Ders Anlatım Eğitim Blogu,Öss,Sbs,Dersler

fizik, kimya, biyoloji, ingilizce, öss, sbs, öğretmenler

EDATLAR (İLGEÇLER):

Farklı tür ve görevdeki sözcükler ve kavramlar arasında anlam ilgisi kurmaya yarayan sözcüklere edat denir. Edatların tek başlarına anlamları olmadığı gibi, tek başlarına görevleri de yoktur. Ancak diğer sözcüklerle birlikte cümle içinde görev kazanırlar.

Dilimizde kullanılan başlıca edatlar şunlardır :
Gibi, kadar, sanki, için, ile, -den dolayı, -den ötürü, -den beri, -mek üzere, -e karşın, -e doğru, -e değin, denli, bile, -den öte, -den sonra, -den önce…

Başlıca Edatlar ve Farklı Kullanımları :

* İle :

Ek biçiminde de yazılabilen bu edatla oluşturulan edat öbeklerinin başlıca kullanımları şunlardır :

¨ İşin, eylemin, hangi araçla (vasıtayla) yapılacağını, yapıldığını bildirebilir.
Örnek :
İstanbul’ uçakla gideceğim. (Edat tümleci)

¨ İşin, eylemin kimle yapıldığını, yapılacağını bildirebilir.
Örnek :
Bu oyuncağı küçük kardeşimle yaptım. (Edat tümleci)

¨ İşin, eylemin nasıl yapıldığını, yapılacağını bildirerek durum zarfı olabilir.
Örnek :
Çocuk, büyük bir sevinçle yanıma geldi. (Durum Zarfı)

¨ İşin, eylemin nedenini bildirerek edat tümleci olabilir.
Örnek :
Arabanın devrilmesiyle yol trafiğe kapandı. (Edat tümleci)

¨ İki cümle arasında bağlaç görevi üstlenebilir.
Örnek :
Çok yorgundum; bu nedenle senin işini takip edemedim.(Bağlaç)

* Gibi : Bu edatla kurulan edat öbekleri şu görev ve anlamlarla karşımıza çıkarlar :

¨ Benzetme ilgisiyle durum zarfı, sıfat, sıfatın zarfı, zarfın zarfı ya da ek-eylem alarak bir ad cümlesinin yüklemi olabilirler. Örnek : Bu şato gibi ev kimin? (sıfat)
Çocuklar gibi sevindi kadıncağız. (durum zarfı)
Nermin gibi güzel bir kızım var benim de. (sıfatın zarfı)
Küçük kızım dün hasta gibiydi. (yüklem)

¨ Bazı durumlarda ölçü (nicelik) yönüyle karşılaştırma yapar. Örnek :
Senin gibi bencil birini görmedim.
Ayşe, Ali gibi çalışkandır.

¨ Cümleye, olabilirlik, kuşku anlamı da katar. Örnek :
Bugünlerde görüşmüyoruz, işleri bozuldu gibi.
Ayşe bugün ağlamış gibi.

¨ Bazı kullanımlarda cümleye tam değil de tam olmaya yakın, yaklaşık olma anlamı katar. Örnek : Yemek pişti gibi.
Kış geldi gibi.

* Kadar : Bazı kullanımlarda kadar edatı sözcükler ve kavramlar arasında benzetme ilgisi kurar.

Örnek :
Senin bugün cennet kadar vatanın var.
İnsan kadar acımasız varlık yoktur.

Cümleye civarında, dolayında anlamı katar.
Örnek :

Onu bir saat kadar bekledim.
İki kilo kadar aldım

Bazı cümlelerde, dek değin ilgeçlerinin anlamını karşılar, bitiş ilgisi kurar. Örnek :
Sabaha kadar yağmur yağdı.
İstanbul’a kadar otobüsle gittim.

Bu ilgeç bazı cümlelere ölçüsünde, derecesinde anlamı katar.
Örnek :
Gücümün yettiği kadar çalışacağım.

* Karşı : Bir ada yönelik kullanılırsa sıfat olur. Örnek : Karşı görüş, Karşı taraf

¨ Ad olarak kullanılır. Örnek : Buradan karşı güzel görünüyor.
Bir sandal kiralayıp karşıya geçti.

¨ Ad olarak kullanıldıklarında, belirtili ad tamlamalarında tamlayan ya da tamlanan olur. Örnek : Okulun karşında boş bir arsa var. (Tamlanan)
Karşının döneri daha güzel. (Tamlayan)

¨ “-e karşı” biçimindeki kullanımları edattır. Edat tümleci kurar. Örnek :
Küçüklerin büyüklerine karşı saygılı olması gerekir.
Bu söze karşı ne denir?

¨ “-e karşı” edatı, zaman anlamlı sözcüklere geldiğinde zarf tümleci kurar. Örnek :
Sabaha karşı bir fırtına koptu. (Zarf tümleci)

¨ “Karşı” sözcüğü, ikileme kurar, eylemleri eylemsileri durum anlamıyla sınıflandırarak zarf olur. Örnek : Toplantıda onunla karşı karşıya oturduk.

¨ Deyim biçiminde eylem öbekleri kurar. Örnek : Karşı çıkmak, karşı gelmek

* İçin : Bazı cümlelerde, sözcükler ve kavramlar arasında neden-sonuç ilgisi kurar. Bu kullanımda “-den” ekiyle anlamca özdeştir. Örnek :
Ders çalışmadığı için sınıfta kaldı. (Ders çalışmadığından)
Hava soğuk olduğu için dışarı çıkmadım. (soğuk olduğundan)

¨ Bazı cümlelere amacıyla, maksadıyla anlamı katıp amaç-sonuç ilgisi kurar. Örnek :
Seni görmek için buraya geldim. (Gelmesinin amacı görmek)
Koşu yapmak için spor ayakkabısını giydi. ( Ayakkabıyı giymesinin amacı koşu yapmaktı.)

¨ Kimi kullanımlarda cümleye hakkında, konusunda anlamı katar. Örnek :
Senin için sözüne fazla güvenilmez diyorlar.
Babam için çabuk iyileşir diyorlar.

¨ Bazı cümlelere özgüleme anlamı katar. Örnek : Bu kitapları senin için aldım.
Akşamki oyun için bilet aldık.

¨ Kimi kullanımlarda “sahip olmak adına, uğruna” anlamı katar. Örnek :
Dedelerimiz bu vatan için canlarını feda etmişler.

¨ Cümleye “karşılık” anlamını katarak edat tümleci olabilir. Örnek :
Bu eski kitap için tam on milyon ödedim. (Edat tümleci)

* Üzere : Bazı durumlarda için edatıyla özdeş olup, cümleye amacıyla, maksadıyla anlamı katar. Örnek : Mektubu sana göndermek üzere yazmıştım.
Tatile gitmek üzere çantamı hazırladım.

¨ Bazı cümlelere şartıyla, koşuluyla anlamı katar. Örnek :
Kitabı yarın getirmek üzere aldı.
Bir hafta sonra ödemek üzere ondan para istedim.

¨ “Üzere” edatının, tam değil de tam olmaya yakınlık, yaklaşık olma anlamı da vardır. Örnek: Arkadaşım gelmek üzere.
Yağmur dinmek üzere.

* Yalnız-Ancak : Bir ada yönelik kullanılırsa, sıfat olur. Örnek : Yalnız adam, yalnız kişi

¨ Bir eylemi ya da eylemsiyi nitelemesi halinde, belirteç olur. Örnek :
Bu kadar yolu yalnız gelmiş. (Nasıl gelirdi? Yalnız)
Beni yalnız bırakıp gitti. (nasıl bırakıp? Yalnız)

¨ İki cümleyi birbirine bağlaması halinde, ama, fakat bağlaçlarının görevini üstlenir. Örnek:
Bu işi yaparım, yalnız paramı peşim isterim.
Ben de gelirim, yalnız bugün çok işim var.

¨ Edat olması halinde cümleye “sadece, tek, bir tek gibi” anlamlar katar. Örnek :
Aradığınız kitabı yalnız burada bulabilirsiniz.
Bu sandık yalnız bu anahtarla açılır.

ANCAK : Bu edat ötekilerin aksine, kendinden önceki sözcük veya sözle değil, kendinden sonraki sözcük veya sözle öbekleşir ve cümleye “tek, bir tek” anlamlarını katar. Bu yüzden de edat olan “ancak” sözcüğünü bağlaç veya zarf olarak karşımıza çıkan “ancak” sözcüklerinden ayırmak çok kolaydır. Örnek :
Bu sorunu ancak Ahmet Bey çözebilir. (edat)
Çok aradım; ancak (ama) istediğim gibi bir ev bulamadım. (bağlaç)
Bu kömür bize iki ay ancak (zor) yeter. (zarf)

Görevlerine Göre Edatlar :

¨ Addan önce gelerek, sıfat öbeği halinde bir sıfat tamlamasının tamlayanı olabilirler.
Örnek : O mağazada bedenime göre elbise bulamadım. (Tamlayan)
Onun gibi insan az bulunur bu dünyada.(Tamlayan)

¨ Sıfattan önce gelerek, söz konusu sıfatın zarfı olabilirler. Örnek :
Bu kadar soğuk bir insan görmedim.
Zarf           Sıfat

¨ Zarftan önce gelerek, söz konusu zarfın zarfı olabilirler. Örnek :
Onun kadar şık giyinmek istiyorum ben de.

¨ Eylemden veya eylemsiden önce gelerek bir temel ya da yan cümlenin, durum, zaman, koşul, yer-yön ve azlık-çokluk bildiren zarf tümleci olabilirler. Örnek :
Çocuklar gibi ağladık hepimiz. (temel cümlenin durum zarfı)
Çocuklar gibi ağlamamıza herkes güldü. (yan cümlenin durum zarfı)
Düne kadar onu tanımıyordum. (temel cümlenin zaman zarfı)
Düne kadar onu tanıdığımı söyleyemem. (yan cümlenin zaman zarfı)
Tekrar görüşmek üzere toplantıya bir saat ara verdik. (temel cümlenin koşul zarfı)
O dakika kadar bekleyebilir misin beni? (temel cümlenin azlık-çokluk zarfı)
On dakika kadar beklemen gerekiyor beni. (yan cümlenin azlık-çokluk zarfı)
Bahçe kapısına doğru hızlı hızlı yürüdüm. (temel cümlenin yer-yön zarfı)
Bahçe kapısına doğru yürümek istedim. (yan cümlenin yer-yön zarfı)

¨ Ek-eylem alarak bir ad cümlesinin yüklemi olabilirler. Örnek : Onun boyuda senin boyun kadardı.

¨ Özne olabilirler. Örnek : Bu kadarı yeter bana.

¨ Hal eklerini alarak cümlenin belirtili nesnesi, dolaylı tümleci olabilirler. Bu kullanımlarında edatın adlaştığı söylenebilir.
Örnek:
Onun gibisini asla bulmazsın. (belirtili nesne)
Onun gibisine her şeyimi veririm. (dolaylı tümleç)

¨ Amaç, araç, sebep ve kişiye görelik bildirdiklerinde ya da hakkında, uğrunda, karşılık anlamlarıyla kullanıldıklarında edat tümleci olurlar. Örnek :
Bulaşıkları yıkamak için biraz su ısıttım. (amaç)
Geciktiğim için özür diledim ondan. (temel cümlenin sebep zarfı)
Geciktiğim için özür dilemem gerekiyor ondan. (yan cümlenin sebep zarfı)
Mektuplarını dolmakalem ile yazmalısı. (araç)
Babama göre asıl suçlu bu adam değilmiş. (görelik)
Akşamki tiyatroya kardeşimle gideceğim. (birliktelik)
Ömer bey için iyi şeyler söylemiyorlar. (hakkında)
Bu vatan için canımı seve seve veririm. (uğrunda)

Banka borçları için evini ipotek etmiş. (karşılık)

Daha evvel Doğu’da ve Türkler’de roket silahlarının gelişmesi anlatılmıştı. Once Haçlılar ve sonra İstanbul’un fethi ile birlikte Avrupa, Türkler ile temasa geçti ve ortaçağ’dan ayrılan Avrupa her alanda olduğu gibi gerek barut ve gerekse roketçilikte ilerlemeler kaydetti.

Havai fişekler ve roketler Avrupa savaşlarında da görülmeye başlandı. Fakat geniş uygulaması yine Doğu’dan Hindistan’dan gelecektir.

1780-1784 seneleri arasında Hindistan’da Meysür Sultani Haydar Ah Han’ın kuvvetleri, İngiliz, Fransız ve Hollandalıların işgal hareketlerine karşı roket kullanmaktaydı. Hatta Ah Han’ın ordusunda bir roket sınıfı bulunmaktaydı . Roketler 3 – 6 Kg. ağırlığında, gövdesi demir bir boru olup 3 m. boyunda bir bambu sırığına bağlı idiler. Bu onlara yön veriyordu, menzilleri 2500 m. kadardı.

Bir İngiliz gözlemecisi hatıralarında (Füzeler çok gürültü yapıyorlar ve süvarinin son derece moralini bozuyorlar ve kitle halinde harekat yapan bu kıt’alara etkili oluyor, uzun kollar halinde yürüyen piyadeye etkili olmuyorlar) derken, Bayly isimli bir İngiliz zabiti ise hatıralarında (20.000 düşmanın tüfekleri ve füzeleri aralıksız ateş ediyordu, bu kadar yoğun dolu bile görülmemiştir, mavi ışık yanar yanmaz füze sağanağına tutuluyorduk. Bir kısmı yürüyüş kolunun önünden girip ardına kadar geçiyor,çok sayıda ölü ve yaralı kaybı ile ayrıca bambu sapları da korkunç yırtıklara sebebiyet veriyorlardı) demektedir

1807 yılında İngiliz filosu Congreve’in roketlerini Kopenhag şehrinin bombardımanlarında kullandı. 25.000 roket atarak şehri yaktı.

1812’de Birleşik Amerika kurtuluş savaşında da İngilizler roket kullandılar. 13 – 14 Eylül 1814 gecesi Baltimore şehrindeki Fort Mac Henry kalesinin bombardımanında İngilizler Erebus roket atış gemisinden istifade ettiler

1816’da Cezayir bombardımanında roketler kullanıldı. İngilizler 1818’de bir roket tugayı teşkilatlandırdılar. İngiliz başarıları karşısında Danimarka, Fransa, İtalya,Rusya gibi bazı Avrupa memleketleriyle diğer küçük devletler müstakil roket sınıfları kurmakta gecikmediler. 1828-1829 Türk – Rus savaşında Ruslar, Kafkas bölgesinde kıtalarımıza karşı roket kullanacaklardır. Meksika – Amerika 1846-1848 savaşında bu defa Amerikalılar bu silahı kullandılar. Kırım savaşı esnasında Türk – Fransız – İngiliz müttefik kıt’aları Rus kuvvetlerine karşı bol sayıda roket kullandılar.

Sivastopol savaşının sonunda roketler önemlerini]kaybedeceklerdir. Çünkü saklanmaları güçtür. Denilebilir ki İkinci Dünya Savaşına kadar topçunun gelişimi bilhassa top menzillerinin çok artışı roket silahının bırakılmasına sebep oldu.

1921, bir devlet için gerekli kurum ve organların oluşturulduğu yıl olmuştur. TBMM Hükümeti 1921 yılı başında bir taraftan 6 Ocak’ta başlayan Yunan saldırısına cevap verirken diğer taraftan da isyan eden milis kuvvetlerini tasfiye ederek devlet otoritesini etkin kılmak, düzenli orduyu oluşturmak, anayasa yapmak ve ilk bütçeyi hazırlamak gibi yeni devletin kuruluşuna yönelik önemli sorunlarla da uğraşmıştır.

   İstanbul’un işgali ve son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın itilaf kuvvetlerince basılıp çalışamaz hale gelmesi üzerine Mustafa Kemal ve arkadaşlarınca Ankara’da bir meclisin toplanması kararlaştırıldığında, bunun “kurucu” mu yoksa “normal” bir meclis mi olacağı tartışmaları gündeme gelmişti. Mustafa Kemal, kurucu niteliklere sahip bir meclis, yani anayasa da yapacak bir meclis olmasını istemişti. Ancak böyle bir ifadenin bazı kafalarda, yeni bir devlet kuruluşunu çağrıştırıp seçimlerin engelleneceği anlaşıldığından, Meclis’in olağanüstü yetkilere sahip (selahiyet-i fevkaladeye sahip) bir meclis olarak toplanması kararlaştırılmıştı. 

   23 Nisan 1920’de BMM’nin açılışı ile ulus egemenliğine dayalı yeni bir devletin temeli atılmış ve 2 Mayıs 1920’de kabul edilen bir yasa ile Bakanlar Kurulu’nun nasıl belirleneceği saptanmıştı. “Meclis Hükümeti” denilen sistemi getiren bu yasa, Bakanlar Kurulu üyelerinin belirlenmesini tek kişi keyfiliğine bırakmıyor, bakanların meclis üyelerinin oylarıyla işbaşına gelmesini sağlıyordu. Meclis, yürütmeyi çıkardığı bu kanun ile yasal temele oturttuktan sonra, çıkaracağı diğer yasaların hangi sayısal temele dayanması gerektiği üzerinde çalışmalara başlamıştır. 5 Eylül 1920 tarihinde çıkarılan “Nisab-ı Müzakere” (yeterli çoğunluk) yasası ile değişken milletvekili tablosu karşısında salt çoğunluk, TBMM’nin işleyişi, amacı ve süresi konusunda belirlemelerde bulunulmuştur. Bunlarla yetinmeyen BMM temel haklar komisyonu oluşturmuş ve bu komisyonun hazırladığı “Büyük Millet Meclisi’nin Kuruluş ve Niteliği” ile ilgili yasa taslağını görüşmeye başlamıştır. Bu taslağın 1. maddesi “Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme güçlerini kendinde toplar ve devleti bağımsız olarak yönetir.”  hükmü tutucu milletvekillerince tepkiyle karşılanmıştı. 

   Hükümet, 18 Eylül 1920’de de meclise bir anayasa tasarısı ve bu tasarıya gerekçe özellikleri taşıyan halkçılık programı getirmiştir. Özel bir komisyona havale olunan program ve taslaktan, program bildiri şekline sokulduktan sonra meclisçe de kabul edilerek, “Halkçılık Programı” adıyla yayınlanmıştır. Anayasa taslağı ise yine tutucuların tepkisine neden olmuştur. Bunlar, BMM Hükümeti’nin geçici bir hükümet olmasını ve Nisab-ı Müzakere Kanunu’nun 1. maddesinde vurgulanan amacın elde edilişine kadar, yani “Hilafet ve Saltanat’ın ve vatanın istiklali ve milletin kurtuluşuna kadar çalışması” hükmünün konmasını istiyorlardı. Tutucular, Hilafet ve Saltanat düzenini garanti altına almak için anayasanın geçici olmasını istemişlerdir. 

   Ulusun egemenliğine dayalı varolan düzeni hukukileştirmek amacında olan Mustafa Kemal, tutuculara meclisin 25 Eylül’de gerçekleştirdiği gizli oturumunda “Bugün koyacağımız yasa ilkeleri varlığımızı ve bağımsızlığımızı kurtaracak olan Millet Meclisi’ni ve Ulusal Hükümetimizi güçlendirecek anlam ve yetkiyi kapsamalı ve dile getirmelidir … Eğer amaç bugünkü halife ve padişaha olan bağlılığı bir daha söyleyip belirtmekse, bu kişi haindir. Düşmanların yurt ve ulusa kötülük yapmakta kullandıkları maşadır.” sözleriyle yanıt vermişti. 

   Meclis anayasa konusundaki çalışmalarını, 20 Ocak 1921’de sonuçlandırdı. Kabul edilen anayasa “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu” adıyla yürürlüğe konuldu. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ve “Kuvvetler Birliği” ilkelerine dayanan bu anayasa klasik anayasa tekniğine uygun değildir. Bir anayasada bulunması gereken birçok konuya yer vermemiştir. Bu tür durumlarda Osmanlı’nın Kanun-i Esasi’sine başvurulduğundan iki anayasalı bir dönemi başlatmıştır. 

“Temel hükümler” ve “idari teşkilat” olmak üzere iki bölüm ve 23 maddeden oluşan bu anayasanın, bir de sayı verilmeyen “madde-i münferide”si (ek madde) vardı. Anayasanın ilk 9 maddesi yasam ve yürütmeyi düzenemekte, BMM’nin oluşumunu ve yetkilerini belirlemekte, diğer maddeleri ise vilayet, kaza, nahiye yönetimleri ile genel müfettişlik konularına yer vermekteydi. Teşkilat-ı Esasi’de devlet başkanlığı kurumuna değinilmemiş, olağanüstü koşullar içinde bulunulduğunda kamu hakları konusuna yer verilmemiştir. Mustafa Kemal tarafından Sadrazam Tevfik Paşa’ya da 30 ocak 1921 tarihinde bildirilen anayasanın temel maddeleri şunlardı.

    Egemenlik kayıtsız ve şartsız ulusundur. Yönetim usulü halkın kendi mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayanır. Yürütme gücü ve yasama yetkisi, ulusun tek ve gerçek temsilcisi olan BMM’de belirir ve toplanır. Türkiye Devleti, BMM’nce yönetilir ve hükümeti TBMM Hükümeti adını alır.  BMM, iller halkınca seçilen üyelerden kurulur. BMM’nin seçimi iki yılda bir yapılır seçilen üyelerin üyelik süresi iki yıldır ve bunlar yeniden seçilebilirler. Eski meclisin görevi, yeni meclis toplanıncaya kadar sürer. Yeni bir seçimin yapılmasına imkan olmadığı takdirde, toplantı dönemi yanlız bir yıl uzatılabilir. BMM üyelerinin her biri kendini seçen ilin ayrıca vekili olmayıp bütün ulusun vekilidir. BMM Genel Kurulu, Kasım başında çağrısız toplanır.  Din buyruklarının (ahkam-ı şerriye) yerine getirilmesi, bütün yasaların konulması, değiştirilmesi, kaldırılması, anlaşma ve barış yapılması ve savaş kararı verilmesi gibi temel haklar, BMM’nindir. Yasalar ve tüzükler düzenlenirken, halkın işine en uygun ve zamanın gereklerine en elverişli din ve hukuk hükümleriyle töreler ve önceki işlemler temel olarak alınır. Bakanlar Kurulu’nun görev ve sorumluluğu özel yasayla belirtilir.  BMM, çeşitli bakanlıkla özel yasasına göre seçtiği bakanlar aracılığıyla yönetilir. Meclis yürütme illeri için bakanlara yön verir ve gerektiğinde bunları değiştirir. BMM Genel Kurulu’nca seçilen başkan, bir seçim süresince BMM Başkanı’dır. Bu kimlikle meclis adına imza atmaya ve  Bakanlar Kurulu kararlarını onaylamaya yetkilidir. Bakanlar Kurulu üyeleri içlerinden birini kendilerine başkan seçerler. Ancak BMM Başkanı, Bakanlar Kurulu’nun da doğal başkanıdır. Kanun-i Esasi’nin işbu maddelerle çelişmeyen hükümleri, eskiden olduğu gibi yürürlüktedir.

   Kanun-i Esasi’nin tümünü değil temel hükümlerini kaldıran bu anayasanın 7. maddesi, padişahın kutsal hakları arasında sayılan yetkileri, BMM’ye ait haklar olarak tanımıştır. 1 ve 2. maddeler ise “İslami-monarşik” Osmanlı anayasasını tüm olarak anlamsız hale getiren Cumhuri bir içerik taşımaktadır. Hatta bu anayasa, 7. maddesinde şerri hükümler ve fıkıhtan söz etmesine rağmen Osmanlı Anayasası’nın 2. maddesi ve 1924 Anayasası’nın 2. maddesi gibi (Türkiye Devleti’nin dini İslam’dır- 1921 Anayasası 2. madde) açık bir hüküm getirmemekle laik bir anayasa sayılabilir. 

   1921 Anayasası, cumhuriyetçi ve laik bir anlam taşıdığı halde, Saltanat ve Hilafet müessesini anayasa düzeninden kesinlikle söküp atmamıştır. Münferit maddede, 5 Eylül 1921 tarihli Nisab-ı Müzakere Kanunu’nun 1. maddesine atıf yapılarak “BMM; Hilafet ve Saltanatın vatan ve milletin istihlas ve istiklaninden ibaret olan gayesinin husulüne kadar şerait-i atiye dairesinde müstemirren inikat eder.” düştüğü çelişmeyi daha çok arttırmıştır. Tutucular, Nisab-ı Müzakere kanunun atıf yapan münferit maddeyi kabul ettirmekle, Anayasası’nın geçiciliğini kabul ettirmiş olduklarına inanıyorlardı. İhtilalci grup ise bu tavizi verirken, saltanat kurumunu bir anayasa organı olarak tanımamış, padişahın yetkilerini de ele geçirmiş bulunuyordu.

Türk Ordusu ve Milli Savunma

1-Türklük ve Askerlik:
Türklerin birçok özellikleri yanında en çok belirmiş olan yönü iyi bir asker olmasıdır. Çok eski devirlerden beri çeşitli adlarda kurulmuş olan Türk Devletinin temeli düzenli bir askeri teşkilata dayanır. Askerlik ilk önce Türklerde bir meslek, sonra da milli bir görev olmuştur. Türkler, mükemmel askeri kuruluşları ve değerli komutanları sayesinde varlığını ve bütünlüğünü dünyaya tanıtmıştır. Türk askeri cesur, feragat sahibi, disiplinli ve saygılıdır. Kanuni devrinde Avusturya sefiri olarak İstanbul’da bulunan Büsbek (Busbecq), Türk askerlerinden ve ordu kuruluşlarından şöyle sözeder:

“Türkler, sefer esnasında sabırlı, tahammülü ve iktisatla hareket ederler.

Türk sistemini kendi sistemimizle mukayese edince istikbalin başımıza getireceği şeyleri düşünerek titriyorum. Bu ordu galip gelecek ve payidar olacak, biz ise mahvolacağız. Çünkü Türkler hiç sarsılmamış kuvvete sahip oldukları gibi, kendilerine has zafer itiyatları, meşakkatlere tahammül kabiliyeti, intizam, disiplin, kanaatkarlık ve uyanıklık var.”

Son yüzyıllarda uğradığımız yenilgiler Türk askerinin değil, değersiz komutanların ve bozuk devlet kuruluşunun eseridir. Nitekim Birinci Dünya Savaşında küçümsenen Türk ordusunun çeşitli cephelerde gösterdiği başarılar, Türk askerlik ruhunun kahramanca bir görüntüsüdür. Yine Türk askerlik ruhunun ölmezliğini bilmeyen yabancılar, İstiklal Savaşındaki zaferimizi “Türk mucizesi” diye adlandırdılar.

2-Cumhuriyet Ordusu:
İstiklal savaşından sonra yurt savunmasında ordunun büyük rolü anlaşıldığından, gelişmesinde ve modernleşmesinde devlet, bütün maddi ve manevi gücünü kullanmaktan bir an geri durmadı. Bugün artık savaş gücü, bir milletin siyasi, askeri, ekonomik, kültürel ve manevi varlığının bütün demektir. Herhangi bir saldırı karşısında, vatanın bütün gücü büyük dava uğrunda harekete getirilecek ve zafer sağlanacaktır. Bunun için Cumhuriyet Hükümeti, barış zamanında ordumuzu eğitmek, bilimsel ve teknik bir ordu kurmak için çalışmalara başladı. Ordunun noksanlarını tamamlamak işi Milli Savunma Bakanlığı’na verildi. Ordunun eğitim ve öğretimiyle de Genel Kurmay Başkanlığı meşgul olmaktadır. Askeri Liseler, Harp Okulu, Harp Akademisinin yetiştirdiği değerli elemanlar ordumuzun komutanlık görevini ele almaktadırlar.

Üniversite mezunları Yedek Subay Okulu’nu bitirdikten sonra orduda subay olarak askerlik görevlerini yapmaktadırlar.

Atatürk’ün Türk Ordusuna Son Mesajı
Zaferleri ve mazisi insanlık tarihiyle başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk Ordusu.

Memleketini en buhranlı ve müşkül anlarda zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmış isen Cumhuriyetin bugünkü feyizli devrinde de askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtaları ile mücehhez olduğun halde vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur.

Bugün, Cumhuriyetin on beşinci yılını mütemadiyen artan büyük bir refah ve kudret içinde idrak eden büyük Türk milletinin huzurunda kahraman ordu, sana kalbi şükranlarımı beyan ve ifade ederken büyük ulusumuzun iftihar hislerine de tercüman oluyorum.

Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefine dahili ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir iman ve itimadımız vardır. Büyük ulusumuzun orduya bahşettiği en son sistem fabrikalar ve silahlar ile her türlü vazifeyi ifaya müheyya olduğunuza eminim. Bu kanaatle kara, deniz ve hava ordularımızın kahraman ve tecrübeli komutanları ile subay ve eratını selamlar ve takdirlerimi bütün ulus muvacehesinde beyan ederim.

Daha evvel Doğu’da ve Türkler’de roket silahlarının gelişmesi anlatılmıştı. Once Haçlılar ve sonra İstanbul’un fethi ile birlikte Avrupa, Türkler ile temasa geçti ve ortaçağ’dan ayrılan Avrupa her alanda olduğu gibi gerek barut ve gerekse roketçilikte ilerlemeler kaydetti.

Havai fişekler ve roketler Avrupa savaşlarında da görülmeye başlandı. Fakat geniş uygulaması yine Doğu’dan Hindistan’dan gelecektir.

1780-1784 seneleri arasında Hindistan’da Meysür Sultani Haydar Ah Han’ın kuvvetleri, İngiliz, Fransız ve Hollandalıların işgal hareketlerine karşı roket kullanmaktaydı. Hatta Ah Han’ın ordusunda bir roket sınıfı bulunmaktaydı . Roketler 3 – 6 Kg. ağırlığında, gövdesi demir bir boru olup 3 m. boyunda bir bambu sırığına bağlı idiler. Bu onlara yön veriyordu, menzilleri 2500 m. kadardı.

Bir İngiliz gözlemecisi hatıralarında (Füzeler çok gürültü yapıyorlar ve süvarinin son derece moralini bozuyorlar ve kitle halinde harekat yapan bu kıt’alara etkili oluyor, uzun kollar halinde yürüyen piyadeye etkili olmuyorlar) derken, Bayly isimli bir İngiliz zabiti ise hatıralarında (20.000 düşmanın tüfekleri ve füzeleri aralıksız ateş ediyordu, bu kadar yoğun dolu bile görülmemiştir, mavi ışık yanar yanmaz füze sağanağına tutuluyorduk. Bir kısmı yürüyüş kolunun önünden girip ardına kadar geçiyor,çok sayıda ölü ve yaralı kaybı ile ayrıca bambu sapları da korkunç yırtıklara sebebiyet veriyorlardı) demektedir

1807 yılında İngiliz filosu Congreve’in roketlerini Kopenhag şehrinin bombardımanlarında kullandı. 25.000 roket atarak şehri yaktı.

1812’de Birleşik Amerika kurtuluş savaşında da İngilizler roket kullandılar. 13 – 14 Eylül 1814 gecesi Baltimore şehrindeki Fort Mac Henry kalesinin bombardımanında İngilizler Erebus roket atış gemisinden istifade ettiler

1816’da Cezayir bombardımanında roketler kullanıldı. İngilizler 1818’de bir roket tugayı teşkilatlandırdılar. İngiliz başarıları karşısında Danimarka, Fransa, İtalya,Rusya gibi bazı Avrupa memleketleriyle diğer küçük devletler müstakil roket sınıfları kurmakta gecikmediler. 1828-1829 Türk – Rus savaşında Ruslar, Kafkas bölgesinde kıtalarımıza karşı roket kullanacaklardır. Meksika – Amerika 1846-1848 savaşında bu defa Amerikalılar bu silahı kullandılar. Kırım savaşı esnasında Türk – Fransız – İngiliz müttefik kıt’aları Rus kuvvetlerine karşı bol sayıda roket kullandılar.

Sivastopol savaşının sonunda roketler önemlerini]kaybedeceklerdir. Çünkü saklanmaları güçtür. Denilebilir ki İkinci Dünya Savaşına kadar topçunun gelişimi bilhassa top menzillerinin çok artışı roket silahının bırakılmasına sebep oldu.

LONDRA KONFERANSI ( 23 ŞUBAT – 12 MART 1921 )

Londra Konferansı’nın Toplanma Sebepleri

· I. İnönü zaferi üzerine, itilaf devletleri arasında görüş ayrılığının ortaya çıkması.

    İtalya ve Fransa’nın TBMM hükümetiyle barış yapmakta lotekli olmaları, İngiltere’yi de etkilemiş ve böylece İngiltere’nin girişimiyle Londra Konferansının toplanması kararlaştırılmıştır. Doğu cephesinde Ermenilere karşı zafer kazanılması. Sovyet Rusya ile TBMM arasındaki dostluk ilişkilerinin gelişmesi. Güney cephesindeki Fransızlara karşı başarı elde edilmesi. İtilaf devletleri, Londra konferansındaki Sevr’i biraz değiştirerek Türk tarafına kabul ettirmek istemişlerdir. İtilaf devletlerinin Osmanlı hükümetinin yanında TBMM hükümetinin temsilcisinin de Londra konferansına katılmasını istemelerindeki amaçları, Türk tarafı arasında ikilik çıkartarak birbirine düşürmek idi. Mustafa Kemal Türk milletinin asıl temsilcisinin TBMM hükümeti olduğunu söyleyerek konferansa doğrudan çağrılmadıkça katılmayacaklarını bildirdi. Bunun üzerine; TBMM hükümeti İtalya aracılığı ile konferansa çağrıldı. TBMM hükümetinin Londra konferansına katılmaktaki amacı barışçı olmadıkları hakkında yapılan propagandaları önlemek, milletler arası platformda TBMM yi kabul ettirmek, Misak-ı Milliyi Dünya kamuoyuna açıkça anlatmak idi.konferansta ilk söz hakkı verilen İstanbul hükümetinin temsilcisi sadrazam Tevfik paşa, “Söz hakkı Türk milletinin gerçek temsilcisi olan TBMM hükümetinin temsilcisine aittir.” Diyerek sözü TBMM nin temsilcisi Bekir Sami beye bırakmıştır.Bekir Sami bey misak-ı milliden asla vazgeçmeyeceklerini söyleyerek Anadolu’nun boşaltılmasını istedi. Yunanlılar ise ne Anadolu’nun boşaltılmasını nede Sevr’in değiştirilmesini istediler.Bekir Sami bey İngiltere, Fransa ve İtalya temsilcileri ile ayrı ayrı sözleşmeler yaptı. Ancak bunlar TBMM tarafında Misak-ı Milliye aykırı oldukları gerekçesiyle reddedildi. Fransa ve TBMM hükümeti Londra da başlayan görüşmeleri konferanstan sonra da devam ettirdi. Fransa görüşmelerde bulunmak için Ankara’ya temsilci gönderdi. Yapılan bu görüşmeler Ankara antlaşması zemini hazırladı.

Londra Konferansının Sonuçları

    itilaf devletleri TBMM’yi resmen tanımış oldu. Türk milletinin Sevr i kabul etmeyeceği bir defa daha vurgulandı. TBMM ilk defa milletler arası bir konferansta temsil edildi. Yunan ordusu Ankara’ya doğru saldırıya geçmek için zaman kazandı. İtilaf devletleri arasındaki görüş ayrılıkları iyice belirginleşti.

HAÇLI SEFERLERİ ( 1095-1270 ) :
1095 yılında başlayan ve 1270 yılında sona eren Katolik Kilisesi’nin önderliğinde Avrupa’dan Ortadoğu’ya yönelik olan dinsel görünümlü askeri eylemlerdir. 8 Haçlı Seferi olup, bunlardan ilk dördü daha önemli ve büyüktür.

Bu seferlerin nedenleri:
1. Hristiyanların kutsal saydıkları Kudüs ve çevresini almak istemeleri,
2. Cluny (Kluni) Tarikatının Avrupa’daki etkinliğini artırmak istemesi,
3. Seferlerin Hristiyanların günahlarından arınabilmesinin yöntemi olarak gösterilmesi,
4. İslam ülkelerinin zenginliği, Avrupa’nın yoksulluk içinde olması,
5. Yoksul soyluların (şövalyelerin ) serüven peşinde koşmaları,
6. Bizans’ın Avrupalıları Müslüman Türklere karşı yardıma çağırması,
7. Katolik Kilisesi’nin Ortodoks Kilisesi’ni ( Patrikhaneyi ) kendi bünyesi içine alarak yutmak istemesi,
8. İtalyan tüccarlarının Doğu Akdeniz ve Karadeniz’deki ticaret merkezlerini ele geçirmek istemesi.
Birinci Haçlı Seferi Kudüs’ü almaya yönelik yapılmış ve büyük oranda başarılı ol-muştur. Haçlılar, Kudüs dahil, Güneydoğu Anadolu’dan başlayarak Sina Yarımadası’na kadar uzanan topraklarda Latin kontlukları kurmuşlardır. İkinci Haçlı Seferi Urfa’yı geri almak ve Kudüs’ü Fatımi Devleti’nin baskılarından kurtarmak amacıyla kralların katıldığı ilk seferdir. Üçüncü Haçlı Seferi, Eyyubiler’in ele geçirdiği Kudüs’ü geri almak amacıyla düzenlenmiş ama bu ordular Filistin’de Eyyubiler tarafından yok edilmiştir. Dördüncü Haçlı Seferi, Kudüs’e yönelik yapılmasına karşın, İstanbul’un Latinler tarafından ele geçirilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu gelişmeler üzerine, Bizans hanedanlarından biri İznik’e kaçarak orada 1261 yılına dek hüküm sürecek olan İznik Rum İmparatorluğu’nu kurmuştur. Bir başka Bizans hanedanı ise, Trabzon’a kaçarak orada 1461 yılına dek hüküm sürecek olan Trabzon Rum İmparatorluğu’nu kurmuşlardır.
Haçlı Seferleri’nin sona ermesiyle;
· Akdeniz ticareti canlanmış ve değer kazanmış,
· Avrupalılar daha önceden bilmedikleri bir çok tarımsal ürünü, üretim tarzı ile bilimsel ve teknik şeyler öğrenmişlerdir.
· İslam topraklarıyla birlikte, Macaristan, Bulgaristan ve Bizans toprakları da yağ-malanmış ve bu topraklarda üretim ve ticaret büyük zararlara uğramıştır.
· Katolik Kilisesi’nin halk üzerindeki etkinliği ve saygınlığı yok olmaya başlamıştır.
· Derebeyliklerin Avrupa’daki ekonomik, siyasal ve toplumsal etkisi ile saygınlığı yok olmaya başlamış, kralların merkezi otoritesi güçlenmeye başlamıştır.
· Haçlı Seferleri’nin sonuçları, Avrupa’da Yeniçağı başlatacak olan gelişmeleri başlatacaktır.

SÜLEYMANİYE CAMİİ

Buradan Süleymaniye Camii’ne ve külliyesine doğru yürüyeceğiz, ama ondan önce çevre hakkında birkaç şey söylemek gerekiyor. Süleymaniye’de görece çok sayıda eski ahşap ev kaldığı için burası bir zaman önce SİT alanı haline getirilmişti. Türkiye’nin koruma kanunlarında, eski eserler tarihi değerlerine göre sınıflara ayrılır. Birinci dereceden eserler olduğu gibi restora edilmelidir; ama “ikinci derece” syılanlar, cephenin özgün biçimi korunarak yeniden ve betondan da yapılabilir, orjinali ahşapsa üstü tahta kaplanır. Şimdi Süleymaniye’de birçok ev bu şekilde restora edildi, buna üniversite de bütçesinin imkanları ölçüsünde yardımcı oldu. Birçok ahşap bina ise yarı yıkık durumda sıranın kendisine gelmesini bekliyor. Bu binalar arasında görmeye değer bir tanesi, aynı adı taşıyan sokaktaki Kayserili Ahmet Paşa Konağı’dır. Bütün bu çevrede (şimdiki nüfusunun büyük çoğunluğunu Adıyamanlılar oluşturuyor) dolaşmak keyifli bir iştir. Bu arada, çok ilginç olmadıkları ve yolumuzun dışında kaldıkları için sözünü etmediğim, üniversitenin batı kapısının karşısındaki sebille Kapudan ibrahim Paşa Mescidi ve Mektebi’ne, ayrıca, Bozdoğan Kemerci Sokağı’nda, Bayrami Melamiler’in İstanbul’daki ilk tekkesi olan Helvai tekkesine değineyim.

Süylemaniye Camii ve Külliyesi alabildiğine geniş bir alana yayılır. Biz her zamanki gibi camiden başlayalım. Sinan, bunun da “kalfalık” döneminin eseri olduğunu söyler. Herhalde nice baş mimar böyle bir kalfa omayı tercih ederdi.
Süleymaniye, Ayasofya’ya erişmek ve belki de onu aşmak için yapılmış bir girişimdir. Zaten palnı da onunkine oldukça yakındır; doğu-batı aksında iki yarım kubbe, kuzey ve güneyde iki büyük kemer. Kubbe dört geniş paye üzerine oturur. Çapı 26.5 metre, yerden yüksekliği de yaklaşık 50 metredir. Dolayısıyla, Ayasofya’nın boyutlarını aşmamıştır. Ama bu, fiziksel bir durum; estetik açıdan Süleymaniye muazzam bir mimari eser olarak dünyanın en güzel anıtları arasında yer alır.

Güneyde ve kuzeyde payanda duvarları, biraz içeri, biraz da dışarı taşacak biçimde, duvarın içinde saklanmış, dışarıdaki ikişer katlı mahfillerle de göze çarpmayacak hale getirilmiştir. Doğu ve batıda zaten destek işi büyük ölçüde yarım kubbelere kaldığı için payandalar fazla kalın değildir ve göze batmaz. Sinan, restore ettiği Ayasofya’da kemerli yan duvarların zayıflığını gözlemleyerek, bu traz bir istiflemeyi düşünmüş olmalı. Kubbenin dört köşesinde, payelerin dıştaki devamı olan dört sekizgen kule, yarım kubbelerin altında çeyrek kubbeler vardır. Kubbe kavislerinin birbirleri üzerine kıvrılarak akışı son derece estetiktir. İç mekanda genişlik duygusu kusursuzdur. Payandaların içeri taşan kısımları sütunlar üstüne oturan kemerlerle bağlanmış ve böylece yan nefler oluşturulmuştur.

İç mekanda büyük bir sadelik vardır. Yalnız mihrap tarafında, o da az miktarda, çini kullanılmıştır. Burada ayrıca Sarhoş İbrahim adıyla bilinen dönemin ünlü cam ustasının vitrayları vardır.
Camide kullanılan mermer sütunlar bütün ülke taranarak çeşitli yerlerden getirilmiştir. Sinan dört sütunun ikisini İskenderiye ve Baalbek’ten getirttiğini, birini Vefa çevresinden, birini de saraydan bulduğunu anlatır. Bu arada, “Saray-ı Belkıs-ı Süleyman” diyerek, Ayasofya’nın bazı sütunlarının Hazret-i Süleyman’ın yaptırdığı tapınaktan geldiğini anlatan efsaneyi yankılar. Bir söylentiye göre caminin yapılışı sırasında -temellerine iyice oturması için- bir duraklama olmuş, zamanın İran Şahı küstah bir tavırla, “Satıp da camiyi bitirin” diye, mücevher yollamış. İyice sinirlenen Kanuni bunları unufak edip caminin harcina karıştırmak üzere Sinan’a vermiş. Caminin malzemelerinin nasıl ve nereden bulunup getirildiğini anlatan defterleri, iktisat tarihçisi Ömer Lütfi Barkan yayımlayarak dönemin özellikleri hakkında çok somut bilgiler edinmemizi sağlamıştır.

Levhalar, zamanın en iyi hattatları olan Ahmet Karahisari ile öğrencisi Hasan Çelebi’nin eserleridir. Pencerelerden gelen hava akımlarını hesaplayarak kandillerin isini belirli bir noktada toplaması, Sinan’ın başka camilerde de elde ettiği şaşırtıcı başarılar arasındadır. 
Avlu revaklarında somaki, granit ve mermer kullanılmıştır. Dört minare avlunun dört köşesinde yükselir. camiye yakın olan ikisinde üçer, uçtakilerde ikişer şerefe vardır. Toplam on olan şerefe sayısı, Süleyman’ın onuncu Osmanlı padişahı, dört minare ise İstanbul’da hüküm süren dördüncü padişah olduğunu simgeler.
Süleymaniye Camii Külliyesi İstanbul’un üçüncü tepesinde, bu tepenin Haliç’e bakan yamacında kuruludur. Böylece şehrin birçok yerinden görüldüğü gibi, kendisinden görünen manzara da oldukça geniştir.
Caminin mihrap duvarının arkasındaki avluda Kanuni’nin türbesi yer alır. Bu sekizgen türbe avlunun ortasına yerleştirilmiştir. Duvarları, İznik’in en güzel çinileriyle kaplıdır. İçeride ayrıca Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan’la varlık gösterememiş iki padişah, II. Süleyman ile IV. Ahmet gömülüdür. Avlunun köşesinde Kanuni’nin sevgili karısı Hürrem Sultan’ın daha küçük bir sekizgen olan, gene çok güzel iznik çinileriyle donanmış türbesi var. Kare biçimindeki darülkurra binası da bu avlunun kenarında.
Türbenin çevresindeki hazirede birçok tanınmış insanın kabri vardır: Abdülaziz’i tahttan indirenlerden Hüseyin Avni ve Kaptan-ı Derya Ali paşalar, Sadrazam Ali Paşa, II. Mustafa’nın kızı Safiye Sultan, Maarif Nazırı Kemal Paşa v.b.
Bahçenin kuzeydoğu köşesinde, sokaktan köşeye 45 derecelik bir açıyla gelip birleşen bir kanat var. Burası darülhadis, yani hadis öğretilen bir medrese. Caminin bahçesiyle bu kanadın birleştiği noktada, dershane olduğunu tahmin ettiğimiz dikdörtgen bir oda var. Kanat boyunca da öğrencilerin kaldığı 22 hücre uzanıyor. Yani, bildiğimiz avlulu, dört köşe medreselerden çok farklı bir yapı.

Buradan inip sola kıvrıldığımızda, Süleymaniye yükseltisinin alt tarafında, yani solda, arastayı, sağda altında gene dükkanlar bulunan iki medrese binasını görüyoruz (aslında bu medreselere caminin bahçesinden bakıldığında daha çok şey görmek mümküm). Bu iki medrese, “Salis” ve “Rabi” (üçüncü ve dördüncü), caminin güney kanadına bakan “Evvel” ve “Sani” (birinci ve ikinci) medreseleriyle birlikte bir bütün oluşturuyorlar.
Arkadaki bu iki medrese ile yokuşta aşağıda kalan Mülazimler Medresesi’nin mimarileri benzersiz ve son derece güzel.
Birçok Sinan eserinden söz ederken tekrarlanan bir nokta, Sinan’ın herhangi bir mimara sorun çıkaracak engebeleri, bir estetik güzellik haline getirebilme yeteneğidir. Burada da yokuşa yapılan iki medresede, başka hiçbir medrese binasında görmediğimiz çok katlı bir hücre düzenine rastlıyoruz. Her katın sofası, iki medrese arasındaki avlu, merdivenler, yukarıda kalan medreselerin aşağıdaki Mülazimler’le bağlantısı, hepsi özgün bir mimari dehanın göstergesi. Gelgelelim, bu medreseler ve karşı köşedeki güzel hamam, nasıl olmuşsa olmuş, özel mülk haline gelmiş. Kimi depo, kimi imalathane; ya da ne oldukları değişebiliyor. Ama binaları kullananlar, içeriye kimseyi sokmamakta oldukça kararlılar. Böylece, mimari bir şaheser, görmek isteyenlere kapalı. Kanuni Sultan Süleyman’ın koca Mimar Sinan’a yaptırdığı caminin, şehrin gözbebeği olduğu kabul edilen bir anıtın nasıl böyle kullanılabilidiğine akıl erdirmek çok zor.

Süleymaniye Külliyesi’ne genellikle Beyazıt tarafından, üniversite bahçesinin yanından geçerek gelinir ve ana giriş kapısının önünde park eden otobüsler v.b. arasından içeriye girilir. Motorlu taşıtlar küçük bir meydanın ortasındaki dört köşe ve sivri külahlı çeşmenin çevresini dolanarak caminin güneye bakan bahçe duvarı boyunca dizilirler. Külliye’nin buradaki binalarının önünde Tiryaki Çarşısı adıyla tanınan bir dükkan dizisi vardır. Arkanızı camiye dönerek baktığınızda, sol köşede Ali Baba’nın kuru fasulyesiyle ünlü lokantasını görürüz. Bunun müşterilerinin de, kanat boyunca yer alan çeşitli kahve müşterilerinin de çoğu, turistlerin yanı sıra, bu çevrede birçok binaları olan üniveritenin öğrencileridir. Ali Baba, Üsküdar’daki ünlü Kanaat Lokantası’ndan doğmuş saygıdeğer bir kurumdur.
Ali Baba’nın arkasında şimdi çocuk kitaplığı olarak kullanılan eski sıbyan mektebi var. Onun kapısı yan sokakta, sonra birbirinin eşi olarak yapılmış Evvel ve Sani medreseleri geliyor. Bu iki binanın arasında dar uzun bir geçit var, ve giriş kapıları da geçidin uzaktaki ucunda. Dershaneler de medreselerin güney kanadında yer alıyor. Süleymaniye’nin bu medreseleri uzun zamandan beri, sahip olduğu zengin eski kaynaklar nedeniyle araştırmacılar için çok önemli olan Süleymaniye Kütüphanesi olmuştur; başka eski yazı kaynakların bulunduğu Atıf Efendi gibi çeşitli kitaplıklar da ona bağlıdır ve birçok kütüphanenin kitapları şimdi burada toplanmıştır.

Medreselerin yanında, bütün bu kanadın sağ köşesini oluşturan kısımda da Tıp Medresesi var, ama aşağı yukarı tamamı yıkılmış durumda, yalnızca çarşı tarafındaki hücreleri ayakta duruyor. Bu cephenin arkasında yapılan yeni bina da doğum kliniği olarak çalışıyor.
Batıda, başlıca üç binadan oluşan üçüncü külliye kanadı uzanıyor. Burada en solda darüşşifa, yani hastane var. Bir zamanlar askeri basımevi olan bina şimdi kızlar için kuran kursu, böylece, içine girilmesi eşit derecede imkansız. Darüşşifa’da eskiden akıl hastaları için de bir bölüm olduğunu ve tedavi yöntemi olarak müzik çalındığını Evliya Çelebi’den  öğreniyoruz.
Ortadaki bina eski imaret, oldukça büyük mutfakları var, çünkü yalnız yoksullara yemek dağıtmak için değil, Süleymaniye Külliyesi’ndeki görevlilere ve birçok sayıda medrese öğrencisine verilen yemekleri de pişirmek üzere yapılmış. Eskiden bu bina Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ydi. Şimdi Sultanahmet’teki İbrahim Paşa Sarayı müze haline getirildi, eşyalar oraya taşındı. Bir süre önce de Süleymaniye imareti Dar-üz Ziyafe adıyla bir lokanta haline getirildi. Lokantanın iddiası eski Osmanlı mutfağını devam ettirmek. Özellikle yazın avlu son derece güzel, ama yemekler iddianın biraz gerisinde kalıyor.
Son olarak kervansarayı görüyoruz. Bu da kocaman bir bina -ve kapalı. Gelen tüccarlara yemek yapılan mutfaklar, fırın, kalacak odalar, hayvanlara ahırlar ve malların konduğu depoları içeren, kendi içinde küçük bir külliye. Bu kanattaki binalar cepheden fazla yüksel görünmezler, ama Vefatarafından, yani arkadan bakıldığında, bir hayli yüksektirler.

Kaynak: İstanbul Gezi Rehberi / Murat Belge / Tarih Vakfı Yurt Yayınlar / S:111-115     

SOVYET RUSYA İLE İLİŞKİLER VE MOSKOVA ANLAŞMASI ( 16 MART 1921)

Sovyet Rusya, Bolşevik ( Komünist ) rejimi ülkesinde yerleştirmek için çaba harcamaktaydı.

Türk milletinin itilaf devletleri ile yaptığı mücadele, TBMM ve Sovyet Rusya’yı birbirine yaklaştırdı.

Sovyet Rusya’nın TBMM ye yaklaşmasında ki asıl amacı Türkiye de komünizmi yerleştirmek ve güneyde kendisine bağlı bir tampon bölge oluşturmak idi.TBMM’nin Sovyet Rusya’ya yaklaşmasındaki amacı ise, doğudaki bu güçlü koşusundan emin olmak acil ihtiyacı olan silah, cephane ve para yardımını sağlamak idi.

Sovyet Rusya İngilizlerin boğazlar ve İstanbul yerleşmesini istemiyordu.

Doğuda Ermenilerin batıda yunanlıların mağlup edilmesi ve TBMM hükümetinin Londra konferansına çağırılması Sovyet Rusya’nın TBMM nin geleceği ile ilgili tereddütlerini ortadan kaldırdı.

Taraflar arasında karşılıklı elçiler ve temsilciler gidip gelmekte idi.

Bu ilişkiler sonucunda TBMM hükümeti ile Sovyet Rusya arasında Moskova antlaşması imzalandı.

Moskova Antlaşmasının Hükümleri

· taraflardan birini tanımadığı antlaşmayı diğeri de tanımayacak. Böylece Rusya Sevr’i kabul etmiş oluyordu.

    Sovyet Rusya misak-ı milliyi kabul edecek. Misak-ı milli ilk defa güçlü bit batılı devlet tarafından kabul edilmekte. Çarlık Rusya ile Osmanlı devleti arasında yapılmış olan antlaşmalar hükümsüz sayılacak. İki ülkede de köklü rejim değişikliklerinin olduğu görülüyor. Kapitülasyonların kaldırıldığı Sovyet Rusya kabul edecek. Rusya’ya kapitülasyonlar 1774 küçük kaynarca antlaşması ile verilmiştir. Rusya kapitülasyonları kaldıran ilk devlettir. Batum Gürcistan bırakılacak. Batum misak-ı milli sınırlarımız içinde idi bu durumda misak-ı milliden ilk taviz verilmiş oluyordu. Nahçivan Azerbaycan idaresinde özerk bir bölge olacaktı. Hars, Ardahan ve Artvin Türkiye de kalacak şekilde Türk – Sovyet sınırı belirlenecek. Taraflar hakim oldukları topraklarda karşı tarafın hükümeti üstlenmek amacıyla örgüt ve grupların kurulmasına yada gerçekleşmesine müsaade etmeyecek. Sovyet – Rusya’nın Türkiye’ye yönelik komünizm propagandasının ve faaliyetlerinin engellenmesi amaçlanmıştır. Bu antlaşma şartlarının Gürcistan, Ermenistan, ve Azerbaycan tarafından da kabul edilmesi için, Sovyet Rusya teşebbüste bulunacaktı.

Afganistan ile Dostluk Antlaşması

· Moskova’da TBMM temsilcileri ile Afganistan temsilcisi arasında dostluk ve kardeşlik antlaşması imza edildi.

    Afganistan TBMM hükümetini tanıyan ilk Müslüman ülkedir. Hint Müslümanları da aralarında para toplayarak bunları Türk milli mücadelesini desteklemek için göndermişlerdir. Afganistan Ankara’ya elçi gönderen ilk İslam ülkesidir. İstiklal marşının kabul edilmesi ( 12 Mart 1921 )

Osmanlı Devleti ve Ermeniler

Osmanlı devletinin kuruluş yıllarında Ermeniler, Doğu Anadolu Kafkasya ve Çukurova dolaylarında dağınık bir şekilde yaşıyorlardı.Bizans, Gürcü gibi devletlere bağlıydılar..

Osmanlı ve ermeni ilişkileri ise Osman Gazi’nin Bursa’yı başkent yapmasıyla birlikte başlamıştır. Fatih sultan Mehmet İstanbul’u aldıktan sonra Ermeni Patrikhanesi kurdurmuştur. Yavuz Sultan Selim’in güney Kafkasya ve doğu Anadolu’yu fethetmesiyle Ermeniler, İstanbul Patrikliğine bağlanmışlardır.Osmanlı devletinin cana yakın davranışları karsısında çok iyi ilişkiler kurmuş ve kısa sürede Türk milleti ile ciddi anlamda kaynaşmışlardır. Fatih sultan Mehmet’ten II.Mahmut’a, yaklaşık 350 yıl kadar bir süre, asla din,dil,ırk ayrımı yapılmaksızın Türk milleti Ermenileri barındırmıştır.

[*]Amiraların yardımıyla birçok okul, matbaa, kütüphane açılmış, Ermeni gençleri öğrenim yapmak ve sanat öğrenmek üzere Avrupa’ya gönderilmiştir.

Ermeni Patriği Nerses 1876 yılında Vatandaşlık Meclisi Şurası’na sunduğu mektubunda, “Şayet günümüze kadar Ermeni milleti, millet olarak korunduysa ve inancını, kilisesini, dilini, tarihi ve kültürel değerlerini koruyorsa, tüm bunlar Türk hükümetinin Ermeni milletine gösterdiği koruma, yardım ve hayırseverlik sayesindedir. Kader, Ermenileri Türklere bağlamıştır. Bundan dolayı Ermeniler, devletin savaş ve ağır sınav günlerinde buna kayıtsızca davranamaz. Aksine her zaman oldukları gibi ona yardım etmek zorundadırlar. Vatanını seven Ermeni, devlete yardım ederek, Ermeni milletinin hizmet ve yardımının en iyisini görecektir.” demektedir. Bu sözlerden de anlaşıldığı gibi Patrik Nerses Ermenilerin bu güne kadar var oluş nedeninin Türkler olduğunu ileri sürmektedir.

Osmanlı yönetimindeki diğer gayrimüslim azınlıklar gibi Ermeniler de her zaman birinci sınıf vatandaş muamelesi görmüşler; askere gitmedikleri gibi, özellikle ticari hayatta önemli noktaları ellerine geçirmekle birlikte , toplum içinde ön plana çıkmışlar, zengin olmuşlardır.

Ermeniler çok iyi Türkçe konuştuklarından dolayı memurluk,devlet adamlarına danışmanlık,bakanlık gibi birçok meslekte yer almış ve birinci sınıf vatandaş muamelesi görmüşlerdir.


[*] Amira; bankerlerden, tüccarlardan ve devlet memurlarından oluşan Ermenilerdir.

ARÇELİK A.Ş.

Arçelik A.Ş. beş şehirde yedi işletmesiyle yılda 6 milyon adet beyaz eşya 8.2 milyon adet komponent üretim kapasitesine sahiptir. 961 milyon dolar ciro ile Avrupanın ilk on beyaz eşya üreticisinden biridir.İstanbul Sanayi Odası tarafından yapılan 500 büyük sanayi kuruluşu araştırmasında son 16 yılda 13 defa özel sektör birincisi seçilmiştir.

Türkiye pazarında lider konumunu koruyan Arçelik 50 milyon ürünü ile hergün yurt içinde 14 milyon 5 yüzbin aileye , yurt dışında ise 4 milyon 5 yüzbin kullanıcısına hizmet vermektedir.

2001 yılı Türkiye Beyaz Eşya Pazarı, yaşanan ekonomik ve siyasi krizin etkisiyle küçülerek 2,3 milyon adet seviyelerine gerilemiş adetsel olarak yaklaşık %35 küçülmüştür.

Arçelik’imn pazardaki payı ise yoğun rekabete rağmen geçen yılki seviyesini korumuştur.

Dış pazarda varlığını güçlendirme stratejisi doğrultusunda ihracatı önceki yıla göre adetsel olarak %21 artmış ve özellikle çamaşır makinesi ihracatında adetsel olarak %58 oranında bir artış gerçekleşmiştir.Buzdolabı en çok ihraç edilen ürün olma özelliğini korurken, üretimin %64’ü ihraç edilmiştir.Çamaşır makinesinde bu oran %52 seviyesine ulaşmıştır.

Fırın ihracatı da %43 artış göstermiştir.2001 yılı ihracat cirosu 251 milyon dolar seviyesine ulaşarak, geçen yılın %24 üzerinde gerçekleşmiştir.Bunun sonucundatoplam satışlar içinde ihracatın parasal payı %26’ya ulaşmıştır.2001 yılı toplam net satış cirosu 1,2 katrilyon TL.ye ulaşarak bir önceki yıla göre %40 oranında bir artış göstermiştir.2001 yılında yurtiçi pazarın küçülmesinden dolayı toplam cirodaki artış yurtdışı satışlarından sağlanmıştır.

2001 yılı brüt karı 377 trilyon ve brüt kar marjı %31,2 olarak gerçekleşmiştir.

2001 yıılnda döviz kurlarının Türk Lirası karşısında enflasyonun üzerinde değer kazanması ile finansman giderleri 101 trilyon TL olarak gerçekleşmiştir.

2001 yılı faaliyet karı 84trilyon TL, esas faliyet kar marjının net ciroya oranı %7 seviyesinde gerçekleşmiştir.Her türlü olumsuz ekonomik gelişme ve devalüasyonun negatif etkisi, şirket çalışanlarının özverili tasarruf önlemleri, verimlilik artışı kuvvetli nakit akışı ve yurtdışı satışları ile bertaraf edilmiştir.Bakanlar Kurulu kararı ile belgelenmiş kurum ve kuruluşlara 2001 yılında yapılıiş olunan bağış ve yardım tutarı 50 milyar TL.dir.

2001 yılında cironun %3’ü kadar yatırım harcaması yapılmıştır. Türkiyenin içinde bulunduğu ekonomik krize ragmen, şirketin geleceğine temel oluşturan ve gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında güçlenmeyi sağlayacak yeni ürün ve model yatırımlarına devam edilmiştir. Bu amaçla yatırımların %44’ü yeni ürün ve modeller için yapılmıştır.

Ayrıca 2000 yılında verimlilik artışı sağlamak amacıyla alınan karar ile, İzmirde bulunan elektrikli süpürge fabrikası ile Topkıdaki motor ve pompa fabrikası birleştirilerek Çerkezköy’e taşınması 2001 yılı haziran ayında tamamlanmış ve üretime başlamıştır.

1 Ocak 2001 tarihi itibari ile daha önceBeko Ticaret A.Ş. tarafından yürütülen Beko markalı ürünlerin yurtiçi pazarlama ve satış faaliyetleri Arçelik A.Ş. tarafından yürütülmeye başlanmıştır.

2001 yılında üretim maliyetlerinde önemli iyileşmeler sağlanmıştır.Bu yöndeki faaliyetler önümüzdeki dönem için de devametmektedir.

Şirket gelişmiş teknoloji ile ev otomasyonunda dünyanın önde gelen üreticileri arasına girmiştir.İnternete bağlanabilir şekilde üretilen ürünler yurtdışı ve yurtiçinde katılınılan fuarlarda büyük ilgi görmüştür.

Önümüzdeki yıllarda Türkiye pazarında liderliği sürdürmeyi temel ürünlerin yanında eve hitap eden ürün ve hizmetler sunmayı, uluslararası pazarlarda varlığı, doğal büyüme ve ya şirket satın alma yolu ile artırmayı hedeflemektedir.

BİLANÇO TAHLİLİ

2000/09

%

2001/09

%

Fark(ö.y.)

%Fark

2002/09

%

Fark(ö.y.)

%Fark

AKTİFLER(milyon TL)

DÖNEN VARLIKLAR

Hazır Değerler

338879

0,076

151958605

19,68

151619726

44741,6

113411245

10,29

-38547360

-25,367

Menkul Kıymetler

17924

0,004

1174636

0,152

1156712

6453,43

34277276

3,111

33102640

2818,12

Kısa Vadeli Ticari Alacaklar

326986515

73,46

468479803

60,67

141493288

43,2719

718451424

65,22

249971621

53,358

Diğer K.V. Ticari Alacaklar

603638

0,136

6106319

0,791

5502681

911,586

1911095

0,173

-4195224

-68,703

Stoklar

78278679

17,59

103983079

13,47

25704400

32,837

122703997

11,14

18720918

18,0038

Diğer Dönen Varlıklar

38875660

8,734

40464807

5,24

1589147

4,08777

110899941

10,07

70435134

174,065

TOPLAM

445101295

100

772167249

100

327065954

73,4812

1101654978

100

329487729

42,6705

DURAN VARLIKLAR

Uzun Vadeli Ticari Alacaklar

10708

0,009

17843

0,011

7135

66,6324

27878

0,011

10035

56,2405

Diğer U.V. Ticari Alacaklar

0

0

0

0

0

0

0

0

0

0

Finansal Duran Varlıklar

37499163

31,62

43057411

26,03

5558248

14,8223

114218248

44,46

71160837

165,27

Maddi Duran Varlıklar

75901053

64

117215477

70,86

41314424

54,432

140709844

54,77

23494367

20,0437

Maddi Olmayan D. Varlıklar

5185721

4,373

5117073

3,094

-68648

-1,32379

1942472

0,756

-3174601

-62,0394

Diğer Duran Varlıklar

0

0

0

0

0

0

0

0

0

0

TOPLAM

118596645

100

165407804

100

46811159

39,4709

256898442

100

91490638

55,3122

AKTİF TOPLAMI

563697940

937575053

1358553420

PASİFLER(milyon TL)

KISA VADELİ BORÇLAR

Finansal Borçlar

43308469

18,88

59184745

15,7

15876276

36,6586

44589667

8,229

-14595078

-24,6602

Ticari Borçlar

98414134

42,9

158269182

41,98

59855048

60,8196

264384733

48,79

106115551

67,0475

Diğer Kısa Vadeli Borçlar

71568933

31,2

91624048

24,3

20055115

28,0221

159536834

29,44

67912786

74,1211

Alınan Sipariş Avansları

561293

0,245

64828187

17,19

64266894

11449,8

12266141

2,264

-52562046

-81,079

Borç ve Gider Karşılıkları

15551997

6,779

3135132

0,832

-12416865

-79,841

61062426

11,27

57927294

1847,68

TOPLAM

229404826

100

377041294

100

147636468

64,3563

541839801

100

164798507

43,7083

UZUN VADELİ BORÇLAR

Finansal Borçlar

40023185

60,8

188274561

82,61

148251376

370,414

211190081

76,11

22915520

12,1713

Ticari Borçlar

0

0

0

0

0

0

0

0

0

0

Diğer Uzun Vadeli Borçlar

1046129

1,589

3250738

1,426

2204609

210,74

13971531

5,035

10720793

329,796

Alınan Sipariş Avansları

0

0

0

0

0

0

0

0

0

0

Borç ve Gider Karşılıkları

24761740

37,61

36392276

15,97

11630536

46,9698

52317702

18,85

15925426

43,7605

TOPLAM

65831054

100

227917575

100

162086521

246,216

277479314

100

49561739

21,7455

ÖZ SERMAYE

Sermaye

60600000

22,57

90900000

27,33

30300000

50

145440000

26,97

54540000

60

Sermaye Taahhütleri(-)

0

0

0

0

0

0

0

0

0

0

Emisyon Primi

128307

0,048

95890

0,029

-32417

-25,2652

95890

0,018

0

0

Yeniden Değerleme Artışı

51186905

19,07

112472489

33,81

61285584

119,729

165872336

30,76

53399847

47,4781

Yedekler

100185626

37,32

127711156

38,4

27525530

27,4745

101119666

18,75

-26591490

-20,8216

Net Dönem Karı

56361222

20,99

1436649

0,432

-54924573

-97,451

126706413

23,5

125269764

8719,58

TOPLAM

268462060

100

332616184

100

64154124

23,8969

539234305

100

206618121

62,1191

PASİF TOPLAMI

563697940

937575053

1358553420

GELİR TABLOSU TAHLİLİ (milyon TL)

2000 / 09

%

2001 / 09

%

Fark (ö.y)

% farkı

2002 / 09

%

Fark (ö.y)

% farkı

BRÜT SATIŞLAR

678.057.239

100

882.130.300

100

204.073.061

30,097

1.485.640.297

100

603.509.997

68,415

Satışlardan İndirimler (-)

36.366.751

5,363

49.475.202

5,61

13.108.451

36,045

83.162.704

5,6

33.687.502

68,09

NET SATIŞLAR

641.690.488

94,64

832.655.098

94,4

190.964.610

29,76

1.402.477.593

94,4

569.822.495

68,434

Şatışların Maliyeti (-)

400.223.063

59,02

572.282.335

64,9

172.059.272

42,991

891.171.280

60

318.888.945

55,722

BRÜT SATIŞ KARI (ZARARI)

241.467.425

35,61

260.372.763

29,5

18.905.338

7,8294

511.306.313

34,4

250.933.550

96,375

Faaliyet Giderleri (-)

150.376.959

22,18

212.412.803

24,1

62.035.844

41,254

293.432.721

19,8

81.019.918

38,143

ESAS FAALİYET KARI (ZARARI)

91.090.466

13,43

47.959.960

5,44

– 43.130.506

-47,349

217.873.592

14,7

169.913.632

354,28

Diğer Faaliyetlerden Gelirler ve Karlar

23.417.475

3,454

80.684.359

9,15

57.266.884

244,55

34.481.354

2,32

– 46.203.005

-57,264

Diğer Faaliyetlerden Giderler ve Zararlar (-)

11.605.208

1,712

12.997.478

1,47

1.392.270

11,997

21.429.131

1,44

8.431.653

64,871

Finansman Giderleri (-)

17.757.283

2,619

110.217.722

12,5

92.460.439

520,69

43.305.147

2,91

– 66.912.575

-60,709

FAALİYET KARI (ZARARI)

85.145.450

12,56

5.429.119

0,62

– 79.716.331

-93,624

187.620.668

12,6

182.191.549

3355,8

Olağanüstü Gelirler ve Karlar

307.976

0,045

83.271

0,01

– 224.705

-72,962

252.028

0,02

168.757

202,66

Olağanüstü Giderler ve Zararlar (-)

2.654.511

0,391

940.609

0,11

– 1.713.902

-64,566

103.857

0,01

– 836.752

-88,959

DÖNEM KARI (ZARARI)

82.798.915

12,21

4.571.781

0,52

– 78.227.134

-94,478

187.768.839

12,6

183.197.058

4007,1

Ödenecek Vergi ve Yasal Yükümlülükler (-)

26.437.693

3,899

3.135.132

0,36

– 23.302.561

-88,141

61.062.426

4,11

57.927.294

1847,7

NET DÖNEM KARI (ZARARI)

56.361.222

8,312

1.436.649

0,16

– 54.924.573

-97,451

126.706.413

8,53

125.269.764

8719,6

ORANLAR YOLUYLA ANALİZ

1.KARLILIK ORANLARI

a)Özsermaye Karlılığı

Özsermaye karlılığı rasyosu,firma sahibi ya da ortaklarının koydukları sermayenin bir birimine isabet

eden kar oranını gösterir.

1-Mali Rantabilite(Brüt)=Brüt kar(vergiden önceki)/Özsermaye

2000 yılı=

82798915

/

268462060

=

0,308419428

2001 yılı=

4571781

/

332616184

=

0,013744914

2002 yılı=

187768839

/

539234305

=

0,348213823

2-Mali Rantabilite(Net)=Net kar(vergi sonrası)/Özsermaye

2000 yılı=

56361222

/

268462060

=

0,209941107

2001 yılı=

1436222

/

332616184

=

0,004317956

2002 yılı=

126706413

/

539234305

=

0,234974689

b)Tüm Sermaye Karlılığı

Tüm Sermaye Karlılığı=(Kar+Vergi+Faiz)/Tüm Sermaye(İktisadi Rantabilite)

2000 yılı=

56361222

+

26437693

+

17757283

/

563697940

=

0,178386669

2001 yılı=

1436222

+

3135132

+

110217722

/

937575053

=

0,12243188

2002 yılı=

126706413

+

61062426

+

43305147

/

1358553420

=

0,170088259

Bu oran,bir işletmenin kaynaklarını ne ölçüde karlı kullandığını gösterir.

c)Sürüm(Satış) Karlılığı=Net Kar/Net Satışlar

2000 yılı=

56361222

/

641690488

=

0,08783241

2001 yılı=

1436222

/

832655098

=

0,00172487

2002 yılı=

126706413

/

1402477593

=

0,090344697

Faaliyet performansının ölçülmesinde önemli bir gösterge olan bu oran,aynı zamanda fiyatlama,maliyet

yapısı ve üretim etkinliine ilişkin de bilgi verir.

d)Dönem Karı/Net Satışlar

2000 yılı=

82798915

/

641690488

=

0,12903248

2001 yılı=

4571781

/

832655098

=

0,005490606

2002 yılı=

187768839

/

1402477593

=

0,133883664

Bu oran,satış hasılatının ne kadarının firmanın vergi öncesi karını oluşturduğunu gösterir.Bu oranın

artması için satış indirimlerinin veya maliyetinin düşürülmesi ve faaliyet giderlerinin azaltılması gerekir.

e)Esas Faaliyet Karı/Net Satışlar

2000 yılı=

91090466

/

641690488

=

0,141953898

2001 yılı=

47959960

/

832655098

=

0,057598831

2002 yılı=

217873592

/

1402477593

=

0,155349072

Firmanın faaliyetlerinin ne derece karlı olduğunu gösteren bir orandır.Oranın yüksek olması ya da

yükselme eğilimi göstermesi başarı göstergesi olarak kabul edilir.

f)Brüt Satış Karı/Net Satışlar=Brüt Kar Marjı

2000 yılı=

241467425

/

641690488

=

0,3762989

2001 yılı=

260372763

/

832655098

=

0,312701818

2002 yılı=

511306313

/

1402477593

=

0,364573606

Brüt kar marjı oranı,firmanın faaliyet etkinliğinin yanısıra,işletmenin fiyat politikasına ilişkin bilgiler de

verir.Kazanılan brüt kar arttıkça,kar marjının da artması,firma yönetiminin başarılı olduğunu gösterir.

g)Finansman giderleri/Net Satışlar

2000 yılı=

17757283

/

641690488

=

0,02767266

2001 yılı=

110217722

/

832655098

=

0,132368999

2002 yılı=

43305147

/

1402477593

=

0,030877603

Satış hasılatının ne kadarının finansman giderlerine harcandığını gösteren orandır.

h)Net Kar/Toplam Varlıklar

2000 yılı=

56361222

/

563697940

=

0,099984793

2001 yılı=

1436222

/

937575053

=

0,001531847

2002 yılı=

126706413

/

1358553420

=

0,093265683

Bir firmanın yapmış olduğu yatırımın ne kadarını kara dönüştürdüğü,yatırım verim oranı ile ölçülür.

ı)Dönem Karı/Özkaynaklar

2000 yılı=

82798915

/

268462060

=

0,308419428

2001 yılı=

4571781

/

332616184

=

0,013744914

2002 yılı=

187768839

/

539234305

=

0,348213823

Vergi oranlarındaki değişiklikler,vergiden sonraki net karı etkilememektedir.Bu oran,vergini kar

üzerindeki etkisini gösterir.

2.FAALİYET ORANLARI

a)Özsermaye Dönüşüm Hızı=Net Satışlar/Özsermaye

2000 yılı=

641690488

/

268462060

=

2,390246458

2001 yılı=

832655098

/

332616184

=

2,503351124

2002 yılı=

1402477593

/

539234305

=

2,600868639

Firmanın özsermayesinin ne derece etkin kullanıldığını gösteren bir orandır.

b)Tüm Sermaye Dönüşüm Hızı =Net Satışlar/Tüm Sermaye

2000 yılı=

641690488

/

563697940

=

1,13835876

2001 yılı=

832655098

/

937575053

=

0,88809434

2002 yılı=

1402477593

/

1358553420

=

1,032331576

Firmanın yapmış olduğu yatırımların,gelir elde etmede ne ölçüde etkin kullanıldığını gösteren bir orandır.

c)Stokların Dönüşüm Hızı=Net Satışlar/Stoklar

2000 yılı=

641690488

/

78278679

=

8,197512991

2001 yılı=

832655098

/

103983079

=

8,007601871

2002 yılı=

1402477593

/

122703997

=

11,4297629

Bu oran,stokların likiditesi için bir göstergedir.Stokların,satışlar yoluyla,alacaklara dönüştürülme hızı

hakkında bilgi verir.

d)Stokların Dönüşüm Süresi=365/Stok Dönüşüm Hızı

2000 yılı=

365

/

8,197512991

=

44,52569949

2001 yılı=

365

/

8,007601871

=

45,58168673

2002 yılı=

365

/

11,4297629

=

31,93417073

Bu oran,stokların kaç günde bir devrettiğini gösterir.

e)Alacakların Dönüşüm Hızı=Net Satışlar/Kısa Vadeli Ticari Alacaklar

2000 yılı=

641690488

/

327590153

=

1,958821052

2001 yılı=

832655098

/

474586122

=

1,754486824

2002 yılı=

1402477593

/

720362519

=

1,946905282

f)Alacak Tahsil Süresi=365/Alacakların Dönüşüm Hızı

2000 yılı=

365

/

1,958821052

=

186,336572

2001 yılı=

365

/

1,754486824

=

208,0380399

2002 yılı=

365

/

1,946905282

=

187,4770198

Firmanın alacaklarının,ortalama tahsil süresini verir.Bu oran,firmanın hitap ettiği müşteri kesimine göre

farklılık gösterir.

g)Satıcıların Tanıdığı Ortalama Süre=365xSatıcılar(Ticari Borçlar)/Hammadde Alışları

(Borçların Ödenme Süresi)

(Satışların Maliyeti)

2000 yılı=

365

x

98414134

/

400223063

=

89,75284593

2001 yılı=

365

x

158269182

/

572282335

=

100,9436215

2002 yılı=

365

x

264384733

/

891171280

=

108,2849388

Firmanın,ticari borçlarının ortalama ödenme süresini verir.Borç ödeme süresi uzun olan bir işletme,

alıcılara daha uzun ödeme süreleri tanıyabilir.

h)Borç Devir Hızı=Hammadde Alışları/Satıcılar

2000 yılı=

400223063

/

98414134

=

4,066723414

2001 yılı=

572282335

/

158269182

=

3,61587978

2002 yılı=

891171280

/

264384733

=

3,370736539

Alımlardan doğan ticari borçların bir yılda kaç defa ödendiğini gösterir.

ı)Maddi Duran Varlık Devir Hızı=Net Satışlar/Maddi Duran Varlıklar

2000 yılı=

641690488

/

75901053

=

8,454302841

2001 yılı=

832655098

/

117215477

=

7,103627604

2002 yılı=

1402477593

/

140709844

=

9,967160457

Bir hesap dönemi içinde,maddi duran varlıkların kaç kez yenilendiğini gösterir.Bu oranın düşük olması

veya düşme eğilimi göstermesi duran varlıkların yeterince aktif kullanılamadığını gösterir.

k)Duran Varlıkların Devir Hızı=Net Satışlar/Duran Varlıklar

2000 yılı=

641690488

/

118596645

=

5,410696803

2001 yılı=

832655098

/

165407804

=

5,03395292

2002 yılı=

1402477593

/

256898442

=

5,459268581

Bir hesap dönemi içinde,duran varlıkların kaç kez yenilendiğini gösteren orandır.

l)Dönen Varlıkların Devir Hızı=Net Satışlar/Dönen Varlıklar

2000 yılı=

641690488

/

445101295

=

1,44167293

2001 yılı=

832655098

/

772167249

=

1,078335165

2002 yılı=

1402477593

/

1101654978

=

1,273064272

Bu oran,bir hesap dönemi içinde dönen varlıkların kaç kez yenilendiğini ortaya koyar.

m)Toplam Varlıkların Devir Süresi=365/Tüm Sermaye Dönüşüm Hızı

2000 yılı=

365

/

1,13835876

=

320,6370547

2001 yılı=

365

/

0,88809434

=

410,9923727

2002 yılı=

365

/

1,032331576

=

353,5685709

Bu oran,işletme yatırımlarının etkinliğinin bir ölçüsüdür.

n)Dönen Varlıklar/Tüm Varlıklarx100

2000 yılı=

445101295

/

563697940

x

100

=

78,96095824

2001 yılı=

772167249

/

937575053

x

100

=

82,35791327

2002 yılı=

1101654978

/

1358553420

x

100

=

81,09029515

o)Duran Varlıklar/Tüm Varlıklarx100

2000 yılı=

118596645

/

565697940

x

100

=

20,96465916

2001 yılı=

165407804

/

937575053

x

100

=

17,64208673

2002 yılı=

256898442

/

1358553420

x

100

=

18,90970485

3.SERMAYE YAPISI ORANLARI

a)Özsermaye Payı=Özsermaye/Tüm Sermaye

(Özsağlamlık)

2000 yılı=

268462060

/

563697940

=

0,476251625

2001 yılı=

332616184

/

937575053

=

0,354762195

2002 yılı=

539234305

/

1358553420

=

0,396917999

Özsermaye payı,farklı iş kollarına göre %40-60 arasında değişmektedir.

b)Finansal Yapı Oranı=Tüm Borçlar/Özsermaye

(Borçlanma Katsayısı)

2000 yılı=

887715880

/

268462060

=

3,306671639

2001 yılı=

604958869

/

332616184

=

1,818789638

2002 yılı=

819319121

/

539234305

=

1,519412087

Bu oran 1 liralık sermayenin ne kadarının borç olduğunu gösterir.Bu oranın 1:1 civarında olması istenir.

c)Kısa Vadeli Borçlar/Özkaynak+Yabancı Kaynak(Tüm Sermaye)

2000 yılı=

229404826

/

563697940

=

0,406964102

2001 yılı=

377041294

/

937575053

=

0,402145186

2002 yılı=

541839801

/

1358553420

=

0,398835845

Bu oran,firmanın iktisadi varlıklarının yüzde kaçının kısa vadeli borçlarla finanse edildiğini gösterir.

d)Uzun Vadeli Borçlar/Tüm Sermaye

2000 yılı=

65831054

/

563697940

=

0,116784273

2001 yılı=

227917575

/

937575053

=

0,243092619

2002 yılı=

277479314

/

1358553420

=

0,204246156

Firmanın,tüm varlıklar içinde,uzun vadeli borçlarının payını gösteren bir orandır.

e)Yatırım Oranı=Duran Varlık/(Özsermaye+Uzun Süreli Borçlar)

2000 yılı=

118596645

/

268462060

+

65831054

=

0,354768435

2001 yılı=

165407804

/

332616184

+

227917575

=

0,295089816

2002 yılı=

256898442

/

539234305

+

277479314

=

0,314551436

Sabit varlıkların karşılanma oranını gösterir.Bu oranın %100’den küçük olması durumunda yeterli

olduğu düşünülür.Çünkü,özsermaye ve uzun süreli borçların sabit varlıkları aşan kısmı,dönen varlık

kısmına ayrılır.

f)Borçtan Yararlanma =(Tüm Sermaye/Özsermaye)x(Brüt Kar-Finansman Giderleri)/Brüt Kar

2000 yılı=

2,099730368

x

82798915

17757283

/

82798915

=

1,649416419

2001 yılı=

2,818789638

x

4571781

110217722

/

4571781

=

-65,13734665

2002 yılı=

2,519412076

x

187768839

43305147

/

187768839

=

1,938359805

Borçtan yararlanma rasyonu,borçlanmayla sağlanan varlıkları kullanıp özkaynak sahiplarine ek kazanç

sağlama anlamına gelir.İşletme,borçlanma politikasını saptarken ve borçlanmasını sürdürürken,

borçlanmanın işletmeye maliyetini hesaplamak ve iz sermaye karlılığı ile karşılaştırmak durumundadır.

Bu oran 1’den büyük olduğu sürece borçlanmadan yararlanılmaktadır.

g)Kısa Süreli Borçlar/Tüm Sermayex100

2000 yılı=

229494826

/

563697940

x

100

=

40,71237621

2001 yılı=

377041294

/

937575053

x

100

=

40,21451859

2002 yılı=

541839801

/

1358553420

x

100

=

39,88358448

h)Uzun Süreli Borçlar/Tüm Sermayex100

2000 yılı=

65831054

/

563697940

x

100

=

11,67842728

2001 yılı=

227917575

/

937575053

x

100

=

24,30926188

2002 yılı=

277479314

/

1358553420

x

100

=

20,42461562

ı)Borçlar/Tüm Sermayex100

2000 yılı=

295325880

/

563697940

x

100

=

52,39080349

2001 yılı=

604958869

/

937575053

x

100

=

64,52378048

2002 yılı=

819319115

/

1358553420

x

100

=

60,3082001

j)Öz Sermaye/Tüm Sermayex100

2000 yılı=

268462060

/

563697940

x

100

=

47,62516251

2001 yılı=

332616184

/

937575053

x

100

=

35,47621952

2002 yılı=

539234305

/

1358553420

x

100

=

39,6917999

4.LİKİDİTE ORANLARI

a)1.Derece Likidite(Asit-Test Oranı)=(Dönen Varlıklar-Stoklar)/Kısa Vadeli Borçlar

2000 yılı=

445101295

78278679

/

229404826

=

1,599018741

2001 yılı=

772167249

103983079

/

377041294

=

1,772177691

2002 yılı=

1101654978

122703997

/

541839801

=

1,806716633

İşletmenin,kısa süreli borçlarını ödeme gücünü gösterir.Bu oranın 1:1 olması istenir.

b)2.Derece Likidite=Döner Varlıklar/Kısa Vadeli Borçlar

2000 yılı=

445101295

/

229404826

=

1,940243816

2001 yılı=

772167249

/

377041294

=

2,047964669

2002 yılı=

1101654978

/

541839801

=

2,033174706

İşletmenin,kısa süreli borçlarını ödeme gücünü ölçmek ve net işletme sermayesinin yeterli olup

olmadığını görmek için kullanılan bir orandır.Bu oranın 2 olması istenir.

c)Nakit Oranı=(Hazır Değerler+Menkul Değerler)/Kısa Vadeli Borçlar

2000 yılı=

338879

+

17924

/

229404826

=

0,001555342

2001 yılı=

151958605

+

1174636

/

377041294

=

0,406144482

2002 yılı=

113411245

+

34277276

/

541839801

=

0,272568609

İşletmenin satışlarının durması,alacaklarını tahsilm edemesi ve elindeki stokları paraya çevirememesi

durumrnda,kısa vadeli borçlarını ödeme gücünü gösterir.

d)Yatay Finansman Kuralları

İşletmenin,mal varlıklarını nerelerden finanse edeceğini gösteren kurallardır.İşletmeye sürekli bağlı kalan

duran varlıkların,özkaynak ve uzun süreli dış kaynaklarla finanse edilmesi gerekir.

1-Duran Varlıklar<Özkaynak+Uzun Vadeli Yabancı Kaynak

2000 yılı=

118596645

<

268462060

+

65831054

2001 yılı=

165407804

<

332616184

+

227917575

2002 yılı=

256898442

<

539234305

+

277479314

2-Duran Varlıklar+Dönen Varlıklar>Özkaynak+Uzun Vadeli Yabancı Kaynak

2000 yılı=

118596645

+

445101295

>

268462060

+

65831054

2001 yılı=

165407804

+

772167249

>

332616184

+

227917575

2002 yılı=

256898442

+

1101654978

>

539234305

+

277479314

e)Dikey Finansman Kuralları

Dış Kaynak<2xÖzkaynak

2000 yılı=

229404826

+

65831054

<

536924120

2001 yılı=

377041294

+

227917575

<

665232368

2002 yılı=

541839801

+

277479314

<

1078468610

Sermaye yapısının en az üçte biri özkaynaktan oluşmalıdır.

5.GELİR TABLOSU ANALİZİ

a)Satış Karı Yüzdesi= (Satış Karıx100)/Satışların Maliyeti

2000 yılı=

241467425

x

100

/

400223063

=

60,33321098

2001 yılı=

260372763

x

100

/

572282335

=

45,4972567

2002 yılı=

511306313

x

100

/

891171280

=

57,37463992

Maliyet üzerinden kar yüzdesidir.

b)Satışların Maliyetinin Satış Hasılatındaki yüzdesi=(Satışların Maliyetix100)/Satışların Hasılatı

2000 yılı=

400223063

x

100

/

678057239

=

59,02496721

2001 yılı=

572282335

x

100

/

882130300

=

64,87503433

2002 yılı=

891171280

x

100

/

1485640297

=

59,9856696

Bu yüzde, satış hasılatının yüzde kaçının satışların maliyetince emildiğini gösterir.

c)Verilen Faizlerin Satış Hasılatındaki Yüzdesi=(Verilen Faizlerx100)/Satış Hasılatı

2000 yılı=

17757283

x

100

/

678057239

=

2,618847197

2001 yılı=

110217722

x

100

/

882130300

=

12,49449452

2002 yılı=

43305147

x

100

/

1485640297

=

2,914914673

Her 100 liralık satış dolayısıyla katlanılan faiz masrafını gösterir.

d)Amortisman Masraflarının Satış Hasılatının Yüzdesi=(Amortisman Masrafıx100)/Satış Hasılatı

2000 yılı=

230614679

x

100

/

678057239

=

34,01109313

2001 yılı=

338638222

x

100

/

882130300

=

38,38868498

2002 yılı=

519967583

x

100

/

1485640297

=

34,99956107

Bu oran, satış hasılatının yüzde kaçının amortisman masrafını karşılamak için kullanılması gerektiğini

gösterir.

e)Vergilerin Satış Hasılatındaki Yüzdesi=(Vergilerx100)/Satış Hasılatı

2000 yılı=

26437693

x

100

/

678057239

=

3,89903558

2001 yılı=

3135132

x

100

/

882130300

=

0,355404638

2002 yılı=

61062426

x

100

/

1485640297

=

4,110175668

Her 100 liralık satış hasılatından vergi olarak devletin payının ne olduğunu gösterir.

f)Vergiden Önceki Karın Satış Hasılatındakli Yüzdesi=(Vergiden Önceki Karx100)/Satış Hasılatı

2000 yılı=

82798915

x

100

/

678057239

=

12,21119844

2001 yılı=

4571781

x

100

/

882130300

=

0,518265952

2002 yılı=

187768839

x

100

/

1485640297

=

12,63891666

Her 100 liralık satış hasılatından işletmeye kalan brüt karı gösterir.

g)Vergiden Sonraki Karın Satış Hasılatındaki Yüzdesi=(Vergiden Sonraki Karx100)/Satış Hasılatı

2000 yılı=

56361222

x

100

/

678057239

=

8,312162862

2001 yılı=

1436649

x

100

/

882130300

=

0,162861314

2002 yılı=

126706413

x

100

/

1485640297

=

8,528740992

Her 100 liralık satıştan her türlü masraf ve vergiler çıktıktan sonra işletmede kalan net karı gösterir.

AZALAN SATIŞLARI ARTIRMANIN YENİ YOLU

Şimdi pek rastlanmıyor ama bundan 15-20 yıl önce , İstanbul’dan Adıyaman’a , Bursa’dan Yozgat’a kadar tüm il ve ilçelerdeki esnaf dükkanlarının baş köşesini herkesin yakından bildiği bir tablo süslerdi .

Tabloda iki kare vardı. Birincisinde , derli toplu bir mekanda bir sandalyede oturur vaziyette duran , elindeki puroyu keyifle içen gürbüz bir işadamı görülüyor ve bu kare “Peşin satan”ı simgeliyordu.

İkincisinde ise son derece dağınık bir mekanda çelimsiz biri oturuyordu. Omuzları çökmüş , elbiseleri yamalı , bir yandan elindeki sigaraya diğer yandan etrafında dolaşan farelere bakan bu işadamı da “Veresiye Satan”ı simgeliyordu.

Esnafların duvarlarında , bu görüntü dışında bazı anonim deyişler de yer alıyordu . Örneğin “Veresiye veremem , peşin sıra gelemem , gelirsem de bulamam , bulursam da alamam” gibi sözlere de pek çok dükkanda rastlamak mümkündü.

6.2.DEVİR DEĞİŞTİ

Bunlar Anadolu’da hala birçok esnaf ve tüccarın odalarını süslüyor. Fakat giderek globalleşen Türkiye ekonomisinde bu anlayış hızla yok oluyor. Çünkü tüketici artık eskisinden çok daha bilinçli . Birçok üretici ve satıcı , hızla değişen tüketim alışkanlıkları ve harcama biçimlerine adapte olabilmek için , bu eski zihniyeti çoktan terk etti .

Bugünkü tüketim profilini ortaya koyabilmek için belki de yukarıda sözünü ettiğimiz tablodaki alt yazıların yerini değiştirmek her şeyi çok daha iyi özetleyecek. Çünkü günümüzde artık “peşin” alışverişten çok “veresiye” , yani taksitle alışveriş tercih ediyor.

Bu tercihi yapan sadece tüketiciler değil . Büyük üreticiler de düzenledikleri kampanyalar , uygun vade koşulları ile durgunluğu aşmanın yollarını arıyor.

6.3.FİNANSMAN YÖNTEMİ

Gelişmiş ülkelerde yaygın olan Tüketici Finansman Şirketleri ile , Türkiye ilk olarak 4 yıl önce Koç Finans’ın kurulmasıyla tanıştı. Sadece Koç Grubu’nun ürünlerinin satışında aracılık eden kuruluş bugünlerde yeni bir çalışma içinde. Hedefi , diğer grupların ürünlerinin satışını da finanse etmek . Bunu bir örnekle anlatırsak , şimdiye kadar Koç’un Arçelik , Beko gibi markalarını finanse eden Koç Finans , yapılacak yeni anlaşmalarla Vestel’in buzdolabı , Opel’in otomobili , Nokia’nın cep telefonu için de devreye girebilecek. Bu çalışmamda tüm detaylarını okuyacağınız sistemin yaygınlaşması , durgunluk nedeniyle satış yapamayan şirketler için de bir can simidi olacak.

Son yıllarda tüketim alışkanlıkları ile birlikte tüketim finansman yöntemleri de hayli değişti. Bankaların bireysel bankacılık yatırımları hızlandıkça , tüketimin bir numaralı ayağı olan finansman sorusu da yeni trendlerle çözülmeye başladı.

Bankaların tüketici finansmanı için pazarladığı bireysel bankacılık ürünlerinin yanısıra, üretici ve pazarlamacı firmalar da satışlarını arttırmak için son yıllarda tüketiciye daha fazla ilgi gösterir oldu. Bankalardan tüketici kredisi almak için önceleri haftalarca formalitelerle uğraşıp , belki de krediyi alamayan tüketiciler , şimdi bir – iki günde çıkarılan bireysel kredileri , kefil bile aranmayan kredi kartlarını hayretle karşılıyor.

Tüm bunlar bireysel bankacılığın , dünya standartlarını yakalamaya başlamasının sonucu olarak ortaya çıkıyor. Her ne kadar daha kat edilecek çok yol olsa da Türkiyede tüketim finansmanı konusunda , her geçen gün yeni bir ürün piyasaya sunuluyor.

6.4.TÜKETİCİ FİNANSMANI

Tüketici finansmanı denilince akla ilk gelen şirketler tabii ki bankalar. Zaten finansman kelimesini çağrıştırdığı ilk ürün de banka kredisi. Uzun yıllardır gelişmiş ülkelerde kullanılan , ancak 1995’ten beri Türkiye’de bulunan bir tüketici firmasının ürünü , önümüzdeki dönemde hızlı bir çıkış yapmaya hazırlanıyor.

Burada tüketici finansman şirketleri ve mağazada kullanılan kredilerden söz ediyoruz. Türkiye’de bir çok kişi , tüketici finansman şirketlerinden , örneğin Koç Finans’tan haberdar.

Ancak çoğumuz , bu şirketlerden Türkiye’de kaç tane olduğunu , nasıl bir sistemle çalıştıklarını , hangi ürünlerin bu şirketler vasıtasıyla alınabileceğini bilmiyor.

6.5.DEVLERİN İLGİSİ

Türkiye’de üç yıllık bir geçmişi bulunan tüketici finansman şirketlerinin sayısında giderek artış olduğu görülüyor. Koç Finans ile başlayan bu süreç , son iki yıldır Escort Bilgisayar , Anadolu Grubu , Uzel Makine ve Kibar Holding’in katılımıyla hızlandı. Bunlara Benkar , Cankart ve Koç-Fiat da katıldı ve bu şirketler kısa bir süre önce bir birlik oluşturarak, sistemi yaygınlaştırmak için harekete geçti. Piyasalardan aldığımız duyumlara göre Sabancı Holding ile Doğuş Holding de tüketici finansmanı şirketi kurmaya hazırlanıyor.

Tüketici finansman şirketlerinin kurulma nedenleri , grup şirketlerinin mal satışını artırmaya dayansa da tabana yayarak , grup dışı şirketlerle de çalışmaya hazırlanıyor.

6.6.BANKALARLA FARKI

Tüketici finansman şirketlerinin işleyiş yapısı bankalarla büyük benzerlik gösterse de kredi kullandırımı aşamasındaki birkaç temel noktada ciddi yöntem farklılıkları var.

Bunlardan birincisi , kredi kullandırım yöntemi. Aslında tüketici finansman şirketleri , bankaların tüketici kredileri departmanın uzmanlaşmış ve yeni bir yöntem geliştirilmiş versiyonu olarak da kabul edilebilir.

Normalde herhangi bir ihtiyacı için bankaya giderek kredi başvurusu yapan bir şahıs , başvurusu kabul edildiği kabul edildiği taktirde bankadan parasını nakit olarak alır.

Oysa tüketici finansman şirketleri , kesinlikle bireylere nakit çıkışı yapmıyor. Tüketici Finansman şirketleri direkt olarak satıcı ile muhatap oluyor ve parayı satıcıya ödüyor. Ayrıca tüketici finansman şirketinin bireylerle direkt olarak çalışması da kanunen yasak.

Tüketici finansman şirketlerinin bir malı kredilendirebilmesi için , satıcı firma ile bir anlaşma imzalamış olması gerekiyor. Bu da kanunla belirlenmiş bir zorunluluk . Böyle bir durumda , bireylerin tüketici finansman şirketlerinden yararlanamayacağı akla gelebilir.

6.7.BİREYLER VE ŞİRKETLER

Tüketici finansman şirketlerinin ana faaliyet konusu tüketicinin değil malın finansmanı olduğu için , şirketlerin direkt olarak satıcı ile diyaloga geçmesi gerekiyor. Tüketici finansman şirketlerinin çalışma prensibi , “krediyi malın satıldığı yerde kullandırma mantığına” dayanıyor. Ayrıca tüketici finansman şirketlerinin kredi kullandırma mantığı da banka kredisinden farklı işliyor. Tüketici finans şirketleri ayrıca bankalara göre 1-3 puan düşük faizle kredi kullandırıyor.

6.8.İKİ GÜNDE

Tüketici finansman şirketleri arasında hacim olarak lider konumda olan Koç Finans’ın Genel Müdürü Coşkun Ulusoy , kredi kullandırma prensip ve prosedürlerini şöyle açıklıyor:

“Ödeme gücünü artırmak isteyen tüketiciler daha çok banka kredisini talep ediyor ve yapacağı birtakım harcamalar için banka kredisi kullanıyor. Oysa Finans şirketlerinin kullandırdığı kredi spesifik bir mala yönelik ve malın satıldığı yerde kullandırıyor. Bir malı alacaksınız ve satıcı ile anlaştınız. Satıcıya Finans şirketi ile çalışmayı teklif ettiğinizde , ya da satıcı direkt olarak Finans şirketine gittiğinde , şirketin sattığı mala ve satışın büyüklüğüne bakıyoruz. Uygun görürsek , Koç Finans’la şirket arasında bir bilgisayar bağlantısı yapılıyor ve iki gün içinde kredi kullandırımı gerçekleştiriyor.

Tüketici finansman şirketlerinin kullandırdığı krediler , banka kredilerine göre bazı avantajlara sahip . Öncelikle banka kredisindeki prosedür külfetinden kurtuluyorsunuz ve kredi aldığınızın farkına bile varmadan, taksitli alışveriş imkanı buluyorsunuz. Kredi kullanma aşamasında şirketler, satışlarını artırmak ve müşteri kaçırmamak için tüketici finansman şirketlerinin maliyetinin bir kısmına ortak olabiliyor. Bu , tüketici finansman şirketine komisyon vermek ya da faizin bir bölümünü kendi bünyesinde eritmek vasıtasıyla olabiliyor . Tüketici finansman şirketi ile satıcı şirket arasındaki anlaşma tüketiciye kesinlikle yansımıyor ve bu alışverişten tüketici avantajlı çıkıyor. Ayrıca bankadan kredi kullanırken , sigorta gibi bazı yan ürünleri farkında olmadan satın alabiliyorsunuz . Diğer taraftan bankadaki hesabınızda kalan “tortu”lar da bir araya geldiğinde bankalar için hayli yüksek boyutlu kazanç demektir.

Bankalardan döviz bazında alınan tüketici kredilerinde de ödeme tarihindeki Döviz alım-satımlarında tüketicinin zararı söz konusu olabiliyor. Piyasada , döviz kredi taksitlerini döviz olarak kabul etmeyen ve müşteriyi dövizi bankadan almaya zorlayan bankalar olduğu düşünülürse , hayli riskli olduğu ortaya çıkıyor.

6.9.SINIRSIZ ÜRÜN YELPAZESİ

Tüketici finansmanı malı konu edindiği için çalışma alanı çok geniştir. Yani her ürün tüketici finansman şirketleri vasıtasıyla kredilendirilebiliyor. Zaten şu anda , otomobilden buzdolabına , cep telefonundan PVC kapı pencere yapımına kadar pek çok alanda tüketici finansmanı vasıtasıyla alışveriş yapılıyor. Hatta tüketici finansmanıyla konut almak bile mümkün. Örneğin bir konut alacaksınız ve fiyat hakkında müteahhit firma ile anlaştınız, bir miktar peşininiz var ve geri kalanı da tüketici finansman şirketleri vasıtasıyla karşılamak istiyorsunuz. Bu aşamada , tüketici finansman şirketlerine başvurma konusunda önünüz tamamen açıktır. Özellikle strateji olarak grup dışına açılmayı planlayan tüketici finansman şirketleri , gerek müşterinin gerekse firmanın ortaklık teklifine sıcak bakacaktır.

6.10.KISITLAMA YOK

Türkiyede önde gelen finans şirketlerinden olan Anadolu Cetelem Finans’ın genel müdürü Serdar Güray , bu konuda dedikleri:

“Geçmişte ağırlıklı olarak grup ve grup dışı otomotiv ürünlerini kredilendirdik. Fakat yeni ortaklık yapımızla , bağımsız bir tüketici finansman şirketi olarak Anadolu Grubuna bağlı otomotiv ürünlerinin yanı sıra diğer grup dışı otomotiv ürünlerini ve aynı zamanda dayanıklı tüketim ürünlerinde , özellikle ücretli kesime kredi vermeyi hedefliyoruz. Anadolu Cetelem olarak , Anadolu Grubu içi ve dışı tüm distribütör ve satıcılarla tüm çalışma tüm çalışma prensipleri aynı olup , satış noktalarında adımıza tüketici kredi başvuruları minimum evrakla kabul edilip , en kısa sürede tarafımızdan cevaplandırılıyor.

Ayrıca konut satışı ile ilgilenen şirketler de tüketici finansman şirketleriyle diyaloga geçerek anlaşma yapabiliriz. Bu konuda bazı tüketici finansman şirketleri , şirketlerde hacim , bilanço gibi kalemleri bir kriter olarak değerlendirse de ürün konusunda bir kısıtlama yok.

6.11.ORTAK SORUNLAR

Tüketici finansman şirketleri , kredi kullandırma aşamasında bankalar gibi faaliyet göstermelerine rağmen fon bulma aşamasında bazı zorluklarla karşılaşıyor. Bu nedenle , sekiz tüketici finansman şirketinin katılımıyla kurulan Tüketici Finansman Şirketleri Birliği , yeni ayağa kalkan sektörün sorunlarının çözülmesi için ortak hareket edecek. Tüketici finansman şirketlerinin , ortak sorunlarını şöyle sıralayabiliriz.:

1. Şirketler , bankaların aksine mevduat toplayamadıkları için tek bir kaynaktan besleniyorlar. Ancak para ve sermaye piyasalarından borçlanma olanağı kısıtlıdır. İşlemlerini bir banka aracılığı ile yapmak zorunda kalıyorlar. Bu da hem prosedür işlemlerini hem de maliyeti artırıyor.

2. Tüketici finansman şirketlerinin Elektronik Fon Transferi yetkisi de yoktur. Bu da şirketlerin en önemli sorunlarından biridir.

3. Tüketici finansman şirketleri kanunen açık olarak tanımlanmamış durumdadır. Tüketici finansman şirketlerinin kanunen tanınmasını ve yetki ve sorumluluklarının kanunda açıkça belirtilmesi gerekiyor. Çünkü finansman şirketleri ne yapıp neyi yapamayacaklarını bilmiyorlar.

4. Tüketici finansman şirketlerinin en cazip olarak kullanabilecekleri fon kaynağı Varlığa Dayalı Menkul Kıymetler (VDMK) . Oysa tüketici finansman şirketleri VDMK’ları bir banka aracılıyla çıkarmak zorundadır. Şirket yetkilileri , kendilerine VDMK çıkarma yetkisini verilmesi gerektiğini vurguluyorlar.

6.12.KARA LİSTE

Tüketici finansman şirketlerinin en büyük sıkıntılarından biri de , Merkez Bankasındaki kredi ile ilgili kaynaklara ulaşamamaları . Bilindiği gibi , bankalardaki ve özel finans kurumlarının sorunlu kredi müşterileri , Merkez Bankasındaki “Kara Liste”de toplanıyor ve bankalar kredi kullandırmadan önce , müşterisinin kara listede olup olmadığını öğrenebiliyor . Oysa tüketici finansman şirketleri , bu kaynaktan yararlanamıyor. Ayrıca kendi kara listelerini de Merkez Bankasına bildiremiyorlar.

6.13.NEDEN KURULDU ?

Tüketici Finans şirketlerinin kuruluş nedeni , özellikle 1994 krizinden sonra bankaların kredi kullandırmada çok seçici davranmalarından kaynaklanıyor.

Şu anda bir bankanın tüketici kredileri departmanı gibi faaliyet gösteren sektör , piyasada sekiz şirket tarafından temsil ediliyor. Ancak piyasadaki söylentiler , birçok büyük grubun sektörde bir şirket kurmaya niyetli olduğunu gösteriyor. Sabancı ve Doğuş Holdingin de bu alana girmeyi planladığı konuşulanlar arasında.

6.14.BAKİR PAZAR

Sektör yetkilileri , çok bakir bir Pazar olarak nitelendirdikleri bu sektörün yeni bir trend içine girdiğini vurguluyorlar . Özellikle 2000 yılından sonra tüketici kredileri konusunda bankaları ciddi şekilde zorlayacağı da belirtiliyor. Ancak bunun için , tüketici finansman şirketlerinin bankalara bağımlılığını ortadan kaldıran mevzuat değişikliklerinin yapılması gerektiğine dikkat çekiliyor.

Bugün itibariyle tüketici finansman şirketlerinin ulaştığı kredi hacmi , bir sektör için tatminkar değil . Sektörün hacmi ile ilgili bir kayıt olmasa da sektörde kullandırılan toplam kredi 150 trilyon lirayı aşmıyor. Bu kredi pastasının 103 trilyon liralık bölümü zaten tek başına Koç Finans’ın .

6.15.TÜRKİYEDEKİ ÖZEL FİNANSMAN ŞİRKETLERİNİN HEDEFLERİ

Son iki yılda 2 milyonun üzerinde tüketici kredisiyle mal alınıp s atıldı , işlem miktarı 150 trilyonu aştı. 1995 yılından itibaren yaklaşık 2 milyon 122 bin tüketici , özel finansman firmalarından 152.6 trilyon liralık kredi kullandı. Türkiye’de hizmet veren Anadolu grubunun ATF , Boynerler’in Benkar , Bosch-Siemens-Profilo’nun BSP ve Koç Holdingin Koçfinans olmak üzere 4 özel tüketici finansman şirketi pazarın daha da genişlemesiyle yeni uygulamalara geçiyor. Koçfinans , Koç Topluluğun ürettiği mamullerin yanısıra diğer tüm marka ve ürünleri de “kredilendirmek” için hazırlıklar yapıyor. ATF , otomotiv dışında beyaz ve kahverengi eşya için kredi vermeye hazırlanırken , Benkar da 1998’de bir banka ile iş birliği yaparak kredi kartlarını tüm dünyada kullanıma açmak ve tüketicilere farklı ürünler pazarlama kararı aldı. Özel tüketici finansman firmaları sektördeki gelişmeleri şöyle özetlenebilir:

Koçfinansın %50’si Koç holding , %27.5’i Arçelik, %7.5’i Beko Elektronik ve %15’i de diğer şahıslara ait . 1995’te 43 bin tüketiciye 5 trilyon . 1996 da 245 bin tüketiciye 41 trilyon 97’de ilk 8 ayında 302 bin tüketiciye 60 trilyon liralık kredi kullandırmıştır. Halen Koç Topluluğu’nun ürettiği dayanıklı tüketim, otomotiv ürünleri, bilgisayar , lastik , doğalgaz tesisatı ve ürünleri ile turizm için kredi veriyoruz. Ürün yelpazelerine cep telefonu satışı da ekleyerek ilk olarak topluluk dışı ürünleri de kredilendirilmiş olunacaktır. Hedefleri Koç Topluluğunun bulunmadığı tüm alanlarda da tüm ürünlerin kredilendirilmesini sağlamak.

ATF Fransız Cetelem ve İtalyan Findomestik ile gerçekleştirilen ortaklık sonucu önümüzdeki aylarda yeni bir yapılanmaya giriliyor. Beyaz Kahverengi eşyaya da kredi sağlamak istiyorlar. 1996’da ticari ve binek 260 araca, 1997’de ise 1643 araca kredi sağlanmıştır. ATF bugüne kadar 3.4 trilyon liralık tüketici kredisi verdi. Bankalara göre avantajları vardır. Honda ve Isuzu biyileri birer şube gibi hreket ediyorlar. Kısa sürede araştırılıp hemen bayiye ret veya onay veriliyor. Yani müşteri en geç bir saatte kredi alıp alamayacağını biliyor.

Benkar , 1992’de öncelikle Boyner holding bünyesindeki markaların müşterilerine özel kredi kartı hizmeti vermek amacıyla kuruldu , 1996’dan itibaren tüketici finansman şirketi haline getirdi. Benkar , şu an için 4’ü Boyner holding bünyesinde olmak üzere 10 ayrı firmanın müşterisine kredi kartı hizmeti veriyor. 1997’de müşteri adedi 360 bin kredi hacmi ise 40 milyon doları aştı .Kredi kartı yapılan firma sayılarını artırmak ve hizmet edilen sektörde çeşitlendirme büyümesinin sürdürülecektir. Asıl hedefleri bir banka ile işbirliğine girmek ve kredi kartlarını tüm dünyada kullanımına açmak ve bunun yanısıra tüketicilere farklı ürünler pazarlayabilmektir.

1995’te Profilo Finans olarak kurulan şirket , 1996’da Bosch-Siemens grubuyla birleşerek BSP AŞ olarak faaliyete geçti. 1996’da 233 tüketiciye 14.7 milyar , 1997’de 2537 tüketiciye 183.5 milyar Türk Lirası kredi kullandırmıştır. Gruba bağlı şirketlerin imal ve ithal ettiği beyaz ve kahverengi eşyanın satışıyla ilgili kredi kullandırmaya devam etmektedir. Kendi şirket dışındaki kuruluşlara kredili satışa izin vermemekteler. Hedefi kredi kullandırdığımız kitleyi arttırmaktır.

1995 ve 1996 da kullanılan tüketici kredisi miktarları:

MAL ve HİZMET GRUPLARI

1995 (milyon lira)

1996 (milyon lira)

Otomobil

23.782.218

63.809.387

Beyaz ve Elektr. eşya

5.268.803

7.544.762

Konut

2.635.317

6.029.727

Ev eşyası

2.022.536

3.087.558

Mesleki araç

413.964

2.839.459

Eğitim

317.821

676.865

Tatil

199.919

585.519

Yakıt

153.677

273.061

Gıda

194.672

216.859

Giyim

232.491

307.977

Diğer

16.349.933

47.264.711

Genel Toplam

51.571.351

132.635.885

6.16.AZ BÜROKRASİ ÇOK İŞ

Çoğu tüketici finansman şirketi bürokrasiyi azaltmaları ve cari faiz oranlarının altından piyasaya girmelerinden dolayı tercih ediliyor. Tüketici firmaları distribütör veya üretici kompanse ediyor. Bankalarla , tüketici finansman firmaları arasında bankaların lehine oluşan bir fark da mevcut . Bir ticari şirket veya tüzel kişi bankadan tüketici kredisi kullandığında faiz dışından alınan KKDF yüzde 6 , özel finansman firmasından alınan ise yüzde 10cıvarında . Bu durum 1997 Ocak’ında değişti . Artık bu miktar Tüketici Finansman şirketlerinden alınmıyor.

Türkiyede Tüketici Finansmanı sağlayan özel şirketlerin bankalara göre mali yönden bir dezavantajı da bankaların mevduat toplama yetkisine sahip olmaları nedeniyle fonlama maliyetinin finansman şirketlerine göre oldukça düşük olmasıdır.

6.17.TÜRKİYEDE BAZI FİNANS ŞİRKETLERİNİN UYGULADIĞI FAİZ ORANLARI:

Koç Finans

       

Otomobil

Tofaş Ürünleri

1 milyar lira için

Süre

3 Ay

6 Ay

12 Ay

18 Ay

Faiz oranı

0

4.03

4.60

6.90

Aylık Taksit

333.333.000

190.917.000

110.294.000

98.696.000

Koç Finans

         

Cep telefonu

KVK ürünleri

100 mil için.

Süre

3 Ay

6 Ay

9 Ay

12 ay

18 Ay

Faiz oranı

8.30

8.34

8.40

8.45

8.63

Aylık Taksit

39.890.000

22.690.000

17.130.000

14.470.000

12.150.000

Koç Finans

         

Beyaz Eşya

Arçelik – Beko

100 mil için.

Süre

3 Ay

6 Ay

9 Ay

12 ay

18 Ay

Faiz oranı

         

Aylık Taksit

36.760.000

19.830.000

14.790.000

12.510.000

9.850.000

Anadolu

Tüketici

Finansmanı

Otomobil

1Milyar için

Süre

3 Ay

6 Ay

9 Ay

12 ay

18 Ay

Faiz oranı

         

Aylık Taksit

394.439.000

222.339.999

166.206.000

139.036.000

122.420.000

BSP

         

Beyaz Eşya

100 mil için.

Süre

3 Ay

6 Ay

9 Ay

12 ay

18 Ay

Faiz oranı

4.37

4.72

6.33

7.48

6.63

Aylık Taksit

36.290.000

19.530.000

14.910.000

12.910.000

12.580.000

ESCORT

Tüketici

Finansmanı

A.Ş.

Bilgisayar

100 mil için.

Süre

3 Ay

6 Ay

9 Ay

12 ay

18 Ay

Faiz oranı

7.2

7.7

8.0

8.15

 

Aylık Taksit

39.039.881

22.195.695

16.815.744

14.228.208

 

BÖLÜM 7

SONUÇ

Gelişmiş batılı sermaye piyasalarında 1970’li yıllarda ortaya çıkan, beklenen nakit akımlarının kaynak yaratılmasında kullanılması kavramının menkulkıymetleştirme formu içerisinde mali piyasalara adaptasyonu ile önemli gelişmeler yaşanmıştır. Belirtilen sürecin yansımaları ile de yeni sermaye piyasası araçları ve bunun paralelinde yeni kurumlar ortaya çıkmıştır.

1981 yılında yürürlüğe giren 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu uygulaması gerçek anlamda sadece 10 yıllık bir geçmiş ve deneyime sahip olan Ülkemiz sermaye piyasalarında da, hızlı gelişim süreci içerisinde batıdaki uygulamalardan etkilene menkulkıymetleştirme ve kurumlaşma süreci başlamıştır.

Özellikle 1992 yılında, 3794 sayılı Kanunla Sermaye Piyasası Kanunu’nda yapılan düzenlemeler ve buna bağlı olarak SPK’ca yayınlanan seri tebliğlerin bu süreci hızlandırmasından dolayı, menkulkıymetleştirme yöntemi olarak Varlığa Dayalı Menkul Kıymet ihracı sermaye piyasalarında yerini almıştır.

Gelişmiş ülkelerdeki sermaye piyasası araç ve kurumlarının zenginliği, Dünyada görülen globalleşme eğilimi ve ülkeler ekonomilerinin dış ekonomilerle olan ilişki ve entegrasyonunda sermaye piyasası araç ve kurumlarının köprü görevini üstlenmiş olduğu dikkate alındığında; Ülkemizin bu yöndeki hedefleri doğrultusunda konunun önemi ve gerçekçi yaklaşım ve teşviklerin gereğini ortaya çıkarmıştır.

Belirtilen gelişmeler sonucu, kurumlaşmanın teşviki amacıyla finansman şirketlerinin kuruluşu öngörülmüştür. 545 sayılı KHK’nin yasa gerekçelerinde; “Mali Sektörümüzün dünya ile bütünleşme sürecinde sektörde bütünlük sağlanması, mali kesimimizin yeni müesseselerle çeşitlendirilmesi gereği, finansman ihtiyacı olanlara kredi sağlayan finansman şirketlerinin yasal çerçeveye oturtulması, finansman şirketlerinin faaliyete geçmesi ile ekonomik hayatın gerektiği gibi izlemesine katkı sağlanacağı” ilkeleri vurgulanmıştır.

Söz konusu ilkelerin isabetliliği, 1992 yılında ülkemizde VDMK ihracı ile başlayan menkulkıymetleştirme sürecindeki,banka ihraçları dışında gerçek anlamda ihraç yapılamaması yönündeki tıkanıklığın, Ülkemiz ilk tüketici finansmanı şirketinin kuruluş ve faaliyete geçmesi sonucu aşılması ile görülmüştür.

Ancak, bu süreç içerisinde, oluşturulan sermaye piyasası araçları ve kurulan kurumlar için önceden hazırlanan mevzuat çerçevesinin, piyasaların gerçek koşullarındaki uygulamalarda gereken alan ve derinliği tam anlamda sağlayamadığı, bu nedenle bir kısmının ya tam amacına uygun kullanılamadığı veya zamanla anlamını kaybettiği geçmiş uygulamalarla kanıtlanmıştır. Ülkemiz ilk tüketici finansmanı şirketi uygulamaları sonucu menkulkıymetleştirme sürecindeki tıkanıklıklar aşıldığı gibi,SPK’nun konu ile ilgili düzenlemeleri ile de bu süreçte önemli iyileştirmeler sağlanmıştır.

Tüketici finansmanı şirketleri, menkul kıymetleştirme ve kurumlaşma sürecinde önemli işleve sahip oldukları gibi, piyasaların gerçek anlamda gelişmesine de önemli katkı sağlayacaktır. Batıda 70 – 80 yıllık geçmiş deneyime sahip olan finansman şirketlerini, finansman endüstrisindeki popülasyon trendi, maliyet baskıları, pazarın genişlemesi, yenilik ihtiyacı, diğer finansal kuruluşlarla olan yoğun rekabet sonucu daha büyük hacim ve verimlilikle çalışmaya teşvik etmiştir. Büyüme yolu ile azalan sayılarına rağmen finansman şirketleri, Amerika’da aracı kurumlar arasında en hızlı gelişenidir ve kurumsal ve bireysel krediler pazarında potansiyel bir güç olmaya devam etmektedirler.

Ülkemizde de uygulamaya başlanılan tüketici finansmanı şirketi, piyasalarda hala yerini almakta, finansal kuruluşlar arasında rekabeti yaygınlaştırarak maliyetin düşürülmesi, verimliliğin yükseltilmesi yönünde etkin olmaktadır. 1996 yıl sonu itibariyle 15 aylık faaliyet sonucu 33 Trilyon T.L.’lik kredi hacmine ulaşan sistem, 1995 yılında tüm bankaların ulaştıkları 51 Trilyonluk hacim yanında önemli bir potansiyeli göstermekte ve 1996 yıl sonunda kredi hacmi itibariyle ilk 4 banka arasına girmeye aday bulunmaktadır. Ayrıca, yeni finansman şirketleri kurularak piyasalara girme hazırlıkları yapmaktadırlar.

Tüketici finansmanı şirketlerinin piyasalarda gerçek hacim ve yerini alması ile birlikte; kurulan sistemin bu güne kadar üretici, dağıtım/pazarlama şirketleri ve bayiler seviyesinde “taksitli satış” , “kampanyalı satış” adı altında gerçekleştirilen finansmanı, bir ihtisas kurumu olan finansman şirketleri üzerine aktararak;

– Sektördeki vade farkı ve peşin fiyatta gizli vade farkı uygulaması nedeniyle fiyatlar genel seviyesinin yükselmesi engellenecektir.

-Üretici firmalar, asıl faaliyet alanlarında faaliyet göstererek gerçek karlılık seviyesini saptayabileceklerdir. Dağıtım ve pazarlama firmaları da asli faaliyet alanlarına döneceklerdir.

– Tüketiciler ciddi ihtisas kurumlan ile muhatap olacaklar, bayilik sistemindeki çok farklı uygulamalar yoluyla tüketicilerin istismarı engellenecektir.

– Ülkemiz uygulamasındaki bayilik sistemi, kendisine çeki düzen vererek kurumlaşma sürecine girecek, kayıt dışı ekonomi küçülecektir.

– VDMK fonları ile finansman sağlanması nedeniyle, alacak; portföyünün menkul kıymetleştirilmesi sağlanarak, krediler yine tüketicilerin fonları ile finanse edilecek, talep artışı yoluyla fiyatlar genel seviyesi etkilenmeyecektir.

Dünyada menkulkıymetleştirme, çok geniş hacim ve türlerde uygulama alanı bulmakta, otomobil, tüketici kredileri, bilgisayar finansal kiralama, kredi kartı alacakları, konut kredileri ve hizmet alanından oluşan çeşitliliğe sahip olmaktadır. Ülkemizde ise uygulamalar sadece bankaların tüketici, kredi kartı, konut kredileri alacaklarından oluşan VDMK uygulamalarından ibaret kalmıştır. Hernekadar tüketici finansmanı şirketi kuruluşu ile bu alanda yeni bir gelişim süreci başlamış ise de, bu alanda uygulanan sistem, aracı ve kurum eksikliği açık olarak görülmektedir. Dünyadaki menkulkıymetleştirme uygulamalarında dahi, yatırımcı, ihraçcı ve ülke hukuki çerçevesi düzeyinde büyük engellerin varlığından söz edilmektedir. Bu nedenle, menkulkıymetleştirme ve kurumlaşma sürecinin teşvikinde etkin yöntemler kullanılarak yasa ve mevzuat düzenlemeleri yapılmalı, özellikle kurumların piyasalarda gerçek yerini almasını sağlayacak piyasa araç ve yöntemlerini bu kuruluşların kullanabilmeleri sağlanmalıdır.

Belirtilen düzenleme eksiklikleri, menkulkıymetleştirmenin Ülkemizdeki tek uygulama alanı olan VDMK ihracında da görülmüştür. Bankalar ihraçlarında VDMK’i mevduat alternatifi olarak değerlendirmiş, munzam karşılık ve disponibilite uygulamalarına göre oluşan nakit kullanım ve maliyet avantajları yanında, repo ve 2’ci el piyasa uygulaması imkanları ile kısa vadeli nakit akış regülasyonu amacıyla kullanılmıştır. Bu sonucun ortaya çıkmasında; asıl hedef olan üretici ve üreticileri destekleyen finansal kuruluşların teşvik edilerek maliyet ve uygulama kolaylığı avantajları yaratılması yerine, Banka ihraççılarının her yönden teşvik edilmesi etken olmuştur. Asıl amaçlanan kuruluşlar, ilk tüketici finansman şirketi uygulamaları dışında hiçbir ihracı gerçekleştirmemişlerdir.

Bu sonuç uygulamadaki çarpıklığı açık olarak ortaya koymaktadır. Çalışmamızda ortaya konulan bankaların maliyet avantajları yanında, hernekadar bir ölçüde düzelme sağlanmasına rağmen ihraç prosedüründeki kolaylıklar ile VDMK’ın repo ve 2’ci el uygulamaları, sadece bankalara kısa vadeli nakit kolaylıklar ve uzun vadeli VDMK ihraç olanakları yarattığı dikkate alınarak, alacak portföyüne sahip olan tüm üretici ve finansman şirketlerine benzer imkanların sağlanması, Ülkemiz sermaye piyasalarının tüm kurum ve araçları ile birlikte geliştirilmesi, dünya ekonomilerinde önemli işlevi bulunan kıymetleştirmenin Ülkemizde de amaçlarına ulaşabilmesi yönlerinden zorunlu görülmektedir.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

BAHAKARAN, Mehmet, Uzman Gözüyle Bankacılık Dergisi, Aralık 1994

BALLANTINE, Dewey Securitization of trade receivables, August 1994

BİLİR, Şule, Menkul Kıymetleştirme, Bankacılar Dergisi, 1990, Sayı:3

KIRMAN, Ahmet, Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi, Ankara 1995

KIRMAN, Ahmet, Varlığa Dayalı Menkul Kıymetler ve Vergilendirme, Bankacılar, Sayı:9

LEDERMAN, Jess, The Handbook of Asset-Backed Securities, New York Institute of Finanse, A Division of Simon & Schuster,

Inc., New York, 1990

ÖZMEN, Tahsin, Menkul Kıymetleştirmenin (VDMK) avantaj ve dezavantajları, SPK araştırma rapoıu, 1993

ÖZMEN, Tahsin, Varlığa Dayalı Menkul Kıymetlerin Vergilendirilmesi, Sermaye Piyasası Kurulu, 1992

PAVEL, Christine, Securitization: The Analysis and Development of the “Loan Based-Asset Backed” Securities Markets, 1989

Probus Publishing Chicago, Illinois

ROSE, Peter S Money and capital markets : the financial system in an increasingly global economy, Richard D.Irwin Inc. 1983,

1986, and 1989, USA,

Standard & Poor’s Credit Comments, March 29,1993

Creditweek

TUNCER, Selahattin, Finansman Şirketleri ve Vergi Sorunları, Mükellefin Dergisi, Sayı 39/Mart 1996

YÖNDER, Filiz, Menkul Kıymetleştirme, Yeterlilik Etüdü, Sermaye Piyasası Kurulu, Ocak 1990

SORULAR

1) Anadolu’ya yerleşme amaçlı yapılan ilk Türk akınları kimler tarafından ve ne zaman başlamıştır?

2) Anadolu’da kurulan ilk Türk Devleti’nin isimlerini yazınız?

3) Aşağıdaki devletler nerede kurulmuştur?

a) Baltuklular

b) Danişmentliler

c) Mengücekliler

4) Anadolu Selçuklu Devleti’nde başkentin İznik’ten Konya’ya ta-şınmasının sebebini yazınız?

5) Anadolu Selçuklu Devleti’nde:

a) En geniş sınırlara hangi sultan döneminde ulaşıldı?

b) Alanya kimin döneminde alındı? Alanya’nın alınmasının önemi nedir?

c) I. Haçlı Seferi kimin döneminde yapıldı?

d) Yükselme dönemi hangi padişahlar arasında yaşanmıştır?

e) Anadolu Türk birliği hangi sultan döneminde sağlandı?

f) Osmanlı Devleti’nin zayıflamasını ve dağılmasını sağlayan o-layları yazınız?

6) Haçlı Seferleri’nin:

a) Siyasi ve ekonomik nedenlerini yazınız?

b) Ekonomik ve teknik sonuçlarını yazınız?

7) İstanbul Latin İmparatorluğu kaçıncı haçlı seferinde kurul-muştur? Bu krallığa kimler ne zaman son vermiştir?

8) Türkler’in Anadolu’ya yerleşmelerinden sonra, Anadolu’da Türk siyasal birliğini kurmak için birçok mücadeleye girişilmiş ve başarı ile sonuçlanmıştır. Anadolu Türk siyasal birliği bir-kaç defa sağlanmış; fakat daha sonra yapılan savaşlar ve iç sebepler ile bu birlik bozulmuştur. Anadolu Türk siyasal birli-ğinin bozulmasına yol açan iki savaş yazarak; bu iki savaş hakkında bilgi veriniz? ( Anadolu Selçuklu Devleti – Osmanlı Devleti )

9) Anadolu Selçuklu Devleti’nde toprak yönetimi kaça ayrılır? Tanımları ile yazınız?

10) Aşağıdaki kelimeler hakkında bilgi veriniz?

a) Vezir

b) Divan

c) Atabey

d) Emir

e) Melik

f) Uç Beyleri

11) 1230 Yassıçemen Savaşı’nın önemini yazınız?

12) Anadolu Selçuklu Devleti’ne ne zaman kimler tarafından son verilmiştir?

13) Moğollar 1227 yılında kurucusu Cengiz Han’ın ölümü ile da-ğılmıştır. Moğol Devleti’nin yıkılmasından sonra toprakları ü-zerinde kurulan devletleri kuruldukları yerler ile yazınız?

14) Altınorda Devleti’nin kurucusu kimdir?

15) Altınorda Devleti’ne kimler ne zaman son verdi? Bu devletin yıkılmasından sonra kurulan hanlıkların isimlerini yazınız?

16) Moğollar’ın, Anadolu Türk Tarihi açısından önemini yazın?

17) Timur’un torunlarından Babür Şah tarafından kurulan Ba-bür Devleti nerede kurulmuştur? Babür Devleti’nin önemini yazınız?

18) Aşağıdaki devletler nerede kurulmuştur? Bu devlete kimler, ne zaman ve nasıl son verdiler?

a) Akkoyunlular

b) Karakoyunlular

19) Aşağıdaki kelimeler hakkında bilgi veriniz?

a) Cengiz Yasası

b) Kurultay

c) Noyon

d) Padişah

e) Saltanat Vekili

f) Şamanizm

g) Ali Şir Nevai

h) Taç Mahal

20) Kırsal yerlerden kentlere göçün nedenlerini maddeler halin-de yazınız?

21) Kırsal yerlerden kentlere göçün sonuçlarını maddeler halin-de yazınız?

22) Osmanlı Beyliği’nin kısa sürede büyüme nedenini maddeler halinde yazınız?

23) 1048 Pasinler Savaşı’nın önemini yazınız?

24) 1176 Miryakefalon Savaşı’nın önemini yazınız?

25) Osmanlı Devleti ile Bizanslılar’ın karşılaştıkları ilk savaşın adını ve tarihini yazınız?

26) Bursa ilk defa hangi Osmanlı padişahı tarafından kuşatıldı?

27) Osmanlılar tarafından İznik hangi padişah döneminde ve hangi savaş sonucunda ele geçirildi?

28) Osmanlılar’ın Rumeliye ilk geçişi hangi padişah döneminde ve hangi olay ile yaşandı?

29) Edirne hangi Osmanlı padişahı döneminde ve hangi savaş ile ele geçti?

30) 1364 Sırpsındığı Savaşı’nın önemini yazınız?

31) Sultan unvanını kullanan ilk Osmanlı padişahı kimdir?

32) 1398 I. Kosava Savaşı’nın nedenini ve önemini yazınız?

33) İstanbul’u kuşatan ilk Osmanlı padişahı kimdir?

34) 1396 Niğbolu Savaşı’nın sonuçlarını yazınız?

35) Venedikliler ile Osmanlılar arasında yapılan ilk deniz savaşı hangi padişah döneminde olmuştur?

36) 1444 Edirne-Sepedin Antlaşması’nın önemini yazınız?

37) II. Murat, oğlu II. Mehmet (Fatih)’i 12 yaşında tahta geçir-mesi üzerine Haçlılar savaş ilan etmiştir. İki taraf arasında ya-pılan savaşın adını ve tarihini yazınız?

38) 1448 II. Kosava Savaşı’nın nedenini, sonucunu ve önemini yazınız?

39) Osmanlı Devleti’nin; kuruluş, yükseliş, duraklama, gerileme ve dağılma dönemlerini olayları ve tarihleri ile yazınız?

CEVAPLAR

1) Anadolu’ya yerleşim amaçlı yapılan ilk Türk akınları Tuğrul Bey ve Çağrı Bey tarafından XI. yy başlarında başlamıştır. Es-kiden Anadolu’ya seferler yerleşim amaçlı değil tanıma amaç-lıydı. Tuğrul ve Çağrı Bey’in 1048 yılında Bizans ve Gürcü Or-duları’yla yaptıkları Pasinler Savaşı’nı yenmeleri sonucu Ana-dolu’ya yerleştiler. Daha sonra da 1071 Malazgirit Savaşı son-rası Anadolu’nun bir Türk yurdu olduğu kesinleşerek Anado- lu’nun kapıları Türkler’e açılmıştır.

2) Anadolu’da kurulan ilk Türk Devletleri beş tanedir. Bunlar:

a) Hititler (MÖ: 1800 – 1200): Kızılırmak ve çevresine kurul-muştur. Mısır Devleti ile savaşarak tarihteki ilk yazılı antlaş-ma olan 1280 Kadeş Antlaşması’nı imzalamışlardır.

b) Frigler (MÖ: 1200 – 700): Sakarya Nehri ve çevresinde ku-rulmuştur. Başkenti Gordion’dur. Tarım ve hayvancılığa ö-nem verirlerdi.

c) Lidyalılar (MÖ: 687 – 547): Menderes ve Gediz ırmakları a-rasında kalan bölümde kurulmuşlardır. Başkenti Sard şeh-riydi. MÖ. VII. yy’da ilk parayı bulup, kullandılar.

d) İonya (MÖ: 1050 – 546): Foça ve Milet şehirleri arasına ku-rulmuştur. Başlıca başkentlari; İzmir, Efes, Foça, Milet, Di-dim ve Prienne’dir. Tales, Hipokrat, Homeros, Herodot ve Diyojen gibi önemli bilim adamları bu devirde yaşamıştır.

e) Urartular (MÖ: 900 – 600): Van Gölü ve çevresinde kurul-muştur. Başkenti Tuşpa (Van Şehri)’dır. Su kanalları inşa ettiler.

3) a) Saltuklular: Ebülkasım Saltuk tarafından Erzurum ve çev-resinde kurulmuştur.

b) Danişmentliler: Danişment Gazi tarafından Sivas, Tokat, Çorum, Yozgat ve Malatya çevresinde kurulmuştur.

c) Mengücekler: Mengücek Gazi tarafından Erzincan, Kemah ve Divriği civarında kurulmuştur.

4) Anadolu Selçuklu Devleti’nde başkentin İznik’ten Konya’ya ta-şınmasının sebebi I. Haçlı Seferi’nin yenilgisinin yaralarını sar-mak ve tekrar Küçük Asya’ya egemen olmak içindir.

5) Anadolu Selçuklu Devleti’nde:

a) En geniş sınırlara Alaeddin Keykubat döneminde ulaşıldı.

b) Alanya Alaeddin Keykubat döneminde alındı. Alaeddin Key-kubat’ın Alanya’yı almak istemesinin nedeni Anadolu’yu bir yönetim altında birleştirmektir.

c) I. Haçlı Seferi I. Kılıç Arslan döneminde yapılmıştır.

d) Yükselme Dönemi sultanları: I. Gıyaseddin Keyhüsrev, Rük-meddin Süleyman, I. İzzeddin Keykavus, II. Mesut’dır.

e) Anadolu Türk Birliği ilk defa II. Kılıç Arslan sağlamıştır.

f) Devletin Zayıflamasını ve Yıkılmasını Sağlayan Olaylar:

Ø Alaeddin Keykubat’tan sonra başa geçen II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in yönetimde başarılı olamaması.

Ø II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in veziri Sadettin Köpek değerli komutan, devlet adamı ve Türk beylerini öldürttü.

Ø Ülkede ayaklanmalar (Baba İshak ayaklanması gibi) çıktı.

Ø Doğumuzdaki Moğollar’a karşı önlemler alınmadı.

Ø 1243 yılından 1308 yılına kadar Moğol hakimiyeti altında yaşanması.

Ø Sınırları korumakla görevli uç beyleri ile bazı valiler ba-ğımsız beylikler kurdular.

6) Haçlı Seferi’nin:

a) Ekonomik ve Siyasal Nedenleri:

Ø Ekonomik Nedeni: Avrupa Ortaçağ’da yoksul, Türk ve İslam dünyası zengindi.

Ø Siyasi Nedeni: Bizans ve İstanbul Türkler’in eline geçerse, Türkler Avrupa’ya yürüyecek ve Balkan Devletlerini ra-hatsız edecekti.

b) Ekonomik ve Teknik Sonuçları:

Ø Haçlılar başarılı olamadılar.

Ø Anadolu Türkler’de kaldı.

Ø Haçlılar Filistin ve Suriye çevresinde Kudüs Krallığı, birkaç Latin Beyliği ve 4. Haçlı Seferi’nde de İstanbul’da Latin İmparatorluğu kurdular.

Ø Türkler’in Avrupa’ya ilerlemesi ve İstanbul’un alınması gecikti.

Ø Avrupa’da bilim ve sanatta büyük ilerlemeler oldu.

Ø Papa ve din adamlarına güven sarsıldı. (Dinsel Sonucu)

Ø Avrupa’da derebeylik (Feodalite) yönetimi zayıfladı, kral-lar güçlendi. (Siyasi Sonucu)

Ø Burjuva sınıfı önem kazansı. (Sosyal Sonucu)

Ø Akdeniz’de ticaret gelişti. (Ekonomik Sonucu)

Ø Hıristiyanlar Müslümanlardan başta barut, pusula, kağıt olmak üzere yeni buluşlar öğrendiler. (Bilim Ve Teknik Sonucu)

Ø Türkler’in İslam dünyası üzerindeki önemi arttı.

Ø Anadolu’da Türkler lehine olan üstünlük geçici olarak Bizans İmparatorluğu lehine geçti.

7) İstanbul Latin İmparatorluğu IV. Haçlı Seferi sonrasında ku-rulmuştur. İstanbul Latin İmparatorluğu’na Kalamizaslılar son vermiştir.

8) Anadolu Türk Siyasal Birliği’nin Bozulmasına Neden Olan Savaşlar (Anadolu Selçuklu Devleti – Osmanlı Devleti):

a) ………………………………. : ……………………………………………………….

………………………………………………………………………………………… .

b) ………………………………. : ……………………………………………………….

………………………………………………………………………………………… .

9) Anadolu Selçuklu Devleti’nde toprak yönetimi dörde ayrılırdı. Bu topraklar devletin malı sayılırdı. Bunlar:

a) Has: Sultan ve yakın çevresine verilen topraklardır.

b) İkta: ……………………………………………………………………………….. .

c) Mülk: Kişilere mülk olarak bırakılan topraklardır.Bu top-rakların sahipleri toraklarını diledikleri gibi kullanabilir, sa-tabilir veya da miras bırakabilirler.

d) Vakıf: Gelirleri cami, medrese, hastane gibi sosyal kuruluş-ların giderleri için ayrılan topraklardı.

10)

MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN SAMSUNA ÇIKIŞI

( 19 Mayıs 1919 )

Mustafa Kemalin Samsuna çıkışından T.B.M.M. nin açılışına kadar geçen süre ulusal mücadelenin “Hazırlık Dönemini” oluşturur ve kongreler dönemi olarak adlandırılır.

Mondros ateşkes antlaşması imzalandıktan sonra Mustafa Kemal Paşa, yıldırım orduları komutanlığına getirildi. Bu görevde iken ateşkes antlaşmasının kendi komutanlık bölgesinde İngilizlerce tek yanlı uygulanmasına karşı koydu. Yapılan baskı sonucu görevinden alınarak 13 kasım 1918 de İstanbul’a geldi. Padişahı ve Osmanlı genel kurmayındaki arkadaşlarının desteğini sağlayarak kendisini 9. ordu müfettişliğine atamıştır.

NOT 1: Mustafa Kemal İstanbul’un resmen olmasa da işgal altında bulunmasından dolayı kurtuluşun ancak Anadolu da gerçekleşeceğine inanıyordu.

30 nisan 1919 da 9. ordu müfettişliğine atanan Mustafa Kemal in bu göreve padişahça gelmesinin sebepleri şunlardır;

1. Birinci Dünya savaşına Osmanlı devletinin girmesi neden olan ittihatçı asker kadro ile ters düşmesi ve bu kadroyu eleştirmesi

2. İstanbul’a geldikten sonra padişah ve çevresinde güven verici bir izlenim bırakması, o dönemin ünlü komutanlarından biri olması.

3. İstanbul hükümetinin doğu Karadeniz de Pontos’çu Rumlara karşı sivil direnişçilerle birleşen askerler üzerinde Mustafa Kemalin caydırıcı bir etki yapacağını düşünmesi.

Mustafa Kemal’in Gerçekleştirmek İstediği Temel Amaç:

Türk halkını, tehlikelere karşı uyarıp halkı örgütlemek ve bağımsızlık mücadelesini başlatarak kayıtsız şartsız ulus egemenliğine dayanan bağımsız bir Türk devleti kurmaktır.

Bölgede tüm askeri ve sivil makamlara emir verme yetkisi olan Mustafa Kemal Samsun’da :

a) Bütün yurttaki orduların ve silahların anlaşma devletlerin teslimini engellemeye çalıştı.

b) Müdafaa-i hukuk gruplarıyla ilişki kurarak “bölgesel kurtuluş” görüşünü ulusal bir niteliğine ve birliğe yükseltmeye çalıştı.

Havza Genelgesi (25 mayıs 1919)

Samsundan ayrılan Mustafa Kemal Paşa kavak ilçesine uğrayarak havzaya 25 mayıs 1919’da vardı.

İzmir’in yunanlılar tarafından işgali Osmanlı hükümetini harekete geçirememiş Babı-ali yunan işgalini kaldırabilmek için çare görememiştir. Kurtarıcı milli lider ve inkılapçı Mustafa Kemal ise İstanbul da olduğu gibi havzadan verdiği emirlerle Anadolu’nun her tarafında mitingler tertip ettirmekle işe başladı. Mustafa Kemal Paşa Havzada halkın müthiş ilgisini görmüştü. 30 mayıs 1919 da ilk protesto mitingi havzada yapıldı. Mitingden sonra her türlü saldırının silahlarla önlenmesi için ant içildi. 03.06.1919 da askeri kumandan ve mülki emirlerle telgraf göndererek, Paris de toplanacak barış konferansına gidecek heyetle ilgili olmak üzere milli vicdanın kesin isteğine uygun kararlar alınmasının gerekliliğini bildirmiş ve müdafaa-i hukuk ile reda-i ilhak cemiyetlerinin Türk milletinin haklarının korunması yolunda harekete geçmesinin zorunluluğunu ifade etmiştir.

İstanbul mitinglerinin ilk tepkisi işgal makamlarının mevkuf bulunan 67 Türk devlet adamını MALATYA sürmeleri ve Mustafa Kemal Paşayı İstanbul’a geri çağırmaları olmuştur.

Bu geri çağırma tekliflerini reddeden Mustafa Kemal Paşa halk ile yaptığı temaslarla havzadan gönderdiği teminlerle milli irade sözcüğü bir lider olarak İstanbul hükümetine ve işgal birliklerine karşı milli menfaatlerini çekinmeden korkmadan savunmak üzere ortaya atıldığını göstermiştir. Havza teminleri ile Mustafa Kemal Paşa milli tehlikeye karşı halkın kaynaşmasını uyanmasını ve bir milli kaynaşma halini olarak bir hedefe yönelmesini arzuluyordu. Dava milli tehlikeye karşı milleti uyarmak ve harekete geçirmekti. Mustafa Kemal Paşa Anadolu’ya geçeli henüz bir ay olmuştu. Bir süre içinde bütün orduların birlikleriyle ilişki ve bağlantı sağlamış ve halkı elden geldiği kadar uyarılmış milletçe teşkilatlanma düşüncesi yayılmaya başladı. Artık teşebbüs ve icra şahsi olmaktan çıkıp milletin birlik ve dayanışmasını sağlayacak mahiyette olmak idi. Bu maksatla 21/22 haziran 1919 günü tarihi Amasya tamimi yayımlanmıştır.

İNKİLAP TARİHİ SEMİNER III. GRUP SORU VE CEVAPLARI

1. Mustafa Kemal samsuna çıkarken görünüşteki görevi nedir? Cevap: Doğu Karadeniz bölgesinde pontos Rumlarına karşı Türk direnişini bastırmaktı.

2. Mustafa Kemal’in Samsuna çıkmasındaki gerçek neden nedir? Cevap: İstanbul hükümeti ile vatanın kurtuluşunun mümkün olmayacağını anlaması ve Anadolu’ya geçip milli mücadeleyi başlatmak istemesidir.

3. Londra konferansı sırasında itilaf devletlerinin, hem İstanbul TBMM hükümetini çağırmalarındaki amaç nedir? Cevap: itilaf devletlerinin Osmanlı hükümetinin yanında TBMM hükümetinin temsilcisi de Londra konferansına katılmasını istemelerindeki amaç; Türk tarafı arasında ikilik çıkartarak birbirine düşürmektir.

4. TBMM hükümetinin Londra konferansına katılmasındaki amaç nedir? Cevap: * Barışçı olmadıkları yönünde yapılan propagandaları önlemek

* Milletler arası platformda TBMM yi kabul ettirmek.

* Misak-ı Milliyi dünya kamuoyuna açıkça anlatmak idi.

5. Moskova antlaşması kimler arasında imzalandı. İki ülkenin birbirine yaklaşmasındaki asıl amaç nedir? Cevap: TBMM ile Sovyet Rusya arasında ( 16 mart 1921 ) imzalandı. Sovyet Rusya ve TBMM birbirine yaklaşmasındaki amaç; Sovyet Rusya Türkiye de komünizmi yerleştirmek ve güneyde kendisine bağlı tampon bir bölge oluşturmak idi. TBMM amacı ise; Doğudaki bu güçlü komşusundan emin olmak acil ihtiyacı olan silah, cephane ve para yardımını sağlamak idi.

6. Afganistan ile dostluk antlaşmasının TBMM’deki önemi nedir? Cevap: Moskova’da TBMM temsilcileri ile Afganistan temsilcileri arasında imzalanan dostluk ve kardeşlik antlaşmasıdır. * Afganistan, Ankara’ya elçi gönderen ilk İslam devletidir.

* Afganistan, TBMM Hükümeti’ni tanıyan ilk Müslüman ülkedir. * Hint Müslümanları da aralarında para toplayarak, bunları Türk milli mücadelesini desteklemek için göndermişlerdir.

7. TBMM nin ayaklanmalara karşı aldığı tedbirler nelerdir? Cevap: * İstanbul hükümeti ile her türlü haberleşme ve ilişki kesildi. * Şeyhülislamın fetvasına karşılık Ankara müftüsü Rıfat efendi ve Anadolu’da ki bir çok müftünün imzası ile milli mücadeleyi destekleyen karşı fetva yayımlandı.

* Anadolu ajansı kurdurularak milli mücadele lehinde propaganda yapıldı. * hıyaneti vataniye kanunu çıkarılarak TBMM’nin otoritesi artırıldı.

* Damat Ferit Paşa vatan haini sayılarak vatandaşlıktan çıkarıldı.

8. Önceden kuva yi milliye yanlısı olup sonradan ayaklananlar kimlerdir?

Cevap: * Demirci Mehmet efe ayaklanması * Çerkez Ethem ayaklanması

9. Azınlıkların çıkardıkları ayaklanmalar nelerdir? Cevap: * Pontus Rum ayaklanmaları * Trakya ve batı Anadolu da ki Rum ayaklanmaları * Ermeni ayaklanmaları

10. Temsil Heyetinin Ankara’yı seçmesinin nedenleri nelerdir.

Cevap: * Ulaşım ve haberleşme imkanları elverişlidir. * Batı cephesine yakındı ve işgal edilmesi zordu. * Anadolu’nun ortalarında bir yer olması.

11. Mustafa Kemal Osmanlı mebusan meclisi milletvekillerinden hangi isteklerde bulunmuştur.

Cevap: Ankara’ya yerleşen Mustafa Kemal müdafaa-i hukukçu milletvekillerini Ankara’ya çağırarak meclisi mebusan da yapılacak çalışmalar için şu isteklerde bulunur. * Kendisinin meclis başkanlığına seçilmesi. Bununla Anadolu’da ki milli hareketin meclisi mebusuna egemen olduğu herkese en çarpıcı çarpıcı biçimde anlatılmış olacaktı. * Mecliste bir müdafaa-i hukuk grubu oluşturulacak ve bu grup meclisin tüm çalışmalarına ağırlığını koyacaktı. * Tüm kişi ve kurumları bağlayacak kararların alınması * Misak-ı milli kararlarının meclise kabul ettirmesi.

12. Kongreler dönemi nedir? Cevap: Mondros ateşkes antlaşmasından TBMM’nin açılmasına kadar geçen döneme kongreler dönemi denir. Bu dönemin en önemli özelliği milli güçleri birleştirmek ve mücadeleyi halka mal etmektir. Meclisin açılmasıyla bu amaç gerçekleşti.

13. TBMM’nin açılış nedenleri nelerdir? Cevap: * Düzenli bir ordu oluşturmak * Milli iradeyi gerçekleştirmek * Vatanı işgallerden kurtarmak * Milli birlik ve beraberliği gerçekleştirmek. * İstanbul’un işgali ve Meclisi mebus anın dağıtılması, Mustafa Kemal’e yeni bir devletin kurulması için gereken imkanı vermiştir.

14. İstiklal mahkemelerinin kuruluş nedenlerini yazınız. Cevap: TBMM ni otoritesini sağlamak amacıyla kuruldu. İstiklal Mahkemeleri üyeleri meclisin içinden seçilmiştir. Bu güçler birliği ilkesinin bir gereğidir. İstiklal mahkemelerinin kararları kesin olup temyiz hakkı yoktur.

15. I. Meclisin kuruluşunda güçler birliği prensibinin kabul edilme nedeni nedir? Cevap: Savaş koşullarında çabuk karar alıp kısa sürede uygulamak için güçler birliği ilkesini benimsemiştir.

16. I. kurulan meclisin ilk çıkardığı kanunlar nelerdir? Cevap: İlk çıkardığı kanun ağnam vergisidir. İkinci kanun hıyaneti vataniye kanunudur.

17. Tekalifi milliye emirleri neyi amaçlamıştır. Osmanlıda hangi vergi ile benzerlik göstermiştir. Cevap: Tekalifi milliye de alınan tedbirler olağanüstü şartlarda olağanüstü tedbirlerdir. Sırtını İngiltere gibi güçlü bir devlete dayamış olan yunanlılar karşısında ne kadar güç şartlar altında mücadele edildiği anlaşılmıştır. Bu emirler dünyada ilk defa top yeküm bir savaş uygulamasıdır. Bu emirlerin yayımlanması ve uygulanması ile halktaki ümitsizlik kaybolmaya başlamıştır. Tekalifi milliye emirleri Osmanlı devletindeki “avarız” vergisiyle benzerlik göstermektedir.

18. Sakarya meydan savaşının stratejisi nasıl belirlenmiştir? Cevap: Mustafa Kemal’in ordusuna şu emri vermesiyle “hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, ve bu satıh bütün vatandır, vatanın her karış toprağı vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça terk olunamaz.”

19. Amasya genelgesinin önemi nedir? Cevap: kurtuluş savaşının gerekçesi açıklandı. Kurtuluş savaşının yöntemi açıklandı. Milli egemenlik ilkesi açığa çıktı. Amasya genelgesi kurtuluş savaşının ilk siyasi belgesidir.

20. Erzurum kongresinin önemi nedir? Cevap: Kongre bölgesel olmasına karşın milletin ve vatanın bütünlüğünü ilgilendiren kararlar alınmıştır. İlk kez manda ve himaye düşüncesine karşı çıkılmıştır. Halk temsilcilerinin bir araya gelip kararlar aldığı ilk kongredir.

21. 1921 Anayasası’nın (teşkilat-ı esasiye kanunu) özellikleri nelerdir? Cevap: * 1921 anayasası, Mustafa Kemal in değişik tarihlerde TBMM ye verdiği önergelerden oluşmuştur.

* bu anayasa olağanüstü durum için hazırlanmış kısa ve öz bir anayasadır.

* Bu sebeple temel hak ve hürriyetler yer almamıştır.

22. Londra konferansının sonuçları nelerdir?

Cevap: * İtilaf devletleri TBMM resmen tanımış oldu. * Türk milletinin Sevr’i kabul etmeyeceği bir kez daha vurgulandı. * TBMM ilk defa milletlerarası bir konferansta temsi edildi. * itilaf devletleri arasındaki görüş ayrılıkları iyice belirginleşti.


Bedava İlan Verme