçi çalıştıran işyerlerinde bir, yüzden fazla işçi çalıştıran işyerlerinde iki, amatör sporcu çalıştıranların, her yıl millî müsabakalara iştirak ettiklerinin belgelenmesi ve bu amatör sporculara ödenen ücretler.

2.VERGİLENDİRİLECEK ÜCRETLER ve VERGİLENDİRME YÖNTEMİ

Ücretler gerçek usule göre vergilendirilmektedir. Gerçek usulün esası gerçek ücret kavramı üzerine oturtulmuştur. Gerçek ücret: Ücretin gerçek safi değeri işveren tarafından verilen para ve ayınlarla sağlanan menfaatler toplamından aşağıdaki indirimler yapıldıktan sonra kalan miktardır. Brüt ücretten gerçek ücrete ulaşmak için yapılacak indirimler;

1. Emekli sandığı, SSK ve OYAK gibi kurumlar için yapılan kesintiler ve sendikalara ödenen aidatlar

2. Ücretlinin şahsına, eşine ve küçük çocuklarına ait hayat, ölüm, kaza, hastalık, sakatlık, işsizlik, analık, doğum ve tahsil gibi şahıs sigorta poliçeleri için hizmet erbabı tarafından ödenen primler ile bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları[5],

ÖNEMLİ NOT:Ücretin gerçek değerinin tayininde, Gelir Vergisi gibi şahsi vergiler ücretten indirilmez.

2.1.STOPAJ ESASI

Ücretlerin vergilendirilmesinde genel yöntem stopaj esasıdır(GVK. 94.m). Hizmet erbabına ödenen ücretler ile ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç), artan oranlı tarife dilimleri ve oranları esas alınarak tevkifat(Stopaj, kesinti) yapılır. Stopajın yapılmasında matrah olarak ücretin safi(net) değeri esas alınır. Diğer bir ifadeyle vergi matrahı olarak ücretin safi değeri alınır.  Ancak aşağıdaki hizmet erbabının ücretleri hakkında vergi tevkif usulü uygulanmaz.

1. Ücretlerini yabancı bir memleketteki işverenden doğrudan doğruya alan hizmet erbabı;

2. 16’ncı maddede yazılı ücret istisnasından faydalanmayan yabancı elçilik ve konsolosluk memur ve hizmetlileri;

3. Maliye Bakanlığı’nca yıllık beyanname ile bildirilmesinde zaruret görülen ücret ödemeleri.

Bunlar gelirlerini, yıllık beyanname ile bildirirler.

2.2.GÖTÜRÜ USUL

“Diğer ücretliler” olarak tabir edilen ücretliler götürü usule göre vergilendirilmektedirler. Diğer ücretler Kazançları basit usulde tespit edilen ticaret erbabı yanında çalışanlar; Özel hizmetlerde çalışan şoförler; Özel inşaat sahiplerinin ücretle çalıştırdığı inşaat işçileri; Gayrimenkul sermaye iradı sahibi yanında çalışanlar ve gerçek ücretlerinin tespitine imkân olmaması sebebiyle, Danıştayın olumlu görüşüne dayanarak Maliye Bakanlığınca bu kapsama alınanlardır (GVK m. 64). Bu hizmet erbabının safi ücretleri takvim yılı başında geçerli olan ve sanayi kesiminde çalışan 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan asgari ücretin yıllık brüt tutarının % 25’idir.

Diğer ücretler; kapsamına giren ücretler için yıllık beyanname verilmez, diğer kazançlar için beyanname verilmiş olsa bile beyannameye dahil edilmezler. Sadece vergi dairesinden bir “vergi karnesi” alırlar. Bu karnede ne kadar vergi ödeyecekleri yazılıdır. Her yıl ŞUBAT ve AĞUSTOS ayları olmak üzere iki eşit taksitte vergi öderler.

2.3.BEYAN ESASI

Birden fazla işverenden ücret alıp ta birden sonraki işverenden/işverenlerden alınan ücretler toplamı 2006 yılı için 18 000 YTL’yi aşıyorsa önceden tevkifat yapılsa dahi beyanname vermek zorunludur. Ayrıca yukarıda belirtildiği gibi stopaja tabi olmayanlar da beyanname vermek zorundadırlar.

IV-SERBEST MESLEK KAZANÇLARI VE VERGİLENDİRİLMESİ

A.SERBEST MESLEK KAZANCININ BELİRLENMESİ

Serbest meslek kazancı: Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır. Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmıyan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır. Tahkim işleri dolayısiyle hakemlerin aldıkları ücretler ile kollektif, adi komandit ve adi şirketler tarafından yapılan serbest meslek faaliyeti neticesinde doğan kazançlar da, serbest meslek kazancıdır. Serbest meslek erbabı: Serbest meslek faaliyetini mutad meslek halinde ifa edenler, serbest meslek erbabıdır. Serbest meslek faaliyetinin yanında meslekten başka bir iş veya görev ile devamlı olarak uğraşılması bu vasfı değiştirmez. Ayrıca;

Þ            Gümrük komisyoncuları, bilumum borsa ajan ve acentaları, noterler, noterlik görevini ifa ile mükellef olanlar;

Þ            Bizzat serbest meslek erbabı tarifine girmemekle beraber serbest meslek erbabını bir araya getirerek teşkilat kurmak veya bunlara sermaye temin etmek suretiyle veya sair suretlerle serbest meslek kazancından hisse alanlar;

Þ            Serbest meslek faaliyetinde bulunan kollektif ve adi şirketlerde ortaklar, adi komandit şirketlerde komanditeler;

Þ            4.Dava vekilleri, müşavirler, kurumlar ve tüccarlarla serbest meslek erbabının ticarî ve meslekî işlerini takip edenler ve konser veren müzik sanatçıları;

Þ            Gerekli şartları taşıyan ebe, sünnetçi, sağlık memuru, arzuhalci, rehber gibi mesleki faaliyette bulunanlar bu işler dolayısiyle serbest meslek erbabı sayılırlar.

Serbest meslek kazancı bir hesap dönemi içinde serbest meslek faaliyeti karşılığı olarak tahsil edilen para ve ayınlar ve diğer suretlerle sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerden bu faaliyet dolayısıyle yapılan giderler indirildikten sonra kalan farktır. Serbest meslek erbabı, mesleki kazançlarını Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre tuttukları “Serbest meslek kazanç defteri”ne istinaden tespit ederler. Brüt kazançtan kazancın elde edilmesiyle ilgili giderler düşülür. Net kazanç üzerinden vergilendirme yapılır.

B.SERBEST MESLEK KAZANÇLARININ VERGİLENDİRİLMESİ

1.VERGİLENDİRİLMEYECEK SERBEST MESLEK KAZANÇLARI

İstisna kapsamındaki kazançlar vergi dışı bırakılmaktadır.

Vergiden İstisna Olan Serbest Meslek Kazançları

İ.Sergi ve Panayır İstisnası

Dar mükellefiyete tabi olanların; Hükümetin izniyle açılan sergi ve panayırlarda yaptıkları serbest meslek faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar; Gelir Vergisi’nden müstesnadır.

ii.Telif Kazançları İstisnası

Müellif, mütercim, heykeltraş, hattat, ressam, bestekâr, bilgisayar programcısı ve mucitlerin ve bunların kanuni mirasçılarının; şiir, hikaye, roman, makale, bilimsel araştırma ve incelemeleri, bilgisayar yazılımı, röportaj, karikatür, fotoğraf, film, video band, radyo ve televizyon senaryo ve oyunu gibi eserlerini gazete, dergi, bilgisayar ve internet ortamı, radyo, televizyon ve videoda yayınlamak veya kitap, CD, disket, resim, heykel ve nota halindeki eserleri ile ihtira beratlarını satmak veya bunlar üzerindeki mevcut haklarını devir ve temlik etmek veya kiralamak suretiyle elde ettikleri hasılat Gelir Vergisinden müstesnadır.

Eserlerin neşir, temsil, icra ve teşhir gibi suretlerle değerlendirilmesi karşılığında alınan bedel ve ücretler istisnaya dahildir. Bu kazançların geçici(arızî) olarak elde edilmesi istisna hükmünün uygulanmasına engel teşkil etmez.

ÖNEMLİ NOT: Serbest meslek kazançları istisnası üzerinden, bu Kanunun 94 üncü maddesi uyarınca tevkif suretiyle vergi kesilir. Oran % 17’dir.

2.SERBEST MESLEK KAZANÇLARININ VERGİLENDİRİLMESİ

2.1.BEYAN ESASI

Tutulan serbest meslek kazanç defterine göre belirlenen hasılattan mesleğin ifası ile ilgili giderler düşülür. Kalan kısım artan oranlı tarifeye göre vergilendirilir. Ancak her türlü para cezaları ve vergi cezaları ile serbest meslek erbabının suçlarından doğan tazminatlar gider olarak indirilemez. Net serbest meslek kazancının tespitinde gider yazılabilecek hususlar aşağıdaki gibidir;

Þ            Mesleki kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için ödenen genel giderler[6]

Þ            Hizmetli ve işçilerin iş yerinde veya iş yerinin müştemilatındaki iaşe ve ibate giderleri, tedavi ve ilaç giderleri, sigorta primleri ve emekli aidatı  ve işle ilgili giyim giderleri.

Þ            Mesleki faaliyetle ilgili seyahat ve ikamet giderleri

Þ      Mesleki faaliyette kullanılan tesisat, demirbaş eşya ve envantere dahil taşıtlar için ayrılan amortismanlar ve kiralanan veya envantere dahil olan ve işte kullanılan taşıtların giderleri.

Þ      Alınan mesleki yayınlar için ödenen bedeller, Mesleki faaliyetin ifası için ödenen mal ve hizmet alım bedelleri.

Þ      Serbest meslek faaliyetleri dolayısıyla emekli sandıklarına ödenen giriş ve emeklilik aidatları ile mesleki teşekküllere ödenen aidatlar.

Þ      Mesleki kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için ödenen meslek, ilan ve reklam vergileri ile iş yerleriyle ilgili ayni vergi, resim ve harçlar.

Þ      Mesleki faaliyetle ilgili olarak kanun, ilam ve mukavelenameye göre ödenen tazminatlar

2.2.STOPAJ(TEVKİFAT) Esası

Yaptıkları serbest meslek işleri dolayısıyla bu işleri yapanlara yapılan ödemelerden ödemeyi yapan taraf stopajla vergi kesmektedir. Ancak Noterlere serbest meslek faaliyetlerinden dolayı yapılan ödemelerden stopaj yapılmaz. Stopaj oranı; % 22’dir. Sadece Telif kazancı dolayısıyla hak sahibine yapılan ödemelerden % 17 stopaj yapılır.

Tevkifat suretiyle alınan vergi yılsonunda verilen yıllık beyanname üzerinden hesaplanan vergi miktarından düşülmektedir.

V-GAYRİMENKUL SERMAYE İRATLARI VE VERGİLENDİRİLMESİ

A.GAYRİMENKUL SERMAYE İRADI OLARAK KABUL EDİLEN KAZANÇLAR

Aşağıda yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratlar gayrimenkul sermaye iradıdır(GVK 70)

Þ            Arazi, bina maden suları, menba suları, madenler, taş ocakları, kum ve çakıl istihsal yerleri, tuğla ve kiremit harmanları, tuzlalar ve bunların mütemmim cüzileri ve teferruatı;

Þ            Voli mahalleri ve dalyanlar;

Þ            Gayri menkullerin, ayrı olarak kiraya verilen mütemmim cüzileri ve teferruatı ile bilumum tesisatı demirbaş eşyası ve döşemeleri;

Þ            Gayrimenkul olarak tescil edilen haklar; Arama, işletme ve imtiyaz hakları ve ruhsatları, ihtira beratı alameti farika, marka, ticaret unvanı, her türlü teknik resim, desen, model, plan ile sinema ve televizyon filmleri, ses ve görüntü bantları, sanayi ve ticaret ve bilim alanlarında elde edilmiş bir tecrübeye ait bilgilerle gizli bir formül veya bir imalat usulü üzerindeki kullanma hakkı veya kullanma imtiyazı gibi haklar

Þ            Telif hakları

Þ            Gemi ve gemi payları ve her türlü motorlu araç, makine ve tesisat ile bunların eklentileri.

Sayılan bu mallar ve haklar ticarî veya zirai bir işletmeye dahil bulunduğu takdirde bunların iratları ticarî veya zirai kazancın tespitine müteallik hükümlere göre hesaplanır.

B.GMSİ’NİN VERGİLENDİRİLMESİ

1.VERGİLENDİRİLMEYECEK GMSİ’LER

Konut Kira Gelirleri İstisnası: Binaların mesken olarak kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde elde edilen hâsılatın 2006 yılı için 2.200 YTL’sı gelir vergisinden müstesnadır. İstisna haddi üzerinde hâsılat elde edilip beyan edilmemesi veya eksik beyan edilmesi halinde, bu istisnadan yararlanılamaz. Ticari, zirai veya mesleki kazancını yıllık beyanname ile bildirmek mecburiyetinde olanlar ile gelirleri bunlar tarafından bildirilecek olanlar bu istisnadan faydalanamazlar.

Bir kişinin birden fazla meskene sahip olması durumunda bu istisna sadece bir defa uygulanacaktır. Bir meskene birden fazla kişi sahipse her kişi istisnadan ayrıca yararlanacaktır.

2.VERGİLENDİRİLECEK GMSİ’LER

GMSİ’lerde vergilendirme safi irat üzerinden yapılmaktadır. Safi İrat:Gayrimenkul sermaye iradında safi irat, gayri safi hasılattan iradın sağlanması ve idamesi için yapılan giderler indirildikten sonra kalan müspet farktır.

2.1.BEYAN ESASI

Gayrimenkul sermaye iratlarında, gayri safi hasılat, mal ve hakların kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde o yıla veya geçmiş yıllara ait olarak nakden veya aynen tahsil edilen kira bedellerinin tutarıdır (72.M).

Gerçek Gider Usulü(Gerçek Usul)

Gerçek usulde; gayrimenkulle ilgili olmak kaydıyla gayri safi hâsılattan aşağıdaki giderler düşülür. Kalan kısım artan oranlı tarifeye göre vergilendirilir. Giderler: kiraya verilen gayrimenkulle ilgili giderlerdir. Ayrıca; Kiraya verilen mal ve haklar için ödenen vergi, resim, harç ve şerefiyelerle kiraya verenler tarafından ödenmiş olmak şartıyla belediyelere ödenen harcamalara iştirak payları; Sahibi bulundukları konutları kiraya verenlerin kira ile oturdukları konutun kira bedeli de indirilebilir. Vergi ve para cezaları düşülemez.

Götürü Gider Usulü

Haklarını kiraya verenler hariç gayrimenkul sermaye iradı elde edenler götürü usulden de yararlanabilirler. Gayri safi hâsılattan, gayri safi hâsılatın %25’lik kısmı düşülür, kalan kısım artan oranlı tarifeye göre vergilendirilir. Götürü gider usulünü kabul edenler iki yıl geçmedikçe bu usulden dönemezler.

2.2.STOPAJ ESASI

Gayrimenkul sermaye iratlarında stopaj uygulaması da söz konusudur. Stopajı hak sahibine geliri sağlayan taraf yapar. Stopaj yapılan tutar; daha sonra verilen beyannameden hesaplanacak vergiden düşülür. Ancak stopajla vergilendirilmiş olan gayrimenkul sermaye iratları 2006 yılı için 18 000 YTL’ye kadarsa beyanname verilmez.

VI-MENKUL SERMAYE İRATLARI VE VERGİLENDİRİLMESİ

A.MENKUL SERMAYE İRADI KAVRAMI

Menkul sermaye iratları GVK’nın 75. maddesinde düzenlenmiştir. Sahibinin ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışında nakdi sermaye veya para ile temsil edilen değerlerden oluşan sermaye dolayısıyla elde ettiği kar payı, faiz, kira ve benzeri iratlar menkul sermaye iradıdır.

1-Kar Geliri Şeklindeki MSİ’ler

C                  Hisse Senetleri Kar Payları (Sermaye Piyasası Kanunu’na göre kurulan yatırım fonları katılma belgelerine ödenen kar payları dahil.)

C                  İştirak Hisselerinden Doğan Kazançlar:(Limited Şirket ortaklarının, iş ortaklıklarının ortakları ve komanditerlerin kâr payları ile kooperatiflerin dağıttıkları kazançlar bu zümreye dahildir.)

C                  Kurumların idare Meclisi Başkan ve üyelerine verilen kar payları;

C                  Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca yıllık veya özel beyanname veren dar mükellef kurumların, indirim ve istisnalar düşülmeden önceki kurum kazancından, hesaplanan kurumlar vergisi düşüldükten sonra kalan kısmı,

C                  Faizsiz olarak kredi verenlere ödenen kâr payları ile kâr, ve zarar ortaklığı belgesi karşılığı ödenen kâr payları ve özel finans kurumlarınca kâr ve zarara katılma hesabı karşılığında ödenen kâr payları.

2-Faiz Geliri Şeklindeki MSİ’ler

C            Tahvil ve Bono Faizleri:

C            Alacak Faizleri :Her nevi alacak faizleri (Adi, imtiyazlı, rehinli, senetli alacaklarla carî hesap alacaklarından doğan faizler ve kamu tüzelkişilerince borçlanılan ve senede bağlanmış olan meblağlar için ödenen faizler dahil.)

C            Mevduat faizleri :

C            Repo Gelirleri

3-Diğer Şekillerdeki MSİ’ler

C            Hisse senetleri ve tahvillerin vadesi gelmemiş kuponlarının satışından elde edilen bedeller;

C            İştirak hisselerinin sahibi adına henüz tahakkuk etmemiş kar paylarının devir ve temliki karşılığında alınan para ve ayınlar;

C            Her çeşit senetlerin iskonto edilmesi karşılığında alınan iskonto bedelleri;

C            Tüzel kişiliği haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile emeklilik ve sigorta şirketleri tarafından;

i.                              On yıl süreyle prim, aidat veya katkı payı ödemeden ayrılanlara yapılan ödemeler,

ii.                              On yıl süreyle katkı payı ödemiş olmakla birlikte bireysel emeklilik sisteminden emeklilik hakkı kazanmadan ayrılanlar ile diğer sandık ve sigortalardan on yıl süreyle prim veya aidat ödeyenlere ve vefat, malûliyet veya tasfiye gibi zorunlu nedenlerle ayrılanlara yapılan ödemeler,

iii.                              Bireysel emeklilik sisteminden emeklilik hakkı kazananlar ile bu sistemden vefat, malûliyet veya tasfiye gibi zorunlu nedenlerle ayrılanlara yapılan ödemeler.


[1] Adi şirketler iştigal nevileri açıklanan bentlerden hangisine giriyorsa o bent hükmüne tabidir.

[2] İhracat, yurt dışında inşaat, onarma, montaj ve taşımacılık faaliyetlerinde bulunan mükellefler, bu bentte yazılı giderlere ilaveten bu faaliyetlerden döviz olarak elde ettikleri hâsılatın binde beşini aşmamak şartıyla yurt dışındaki bu işlerle ilgili giderlerine karşılık olmak üzere götürü olarak hesapladıkları giderleri de indirebilirler

[3] Ödenen aidatın bir aylık tutarı, işyerinde işçilere ödenen çıplak ücretin bir günlük toplamını aşamaz

[4] Tevkifat(stopaj): Verginin kaynakta kesilmesini ifade etmektedir. Diğer bir ifadeyle gelirin, esas sahibine geçmeden önce geliri sağlayan tarafından vergisinin “vergi sorumlusu” sıfatı ile kesilmesidir. Stopaj yakmakla yükümlü olanlar; kamu idare ve müesseseleri, iktisadi kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya işletme hesabına göre tespit etmek zorunda olan çiftçilerdir.

[5] Sigortanın veya emeklilik sözleşmesinin Türkiye’de kâin ve merkezi Türkiye’de bulunan bir sigorta veya emeklilik şirketi nezdinde yapılmış olma şartı vardır.

[6] İkametgâhlarının bir kısmını iş yeri olarak kullananlar, ikametgâh için ödedikleri kiranın tamamı ile ısıtma ve aydınlatma gibi diğer giderlerin yarısını indirebilirler. İş yeri kendi mülkü olanlar kira yerine amortismanı, ikametgâhı kendi mülkü olup bunun bir kısmını iş yeri olarak kullananlar amortismanın yarısını gider yazabilirler.

1- Meşrutiyetin 2.kez ilan edilmesini sağlayan sebepler nedir?
2- Jön Türklerin Kurduğu İttihat Ve Terakki Cemiyetinin Amacı Neydi? Yazınız.
3- I.Balkan savaşının sebepleri nelerdir? Maddeler halinde Yazınız.
4- Almanya neden Osmanlıyı savaşa kendi yanında sokmak istiyordu? Yazınız.
5- İtilaf devletlerinin Çanakkale cephesini açmalarının sebepleri nelerdir?
6- Çanakkale zaferinin önemi nedir? Yazınız.
7- Mondros Ateşkes Anlaşmasının en önemli 3 maddesini yazınız.
8- İzmir ne zaman kim tarafından işgal edilmiştir? Yazınız.
9- Milli Varlığa Düşman Cemiyetler nelerdir? Yazınız.
10- Kurtuluş Savaşının amacı ve yönteminin ilk kez ilan edildiği belge hangisidir? Yazınız.

NOT: Her soru 10 puan ve süre 40 dakikadır

İDARİ YARGIDA İTİRAZ MERCİLERİ  :

1- Danıştay İdari veya Vergi Dava Daireleri Genel Kurullarının itiraz mercii olduğu haller :

Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında Danıştay dava dairelerince verilen kararlara karşı, konusuna göre İdari veya Vergi Dava Daireleri Genel Kurullarına itiraz edilebilir. (2577/27-6) –itiraz süresi 7 gün-

2- Danıştay Üçüncü Dairesi’nin itiraz mercii olduğu haller :

Birden fazla yargı çevresinde görülen davaların veya bir kısmı Danıştay’da bulunan davaların bağlantılı olduğu yolundaki iddialar hakkında vergi mahkemelerince verilen kararlara karşı Danıştay Üçüncü Dairesi’ne itiraz edilebilir. (2575/27-a, 2577/38-2,3) –itiraz süresi 15 gün-

3- Danıştay Onuncu Dairesi’nin itiraz mercii olduğu haller :

Birden fazla yargı çevresinde görülen davaların veya bir kısmı Danıştay’da bulunan davaların bağlantılı olduğu yolundaki iddialar hakkında idare mahkemelerince verilen kararlara karşı Danıştay Onuncu Dairesi’ne itiraz edilebilir. (2575/34, 2577/38-2,3) –itiraz süresi 15 gün-

4- Bölge idare mahkemelerinin yargı çevreleri dahilinde itiraz mercii olduğu haller :

İDARE MAHKEMELERİNİN, BÖLGE İDARE MAHKEMELERİNE İTİRAZ EDİLEBİLEN NİHAİ KARARLARI :  (itiraz süresi: 30 gün)

1- İlk ve orta öğretim öğrencilerinin sınıf geçmelerine ve notlarının tespitine ilişkin işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili olarak heyet halinde verilen nihai kararlar, (2577/45-1/a)

2- Valilik, kaymakamlık ve yerel yönetimler ile bakanlıkların ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının taşra teşkilatındaki yetkili organları tarafından kamu görevlileri hakkında tesis edilen geçici görevlendirme, görevden uzaklaştırma, yolluk, lojman ve izinlerine ilişkin idari işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili olarak heyet halinde verilen nihai kararlar, (2577/45-1/b)

3- 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun’un uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili olarak heyet halinde verilen nihai kararlar, (2577/45-1/c)

4- 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ile 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu gereğince kamu kurum ve kuruluşları tarafından sosyal yardım amacıyla bağlanan aylık ve yapılan sosyal yardımlarla ilgili uygulamalardan kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili olarak heyet halinde verilen nihai kararlar, (2577/45-1/d)

5- Konusu belli parayı içeren ve uyuşmazlık miktarı  5.390,- YTL’yi aşmayan idari işlemlere karşı açılan iptal davaları (2576/7-1/a) ile uyuşmazlık miktarı 5.390,- YTL’yi lirayı aşmayan tam yargı (tazminat) davalarında (2576/7-1/b) idare mahkemesi hakimlerinden biri tarafından verilen kararlar.

VERGİ MAHKEMELERİNİN, BÖLGE İDARE MAHKEMELERİNE İTİRAZ EDİLEBİLEN NİHAİ KARARLARI :  (itiraz süresi: 30 gün)

1- 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca verilen işyeri kapatma cezalarından kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili olarak heyet halinde verilen nihai kararlar, (2577/45-1/e)

2- Genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin olan ve toplam değeri 5.390,- YTL’yi aşmayan davalarla,  bu konularda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un uygulanmasına ilişkin olup toplam değeri 5.390,- YTL’yi aşmayan davalarda (2576/7-2) vergi mahkemesi hakimlerinden biri tarafından verilen kararlar.

MAHKEMELERİN, BÖLGE İDARE MAHKEMELERİNE İTİRAZ EDİLEBİLEN DİĞER kararlarI :

1- Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında idare ve vergi mahkemeleri ile tek hakim tarafından verilen kararlar, (2577/27-6)  –itiraz süresi: 7 gün-

2- Aynı yargı çevresindeki mahkemelerde bulunan davaların bağlantılı olduğu yolundaki iddialar hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar, (2577/42-1)  –itiraz süresi 15 gün-

5- Bölge idare mahkemelerinin yargı çevreleri haricinde itiraz mercii olduğu haller :

İlk derece mahkemelerce verilen kararların bozulması istemiyle yapılan müracaatların incelenmesi sırasında bölge idare mahkemelerinin yürütmenin durdurulması talepleri hakkında verdikleri kararlara karşı ancak yargı çevresi haricindeki en yakın bölge idare mahkemelerine itiraz edilebilir, (2577/27-6)  –itiraz süresi: 7 gün-

6- Nöbetçi mahkemelerin itiraz mercii olduğu haller :

Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında çalışmaya  ara verme (adli tatil) süresi içinde idare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararlara karşı ancak yargı çevresi haricindeki en yakın nöbetçi mahkemeye itiraz edilebilir, (2577/27-6)  –itiraz süresi: 7 gün-

İDARİ YARGI
İdari yargı, idari makamların idare hukuku alanındaki faaliyetlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümlendiği yargı koludur.

I.         İdari Yargı Teşkilatı

II.       İdari Yargının Görev Alanı ve Uyuşmazlık Mahkemesi

III.      Dava Türleri

IV.    Yargılama Usulü

V.      Kanun Yolları

I. İDARİ YARGI ÖRGÜTÜ

A. İLK DERECE MAHKEMELERİ

İdari yargı kolunun ilk derece mahkemeleri “idare mahkemeleri” ve “vergi mahkemeleri”dir.  İdare ve vergi mahkemeleri İçişleri, Maliye Bakanlıklarının görüşleri alınarak ve bölgelerin coğrafi durumları ve hacmi göz önünde tutularak Adalet Bakanlığınca kurulurlar ve yargı çevreleri tespit olunur.

İdare ve vergi mahkemesi başkan ve üyeleri “hakim” statüsündedir. Adli yargı  hakimlerinin tabi olduğu hukuki statüye tabidirler; hakimlik teminatına ve bağımsızlığına sahiptir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından göreve alınırlar ve özlük işleri konusunda Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu karar verir.

1. İdare Mahkemeleri

İdare mahkemeleri idari yargı kolunun genel görevli ilk derece mahkemesidir. Kanunlarla başka yargı yerlerinin görev alanına bırakılmayan iptal ve tam yargı davalarına idare mahkemeleri bakar.

(Kanun : İdare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki:

a) İptal davalarını,

b) Tam yargı davalarını,

c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklardan hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idarî sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları,

d) Diğer kanunlarla verilen işleri, çözümler.)

İdare mahkemelerinde birer başkan ile yeteri kadar üye bulunur. Mahkeme kurulu, başkan ve iki üyeden oluşur.

İdare mahkemeleri, kural olarak, kurul halinde ( bir başkan ve iki üye) toplanır ve oy çokluğuyla karar alır. Ancak toplamı, bir milyar lirayı (2006 yılı için: 5960 YTL’dir) aşmayan tam yargı davaları ile aynı miktarı aşmayan konusu belli bir parayı içeren idari işlemlere karşı açılan iptal davaları tek hakimle karara bağlanır

Vergi Mahkemeleri

Vergi mahkemeleri

a)      Genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davaları,

b)      (a) bendindeki konularda 6183 sayılı Amme Alacaklılarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasına ilişkin davaları,

c)      Diğer kanunlarda verilen işleri “

karara bağlamakla görevlidir.

Vergi mahkemeleri bir başkan ve yeteri kadar üyeden oluşur. Vergi mahkemeleri tek hakimli ve kurul halinde olmak üzere iki değişik şekilde çalışır. Kurul, bir başkan ve iki üyeden oluşur. Toplam değeri bir milyar lirayı (2006 yılı için: 5960 YTL) aşmayan vergi uyuşmazlıklarına tek hakimle karara bağlanır (2576 sayılı kanun, m.7/2).

Vergi mahkemelerinin tek hakimle verdiği kararlara karşı, itiraz yoluyla bölge idare mahkemelerinde başvuruda bulunulur. Vergi mahkemelerinin kurul olarak  (bir başkan ve iki üyeyle) verdikleri kararlara karşı ise temyiz yoluyla Danıştaya başvurulur.

B.     Bölge İdare Mahkemeleri

Bölge idare mahkemeleri İçişleri, Maliye Bakanlıkları ile Gümrük ve Tekel Bakanlığının görüşleri alınarak bölgelerin coğrafi durumları iş hacmi göz önünde tutularak Adalet Bakanlığınca kurulur ve yargı çevreleri tespit olunur.

Bölge idare mahkemeleri bir başkan ve iki üyeden oluşur.

Bölge idare mahkemelerinin görevleri şunlardır:

a) Yargı çevrelerindeki idare ve vergi maddelerinde tek hakimle verilen kararlara ve İdari Yargılama Usulü Kanununun    45’inci maddesinde sayılan kararlara karşı yapılan “itiraz başvuruları” nı inceler ve bunları kesin hükme bağlar.

b) Yargı çevresindeki idare ve vergi maddeler arasında çıkan görev ve yetki uyuşmazlıklarını kesin karar bağlar

c) Nihayet bölge idare mahkemeleri kanunlarla verilmiş diğer görevleri yerine getirir.

C.     Danıştay

Danıştay, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş Yüksek İdare Mahkemesi, danışma ve inceleme merciidir.

1. Danıştay Üyeliği

Danıştay meslek mensupları Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay başkanvekili, daire başkanları ile üyelerdir.

Danıştay üyelerinin dörtte üçü birinci sınıf idari yargı hakim ve sav görev ve yetki uyuşmazlıklarını kesin karar bağlar (un  coğrafi durcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, dörtte biri de nitelikli kanunda belirtilen görevliler arasından Cumhurbaşkanı tarafından seçilir. Danıştayda boşalan üye sayısı dördü bulunca, dördüncü üyeliğin boşaldığı tarihten itibaren en geç üç gün içinde durum Danıştay Başkanlığınca Başbakanlığa ve Adalet Bakanlığına duyurulur.

Danıştay Başkanı, Başsavcısı, başkanvekilleri ve daire başkanları kendi üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca üye tam sayısının salt çoğunluğu ile seçilirler.

2. Danıştay’ın Oluşumu

a)      Daireler: Danıştay’da, onikisi dava ve biri de idari olmak üzere toplam onüç daire vardır. Her daire bir başkan ve en az dört üyeden kuruludur. Görüşme sayısı beştir. Kararlar çoğunlukla verilir. Dairelerde yeteri kadar tetkik hakimi de bulunur.

b)      Dava Daireleri Kurulları

–          İdari Dava Daireleri Kurulu : Başlıca iki temel görevi vardır.a) İdare mahkemelerince verilen direnme(ısrar) kararlarını incelemek ve b) idari dava dairelerinden ilk derece mahkemesi olarak verilen kararları temziyen inceleyip karar vermek (Danıştay K. , m.38). Keza Danıştay idari dava dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak aldığı yürütmeyi durdurma kararlarına karşı yapılan itirazları kesin olarak karara bağlamak  görev ve yetkisi de İdari Dava Daireleri Kuruluna aittir (İYUK, m.27/6).

–          Vergi Dava Daireleri Kurulu : İki temel görevi vardır ; aa) Vergi mahkemelerince verilen direnme(ısrar) kararlarını incelemek ve b) vergi dava dairelerinden ilk derece mahkemesi olarak verilen kararları temziyen inceleyip karar vermek (Danıştay K., m.38). Keza Danıştay vergi dava dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak aldığı yürütmeyi durdurma kararlarına karşı yapılan itirazları kesin olarak karara bağlamak  görev ve yetkisi de İdari Dava Daireleri Kuruluna aittir (İYUK, m.27/6).

c)      İçtihatları Birleştirme Kurulu, Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri ve dava daireleri başkanları ile üyelerinden oluşur.

d)      Danıştay Genel Kurulu, Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyeler ile Genel Sekreterden oluşur.

e)      Başkanlık Kurulu, Danıştay Başkanının başkanlığında Başsavcı, başkanvekilleri ve daire başkanlarından oluşur.

3. Danıştay’ın Görevleri

(Kanun: Danıştay,

a)      İdare Mahkemeleri ile vergi mahkemelerinden verilen kararlar ve ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülen davalarla ilgili kararlara karşı temyiz istemlerini inceler ve karara bağlar.

b)      Bu Kanunda yazılı idari davaları ilk ve son derece mahkemesi olarak karara bağlar.

c)      Başbakanlık veya Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarı ve teklifleri hakkında görüşünü bildirir.

d)   Tüzük tasarılarını inceler; kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında düşüncesini bildirir.

e)    Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık tarafından gönderilen işler hakkında görüşünü bildirir.

f)        Bu Kanunla ve diğer kanunlarla verilen görevleri yapar.)

İlk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görülecek davalar:

1. Danıştay ilk derece mahkemesi olarak:

a) Bakanlar Kurulu kararlarına,

b) (Değişik : 2/6/2004 – 5183/4 md.)Başbakanlık, bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının müsteşarlarıyla ilgili müşterek kararnamelere,

c) Bakanlıkların düzenleyici işlemleri ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere,

d) Danıştay İdari Dairesince veya İdari İşler Kurulunca verilen kararlar üzerine uygulanan eylem ve işlemlere,

e) Birden çok idare veya vergi mahkemesinin yetki alanına giren işlere,

f) Danıştay Yüksek Disiplin Kurulu kararları ile bu Kurulun görev alanı ile ilgili Danıştay Başkanlığı işlemlerine,

Karşı açılacak iptal ve tam yargı davaları ile tahkim yolu öngörülmeyen kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan idari davaları karara bağlar.

2. Danıştay, belediyeler ile il özel idarelerinin seçimle gelen organlarının organlık sıfatlarını kaybetmeleri hakkındaki istemleri inceler ve karara bağlar.

Temyiz yoluyla Danıştay’da görülecek davalar:

İdare mahkemeleri ile vergi mahkemelerince verilen nihai kararlar ve ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülen davalarla ilgili nihai kararlar Danıştayda temyiz yoluyla incelenir ve karara bağlanır.

İdari Dava Daireleri  Kurulu;

a) İdare mahkemelerinden verilen ısrar kararlarını,

b) İdari dava dairelerinden ilk derece mahkemesi olarak verilen kararları, temyizen inceler.

Vergi Dava Daireleri  Kurulu;

a) Vergi mahkemelerinden verilen ısrar kararlarını,

b) Vergi dava dairelerinden ilk derece mahkemesi olarak verilen kararları, temyizen inceler.

ASKERİ İDARİ YARGI ÖRGÜTÜ: ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ

Askeri idari yargı tek derecelidir. Yani, bu yargı kolunda ilk veya yüksek derece mahkemesi olarak tek mahkeme yer alır; o da Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM)dir. AYİM, 1971 yılında, 1961 Anayasasının 140’ıncı maddesinin değiştirilmesiyle kurulmuştur.

Askeri Yüksek İdari Mahkemesi, Askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesidir. Üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından seçilir.

II.      İDARİ YARGININ GÖREV ALANI ve UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ

A.      İdari Yargının Görev Alanı

Görev, mahkemenin dava konusu bakımından yetkili olması demektir. Diğer bir ifadeyle görev, davanın hangi mahkemede çözümleneceği sorununu ifade etmektedir.

Genel Kural: (“Görev Esası İzler”) İdari yargı ile adli yargı arasında görev paylaşımı, “görev esası izler” prensibine göre yapılır. Bu şu anlama gelir: Bir uyuşmazlık idare hukuku kuralları uygulanarak çözümleniyorsa, o uyuşmazlık, idari yargının; buna karşılık, özel hukuk kurallarına göre çözümleniyorsa adli yargının görev alanına girer.

İdarenin kamu gücü ayrıcalık ve yükümlülüklerine dayanmadan yürüttüğü faaliyetler özel hukuka tabidir ve bunlardan kaynaklanan uyuşmazlık adli yargıda görülür.

İdari eylem, işlem ve sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar, idari yargının görev alanına girmektedir. İdari uyuşmazlıklar, idari yargının görev alanına girer.

İstisnalar:

1-      Nüfus sicillerine ilişkin davalar

2-      Tapu siciline ilişkin davalar

3-      3402 sayılı Kadastro Kanununun uygulanmasından doğan davalar

4-      6831 sayılı Orman Kanununun uygulanmasından kaynaklanan davalar

5-      İcra ve İflas Kanununun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar

6-      Kamulaştırma işlemine karşı açılan iptal davası hariç 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun uygulanmasından doğan davalar

7-      3194 sayılı İmar Kanununda öngörülmüş para cezalarında kaynaklanan davalar

8-      Belediye cezalarından doğan davalar

9-      İş Kanununun Uygulanmasından Doğan davalar

10-  Mahkeme kararlarını otuz gün içinde kasten yerine getirmeyen kamu görevlilerine karşı açılan tazminat davaları

11-  2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamındaki zararlardan doğan davalar (İdarenin araçlarının karıştığı trafik kazalarından kaynaklananzararların tazmini istemiyle açılacak davalar). Ancak, idarenin aracında bulunan kamu görevlilerinin uğradığı zararlardan dolayı idareye açacakları tazminat davaları idari yargıda görülür. Trafik kazası yol kusurundan veya işaretleme eksikliğinden kaynaklanmış ise, idareye karşı açılacak dava idare mahkemelerinin görevine girer.  Nihayet, trafik polislerinin kestiği trafik para cezalarından doğan uyuşmazlıklar da idari yargıda görülür.

Fiili Yoldan Kaynaklanan Davalar Adli Yargının Görev alanına Girer – Fiili yol, idarenin ağır ve apaçık bir şekilde hukuka aykırı olan bir eylemi ile bir temel hak ve hürriyete veya mülkiyet hakkına yaptığı müdahaledir.

İdarenin Özel Hukuk Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıklar Adli Yargının görev Alanına Girer – Kira sözleşmeleri, abonman sözleşmeleri (doğal gaz, su, elektrik), satım sözleşmeleri, bayilik sözleşmeleri, kamu ihale sözleşmeleri, öğrencilerle yapılan burs ve kredi sözleşmeleri ve keza öğrencilerin veya kamu görevlilerinin yaptığı hizmet taahhütleri, nihayet hizmet akitleri birer özel hukuk sözleşmesi olarak kabul edilmektedir.

KİT’lerin Özel Hukuka Tabi Faaliyetlerinden Doğan Uyuşmazlıklar Adli Yargıda Karara Bağlanır.

Tahkim yolu öngörülmüş imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar idari yargının da adli yargının da görev alanına girmez.

B.     Görev Uyuşmazlıklarının Çözümü: Uyuşmazlık Mahkemesi

Uyuşmazlık mahkemesi, bir başkan ve oniki asıl ve oniki yedek üyeden kurulur. Başkan, Anayasa Mahkemesi tarafından kendi üyeleri arasından seçilir. Üyelerin bir kısmı Yargıtay ve Danıştay’ın gösterdiği adaylar arasından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından seçilir. Üyelerin diğer kısmı ise, Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesince gösterilen adaylar tarafından Cumhurbaşkanınca seçilir.

Uyuşmazlık mahkemesi adli, idari ve askeri yargı mercilerin arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkilidir. Anayasa Mahkemesiyle diğer mahkemeler arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır. Uyuşmazlık mahkemesinin verdiği kararlar kesindir. Uyuşmazlık Mahkemesinin görevli saydığı mahkeme davaya bakmak zorundadır.

Uyuşmazlık Türleri:

1. Görev Uyuşmazlığı

a)      Olumlu Görev Uyuşmazlığı: Bir uyuşmazlığın başka bir yargı düzeninin görevi içine girdiği gerekçesi ile yapılan görevsizlik itirazının mahkemece reddi üzerine, görev alanı korunmak istenen yargı düzeni içinde yer alan başsavcının görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinden istemesidir.

b)      Olumsuz Görev Uyuşmazlığı: Adli, idari veya askeri yargıya mensup iki ayrı mahkemenin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada karşılıklı birbirlerini görevli saymaları gerekçesiyle, görevsizlik kararı vermeleri ve bu kararların kesinleşmesi üzerine ortaya çıkan görev uyuşmazlığı halidir.

2. Hüküm Uyuşmazlığı

Hüküm uyuşmazlığı, adli, askeri ve idari yargı yerlerinden en az ikisi tarafından görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş aynı konuya ve aynı sebebe ilişkin taraflardan en az biri aynı olan ve kararlar arasında çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız olan durumlarda hüküm uyuşmazlığı yoluna gidilir.

III.    DAVA TÜRLERİ

A.      İptal Davası

İptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile, hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için… menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalardır.

1. İptal Davasının Özellikleri:

–          İptal davasının konusu, idari işlemlerdir. İdari sözleşmelere karşı, idarenin eylemlerine karşı iptal davası açılamaz.

–          İptal davasının amacı, idari işlemin hukuka uygunluğu karinesini çürütmektir.

–          İptal, idari işlemin alınmasından itibaren, bütün hüküm ve sonuçlarıyla birlikte hukuk aleminden silinmesi anlamına gelir.

–          İptal davası, objektif nitelikte bir davadır. İptal davası sonucunda verilen karar sadece taraflar arasında değil, herkes için hüküm ve sonuç doğurur.

–          İptal davası açmak için, hak ihlali şart değildir; menfaat ihlali yeterlidir.

2. İptal Davasının Ön Koşulları

a)      Göreve İlişkin Ön Koşullar

Usul hukukunda “görev”, mahkemenin dava konusu itibarıyla yetkili olup olmadığını ifade eder. O nedenle göreve “konu itibarıyla yetki” de denebilir. Görev, kamu düzenine ilişkindir. Dolayısıyla görevsizlik itirazı yapılsın veya yapılmasın, mahkeme davanın her aşamasında re’sen görevli olup olmadığını araştırıp görevsizlik kararı verebilir.

Bir idari dava, vergi mahkemelerinin ve ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’ın görevine girmiyorsa, o dava, idare mahkemesinin görevine girer; dolayısıyla idare mahkemesinde açılabilir.

b)      Yetkiye İlişkin Ön Koşullar

Yetki, bir davanın hangi yerdeki mahkemede bakılacağını ifade eder. Yetki, kamu düzenindendir.

İdari Yargılama Usul Kanununun 32’nci maddesine göre kanunlarla ayrıca yetkili mahkeme gösterilmemişse (gösterilmişse buna özel yetki denir ve o mahkemenin yetkili olduğu kabul edilir), genel yetkili idare mahkemesi, dava konusu idari işlemi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir.

Özel Yetki Kuralları

Kamu görevlilerine ilişkin özel yetki kuralları

–          Kamu görevlilerinin atanması ve nakilleri ile ilgili davalarda yetkili mahkeme, kamu görevlilerinin yeni veya eski görev yeri idare mahkemesidir.

–          Kamu görevlilerinin görevlerine son verilmesi, emekli edilmeleri veya görevden uzaklaştırılmaları ile ilgili davalarda yetkili mahkeme, kamu görevlisinin son görev yaptığı yer idare mahkemesidir.

–          Kamu görevlilerinin görevle ilişkisinin kesilmesi sonucunu doğurmayan disiplin cezaları ile ilerleme, yükselme, sicil, intibak ve diğer özlük ve parasal hakları ve mahalli idarelerin organları ile bu organların üyelerinin geçici bir tedbir olarak görevden uzaklaştırılmalarıyla ilgili davalarda yetkili mahkeme ilgilinin görevli bulunduğu yer idare mahkemesidir.

Taşınmaz mallara ilişkin özel yetki kuralları

–          İmar, kamulaştırma, yıkım, işgal, tahsis, ruhsat ve iskan gibi taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasında veya bunlara bağlı her türlü haklara veya kamu mallarına ilişkin idari davalarda yetkili mahkeme taşınmaz malların bulunduğu yer idare mahkemesidir.

–          Köy, belediye ve özel idareleri ilgilendiren mevzuatın uygulanmasına ilişkin davalarla sınır uyuşmazlıklarında yetkili mahkeme, mülki idari birimin, köy, belediye veya mahallenin bulunduğu yahut yeni bağlandığı yer idare mahkemesidir.

Taşınır mallara ilişkin özel yetki kuralı

Taşınır mallara ilişkin davalarda yetkili mahkeme, taşınır malın bulunduğu yer idare mahkemesidir.

c)      İptal Davasının Konusuna İlişkin Ön Koşullar: Kesin ve Yürütülmesi Gereken İdari İşlem

d)      Davacıya İlişkin Ön Koşullar

Davacı, kendisi tarafından veya vekili tarafından adına dava açılan kişidir. Davada taraf olma ehliyeti, dava açabilme ehliyeti. Dava açma ehliyetine sahip olan herkes, durup dururken iptal davası açamaz. Bunun için bir menfaatinin ihlal edilmiş olması gerekir. Söz konusu menfaatin meşru, kişisel ve güncel bir menfaat olması gerekir.

e)      Davalıya İlişkin Ön Koşullar

İptal davasında davalı, kendisine karşı açılan kamu tüzel kişisidir.

Gösterilmemesi veya yanlış gösterilmesi o kadar önemli değildir. Yanlış gösterilmişse idare mahkemesi, dilekçeyi doğru davalıya tebliğ eder.

İptal davasında davalı, kural olarak, dava konusu işlemi tesis eden idari makamdır. Söz konusu idari makam hangi kamu tüzel kişiliği içinde yer alıyorsa davalı o kamu tüzel kişisidir; yani husumet o kamu tüzel kişiliğine yöneltilir

f)        Süreye İlişkin Ön Koşullar

Genel dava açma süresi, özel kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay ve idare mahkemelerinde altmış gün ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. Dava açma süresi hak düşürücü niteliktedir. Sürenin başlangıcı yazılı bildirim tarihidir. Dava açma süresi idari işlemin yazılı bildirimin (tebliğ) yapıldığı günü izleyen günden itibaren başlar.

Süreyi durduran hal: Üst makamlara başvurma. Üst makam, başvuruyu 60 gün içinde cevaplamazsa veya reddederse, dava açma süresi (kaldığı yerden) işlemeye başlar.

Süre, ara vermeye (yani adli tatile) rastlamış ise, süre ara vermenin son gününden itibaren yedi gün uzar.

Son gün, resmi tatil gününe rastlarsa, süre tatil gününü izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzar.

Düzenleyici işlemlere (tüzük, yönetmelik) karşı da dava açma süresi altmış gündür.

Zımni ret kararında da dava süresi 60 gündür.

g)      Biçime İlişkin Ön Koşullar

İdari davalar, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılır. Dilekçelerde tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları veya unvanları ve adresleri, davanın konusu ve sebepleri ile dayandığı deliller, davaya konu olan idari işlemin yazılı bildirim tarihi, tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktar gösterilmelidir.

Dilekçe verilirken mahkemenin yazı işlerinde harç ve posta ücreti hesaplanır (İYUK, m.6). Harç ve posta ücreti yatırıldıktan sonra, mahkeme başkanı tarafından dilekçenin arkasına tarih ve paraf atılarak yazı işlerine havale edilir. Bundan sonra dilekçe deftere kaydedilir. Dava deftere kayıt tarihinde açılmış sayılır.

Dilekçede biçim noksanlıkları varsa, mahkemede dilekçenin düzeltilmesi için 30 günlük ek süre verilir. Bu süre içinde davacı eksiklikleri giderirse, dava incelenir. Eksiklikler süresi içinde tamamlanmazsa, mahkeme davanın açılmamış sayılmasına karar verir.

Herhangi bir sebeple harcı veya posta ücreti verilmeden veya eksik harç veya posta ücreti ile dava açılmış olması halinde, otuz gün içinde harcın ve posta ücretinin verilmesi ve tamamlanması hususu daire başkanı veya görevlendireceği tetkik hakimi, mahkeme başkanı veya hakim tarafından ilgiliye tebliğ olunur. Tebligata rağmen gereği yerine getirilmediği takdirde bildirim aynı şekilde bir daha tekrarlanır. Harç veya posta ücreti süresi içinde verilmez veya tamamlanmazsa davanın açılmamış sayılmasına karar verilir ve davacıya tebliğ olunur.

h)      Esasa İlişkin Koşullar

Bir idari işlemin iptaline yol açan sebep, o işlemin hukuka aykırılığıdır. Bir idari işlemin hukuka aykırılığı ise, yetki, şekil, usul, sebep, konu ve maksat unsurlarında olmaktadır.

3. İptal Davasının Sonuçları

İdare mahkemesi iptal davası sonucunda başvuruyu reddeder, ya da dava konusu işlemi iptal eder.

İptal Kararının Sonuçları

İptal kararı dava konusu işlemi yapıldığı andan itibaren ortadan kaldırır. Yani iptal kararları geçmişe etkilidir. İptal kararıyla birlikte işlem yapılmamış gibi, eski durum geriye gelir.

Düzenleyici işlemler (tüzük, yönetmelik) iptal edilmişse bundan üçüncü kişiler de yararlanır. Zira iptalden sonra bu işlemler yürürlükten kalkarlar. Ancak, bir bireysel idari işlem iptal edilmişse, bundan kural olarak sadece davacı yararlanır; iptal kararı aynı veya benzer durumda olan dava açmamış üçüncü kişileri kural olarak etkilemez.

İptal Kararının Yerine Getirilmesi

Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. Ancak, haciz veya ihtiyatı haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar hakkında bu kararların kesinleşmesinden sonra idarece işlem tesis edilir.

B.     Tam Yargı Davası

Tam yargı davası, idari ve eylem ve işlemler neticesinde kişisel hakları doğrudan doğruya ihlal edilmiş olan kişilerin uğradıkları zararın giderilmesine istemiyle idari yargıda açtıkları davalardır.

1. Tam yargı davası-İptal davası karşılaştırması

Tam yargı davası ile iptal davası arasında bazı benzerlikler ve farklılıklar vardır:

–          Her iki dava türüne de aynı yargılama yöntemi uygulanır.

–          İptal davasına yalnız tek yanlı idari işlemler konu olabilir. Tam yargı davalarına ise tek yanlı idari işlemler, idari eylemler ve hatta idari sözleşmeler konu olabilir.

–          İptal davası objektif niteliktedir. Tam yargı davası ise sübjektif niteliktedir. Bu tür davalarda, davacı kendisinin bir sübjektif hakkının ihlal edildiğini iddia eder ve idareye bir borç yükletilmesini talep eder.

–          İptal davası açabilmek için bir menfaatin ihlal edilmiş olması yeterlidir. Tam yargı davası açabilmek için ise, davacının kişisel haklarının doğrudan muhtel olması, yani ihlal edilmiş olması gerekir.

–          İptal davasının sonuçlarından yerine göre üçüncü kişilerde yararlanabilir. Oysa tam yargı davalarının sonuçlarından sadece ve sadece davanın tarafları yararlanır.

2. Tam Yargı Davasının Ön Koşulları

a)    Göreve ilişkin ön koşullar (İptal davası ile aynı)

b)      Yetkiye ilişkin ön koşullar

İdari Yargılama Usulü Kanununun 36’ıncı maddesine göre, idari sözleşmelerden doğanlar dışında kalan tam yargı davalarında yetkili mahkeme, sırasıyla,

–          Zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili,

–          Zarar, bayındırlık ve ulaştırma gibi bir hizmetten veya idarenin herhangi bir eyleminden doğmuş ise, hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer,

–          Diğer hallerde davacının ikametgahının bulunduğu yer idare mahkemesidir.

İdari sözleşmelerde yetkili mahkeme idari sözleşmeyi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir.

Vergi Davalarında Yetkili Mahkeme: Dava konusu işlemi yapan, dairenin bulunduğu yerdeki vergi mahkemesidir.

c)      Davacıya ilişkin ön koşullar

Tam yargı davası açabilmek için ‘‘menfaat ihlali’’ şartı yetmemekte, ‘‘hak ihlali’’ şartı da aranmaktadır. Kişisel bir hakkı, yani ‘‘para ile ölçülebilir bir menfaati’’ ihlal edilenler ancak tam yargı davası açabilirler.

d)      Davalıya ilişkin ön koşullar

Zarar bir idari işlemden meydana gelmişse, davalı dava konusu işlemi tesis eden idari makamdır; zarar bir idari hizmetin yürütülmesine ilişkin bir idari eylemden kaynaklanmışsa, davalı, hizmeti nihai olarak düzenleyen en yüksek makamdır.

Biçime ilişkin ön koşullar

İptal davası ile aynıdır. Ayrıca uyuşmazlık konusu olan parasal miktar da belirtilir.

e)      Konuya ilişkin ön koşullar

–          İdari işlemlerden doğan zararlara karşı tam yargı davası açılması

–          İdari eylemlerden kaynaklanan zararlara karşı tam yargı davası açılması: Ön karar şartı

–          İdari sözleşmelerden dolayı tam yargı davası açılması

f)        Süreye ilişkin ön koşullar

g)      Tam Yargı Davasının Esastan Kabul Şartları

İdarenin sorumluluğunun koşullarıdır.

2. Tam Yargı Davalarının Sonuçları

Tam yargı davalarında mahkeme, ya davanın reddine, ya da kabulüne karar verir. Tazminata mahkumiyet halinde, ‘‘tam yargı davaları hakkındaki kararlardan belli bir miktarı içerenler genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur.’’ Dolayısıyla idare mahkemesinden idareyi tazminat ödemeye mahkum eden bir karar alan bir davacı, lehine hükmedilen tazminatı idareden alamazsa, yapması gereken şey, icra dairesine gidip idare aleyhine icra takibinde bulunmaktır.

YÜRÜTMENİN DURDURULMASI

İdari işleme karşı idare mahkemelerinde iptal davası açılması, idari işlemin yürütülmesini durdurmaz. Yürütmenin durdurulması, davacı tarafından ayrıca talep edilmelidir.

Yürütmeyi Durdurma Koşulları: Mahkemenin yürütmenin durdurulmasına karar verebilmesi için şu koşulların gerçekleşmiş olması gerekir (Anayasa,m.125/2,İYUK, m.27/2.5):

–          İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararlar doğmalıdır.

–          İdari işlemin açıkça hukuka aykırı olması gerekir.

–          Yürütmeyi durdurma kararı verilmesinin davacı tarafından istenmesi gerekir.

–          Yürütmeyi durdurma kararı teminat karşılığında verilir.

Yukarıdaki koşulların birlikte gerçekleşmesi durumunda yürütmeyi durdurma kararı verip vermemek mahkemenin takdirindedir.

Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurur.

Yürütmenin durdurulması kararları teminat karşılığında verilir; ancak, durumun gereklerine göre teminat aranmayabilir. İdareden ve adli yardımdan faydalanan kimselerden teminat alınmaz.

Yürütmenin  Durdurulması İstemleri Hakkında Verilen Kararlara Karşı İtiraz: İdare mahkemesince verilen yürütmeyi durdurma kararlarına karşı Bölge İdare Mahkemesinde itiraz edilebilir. Danıştay dava dairesince verilen karara karşı Danıştay Dava Daireleri Genel Kurulunda itiraz edilebilir. Bölge İdare Mahkemesi tarafından verilen karara karşı en yakın Bölge İdare Mahkemesinde itiraz edilebilir. İtiraz süresi yedi gündür. İtiraz mercii yedi gün içinde karara bağlar. İtiraz merciin aldığı karar kesindir(İYUK, m.27/6).

IV.    YARGILAMA USULÜ

A.      İdari Yargılama Usulünün Özellikleri

1.    Yazılılık ve Evrak Üzerinden İnceleme

2.      Re’sen İnceleme İlkesi

B.     Davaların İncelenmesi ve Karara Bağlanması Usulü

(Dilekçeyle ve harç/posta ücretiyle ilgili açıklamalar yukarıda yapıldı.)

1. İlk İnceleme: Dilekçeler, Danıştayda daire başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye tarafından:

a) Görev ve yetki,

b) İdari merci tecavüzü,

c) Ehliyet,

d) İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı,

e) Süre aşımı,

f) Husumet,

g) 3 ve 5 inci maddelere uygun olup olmadıkları, yönlerinden sırasıyla incelenir.

İlk incelemede, bu noktalardan kanuna aykırılık görülmez veya daire veya mahkeme tarafından ilk inceleme raporu yerinde görülmezse, tebligat işlemi yapılır.

İlk incelemede bu noktalardan kanuna aykırılık görülmesi şu sonuçları doğurur:

a) Görev ve yetki konusunda aykırılık halinde, adli ve askeri yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine; idari yargının görevli olduğu konularda ise görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine,

b) İdari merci tecavüzü halinde, dilekçelerin görevli idare merciine tevdiine, (ilekçelerin görevli mercie tevdii halinde, Danıştaya veya ilgili mahkemeye başvurma tarihi, merciine başvurma tarihi olarak kabul edilir.)

c)      Ehliyet, icari karar şartı ve süre konularında aykırılık halinde davanın reddine,

d)      Davanın hasım gösterilmeden veya yanlış hasım gösterilerek açılması halinde, dava dilekçesinin tespit edilecek gerçek hasma tebliğine,

e)      Dilekçe ile ilgili şartlara aykırılık halinde, otuzgün içinde 3 ve 5 inci maddelere uygun şekilde yeniden düzenlenmek veya noksanları tamamlanmak yahut ehliyetli olan şahsın avukat olmayan vekili tarafından dava açılmış ise otuzgün içinde bizzat veya bir avukat vasıtasıyla dava açılmak üzere dilekçelerin reddine,

2.      Davalı İdarenin Cevabı (Savunma) -30 gün içinde-

3.      Cevaba Cevap

4.      Davacının İkinci Cevabı (Savunması) -30 gün içinde- İkinci savunma da davacıya tebliğ edilir, ama artık davacı ikinci savunmaya cevap veremez.

Mahkeme kendisi de re’sen incelemelerde bulunabilir. Gerekli gördüğü bilgi ve beldeleri idareden isteyebilir.

Duruşma: Danıştay ile idare ve vergi mahkemelerinde açılan iptal ve birmilyar lirayı aşan tam yargı davaları ile tarh edilen vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları toplamı birmilyar lirayı aşan vergi davalarında, taraflardan birinin isteği üzerine duruşma yapılır.

Temyiz ve itirazlarda duruşma yapılması tarafların istemine ve Danıştay veya ilgili bölge idare mahkemesi kararına bağlıdır.

Ayrıca, Danıştay, mahkeme ve hakim kendiliğinden duruşma yapılmasına karar verebilir.

Karar: Her üye oy kullanır. Karar oybirliğiyle veya oy çokluğuyla alınır.

V.      KANUN YOLLARI

Kanun yolları, veya İdari Yargılama Usulü Kanununun da kullanılan deyimlerle kararlara karşı başvuru yolları, yanlış olduğu iddia edilen mahkeme kararının yeniden incelenmesi ve değiştirilmesi amacıyla davanın taraflarına tanınan başvuru yollarıdır.

Olağan kanun yolları, henüz kesinleşmiş hükümlere karşı; olağanüstü kanun yolları ise kesinleşmiş hükümlere karşı gidilen bir yoldur. İdari yargıda olağan kanun yoları itiraz, temyiz ve karar düzeltme olmak üzere üç tanedir. Olağan üstü kanun yolu ise yargılamanın yenilenmesidir.

A.      Olağan Kanun Yolları

Olağan kanun yolu mahkemelerce verilen “nihai” kararların kesinleşmesine engel olan kanun yollarıdır.

1. İtiraz

İtiraz mercii, itiraza konu olan kararı veren mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesidir.

a)      İtiraz edilebilecek Kararlar

Birinci Grup Kararlar: Tek Hakimle Verilen Kararlar

İkinci grup Kararlar:

–          İlk ve orta öğretim öğrencilerinin sınıf geçmelerine ve notlarının tespitine ilişkin işlemlerden doğan davalarda verilen kararlar,

–          Valilik, kaymakamlık ve yerel yönetimler ile bakanlıkların ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının taşra teşkilatındaki yetkili organları tarafından kamu görevlileri hakkında tesisi edilen geçici görevlendirme, görevden uzaklaştırma, yolluk, lojman ve izinlerine ilişkin revden uzaklaştırma, ylluk, lojman ve ix gçiciğer kamu kurum ve kuruluşlarının taşra teşkilatındaki yetkili oridari işlemlerden doğan davalarda verilen kararlar,

–          3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan davalarda verilen kararlar,

–          2022 sayılı 65 yaşını doldurmuş Muhtaç Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ile 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu gereğince kamu ve kuruluşları tarafından sosyal yardım amacıyla bağlanan aylık ve yapılan sosyal yardımlarla ilgili uygulamalardan doğan davalarda verilen kararlar,

–          213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca verilen işyeri kapatma cezalarından doğan davalarda verilen kararlar.

İtiraza, ancak taraflar başvurabilir. İtiraz süresi, otuz gündür.

b)      İtiraz İncelemesi

Bölge idare mahkemesi evrak üzerinde yaptığı inceleme sonunda, (a) maddi vakıalar hakkında edinilen bilgiyi yeterli görürse veya itiraz sadece hukuki noktalara ilişkin ise veya itiraz olunan karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise işin esası hakkında karar verir. (b) Aksi halde, yani dosyadan maddi vakıalar hakkında yeterli bilgi edinilemiyorsa, bölge idare mahkemesi gerekli inceleme ve tahkikatı kendisi yaparak esas hakkında yeniden karar verir (İYUK, m.45/4).

Bölge idare mahkemesinin itiraz incelemesi sonucunda verdiği kararları kesindir; bu kararlar aleyhine temyiz yoluna başvurulamaz. Dolayısıyla idare mahkemesi de bu kararlara karşı direnemez.

2. Temyiz

Temyiz, idare ve vergi mahkemelerinin ve ilk derece mahkemesi olarak Danıştay dava dairelerinin verdiği nihai kararların hukuka uygunluğunun denetlendiği bir kanun yoludur.

İdari yargıda temyiz mercii Danıştay’dır.

İlk derece mahkemelerinin verdikleri nihai kararları temyiz edilebilir. Nihai karar, davayı sona erdiren kararlardır. Yargılama sırasında verilen “ara kararları”, nihai karar değildir; bunlar tek başlarına değil; ancak nihai kararla birlikte temyiz edilebilir.

Temyiz süresi otuz gündür. Temyiz dilekçesi, Danıştay değil kararı temyiz edilen mahkemeye verilir.

a)      Onama Kararı: Danıştay dairesi, onama kararı vermiş ise, idare mahkemesinin kararı kesimleşmiş olur. Hukuki uyuşmazlık artık sona ermiştir.

b)      Bozma Kararı: Danıştay dairesi, bozma kararı vermişse, dosyayı, kararını veren mahkemeye gönderir. (İYUK, m.49/3) Bozma kararı kendisine gelen idare mahkemesi, bu bozma kararına uyabilir veya bu karar karşı direnebilir.

–          Uyma Kararı: İdare mahkemesi Danıştay dairesinin bozma kararına uyarsa, dosyayı diğer öncelikli işlere nazaran daha öncelikle inceler ve varsa gerekli tahkik işlemlerini tamamlayarak yeniden karar verir (İYUK, m.48/3).

–          Direnme (Israr) Kararı: İdare mahkemesi, kendi kararının doğru, Danıştay dairesinin kararının yanlış olduğunu düşünüyorsa, Danıştay dairesinin bozma kararına uymayarak kendi eski kararında ısrar edebilir. İdare mahkemesinin bu ısrar kararı ilgili tarafça temyiz edilmezse, idare mahkemesinin ilk kararı kesinleşmiş olur. Bu ısrar kararı temyiz edilirse, dosya tekrar Danıştaya gönderilir. Ama bu sefer, Danıştay dairesi tarafından değil, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu tarafından incelenir (Vergi mahkemesinin kararı söz konusuysa Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu tarafından incelenir). İdari dava daireleri genel kurulu dosyayı inceler. Ya idare mahkemesini haklı bulur, bu takdirde idare mahkemesinin kararını onar ve böylece idare mahkemesinin kararı kesinleşmiş olur. Eğer İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, idare mahkemesinin kararını haksız, Danıştay dairesinin bozma kararını doğru bulursa, idare mahkemesinin kararını bozar. İdari Dava Daireleri Genel Kurulu kararları uyulması zorunlu kararlardır. Artık bu karara karşı idare mahkemesi direnemez.. şı idare mahkemesi direnemez. ları uyulması zorunlu kararlardır. Artık bu karara karşı idare mahkemesi direnemez. zar. İdari D Danıştay dairesi ve idare mahkemesi bu karara uymak zorundadırlar (İYUK, m.49/4). Uyuşmazlık bu şekilde kesin olarak çözümlenmiş olur.

Danıştay’ın İlk Derece Mahkemesi Olarak Baktığı Davalarda Temyiz İncelenmesi: Danıştay idari dava dairelerinden birinin ilk derece mahkemesi olarak verdiği kararın temyiz incelenmesi, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu tarafından yapılır. İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, daire kararını onar veya bozar. Kararı onarsa, dava dairesinin kararı kesinleşmiş olur. Bozarsa, dosya daireye geri gelir. Daire bozma kararına uymak zorundadır; Bu karara karşı kendi kararında ısrar edemez.

3. Karar Düzeltme

Karar düzeltme, temyiz veya itiraz mercii tarafından verilen nihai kararın henüz kesinleşmeden aynı mahkeme tarafından tekrar gözden geçirilmesini sağlayan bir yoldur. Bu usulde, önceden verilmiş bir mahkeme kararı, bu kararı vermiş olan mahkeme tarafından belli nedenlerle gözden geçirilmektedir.

Karar düzeltme isteminde sadece davanın tarafları bulunabilir. Karar düzeltme süresi, kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren on beş gündür.

Karar Düzeltme Nedenleri: Karar düzeltme nedenleri İdari Yargılama Usulü Kanununun 54’üncü maddesinde şu şekilde sayılmıştır:

a)      Kararın esasına etkisi olan iddia ve itirazların, kararda karşılanmamış olması,

b)      Bir kararda birbirine aykırı hükümler bulunması,

c)      Kararın usul ve kanuna aykırı bulunması,

d)      Hükmün esasını etkileyen belgelerde hile ve sahtekarlığın ortaya çıkmış olması.

B.     Olağanüstü Kanun Yolu: Yargılamanın Yenilenmesi

Yargılanmanın Yenilenmesi Nedenleri: Danıştay ile bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinden verilen kararlar hakkında, aşağıdaki sebepler dolayısıyla yargılamanın yenilenmesi istenebilir.

a)      Zorlayıcı sebepler dolayısıyla veya lehine karar verilen tarafın eyleminden doğan bir sebeple elde edilemeyen bir belgenin kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması,

b)      Karara esas olarak alınan belgenin, sahteliğine hükmedilmiş veya sahte olduğu mahkeme veya resmi bir makam huzurunda ikrar olunmuş veya sahtelik hakkındaki hüküm karardan evvel verilmiş olup da, yargılamanın yenilenmesini isteyen kimsenin karar zamanında bundan haberi bulunmamış olması,

c)      Karara esas olarak alınan bir ilam hükmünün, kesinleşen bir mahkeme kararıyla bozularak ortadan kalkması,

d)      Bilirkişinin kasıtla gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun mahkeme kararıyla belirlenmesi,

e)      Lehine karar verilen tarafın, karara etkisi olan bir hile kullanmış olması,

f)        Vekil veya kanuni temsilci olmayan kimseler ile davanın görülüp karara bağlanmış bulunması,

g)      Çekinmeye mecbur olan başkan, üye veya hakimin katılmasıyla karar verilmiş olması,

h)      Tarafları,konusu ve sebebi aynı olan bir dava hakkında verilen karara aykırı yeni bir kararın verilmesine neden olabilecek kanuni bir dayanak yokken, aynı mahkeme yahut başka bir mahkeme tarafından önceki ilamın hükmüne aykırı bir karar verilmiş bulunması.

i)        (Ek: 15/7/2003-4928/6 md.) Hükmün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması.

Yargılamanın yenilenmesi istekleri esas kararı vermiş olan mahkemece karara bağlanır.

Yargılamanın yenilenmesi süresi, (h) bendinde yazılı sebep için on yıl, (ı) bendinde yazılı sebep için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl ve diğer sebepler için altmış gündür. Bu süreler,dayanılan sebebin istemde bulunan yönünden gerçekleştiği tarihi izleyen günden başlatılarak hesaplanır.

Başvuru yetkisi asıl davanın taraflarına aittir. İlgili taraf sebebin gerçekleştiği tarihi izleyen günden başlatılarak 60 gün içinde kararı veren asıl mahkemeye bir dilekçeyle başvurarak yargılanmanın yenilenmesini istemelidir.

Bu istek,  esas kararı vermiş olan mahkemece karara bağlanır (İYUK, m.53/2). Mahkeme yukarıda sayılan yenilenme sebeplerinden birisi varsa, yargılanmanın yenilenmesine karar verir ve tekrar yargılama yapar.

1974 KIBRIS ÇIKARTMASI VE HABER ANALİZİ

Kıbrıs’ta 308 yıllık Türk döneminde farklı toplumlara ait insanlar arasında ırk,dil ve din ayrımı nedeniyle kavga ve çatışma çıktığı görülmüş ve duyulmuş bir olay değildir.İngilizler ada yönetimini devraldıkları tarihten kısa bir süre sonra olaylar çıkmaya başlamıştır.

Yunanlıların en büyük hayali Enosis’ti.Yani Kıbrıs’ın Yunanistan’a katılması ve bütün adayı yunanlaştırmak amacını güdüyordu.1931 yılında Enosis’in ilk başlama hareketi olarak isyan çıkıyor.1947 yılında Başpiskoposluk seçimleri oluyor.Leonidis seçiliyor ama iki ay sonra tifüsten ölüyor.Onun yerine de Girne Başpiskoposu Miri Antheus seçimi kazanıyor.Makaryos adıyla Başpiskopos oluyor ve olaylar bundan sonra şiddetlenmeye başlıyor.

15 Temmuz 1974’te Yunanlı subayların yönetimindeki RMMO ve EOKA-B Makaryos’a karşı bir darbe gerçekleştirirler.Darbecilerin amacı Enosis’i ilan etmek ve buna karşı çıkacak Türkleri yok etmektir.Bu amaçla cumhurbaşkanlığına Sampson gibi eli kanlı birini getirirler.Makaryos’a göre bu darbe Yunanistan tarafından planlanmış çünkü o sırada mutlak güç kendisiymiş.

Yunan cuntası tek yanlı olarak statükoyu değiştirmişti.Makaryos’un yerine Sampson’u getirmişlerdi.Üçlü antlaşmaya göre statüko değişince taraflardan biri müdahale edebiliyordu.

Zaten Yunan darbesi üzerine ada Enosis’in eşiğine gelmişti ve adada yaşayan Türk halkı için çok ciddi bir tehlike oluşmuştu.Bütün bu gelişmelerin üzerine Türkiye, 1960 Garanti Antlaşmasının verdiği yetkilere dayanarak ve Garantör devlet olarak adaya müdahale eder.

Sonuç olarak yıllardır Kıbrıslı Türklere Rumlar tarafından yapılan soykırımını önlemek amacıyla ve adada yaşayan Türklerin çektiği acılara son vermek amacıyla Türkiye,1964 yılında gerçekleştiremediği harekatı, 10 yıl gecikme ile 1974 yılında gerçekleştirmiştir.

Osman Bey, Osmanlı Devleti’ni ve Osmanoğullarını kuran ve adını devletine ve soyuna vermiş bulunan ilk Osmanlı Sultânıdır. Kendisine Kara Osman, Fahruddin ve Mu’înüddin de denmiştir. Osman Gâzî, hayatının sonuna kadar emîr yani bey olarak anılmıştır; vefâtından sonra Hân ve Sultân denmiştir. Çünkü hayatının sonlarına doğru uc beyi olmuştur.
Osman Bey, 1258 tarihinde Söğüd’de veya Osmancık’da dünyaya geldi. Babası Ertuğrul Gâzî ve annesi Halîme Hâtun’dur. 24 yaşındayken babasının yerine geçti. Osman Gâzî, önce Kastamonu’daki Çobanoğullarına, sonra da Kütahya’daki Germiyanoğullarına bağlı idi. Onlar da Selçuklu Sultânına bağlıydılar. İlk evliliği, 1280 civarında, Sultân Orhan’ın annesi ve Selçuklu vezirlerinden Ömer Abdülaziz Beyin kızı olan Mâl Hâtun iledir. 1289 yılına doğru Şeyh Edebali’nin kızı Rabî’a Bâlâ Hâtun ile evlenince, nüfuzu ve kudreti arttı. Bu hanımından da Şehzâde Alâ’addin dünyaya geldi.
1281 yılında babasının yerine aşiret beyi olan Osman Bey, bir görüşe göre, Selçuklu Sultânı II. Gıyâseddin Mes’ûd’un 1284’de Söğüd ve çevresinin kendisine tahsis edildiğine dair olan fermanı ve yanında hediye ettiği ak sancak, tuğ ve mehterhâne ile uc beyi olmuştur. 1288 veya 1291 tarihinde Karacahisâr’ı fethetmesi ve Dursun Fakih’e kendi adına hutbe okutması, Osman Bey’in yarı istiklâlini kazanması demektir.
Osman Gâzi’nin Bizans sınır şehirlerini birer birer fethetmesi üzerine telâşa düşen Bizanslılar onu ortadan kaldırmak için bir düğün vesilesiyle bir baskın hazırlarlar. Baskına baskınla cevap veren Osman Bey, 1299 yılında Yarhisâr ve Bilecik’i fethetti ve beylik merkezini Bilecik’e nakletti ve fitneye sebep olan Yarhisâr Tekfurunun kızı Nilüfer’i (Holofura’yı) oğlu Orhan ile evlendirdi. Bu tarih, daha önce açıklanan sebeplerle Osmanlı Devleti’nin kuruluş yılı kabul edildi. 27 Ocak 1300’de Selçuklu Sultânı III. Alâ’addin Keykubad’ın saltanat alâmeti olan tabl, alem ve tuğu Osman Beye bir ferman ile göndermesi ile artık Osman Bey müstakil bir uc beyi olmuştu. 1301 yılında Bursa’ya yakın bir yerde Yenişehir’i kurdu ve saltanat merkezini buraya nakletti. Bu arada bütün bu fetihlerde kendisine yardım edenleri de unutmadı ve kardeşi Gündüz Bey’e Eskişehir’i; oğlu Orhan Bey’e Sultânönü’nü; Hasan Alp’a Yarhisâr’ı; Şeyh Edebalı’ya Bilecik’i ve Turgut Alp’e İnegöl’ü verdi ve Edebalı’nın torunu Alâ’addin’i yanında götürdü. 1308 yılında İlhanlı Hükümdarı Ahmed Gazan tarafından Selçuklu Devletine son verilince Osmanlı Devleti tamamen müstakil hale geldi. 1313’de Harmankaya Hâkimi Köse Mihal Bey’in Müslüman olmasıyla Mekece, Akhisâr ve Gölpazarı Osmanlının eline geçti. 1320 yılından itibaren çevrede fazla görünmeyen Osman Bey, 1324 yılında beyliği oğlu Orhan Bey’e devretti. 1324 yılı Şubat ayında Bursa’nın fethini görmeden 67 yaşında vefat eden Osman Bey, vasiyeti üzerine, geçici olarak gömülü bulunduğu Söğüd’den alınarak 2.5 yıl sonra 1326 yılında Bursa’daki Gümüş Künbed’e defn olunmuştur.
Babasından 4800 km2 olarak aldığı toprakları 16.000 km2’ye çıkaran Osman Bey’in Orhan ve Alâ’addin dışındaki çocukları şunlardır: Fatma Hâtun, Savcı Bey, Melik Bey, Hamîd Bey, Pazarlı Bey ve Çoban Bey. Bugünkü mülkî taksimata göre, Osman Bey zamanında Osmanoğullarının ülkesi, Bilecik, Eskişehir merkez, Sakarya’ya bağlı Geyve, Akyazı ve Hendek, Kütahya-Domaniç ve Bursa ilinin Mudanya, Yenişehir ve İnegöl ilçelerini kapsıyordu.
Osman Bey zamanındaki büyük âlimler ve şeyhlerden bazılarını da hatırlatmakta yarar vardır: Âlimlerden en önemlileri Mevlânâ Şeyh Edebalı, Dursun Fakîh ve Hattâb bin Ebî Kâsım Karahisârî’dir. Maneviyât reislerinden ise, Şeyh Muhlis Baba, Şeyh Âşık Paşa, Şeyh Ulvân Çelebi, Şeyh Hasan Çelebi ve Baba İlyas mutlaka zikredilmelidir. [1]

[1] “İbn-i Kemal” , Tevârih-i Âl-i Osman, I. Defter, sh. 70 vd.; 196-201;  “Lütfi Paşa” , Tevârîh-i Âl-i Osman, sh. 17 vd.; Âlî, Künhü’l-Ahbâr, Ahmed Uğur neşri, sh. 41-67; Mecdî Mehmed Efendi, Hadâik’uş-Şakâık, İstanbul XE “İstanbul”  1989, sh. 20-24; Mehmed Zeki,  “Köse Mihal”  ve Mihal Gâzî aynı adam mıdır”, TTEM, nr. 11(88), sh. 327-335;  “Uzunçarşılı” , Osmanlı Tarihi, c. 1, sh. 102-116; Öztuna, Devletler ve Hânedânlar I-V,  “Ankara”  1996, c. II, 101-102; Gökbilgin, M. Tayyib, “Osman I”, İA; Elizabeth A. Zachariadou, Osmanlı Beyliği, 1300-1389, İstanbul 1997.

5.6.1. Ahi Ocaklari

Ahiler, “kardesler” demektir. Avrupa’nin “frere”lerine ve silâhli bir kuvvetleri olmalari dolayisiyla sövalyelerine de benzerler.

Ahiler, “frere”ler gibi, örgün egitim kurumlari kurmuslardir. O zaman bu fonksiyonu görecek medrese, küttap, dârülhadis, dârülkurra v.s. gibi kurumlar çok yaygin oldugundan, bunlar mesleki egitim ve yardimlasma kurumlari kumaya yönelmislerdir. Kurduklari kurumlarda avcilik, kasaplik gibi birkaç sanat hariç, diger tüm sanatkâr gençleri toplamaya çalismislardir.

Ahilik, aslinda Sasani ve Arap kaynakli bir kurumdur. Ama tarihteki yaygin sekliyle Anadolu Türk toplumlalri içinde yaygin olarak hüküm sürmüstür. Bu ocaklar Anadolu’nun hemen hemen bütün kentlerindeki sanayi erbabini bir birlik ve kardeslik içinde yönetmistir. Onlari “Gençler”, “Ahiler” “ustalar”, “Nakibler” ve “Seyhler” olarak bir düzen içinde yönetmeyi basarmistir. Hattâ Anadolu Selçuklu yönetiminin yikildigi dönemlerde ve Ankara gibi bazi önemli kentlerde, halkin yönetimini de üzerlerine almislardir. Taninmis Arap gezgini Ibn Batuta’nin Anadolu’yu gezdigi zamanlarda, Anadolu toplumu üzerindeki Ahi yönetimi etkileri, onun Seyahatnamesinde açik olarak görülür.

Ahiler, zaviyeler biçiminde örgütlenmislerdir. Her zaviyede, seçimle isbasina gelmis bir seyh, çesitli isleri gören imam, müdderris, hatip, silâh tamircisi, hatat, sakkas gibi görevliler vardi. Zaviyelerdeki (Ahi Ocagindaki) herkesin bir hiyerarsik yeri vardi. Bunlar 9 kademe halinde dizilirlerdi. Ilk kademe, “yigit”lerdi. Ondan sonra gelen 6 kademe ahilerdi (ilk üçü “ashab-i tarik”, kalan üçü de “nakip”ler). 7. mertebede seccade sahibi olmayan “Halife” bulunurdu. 8. “Seyh”, 9. ise “Seyhü’l-mesayih” idi. Bu kademeler hep sira ile geçilirdi.

Esas egitim ilk yigitlik kademesindeki çirak gençler arasinda oluyordu. Her çirak yigidin 2 yol arkadasi, bir yol atasi, bir üstadi (Sanat Hocasi) ve bir de Pîri (ahlâk mürebisi) var idi.

Ahi ocaklarindaki zihniyet, tasavvuf zihniyetinden oldukça farkli idi. Ahiler tam anlamiyla “bu dünya”da yasiyorlardi. Sofiler gibi halktan uzaklasmiyorlar, halk içinde yasiyorlardi. Sofiler gibi “hirka” degil “salvar” giyiyorlardi. Sirtlarinda arkadan bir elbise ve baslarinda beyaz yün külâhlar vardi. Ipekten elbise giymeleri yasak idi. Altin, yüzük gibi süs esyalari; kizil ve sari renkler yasakti. Yesil, gök, ak ve sari renkler makbuldü. Kara renk, ahilik payesine ermeyenlere, beyaz renk erbab-i kalem ve hafizlara yesil renk de müdderris, kadi ve seyhlere has idi. Ahi zaviyelerine girebilmek için, temiz ve dogru olduguna dair bir üstadin (Usta) çiragi hakkinda sahitlik etmesi ve hattâ onu önermesi gerekiyordu; ustanin önermedigi ve ustasi belli olmayanlar Ahi ocagina alinmazdi.

Gençlerin sanat egitimleri üstadlarin is atelyelerinde yapilirdi. Ocaklarinda ise daha ziyade duygusal, edebî ve sosyal bir egitim yapilirdi.

Her ahi ocaginda “muallim-i ahi” veya “Pîr” denilen egiticiler vardi. Orada yapilan egitim de iki kisma ayrilirdi.

1. Sifahi (sözlü) egitim: Fütüvvetname, Tilâvet-i Kur’ân, tabahat, raks, teganni ve musiki, tarih ve terâcim-i ahval, tasavuf, Türkçe, Arapça, Farsça, Edebiyat gibi dersler verilirdi.
2. Seyfî Egitim: Kiliç ve silah egitimi.

Birinci kisim egitim, bütün ahiler tarafindan, okuyarak, dinleyerek ve muallim ve ahi kardeslerle yasayarak yapilmaktaydi. Seyfî egitimin yapilabilmesi için de üç sart var idi: “Ahi görmek”, “Seyh görmek”, “Genç bir adami talim ve terbiye etmis olmak”.

Ahi mualliminin görevleri sunlardir: Namazi tüm sartlari ve ayrintilari ile ögretmek, insanlik adabini ögretmek.

Ocak egitimi yalniz kitabî degildi. Medreseden önemli farklarindan biri bu idi. Medreseler genellikle aklî ilimlerle ugrastiklari halde, ocaklardaki egitim inaanlik ve toplum ülkülerine dayaniyordu. Genellikle ahlâkî ilkeler üzerinde duruluyor; rakslarla sarki ve ilâhilerle bu kuvvetler diriliyordu. Ögretim disi saatlerde, medreselerdeki gibi müderris ve talebe iliskileri kesik degildi, sürekli beraber ve iliski içinde idiler. Bu iliskiler genellikle sohbet biçiminde sürdürülürdü. Burada ahlâkî ve tasavvufî hikâyeler, lâtifeler, sergüzestler, hadîsler v.s. anlatilirdi.

Ögrencilerin görevleri:
Fütüvvetnamede okunan maddelerin 124’üne uymak,
Ahisinin tüm sözlerini kabul etmek,
Mal ve canini ahisinin hizmetine vermek,
Hüner ve sanati olmak,
Her hafta elbisesini yikamak, temiz çamasir giymek,
Ahiden çirak almak, ahiye saçini kestirmek, alin yoldurmak,
Ocak namina belini baglamak,
Güzel ahlâkiyla kendini kent halkina tanitmak,
Kadi katinda er askina çirag yakmak ve ekmek yedirmek.

Ahi gelenekleri arasinda “kusak baglama” (daha sonra önlük baglama) çok önemli idi. Bu kusagin yedi adi, yedi baglamasi, yedi açmasi, yedi dolamasi vs. vardir. Her ocagin, her meslegin ayri ayri kusak gelenek ve biçimleri vardi. Ayrica bunun arkasinda da bazi ahlâkî ve tasavvufî ilkeler vardi.

Ahilik ilkelerini içeren 740 maddelik Fütüvvetnamenin bir ahi Seyhi tarafindan tam olarak bilinmesi gerekti. Ocaga yeni giren gençlerden, bunlarin 124 tanesini bilmesi isteniyordu. Kademeler yükseldikçe bu ilkelerin sayisini yükseltmeleri gerekti. Bu ilkeler günlük hayat ve davranislar konusunda oluyordu. Meselâ sofra adabi konusunda 24 madde vardi, su içmenin 2, söz söylemenin 4, evden sokaga çikmanin 4, yolda yürümenin 8 vs. Ahi ocaklarinda dans ve müzik egitiminin de önemli bir yeri vardi

“Ahi baba” adli bir seyhin yönettigi Ahi zaviyesi, genellikle Fütüvvet erbabinin bir klübü, bir toplanti yeri mahiyetindeydi. Ama ayni zamanda garipler için bir misafirhane, iktisadî yönden bir Lonca merkezi, seyfî egitim de düsünülürse bir spor klübü idi.

Ahi ocaklarina alinmamalari gereken kisi ve gruplar sunlardir: müsrik, kâfir, mümeccim, sarap içen, halkin ayibini gören tellâk, yalan söyleyen tellâl, kasap, cerrah, avci, vefariz, zâlim, hirsiz, madrabaz vs. Ayrica sarap içen, zina yapan, yalan söyleyen, kovuculuk ve hile yapan vs. de fütüvvetten düserdi.

Füttüvvetnamelerde 9 derece olarak geçen ahi ocaklarindaki egitim, su sekilde siralanmaktadir.

1. Nâzil: Ocaga ustalariyla yeni gelmis kisi. Henüz erkana girmemis.
2. Nîm-tarik: Üstadi, pîri (yol atasi) ve ikiyol (tarikat)kardesi olan kisiler.
3. Müfredi veya meyan-beste: Nasibi verilmis, sedd (kusak) baglanmis, helvasi pisirilmis kisiler.
4. Besaris: Fütüvvet ehlini terbiye edenler.
5. Nakib: Tarikatin ve ocagin iç yöntemini ayarlayan, törenlerde saga sola kosusturan.
6. Nakibü’n-Nikâb: Ocagin erkânini iyice bilen, törenleri düzenleyen kisi.
7. Halife: Seyhin yardimcisi; onun yerine geçecek kisi.
8. Seyh: Sanat erbabi içinde seccade sahibi. Kendisine has bir tayfasi bulunan.
9. Seyhü’s-Süyûh: Bir sanat alanindaki seyhlerin seyhi.

Ekonomi tarihimizde rastlanilan esnaf zümrelerinden her biri, kendi mesleklerinde Islâm tarihinin taninmis ulularindan veya uydurma bir kisiyi pîr olarak tanirlardi. Fütüvvetname, onun adina yazilir, ahi ocagindaki törenler, çirak yetistirme ve dükkan açip kapamadaki törenler onun adiyla yapilirdi. Evliya Çelebi bu esnaf zümrelerinin sayisini 480’e kadar çikarmakdadir.

Ahi ocaklarinda yapilan törenler de, hemen hemen her yörede ve her meslekte ayni idi. Aradaki farklar çok küçük ve seklî idi. Bu törenlerin ana durumlari söyle özetlenebilir: Bir sanata giren genç usta ve kalfalarin yaninda çiraklik ve kalfalik kademelerini basari ile bitirince ustaliga yükselir ve dükkani açma hakki kazanirdi. Ancak bu, büyük törenlerle olurdu. Bu çirak çikarma törenlerinde, o esnaf zümresinin seyhi yeni ustaya pestemal kusatir, kusak baglardi. Törene o esnaf zümresinin seyhi, nakibi, duacisi, yigit basi vs. ve halkdan büyük bir topluluk katilirdi.

Her esnaf grubunun bir yardimlasma sandigi olur, olaganüstü zamanlarda bu sandiktan esnafa faizsiz kredi verilirdi.

Gerek bu çirak çikarma törenlerinde gerekse ahi ocagindaki yükselme törenlerinde su erkâna uyulurdu:

Salvar giydirmek, sedd (kusak) baglamak. Fütüvvet yoluna girmis kisi basari gösterirse önce beline kusak kusatilir. Sonraki gelismeler sonucunda da salvar giydirilir: Diger tasavvufî mezheplerde tac, tiras, hirka gibi alâmetler vardir. Ahiligin esasi iffettir. Ahi törenlerinde serbet degil, tuzlu su içilirdi. Su temizlik, tuz olgunluk gösterir. Daha sonra sofra kurulur, helva pisirilir. Bu törenler sirasinda o kisinin yol atasi, yol kardesleri de belirlenirdi. Ahi ocagina girmis kisinin giydigi salvar, yol atasinin salvaridir ve uçkurunu da atasi baglar. Her meslek grubunun ayri kusak baglama biçimi vardir.

Ahilik örgütü siî kökenli, alevilik ve bektasilik esaslariyla ve inançlariyla karismistir. Ancak Osmanli-Safavî çatismalarindan sonra çogu yerlerde inanç yönleri kaybolmus, yalniz bir esnaf örgütü biçimine gelmis, bazi yerlerde de sünnî özellikler kazanmistir.

KURTULUŞ SAVAŞI

A-HAZIRLIK DÖNEMİ

1-Kuva-yi Milliye Hareketi

İtilaf Devletleri Mondros Ateşkes Antlaşması’na dayanarak Türk topraklarını işgal etmeye,orduyu terhis etmesi için hükümete baskı yapmaya, silah ve cephaneye el koymaya başlamıştı.Bu durum Türk halkının büyük tepkisine yol açmıştı.Hele Yunanlıların İzmir’i işgali ve ardından da Batı Anadolu’nun iç kesimlerine doğru ilerlemesi milli heyecanın iyice artmasına yol açmıştı.Yerli Rumlarla işbirliği halinde hareket eden yunanlılar,Türk köy ve kasabalarına saldırıyor, halkı acımasızca katlediyordu.Bu durum Türk halkının vatan savunması için silaha sarılmasına neden oldu.Çoğu askeri nitelikli kişilerin öncülüğünde efeler ve zeybeklerden milli teşkilatlar kurulmaya başlandı.Eli silah tutan sivil halk,bölgenin işgalini önlemek ve Yunan vahşetine dur demek için bu milli birliklere katıldı.Kuva-yi Milliye (milli kuvetler) adını alan bu silahlı direniş grupları, Batı Anadoluda ilk cephelerin kurulmasını sağladılar.

Temmuz 1919 da Balıkesir, Ağustos 1919 da da Alaşehir kongresi toplandı. Bu kongrelerde alınan karalarda, Kuva-yi Milliye’nin insan, silah ve cephane bakımından desteklenmesi uygun görüldü.

Düzenli ordunun kuruluşuna düşmanın ilerleyişi yer yer durduran ve büyük kayıplar verdiren bu birlikler, Anadolu harekatının teşkilatlanmasın ada zaman kazandırmıştır. Bu teşkilatlanma içinde Ayvalık’dan Denizli’ye kadar uzanan bir cephe oluştu.Başlıca yan cepheleri Ödemiş, Ayvalık, Sema, Akhisar, Salihli ve Aydın cepheleri olan bu geniş cephe sonradan Batı Cephesi adını almıştır. Salihli Cephesi’nde Çerkez Ethem, Aydın Cephesinde Yörük Ali Efe ve Demici Mehmet Efe Kuva-yi Milliyeyi sembolleştiren isimler oldu.

Batı Anadolu’da oluşan bu Kava-yi Milliyenin anlamı Sivas Kongresi ile genişletildi ve kongre kararı ile bölgenin Kuva-yi Milliye genel komutanlığına 20.Kolordu Komutanı olan Ali Fırat Paşa atandı.

Güney illerimicin Fransızlar ve Ermeniler tarafından işgali üzerine bu illerimizde de halk teşkilatlanarak Kuva-yi Milliye birlikleri kurmuştu. Kuva-yi Milliyenin güney cephesindeki ilk savunması 11 Aralık 1919 da Dörtyol’da başlatıldı. Daha sonra Adana, Maraş, Urfa ve Antep’de düşmana karşı direnişe geçen Türk halkı daha çok Kuva-yi Milliye birlikleri ile kendi şehir ve kasabalarını kahramanca savunmuşlar ve düşmanı kovmuşlardır.

Diğer yandan Karadeniz yöresinde Samsun ve Giresun’da Pontusçu Rumlara karşı Trakya’da Yunanlılara karşı oluşturulan Kuva- yi Milliye birlikleri başalrılı mücadele vermişlerdir

Bölgesel direniş hareketi olarak ortaya çıkan ve Türlerin gücünü en zor günlerde düşmana gösteren Kuva-yi Milliye birlikleri,İngiltere gibi dönemin en güçlü devleti tarafından desteklenen düzenli Yunan ordusu karşısında yeterli başarıyı gösteremedi.

Uzun süre düşmanı oyalayıp milli hareketin güçlenmesi için zaman kazandırdı. Ermeni ve Rum çetelerine karşıköy,kasaba ve şehirleri korudular. Baskınlar düzenleyerek İtilaf devletlerinin kontrölündeki depolardan silah ve cephane edindiler.İç ayaklanmaların bastırılmasında önemli hizmetler yaparak milli bilincin ve direniş azminin güçlenmesinde etkili oldular.

Ancak belli bir otoriteden yoksun olan bu birlikler, kendi şeflerinin emrinde hareket ediyorlar, ihtiyaçlarının çoğunu kendileri karşılamay çalıyorlardı. Bu duum zaman zaman halkın şikayetine neden oluyordu. Askeri disiplin ve düzenden uzak olan silah ve cephane yönünden yetersiz olan bu birlikler askerlik tekniğini de bilmiyordu.

Düşmanı ülkeden ssöküp atabilmek için düzenli bir orduya ihtiyaç vardı. Bu nedenle TBMM açılınca düzenli ordunun kuruluşu çalışmalarına hız verildi. TBMM aldığı bir karala Batı Cephesini oluşturmuştu. Tüm Kuva-yi Milliye birliklerinin cephe komutanlığının emrine alınmasına karar verildi. Böylece Kuva-yi Milliye dönemi sona erdi ancak Kuva-yi Milliye ruhu kurtuluş savaşı boyunca Türk milletinin gönlünde yaşamaya devam etti.

2-Mustafa Kemal’in Samsun’a Çıkışı ve Milli Bilincin Uyandırılması

Mondros ateşkes Antlaşması’ndan sonra İstanbul’a gelen Mustafa Kemal, burada vatanın nasılkurtarılacağı konusunda çalışmalaa başladı. Yetkililerle yaptığı görüşmelerde, onların ümitlerini kaybetmiş olduklarını ve İstanbul Hükümetine güvenilemeyeceği anlaşılmıştır. O, güvenliği arkadaşlarıyla yaptığı görüşmelerde, fiilen işgal altına düşmüş olan İstanbul’da kalmakla vatanın kurtuluşunun mümkün olmadığı kanaatine vardı. Ne pahasına olursa olsun Anadolu’ya geçmek ve halkı bilinçlendirerek Milli Mücadele’yi başlatmak gerekiyordu. Ancak bunu sağlamak için önemli görev ve yetkilerle geçmekte büyük yarar vardı.

Bu sıralarda Samsun ve dolaylarında Pontus Rum çetelerinin saldırıları yoğunlaşmış, Türk halkının da kendilerini savunmal istedikleri bölgede karışıklıkların çıkmasına yol açmıştı. İtilaf devletleri olayın sorumlusu olarak Türkleri görüyorlardı. İngilizlere Osmanlı Hükümetine bölgede asayişin sağlanmasını, aksi halde Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 7. maddesine dayanarak bölgeyi işgal edeceklerini bildirdi. Aslında bölgedeki düzen 9 Mart 1919 da Samsun’da 200 kişilik ingiliz irliğinin çıkmasından cesaret alan Rumlar tarafından bozulmuştu.

Osmanlı Hükümeti, bölgede asayişin sağlanması için Mustafa Kemal’i göndermeyi uygun buldu. Bunda bazı çevrelerin Mustafa Kemal’i İstanbul’dan uzaklaştırmak istemeleri de etkili oldu. Diğer yandan I.Dünya Savaşı’nın yenilmemiş komutanı Mustafa Kemal’in İttihatçılarının politikalarına karşı olmalarının ve padişahın veliahtlığında onunla tanışmış olması ve ona güvenmesinin de etkisi vardı.

Mustafa Kemal kendisine yapılan teklifi, planlarını gerçekleştirmek için bulunmaz bir fırsat olarak değerlendirdi. 30 Nisan 1919 da geniş yetkillerle merkezi Erzurum’da olan 9.Ordu Müfettişliği görevine atandı.Trabzon, Samsun, Sivas, Erzurum illeriyle Diyarbakır, Bitlis, Elazığ illerinin sivil ve askeri tüm yetkilerine emir verebilecekti.O, Anadolu’ya gönderikmesi konusunda şunları söylemiştir. “Bu geniş yetkinin, Beni İstanbul’dan sürmek ve uzaklaştırmak maksadıyla Anadolu’ya gönderenler tarafından, bana nasıl verilmiş olduğu garibinize gidebilir.Hemen ifade etmeliyim ki, onlar bana bu yetkiyi bilerek ve anlayarak vermediler.Ne pahasına olursa olsun, bana, benim İstanbul’dan uzaklaşmamı isteyenlerin buldukları gerekçe, amsun dolaylarındaki güvensizlik olaylarını yerinde görüp tedbirr almak üzere , Samsun’a kadar gitmek idi. Ben bu görevin yerine getirilmesinin bir makam ve yetki saibi olmaya bağlı bulunduğunu ileri sürdüm.Bunda hiç sakınca görmediler. O tarihte Genelkurmay’da bulunan ve benim maksadımıbir derceye kadar sezmiş olan kimselerle görüştüm. Müfettişlik görevini buldular;yetki konusu ile ilgili talimatı da ben kendim yazdırdım.”

Mustafa Kemal’in görünüşteki görevi, bölgede asayişin sağlanması, silah ve cephanenin depolarda toplanması ve korunması Mondros Ateşkes’inin uygulanması için diğer gerekli önlemlerin alınmasıydı.

16 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru’yla 16 kişilik kurmay heyetiyle İstanbul’dan ayrılan Mustafa Kemal, 19 Mayıs’da Samsun’a çıktı. Mustafa Kemal Anadolu’ya geçişinin gerekçesini şu sözleriyle ifade etmiştir. “Dayanılacak gücün doğrudan doğruya millet olacağı düşüncesi bende çok güçlüydü. İstanbul’da olup bitenlerden, yapılan girişimlerden milletin haberi yoktu. İstanbul’da oturup, millete haber ulaştırmanın da imkanı kalmamıştır. Öyleyse yapılacak tek şeyin İstanbul’dan çıkıp milletin içine girmek ve orada çalışmak olduğuna karar verdim.”

Mustafa Kemal Samsun’da bir yandan gerekli önlemleri alırken, diğer yandan kendisine verilen görevin tam tersine bütün yurttaki askeri birliklerle bağlantı kurarak askerlerini dağıtmalarını silah ve cephanelerini teslim etmemelerini istedi. Diğer yandan Müdafaa-I Hukuk Cemiyetleri ile de ilişki kurarak bölgesel direnişlerin güçlendirilmesine ve milli bir direnişe dönüştürülmesine çalıştı.

Okuma parçası Nutuk’ Samsun’a çıkışı

22 Mayıs 1919’da İstanbul Hükümetine gönderdiği raporda, Samsun ve çevresinde Rumlar siyas emellerinden vazgeçerlerse asayişin kendiliğinden sağlanacağı, Türklerin yabancı manda ve kontrolünü tahammülü olmadığına, Yunanlıların İzmir’de hiç bir hakkı olmadığını, milletin egemenliğini ve Türk milletçiliğinini seçtiğini belirtmiştir.

Görüldüğü gibi Mustafa Kemal sadece Samsun ve çevresinin güvenliği ile değil, ülkenin tüm genel sorunlarıyla da ilgilenmektedir.

Samsun’da çalışmalarını tamamlaya Mustafa Kemal, karagahını daha güvenlikli bir yer olan Havza’ya nakletti. Havza’da vali, kaymakam ve komutanlarla gizli bir emir gönderdi.Havza Genelgesi olarak bilinen bu belgede; işgalleri kınayan mitingler yapılması, gösterileri artırmayı ve bütün memlekete yaymalarını, Osmanlı Hükümetini ve İtilaf devletlerinin temsilcilerine protesto telgrafları gönderilmesi istendi.Başta İstanbul olmak üzere bütün ülkede mitingler yapılarak işgaller kınandı. Kendisi de 30 Mayıs 1919’da Havza’da görkemli bir miting düzenledi.

Bu gelişmeler İtilaf Devletlerini çok kızdırdı. Onları bir yandan İstanbul’ a 67 Türk aydınını Malta Adası’na sürgüne gönderirken diğer yandan Mustafa Kemal’in de İstanbul’a çağırılmasını istediler. Bunun üzerine İstanbul Hükümeti Mustafa Kemal’i 8 Haziran 1919 da geri çağırdı.Ancak Mustafa Kemal bu çağrıya uymayıp halkı uyarmaya devam etmiştir. Samsun ve Merzifon’da İngiliz birlikleri bulunduğundan Havza güvenli değildi. Bu nedenle daha güvenlikli olan Amasya’ya doğru hareket etti.

3-Milli Birlik ve Beraberlik Yönünden Dayanışmanın Önemi

Milli birlik ve beraberlik bir milletin varlığını sürdürebilmesinin temel unsurudur. Milleti meydana getiren fertler arasında dayanışma duygusu…

Mustafa Kemal Samsun’a çıktığında Anadolu halkı yoksul yorgun ve perişan bir haldeydi. Toplumsal ve ekonomik hayat çökmüştü. Büyük insan kayıplarına yol açan son savaşlar halkı yıldırmış ve karamsarlığa itmişti. Ülkede mal ve can güvenliği kalmamı, devlet otoritesi bitmişti. İtilaf devletlerinin işgalleri, azınlıkların çıkardığı isyanlar ve katliamlar çekilir gibi değildi.Halk işgale uğramış olan bölgeleden göçe başlamıştı.

Türk milleti Tarihinin en kötü günlerini yaşadığı bu dönemde Mustafa Kemal halkı

milli birlik ve beraberlik duygusu içinde birleştirerek bi mucize yaratmıştır. O yayınladığı

genelgelerde, yaptığı toplantılarda halkı milli dayanışmaya çağırmış, ordu ve milletin

bütünleşerek milleti içine düştüğü felaketlerden kurtarmaya çalışmıştır.Mustafa Kemal

biliyordu ki millet ortak amaçlar etrafında birleştirilmeden kurtuluşa ulaşmak zordu. Çünkü Türk milleti tarihinde zaman zaman bunalımlı dönemlere girmiş, ancak, kurtuluş da hep millli birlik ve beraberlik sayesinde sağlanmıştı.

Bu nedenle Mustafa Kemal milli dayanışma ve işbirliğine öncelik vermiştir. O

Amasya’ya vardığında Beldiye binasının balkonundan hala yaptığı konuşmasında;

“Amasyalılar! Padişah ve hükümet İtilaf devletlerinin esiridir.Memleket elden gitmektedir. Bu kötü vaziyete çare bulmak için sizlerle işbirliği yapmaya geldim. Vatanımızı en son kayasına kadar savunacağız.”( Muhüttün Gül T.C. İnkılap tarihi s.99) diyerek dayanışmanın önemine işarete etmişti. O, başka bir konuşmasında da “Millet ve biz yok, birlik halinde millet var. Biz ve millet ayrı ayrı şeyler değildir.” (Atatürkçülük I. s. 12) diyerekmilli birlik ve beraberliğin önemini dile getirmiştir.

4- İşgallere Karşı ilk Direniş

Türk vatanının haksız işgallerine karşı ilk direniş hareketleri bölgesel nitelikli Kuva-yi yi Milliye teşkilatları tarafından yapılmıştır. Osmanlı Hükümetinin silahlı direnişe geçmemeleri konusunda komutanlara emirler vermesine rağmen, bu direniş teşkilatları bir çok komutan tarafından da desteklenmiştir.

Düşmana karşı ilk direniş Hatay- Dörtyol’da Fransızlara karşı başlatılmıştır.(19 Aralık 1919). Fransızların Suriye’den getirdikleri Ermenilerle birlikte bölgeyi işgal etmeye kalkışmaları, Türk halkının silahlı direnişine yol açtı.Büyük kayıp vermelerine rağmen Fransızlar Ocak ayı içinde Mersin, Adana ve Osmaniye’yi işgale başladılar.Bu durum karşısında halk Çukurova bölgesinde Kuva-yi Milliye birliklerine katılarak mücadeleyi sürdürdü.

Batı Anadolu’da Yunan işgaline karş ilk silahlı direnişler İzmir’i işgali üzerine başladı. İtilaf devletlerinin desteğiyle İzmir’i işgal eden Yunanlılar Manisa, Aydın ve Ödemiş’i de ele geçirdiler. Ödemiş’i işgali sırasında Hacı İlyas Köyünü karargah haline getiren halk, Yunan ordusu ile kahramanca savaşarak çok sayıda şehit verdi. Bu savaşa İlk Kurşun Savaşı bu köye de İlk kurşun Köyü adı veriliyor.

Ayvalık’da olay komutanı Ali (Çetinkaya) Bey yerli Runların hazırlıklarından, bölgenin işgal edileceğini tahmin etmişti.Ancakelinde yeterli askeri olmadığı için milli kuvvetlerinden bir savunmma cephesi oluşturdu. 28 Mayıs 1919 da bölgeyi işgale başlayan Yunanlılarla şiddetli çarpışmalar oldu.

Akhisar’da ise önce Halit Paşa komutasındaki milli kuvvetler Yunanlılarla mücadeleye girişti. Onun şehit düşmesinden sonra mücadele Albay Kazım Bey ( Özalp) tarafından yürütüldü.Salihli ve Alaşehir halkı da Yunan işgali karşısında silahlanarak Çerkez Ethem komutasında güçlü bir Kuva-yi Milliye oluşturdular. Daha sonra Kuva-yi Seyyane (Gezici kuvvetler) adını alan Çerkez Ethem kuvvetleri bölgede oldukça etkin bir güç haline geldi.

Denizli müftüsü Ahmet Hulusi Efendi de bir fetva yayınlayarak halkı düşmla mücadeleye çağırdı.

Trakya’da I.Ordu Komutanı Cafet Tayyar Paşanın öncülüğünde oluşturulan Kuva-yi Milliye güçleri Yunanlılara karşı büyük bir direniş gösterdiler.

Doğuda ise ilk direniş Kars’da Ermenilere karşı oluşturulan Kuva-yi milliye birlikleri tarafından başlatıldıysa da İngilizlerin desteği ile şehir Ermeniler tarafından işgal edildi. Bu arada Milli Sina Hükümeti de dağıtılarak üyeleri Malta Adası’na sürgün edildi.

7-Lozan Barış Antlaşması

Musanya Ateşkes Antlaşması’ndan sonra sıra kalıcı barışı sağlamaya ve yeni Türk devletini bütün dünyaya resmen kabul ettirmeye gelmişti. TBMM hükümeti gereken hazırlıklara başladı. Ortada üç soorun vardı. Barış Antlaşması için toplanacak konferansın yeri, Türkiye’yi temsil edecek heyetin seçilmesi, sabunalacak konuların belirlenmesi.

Türkiye konferans için İzmir’i tehlif etmiş ancan İtilaf devletleri tarafsız bir ülke olan

İsviçre Lousanne (Lozan) kentinde yapılmasını kararlaştırdı. Yeni Türk devletinin kaderini çizecek olan konferansta Türkiye’yi temsil edecek heyetin Türkleri isteklerini başarı ile savunabilecek temsilcilere ihtiyaç vardı.Mustafa Kemal Batı Cephesinde büyük başarılar kazanan ve Mudanya Konferası’nda Türkiye’yi başarı ile temsil eden İsmet Paşa’nın gönderilecek heyete başkan olmasına karar verdi. Dışişleri Bakanlığına atanan İsmet Paşa Türk heyetinin başına getirildi. Onu çok ağır sorumluluklar bekliyordu. Kendisine verilen talimatta Misak-ı Milli ilkelerine bağlı kalınması, Türk yurdu üzerinde bir Ermeni devleti kurulmasına asla izin verilmemesi ve kapitülasyonlara izin verilmemesi isteniyordu.

İtilaf devletleri konferansla 27 Ekim 1922 de TBMM Hükümeti’nin yanısıra İstanbuk Hükümetini de davet ettiler. Onlara göre konferans Sevr Antlaşmasının yalnızca bir düzeltmesi olacaktı. Bu nedenle bu yeni antlaşmayı İstanbul Hükümeti’nin deimzalaması gerekiyordu. Onlarınasıl amaçları ise Türk heyetleri arasında görüş ayrılığı yaratarak isteklerini kolayca kabul ettirmekti. Ancak buna fırsat verilmedi. Mustafa Kemal bu bunalımdan kurtulmanın tek yolunun satanatın kaldırılmasında buldu. TBMM 1 Kasım 1922 de aldığı bir kararla saltanat ve hilafeti birbirinden ayırarak saltanatı kaldırdı. Böylece Osmanlı Devleti’nin hukuki varlığı sona erdi. TBMM hükümeti konferansa Türk milletinin tek ve gerçek temsicisi olarak katılma imkanı elde etmiş oldu.

20 Kasım 1922 de çalışmalarına başlayan Lozan Barış Konferansı’na Türkiye’nin karşısında İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya yer alıyordu.Sobyet-Rusya, Gürcistan, Ukrayna ve Bulgaristan da Boğazlarala ilgili toplantılara katıldı. ABD ise konferansa bir gözlemci ile katılmıştı.

Konferansta Türkiye’yi destekleyn bir devlet yoktu.Konferansta sadece bir kaç yıllık sorunlar değil , Osmalı Devleti’nden kalan yüzyıllık hesaplar görüşülecekti.

Türk heyeti, ülkenin geleceğini ilgilendiren çok ağır bir sorumluluk yüklenmişti. Karşısında Avrupa diplomasisinin kurnaz siyasetçileri yer alıyordu. İngilizler savaşta kazanamadıklarını barış masasında elde etmek istiyorlar, Türkleri galip değil yenilen bir millet gözüyle görüyorlardı.Oysaki İsmet Paşa aldığı talimat gereği kapitülasyonlar, azınlıklar, doğu sınırı, Doğu Trakya Sınırı ve Adalar konusunda taviz vermek istemiyordu.Türkiye’nin tam bağımsızlığını korumak da kararlı olduğunu vurguladı. Konuşmasını “Çok acı, ıstırap çektik, çok kan akıttık. Bütün medeni milletler gibi hürriyet ve istiklal istiyoruz.” sözleriyle kapattı.

İtilaf Develetleri ise Türkiye’nin yeni durumu ve kazandığı başarıyı anlamamış görünüyorlardı. Kapitülasyonlardan ve Türk toprakları üzerinde bir Ermeni Develeti kurma düşüncesiden vazgeçmiyorlardı. İngiltere ise özellikle Musul ve Boğazlar konusunda direniyordu. Yunanistanla olan sorunlarda da bir anlaşmaya varılamıyordu.

İtilaf Devletlerininuzlaşmaz tutumları ve kabul edilemezz istekleri nedeniyle görüşmelerden olumlu bir sonuç alınamadı. İngiltere temsillcisi Lord Curzon’un tehtidler savurarak salonu terketmesi ile görüşmeler kesildi.(4 Şubat 1922). Bunun üzerine Türk heyeti de ülkeye döndü.

Ordumuz her ihtimali dikkate alarak yeni bir savaş için hazırlanmaya başladı. Düğer yandan Türk heyetine yünelik eleştiriler ve mecliste tartışmalar yaşandı.Kurtuluş Savaşını başarıyla yöneten I.TBMM artk yıpranmıştı.Mustafa Kemel I.TBMM’nin görevini tamamladığı ve ileride yapacağı inkılapları benimseyecek yeni bir meclis oluşturmaya kara verdi.I. TBMM 16 Nisan 1923 de son toplantısını yaparak seçim kararı aldı.

İtilaf devletlerinin isteği üzerine Lozan Barışı görüşmeleri 23 Nisan 1923 de yeniden başladı.Bu arada İtilaf Devletleri uzlaşmaz tutum sergileyen eski temsilcilerini değiştirmiş, konferansa daha ılımlı diplomatlar göndermişlerdi. Konferansta uzun tartışmaladan sonra genellikle İsmet Paşa’nın istekleri aşama aşama kabul edildi. 24 Temmuz 1923 de Lozan Barış Antlaşması imzalandı.

143 maddeden oluşan Lozan Barış Antlaşması’nın esaslarını şöyle özetleyebiliriz.

· Sınırlar: Türkiye-Yunanistan sınırı, Mudanya Ateşkes Antlaşması’nda belirtildiği gibi Meriç Nehri sınır olacak şekilde çizildi.Ancak savaş tazminatına kasrşılık İmraz ve Bozcaada Türkiye’ye, Balkan savaşlarından beri Yunanistan’ın işgalinde bulunan Ege Denizindeki diğerAdalar Yunanistan’da kaldı. Ancak Yunanistan Türkiye’ye yakın olan adaları silahlar durmayacaktı.

· Suriye sınırı: Fransa ile 20 Ekim 1921 de yapılan Anlara Antlaşması’nda olduğu sehliyte kabul edildi.

· Irak Sınırı: Türkiye ile İngiltere mandasında olan Irak sınırının belirlenmesi Musul sorunu nedeniyle çözüme kavuşturulamadı. Türkiye-Irak sınırı 9 ay içinde çözümlenmek üzere Türk-İngiliz görüşmelerine bırakıldı. Bu görüşmelerden de olumlu bir sonuç elde edilemediği durumda konuyu Milletler Cemiyeti çözecekti.

· Kapitülasyonlar tüm sonuçlarıyla birlikte kaldırıldı. Osmanlı Devleti’nden kalan dış borçlar, imparatorluğun parçalanmasıyla ortaya çıkan devletlere paylaştırıldı. Tüerkiye kendi payına düşen miktarı Türk parası veya Fransız Frangı ile taksitlerle ödemeyi kabul etti. Ayrıca Düyan-ı Umumiye İdaresi kaldırılarak borçların ödenmesi konusundaki her türlü yabancı denetimine son verilmiştir.

· Azınlıklar: Türkiye’de kalan tüm azınlıkların Türk vatandaşı olması kararlaştırıldı. İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türkleri dışında Yunanistan’da kalan Türklerle Türkiye ‘de yaşayan Rumlar yer değiştirecekti. Böylece yabancı devletlerin azınlıkları bahane ederek içişlerimize karışmaları önlenmiş oldu.

· Savaş tazminatı: I. Dünya savaşı nedeniyle bizden istenen savaş tazminatı

Reddedilmiş, Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlıların Anadolu’da yaptığı tahribata karşılık savaş tazminatı ödemeleri kararlaştırılmıştır. Yunanistan’ın buna karşılık Karaağaç vee çevresini Türkiye’ye bırakılması kabul edilmiştir.

· Boğazlar:Boğazların her iki yakasında 15 km lik bir bölge askerden arındıralacak. Boğazlar barış zamanında askeri nitelikte olmayan gemilere açık tutulacak. Ancak Türkiye savaşa girerse düşman uçaklarının ve gemilerinin geçişini engelleyebilecek ve Boğazları silahlandırabilecek.Boğazlar başkanlığını Türkiye’nin yapacağı uluslararası bir Boğazlar Komisyonu’nun yönetimine bırakılacak. Karadenizde sınırı olan devletlere bazı kolaylıklar sağlanacak.

· İtilaf Devletleri 6 hafta içinde İstanbul ve Boğazları boşaltacaklar.

Lozan Barış Antlaşması’nın Önemi

23 Ağustos 1923 de TBMM tarafından Lozan Barış Antlaşması ile İtilaf Devletlerinin

işgal kuvvetleri Dolmabahçe önlerine Türk askerini ve Bayrağını selamlayıp Türk vatanın terk etiler.6 Ekim 1923 de Türk kuvvetleri İstanbul’a girdi. Böylece Mustafa Kemal’in 13 Kasım 1918 de boğazdaki düşman kuvvetleri için söylediği “Geldikleri gibi giderler” sözü de gerçekleşmiş, Türk vatanı düşmandan tamamen temizlenmiş olmuştu.

Lozan Barış Antlaşması Osmanlı Devleti’nin sona erdiği, yeni Türk devletinin siyasi ve ekonomik bağımsızlığının dünyaca kabul edildiği bir başarıdır. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti üzerinde yeni,genç, uluslararası alanda eşit haklara sahip bağımsız bir Türk devleti doğmuş oluyordu. Türk devletinin 4 yıldır sürdürdüğü onurlu mücadelesi sonunda kazandığı bu siyasi zafer, bağımsızlık mücadelesi veren bir çok millete ilham kaynağı olmuştur.

Lozan Barış Antlaşması ile Misak-ı Milli büyük ölçüde gerçekleşmiş,Türk devlet, asırlardı ekonomik bakımdan kalkınmasını engelleyen kapitülasyon yükünden kurtulmuştur.

Türk milletinin huzurlu ve uzun ömürlü barış dönemini başlatan bu antlaşma Ortadoğu ve Balkanlarda da barış ve istikrarın habercisi olmuştur. Diğer yandan Anadolu üzerindeki Ermeni ve Rum iddialarının sonsuza kadar tarihe gömülmesini sağlamıştır.

Mustafa Kemal Lozan Barış Antlaşması için şunlar söylemiştir;

“Lozan Antlaşması, Türk milletinin aleyhine yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tammlandığı sanılmış büyük bir süikastın çöküşünü bildiren bir belgedir. Osmanlı Devleti’ne ait tarihte benzeri görülmemiş bir siyasi zafer eseridir.”

POLİAKRİLONİTRİL (PAN) LİFLERİ

Vinil siyanür olarak da isimlendirilen akrilonitril, doymamış bir karboksilik asid olan akrilik asidin nitrilidir.

CH2 = CH – COOH                                            CH2 = CH – C º N

Akrilik Asidi                                                                              Akrilonitril

Akrilonitril, petrol destilasyon ürünlerinden kolay ve ucuz yöntemlerle elde edilebilmektedir. Sıvı haldeki akrilonitril, çeşitli katalizörler (benzoil peroksit, potasyum persülfat veya hidrojen peroksit + demirsülfat karışımı) kullanılarak polimerize edilir. Formül I.

N CH2 = CH   ®    – CH2 – CH –

| |

                                   C º N                    CºN                PAN

                     n

                                                     Formül I [1]

Bu polimer ilk defa 1930 yılında sentez edilmiş; 1930-1945 yılları arasında yapay kauçuk olarak kullanılmıştır. 1945 yılında ilk defa Fiber adı ile filament haline getirilerek piyasaya sürülmüştür. 1950 yılında Orlon adı ile filament halinde; 1952 yılında ise yine aynı adla kesikli elyaf halinde piyasaya verilmiştir.

Sentezi ile filament halinde üretimi arasında bu kadar uzun zaman geçmesinin sebebi poliakrilonitrilin yapısına bağlı bazı olumsuz özelliklerinin olmasındandır. Poliakrilonitril yaklaşık 200 °C olan erime noktasının civarındaki sıcaklıklarda bozunur. Bu yüzden yumuşak-eğirme ile filament haline getirilemez. Aynı zamanda da yapısı gereği bilinen organik çözücülerde de çözünemez. Çünkü, polimer zincirde negatif polarlığı bulunan nitril grupları, bir başka polimer zincirin metilen grubu hidrojeni ile H-köprüleri oluşturur. Bu bağlar, polimer zincirleri çapraz bağlarla birbirine bağlar. Ayrıca van der Waals kuvvetleri de zincirleri bir arada tutar, polimerin kristallenme oranını arttırır ve çözünürlüğünü azaltır. Bu nedenle uzun yıllar PAN polimerini çözebilecek uygun bir çözücü araştırılmakla geçmiştir. Formül II.

Böyle bir maddeyi çözmek için çözücü seçimi oldukça zordur; ancak birkaç uygun çözücü bulunabilir. En uygun çözücüler,  N,N-dimetil formamid  H-C-N(CH3)2,  dimetilsülfon   (CH3)2SO2   ve  N,N-dimetilasetamiddir   CH3-CO-N(CH3)2. Poliakrilonitril filamentleri polimerin bu çözücülerdeki çözeltilerinden elde edilir. PAN’ın N,N-dimetilformamiddeki % 25-40 lık çözeltileri yaş veya kuru-eğirme için kullanılır.

          /                               \

    CH2                             CH2

          \                               /

   H – C – C º N ….. H – C – C º N

          /                               \

       CH2                                           CH2

          \                               /

   H – C – C º N ….. H – C – C º N

          /                               \

       CH2                                           CH2

          \                               /

   H – C – C º N ….. H – C – C º N

          /                               \  

                  Formül II [1]

Yaş-eğirme yönteminde bu çözelti, koagülasyon banyosu olarak gliserin, kalsiyum klorür ve başka yardımcı maddeler içeren bir çözeltide filament haline getirilir. Çöken filamentler, koagülasyon banyosu bileşenlerinden arıtılmak üzere, iyice yıkanır. 100 ºC deki buharda 3-10 katı germe-çekme uygulanır. 10 misli germe, moleküllerin yönlenmesi dolayısıyla, dayanıklılıkta 7 kat artışa sebep olur. Bu şekilde üretilen filamentler kesikli lif veya tow şeklinde tüketilir.

Aynı çözelti kuru-eğirme yönteminde de kullanılır. Bu çözelti 400 ºC lik sıcak hava akımı geçen odalara spinneret başlıklarından püskürtülür. Çözücüsü buharlaşan filamentler, yıkandıktan sonra, 150-175 ºC de 3-10 katı germe-çekme verilir. Kuru eğirme ile elde edilen PAN lifleri filament halinde tüketilir.

İlk elde edilen poliakrilonitril filamentleri 100 saf polimerden oluşuyordu. Bunların yukarıda bahsedilen yapısal özelliği nedeniyle yönlenme ve kristallenme oranları oldukça yüksektir. Bu nedenle boyanma ve nem çekme gibi özellikeri olumsuzdu ve boyanma güçlüğü vardı. Günümüzde poliakrilonitril lifi üretiminde        % 100 PAN kullanılamaz. Bunun yerine özelliklerinin iyileştirmek ve boyanma yeteneğini kazadırmak üzere % 15’e kadar bir başka momomer içeren akrilonitril kopolimerleri sentez edilerek bunlardan lif üretilir. Polimere eklenen komonomerin yapısında polar grupların bulunması durumunda polimer zincir polarlık kazanır. Aynı zamanda yapıdaki kristalin bölgelerin oranı azalır. Böylece polimerin bazı çözücülerde çözünürlüğü ve boyanma yeteneği artar. Yapısında % 15’e kadar komonomer içeren poliakrilonitrilden yapılmış liflere akrilik elyaf adı verilir. Eklenen komonomerin polarlık özelliklerine göre akrilik lifler, ya anyonik veya katyonik karakterde olurlar. Poliakrilonitril zincirine komonomer olarak vinil piridin, akrilamid gibi bileşiklerin katılması bileşiğe asidik ortamlarda katyonik karakter kazandırır. Buna karşılık akrilik asid ve sodyum vinil benzen sülfonat gibi monomerler elyafı negatif yüklü kılar. Bu nedenle akrilik lifleri içindeki monomerin yapısına bağlı olarak anyonik modifiye akrilik lifleri ve katyonik modifiye akrilik lifleri şeklinde farklandırılır.

Bileşiminde % 35-85 oranında poliakrilonitril içeren sentetik kopolimerlerden yapılmış  elyafa “modakrilik elyaf” denir. Bunlarda komonomer olarak vinilklorür, viniliden klorür ve vinil disiyanür bulunmaktadır. Bunların çoğunda bu ikinci bileşenin ya miktarı veya türü açıklanmaz, patentli olarak saklanır. Bu nedenle akrilik elyafta olduğu gibi modakrilik elyafta da yapıları hakkında geniş bilgi edinme olasılığından yoksun bulunmaktayız.

Verel Modakrilikleri :

Ortalama % 60 oranında komonomer içerirler. Bu komonomerler vinil klorür ve viniliden klorürdür. Genellikle kesikli lif olarak üretilir. Verel, diğer termoplastik ve akrilik liflerden daha fazla nem çeker (% 3.5-5.4). rengi beyazdır. Asidlere ve bazlara karşı dayanıklıdır. Verel, yünden daha fazla, pamuk, keten ve ipekten ise daha az dayanıklıdır. Hafiftir ve kolaylıkla high-bulk iplik oluşturabilir. Termoplastik yapıdadır. Kuru temizlenebilir ve kolayca yıkanabilir. Yıkama sonunda kırışıklıklar kalabilir. Suda çekmez. Işığa karşı dayanıklıdır. Bazik ve 1:2 metal-kompleks boyarmaddelerle boyanabilir.

Sef Modakrilikleri :

Üretimi patentli olan bir başka modakrilik lif de Sef’dir. Sef, yarı parlak ve kesikli olarak üretilir. Asid ve bazlara karşı dayanıklıdır. Modakrilik lifleri içinde en az dayanıklı olanıdır. Esnekliği de azdır. Diğer modakriliklere göre daha az nem çeker. Termoplastiktir. Yıkama ve kuru temizlemeye dayanıklıdır. Güneş ışığına, asidlere ve bazlara karşı da dayanıklıdır. Bazik ve dispersiyon boyarmaddeleri ile boyanabilir.

Dynel Modakrilikleri :

Komonomer olarak vinil klorür içeren modakrilik lifleri, Dynel modakrilikleri adını alır. Bunlardan % 60 vinil klorür, % 40 akrilonitrilden oluşmuş polimerden çekilen filamentler Vinyon N ticari adı ile bilinir. Açık kremden sarıya giden renklerde olan bu polimer, sıcak asetonda çözündürülerek ya kuru-eğirme ile veya koagülasyon banyosu olarak su kullanmak suretiyle yaş-eğirme ile filament haline getirilir.

Dynel modakrilikleri diğer modakriliklerden daha dayanıklıdır. Islandığında dayanıklılığı bir miktar azalır. Nem çekme özelliği ise diğerlerinde daha azdır (% 0.4). kolayca yıkanır ve kuru temizlenebilir. Ağartıcılardan etkilenmez. Kuvvetli baz ve asid çözeltilerine karşı dayanıklıdır. Açık renklerde yüksek haslıklarla dispersiyon boyarmaddeleri, direkt boyarmaddelerin birçoğu ve bazı küp boyarmaddeleri ile boyanabilir. Siyah ve kahve gibi renklerde boyama için polimer halinde iken çözündürme işlemi yapılır.

Dynelden yapay kürkler, peluşlar, halı battaniye, döşemelik, perdelik kumaşlar ve çoraplar üretilir[1].

2.1. Akrilik Lifler

Poliakrilonitrilin hammaddesi çok ucuz olduğundan, bu polimerin lif üretiminde kullanılması düşünülmüş ve polimere, çeşitli monomerler % 15 sınırı içinde karıştırılarak değişik ürünler elde edilmiştir. Çeşitli firmaların elde ettikleri bu ürünlerin bileşimleri ve üretim teknikleri genellikle patentlidir. Bu nedenle bilinen pek çok akrilik lifin pek azının yapısı hakkında bilgi vardır. Bunların bazıları aşağıda verilmiştir.

a) Orlon Akrilikleri :

Orlon akrilikleri olarak üretilen liflerin çoğu % 100 e yakın oranda poliakrilonitril içerir. Orlon filamentlerinin mukavemeti, 2.2-2.6 g/denier; özgül ağırlığı ise 1.18 dir. Standart koşullarda nem çekme miktarı % 1.7 dir. Ütüleme sıcaklığı 150 ºC olmalıdır. Orlon akrilikleri çeşitli tipte ve sayılarla farklandırılarak üretilirler.

Orlon 42 kesikli lif şeklinde üretilir ve örgü iplikleri yapılır.

Orlon 81 ise filament şeklinde üretilir.

Orlon liflerinin, stapel tipi Orlon 39, Orlon 37, Orlon 21 tipleri de vardır. High-bulk olarak üretilirler. Ayrıca bikomponent lif şeklinde üretilenleri Orlon Sayelle adı ile bilinir; kıvrımlı bir yapıya sahiptir.Orlon tipi lifler, Almanya’da Dralon ticeri adı ile bilinmektedir.

%100 poliakrilonitrilden üretilen Orlon akrilikleri, üretim sırasında katalizör olarak kullanılan peroksi disülfat ve sülfit veya sülfat tuzları nedeni ile polimer zincir uçlarında anyonik karakterde sülfit veya sülfat grupları içerirler.

Bu nedenle, Orlon akrilikleri anyonik modifiye akrilik lifler olup, çözeltilerinde + yük taşıyan boyarmaddelerle boyanabilirler.

b) Acrilan Lifleri :

Acrilan liflerinin bileşimlerinde % 10-15 oranında katyonik monomerler bulunur. Genellikle komonomer olarak % 6 vinil asetat ve % 6 vinil pridin içerir. Üretimi, dimetil asetamiddeki % 20 lik çözeltisinden 140 ºC lik gliserin banyosu kullanılmak suretiyle yaş eğirme yöntemine göre yapılır. Stapel veya filament halinde üretilir. Asid, krom, direkt ve metal kompleks boyarmaddelerle boyanabilir.

Acrilan 16 döşemelik ve perdelik yapımında,

Acrilan 26 halı ipliği yapımında,

Acrilan 38 ise dikiş ve endüstri ipliği olarak kullanılır.

c) Courtelle Lifleri :

Kopolimer olarak az miktarlarda metil metakrilat içerir. Bu nedenle anyonik grup taşırlar. Polimerdeki anyonik grup oranı daha fazla olduğundan, katyonik boyarmaddeler karşı affinitesi Orlon akriliklerinden daha çoktur.

d) Creslan Lifleri :

Creslan lifleri komonomer olarak akrilamid içerirler. Monomerin yapısı katyonik karakterde olduğundan bu tip akrilik lifleri anyonik yapıda boyarmaddelerle boyanabilirler. Bunlar halı ve battaniye tipi materyalin yapımında kullanıldığı gibi, yün ile karıştırılarak kamgarn ve strayhgarn kumaşlar da üretilir.

e) Zefran Lifleri :

Komonomer olarak vinil pirrolidon içeren akrilik elyafı Zefran olarak bilinir. Daha çok halı ipliği olarak üretilir[1].

BALKAN ANTANTI

Türkiye Milletler cemiyetine katıldığı zaman Balkan Devletleri arasındada büyük bir yakınlaşma ve işbirliği başlamıştı.Bu gelişme 1934 yılında Balkan Antantı denilen ittifakı ortaya çıkmıştır.Balkanlılar arasındaki yakınlaşmanın esas unsuru ise 1930 Ekiminde’ki Türk-Yunan antlaşmalarının doğurduğu Türk-Yunan yakınlaşmasıdır.Öte yandan Locorno Anlaşmaları-Kellogg Paktı ve Litvinov Protokolu gibi barışçı teşebbüslerle Küçük Antant gibi Statükoyucu İttifakların ortaya çıkmasıda Balkanlaradaki işbirliğinde teşvik edici etkenler olmuştur.Balkan Birliği konusunda ilk adımlar Balkan hükümetleri tarafından değil fakat gayri resmi çabalarla atılmıştır.Dünya Barış Kongresi Derneğinin 1929 Ekimde Atinada yaptığı toplantıda kongre başkanı ve eski Yunan Başkanlarından Aleksandr Papanastasiyu devamlı bir Balkan Antantı kurulması fikrini orataya atmış ve Türkiye dahil Balkanlı delegasyonlar bu fikri kabul ederek 1930 Ekimde Atinada Birinci Balkan Konferansı açılmıştır.Bundan sonra bu konferanslar Atina -İstanbul-Bükreş ve Selanik olamak üzere her yıl tekrarlanarak Balkan Milletleri arasında bir işbirliği kurulmuştur. Bu konferanslar sonunda Balkan Ticaret ve Sanayi Odası-Balkan Denizcilik Bürosu-Balkan Ziraat Odası-Balkan Turist Federasyonu -Balkan Hukukçular Komisyonu -Balkan Tıp Federasyonu gibi teşekküller ortaya çıkmıştır.1932 de yapılan üçüncü Balkan konferansı ise bir Balkan Paktı tasarısı ortaya çıkartmıştır ki bu suretle iş birliği faliyetleri bununla siyasal münasebetler alanına geçirilmiş olmaktaydı.

Bununla beraber siyasal işbirliğinin gerçekleşmesi hemen mümkün olmadı.Balkan Konferanslarında görülmüştü ki özellikle Bulgaristan işbirliğinde çekingen davranmakta dır.Arnavutluk ile Bulgaristan Balkan Konferanslarında revizyonist gayelerini dolaylı bir şekilde belirterek azınlık meselelerinin de tartışmasında ısrar etmişler fakat Türkiye -Yunanistan -Yugaslavya ve Romanya buna engel olmuşlardı.Bununla beraber özellikle Türkiye uzlaştırıcı bir politika izliyerek Bulgaristanın tam işbirliğini sağlamaya çalışmış lakin başarılı olamamıştır.1933 Şubatında Küçük Antantın devamlı bir statü ve teşkilat kurması ve Almanyada Nazi Partisinin iktidara geçmesi Balkanlarıda harekete geçmeye sevk etmiştir.Türkiye ve Yunanistan siyasal alanda Bulgaristanda bir işbirliği kurulmasına ve bu konuda bir paktın imzasına karar verip 1933 Mayısında bu düşüncelerini Bulgaristana bildirdiler.Fakat Bulgaristan teklife yanaşmayınca Türkiye ve Yunanistan 14 Eylül 1933 de bir samimi anlaşma paktı (Pacte d’Entente Cordiale) imzaladılar.

10 yıl için imzalanmış olan bu pakt ile iki devlet sınırlarını karşılıklı olarak garanti ediyorlardı.Bu hüküm Makedonya üzerindeki emellerinden kurtulamayan Bulgaristanda tepki ve sinirlilik uyandırıyordu.Bulgaristanın bu şüphelerini gidermek ve Bulgaristanıda bu pakta almak için Türkiye Başbakanı İsmet İnönü ve Dış İşleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras Sofyaya gittilersede bir sonuç elde edemediler.

Türk-Yunan Paktı Romanyayı harekete geçirdi ve Romanya Dış İşleri Bakanı Titulescunun Ankarayı ziyareti sırasında 17 Ekim 1933 Türkiye ile Romanya arasında dostluk,saldırmazlık,hakem ve uzlaşma anlaşması imzalandı ve Romanyayı bu antlaşmayı imzalamaya götüren sebeplerden biri Bulgaristanın revizyonist isteklerinden çekinmesi,diğeride kendi deniz ticaretini bogazlarda serbest geçişin bekçisi olan Türkiyeye bağlı bulunması idi.Türkiyenin yaptıgı bu antlaşmalar Bulgarisrtanı sinirlendirdiğinden Bulgar basını Türkiye alehine kampanya açmış ve bu kampanya Türkiye basını tarafından cevapsız bırakıldı.Lakin Bulgaristanın bu tutumu Yugoslavyayı korkuttuğundan Türk Dış İşleri Bakanının Belgradı ziyareti sırasında Türkiye -Yugoslavya arasınde 27 Kasım 1933 de bir dotluk ve saldırmazlık antlaşması imzalandı.Yugoslavyayı bu antlaşmayı imzalamaya götüren sebep Bulgaristandan duydugu endişe kadar İtalyanın Arnavutltkta kurduğu kontrolun kendisi bakımından yarattığı tehlike idi.Bu antlaşmaların her üçüde aynı gayeyi taşıdığına ve gayelerde bir farklılık olmadığına göre yapılması gereken normal iş 4 devletin tek bir anlaşma ile birbirlerine bağlanmaları idi.İşte bu iş 9 Şubat 1934 tarihinde Balkan Antantının imzası ile gerçekleşti.Balkan Antantı ile taraflar sınırlarını karşılıklı olarak garanti altına alırlar ve birbirlerine danışmadan herhangi bir balkan devleti ile birlikte bir siyasal harekette bulunmayı veya siyasal anlaşma yapmamaya taahhüt ediyorlardı.Balkan Antantının ortaya çıkmasında asıl baş rolü Türkiye oynadıysada bu antantı sonuna kadar sadakat ile bağlana Türkiye oldu.Fakat bu anlaşma dört Balkan devleti arasında amaç edilen sıkı siyasal iş birliği gerçekleştiremedi,ve başlangıçtan itibaren bazı zayıflık unsurlarına sahip oldu.Antant ile birlikte gizli bir protokol de imzalandı.Buna göre taraflardan biri Balkanlı olmayan bir devlet tarafından saldırıya uğrar ve bir Balkan devletide saldırgana yardım ederse diğer taraflar bu Balkanlı saldırgana karşı birlikte savaşa gireceklerdir.Fakat bu protokol üzerine Türkiye bir Rus-Romen savaşında Romanyaya yardım etmeyecegini Rusyaya bildirmiştir.Yunanistanda bu protokole kendisine İtalya ile çatışmaya götürmeyecegi hususunda rezerv koymuştur.Öteyandan Balkan Antantı Batılılar ve Küçük Antantın kurucusu Çekoslavakya tarafında büyük bir hoşnutlukla karşılanmakla beraber 1936 dan itibaren Avrupada burhanların şiddetlenmesi ve Berlin Roma Mihverinin ağır basmaya başlaması Balkan Antantını zayıflamaya doğru götürmüştür.Bu gelişme özellikle 1937 den itibaren belirli bir hal almıştır.1936 da Avrupada Almanyanın üstünlüğü belirlenince Romanya-Bulgaristan ve Macaristandan fazla Almanyada endişe duymuş ve Balkan Antantı ile ilgisini zayıflatmıştır.Yugoslavya ise Berlin Roma mihveri karşısında İtalya ve Bulgaristanla anlaşma yoluna gitmiştir.Bulgaristan ve Yugoslavya arasında 24 Ocak 1937 de bir yıkılmaz barış ve samimi ebedi dostluk antlaşması imzalandı.Bunun arkasında Yugoslavya 25 Mart 1937 İtalya ile bir antlaşma imzaladı.5 yıl için imzalan bu anlaşma bu antlaşmanın tarafların mevcut milletler arası taahhütlerine helal getirmeyecegi belirtiliyor idisede 2 madde ile 2 devlet birbirlerini ilgilendiren ortak meselelerde birbirlerine danışma taahhudünde bulunuyorlardı.Bu ise Yugoslavyayı Balkan iş birliğinde daima İtalyayı hesaba katmak zorunluluğunda bırakıyorduBulgaristan-Yunanistan anlaşmasının imzasından önce Yugoslavya diğer Balkan Antantı ortaklarının muvafaketini almış sada Balkan Antantı birinci planda Bulgaristana yöneldiğine göre Yugoslavya-Bulgaristan antlaşması bu antlaşmanın ruhuna aykırı idi.Nihayet İtalyanın gittikçe kuvvetlenmesi Yunanistanıda İtalyaya karşı yumuşak bir tutuma götürmüştür.Münih konferansı ile Çekoslovakyanın parçalanması Küçük Antanta son verdiği gibi 1939 yılının olaylarıda Balkan Antantını parçalayacaktır.


Bedava İlan Verme