Ders Anlatım Eğitim Blogu,Öss,Sbs,Dersler

fizik, kimya, biyoloji, ingilizce, öss, sbs, öğretmenler

İklim Tipleri

Dünya’da İklim ve Doğal Bitki Örtüsü

Dünya’da Görülen İklim Tipleri

Bir yerde benzer sıcaklık, basınç, rüzgar, nemlilik ve yağış özelliklerinin uzun süre etkili olmasıyla iklim tipleri belirmektedir. İklimi oluşturan bu öğelerden birinin ya da ikisinin farklı olması, değişik iklim tiplerinin ortaya çıkmasına neden olur.

Dünya’da görülen iklimler, sıcak kuşak iklimleri, ılıman kuşak iklimleri ve soğuk kuşak iklimleri olarak üç ana bölümde toplanır.

Sıcak Kuşak İklimleri

Sıcak Kuşak İklimlerinin Ortak Özellikleri

  • Yıllık sıcaklık ortalamaları 20°C’nin üstündedir.
  • Sıcaklık farkları Ekvator’dan uzaklaşdıkça artar.
  • Soğuk mevsim yoktur.
  • Yağış özellikleri farklılık gösterir.

Ekvatoral İklim

Ekvatoral İklimin Özellikleri

Yıllık sıcaklık ortalamasının 20°C’nin üstünde olduğu ekvatoral iklimde yıl boyunca yaz koşulları yaşanır.

Güneş ışınları, yıl boyunca dik ve dike yakın açılarla geldiğinden yıllık sıcaklık farkı azdır.

Yıl boyunca yükseltici hava hareketlerine bağlı olarak konveksiyonel yağış görülür.

Yıllık yağış miktarı 2000 mm’nin üzerindedir. Her mevsimin yağışlı olduğu ekvatoral bölge akarsularının rejimleri düzenlidir ve yıl boyunca bol su taşır. Güneş ışınlarının  dik geldiği Mart ve Eylül aylarında yağışlar artar. Bu nedenle ekinokslarda (21 Mart – 23 Eylül) akarsularda kabarma olur.

Konveksiyonel Yağış : Isınan havanın yükselerek soğuması ile oluşan yağışlardır.

UYARI : Ekvatoral iklimde yıllık sıcaklık farklarının az olması güneş ışınlarının yere değme açılarının az değişmesiyle, günlük sıcaklık farklarının az olması ise nem oranının yüksek olmasıyla ilgilidir.

Ekvatoral İklimin Doğal Bitki Örtüsü

Yıl boyunca sıcaklık ve nem koşulları elverişli olduğundan sürekli yeşil kalabilen yayvan yapraklı ağaçlardan oluşan gür ormanlardır. Yağmur ormanları adı verilen bu ormanlardaki ağaçların boyu yağış miktarının fazla olması nedeniyle 40-60 m lere kadar çıkabilir. Ormanaltı floarası da çok zengindir.

Ormanaltı Florası : Orman örtüsü altında loş ortamda yetişen, çoğunlukla ot ve sarmaşık türlerinin oluşturduğu bitki topluluğudur.

Ekvatoral İklimin Görüldüğü Yerler

10° Kuzey ve Güney enlemleri arasında,

Güney Amerika’da Amazon Havzası’nda,

Afrika’da Kongo Havzası’nda ve Gine Körfezi kıyılarında,

Asya’da Endonezya Adaları’nda görülür.

Yazları Yağışlı Tropikal İklim (Savan)

Yıllık sıcaklık ortalaması 20°C’nin üstündedir.

Yazlar sıcak ve yağışlı, kışlar sıcak ve kurak geçer

Güneş ışınlarının dik açıyla geldiği yaz aylarında konveksiyonel yağışlar görülür.

Kış aylarında subtropikal yüksek basıncın (DYB) etkisinde kaldığından kış kuraklığı belirgindir.

Yıllık yağış miktarı 1000 mm civarındadır.

UYARI : Savan ikliminde günlük sıcaklık farkları, nemlilik nedeniyle yazın az, kışın fazladır.

Yazları Yağışlı Tropikal İklimin (Savan İklimi)  Doğal Bitki Örtüsü

Yaz yağışlarıyla yeşeren, uzun boylu, gür ot topluluklarıdır. Bunlara savan adı verilir. Savanlar arasında yer yer kurakçıl ağaçlar görülür. Akarsu boylarında ise galeri ormanları görülür.

Galeri Ormanları :  Savanlardaki, küçük akarsu boylarında görülen, çoğunlukla 50-100 m genişliğinde, bir akarsu ağı biçiminde uzanan ve sürekli yeşil kalabilen nemli ormanlardır. Galeri ormanları olarak adlandırılmalarının nedeni, ağaçların, akarsuyun üstünü bir galeri şeklinde kapatmasıdır.

Yazları Yağışlı Tropikal İklimin (Savan İklimi) Görüldüğü Yerler

10° enlemleri ile dönenceler arasında,

Orta Amerika’da,

Sahra Çölü ile Ekvatoral Afrika arasında,

Güney Afrika’da,

Güney Amerika’da,

Kuzey Avustralya’da,

Madagaskar’ın batısında görülür.

Muson İklimi

Muson İkliminin Özellikleri

Kış sıcaklığı 10°C – 20°C arasında değişir. Yıllık sıcaklık ortalaması 20°C nin üstündedir.

Muson rüzgarlarının etkisiyle yazlar sıcak ve bol yağışlı geçer. Kışlar ise ılık ve kuraktır.

Çoğunlukla 2000 – 5000 mm arasında değişen yıllık yağış miktarı bazı yerlerde 10000 mm’yi geçmektedir. Örneğin Hindistan’ın Çerapunçi kasabasında yıllık yağış miktarı 12000 mm’yi bulmaktadır.

Yaz aylarında orografik yağışlar görülür.

Orografik Yağışlar : Nemli hava kütlelerinin bir dağ yamacına çarparak yükselmesi sonucunda oluşan yağışlardır.

Muson İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Yağışın fazla olduğu yerlerde, kış aylarında yapraklarını döken yayvan yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlar görülür. Bu ormanlara muson ormanları denir.

Muson İkliminin Görüldüğü Yerler

Güney, Doğu ve Güneydoğu Asya kıyılarında,

Madagaskar’ın doğusunda,

Avustralya’nın kuzeydoğusunda,

Kuzey Amerika’nın güneydoğu kıyılarında görülür.

Çöl İklimi

Çöl İkliminin Özellikleri

Günlük ve mevsimlik sıcaklık farklarının azla olması karakteristik özelliğidir.

Yağışlar yok denecek kadar azdır.

Sıcaklık farklarının fazla olması, kayaların fiziksel olarak parçalanıp ufalanmasına neden olur.

Kimyasal çözülme yetersiz olduğundan toprak oluşumu zordur.

Çöl İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Kuraklığa uyum sağlamış olan kurakçıl otlar ve çalılardan oluşur. Kuraklığa en iyi uyum sağlamış bitkiler, gövdesinde çok miktarda su biriktirebilen kaktüslerdir. Üzerlerindeki küçük dikenler, bitkinin ısı kaybını azaltmaktadır. Ayrıca yer altı sularının yüzeye çıktığı yerlerde vahalar oluşmuştur.

Vaha : Çöllerde suyun bulunduğu, bitkilerin yetişebildiği, insanların yerleşip barındığı yerdir. Vahalar akarsu boylarında, kuyuların açıldığı yerlerde, büyük su kaynakları yanında gelişmiştir.

Çöl İkliminin Görüldüğü Yerler

Asya Kıtası’nda; Arabistan, Gobi, Taklamakan Çöllerinde,

Kuzey Amerika’da;  Kaliforniya, Nevada, Kolorado, Meksika Çöllerinde,

Afrika’da; Büyük sahra, Kalahari, Namibya Çölleri’nde,

Avustralya’da; Büyük Kum Çölü’nde,

Güney Amerika’da; Atakama Çölü’nde görülür.

UYARI : Çöllerin en büyük bölümü Kuzey yarım Küre’dedir. Bu durum, karaların Kuzey Yarım Küre’de Güney Yarım Küre’den daha fazla olmasının sonucudur.

Ilıman Kuşak İklimleri

Ilıman Kuşak İklimlerinin Ortak Özellikleri

Yıllık sıcaklık ortalamaları 20°C’nin altındadır.

Sıcaklık farkları belirgindir.

4 mevsim yaşanır.

Akdeniz İklimi

Akdeniz İkliminin Özellikleri

Yazları sıcak ve kurak geçer.

Yıllık ortalama sıcaklık 18°C – 20°C arasında değişir.

Yazın genişleyen subtropikal antisiklon (DYB), Akdeniz iklim bölgesinde yaz kuraklığını belirginleştirir.

Kışlar ılık ve yağışlıdır. Çünkü kış aylarında gezici alçak basınçlar cephesel yağışlara neden olur.

Yıllık ortalama yağış miktarı 600-1000 mm arasında değişir ve yağış rejimi düzensizdir.

Kar yağışı ve don olayı ender görülür.

Don Olayı : Havanın açık ve durgun olduğu kış gecelerinde aşırı ısınma nedeniyle toprak donar. Don olayı tarımsal üretime büyük ölçüde zarar verir. Karasal bölgelerde don olayı sık görülür.

Akdeniz İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Kısa, bodur ağaç ve çalılardır. Bu bitki örtüsüne maki adı verilir. Yaz kuraklığına uyum sağladığından yaprakları genellikle sert, tüylü, ince ve uzundur.

Zeytin, defne, keçiboynuzu, mersin, lavanta, kekik ve zakkum maki bitki topluluğu içinde yer alır.

Akdeniz İkliminin Görüldüğü Yerler

Akdeniz çevresindeki ülkelerde,

Güney Portekiz kıyılarında,

Afrika’da Kap Bölgesi’nde,

Güneybatı Avustralya kıyılarında,

Orta Şili’de,

Kuzey Amerika’da Kaliforniya yöresinde,

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Güney kıyılarında görülür.

UYARI : Akdeniz iklimi genellikle 30°-40° enlemleri arasında görülür.

Ilıman Kuşak Okyanus İklimi

Ilıman Kuşak Okyanus İkliminin Özellikleri

Orta Kuşak kıtalarının batı kıyılarında, batı rüzgarlarının ve sıcak su akıntılarının etkisiyle gelişen bir iklim tipidir.

Yıllık ortalama sıcaklık 20°C’nin altındadır.

Sıcaklık farkları belirgin değildir.

Yazlar serin ve yağışlı, kışlar ılık ve yağışlı geçer.

Her mevsim yağışlıdır. Sonbahar ve kış yağışları daha belirgindir.

Kar yağışı ve don olayı ender görülür.

Kış aylarında  cephesel, yaz aylarında hem cephesel hem de yükselim yağışları görülür.

UYARI : Okyanus ikliminin belirmesinde temel etken batı rüzgarları ve sıcak su akıntılarıdır.

Ilıman Kuşak Okyanus İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Yayvan ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan karma ormanlardır.

Yer yer çayırlar görülür.

Ilıman Kuşak Okyanus İkliminin Görüldüğü Yerler

Kuzey Amerika’nın batı ve güneydoğu kıyılarında,

Güney Amerika’nın güneybatı kıyılarında,

Batı Avrupa’nın Atlas Okyanusu kıyılarında,

Yeni Zellanda’da,

Afrika’nın güneyinde,

Avustralya’nın doğusunda,

Tasmanya’da görülür

Ilıman Kuşak Karasal İklim

Ilıman Kuşak Karasal İklimin Özellikleri

Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer.

Günlük ve mevsimlik sıcaklık farkları belirgindir.

En yağışlı mevsim ilkbahardır.

Don olayı sık görülür.

Sıcak çöllerin kenarlarında görülen karasal iklimde yaz mevsimi kısa sürer.

UYARI : Ilıman karasal iklimde kış aylarındaki yağış azlığı, termik yüksek basıncın etkili olmasına bağlıdır. Yazın görülen yağışlar ise konveksiyoneldir.

Ilıman Kuşak Karasal İklimin Doğal Bitki Örtüsü

İlkbahar yağışlarıyla yeşeren, yaz kuraklığı ile sararan kısa boylu otlardır. Bunlara step ya da bozkır denir. Steplere Kuzey Amerika’da preri, Güney Amerika’da pampa adı verilir. Yüksek yerlerde yer yer iğne yapraklı ağaçlar görülür.

Ilıman Kuşak Karasal İkliminin Görüldüğü Yerler

Kuzey ve Güney Amerika’nın iç kısımlarında,

Anadolu’nun iç kısımlarında,

Irak’ta,

İran’da,

Türkistan’da,

Afrika’nın iç kısımlarında,

Avustralya’nın iç kısımlarında görülür.

Soğuk Kuşak İklimleri

60° – 90° enlemleri arasında görülür.

Sıcaklık yıl boyunca düşüktür.

İklimin elverişsiz olması tarımı sınırlandırmaktadır.

Soğuk Kuşak Karasal İklim

Soğuk Kuşak Karasal İklimin Özellikleri

Bu iklim iki alt bölüme ayrılır.

Yazı ve Kışı Soğuk Karasal İklim

Yıllık sıcaklık farkları belirgindir.

Yazlar soğuk, yer yer serin ve kısa, kışlar ise çok soğuk, uzun ve karlı geçer. Kar uzun süre toprakta kalır.

En yağışlı mevsim yazdır ve konveksiyonel yağış görülür.

Sıcaklık ortalamalarının Ekvator’a doğru gidildikçe artmasına bağlı olarak bu iklim tipi değişir ve yazları sıcak karasal iklime geçilir.

Yazları Sıcak Karasal İklim

Kış sıcakları -10°C’nin altına inmez.

Yaz sıcaklıkları 20°C nin üstüne çıkar.

Yağış miktarı fazladır. İlkbahar ve yaz yağışları daha belirgindir.

Soğuk Kuşak Karasal İklimin Doğal Bitki Örtüsü

İğne yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlardır. Bu bitki örtüsüne tayga adı verilir.

Yer yer çayırlar görülür.

Soğuk Kuşak Karasal İklimin Görüldüğü Yerler

Soğuk kuşağın yazları sıcak karasal iklimi,

ABD’nin kuzeydoğusunda,

Kanada’da,

Kuzey Çin’de,

Mançurya’da,

Rusya’da,

Orta Sibirya’da görülür.

Soğuk kuşağın yazları da soğuk karasal iklimi,

Asya, Avrupa ve Amerika kıtalarının kuzeyinde, tundra ikliminin altında bir kuşak halinde görülür.

Tundra İklimi

Tundra İkliminin Özellikleri

  • Yazlar çok kısa ve serin geçer. Yaz sıcaklığı 10°C’nin üstüne çıkmaz.
  • Yıllık yağış miktarı 250 mm civarındadır.
  • Kışlar çok soğuk ve uzun geçer.
  • Toprak kış aylarında donmuş haldedir.
  • Yaz aylarında toprağın üst kısımlarında çözülmeler görülür ve bataklıklar oluşur.

Tundra İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Düşük sıcaklığa ve kuraklığa uyum sağlamış olan kısa boylu çalılar, otlar ve yosunlardır.

Bu  bitki örtüsüne tundra adı verilir.

Tundra İkliminin Görüldüğü Yerler

60°-70° enlemleri arasında,

Asya’da,

Avrupa’da,

Kanada’nın kuzey kısımlarında,

Güney Amerika’nın güney kısımlarında görülür.

Kutup İklimi

Kutup İkliminin Özellikleri

Sıcaklık yıl boyunca 0°C’nin altındadır.

Sıcaklığın düşük olması buharlaşmayı engellediği için yağış az ve kar biçimindedir.

Sürekli donmuş halde olan toprak kar ve buz ile kaplıdır.

Kutup İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Toprak , sürekli kar ve buz örtüsü ile kaplı olduğu için bitki örtüsünden söz edilemez.

Kutup İkliminin Görüldüğü Yerler

Kutuplar çevresinde,

Grönland’da,

Antartika’da görülür.

Türkiye’de İklim ve Doğal Bitki ÖrtüsüTürkiye’de Görülen İklim Tipleri

Türkiye, matematik ve özel konumu nedeniyle çeşitli iklim tiplerinin görüldüğü bir ülkedir. Türkiye’de, çevresindeki denizlerin, kara kütlelerinin, basınç merkezlerinin, enlemin ve yeryüzü şekillerinin etkisiyle 3 ana iklim tipi belirmiştir. Ana iklim tipleri arasında her iki iklim tipinin de özelliğini taşıyan geçiş iklimleri görülür.

Karadeniz İklimi

Karadeniz İkliminin Özellikleri

Karadeniz Bölgesi’nin kıyı kesimlerinde görülür.

Her mevsim yağışlıdır. En çok yağış sonbahar ile kış aylarında düşer.

Türkiye’de görülen iklimler içinde yıllık yağış miktarı en fazla olandır.

Yazlar serin ve yağışlı, kışlar ılık ve yağışlı geçer.

Yıllık sıcaklık farkı azdır.

Bulutluluk oranı yüksek, güneşli gün sayısı azdır.

Karadeniz iklimi yer şekillerinin farklılığı nedeniyle 3 alt tipe ayrılmıştır.

UYARI :  Karadeniz iklimi sıcaklık ve nem koşulları bakımından okyanusal iklime benzer. Bu iklim tipinde yağış miktarı dağların konumuna ve yükseltilerine bağlı olarak farklılık gösterir.

Doğu Karadeniz Tipi

Dağların kıyıdan hemen sonra yükselmesi, uzanış yönleri ve bunların yağış getiren rüzgarlara dönük olması gibi etkenlerden dolayı Türkiye’nin ve bölgenin en yağışlı bölümüdür.

Yıllık sıcaklık ortalaması : 14°C – 15°C

Ocak ayı  sıcaklık ortalaması : 7°C

Temmuz ayı sıcaklık ortalaması : 23°C

Yıllık yağış miktarı 1500-2500 mm

Orta Karadeniz Tipi

Bu bölümde dağlar kıyıdan uzaklaştığı ve yükseltileri azaldığı için yıllık yağış miktarı azalmıştır.

Yıllık sıcaklık farkları azdır.

Yıllık sıcaklık ortalaması : 14°C – 15°C

Ocak ayı sıcaklık ortalaması : 7°C

Temmuz ayı sıcaklık ortalaması : 23°C

Yıllık yağış miktarı : 700 – 900 mm

Batı Karadeniz Tipi

Yaz ve kış sıcaklıkları Orta ve Doğu Karadeniz tipine göre biraz daha düşüktür.

Yıllık yağış miktarı, Orta Karadeniz’dekinden daha azdır.

Kar yağışı ile don olayı Doğu ve Orta Karadeniz’e göre daha sık görülür.

Yıllık sıcaklık ortalaması : 13°C – 14°C

Ocak ayı sıcaklık ortalaması : 5°C

Temmuz ayı sıcaklık ortalaması : 21°C

Yıllık yağış miktarı : 1000-1500 mm

Karadeniz İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Sıcaklık ve yağış koşulları gür ormanların ve ormanaltı florasının gelişmesini sağlamıştır. Ancak Orta Karadeniz Bölümü’nde yıllık yağış miktarının azalmasına bağlı olarak orman örtüsü zayıflar.

Karadeniz Bölgesi Bitki Katları

Geniş yapraklı ağaçlardan oluşan orman

Geniş ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan orman

İğne yapraklı ağaçlardan oluşan orman

Alpin çayırlar

Akdeniz İklimi

Akdeniz İkliminin Özellikleri

Yazları sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer.

Kar yağışı ve don olayı ender görülür.

En yağışlı mevsim kış, en kurak mevsim yazdır.

Yaz kuraklığı belirgindir.

Akdeniz iklimi sıcaklık ortalamaları farklı olduğu için 2 tipe ayrılır.

UYARI : Akdeniz ikliminin etki alanı Akdeniz Bölgesi’nde Toros Dağları’nın varlığı nedeniyle dar, Ege Bölgesi’nde ise dağların kıyıya dik uzanması nedeniyle geniştir.

Asıl Akdeniz Tipi

Akdeniz ve Ege kıyılarında görülür.

Dağların kıyıdan hemen sonra yükseldiği yerlerde yağış miktarı artar.

Kış sıcaklığının en yüksek olduğu yerler Akdeniz kıyılarıdır.

Yıllık sıcaklık ortalaması : 18°C – 19°C

Ocak ayı sıcaklık ortalaması : 8°C – 9°C

Temmuz ayı sıcaklık ortalaması : 28°C – 30°C

Yıllık yağış miktarı : 750 – 1000 mm

Bozulmuş Akdeniz Tipi (Marmara Tipi)

Gelibolu Yarımadası ile Güney Marmara kıyılarında daha yaygın olan bu iklim  tipi, Trakya’nın büyük bir bölümünde de görülür.

Akdeniz iklimi  ile Karadeniz iklimi arasında geçiş özelliği gösterir.

Enlem farkı nedeniyle sıcaklık ortalamaları Asıl Akdeniz tipine göre düşüktür.

Kar yağışı ve don olayı Asıl Akdeniz tipine göre daha sık görülür.

Yıllık sıcaklık ortalaması : 12°C – 15°C

Ocak ayı sıcaklık ortalaması : 5°C – 6°C

Temmuz ayı sıcaklık ortalaması : 24°C

Yıllık yağış miktarı : 600 – 800 mm

UYARI : Akdeniz İkliminin Marmara tipinde sıcaklıkların daha düşük olması, enlem farkı ve kuzeyden gelen rüzgarların etkisiyle açıklanır, Karadeniz ikliminin etkisiyle  yaz yağışlarında artış görülür.

Akdeniz İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Kısa, bodur ağaç ve çalılardan oluşan makilerdir. Maki bütün yıl boyunca yeşil kalır.

Makilerin yükselti sınırı enlemin etkisine bağlı olarak değişir.

Akdeniz’de 700 – 800 m

Ege’de 400 – 500 m

Güney Marmara’da ise 250 – 300 m’dir.

Karasal İklim

Karasal İklimin Özellikleri

Kuzey Anadolu ve Toros Dağları denizel etkilerin iç bölgelere girmesini zorlaştırdığı için iç kesimlerde iklim karasallaşmıştır.

Yıllık yağış miktarı az, sıcaklık farkları belirgindir.

Karasal iklim, enlem ve yükselti farkı nedeniyle 3 tipe ayrılır:

UYARI : Karasal iklimde yaz kuraklığının görülmesi, Akdeniz yağış rejiminin etkili olduğunu gösterir.

İç Anadolu Tipi

İç Anadolu, İç Batı Anadolu, Göller Yöresi ve Ergene Havzası’nda görülür.

Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer.

En yağışlı mevsim ilkbahardır.

Yıllık sıcaklık ortalaması : 10°C – 12°C

Ocak ayı sıcaklık ortalaması : 2°C – 4°C

Temmuz ayı sıcaklık ortalaması : 25°C

Yıllık yağış miktarı : 250 – 500 mm

Güneydoğu Anadolu Tipi

Türkiye’nin en sıcak iklim bölgesidir.

Yazlar çok sıcak, kurak ve uzun, kışlar ılık, yer yer soğuk ve kısa geçer.

Yaz kuraklığının en belirgin olduğu bölgedir.

Bölgenin batısında kış yağışları, doğusunda ilkbahar yağışları belirgindir.

Yıllık sıcaklık ortalaması : 15°C – 19°C

Ocak ayı sıcaklık ortalaması : 1°C – 2°C

Temmuz ayı sıcaklık ortalaması :30°C den yüksek

Yıllık yağış miktarı : 400 – 700 mm

Doğu Anadolu Tipi (Yazın Yağışlı Tip)

Bölgenin yüksek bölümlerinde karasal iklim özellikleri daha belirgindir.

Kışlar çok soğuk, karlı ve uzun, yazlar serin, yağışlı ve kısa geçer.

En yağışlı mevsimler, yaz ve ilkbahardır.

Kar yağışı ve don olayı çok sık görülür.

Yükseltinin etkisiyle kar yağışı diğer bölgelere göre erken başlar.

Yıllık sıcaklık ortalaması : 3°C – 6°C

Ocak ayı sıcaklık ortalaması : -12°C’den düşük

Temmuz ayı sıcaklık ortalaması :21°C – 22°C

Yıllık yağış miktarı : 400 – 600 mm

Doğu Anadolu Tipi (Yazları Kurak Tip)

Bölgenin Çukurda kalan alanlarında (Yukarı Fırat, Orta ve Yukarı Murat Bölümleri) kış sıcaklığı biraz daha yüksektir. Ancak İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu tipine göre kışlar sert geçer.

İlkbahar yağışları belirgindir.

Yazlar daha sıcak ve kurak geçer.

Bu iklim tipi yükseltisi düşük çöküntü ovalarında ve akarsularca derin yarılmış vadi tabanlarında görülür.

Yıllık sıcaklık ortalaması : 12°C – 12°C

Ocak ayı sıcaklık ortalaması : -8°C

Temmuz ayı sıcaklık ortalaması :25°C den yüksek

Yıllık yağış miktarı : 300 – 500 mm

Karasal İklimin Doğal Bitki Örtüsü

İlkbahar yağışlarıyla yeşeren, yaz kuraklığı ile fazla boy atmadan sararan ve step (bozkır) adı verilen bitki örtüsü geniş yer kaplar. Step alanlarının bir bölümü antropojendir.

Yüksek yerlerde yer yer iğne yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlar bulunur. Dağ doruklarına yakın yerlerde düşük sıcaklık nedeniyle dağ çayırları yer alır.

Antropojen  Step (Bozkır) : Ağaçların tahrip edildiği alanlarda gelişen steplere antropojen step (bozkır) adı verilir.

İklimin İnsan ve Çevre Üzerindeki Etkileri

İnsanların yaşantısını, ekonomik etkinliklerini belirleyen en önemli etken iklimdir.İklimin Doğal Bitki Örtüsüne Etkisi

Bir bölgede ormanın bulunması, alt ve üst sınırının belirlenmesi doğrudan iklimin kontrolü altındadır. Ormanın yataydaki (enleme bağlı) ve dikeydeki (yükseltiye bağlı) üst sınırını sıcaklık belirler. Yağış ise orman örtüsünün alt sınırını belirleyen önemli bir iklim elemanıdır. Ayrıca yağış miktarı ormanın yoğunluğu üzerinde etkindir. Bir yerde bitki örtüsündeki çeşitlilik de iklim elemanlarına bağlıdır.

İklimin Tarım Koşullarına Etkisi

Bir bölgenin sıcaklık ve nem koşulları tarım ürünlerini, sulamaya duyulan gereksinimi etkilemektedir.Yaz kuraklığının belirgin olduğu bir yerde sulamaya duyulan gereksinim fazladır. Buna kuraklık sınırı denir.

Tarımsal etkinlikleri sınırlandıran diğer bir etken de düşük sıcaklıktır.

Sıcaklık kutuplara doğru ve yükseklere çıkıldıkça düşer. Belli bir yerden sonra tarımsal etkinlik sona erer. Ancak, bazı ürünler düşük sıcaklığa daha dayanıklı olduğundan tarım alanları kutuplara daha yakındır.

UYARI : Tarımın yükselti sınırı, tropikal kuşakta 4000 m, Türkiye’de 2000 m civarındadır.

İklimin Toprak Oluşumuna Etkisi

Bir bölgedeki toprağın türü, oluşum süresi ve derinliği iklimle yakından ilişkilidir. Değişik iklim bölgelerindeki topraklar birbirinden farklıdır. Örneğin nemli bir bölgede yağışlar ve yüzey suları ile toprağın içindeki kireç ve mineraller yıkanır. Çöllerde ise yağış azlığı nedeniyle topraktaki yıkanma minimum düzeydedir.

İklimin Kara ve Deniz Sularına Etkisi

İklimin, karalardaki suların oluşumu ve özellikleri üzerinde önemli etkisi vardır. Akarsular, göller, yer altı suları ve kaynaklardan oluşan kara sularının fiziksel ve kimyasal özellikleri ile su potansiyelleri iklimle yakından ilişkilidir. İklim, akıntılar, denizlerin su sıcaklığı ve tuzluluk oranı üzerinde de etkilidir.

İklimin Yer şekillerine Etkisi

Bir bölgede etkili olan dış güçler (akarsular, buzullar, rüzgarlar) bölgenin iklim koşullarına bağlı olarak değişir.

Örneğin Türkiye’de akarsuların oluşturduğu yer şekilleri yaygınken, İsveç, Norveç gibi soğuk enlemlerdeki ülkelerde buzul şekilleri yaygın olarak görülmektedir.

İklimin Nüfus ve Yerleşmeler Üzerine Etkisi

Yeryüzünde nüfusun dağılışı büyük ölçüde iklimin kontrolü altındadır. Nüfusun yatay dağılışı incelendiğinde, nüfusun yoğun olduğu ülkelerin Orta Kuşak’ta toplandığı görülür. Buna karşın sıcak ve kurak çöller ile kutuplarda nüfus yok denecek kadar azdır. Yerleşmelerin dikey dağılışı ise yükseltiye ve denize olan uzaklığa bağlıdır. Ayrıca nüfusa bağlı olarak yerleşmelerin yoğunluğu ve büyüklüğü de iklimle ilişkilidir.

İklimin Konut Tiplerine Etkisi

Bir yerin iklim koşulları ile konut tipleri ve yapı malzemesi arasında yakın bir ilişki vardır. Örneğin kar yağışının etkin olduğu yerlerde evler dik çatı yapılırken, sıcak ve kurak iklim koşullarının etkin olduğu yerlerde kalın duvarlı, küçük pencereli ve düz çatılı yapılır. Kent yerleşmelerinde ise yapılaşma, iklim koşullarından bağımsızdır.

İklimin Turizme Etkisi

Yıl boyunca sıcaklık koşullarının uygun olduğu kıyı bölgeleri deniz turizminin geliştiği yerlerdir. Örneğin Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerde deniz turizmi çok gelişmiştir.

Ayrıca yüksek dağlarda ve yüksek enlemlerdeki kar yağışına bağlı olarak yapılan kış turizmi de iklimin kontrolü altında gelişmiştir.

UYARI : İklim özellikleri benzer bölgelerde;

doğal bitki örtüsü,

tarımsal etkinlikler,

akarsu rejimleri,

konut tipleri ve yapı malzemesi,

turizm etkinlikleri,

insanların gereksinimleri (giyim beslenme) benzer özellikler gösterir.

Türkiye’nin Ekonomisini Etkileyen Coğrafi Etmenler

Türkiye’de Ekonomi
Bir bölgede ekonomi, doğal ortamın etkileri altında doğmuş ve gelişmiştir. Türkiye’de ekonominin gelişmesini etkileyen coğrafi etmenler şunlardır.

Coğrafi Konum
Türkiye enlemine bağlı olarak ılıman kuşakta yer alır. 4 mevsim belirgin olarak görülür. Bu durum tarımsal ürün çeşitliliğini artırıp, turizm faaliyetlerini çeşitlendirmiştir. Kıtalar arasındaki konuma bağlı olarak endüstrileşmiş Batı Avrupa ülkeleriyle petrol üreten Orta Doğu ülkeleri arasında en kısa kara, deniz ve hava ulaşımı Türkiye üzerinden yapılır. Bu durum ticari faaliyetleri olumlu etkiler.

Yer şekilleri

Türkiye’nin ortalama yüksekliğinin fazla olması, yüzölçümünüm % 60’ını 750 m’nin üstündeki toprakların oluşturması, dağlık bir ülke olması nedeniyle, ekonomik faaliyetler genellikle olumsuz etkilenmiştir. Yüksek yerlerde tarımsal faaliyetlerin sınırlanıp, hayvancılık faaliyetlerinin ön plana çıkmasına yol açmıştır. Kıyılarında denizel iklimlerin görülmesi alçak kıyı ovalarında ürün çeşidini artırmış, ekonomiyi olumlu etkilemiştir. Yüksekliğin fazlalığı ve arazinin dağlık olması ulaşımı yer yer olumsuz etkilemiştir.

İklim

Ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayanan Türkiye’de iklim koşullarının önemi fazladır. Tarımsal üretim büyük ölçüde yağışlara bağlıdır. Akdeniz ikliminin etkisiyle sıcak ve kurak geçen yaz mevsiminde tarım yapabilmek için sulamaya gereksinim vardır. Sulamanın yapılmadığı bölgelerde tarımsal üretim iklim koşullarına bağlı olarak değişir. Kışların ılık geçtiği kıyı kesimlerinde don olayları çok enderdir. Sıcaklığın çok düşük değerlere indiği iç ve doğu bölgelerde don olayları uzun sürer. Buna bağlı olarak tarımsal ürün çeşitliliği ve tarım yapabilme süresi kıyıdan iç kesimlere, batıdan doğuya doğru azalır. Kış ılıklığı isteyen ürünler ancak kıyılarda yetiştirilir.

Nüfus ve Yerleşme

Genç nüfus oranı fazla olan Türkiye’de hızlı kentleşmeye bağlı olarak kırsal nüfus oranı azalmakta, tarım topraklarının miras yoluyla parçalanıp küçülmesi, makineli tarımın yaygınlaşması ve ileri tarım tekniklerinin uygulanmaya başlaması nedeniyle, artan nüfusun gereksinimini karşılayacak ölçüde tarımda verim artışları olmuştur. Genç nüfusun eğitim seviyesinin yükselmesi, tarım dışı sektörlerde çalışan nüfusun artmasına ekonomik faaliyetlerin çeşitlenmesine yol açmıştır.

Türkiye’de Tarım

Türkiye’de Tarımı Etkileyen Etmenler

Dağlık ve engebeli arazi yapısı tarım topraklarının dağınık ve küçük olmasına yol açmıştır. Bu nedenle, küçük işletmeler şeklinde tarımsal faaliyetler daha yoğundur. Topraktan alınan verimin artırılabilmesi için toprağın dinlenmeye bırakılması (nadas) gerekmektedir.

Türkiye’de tarımı etkileyen etmenler şunlardır :

Toprak Bakımı ve Islahı

Toprağın sürülmesi, havalandırılması, taşlarından ayıklanması, bataklıkların kurutulması, yabancı otların ayıklanması çalışmalarıdır.

Sulama

Tarım yapabilmek için toprağın nemli olması gereklidir. Kuraklık görülen bölgelerde sulama ile tarım yapılabilir. Sulanan tarım arazilerinde üretim yıllara göre önemli değişmeler göstermez. Tarım ürünü çeşitliliği artar.

Gübreleme

Topraktaki mineral dengesini korumak, toprağı verimli hale getirmek  için gübreleme yapılır. Gübrelemenin yapılmadığı yerlerde toprak nadasa bırakılır.

Tohum Islahı

Yüksek verimli tohum kullanmak, tarımsal verimi arttırır.

Makineleşme

Tarımsal faaliyetlerin kısa sürede tamamlanması toprağın daha iyi işlenmesini sağlar.

Pazarlama

Tarım üreticisinin ürününü değerlendirmek, zarar etmesini önlemek için devlet bazı ürünlere taban fiyatı vererek destekleme alımları yapar. Ayrıca ürünün depolanması için silolar, hangarlar, depolar kurar.

Tarımsal Kuruluşlar

Zirai araştırma enstitüleri, devlet üretme çiftlikleri, Ziraat Bankası, TMO, Türkiye Ziraat Odaları Türkiye’nin çeşitli bölgelerinin tarımsal yapısını ve özelliklerini incelemek, üretici ve tüketiciyi korumak, çiftçiye kredi, fidan sağlamak gibi amaçlarla kurulan kuruluşlardır.

Türkiye’de Toprakların Kullanımı

Ülkemiz topraklarının kullanım amacına göre dağılımı şöyledir:

Ekili dili alan : 174.480.000 dekar

Nadas arazisi : 36.551.000 dekar

Orman : 192.376.000 dekar

Ürün vermeyen : 113.403.000 dekar

Çayır-mera : 123.776.000 dekar

Kullanılmayan alanı : 662.195.000 dekar

Ekili – Dikili Alanların Kullanımı

Ekili – dikili alanların kullanım amacına göre dağılışı şöyledir :

Ekili – Dikili Alanların Coğrafi Dağılımı

Ekili alan (Tarla) 145.178.000 dekar

Dikili Alan (Meyveli ağaç) 23.373.000 dekar

Sebze-çiçek bahçesi (Sera dahil) 5.929.000 dekar

Ekili – Dikili Alanların Ürünlere Göre Dağılımı

Tahıllar % 74

Endüstri bitkileri % 11

Baklagiller % 8

Sebzeler % 5

Yumruklu bitkiler % 2

Türkiye’deki Tarım Bölgeleri

Kıyı ve Yakınındaki Tarım Bölgeleri

Kıyı bölgelerinde iklime bağlı olarak birbirinden farklı üç tarım bölgesi görülür:

Karadeniz Kıyıları : Kış ılıklığına ve bol neme gereksinim duyan çay, fındık, mısır ile tütün, sebze, meyve, keten, kenevir, ayrıca Doğu Karadeniz kıyılarında turunçgil yetişir.

Akdeniz ve Kıyı Ege : Akdeniz iklimine uyumlu olan, turunçgiller, zeytin, incir, susam, pamuk, pirinç, turfanda sebzeler, muz, çekirdeksiz üzüm, tütün gibi ürünler yetiştirilir.

Marmara : Geçiş iklimi koşullarına bağlı olarak ürün çeşitliliği en fazla olan bölgedir. Başlıca ürünleri ayçiçeği, zeytin, tütün, çeşitli sebze ve meyveler, tahıllar, dut ve fındıktır.

İç Tarım Bölgeleri :

Yükselti ve denize göre konuma bağlı olarak çeşitlilik gösteren tarım bölgeleridir.

Karadeniz Ardı : İç Anadolu ile kıyı arasında geçiş özelliği gösterir. Yüksek yerlerinde çavdar, buğday, sulak yerlerde pirinç ve sebze yetiştirilir. Hayvancılığın geliştiği, özellikle tiftik keçisinin yoğun olarak yetiştirildiği alandır.

İç Anadolu ve Çevresi : Bozkırların geniş yer kaplaması nedeniyle koyun ve keçi gibi küçükbaş hayvancılık yaygındır. Yarı kurak iklim nedeniyle buğday, arpa gibi tahıllar ile fasulye, nohut gibi baklagiller yetiştirilir.

Erzurum – Kars Bölümü : Yazların kısa ve serin geçmesi tarımsal faaliyetleri sınırlamıştır. Buğday, arpa gibi tahıllar yetiştirilir. Yaz yağışlarına bağlı olarak gür otlakların olması büyükbaş hayvancılığı yaygınlaştırmıştır.

Doğu Anadolu ve Dağlık Yerler : Tarım alanlarının sınırlı olduğu bu yerlerde hayvancılık ön plana çıkar. Tahıl tarımı yapılır. Sebze ve meyve üretimi önem taşımaz.

Tarımın Türkiye Ekonomisindeki Yeri

  1. Nüfusun büyük bir bölümü tarımsal faaliyetlerle geçimini sağlar. Ulusal gelirin ¼ ini tarım sektörü karşılar. İhracatımızda önemli bir paya sahiptir.
  2. Türkiye’deki endüstri tesislerinin büyük bölümü tarımsal maddeleri hammadde olarak kullanır. Sanayinin gelişmesinde büyük önem taşır.
  3. İhracatımızda fındık, turunçgiller, tahıllar, meyve ve sebzeler, pamuk, tütün, yağ bitkileri, zeytin ve çay gibi tarım ürünleri önemli yer tutar

Türkiye’de Tarım Ürünleri

Tahıllar

Buğday

Yetişme Koşulları : 300 – 400 mm yağış ve bol güneş ister. Büyüme dönemi olan ilkbaharda serin ve nemli hava, olgunlaşma ve hasat dönemi olan yaz aylarında ise sıcak ve kurak hava ister. Ekiminden sonra kar yağışı ve dondan zarar görmez. Yaz kuraklığının erken başlamasıyla üretim miktarı azalır.  Genellikle sulama yapılmadan yetiştirilir. İç Anadolu iklimine uyumludur.

Üretim : İklimdeki kararsızlığa bağlı olarak, üretimde yıllara göre dalgalanmalar görülür. Ortalama yılda 20 – 24 milyon ton üretim yapılır. Türkiye üretiminde ilk sırada % 31’lik payla İç Anadolu bulunur. Bu bölgeyi Marmara, Akdeniz, Karadeniz, Ege, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgeleri izler.

Arpa

Yetişme Koşulları : Yetişme ve olgunlaşma süresi buğdaya göre daha kısadır. Sıcağa ve soğuğa daha çok dayanıklıdır. Bu nedenle dağlık yerlerde de yetişebilir. Yetişme koşulları buğdaya benzer.

Üretim : Yıllık 7 milyon ton olan üretimin % 39’unu İç Anadolu sağlar. Tüm bölgelerde tarımı yapılır. Yem bitkisi ve bira sanayinin hammaddesi olarak tüketilir.

Mısır

Yetişme Koşulları : Bol suya gereksinim duyması ve çapalama gerektirmesi ile diğer tahıllardan ayrılır. Olgunlaşma döneminde yüksek sıcaklık ister. Karadeniz iklimine uyumludur.

Üretim : Yıllık 2 milyon ton olan üretimin yarıdan fazlasını Karadeniz sağlar. Türkiye’de en çok üretim yapan iller Samsun, Zonguldak, Bolu, Trabzon, Ordu, Giresun, Sakarya, Kocaeli, Tekirdağ, Balıkesir, Aydın, Manisa, Adana’dır.

Çeltik

Yetişme Koşulları  : Su dolu tavalarda (çeltiklik) ekimi yapılan, bol suya gereksinim duyan bir tahıldır. Olgunlaşma ve hasat dönemine kadar bol su ister. Hasat döneminde yüksek sıcaklık ve kuraklığa gereksinim duyar. Verim yüksektir. Akarsu kıyılarında ve vadi tabanlarında ekimi yapılır.

Üretim : Üretim miktarı 125 bin tondur. Üretim, tüketimi karşılamadığı için yurtdışından aldığımız önemli bir tahıldır. En çok Edirne, Samsun, Çorum, İçel, İzmir, Ankara, Adana, Amasya ve Kastamonu illerinde yetiştirilir.

Sebzeler

Baklagiller

Mercimek : Yaz kuraklığına en dayanıklı baklagildir. Bu nedenle en yaygın olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde tarımı yapılır.

Fasulye : Ekim alanı en geniş ve dağınık olan, hemen hemen tüm bölgelerimizde tarımı yapılan bir üründür. İç Anadolu’da sulanabilen alanlarda buğday ile nöbetleşe ekilir.

Nohut : En fazla İç Anadolu Bölgesi’nde yetiştirilen bir üründür. Ülkenin gereksinimi karşılandıktan sonra  dış satımı da yapılır.

Diğer Baklagiller : Bakla, bezelye, böğrülce, fiğ, burçak gibi baklagillerin tarımı tüm bölgelerimizde yapılmaktadır. İç bölgelerimizde sulanabilen alanlarda buğday ile nöbetleşe  ekilir.

Yumrulu Sebzeler

Patates : Ülkemizde tarımı hızlı gelişen bir sebzedir. Nüfusumuzun beslenmesinde büyük önem taşır. Düşük sıcaklığa dayanıklıdır. Üretiminde İç Anadolu, Marmara ve Karadeniz bölgeleri önemli paya sahiptir.

Soğan ve Sarımsak : Güney Marmara, Ege ve Orta Karadeniz bölümü ile Akdeniz kıyı ovalarında yaygın tarımı yapılan ürünlerdir. Devlet tarafından destekleme alımları yapılmadığından, üretim miktarları yıllara göre farklılık gösterir. Yıllık üretimin yaklaşık % 30’u dışarıya satılır.

Sera Sebzeciliği : Mevsim dışı sebze yetiştirme etkinliğidir. Ülkemizde sera sebzeciliğinin % 90’ı Akdeniz ile güneybatı kıyılarımızda yapılmaktadır. Özellikle ilkbahar ve yaz sebzeleri seralarda yetiştirilir. Akdeniz ve Ege kıyılarında kışların ılık geçmesi ve kısa sürmesi seracılığı yaygınlaştırmıştır.

Türkiye’de Sebzecilik

Türkiye’de iklimin çeşitlilik göstermesi sebze çeşitliliğine neden olmuştur. Ekili dikili alanların yaklaşık % 5’i sebzelere ayrılmıştır. Ekim alanı dar olmasına karşın verim ve elde edilen gelir yüksektir.  Karadeniz Bölgesi’nde güneşlenme süresinin azlığı, Doğu Anadolu’da yaz mevsiminin kısa ve serin geçmesi, İç Anadolu’da yaz kuraklığının belirgin ve sulamanın yetersiz olması sebze tarımını olumsuz yönde etkiler.

Meyveler

Fındık

Yetişme Koşulları : Humuslu toprak, nemli iklim ve kış ılıklığı ister. Sis ve don olayından olumsuz etkilenir. Karadeniz kıyı şeridinde 750 m yüksekliğe kadar yetişebilir.

Üretim : Türkiye fındık üretiminin % 100’ünü Karadeniz Bölgesi karşılar. Önemli bir ihraç ürünü olan fındık üretiminde Türkiye, Dünya’da ilk sırada yer alır.

Üzüm

Yetişme Koşulları : Anadolu’da bağcılık çok eskilere dayanır. Çünkü Türkiye’nin iklim özellikleri düşük kış sıcaklığına dayanıklı üzüm bitkisinin yetişmesine çok uygundur. Buna bağlı olarak bağlar tüm bölgelerimizde yayılmıştır. Ancak yazları nemli ve yağışlı olan Karadeniz Bölgesi kıyı şeridinde bağcılık yapılamaz.

Üretim : Ege Bölgesi çekirdeksiz üzüm üretiminde ilk sırada yer almaktadır. Ayrıca bu üzümler kuru olarak dış ticarette önemli bir paya sahiptir. Bu nedenle bağcılığın en ekonomik ve en önemli olduğu  bölgemiz Ege’dir.

UYARI : Türkiye, üzüm üretiminde ve dış satımında dünya birincisidir.

İncir : Türkiye’nin tüm kıyı şeridinde ve iç bölgelerin alçak vadilerinde incir tarımı yapılabilir. İncir, kış ılıklığı isteyen bir üründür. Bu nedenle  Ege ve Akdeniz bölgelerinde tarımı yaygındır.  En kaliteli incir Menderes ovalarında  yetişir. Burada elde edilen incirler kuru olarak yurt dışına satılır. Ege Bölgesi’nin incir üretimindeki payı yaklaşık % 82’dir.

Turunçgiller (Narenciye) : Portakal, mandalina, greyfurt, turunç ve limon bitkilerine genel olarak turunçgil denir. Akdeniz ikliminin özelliklerine uyum göstermesi nedeniyle Akdeniz kıyı kesiminde tarımı yaygındır. Düşük kış sıcaklığına ve dona karşı dayanıksızdır. Turunçgil üretiminde ilk sırada yer alan Akdeniz Bölgesi’ni Ege Bölgesi izler.

UYARI : Rize ve çevresinde kışların ılık geçmesi turunçgil tarımına olanak sağlamıştır.

Diğer Meyveler :

Muz : Türkiye’de don olayının görülmediği ve kış sıcaklık ortalamalarının 10° – 12° olduğu dar bir alanda tarımı yapılmaktadır. Akdeniz Bölgesi’nde Alanya-Anamur arasındaki kıyı şeridi tek tarım bölgesidir. Üretim, ülke gereksiniminin % 20’sini karşılar.

Kayısı : Anadolu’nun karsal iklim bölgelerinde, alçak yörelerde tarımı yapılır. Kayısı üretiminde Malatya ili önde gelir.

Şeftali : Sıcak ve ılıman iklim bölgelerinde tarımı yapılır. Güney Marmara ve Ege bölümleri önemli yetişme alanlarıdır.

Elma : Türkiye genelinde alçak yörelerle, kıyılara yakın bölgelerde tarımı yaygındır. İç Anadolu Bölgesi ile Orta Karadeniz ve Antalya bölümleri kaliteli elma yetiştiriciliğinde ilk sıralarda yer alır.

Antep Fıstığı : Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde tarımı yapılmaktadır. Türkiye, antep fıstığı üretiminin yaklaşık % 75’ini dışarıya satar.

Türkiye’de Meyvecilik : Türkiye’de meyve üretim alanları ile meyveciliğin ekonomik önemi giderek artmaktadır. Türkiye’de tropikal iklim meyvelerinden, subtropikal ve serin bölgelerin meyvelerine kadar hemen her tür meyve yetiştirilmektedir. Üzüm, incir, fındık, antep fıstığı gibi meyveler dış ticaretimiz açısından da önem taşımaktadır.

Endüstri Bitkileri

Tarıma dayalı endüstrilerin hammaddesi olan endüstri bitkilerinin üretiminde modern tarım yöntemleri kullanıldığından alınan verim yüksektir. Endüstri bitkileri dış satıma da konu olmaktadır. Sulanabilen tarım alanları genişledikçe endüstri bitkilerinin ekim alanları da genişlemektedir.

Şekerpancarı

Yetiştirme Koşulları : Ilıman iklim bölgelerinde tarımı yaygın olan şekerpancarı nemli toprak ister. Kuraklığın belirgin olduğu bölgelerde sulama ile yetişir. Olgunlaşma döneminde fazla yağış istemez.

UYARI : Şekerpancarı, fazla bekletilmeden işlenmesi gereken bir tarım ürünü olduğundan şeker fabrikaları ile pancar üretim alanları iç içedir.

Üretim : Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde kuraklığın belirgin ve sulamanın yetersiz olması nedeniyle şekerpancarı tarımı yapılamaz. Kıyı ovalarında ise ekonomik değeri daha yüksek ürünler yetiştirildiği için şekerpancarı tarımı yapılmaz. Belli bir tarım bölgesi olmayan şekerpancarı üretiminde İç Anadolu Bölgesi ilk sırayı alır.

Pamuk

Yetişme Koşulları : Dokuma ve tekstil endüstrisinin hammaddesidir. Yetişme döneminde bol nem isteyen pamuk, olgunlaşma döneminde yüksek sıcaklık ve kuraklık ister.

UYARI : Güneydoğu Anadolu Projesi’nin tamamlanmasıyla bu bölgemizde pamuk ekim alanlarında genişleme, üretimde ise büyük artış olması beklenmektedir.

Üretim : Çukurova, Amik Ovası ve Ege önemli üretim alanlarıdır. Türkiye, Dünya üretiminde, Çin, B.D.T., ABD, Hindistan, Brezilya ve Mısır’dan sonra 6. sırayı alır.

Tütün

Yetişme Koşulları : Türkiye’nin iklim koşullarına en iyi uyum  sağlamış bir endüstri bitkisidir. Çimlenme ve büyüme döneminde bol su ister. Kıraç arazide yetişen tütünlerin kalitesi yüksektir.

Üretim : Türkiye’de tütün üretim alanları devlet denetimi altındadır. Önemli bir dış satım ürünü olan tütünün kalitesini bozmamak için İç Anadolu Bölgesi’nde tarımı yapılmaz. Tütün üretimi en çok Ege, Karadeniz ve Marmara bölgelerinde yapılır. Dünya üretiminde Türkiye 5. sırada yer almaktadır.

Çay

Yetişme Koşulları : 1950’den sonra Türkiye’de çay tarımı büyük önem kazanmıştır. Ilıman iklim, bol yağış, kireçsiz toprak ve kış ılıklığı isteyen bir bitkidir. Çay, fazla bekletilmeden işlenmesi gereken bir üründür.

Üretim : Trabzon’dan Gürcistan sınırına kadar olan kıyı şeridi önemli çay tarım bölgesidir. Ülkemizde ekim alanı endar olan endüstri bitkisidir.

Haşhaş : Türkiye’nin hemen hemen tüm bölgelerinde yetişebilen bir bitkidir. Belli bir tarım bölgesi yoktur. Uyuşturucu elde edilmesinde kullanıldığı için haşhaş üretimi devlet denetimindedir. En önemli ekim alanları İç Batı Anadolu ile Göller Yöresi’dir. İlaç endüstrisinde kullanılan haşhaş önemli bir dış satım ürünüdür. Ayrıca tohumlarından sofralık yağ elde edilir.

Diğer Endüstri Bitkileri

Anason :  Göller Yöresi’nde ve Menteşe Yöresi’nde tarımı yaygındır. Daha çok içki endüstrisinde katkı maddesi olarak kullanılır.

Keten-Kenevir : Keten dokumacılıkta, kenevir ise halat, urgan ve çuval  yapımında kullanılır. Kenevir tohumlarından uyuşturucu elde edildiğinden ekimi devlet denetimindedir. Ayrıca keten tohumlarından yağ elde edilmektedir.

Şerbetçi Otu : Türkiye için yeni bir tarım ürünüdür. Bilecik ve çevresinde tarımı yaygındır. Bira üretiminde ve alkollü içkilerde hoş koku ve acımsı tad vermekte kullanılır.

Gül : Parfümeri endüstrisinin hammaddesi olan gül tarımı Göller Yöresi’nde yaygındır. Yurtdışına satımı yapılan önemli bir üründür. Ayrıca gül yağı üretiminin % 70 – % 80’i dışarı satılmaktadır.

Yağlı Tohumlular ve Yağ Bitkileri

Ayçiçeği : Alüvyonlu topraklarda ve sıcak ortamlarda yetişir. Büyüme döneminde yağış ve sulama isteyen ayçiçeği, olgunlaşma döneminde kuraklıktan etkilenmez. Üretimde ilk sırada yer alan Marmara Bölgesi’ni Orta Karadeniz, Ege ve İç Anadolu Bölgeleri izler.

Zeytin : Yağ bitkisi ve sofralık olarak tüketilen zeytin maki bitkisidir. Don olayının görülmediği yerlerde yetişir. Zeytin üretiminde ilk sırada Ege, 2. sırada Marmara Bölgesi yer alır. Ege zeytinleri yağ üretiminde kullanılırken Marmara zeytinleri sofralık olarak kullanılır.

Yer Fıstığı : Türkiye’de tarımı 1915’ten sonra başlayan yer fıstığı yaygın olarak Akdeniz Bölgesi’nde yetiştirilir. Menteşe Yöresi ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde de yer yer tarımı yapılmaktadır.

Susam : Olgunlaşma için sıcaklık, hasat için kuraklık isteyen bu bitki, Akdeniz, Ege ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaygın olarak yetiştirilir.

Soya Fasulyesi : Soya fasulyesinin Türkiye’deki doğal yetişme alanı Doğu ve Orta Karadeniz bölümlerinin kıyı şerididir. Akdeniz Bölgesi’nde buğdaydan sonra ikinci ürün olarak yetiştirilmektedir. Son yıllarda önem kazanan bir yağ bitkisidir.

Türkiye’de Hayvancılık

Türkiye’de Hayvancılığı Etkileyen Etmenler

Hayvancılık tarımsal etkinliklerin bir koludur. Tarımla uğraşan nüfus bir yandan toprağı işleyip çeşitli ürünler elde ederken, diğer yandan da hayvan besler. Bunların etinden, sütünden, gelirlerinden yararlanılır. Engebeliklerin fazla olduğu bölgelerde önemli bir ekonomik etkinlik olarak gelişmiştir. Türkiye hayvan sayısı bakımından Dünya’da önemli bir yere sahip olmasına karşın hayvansal ürünlerin üretimi oldukça düşüktür. Verim düşüklüğünün nedenleri şunlardır :

Hayvan Soylarının Durumu : Türkiye’de yerli ırkın et ve süt verimleri düşük olduğundan başka ülkelerden getirilen damızlık hayvanlarla melez ırklar üretilmektedir. Bu nedenle haralar kurulmuştur. Bursa’daki Karacabey ve Eskişehir’deki çifteler haraları en önemlileridir.

Otlakların Durumu : Büyük ve küçükbaş hayvancılığın yapıldığı yerlerde hayvanların otlatıldığı alanlara otlak denir. Otlaklar bozkır ve dağ otlakları diye ikiye ayrılır. Bozkır otlakları, yazları sıcak ve kurak geçen yerlerde bulunur. Bu tür otlaklarda en çok küçükbaş hayvan beslenir. Dağ otlakları, yazları serin geçen bölgelerde bulunur. Otlar uzun boylu ve gürdür. Bu alanlarda çoğunlukla büyükbaş hayvan beslenmektedir. Türkiye’deki otlakların yetersiz olması hayvancılıktaki verimi düşürmektedir.

Mera Hayvancılığı

Türkiye’de hayvancılık daha çok mera hayvancılığı şeklinde yapılır. Kış aylarında ağıl ve ahırlarda arpa, saman ya da kuru otlarla beslenen hayvanlar yazın meralarda (otlaklarda) otlatılır. Bu nedenle mera hayvancılığında doğal koşullara bağlı olan et ve süt verimi düşüktür.

Besi ve Ahır Hayvancılığı

Hayvansal ürün verimini artırmak için ahır hayvancılığı (mandıracılık) yaygınlaşmaya başlamıştır. Özellikle büyükbaş hayvanlar temiz ve bakımlı ahırlarda modern yöntemlerle beslenir. Şekerpancarının küspesi hayvan yemi olarak değerlendirilir. Bu nedenle şeker fabrikaları çevresinde ahır hayvancılığı gelişmiştir. Marmara Bölgesi’nde besicilik ve mandıracılık daha yaygındır.

Hayvancılık Türleri

Küçükbaş Hayvancılık : Koyun, kıl keçisi ve tiftik keçisi bu ad altında toplanır. Türkiye’de bozkırların yaygınlığı küçükbaş hayvancılığı zorunlu kılmıştır.

Koyun : Türkiye koyun yetiştiriciliğinde Dünya’da 6.sırada yer alır. Marmara ve Ege Bölgesi’nde daha çok kıvırcık, İç ve Doğu Anadolu’da mor karaman, İç Batı Anadolu’da dağlıç soyları yetiştirilir. Güney Marmara’da devlet üretme çiftliklerinde merinos koyunu yetiştirilmektedir. Yünleri ince uzun ve parlak olduğundan yünlü kumaş dokumasına elverişlidir.

Kıl Keçisi : Ülkemizin hemen her yerinde kıl keçisi beslenir. Keçi hareketli ve çevik bir hayvan olduğundan en yoğun beslenme bölgeleri dağlık ve engebeli alanlardır. Ancak ormanlık alanlara zarar verdiği için sayısında azalma görülmektedir.

Tiftik Keçisi : Ankara keçisi adıyla da tanınan tiftik keçisi daha çok yünü için yetiştirilir. Tiftik önemli bir dış satım ürünüdür. Türkiye, tiftik keçisi yetiştiriciliğinde ABD, Güney Afrika, Yeni Zelanda ve Avrupa’dan sonra 5. sırada yer alır.

Büyükbaş Hayvancılık :

Sığır : Türkiye’nin hemen her bölgesinde yetiştirilir. Özellikle otların gür ve uzun boylu olduğu yerlerde yoğun olarak beslenmektedir. Karadeniz Bölgesi ile Doğu Anadolu’nun  kuzey yarısı en önemli sığır yetiştirme alanlarıdır.

Manda : Sağılma dönemi ineğe göre daha uzun ve et verimi daha yüksektir. Türkiye’nin bol su ve bataklık yerlerinde özellikle Karadeniz Bölgesi’nin kıyı kesimlerinde yoğun olarak beslenir.

Diğerleri : Yük, binek ve koşum hayvanı olarak eşek, at ve katır beslenmektedir. Gelişen yol sistemleri ve artan motorlu araçlar nedeniyle sayıları giderek azalmaktadır.

Kümes Hayvancılığı

Eti ve yumurtası için beslenen tavuk, hindi, kaz, ördek gibi kanatlı hayvanlar kümes hayvanları adı altında toplanır. Türkiye’de yaygın olarak ekonomik değeri daha yüksek  olan tavuk beslenmektedir. Ancak ülkemizde modern tavukçuluk henüz yeterince gelişmemiştir. Son yıllarda büyük kentlerin çevresinde yoğunlaşan modern tavukçuluğun en yaygın olduğu bölgemiz Marmara’dır.

UYARI : Kümes hayvancılığının çoğunlukla kişisel işletmeler biçiminde olması, yem üretiminin yetersiz, kooperatiflerin az olması kümes hayvancılığının gelişimini engellemektedir.

Arıcılık

Bal ve balmumu elde etmek amacıyla arı beslenmesi işlemine arıcılık denir. Türkiye farklı iklim tiplerinin görüldüğü bir ülke olması nedeniyle zengin ve çeşitlilik gösteren bitki örtüsüne sahiptir. Buna bağlı olarak arıcılığa uygun bir ülkedir. Hemen her bölgemizde arıcılık yapılmaktadır. Kars, Bitlis, Şemdinli, Rize, Ankara, Muğla, Erzurum ve Konya balları yurt çapında ün kazanmıştır.

Balıkçılık

Türkiye’nin su ürünleri potansiyeli yüksek olmasına karşın, su ürünleri avcılığı ülke ekonomisinde  önemli bir yere sahip değildir.

UYARI : Avlanmanın zararlı yöntemlerle yapılması, denizlerin hızla kirlenmesi, taşıma ve depolama olanaklarının yetersizliği, balıkçılıkla uğraşan nüfusun az olması, açık deniz balıkçılığın gelişmemesi gibi nedenler üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’de balıkçılığın gelişmesini engellemektedir.

Deniz Balıkçılığı :  Türkiye’de daha çok kıy balıkçılığı gelişmiştir. Açık denizlerde avlanacak gemi ve filolarımız olmadığından açık deniz balıkçılığı yapılmaz. Karadeniz ve Marmara Denizi Türkiye’de balıkçılığın önem kazandığı alanlarıdır. Özellikle balıkların göç döneminde boğazlar önemli balık avlama alanlarıdır.

İç Sular Balıkçılığı : Göllerde ve akarsularda yapılmaktadır. İç sularımız balık bakımından zengin olmasına karşın bu potansiyel değerlendirilememektedir. Balıklar dışında iç sularımızdan elde edilen midye, istakoz ve karides gibi su ürünleri de bulunmaktadır.

Kültür Balıkçılığı : Kültür balıkçılığı hem kıyılarımızda, hem de iç bölgelerimizin akarsu boylarında ya da temiz kaynak suları sağlanabilen yerlerde yapılmaktadır. Bu nedenle balık yetiştirme çiftlikleri kurulur ya da yapay baraj göllerinden yararlanılır.

İpek Böcekçiliği : İpek böcekçiliği dut yapraklarına bağlı olarak yapılır. Dut ağacı yetişen bölgemizde geleneksel olarak ipek böceği yetiştirilebilir. Ancak başta Bursa olmak üzere Güney Marmara Bölümü, Güney Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz kıyı kesimi başlıca doğal yetişme bölgeleridir. Türkiye yıllık yaş koza üretiminin yaklaşık % 90’ı Marmara Bölgesi’nden sağlanır.

UYARI : I. Dünya  Savaşı’ndan sonra  ipek üretim merkezlerinin tahrip edilmesi, ipeğin karşısına sentetik liflerin çıkması ve bu ekonomik etkinliğin yeterince desteklenmemesi ipek böcekçiliğinin gelişmesini engellemektedir.

Hayvancılığın Türkiye Ekonomisindeki Yeri

Türkiye’de hayvancılık, artan nüfusun beslenmesinde ve endüstri hammaddesi olması açısından önemli bir yer tutar. Tarımsal üretimin % 40’ı, ulusal gelirimizin yaklaşık % 20’si hayvancılıktan sağlanmaktadır. Dış ticaretimizde hayvancılık % 15’lik bir paya sahiptir.

Türkiye’de Ormancılık

Ormanların Dağılışı : Bir ülkenin en değerli doğal kaynaklarından bir de ormanlardır. Türkiye’nin yaklaşık % 25’i orman arazilerinden oluşur. Buna göre yurdumuz ormanca çok zengin bir ülke değildir. Çünkü ülkemizin doğal koşulları ormanların yetişmesine fazla uygun değildir. Türkiye orman arazilerinin % 83’ü kıyı bölgelerimizde bulunmaktadır. Ormanlık arazinin kıyı bölgelerimizde geniş olması nem ve yağış koşullarının bir sonucudur.

Ormanlardan Yararlanma ve Orman Ürünleri : Ormanın en önemli özelliği yenilenebilir ve çoğaltılabilir bir kaynak olmasıdır. Ormanlarımızın yıllık verimleri düşüktür. Orman ürünlerimizin başında odun hammaddesi gelir. Tomruk, kereste, maden direği, tel direği, sanayi odunu, kağıtlık odun, yakacak odun, çıra, reçine, şimşir, defne yaprağı, sığla yağı ormanlardan elde edilen ürünlerdir.

Sığla Yağı : Günnük ağacının gövdesinden elde edilen bir sıvıdır. Marmaris bölgesindeki ormanlarda bu ağaç yaygın olarak bulunur.  Sığla yağı yurtdışına sattığımız önemli bir orman ürünüdür.

UYARI : Yağışların düzenli ve bol olduğu Karadeniz ve kısmen Marmara Bölgesi ormanları nemli ormanlardır. Alt katlarda geniş yapraklı ağaçlar yer alır. Ayrıca ormanaltı, bitki örtüsü gürdür. Bu nedenle orman yangınları sık görülmez.

Ormanların Önemi ve Korunması : Ekonomik değeri büyük olan ormanlar, yer altı ve yerüstü sularının rejimlerini düzenler, erozyonu önler, havayı temizler, bulunduğu bölgenin iklimi üzerinde olumlu etki yapar. Türkiye’nin iklim koşulları orman tahriplerini yenecek güçte değildir. Bu nedenle ormanlara sistemli bir şekilde bakmak gerekir. Orman yangınları ve izinsiz kesimler ormanlarımızın yok olmasına neden olmaktadır. Ormanlık alanları koruyabilmek ve genişletebilmek için yeni orman alanlarını yaratmak, orman içi yolları yapmak, insanları ormanların yararları konusunda eğitmek ve bilinçlendirmek gerekir.

Ormanların Türkiye Ekonomisindeki Yeri : Çok önemli bir hammadde kaynağı olan ormanlarımızın % 21’, iyi orman, % 27’si oldukça iyi, % 15’i normal baltalıktır. Bu nedenle ormanlarımızın ülke ekonomisine katkısı oldukça azdır.

Türkiye’de Madenler ve Enerji Kaynakları

Başlıca Maden Çeşitleri

UYARI : Madenlerin oluşumu, çeşidi ve rezervleri arazinin jeolojik yapısına ve oluştuğu jeolojik zamana bağlıdır. Türkiye’de 1. zamandan, 4. zamana kadar oluşmuş araziler vardır. Volkanik faaliyetlerin sık olduğu 3. zamanda oluşan arazi geniştir. Bu nedenle krom, demir, bakır, kurşun, pirit gibi volkanik oluşumlu madenler çoktur.

Demir : Demir – çelik endüstrisinin en önemli hammaddesidir. Türkiye demir cevheri rezervleri bakımından oldukça zengindir. Hemen her bölgemizde demir cevherine rastlanmıştır. Ancak bu yataklardan 60 kadarı işletilebilmektedir.

Bakır : Tarih öncesi çağlarda insanların ilk kullandığı madenlerden biridir. Bakır rezervleri yerkabuğunun volkanik oluşum gösteren bölgelerinde yaygın olarak bulunmaktadır. Saf bakır üretimi ülke gereksinimini karşılamadığı için dışarıdan saf bakır alınır.

Krom : Çok sert, iyi cilalanabilen ve paslanmayan bir madendir. Volkanik alanlarda yaygındır. Makine ile motor endüstrisinde ve paslanmaz çelik yapımında kullanılan önemli bir madendir. Günümüz verilerine göre, Dünya krom üretiminde Türkiye 4. sıradadır. Yurtdışına satılan önemli bir madenimizdir.

Bor Mineralleri (Boraks) : Kimya endüstrisinin en önemli hammaddesidir. Türkiye rezerv bakımından Dünya’da ilk sırada yer alır. Ancak üretimi ve dış satımı az olduğundan ekonomiye katkısı da azdır.

Kükürt : Yapay gübre üretimi ve tarım ilaçları başta olmak üzere kimya endüstrisinde kullanılır. En büyük rezervlerimiz Göller Yöresi’ndedir. Üretim, tüketimin az bir bölümünü karşılayamaz. Bu nedenle yurtdışından da  alınmaktadır.

Boksit : Ülkemizin en zengin rezerve sahip olduğu madenlerden biridir. Boksit işlendikten sonra alüminyum elde edilir. Endüstride demir cevheri ürünlerinden sonra en fazla tüketilen maden durumundadır. Özellikle uçak gövdelerinin yapımında yaygın olarak kullanılmaktadır.

Volfram (Tungstein) : Uzay ve savaş endüstrisinde kullanılan, az bulunan madendir. En zengin rezervler Uludağ’dadır.

Manganez : Türkiye’de dağınık yataklar halindedir. Saf olarak bulunmaz. Üretim tüketimi karşılamadığından dışarıdan satın alınır.

Civa : Doğada sıvı halde bulunan tek madendir. Tıpta ve fotoğrafçılık alanında kullanılır.

Zımpara Taşı : Metamorfik taşlar içinde bulunan, kullanım alanı geniş olan bir madendir. En zengin rezervler Ege Bölgesi’ndedir.

Tuz : Tad vermek için yemek tuzu ve bakterilerin çoğalmasını önlemek için tuzlama tuzu olarak kullanılır. Ancak son yıllarda kimya endüstrisinin önemli bir hammaddesi konumuna gelmiştir. Tuz Gölü ve İzmir-Çamaltı, tuz rezervlerinin en fazla olduğu yerlerdir.

Enerji Kaynakları

Taşkömürü : Ülkemizin en geniş taşkömürü havzası Batı Karadeniz Bölümü’ndedir. Buradaki taşkömürü havzaları I. Jeolojik zamanda oluşmuştur. Demir – Çelik endüstrisinde enerji kaynağı olarak kullanılan taşkömürü, aynı zamanda kimya endüstrisinin de hammaddesidir. Yıllık üretim 4-5 milyon ton dolayındadır. Üretim Türkiye’nin gereksinimini karşılayamaz.

Linyit : Türkiye’de rezervi en zengin olan enerji kaynağıdır. Hemen her bölgemizde az çok linyit yatakları bulunmaktadır. Çoğunlukla yakacak olarak ve termik santrallerde değerlendirilir. En büyük linyit havzası Afşin-Elbistan’dadır. Yıllık net üretim 40 milyon tonu bulmaktadır. Üretim ve tüketim aynı hızla artmaktadır.

Petrol : Dünya ekonomisinin en önemli enerji kaynaklarından birincisi durumundadır. Ancak Türkiye petrol rezervleri bakımından pek zengin değildir. Türkiye’nin önemli petrol yatakları Güneydoğu Anadolu’da bulunmaktadır. Türkiye’nin yıllık üretimi 2,5-3 milyon ton dolayındadır. Üretilen petrol ülke gereksinmesinin en fazla % 20’sini karşılayabilmektedir. Bu nedenle yurtdışından alınanlar arasında petrol ilk sırada yer alır.

Doğalgaz : Trakya’da petrol arama amacıyla açılan kuyulardan çıkarılmaktadır. Doğalgaz alanlarından diğeri de Güneydoğu Anadolu’da Mardin-Çamurlu’dur. Üretim tüketimi karşılayamadığı için dışarıdan alınmaktadır.

Jeotermal Enerji : Yerkabuğunun içinde ve daha derinlerde potansiyel enerji birikimi vardır. Bu nedenle sıcak olan subuharı sondaj yolu ile yüzeye çıkarılır ve elektrik enerjisi üretiminde kullanılır. Türkiye’nin ilk jeotermal elektrik santrali Denizli-Saraköy’de kurulmuştur.

Su gücü : Tükenmez ve yenilenebilir bir enerji kaynağıdır. Türkiye su gücü bakımından yaklaşık 400 milyar kwh’lık bir potansiyele sahiptir. Doğu Anadolu Bölgesi akarsularının yatak eğimleri fazla olduğundan, hidroelektrik potansiyeli en yüksek olan bölgemizdir. Türkiye elektrik üretiminin % 45’lik bölümü hidroelektrik santrallerden karşılanmaktadır. GAP tamamlandıktan sonra elektrik santrallerin üretiminde su gücünün payı artış gösterecektir.

Güneş Enerjisi : Türkiye Güneş enerjisinden  yararlanmak için gerekli iklim koşullarına sahiptir. Akdeniz ve Ege bölgeleri ile İç ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde Güneş enerjisi değerlendirilmektedir.

Nükleer Enerji : Atom enerjisi adı da verilen bu enerjinin kaynakları uranyum ve toryumdur. Ancak bu kaynaklardan elektrik enerjisi üretiminde yararlanılmamaktadır.

Madenler ve Enerji Kaynaklarının Türkiye Ekonomisindeki Yeri

Türkiye’nin her bölgesinde çeşitli madenler bulunmaktadır. Ancak tüm madenlerimiz yeterince işletilmemektedir. Madenlerimizin bir bölümü çok eskiden beri bilinmekte, hatta yabancı şirketler tarafından işletilmekteydi. Ancak madenlerimiz hakkında yeterli bilgi yoktu. Cumhuriyet döneminde madenlerin teknik ve bilimsel yöntemlerle araştırılması için Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü kurulmuştur. Çıkarılan madenlerimiz hem iç piyasada değerlendirilmekte hem de yurtdışına satılmaktadır.

Türkiye’de Endüstri

Türkiye’de Endüstriyi Etkileyen Etmenler

UYARI : Marmara Bölgesi’nde endüstrinin gelişmesinde ulaşım kolaylığı, sermaye birikiminin fazlalığı, etkili olmuştur.

Sermaye : Endüstrinin kurulabilmesi için en gerekli koşullardan biridir. Osmanlılar döneminde kapitülasyonların etkisi, cumhuriyetin ilk yıllarında ise birikmiş sermayenin yetersizliği nedeniyle endüstrinin gelişmesi gecikmiştir. Günümüzde bir çok endüstri dalında devlet desteği alınmaktadır.

Hammadde : Türkiye’de endüstrinin kurulması için gerekli koşullar içinde en elverişli olanıdır. Ülkemiz tarımsal ve madensel hammadde bakımından oldukça zengin bir ülkedir. Gelişmiş ülkelerde hammadde dış alımı artarken, dış satım azalmaktadır.

Enerji : Fabrikalardaki makinelerin çalışması için enerjiye gereksinim vardır. Endüstrinin geliştiği ülkelerde ve bölgelerde enerji tüketimi de fazladır. Örneğin Marmara, endüstrileşmeye bağlı olarak enerji tüketiminin en fazla olduğu bölgedir.

İşgücü : Endüstri alanında çalışacak insan gücü, özelikle nitelikli (kalifiye) işgücü büyük önem taşımaktadır. Türkiye işgücü bakımından elverişli durumdadır ancak nitelikli işgücünün az olması önemli bir sorundur. Endüstrileşme yeterli olmadığından 1960-1970 yılları arasında birçok Avrupa ülkesine işçi göndermiştir.

Ulaşım : Endüstrinin kurulabilesi için en gerekli koşullardan biridir. Osmanlılar döneminde kapitülasyonların etkisi, cumhuriyetin ilk yıllarında ise birikmiş sermayenin yetersizliği nedeniyle endüstrinin gelişmesi gecikmiştir. Günümüzde bir çok endüstri alanında devlet desteği alınmaktadır.

Pazarlama : Endüstri ürünlerinin yurt içinde ya da  dışında pazarlanması gerekir. Bir malın Pazar bulabilmesindeki en önemli etken ürünün kalitesidir. Eğer ürün aranan nitelikte ise alıcı ülkeye olan uzaklık pazarlamada en az etkildir.

Türkiye’deki Başlıca Endüstri Kolları

Besin Endüstrisi

Şeker : Türkiye’de 1926’dan sonra gelişme gösteren bir endüstri dalıdır. Türkiye’nin hemen her bölgesinde şekerpancarı tarımı yapıldığından fabrika sayısı fazladır.

Çay : Çay filizlerinin hemen işlenmesi gerektiğinden Rize başta olmak üzere Doğu Karadeniz’de çay endüstrisi gelişmiştir.

Et ve Süt Ürünleri : Hayvancılığın yaygın olduğu yerlerde et ve süte dayalı endüstri gelişmiştir.

Konserve : Türkiye’de her an taze sebze ve meyve bulunduğundan konservecilik çok yaygın değildir. Güney Marmara’daki kentler başta olmak üzere büyük kentlerin çevresinde konserve endüstrisi gelişmiştir.

Bitkisel Yağ : Yağ bitkilerinin bol yetiştiği bölgelerde bitkisel yağ endüstrisi gelişmiştir. Ege, Marmara ve Akdeniz bitkisel yağ üretiminde başta gelmektedir.

Alkollü İçki : Türkiye’de hem iç hem de dış pazarlara yönelik alkollü içki üretilmektedir. İçki üretiminde en önemli hammadde üzümdür.

Tütün : Ekimi devletin denetimindedir. Bu nedenle hammadde olarak Tekel bünyesindeki fabrikalarda işlenir.

Yem : Besi ve ahır hayvancılığı açısından önem taşır. Hayvancılığın, özellikle ahır hayvancılığının yaygın olduğu yerlerde yem endüstrisi gelişmektedir.

Dokuma, Deri ve Giyim Endüstrisi

UYARI : Bursa ve İstanbul pamuklu, yünlü ve ipekli dokumanın birlikte geliştiği merkezlerdir.

Pamuklu, Yünlü ve İpekli Dokuma : Türkiye’de son 30 – 40 yıl içinde dokuma endüstrisi büyük gelişme göstermiştir. Ege, Marmara ve Akdeniz bölgeleri pamuklu dokumanın geliştiği önemli merkezlerdir.

Halı ve Kilim Dokumacılığı : Küçükbaş hayvancılığın yaygın olduğu yerlerde gelişme göstermiştir. Yurtdışına da pazarlanan halı ve kilimlerin ekonomiye katkısı fazladır.

Deri ve Giyim : Deri ve kösele işleme endüstrisi ile giyim (konfeksiyon) endüstrisinin en fazla işlediği yer İstanbul ve çevresidir. Yurtdışına pazarlanan bu ürünlerin ekonomiye katkısı fazladır.

Kimya Endüstrisi

Petro-Kimya : Bu endüstri dalının geç gelişme göstermesinin nedeni hammadde yetersizliğidir. Petrol rafinerileri  yanında yer alan petro-kimya tesislerinin devreye girmesi plastik, lastik ve sentetik eşya üretimini artırmıştır.

Gübre : Bir tarım ülkesi olan Türkiye için yapay gübre büyük önem taşımaktadır. Çeşitli yerlerde kurulan gübre fabrikaları dışarıdan gübre alımını azaltmıştır.

İlaç ve Boya : Bu endüstri dalı İstanbul ve çevresinde gelişme göstermiştir. Bu fabrikalarda dış patentli ilaç üretimi yapılmaktadır.

Maden Endüstrisi

Demir-Çelik :  Maden endüstrisinin en önemli dalıdır. Karabük ve Ereğli demir-çelik fabrikalarının kurulması taşkömürünün varlığına, İskenderun demir-çelik fabrikasının kurulması ise ulaşım kolaylığına bağlıdır.

Bakır : Bakır tesisleri hammaddenin bol olduğu yerlerde kurulmuştur.

Alüminyum : Alüminyum üretim tesisleri Seydişehir’de hammaddeye yakınlık nedeniyle kurulmuştur.

Krom : Doğu Anadolu’nun kromları Elazığ’da, Fethiye-Köyceğiz kromları ise Antalya’da işlenmektedir.

Boraks : İç Anadolu, Ege ve Marmara’dan çıkarılan bor mineralleri Bandırma’daki boraks fabrikasında işlenmektedir.

Orman Ürünleri Endüstrisi

Bu endüstri dalı orman bakımından zengin olan yerlerde gelişme göstermiştir. Karadeniz Bölgesi ilk sırada yer alır. Bu endüstrinin en önemli kolu  kağıt ve selüloz endüstrisidir.

Madeni Eşya ve Makine Endüstrisi

Türkiye’de makine yapan tesislerin büyük bölümü Marmara Bölgesi’nde bulunur. Otomobil, tersane, beyaz eşya ile demiryolu malzemesi üreten fabrikalar bu endüstri dalı içinde yer alır.

Taş ve Toprağa Dayalı  Endüstri

Bu endüstri kolunu inşaat sektöründe kullanılan tuğla, kiremit gibi temel malzemeler ile cam endüstrisi oluşturur. Bu endüstrinin hammaddeleri bakımından son derece zengin olan ülkemizde çimento üretimi önemli bir yere gelmiştir. Çimento, Orta Doğu ülkelerine sattığımız önemli bir üründür. Cam üretimi ise son yıllarda büyük gelişme göstermiştir.

Türkiye’de Endüstri Kollarının Dağılışı

Türkiye’de çok çeşitli alanlarda endüstri kuruluşu bulunur. Endüstrinin en çok geliştiği bölgemiz Marmara’dır. İkinci sırada Ege Bölgesi yer alır.

Endüstri kuruluşlarının dağılışında yer şekilleri ve ulaşım olanakları daha etkili olmuştur. Doğu ve Güneydoğu Anadolu endüstrileşme bakımından en geri kalmış bölgelerimizdir. Bazı yörelerimizde endüstrinin gelişmesinde hammadde kaynakları, bazılarında ise enerji kaynağı etkili olmuştur. Zonguldak, Ergani, Murgul ve Seydişehir gibi merkezlerde endüstrinin gelişmesi maden yataklarına bağlıdır.

Türkiye’de Ulaşım

Türkiye’de ulaşımı Etkileyen Etmenler

Yer şekilleri : Türkiye’de dağ sıraları doğu-batı uzanışlı olduğundan yolların doğrultusu da aynıdır. Kuzey-Güney yönlü ulaşım ancak geçitlerle sağlanmaktadır.

İklim : Özellikle yükseltinin fazla olduğu Doğu Anadolu’da yoğun kar yağışı ve kar örtüsünün uzun süre yerde kalması ulaşımı olumsuz etkiler.

Ekonomik Koşullar : Ulaşımın gelişmesini engelleyen etmenlerden birisi de yol yapım giderleridir. Ayrıca yol, tünel, köprü yapımında çalışacak teknik elemanlar da  yetersizdir.

Ulaşım Türleri

Kara Ulaşımı : Türkiye özel konumu nedeniyle Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan ana yollar üzerinde yer almaktadır. Türkiye’de kara ulaşımı karayolu ve demiryolu ile sağlanmaktadır.

Karayolu : Karayolu ulaşımının önem kazanması ve gelişmesi 1950’li yıllarda başlamıştır. Karayolu ulaşımındaki gelişmeler özellikle son yıllarda hız kazanmıştır. Bu gelişme karayolu taşımacılığının daha hızlı olmasına ve en ücra yerlere karayolu ile ulaşım olanağının bulunmasına bağlıdır.

Demiryolu : Ülkemizdeki ilk demiryolları Osmanlılar döneminde yapılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında demiryoluna daha fazla önem verilmiş ve demiryolları ulusallaştırılmıştır. Demiryolu hem önemli kentleri birbirine bağlaması hem de Anadolu’yu çevreleyen denizlerle bağlantıyı sağlaması nedeniyle büyük önem taşır. Ancak ülkemizde demiryolu taşımacılığı yavaş olması nedeniyle karayolu taşımacılığı ile rekabet edemez.

UYARI : Türkiye’de en yaygın olarak kullanılan ulaşım yolu karayollarıdır. Nedeni karayollarının en ücra yerlere kadar ulaşması ve ulaşımın daha hızlı yapılabilmesidir.

Hava Ulaşımı : Türkiye’de sivil havacılık 1933’ten sonra  gelişmeye başlamıştır. Diğer ulaşım türlerine göre daha hızlıdır. Havayolu ile her yere ulaşılamadığından ekonomik değildir. Birçok ülkeye uçak seferleri bulunmasına karşın, hava ulaşımı yeterince gelişmemiştir.

Deniz Ulaşımı : Türkiye 3 tarafı denizlerle çevrili bir yarımada özelliği taşımaktadır. Bu nedenle denizyolu ulaşımı bakımından elverişli koşullara sahiptir. Deniz taşımacılığı demiryolu ulaşımı gibi ekonomik bir taşımacılıktır. Son yıllarda deniz ticaret filomuzun deniz ticaretindeki payı % 30’a ulaşmıştır.

Önemli Limanlar : Bir kıyı kentinin liman olarak gelişmesi ardelinin büyüklüğüne, bölgedeki ürünlerin zenginliğine ve ardeli ile olan ulaşım kolaylığına bağlıdır. Önemli liman kentlerimiz, Mersin, İstanbul, İzmir, İzmit, İskenderun, Trabzon, Zonguldak, Bandırma ve Antalya’dır.

Türkiye’de Ticaret

Gerek iç gerekse dış ticaret temelde mal alım ve satımına dayanır. Bir yerde ticaretin gelişmesinde ulaşım kolaylığı büyük önem taşır.

İç Ticaret : İç ticaret ülke sınırları içinde gerçekleşen ticarettir. Türkiye’nin bölgelerinde tarım ürünlerinin ve endüstriyel üretimin farklılık göstermesi, iç ticaretin canlanmasını sağlamıştır. Marmara Bölgesi ticaretin çok geliştiği bir bölgemizdir. İki kıtayı birbirine bağlayan boğazların varlığı ve endüstrinin çok geliştiği bir bölge olması da ticaretin canlanmasında etkili olmuştur. En büyük ticaret merkezimiz İstanbul’u İzmir izler. Ayrıca Pazar, panayır ve fuarların iç ticarete önemli katkısı vardır.

Dış Ticaret : Türkiye’nin dış ticaretinde son yıllarda önemli gelişmeler olmasına karşın, dış alım dış satımdan daha fazladır.  Çünkü dış alımda sanayi ürünleri, dış satımda ise tarım ürünleri ağırlıklıdır. Türkiye’nin dış ticaretinde OECD ülkeleri başta gelir.

Dış Alım  : Türkiye’nin dışarıdan satın aldığı ürünlerin başında petrol ve endüstri ürünleri gelir. Son yıllarda dış alımın yaklaşık % 40’ı makinelerden oluşmaktadır. Endüstri malları, ham petrol, makineler, kimyasal maddeler, fosfat, demir-çelik ürünleri, asit ve bazlar, kağıt, kauçuk, plastik maddeler, yapay gübre başlıca dış alım ürünleridir.

Dış Satım : Türkiye’nin dışarıya sattıkları arasında tarım ürünleri ve madenler önem taşımaktadır. Ancak dış satımda madenlerin payı, endüstrinin gelişmesine bağlı olarak azalmıştır. Pamuk, tütün, fındık, kuru üzüm, incir, baklagiller, zeytin, canlı hayvan, deri, yapağı, maden (krom, bor mineralleri, civa, tuz, çinko, kurşun, zımpara taşı), dokuma ürünleri, şeker, sigara, içki, halı ve kilim, konfeksiyon ürünleri başlıca dış satım ürünleridir.

Transit Ticaret : Türkiye özel konumu nedeniyle transit ticaretin gelişmesine elverişli bir ülkedir. Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan en kısa, en ekonomik karayolu ülkemizden geçmektedir. Transit taşımacılıkta, mal yüklü kara ve deniz taşıtları yükleme-boşaltma yapmadan ülke topraklarından geçtiği için hizmet giderleri karşılığında gelir sağlanır. Günümüzde Anadolu’dan her yıl 35-40 bin tır geçiş yapmaktadır.

Türkiye’de Turizm

Türkiye’de Turizmi Etkileyen Etmenler

İklim Koşulları : Türkiye ılıman kuşakta bulunduğundan deniz turizminin gelişmesine uygun iklim koşullarına sahiptir. Özellikle Ege, Akdeniz ve Güney Marmara kıyıları deniz turizmi açısından önem taşımaktadır. Her mevsim yağışlı Karadeniz kıyılarında ise deniz turizmi gelişmemiştir.

Yer şekilleri : Türkiye ortalama yükseltisi fazla olduğundan kış turizmi açısından önemli bir çekiciliğe sahiptir. Özellikle kar yağışının fazla olduğu Uludağ, Erciyes gibi dağlarda kış turizmine yönelik kayak merkezleri bulunmaktadır. Türkiye’de peribacaları ve karstik şekiller de turizm için önem taşımaktadır.

Tarihi Özellikler : Anadolu tarih öncesi çağlardan bu yana çeşitli uygarlıkların kurulduğu bir yerdir. Bu dönemlerden kalan yapıtlar tarihi turizmin gelişmesine katkıda bulunmaktadır.

Festivaller ve Fuarlar: Uluslar arası düzenlenen festival ve fuarlar özellikle dış turizmin canlanmasını sağlar. Bunlar içinde en önemlisi İzmir Enternasyonal fuarıdır.

Turizmin Etkileri

Bir bölgede turizmin gelişmesi,

  • İç ve dış ticareti canlandırır.
  • İnşaat, mobilya, hediyelik eşya gibi sektörlerin gelişmesini sağlar.
  • Ulaşımın gelişmesini sağlar.
  • Bölgeler ve ülkeler arasındaki kültür alışverişini kolaylaştırır.
  • İnsanları birbirine yakınlaştırır.
  • Haberleşme olanaklarının gelişmesini sağlar.
  • Ülke ekonomisine büyük ölçüde katkıda bulunur.

Türkiye’nin Turistik Varlıkları

Türkiye çeşitlilik gösteren doğal güzellikleri ve zengin tarihi kalıntılarıyla önemli bir turizm potansiyeline sahiptir. Ilıman kuşakta yer alması nedeniyle 4 mevsimin belirgin yaşandığı ülkemizde özellikle Akdeniz ve Ege kıyılarında deniz turizmi gelişme göstermiştir. Çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapmış olması da tarihi turizmin gelişmesinde önemli paya sahiptir. Milli parklar, çeşitli yer şekilleri ve bitki türlerinin bulunduğu Türkiye’de doğa turizmi son yıllarda deniz turizmi kadar ilgi görmeye başlamıştır. Uluslar arası düzenlenen festivaller ve fuarlarda ülkemizdeki turizm çeşitliliğini dışarıya sunmamızda etkili olmaktadır.

Turizmin Türkiye Ekonomisindeki Yeri

Turizm gelirlerinin ülke ekonomisine katkısı özellikle dış ticaret gelirleri açısından büyük önem taşır. İspanya, İtalya gibi birçok ülke dış ticaret açığının kapanmasında  turizm gelirlerinden yararlanmaktadır. Türkiye’ye son yıllarda gelen turist sayısının artmasına bağlı olarak turizm gelirinin ekonomiye katkısı artmıştır. Dış ticaret gelirlerimizin yaklaşık % 15-20’si turizmden sağlanmaktadır.

Bölgelerimiz ve en kalabalık bölümlerinin eşleştirilmesi:
İç Anadolu- Yukarı Sakarya Bölümü,
Karadeniz – Doğu Karadeniz kıyıları,
Ege-Kıyı ovaları,
Marmara – Çatalca – Kocaeli bölümü

Türkiye’nin coğrafi konumları :
Matematik konum : Doğusu ile batısı arasında 76 dakikalık yerel saat farkının olması
Özel konumu : İklim özelliklerinin belirlenmesinde denizlerin etkili olması Doğudan batıya olan göç yollarının üzerinde bu­lunması Transit ticaretin gelişmesi özel konumu.

Karadeniz kıyılarına ait özellikler :
Sinop dışında doğal limanı yoktur.
Boyuna kıyı tipi özelliği gösterir.
Kıyı önünde bir kaç kayalık dışında ada yoktur.
Yüksek kıyılardır.
Karadeniz boyuna kıyı özelliğine sahiptir.
Boyuna kıyılar düzdür. Girinti çıkıntı fazla değildir.

Renklendirme ile yapılmış haritalarda 0 m ile 500 met­re arasındaki yükseltiler yeşil renk ile gösterilir.

Türkiye’de kış saati uygulaması yapıldığında İzmit ‘ten geçen 30° meridyeni esas alınır. İzmit ve civarının yerel saati ile ulusal saati arasındaki zaman farkı en azdır.

Doğu Anadolu en yüksek bölgedir.

Akarsuları hızlı akması Hidroelektrik santrallerin kurulması için akarsuların hızlı akması üzerinde olumlu etki yapmıştır.

Büyük Menderes ovasında yetişen incir Konya ovasında Kışların sert geçmesi sebebiyle incir yetişmez.

Türkiye kaplıca yönünden zengin bir ülke olması neye bağlıdır:
Kırık Fay hatlarının fazla olmasına.

Akdeniz kıyılarında kışların en ılık geçmesinin nedenleri:
Toros Dağlarının iç bölgelerin soğuğunu kesmesi.
Denizlerin ılımanlaştırıcı etkisi.
Kıyıların tropikal hava kütlelerinin etkisi altıda kalması.
Türkiye’nin en güneyinde yer almasıdır.
Orman varlığının kışların ılık geçmesinde etkisi yoktur.

Akdeniz ikliminde en yağışlı mevsim :
Kıştır.
İzmir ve Adana’da akdeniz iklimi görülür.

İç Anadolu bölgesinde ilkbahar yağışlı, yazlar kurak geçer.

İç Anadolu’nun doğal bitki örtüşü olan Bozkırın özellikleri :
İlkbahar yağışlarıyla yeşeren yazın kuruyan otsu bir topluluktur.

Türkiyenin coğrafi özellikleri:
36°-42° kuzey paralelleri ile 26°-45° doğu meridyenleri arasında yer alır.
En doğusu ile en batısı arasında 76 dakikalık za­man farkı vardır.
Güneş ışınlarını hiç bir zaman dik açıyla alamaz.
Kuzey kıyıları güney kıyılarından daha serindir.
Dört mevsim görülür.
Yükseltileri doğudan batıya doğru artar.

Ege kıyılarında yer alan körfezler :
Kuşadası Gökova Edremit Güllük

Kıyı ovalarının özellikleri ?
Yükseltileri fazla değildir.
Ulaşım olanakları gelişmiştir.
Alüvyonlarla kaplıdır.
Nüfus yoğunlukları fazladır.
Tarımsal potansiyelleri yüksektir.

Hem kıyı hemde deniz özelliklerini dikkate alarak, Karadeniz ve Akdenizin ortak özellikleri?
Tuzluluk oraları birbirinden farklıdır.
Boyuna kıyı özelliği gösterirler.
Tuzluluk oranlarının belirlenmesinde iklim önemli rol oynamıştır
Kıyılar fazla girintili çıkıntılı değildir .
Kıyıların uygun yerlerinde delta ovaları oluşmuştur

Karasal iklimin özellikleri :
Yazlar sıcak geçer.
Kışlar soğuk geçer.
Yazlar kurak geçer.
Yıllık sıcaklık farkı fazladır.
Bitki örtüsü bozkırdır

Göller ve oluşumları eşleştirilmesi :
İznik-Tektonik göldür .
K. Çekmece -Kıyı seti gölüdür.
Bafa- Alüvyon seti gölüdür ,
Tortum – Heyelan seti gölüdür,
Burdur – ………

Türkiye’nin yaklaşık % 98’i deprem tehditi altında­ olmasının nedeni?
Oluşumunu yakın jeolojik devirde tamamlaması .
Genç kuşakta yer almasıdır.

Ülkemizde kar yağışlarının nelere etkisi vardır?
Yeraltı sularının beslenmesi.
Ekili alanların soğuktan korunması.
Kış sporlarının gelişmesi.
Erimeler sonucunda taşkınların olması

Türkiye akarsularının özellikleri :
Hızlı akarlar.
Boyları kısadır.
Hidroelektrik üretmeye uygundurlar.
Ulaşımda kullanılmazlar.
Taşıdıkları materyal fazladır.

Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili bir yanmada ül­kesi olmasına karşılık denizlerin iklim üzerindeki ılımanlık ve yağış etkisi dar bir alanda görülür. Bü­yük bir kısmında karasal iklim etkilidir. Bu duruma yol açan temel etken :
Kuzey ve güney kıyılardaki dağların uzanış yönüdür.

Türkiye’de kış süresinin en kısa olduğu il :
Antalya

Türkiye’de kış süresinin en uzun olduğu il :
Ardahan

Türkiye’de sıcaklık ile ilgili özellikler :
Kış mevsiminde en düşük sıcaklık Kuzeydoğu Anadolu’da kaydedilir.
Güneyden kuzeye doğru yıllık sıcaklık ortalaması düzenli bir şekilde artar
Yaz mevsiminde en yüksek sıcaklıklar Güneydoğu Anadolu’da ölçülür.
Sıcaklık dağılışında yükselti ve deniz etkileri önemli rol oynar.
Doğu Anadolu’da ocak ayı ortalama sıcaklığı İç Anadolu’dan daha düşüktür.

Oluşum bakımından aynı dağlara örnek :
Karacadağ ,
Süphan,
Nemrut ,
Erciyes

Saros Körfezinden Gökova körfezine doğru kıyı bo­yunca gidildikçe görülen tablo ?
Karlı gün sayısı azal­dığı
Deniz suyu sıcaklığının arttığı
Deniz suyu tuzluluğunun arttığı
Yıllık sıcaklık ortalamasının arttığı
Buharlaşmanın arttığı görülür.

Türkiye’de erozyonun şid­detli olmasının ortaya çıkardığı sonuçlar:
Baraj göllerinin toprakla dolması ,
Toprakların verimsizleşmesi ,
Sel taşkınlarının artması
Tarımın güçleşmesi

Küçükbaş hayvancılığının İç Anadolu yoğunlaşması­nın başlıca nedeni :
Bölgenin doğal bitki örtüsünün küçükbaş hayvancılığa uygun olması
İç Anadolu’nun doğal bitki örtüsü bozkırdır.
Bozkır kü­çükbaş hayvanların beslenmesinde önemlidir.

Ülkemizde üretim alanı en yaygın olan yeraltı zen­ginliği nedir?
Türkiye’nin çeşitli yerlerinde çıkartılır.

Mutlaka hammaddenin üretildiği yerde kurulmak zorunda olan endüstri kuruluşu hangisidir?
Şeker. (Şekerin Hammaddesi olan pancar tarladan söküldükten hemen sonra işlenmesi bozulmaması için zorunluluktur)

Hangi elektrik santrali diğerlerinden farklı bir özellik gösterir?
Hirfanh hidroelektrik santralidir. (Su gücüyle çalışır.)

Linyitle çalışan termik santrallere örnek verelim :
Afşin-Elbistan ,
Yatağan ,
Soma ,
Çayırhan

Kastamonunun özellikleri :
Batı Karadeniz’de dağlık bir alandadır.
Yol yapımı zordur.

Türkiye’nin dış ti­caretinde önemi olan bazı tarım ürünleri ile yeraltı kaynakları :
Pamuk-Bakır ,
Tütün-Bor ,
Fındık-Krom ,
Zeytin-Zımpara taşı

Yalnızca ülke ihtiyacını karşılayabilen ve dış ticaretimizde önemi olmayan ürünler?
Muz
Taşkömürü

Karadeniz Bölgesinde turizmin gelişmemesinde olumsuz etkisi olan faktörler ?
Yılın büyük bölümünün yağışlı geçmesi ,
Kıyıda plajların yetersiz oluşu

Çeşitli tarım ürünleri yetiştirilmesi sebebiyle Türkiye kendi kendine yeten sa­yılı ülkelerden biridir. Bu durumun en önemli nede­ni :
Ülkede çeşitli iklimlerin görülmesi ve dört mevsi­min yaşanması

İklim şartlan tarım ürünlerinin yetiştirilmesini belir­leyen temel faktördür. Aynı iklim şartlarında yetişmesi mümkün olmayan tarım ürünleri bir arada verilmiştir:
Çay-buğday

Aynı iklim şartlarında yetişmesi mümkün olan tarım ürünleri bir arada verilmiştir:
Tütün-pamuk ,
Şekerpancarı-tütün ,
Üzüm-buğday ,
Turunçgil-zeytin

Ülkemizde haşhaş üretimi devlet kontrolü altında­ olmasının nedeni :
Haşhaşın amaç dışı kullanımı

Ülkemizde hayvan sayısı fazla olmasına karşılık,hayvansal üretimin yetersiz olması neye bağlıdır?
Mera hayvancılığın yaygın olarak yapılması

Makineli tarımın yapılamayacağı yerler:
Doğu Karadeniz Bölümü (Arazinin engebeli ve tarım topraklarının küçük ol­duğu yerlerde makineli tarımı zorlar.)

Makineli tarım yapılabileceği yerlere örnek :
Marmara Bölgesi ,
Ege Bölgesi ,
Güneydoğu Anadolu Bölgesi ,
İç Anadolu Bölgesi

Sanayinin en çok geliştiği bölge­ olan Marmara Bölgesinde sanayinin kurulması için gerekli önemli şart­lar nelerdir?
İş gücü
Sermaye
Ulaşım
Pazarlama

Bursa’ da bulunan sanayi kolu :
Bursa –Otomotiv

İs­kenderun’da bulunan sanayi kolu :
İskenderun -Demir-çelik

Büyük baş hayvancılık en çok yaygınolduğu bölgeler?
Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgeleri

Türkiye’de kara ve demir­ yolu ulaşımını zorlaştıran etkenler :
Dağların batı-doğu doğrultusu uzanışı ,
Yükseltinin fazla oluşu,
İç bölgelerin sert karasal iklimi,
Derin ve geçit vermeyen akarsu ve vadilerin varlı­ğı

Endüstri tesislerinden hangisinin dağılı­mı ülkemizde daha çok yaygınlık gösterene örnek :
Şeker

İzmir limanı, Türkiye’nin ikinci büyük limanıdır. İz­mir limanının gelişmesinde aşağıdakilerden hangi­sinin önemli bir rolü olanlar:
Ard bölgesinde dış ticarette önemli yer tutan ürün­lerin yetiştirilmesi ,
Yükleme, boşaltma vinçleri ve depolama tesisleri­nin yeterli oluşu,
Ard bölgesiyle ulaşımının kolay olması ,
Geniş bir hinderlandının olması

Endüstri dallarının hangisinin üretiminde tarımsal hammaddeden yararlanılmaz?
Çimento

Endüstri dallarının hangisinin üretiminde tarımsal hammaddeden yararlanılır?
Konserve
Dokuma
İlaç
İçki

Türkiye’de iç ticaret oldukça gelişmesine etkisi olanlar:
Ülkede değişik iklimlerin görülmesi ,
Ulaşım ağının gelişmiş olması,
Sanayinin dengeli dağılmaması,
Çeşitli yerlerde farklı tarım ürünlerinin yetişmesi

İthalatımızda önemli yer tutan ürünler:
Ham petrol
Demir-çelik
Gübre
İlaç

İhracatımızda önemli yer tutan ürün:
Tekstil

Türkiye’de elektrik enerjisi en çok hangi kaynaktan elde edilir?
Akarsu

Ülkemizde diğer coğrafi bölgelere göre; yükseltisi en fazla, maden yönünden en zengin, hidroelektrik üretim potansiyeli en fazla olan coğrafi bölge:
Doğu Anadolu

İç Anadolu Bölgesinde aşağıda yetişme özellikleri verilen tarım ürünlerinin hangileri yetiştirilir?
Yazın kuraklık isteyen tarım ürünleri
İlkbaharda yağış isteyen tarım ürünleri
Çok fazla yağış istemeyen tarım ürünleri
Yazın sıcaklık isteyen tarım ürünleri
İç Anadolu’da kış mevsimi soğuk geçtiğinden kışın ılımanlık isteyen tarım ürünleri yetiştirilemez.

Marmara Bölgesi özellikleri:
Ortalama yükseltinin az, engebe­liğin fazla olmadığı bir bölgedir.
Ulaşımın kolay olması.
Ekili-dikili alanların çok olması .
Deniz etkilerinin geniş bir alana yayılması,
Toplu yerleşmenin görülmesi.

Marmara bölgesinin coğrafi konumundan kaynaklanan üç çeşit iklimin olması Çeşitli tarım ürünlerinin yetiştirilmesine sebeb olur.

Karadeniz ve Akdeniz Bölgelerinin ortak özellikleri:
Kıyı tipleri (Her iki bölgede de dağların kıyıya paralel uzanması nedeniyle boyuna kıyı tipi görülür.)

Karadeniz ve Akdeniz Bölgelerinin farklı özellikleri:
Yağış rejimleri,
Yazsıcaklık ortalamaları ,
Deniz suyu tuzlulukları ,
Yetiştirilen tarım ürünleri

Ege Bölgesin yer şekilleri ile ilgili olarak dağlar kıyıya dik uzanır.

Ege bölgesinde fiziki, beşeri ve ekonomik özellikler üzeri­nde yer şekillerinin yolaçtığı sonuçlar :
Kıyıda çok fazla körfez ve yarımada bulunması,
Deniz etkilerinin 150-200 km kadar içeriye sokula­bilmesi,
Kıyı ile iç kesimler arasında ulaşımın kolay olması ,
İzmir limanının art bölgesiyle balantısının kolay ol­ması

Ege bölgesinde Termik santrallerinin çok olması neyle ilgilidir ?
Zengin linyit yataklarının varlığı ile

Karadeniz Bölgesi özellikleri :
Türkiye’nin en çok yağış alan bölgesidir.
Kentleşme oranı düşüktür,
Dağlar kıyıya paralel uzanır.
Genelde göç verir.
Çayın tamamını, fındığın büyük bir kısmını üretir.
Karadeniz Bölgesinde kırsal nüfus fazladır

Güneydoğu Anadolu projesi tamamlandığında hangi­sinde artış gözlenecektir?
Sulanabilen arazi artar ,
Enerji üretimi artar ,
Sanayi kuruluşları artar ,
Tarımsal çeşitlilik artar Bölgede iş imkanları artar
Bölge dışına yapılan göçler azalalır

Uludağ-Ergene nehri – Manyas gölü – Yenişehir ovası hangi bölgemizde yer alır?
Marmara Bölgesi içinde yer alır

Marmara ve Ege Bölgeleri kaplıca turizmi yönünden gelişmiştir. Bu durumdan bölgelerin hangi ortak özelliği etkili olmuştur?
Yer yapıları (Her iki bölgede de fay hatları bulunmaktadır. Bu da böl­gelerin kaplıca yönünden zengin olmalarını sağlamıştır.)

Ege, Akdeniz ve Marmara Bölgelerinde çok yetişti­rilen ve Türkiye ekonomisinde yer tutan ürünler :
Zeytin Ege,
Turunçgil Akdeniz,
Ayçiçeği Marmara’da

Marmara Bölgesinin bir bölümünde Kara­ deniz ikliminin etkili olduğunu gösteren ürün :
Fındık

İç bölgeleri kıyı bölgelerinden ayıran en önemli özellik :
Karasal iklimin egemen olması

Akdeniz kıyılarının kış mevsiminde Türkiye’nin en sıcak yeri olmasında et­kisi olan sebepler:
Denizlerin ılımanlaştırıcı etkisi ,
Torosların iç bölgelerdeki soğuğu kıyıya ulaştırmaması ,
Türkiye’nin güneyinde yer alması ,
Sıcak hava kütlelerine açıkolması

İki denize birden kıyı­sı olan ilimiz?
İzmit

Ege Bölgesinde üretim yapan endüstri kuruluşları hangi hammaddeyi bölge dışıdan sağlar?
Petrol arıtma

Ege bölge­sinde yer alan turistik değerler:
Pamukkale travertenleri ve Efes antik kenti

İç Anadolu bölgesinde yer alan volkanik dağlar ?
Erciyes
Karadağ
Hasan
Melendiz

Güneydoğu Anadolu Bölgenin özellikleri?
Ekonominin temeli hayvancılığa dayanır.
Yaz mevsiminde Türkiye’nin en sıcak yeridir.
Yükseltisi fazla değildir
Türkiye’nin tek petrol üretim alanıdır.
Yerşekilleri sadedir.

Yukarı Sakarya Bölümü­nü İç Anadolu Bölgesinin diğer bölümlerinden ayı­ran özellikler :
Daha kalabalık olması
Sanayisinin gelişmiş olması
Başkentin burada olması
Bölgenin Marmara ve Ege’ye açılan kapısı duru­munda olması ,
İkliminin daha elverişli olmamasısı

İç Anadolu Bölgesi Güneydoğu Anadolu Bölgesinden daha az yağış almasına rağmen Güneydoğu Anado­lu’da tarımda sulamaya daha çok ihtiyaç duyulmaktasının nedeni?
Güneydoğu Anadolu’da yaz kuraklığınındaha faz­la hissedilmesi

Marmara ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin birbirine benzeyen yönleri :
Yerşekilleri özellikleri

Erzurum-Kars bölümü­nün özellikleri :
Ortalama yükseltisi fazladır.
Kışlar çok soğuktur.
Büyükbaş hayvancılık en önemi ekonomik faali­yettir.
Yaz süresi kısadır.

Baraj gölleri çok olan bölgelerimiz:
Ege,
Karadeniz ,
Doğu Anadolu ,
Güneydoğu Anadolu

Baraj gölleri az olan bölgemiz:
Marmara

İç Anadolunun doğal (fizi­ki) özellikleri :
Ova ve platoların geniş yer tutması,
Karasal iklimin varlığı ,
Bitki örtüsünün bozkır olması ,
Bölgede volkanik dağların varlığı

Akdeniz Bölgenin ekonomik varlığı ile ilgili olanlar :
Keçiborlu kükürt yatakları ,
Adana dokuma sanayi ,
İsparta gül üretimi ,
Seracılığın en gelişmiş bölge olması

Biçim Bilgisi :

Türkçe’nin Sözcük Yapısı : Dilimizde sözcükler üç ayrı şekilde yapılır ve üç farklı yapılanma adı alır :

1)       Kök durumunda olabilir (Basit Sözcük)

2)       Köklere ve gövdelere getirilen eklerle türetilebilir. (Türemiş Sözcük)

3)       İki ya da daha çok sözcüğün birleşmesinden meydan gelebilir. (Bileşik Sözcük)

Kök : Bir sözcüğün üzerinde bulunan bütün ekler atıldığında anlamlı olarak kalabilen en küçük parçadır. Örnek :   Bal, kaş, göz, el

Dilimizde sözcük kökleri genel olarak tek hecelidir; ancak iki ya da üç heceli olan sözcük köklerine de rastlanır. Örnek :  Otur, yürü, çiçek, emek, sarı, kelebek

UYARI : Dilimizde, kökle ek arasında anlam ilgisi bulunur. Bu nedenle, sözcüğün kökünü bulmak için ek varsaydığımız kısımları attığımızda, kalan kökle, sözcüğün ilk şekli arasında anlamca bir bağ yoksa, atılan kısımlar ek değildir. Kısacası bu, kök halinde bir sözcüktür.

Örnek :   yıkık bilgi balık balık gölge gölge

kök  ek                     kök  ek            ek değil             kök                  ek değil              kök

Sözcük Kökleri Üç Grupta İncelenir :

1)       Ad (isim) Kökleri     :           Örnek : el, oda, ot, balık, pat, fıs, cız

2)       Eylem (fiil) Kökleri   :           Örnek : koş-, git-, bak-, sus-, aç-

3)       Ortak (ikili) Kökler   :           Örnek : barış, güven, eski, boya, sıva, damla

Örnek :             Bir damla su bile kalmadı.

Ad

Çeşme sabaha kadar damladı.

eylem

UYARI : Ortak kökler arasında bir anlam yakınlığı olduğuna dikkat edilmelidir. Hem ad hem de eylem kökü olup da anlamca ilgisiz olan sözcük köklerine sesteş (eşsesli) kökler denir.

Örnek :             Bu kız beni kızdırıyor.

Ad (genç kadın)        Eylem (sinirlenmek)

Satırlarıma son verdim. Satırla kolunu kesti.

Ad (düz yazıda dize)                    Ad (kesici bir alet)

Ek : Sözcük kök ve gövdelerine getirildiğinde onların anlamlarını değiştiren, kimi zaman anlamlarıyla birlikte türlerini değiştiren ya da sözcüklerin cümle içindeki görevini belirleyen hece ve seslerdir.

Bir ekin sözcük üzerinde üç farklı işlevi vardır. Bunlar :

1)       Eklendiği sözcüğün anlamını değiştirmek,

2)       Eklendiği sözcüğün anlamıyla birlikte türünü değiştirmek, (Addan-eylem, eylemden-ad gibi)

3)       Eklendiği sözcüğün cümle içindeki görevini belirlemek. (Nesne, Yüklem, Tümleç gibi).

İşlevlerine göre ekler ikiye ayrılırlar:

Yapım Eki : Eklendiği sözcüğün kök anlamıyla bağlantılı bir biçimde yeni anlamda bir sözcük türetmeye yarayan eklerdir. Yapım ekleri eklendiği sözcüğün anlamıyla birlikte kimi zaman türünü de değiştirir. Örnek:

balık                             örtü

bal ık                            ört ü

balık bal                       ört        örtü

Yapım Eki Çeşitleri :

Addan Ad Yapım Ekleri :

Ekler Örnekler Ekler Örnekler
-k, -ak, -ek Orta-k,sol-ak -ız,-iz,-uz,üz Yalın-ız,üç-üz
-lik,-lık,-luk,-lük Genç-lik,bir-lik -em Ön-em
-li,-lı,-lu,-lü Ses-li,ev-li -cak,-cek Oyun-cak,örüm-cek
-daş,-taş Arka-daş,ses-teş -cık,cik,-cuk,-cük Söz-cük,sığır-cık
-ce,-ca,-çe,-ça Türk-çe,aile-ce -ay,-ey Ad-ay,düz-ey
-cil,-cıl Ev-cil,ben-cil -dız,-diz,-duz,-düz Gün-düz,çuval-dız
-cı,-ci,-cu,-cü

-çı,-çi,-çu,-çü

Yol-cu,iş-çi -an,-en Kök-en,düz-en
-gen-,gan Üç-gen,dört-gen
-men,-man Türk-men,göç-men -sız,-siz,-suz,-süz Ev-siz,dil-siz
-tı,-ti,-tu,-tü Şıkır-tı,fısıl-tı

Addan Sıfat Yapım Ekleri :

Ekler Örnekler Ekler Örnekler
-cı,-ci,-cu,-cü Şaka-cı,ezber-ci -li,-lı,-lu,-lü Toz-lu,çocuk-lu
-cıl,-cil,-cul,cül Ben-cil (insan) -deki,-daki Ev-deki,bahçe-deki
-çıl,-çil,-çul,çül Kır-çıl (kumaş) -lik,-lık,-luk,-lük Kaış-lık,turşu-luk
-inci,-ıncı,-üncü,-uncu Bir-inci(sınıf),iki-nci -msar,-msar Kötü-mser,kara-msar
-den,-dan Can-dan,sıra-dan -sı,-si,-su,-sü Çocuk-su,kadın-sı
-de Göz-de,söz-de -sız,-siz,-suz,-süz Sayı-sız,akıl-sız

Addan Zarf Yapım Ekleri :

Ekler Örnekler
-leyin,-layın Sabah-leyin,akşam-leyin
-ce,-ca Gizli-ce,usul-ca
-çe-,ça Çok-ça,yavaş-ça
-ken Er-ken
-tan,-ten,-den,-dan Sabah-tan,erken-den
-ın,-in Kış-ın,yaz-ın

Addan Eylem Yapım Ekleri :

Ekler Örnekler
-de,-da,-te,-ta Gürül-de,ışıl-da
-e,-a Yaş-a,tür-e
-el,-al Düz-el,az-al
-r,-ar Kara-r,yaş-ar
-imsa,-ımsa Ben-imse,az-ımsa
-le-,-la -baş-la,el-le
-leş-,-laş Bir-leş,katı-laş
-se,-sa Su-sa,anım-sa
-kır,-kir,-kur,-kür Fış-kır,tü-kür
-r,-ür Deli-r,üf-ür

Eylemden Ad Yapan Ekler :

Ekler Örnekler Ekler Örnekler
-e,-a Yar-a,kes-e -acak,-ecek Ye-y-ecek,yak-acak
-ak,-k Dur-ak,tara-k -anak,-enek Ol-anak,seç-enek
-ı,-i,-u,-ü Say-ı,bat-ı -sı,-si,-su,-sü Yat-sı,tüt-sü
-ge Süpür-ge,bil-ge -r,-ar,-er Yaz-ar,dön-er
-gı,-gi,-gu,-gü Duy-gu,bil-gi -mer,-mur Yağ-mur,kat-mer
-ıntı,-inti,-untu,-üntü Alın-tı,görün-tü -ım,-im,-um,üm Seç-im,yor-um
-ın,-in Ek-in,bas-ın -ınç,-inç,-unç,-ünç Bil-inç,öv-ünç
-tı,-ti Toplan-tı,belir-ti -al Kur-al,çat-al
-me,-ma Kıy-ma,dondur-ma -maca,-mece Bil-mece,bul-maca
-mek,-mak Ye-mek,çalış-mak -gın,-gin,-gun,-gün Yan-gın
-it Kes-it,um-ut -kın,-kin,-kun,-kün Bit-kin

Eylemden Eylem Yapan Ekler :

Ekler Örnekler
-t Uyu-t,yıka-t
-ar,-er,-ır,-ir Piş-ir,kop-ar
-dır,-dir,-dur,-dür,-tır,-tir,-tur,-tür Bil-dir,in-dir
-l,-ıl Sar-ıl,yaz-ıl
-n,-ın Giy-in,yaz-ıl
Ağla-ş,bekle-ş
-ı,-i,-u,-ü Kaz-ı,sür-ü

Yapım Ekleriyle İlgili Özellikler :

1)       Yapım eki, bir sözcüğün köküne getirildiğinde o sözcüğü gövdeye dönüştürür.

Örnek : Baş : Ad Kökü

Baş-la : Eylem gövdesi

2)       Bir sözcük birden çok yapım eki alabilir. İlk yapım eki, kökü gövdeye dönüştürürken, diğer yapım eklerinin gövdeye getirildiği kabul edilir.

Örnek : Göz :                Ad Kökü

Göz-lük :          Ad Gövdesi

Göz-lük-çü :      Ad Gövdesi

3)       Bir sözcükte yapım eki çekim ekinden önce gelir.

Örnek : yaş – a – dıklar – ımız

Yapım eki   Çekim eki

4)       Sesteş ekler birbirine karıştırılmamalıdır.

Örnek : Yaz-ı-s-ı-n-ı çok beğendik.

Çekim Eki : Eklendiği sözcüğün anlamını değiştirmeyip, yalnızca cümle içindeki görevini belirleyen eklerdir. Çekim ekleri, sözcükleri birbirine çeşitli görev ve anlam ilgisiyle bağlar ve cümleyi oluşturur. Örnek : Kardeş   kitap   kitapçı   al.

Adlara Gelen Çekim Ekleri :

Ekin adı Örnek Çekimler
Çoğul Ekleri : -ler, -lar Ev-ler, çocuk-lar,biz-ler
Tamlama Ekleri : -ın,in,-un,-ün,-ı,-i,-u,-ü Duvar-ın,boya-s-ı, kız-ın, saçlar-ı
Ad Durum Ekleri . -i,-e,-de,den Kapı-y-ı,ev-e,masa-da,çanta-dan
İyelik Ekleri : -im,-in,-i,-imiz,-iniz,-leri Kalem-im,akıl-ın,anne-si,okul-umuz
Kişi Ekleri : -im, -sin,-dir,-iz,-siniz,-dirler Türk-üm,Türk-sün,Türk-tür,Türk-üz
Ek eylemler : -dir,-idi,-imiş,-ise Güzel-idi,tatlı-imiş,benim-ise

Eylemlere Gelen Çekim Ekleri :

Ekin adı Örnek Çekimler
Bildirme Kipleri : -yor,-acak,-r(-z),-dı,-mış Oku-yor,bak-acak,yürü-r,bitme-z,gel-di,anla-mış
Dilek Kipleri : -a,-e,-sa,-se,-malı,-meli,-sin Bak-a-lım,git-e-y-im,oku-sa,bil-se,yaz-malı
Kişi Ekleri : -im/-m,-i/-sin,-k/iz,-siniz/niz,-ler Bak-ı-yor-um, bil-di-n,bekle-di-k,gel-i-yor-uz
Olumsuzluk Ekleri : -ma,-me Düşün-me,bak-ma,konuş-ma
Ek eylemler  : -dir, -idi, -imiş Bil-i-yor-dur,al-mış-idi-m,söyle-yor-imiş

Gövde : Yapım eki alan sözcüklere gövde denir. Yapım eki bir sözcüğün köküne getirildiğinde o sözcüğü kök olmaktan çıkararak gövdeye dönüştürür.

Örnek :

İnce –  l incel(mek)

Kök      yapım eki        eylem gövdesi

Söz –  lük sözlük

Kök      yapım eki        ad gövdesi

Utan –  gaç utangaç

Kök      yapım eki        sıfat gövdesi

Gece –  leyin geceleyin

Kök         yapım eki        zarf gövdesi



Yapıları Yönünden Sözcükler :

Basit Sözcükler : Herhangi bir yapım eki almamış ya da bir sözcükle birleşmemiş olan sözcüklere yapıları yönünden basit sözcük denir.

Örnek :             Kuşların kanadına yazdım aşkımı.

Kuş – lar ın kanat –  ı n –  a yaz – m    .

Çoğul  tamlayan              tamlanan   kaynaştırma   yönelme          görülen     1. tekil

Eki       Eki                       Eki           ünsüzü          durum eki         geçmiş      şahıs

Zaman eki      eki

Aşk  – ım ı       .

1. tekil         belirtme

iyelik eki        eki

Türemiş Sözcükler : Yapım ekleri alarak yeni bir anlam ve biçim kazanmış olan sözcüklere yapıları yönünden türemiş sözcük denir.

Örnek : Ölümün anlamı değişti birden.

Öl  – üm – ün    an –  la –  m – ı  değ – –  ti bir – den.

Eylemden ad            addan eylem    eylemden ad                eylemden eylem     addan zarf

Yapım eki                 yapım eki         yapım eki                        yapım eki            yapım eki

Bileşik Sözcükler : İki ya da daha çok sözcüğün birleşip kaynaşmasından oluşan sözcükler yapıca bileşiktir.

Kuruluşlarına Göre Bileşik Sözcükler :

a) Belirsiz ad tamlaması biçiminde yapılanlar :

Örnek : Buzdolabı, Çörekotu, Aslanağzı, Dilbilgisi

b) Takısız ad tamlaması biçiminde yapılanlar : Örnek : Atatürk, Konutkent, Kadıköy, Anıtkabir

c) Sıfat tamlaması biçiminde yapılanlar : Örnek : Sivrisinek, Akdeniz, Yalınayak, Kocatepe

d) Cümle biçiminde kalıplaşanlar : Örnek: Gecekondu, Külbastı, Mirasyedi, İmambayıldı

e) Bir ad, bir eylem kökünün birleşip kaynaşmasından yapılanlar :

Örnek : Erol, Şenol, Seyret, Karnıyarık

f) İki eylem kökünün birleşip kaynaşmasından oluşanlar :

Örnek : Çekyat, Uyurgezer, Gelgit, Biçerdöver

g) İki yansıma sözcüğün birleşip kaynaşmasından oluşanlar:

Örnek : Çıtçıt, Gırgır, Cırcır, Pırpır

h) Ses değişimiyle oluşan bileşik sözcükler :

Örnek : Ne + için           Niçin

Pazar + ertesi   Pazartesi

Kahve + altı       Kahvaltı

Kayın + ana      Kaynana

Anlamlarına Göre Bileşik Sözcükler :

a) Bileşik sözcüklerin büyük çoğunluğunda, birleşen her iki sözcük de kendi anlamının dışına kaymıştır. Örnek : Hanımeli, Aslanağzı, Kuşbaşı, Kadınbudu

b) Bileşik sözcüğü meydan getiren sözcüklerden biri kendi anlamında, diğeri kendi anlamının dışında kullanılmış olabilir. Örnek : Ateşböceği, Basımevi, Aşçıbaşı, Başçavuş

c) Bileşik sözcüğü oluşturan her iki sözcük de kendi anlamında kullanılmış olabilir.

Örnek : Bilirkişi, Uyurgezer, Buzdolabı, Toplumbilim

İMLA(YAZIM) Kuralları
I. Büyük Harflerin Kullanımı
a. Her cümleye büyük harfle başlanır.

• Elini uzatı. Benimle barışmak istedi.
b. İster cümle başında ister içinde bütün özel isimler büyük harfle yazılır.

• Dün, Yakup Kadri’nin “Yaban” adlı romanını aldım.

c. Kişi adından önce veya sonra gelen unvan adları da büyük harfle yazılır.
• Akşama Doktor Recep bizim hastayı göre-cekmiş.
• Buralarda Tilki Hüseyin’i gördünüz mü?
• Dolapları Mehmet Usta’ya yaptırdık.

d. Belirli bir özel adı sadece unvanıyla kullanmak istediğimizde unvan kelimesinin de ilk harfi büyük yazılır.

• Halk Cumhurbaşkanı’nı coşkuyla karşıladı.
e. “dağ, deniz, göl, nehir” kelimeleri özel isimle birlikte kullanılırsa büyük harfle başlayarak yazılır.
• Van Gölü’nde ulaşım neyle sağlanıyor?

f. Belirli bir günden bahsederken ay ve gün isimleri büyük harfle yazılır.
• 25 Nisan Pazar günü nikahımız var.

g. “dünya, güneş, ay” kelimeleri terim anlamlarında kullanıldıklarında özel ad oldukları için büyük harfle yazılır.
• İlkokulda öğrendiğiniz gibi Ay Dünya’nın, Dünya da Güneş’in çevresinde döner, (terim anlamı)
• Bu fani dünyada hiçbir idealim kalmadı.
• Okulu bitirmeme iki ay kaldı.

h. Yazı başlıkları, eser adları, Kitap, gazete, dergi isimleri büyük harfle yazılır. Eğer bu isimlerin arasında bağlaç varsa bağlaç küçük harfle yazılır.
• Vatan yahut Silistre
• Bilim ve Teknik
• Leyla ile Mecnun
• Savaş ve Barış
ı. Tarihî olay, çağ ve dönem adları büyük harfle başlar.
• Kurtuluş Savaşı, İlk Çağ, Cilâlı Taş Devri…
II. Kesme İşaretinin Kullanımı

a. Özel isimlerden sonra gelen çekim ekler kesme işaretiyle (‘) ayrılır.

• Adıyaman’a
• Başak’ı
• Güneydoğu’ya
• Anadolu’da
• Ali’yle
• Irak’a
• Sinekli Bakkal’mış
• Suna’ysa…

Özel adlara yapım eki geldiğinde bu ekler kes me işaretiyle ayrılmaz.
• Balıkesirli
• Mehmetsiz
• Atatürkçülük

b. Kısaltmalar ek aldıklarında bu ekler de kes me işaretiyle ayrılır. Ek, kısaltmanın son kelimes nin okunuşuna göre yazılır.
• DSİ’de (Devlet Su İşleri’nde)

III. -ler Çoğul Ekinin Yazımı
Özel isimlerin ardından gelen -ler eki kelime; bitişik yazılır.
• Bugün bize Nerminler gelecek.
• Savaşta İngilizlerle birlik oldular.

IV. “mi” Soru Edatının Yazımı
“mi” soru kelimesi her zaman sonuna geld kelimeden ayrı yazılır. İki görevi vardır:

a. Kullanıldığı cümleyi soru cümlesi hâline g<
rir.
• Arkadaşın Koray mıydı?
• Bütün soruları cevapladınız mı?
b. İki cümleyi zaman ve sonuç bakımından birbirine bağlar.
• Börek yaptı mı bizi de mutlaka çağırırdı.

V. “ki” Bağlacının Yazımı
“ki” bağlacı başlı başına bir kelimedir ve bu yüzden ayrı yazılır.
• Şarkıyı o kadar etkili söyledi ki gözlerimin yaşarmasını engelleyemedim.
• Öyle yalan söylemiş ki şimdi içinden çıkamıyor.
• Bebek o kadar sevimli ki…

VI. “-ki” Ekinin Yazımı
Daima eklendiği kelimeyle birleşik yazılır.
• Onun saçları seninkilerden daha koyu.
• Vitrindeki kıyafeti çok beğendim.
• Dünkü yarışmayı izlemedik.

VII. “de” Bağlacının Yazımı
Daima cümleden ayrı yazılır, “dahi”, “bile” anlamı katan bu bağlaç kelimeden kesme işaretiyle de ayrılmaz.
• Ayağın tökezlese de düşmeyeceksin.
• Biz de gelecek miyiz?
• Burada da bir huzursuzluk var.

VIII. Yardımcı Fiillerin (Eylemlerin) Yazımı
Türkçede isimlerle birlikte kullanılan yardımcı tüller vardır, et-, kıl-, ol-, eyle-, buyur- yardımcı fi-ileri sonuna geldiği isimlerin bazılarıyla birleşik, bazılarıyla ayrı yazılır. Bazı kullanımlarda ses düşmesi, ses türemesi, ünsüz yumuşaması gibi ses olayları gerçekleşiyorsa isimle yardımcı fiil birleşik yazılır. Eğer ses olaylarından hiçbiri gerçekleşmi-yorsa isimle yardımcı fiil ayrı yazılır.
• Teklifimizi kabul etmediler.
• Olayı öğrenince kahroldu.
• “de” bağlacını -de ekinden ayırmanın yolu cümleden o “de” yi çıkartmaktır. De’yi çıkarttığınızda anlam bozulmuyorsa bağlaç, anlam bozuluyorsa ektir.

• Sabreyle gönül.
• Onlara minnet etme.

IX. ikilemelerin Yazımı
İkilemeler, iki kelimeden oluşan, anlamı güçlendirmek için kullanılan ve ayrı yazılan kelime öbekleridir. İkilemelerin arasına kesinlikle virgül konulmaz.
• Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden.
• Nişan eş dost arasında yapıldı.
• Üzerinde eski püskü bir gömlek vardı.

X. Tarihlerin Yazımı
Tek basamaklı gün ve ay sayılarının başına “0” rakamı yazılabilir. Tarihler arasına, eğer rakamla yazılmışlarsa “.” işareti konur. Ay, ad olarak yazılmışsa tarihler arasına bir işaret konmaz.
• 15.04.2003 •06.12.1998
• 7 Mayıs 1997

VERGİ HUKUKU

1 .Aşağıdakilerden hangisi vergi hukukunun yürütme organından doğan kaynaklarından biri değildir?

A)Kanunlar

B)Tüzükler

C)Uluslararası vergi anlaşmaları

D)Kanun hükmünde kararnameler

E) Boş

2 .Menkul sermaye iratları ile ilgli olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A)Repo geliri üzerinden vergi kesintisi (stopaj) yapılmaktadır.

B)Hazine bonosu ve devlet tahvili faizlerinde stopaj oranı %0’dır.

C)Vergi alacağı bir bir menkul sermaye iradı değildir.

D)Bazı menkul sermaye iratları için “indirim oranı” uygulanır.

E) Boş

3 .Aşağıdakilerden hangisi tek işverenden alınan ücretlerin vergilendirilmesi ile ilgilidir?

A)Beyan yoluyla vergilendirme.

B)Kesinti yoluyla vergilendirme

C)Basi usulde vergilendirme

D)Muaflık

E) Boş

4 .Aşağıdakilerden hangisi verginin tahakkuk etmesi anlamına gelir?

A)Uzlaşmanın olumsuz sonuçlanması

B)İtiraz kaydıyla beyanname verilmesi

C)Dava açılması

D)Deftere kayıt yapılması

E) Boş

5 .Aşağıdakilerden hangisi pişmanlık uygulamasından yararlanmanın koşullarından biri değildir?

A)Pişmanlık dilekçesinin idarece incelemeye başlamadan verilmesi

B)Pişmanlık dilekçesinin idarenin suçu öğrenmesinden önce verilmesi

C)Mükellefin vergi cezasının 1/3’ünü ödemesi

D)Mükellefin gecikme zammını 15 gün içinde ödemesi

E) Boş

6 .Bir AŞ’nin 2002 yılı dönem başı özsermayesi 10.000.000 TL dönem sonu özsermayesi ise 20.000.000 TL’dir. Yıl içinde şirketten 1.000.000 TL tutarında para çekilmiş, 2.000.000 TL ise eklenmiştir.Yukarıdaki bilgilere göre, AŞ’nin 2002 yılı kurumlar vergisi matrahı aşağıdakilerden hangisidir?

A)9.000.000 TL

B)11.000.000 TL

C)9.500.000 TL

D)10.000.000 TL

E) Boş

7 .Yapılan inceleme sonucunda bir vergi yükümlüsü 100 TL tutarındaki vergi ziyaına neden olmuştur.Yükümlü için hesaplanan gecikme faizi 200 TL olduğuna göre talep edilecek vergi ziyaı cezası aşağıdakilerden hangisidir?

A)100

B)200

C)250

D)300

E) Boş

8 .Aşağıdakilerden hangisi “vergi cezalarından” biri değildir?

A)Pişmanlık uygulaması

B)Özel usulsüzlük

C)Vergi kaybı (ziyaı)

D)Usulsüzlük

E) Boş

9 .Aşağıdakilerden hangisinde tarhiyattan önce uzlaşma yapılmaz?

A)Vergi aslı

B)Usulsüzlük

C)Vergi kaybı (ziyaı)

D)Kaçakçılık sıç ve cezaları

E) Boş

10 .Aşağıdakilerden hangisinde vergi tahakkuku kesinleşmiş sayılır?

A)Vergi davasının yükümlü lehine sonuçlanması

B)Vergi davasını yükümlü aleyhine sonuçlanması

C)Beyannameye yükümlü tarafından itiraz edilmesi

D)Dilekçeye damga pulu yapıştırılmaması

E) Boş

11 .Aşağıdakilerden hangisi vergi hatalarından biri değildir?

A)Vergi oranının yanlış uygulanması

B)İndirim ve istisnanın uygulanmamış olması

C)Verginin süresinden önce ödenmesi

D)Verginin mükerrer hesaplanması

E) Boş

12 .Bir işletmeye aynı işlem nedeniyle hem “vergi ziyaı” cezası; hem de “usulsüzlük” cezası uygulanması gerektiğinde aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A)Sadece vergi ziyaı cezası uygulanır

B)Cezalardan yüksek olanı uygulanır

C)Her iki ceza da %50 indirilerek uygulanır

D)Her iki ceza da tam uygulanır

E) Boş

13 .Aşağıdaki vergilerden hangisi için “pişmanlık hükümleri” uygulanmaz?

A)Gelir vergisinde

B)Emlak vergisinde

C)Kurumlar vergisinde

D)Katma değer vergisinde

E) Boş

14 .Vergi yasalarına göre “ konusu değişiklikelrinin” bildirim süresi aşağıdakilerden hangisidir?

A)7 gün içinde bildirilir

B)15 gün içinde bildirilir

C)20 gün içinde bildirilir

D)1 ay içinde bildirilir

E) Boş

15 .Zirai kazançların tesitinde esas alınan işletme büyüklüğü ölçütlerinin hangi kurum belirler?

A)TÜRMOB

B)Maliye Bakanlığı

C)Bakanlar Kurulu

D)Snayi ve Ticaret Bakanlığı

E) Boş

16 .Beyan üzerinden alınan vergilerden verginin tarhı aşağıdaki belgelerden hangisi üzerinde gerçekleştirilir?

A)Tarh Fişi

B)Tahsil Fişi

C)Tahakkuk Fişi

D)Mahsup Fişi

E) Boş

17 .Aşağıdakilerden hangisi kamu alacağının korunmasına yönelik önlemlerden biri değildir?

A)Teminat

B)Kefil

C)Tedbir

D)İhtiyati Haciz

E) Boş

18 .Aşağıdakilerden hangisi ticari kazancın özsermaye karşılaştırması yoluyla tespitinde indirilmesine izin verilmeyen giderlerden biridir?

A)Amortismanlar

B)Zararlar

C)Vergi cezaları

D)Genel Giderler

E) Boş

19 .Arazisini başkasının kullanımına bırakarak üründen pay alan kişinin elde ettiği gelir aşağıdaki kazançlardan hangisinin kapsamına girer?

A)Menkul sermaye iredı

B)Gayrimenkul sermaye iradı

C)Zirai kazanç

D)Ticari kazanç

E) Boş

20 .Özel muayenehanesi olan bir doktor aynı zamanda bir hastanedenvergilendirilmiş aylık ücret almaktadır.Doktorun yıllık beyannamesinde beyan edeceği gelirler aşağıdakilerden hangisidir?

A)Ticari Kazanç-Arızai Kazanç

B)Ticari Kazanç-Ücret

C)Serbest Meslek Kazancı

D)Serbest Meslek Kazancı-Ticari Kazanç

E) Boş

21 .Vergi Hukuku hangi hukukun alt dalıdır.

A)Anayasa Hukuku

B)Gelir Hukuku

C)Mali Hukuk

D)Kamu Hukuu

E) Boş

22 .Vergi Usul Kanunu’na göre “Stoklar” aşağıdaki ölçülerden hangisiyle değerlenir.

A)Maliyet

B)Tasarruf

C)Alış Bedeli

D)Mukayyet

E) Boş

23 .Vergi Yasalarına göre aşağıdakilerden hangisi için amortisman ayrılmaz?

A)Yer üstü düzenleri

B)Alacaklar

C)Stoklar

D)Binalar

E) Boş

24 .Mukteza alınması ve mükellefin buna göre işlem yapmasına rağmen, yapılan işlemden dolayı cezaya muhatap olması halinde aşağıdakilerden hangisi yapılır.

A)Ceza kesilir,edenmez

B)Ceza kesilmez

C)Cezanın 1/3’ü ödenir

D)Cezanın tamamı ödenir

E) Boş

25 .Vergi kesenlerin,tahsil ettikleri verginin ödenmesinden dolayı doğacak vergi aslı ve faiz alacağı kimden tahsil edilir.

A)Mükelleften

B)Kanuni Temsilciden

C)Vergi sorumlusundan

D)Hiçbiri

E) Boş

26 .Telif haklarının 3.kişiler tarafından kiraya verilmesinden dolayı elde edilen kazanç aşağıdakilerden hangisinin kapsamına girer.

A)Diğer kazanç ve iratlar

B)Zirai kazanç

C)Gayrimenkul sermaye iradı

D)Menkul sermaye iradı

E) Boş

27 .Yabancı paraların dönem sonu değerleme kuru aşağıdakilerden hangisidir.

A)Borsadaki kur

B)TCMB belirlenen kur

C)Maliye Bakanlığı’nca belirlenen kur

D)Son 5 günlük kur ortalamsı

E) Boş

28 .KDV oranı %18 olan bir bir işletmede “Kasım 2003” döneminde 80.000.000.tl “Devir KDV” çıkmaktadır.Aralık 2003 döneminde işletmenin ticari mal alışı 220.000.000.ticari mal satışı 386.000.000.tl ise,aşağıdakilerden hangisi doğrudur.

A)80 Milyon tl ödenecek vergi yasal hükümlülükleri devir ediyor.

B)50,12 Milyon tl devir KDV çıkıyor.

C)49,60 Milyon tl devir KDV çıkıyor.

D)29,88 Milyon tl devir KDV çıkıyor.

E) Boş

29 .Bir kurumun üç aylık geçici vergi dönemi karı 100 Milyar TL’dir Bu kurum ödeyeceği kurumlar geçici vergisi aşağıdakilerden hangisidir.

A)30 Milyar

B)10 Milyar

C)35 Milyar

D)15 Milyar

E) Boş

30 .Bir kurumun mali karı 400 milyon TL’dir. Kurumlar Vergisi ne kadardır.

A)100 Milyon

B)250 Milyon

C)120 Milyon

D)200 Milyon

E) Boş

31 .Aşağıdakilerden hangisi kurumlar vergisinden istisna tutulmuştur.

A)Devir

B)Birleşme

C)İştirakler

D)Bölünme

E) Boş

32 .KVK’na göre Araştırma ve geliştirme giderleri (AR-GE) ne zaman itfa edilir.

A)Ayrıldığı Dönemde

B)İzleyen Dönemde

C)3 Yılda

D)5 Yılda

E) Boş

CEVAPLAR

1 A

2 C

3 B

4 B

5 C

6 A

7 B

8 A

9 D

10B

11C

12B

13B

14D

15B

16C

17C

18C

19B

20C

21D

22A

23C

24B

25C

26C

27C

28B

29A

30C

31C

32C

BÜTÇE DENETİMİ

Bir bütçenin denetlenebilmesi için öncelikle uygulanması gereklidir. Bu yüzden öncelikle bütçenin uygulanması evresine kısaca değinmekte fayda vardır.

Bütçenin uygulanması hükümete verilen bir görevdir yasama organı bütçeyi onaylamakla, hükümete ödenek bölüm ve maddelerinde belirtilen hizmetler için karşılarında yazılı miktarlar kadar harcama yapmaya yetki vermektedir. Yapılan harcamaların bütçe ile verilen yetkiye ve kamu harcamalarının yapılmasını düzenleyen kanunlara uygun olması gerekir. Bu uygunluk gerek uygulama sırasında gerek uygulamadan sonra yapılan denetim ile sağlanır.

Bütçenin denetimi, yasama organınca yürütme organına verilen harcama yapma ve gelir toplama yetkisinin, alınan yetkinin içeriğine uygun şekilde kullanılıp kullanılmayacağını araştırmaktır.

Bütçenin denetlenmesi idari, yasama ve yargı olmak üzere üç türlüdür. İdari denetleme Maliye Bakanlığı tarafından yürütme adına yapılır. Yargı denetimi TBMM adına, hem uygulama sırasında hem de uygulamadan sonra bir hesap mahkemesi olan Sayıştay tarafından yapılır. Yasama denetimi ise TBMM’nin kendisi tarafından uygulama sırasında soru, genel görüşme, meclis soruşturması, meclis araştırması ve gensoru yolları ile ve uygulamadan sonra Kesin Hesap Kanun Tasarısının müzakere edilip onaylanması ile yapılır.

Bütçe üzerindeki denetim çeşitli safhalar gösterir. Bir kere, daha bütçe yapılırken denetime yarayacak bir takım esaslar ortaya konur. Ardından Meclis bütçeyi inceler ve onar. Ona bütçe kanunun alacağı teşrii, yasal biçimi  kazandırır. Sonra, bütçe kanunun içinde yer alan yetki devri maddeleri ile bütçenin idarece uygulanmasına geçilir. Bir denetim de bu safhada yapılır. Çağdaş ülkelerin hepsinde meclisler hükümete devrettikleri yetkileri kendilerine bağlı olarak kurdukları bir tarafsız hesap mahkemesine inceletirler. Buna bütçenin yargısal “kazai” denetimi denir. Nihayet bütçe uygulamasına ilişkin hesaplar bütçe kanununa çok benzeyen bir yasa içinde toplanarak meclislerin incelemesine sunulur. Adına kesin hesap kanunları denilen bu yasalar meclislerdeki incelemeleri, yeni bir denetime daha olanak sağlar. Mali yıla ait hesaplar bu son denetimle kesin olarak kapanır. Bütçe hesaplarını kapatan bu nihai denetime teşrii denetim denir.

Yukarıdaki açıklamalardan şu sonuçlar çıkartılabilir: Bütçe denetiminin etkili olabilmesi, önce bütçenin yapısına ve içinde taşıdığı bölüntülere bağlıdır. İkincisi bütçe uygulamaları bir safhada tek düze olarak değil, çok yönlü olarak denetlenmektedir. Biz bütçe denetiminin bu farkı yönlerini yönetsel denetim, yargısal denetim ve meclis denetimi diye üçe ayırarak inceleyeceğiz. Üçüncü bir nokta şudur: Bütçe denetiminde etkinlik devlet muhasebesinin iyi tutulmasıyla sıkı sıkıya bağlıdır. Devlet muhasebesi hem iyi örgütlenmiş olmalı hem de bütçe uygulamalarını birkaç yerden izleyebilmelidir. Türkiye’deki uygulamalarda bütçeye ait hesaplar bir kere yönetim dönemi –jestiyon- hesabı tutan saymanlarca, sonra bakan kesin hesabı tutan bakanlık saymanlarınca, en sonunda hazine hesabı tutan Muhasebat Genel Müdürlüğü’nce izlenir. Bir dördüncü nokta: Bütçe denetiminin meclis üstünlüğünü ortaya koyan ve belgeleyen bir sistem olmasıdır. Bütçe denetiminde meclis üstünlüğü, bütçe kanunuyla meclisin yürütme erkine devrettiği yetkinin çeşitli süzgeçlerden geçirilerek kayıtlara intikal ettirilmesi, ve en sonunda kesin kararı vermek üzere meclisin bilgisine sunulması biçiminde gelişir.

I-İDARİ DENETİM

Bütçenin idari denetimine bütçenin hazırlanması safhasında başlanır. Bir idari birimin yasalarla kendine yüklenmiş görevleri en iyi biçimde nasıl yapabileceğini araştırması, bütçe hazırlığındaki hareket noktasıdır. Her işlevin en iyi biçimde yerine getirilmesini, yol ve yöntemlerini araştırmak bir çeşit planlama faaliyetidir. Bu niteliğiyle bütçe yapımının kendisi de idari bir işlem sayılır. Her idari işlem gibi, bütçe yapımı da idarenin kendi faaliyetlerini düzenlemede başvurduğu denetim yöntemlerine tabi olur. Nitekim bakanlıklarda görevli olan saymanlar bütçe hazırlığı sırasında tasarının Maliye Bakanlığı’nca saptanmış yöntemlere uygun olarak hazırlanmasına yardımcı olmaya çalışırlar. Her bakanlık , bütçesinde yer alacak gelir ve giderlerin saptanmasında, Maliye Bakanlığı’yla sıkı bir işbirliği yapar. İki bakanlık arasındaki ilişkileri saymanlar düzenler ve sürdürürler. Bütün sayılan çabalar bütçenin daha hazırlık döneminde uygulanmaya başlanan idari denetiminin varlığını ortaya koyar.

Bütçenin idari denetimi denildiğinde vurgulanmak istenen nokta, hazırlık safhasındaki faaliyetler, bu dönemde idarenin kendi kendini düzenlemesi, ya da , maliye ile işbirliği yapması değildir. Bütçenin idari denetimi ile, bütçe meclisten çıkıp uygulanmaya başladıktan sonra idarenin düzenleyici, faaliyetlerle ya da başka yollarla yaptığı denetim kastedilir.

Bütçenin içinde gelir ve gider tahminleri bulunur. Öyleyse idari denetimde, bir yandan gelirlerin toplanması, diğer yandan masrafların yapılması idarenin düzenleyici yetkisi içinde incelenecek demektir. Bilindiği gibi ,devlet gelirleri çeşitlidir. O halde idarenin bu alandaki denetimi, her gelir türünün taşıdığı özelliğe göre geliştirmek ve uygulamaktır. Sözgelimi devletin iktisadi ya da tarımsal bir işletmesinden ede edeceği gelirlerin denetimi söz konusu olduğu zaman, idari denetim işletmede verimliliği artırıcı çabaların neler olabileceğini araştırmak, ortaya koymak, uygulayıp iyi sonuçlar almak gibi amaçlar güder. İyi bir işletmeci gibi hareket ederek karı yükseltebilmek, sözü edilen devlet gelirlerinde idari denetimin başlıca amacıdır. Vergi gelirleri için yapılacak idari denetim, işletme denetiminden çok farklıdır. Vergi gelirlerinde randımanın  yüksekliği önce iyi vergi kanunu yapmakla sağlanabilir. O halde idari denetimin ilk amacı daha iyi vergi yasaları yapabilmek için sürekli bir çaba göstermek gerekir. Bir kere iyi vergi kanunları yapıldıktan sonra bunları en iyi biçimde uygulamak, vergi konusunda karşı karşıya gelen vatandaşla devlet arasında iyi ilişkiler kurmak, vergileri vergi barışı içinde toplayabilmek vergi ve benzeri konularda idari denetimin sağlamaya çalıştığı diğer amaçlardır.

Masraflara gelince; bu alanda idari denetimin amacı önce masraf yapmak konusunda çıkabilecek yasaların mükemmelliğini, sonra eksiksiz uygulanmasını sağlamaktır. Bu yasalar arasında Genel Muhasebe Kanunu, Bütçe Kanunu, Arttırma Eksiltme Kanunu, Personel Kanunu, Harcirah Kanunu ve benzeri yasalar bulunur. İdari denetimin kamu harcamalarıyla ilişkili başka amaçları da vardır. Kamu yönetiminin amaca uygun olarak çalışması, kaynakların mümkün olan en rasyonel biçimde kullanılması, harcamalardan elde edilen sonuçların değerlendirilmesi, bütçedeki ödeneklerin gereklilik ve yararlılık bakımından incelenmesi gibi.

1.1 Taahhüt İşlemi ve bu sırada sürdürülen İdari Denetim:

Yönetici tarafından alınan ve devleti borçlu duruma sokan idari işleme taahhüt denir. Bütçelerin, daireler ve bakanlıklar itibariyle yapıldıklarına daha önce değinmiştik. Bakan kendi bütçesinin sahibidir. Yürütme erkinin bir dalının başındaki kişidir. Meclisin bütçe konusunda hükümete devrettiği yetkileri  diğer kabine üyeleriyle birlikte ortak kullanır. Kullandığı yetki hükümetin ortak siyasi gücünün bir parçasıdır. Bu sebepten dolayı bakanlar hükümetin ortak siyasi sorumluluğunu paylaşırlar. Her bakan kendi dairesine ait işlerin düzenli yürütülmesinden kişisel olarak sorumludur. İşte, “Bakanlar bütçelerinin sahibidirler” denildiği zaman bununla anlatılmak istenen şey budur. Bakan işlerin yürütülmesi için karar aldığı veya girişimde bulunduğu zaman bu işlem bütçedeki ödeneklerin kullanılması sonucunu doğurur. Zira yönetmek harcamakla mümkündür.

Taahhüt işlemleri saymanlarca Maliye Bakanlığı’nca ve Sayıştay’ca idari açıdan denetlenir. Demek ki taahhüt işlemindeki idari denetim üç yönlü ve üç kademelidir.

1.1.1 Saymanların Taahhüt İşlemleri Üzerindeki İdari Denetimi:

Bütçenin sahibi bakandır. Ona birinci derece yönetici de denir. İkinci derece yöneticileri, bakanların kendilerine devrettikleri yetkiyi kullanırlar. Merkez daireleri Saymanlık Müdürlükleri bakanların giriştikleri taahhüt işlemlerini idari bakımdan denetlerler. Bakan idari hiyerarşinin başıdır. Sayman, onun dairesinde çalışan, mali sorunlarla uğraşan dairenin başıdır. Daha önce de belirtildiği gibi saymanlar çalıştıkları bakanlıkların değil, Maliye Bakanlığı’nın mensubudurlar.

1.1.2 Maliye Bakanlığı Bütçe Mali Kontrol Genel Müdürlüğü’ne bağlı Taahhütler Şubesinin Taahhüt İşlemleri üzerindeki İdari Denetimi:

Bütçe tahsisat kayıtlarını  tutmak, fiili gider hareketlerini izlemek, ek ve olağanüstü ödenek isteklerini incelemek, masraflara ilişkin yasa tasarılarını gözden geçirmek, masraf kanunlarının uygulanışını düzenlemek ve sıralamak, masraf taahhütlerini düzenlemek ve sağlamak, masraf taahhütlerini kontrol etmek.ve giderlere ilişkin mukaveleleri inceleyerek tescil etmek, taahhüt hesaplarını tutmak Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğüne verilmiş görevlerdendir.

Masraf kanunlarının uygulanışını düzenlemek çok geniş kapsamlı bir yetkidir. İdarenin kendi uygulamalarını kendi yapacağı çabalarla bir düzenlemeye tabi tutacağını belirtmektedir. Bu düzenlemenin amacı bir kere kaynak kullanımında etkinlik sağlamak, bu amaçla usuller ve yöntemler geliştirmek, işlerin bu biçimde yürütüldüğünü denetleme olanağı sağlamaktır. Mali yıl süresince bütçe uygulamaları yapılırken tereddüte düşen saymanlar Bütçe Mali Kontrol Umum Müdürlüğüne danışarak doğru işlemin ne olacağını öğrenirler. Uygulamaları mevcut yasalara ve onlarla kurulmuş yöntemlere uydururlar.

1.1.3 Taahhüt İşlemlerinin İdari Denetiminde Sayıştay’ın Rolü ve Görevi:

Sayıştay’ın bir masrafın taahhüdünü vize etmesinden, sözleşmeleri tescil etmesinden amaç devleti borçlu duruma sokan işlemlerin bütçe kanunu başta olmak üzere çeşitli masraf kanunlarına ve bu alanda konulmuş çeşitli yöntemlere uygunluğunu sağlamaktır. İdari işlemlerin yasalara uygunluğunu, idarenin çalışmalarını kanunlara göre düzenlediğini gözetleyen bu denetim, niteliği bakımından idari bir denetim sayılır. Çünkü işlemlerin yasalara uygunluğunun gözetimi, idarenin düzenleyici eyleminin bir parçasıdır. Yargı niteliği taşımaz. Bu sebepten kendisi bir yüksek hesap mahkemesi olan Sayıştay’ın sözünü ettiğimiz alandaki denetimlerini biz idari denetimin bir parçası saymaktayız.

1.2 Gider Tahakkuklarının Denetlenmesi :

Tahakkuk işlemi ile devlet adına doğan borç kesinleşir. Tahakkuk taahhütten sonra gerçekleşen bir safhadır. Bu safhada önce borcun varlığı saptanır daha sonra varlığı saptanan borç idarece kabul edilir.

1.2.1 Borcun tespiti safhasındaki idari denetim

Sözgelimi devlet kanun çıkararak borçlanırsa, İstikraz kanunu borcun miktarını,

faizini, vadesini ve ödenme biçimini tespit eder. Devlet aleyhine doğan borç ve miktarı bu kanunla ortaya konmuştur. Ama devlet tarafından yapılan harcamaların çoğunda durum farklıdır. Borcun varlığını saptamak için birtakım idari işlemler yapmak gerekir. İşte sözünü ettiğimiz idari denetim borcun varlığını saptamak amacıyla :

1.2.2  Borcun Kabulü Safhasındaki İdari Denetim :

Devlet aleyhine doğmuş ve usulüne uygun olduğu saptanmış olan borç tahakkuk

müzekkeresine bağlanır. Tahakkuk müzekkeresi yöneticiye imzalattırılır. Bu işlemle birlikte, tespit safhasında miktarı, usullere uygunluğu, alacaklısı belirlenmiş olan borç devlet adına kabul edilmiş olur.’’Devlet hazinesi hesabına bir masrafın tahakkuku ancak bir bakanın tasdikiyle gerçekleşir.’

1.3 Verile Emrine Bağlama Safhasında İdari Denetim :

Verile emirlerini saymanlar hazırlar. Yöneticiler onların hazırladığı emirleri imzalarlar. Bakanların kendi bütçelerinden yapacakları harcamalara ilişkin verile emirlerini merkez saymanları hazırlar ve imzalatırlar.

Devlet bütçesinden harcama yapılırken başvurulan idari işlemler dizisini hatırlayacak olursak ilk işlem taahhüttür. Taahhütte bulunma yetkisi yöneticiye aittir. İkinci işlem tahakkuktur. Bu işlemleri masraf tahakkuk memurları yapar. Ve ilgili saymana gönderir. Tamamlanan dosya verile emrine bağlanmak üzere yöneticinin emrine sunulur. Bu aşamada da yönetici ile sayman işbirliği yaparlar. O halde verile emrine bağlanma işlemi üzerinde yapılacak idari denetimin 1) Birinci ve ikinci derece yöneticiler, 2) Bakanlık saymanları, 3) Merkez muhasebe müdürleri, 4) Taşrada sayman sorumluluğu taşıyan kimseler, yürütür ve uygularlar.

Yöneticilerin denetimi, hiyerarşik denetimin bir parçasıdır. Zira masrafların ödeme emrinde sağlanmasında asıl sorumluluk saymanlara aittir. Bakanlık saymanları, ödenek dağıtım belgelerini düzenlerken bakanlığın taşrada yapılacak işlerinin aksamaması ve tahakkuk etmiş masrafları verile emrine bağlarken göz önünde bulundurulması gerekli yukarıda ayrıntılarıyla belirtilmiş durumlara dikkat ederler.

1.4 Ödeme Safhasında Giderler Üzerindeki İdari Denetim :

Ödeme ile taahhüt edilmiş, tahakkuk etmiş, varlığı saptanmış,alacaklısı belirlenmiş, devlet adına kabullenilmiş, verile emrinde ödenir hale getirilmiş Devlet zimmetindeki bir borç, alacaklısına – hak sahibine – ödenecektir. Ödemeyi yapan kamu görevlileri şu hususlara dikkat ederler: 1) giderin kendisine verilen yetki içine girmesi yani yapılacak harcamanın ödeneğine mahsuben verilmiş tediye emirlerini – Bakanlık saymanlarınca tertiplenip taşra teşkilatı saymanlarına yollanan ödenek dağıtım belgesi – içinde olması. 2) giderin bütçe tertiplerine uygunluğu. 3)verile emirlerini ihtiva eden dosyada bulunması gereken, taahhütten başlayarak bütün safhaları kapsayan işlemleri belgeleyen resmi evrakın noksansız olması, 4) giderlerle ilişkili kanun ve tüzük hükümlerine ters düşen bir durumun olmaması, 5) maddi hata bulunmaması, 6) alacaklının hüviyetinin tespiti.

Gelir gider tahakkuk memurları ile saymanlar bütçe uygulamaları dolayısıyla düzenledikleri evrakın doğruluğundan yasalara uygunluğundan bizzat sorumludurlar. Sözü edilen kamu personelinin genel olarak yasalara aykırılıktan ötürü ödemeyi reddetmeleri halinde yönetici – ‘’ Sorumluluk bana ait olmak üzere ödemeyi yapınız’’ diye yazılı emir verebilir. Bu gibi hallerde işlemden çıkacak mali sorumluluk, yazılı emri veren yöneticiye ait olur. –GMK. mad. 13-

II YARGI DENETİMİ

Yargı erki kişilerin kendi aralarındaki ya da kişilerle devlet arasındaki ihtilaflara bakmak üzere kurulmuştur. Bu ihtilafların anayasa başta olmak üzere mevcut yasalar çerçevesi içinde bir çözüme ulaştırılabilmeleri için bağımsız kurumlar olarak mahkemeler geliştirilmiştir. Sayıştay da diğer yargı organları gibi bir yüksek mahkemedir. Görevi bütçe hesaplarını incelemektir. Ancak Sayıştay saymanları değil, hesapları muhakeme eder. Sayıştay da yapılan inceleme sırasında hesaptaki usulsüzlüklerin bir uyarı ile düzeltilebileceği kanısına varılırsa bu yolda hareket edilir. İdarenin kendi uygulamalarını kendi içindeki denetim yollarıyla ya da dışarıdan gelecek bir gözetimle düzeltilmesi her zaman caizdir.

Meclisin hükümete devrettiği yetki bütçeye konulan ödeneklerle sınırlıdır. Bütün bunlar parlamento üstünlüğünü belgeleyen öğelerdir. Burada sözünü ettiğimiz yargı denetimi parlamentonun hükümete devrettiği yetkileri hükümetler kullandıktan sonra bunların hesap kayıtlarına geçen izdüşümlerini bir bağımsız yargı organının incelemesidir. O halde yargı denetiminin amacı parlamentoya ait yetkilerin onları kullanmak üzere hükümete devredilmesi dolayısıyla ortaya çıkan durumun parlamento adına hesaplar ve kayıtlar üzerinde incelenmesidir.

Yürütme erki takdir hakkıyla teçhiz edilmiştir. Takdir hakkı yönetimin vazgeçemeyeceği bir şeydir. İdareye esneklik sağlar. Bütçe uygulaması açısından takdir hakkı önemli bazı sonuçlar doğurur.

İşte Sayıştay’ca yapılan yargı denetiminin takdir hakkı kullanılırken yasalara uygun biçimde hareket edilip edilmediğinin, kamu yararının korunması için gerekli önlemlerin alınıp alınmadığının, kaynak kullanımında etkinlik ve rasyonellik sağlanıp sağlanmadığının açıklığa kavuşturulmasıdır. Demek ki yargı denetiminin yüce amacı kamu yararını gözetmek harcamalarda etkinlik ve verimlilik sağlamaktır.

Bütçe denetiminde ;

Sayıştay hesaplar üzerine yaptığı yargı denetimini TBMM adına yapar. İncelenmek üzere Sayıştay’a gönderilen bütçe uygulamalarına ilişkin hesaplar genellik ilkesi gereği bütün girdi çıktıları kapsar.

Sayıştay, incelemelerini hesaplar üzerinde ve onları gösteren evrak üzerinde yapar.

İncelemeler esas itibariyle Bütçe Kanunuyla Meclisin yürütme erkini devrettiği yetkinin yasalara uygun, amaca yararlı biçimde kullanılıp kullanılmadığını ortaya koyacak niteliktedir.

Yapılan inceleme sonunda hesaplarda göze çarpan biçimsel nitelikteki noksanlıklar, yapılacak uyarılarla giderilmeye çalışılır.

Bütçede gelir ve gider tahminleri vardır. Bütçe uygulamasına ilişkin hesaplar bir yandan gelirlere diğer yandan masraflara aittir.

Sayıştay Bakanlar hakkında karar alamaz. Bakan kesin hesaplarını inceler fakat bunları muhakeme edemez.

Sayıştay’daki denetim – yargılama, hesaplar ve onlara dayanak teşkil eden resmi evrak üzerinde yapılır. Bu durum Sayıştay’ın yargı yöntemine, örgüt biçimine, kararlarına etki yapar.

Sayıştay’daki yargılama yöntemi kamu hukukunun uygulama alanına girer. Hükümet, işleri yürütürken devlet mal varlığı üzerinde tasarruflarda bulunur. Bu tasarruflar kayıtlara geçer. Bunlara jestiyon hesapları diyoruz. Her muhasip jestiyon hesabını Sayıştay’a sunmakla görevlidir. Jestiyon hesapları uygulanmış bütçenin sonuçlarını ortaya koyar. İncelemeler bu sonuçlar üzerinde yapılır. İlgili dairenin verdiği ilam bu hesapların yasal durumunu ortaya koyar.

III. YASAMA DENETİMİ

Meclis çıkardığı yasalarla kamu hizmetlerini yapar ve örgütler. Bütçeyi, örgütlediği kamu hizmetlerini çalıştıracak biçimde icra organına hazırlatıp sonra kendisi inceler ve onar. Bu onama ile birlikte yürütme erkine bazı yetkiler devreder. Meclis denetimi işte meclisle arasındaki işbirliği ve uzlaşmanın yeni bir halkasıdır. Bu halkada meclis kendisinin çıkardığı yasalara ve devrettiği yetkilere uygun olarak işlerin yürütülüp yürütülmediğini incelemeye çalışır. Bu incelemede, idari denetimin yaptığı iyileştirmelerden, yargı denetiminin uyarılarından, yararlanır.

Meclisin bütçe üzerindeki incelemeleri ve bir anlamı ile denetimin bütçe tasarısının meclise sunuluşu ve komisyona havalesi ile başlar. Komisyon çalışmaları sonunda, meclis adına inceleme yapan bu kurum, bütçeye yeni bir biçim kazandırır. Hazırlık safhasında hükümete tanınmış yetkinin hükümet tarafından kullanılmasıyla ortaya çıkmış bütçe tasarısına meclisin damgası basılmış olur. Bu bir tür denetimdir. Dilenirse, komisyonun bütçe tasarısı üzerinde yaptığı tasarrufa Meclis üstünlüğünün bir uygulaması olarak da bakılabilir. Komisyondan çıkan bütçe meclislerde incelenerek gerektiğinde değiştirilerek onanır. Genel kurullardaki incelemeler de bütçe üzerindeki parlamento tasarrufunun ve parlamento üstünlüğünün bir ifadesidir. Meclisin kabul ettiği bütçeyi cumhurbaşkanı yeniden görüşülmek üzere iade edemez. Bu da bütçe hakkı üstünde meclis üstünlüğünün bir başka görünümünü ortaya koyar. Meclis mali yıl süresince her kanun üzerinde yaptığı gibi, bütçe kanunun uygulanışını da denetleyebilir. Meclislerin bütçe kanununun uygulanışını denetlemede kullandığı normal yöntemler diğer yasaların uygulanışını denetlemede kullanılanların aynısıdır. Yazılı soru, sözlü soru, gensoru ve parlamento araştırması

Mali yıl içinde bütçe kanununa getirilen değişiklikler, ek ödenekler, olağanüstü ödenekler, borçlanma yasaları; hatta vergi yasalarını değiştirici yasalar, mali sorunların ve bütçe uygulamalarının meclis tarafından denetlenmesine vesile olur. Lakin meclis denetiminin en yaygın ve en etkin biçimi kesin hesap tasarıları üzerinde yapılan denetimdir.

Yasama organının bütçe uygulamasından sonra yatığı denetim Anayasa gereğince Bakanlar Kurulu tarafından TBMM’ye sunulan kesin hesap kanunu tasarılarının görülmesi ve onaylanması ile gerçekleştirilir. Kesin hesap kanunu tasarısı ilgili olduğu yıl bütçesinin hesap dönemi içinde elde edilen gelirlerle, yine o yılki ödemelerin gerçekleşmiş tutarını gösterir. Tasarı metninde ayrıca, kesin bütçe açığının nasıl kapatıldığı, tamamlayıcı ödenek mahsubu, gelecek yıllarda avans ve ödenek iptaline ilişkin maddeler yer alır.

TBMM kesin hesap kanunu tasarılarını onaylamak suretiyle yürütme organını aklamış olur. Tasarının reddi halinde bütçe tasarısında olduğu gibi hükümetin düşmesi sonucu doğabilir.

Okuma Listesi

Ö.BATIREL: Kamu Bütçesi, İİTİA, Nihad Sayar Yayın ve Yardım Vakfı Yayınları, İkinci Baskı, İstanbul 1981

T.ÇAĞLAYAN: Kamu Harcamalarının Yönetim ve Denetimi, Ankara 1989

DEVLET BÜTÇESİ ÖZETİ: 1969

A. DİCLE:Kamu Yönetiminde Planlama-Programlama-Bütçeleme Sistemi (PPBS) Ankara 1973

N. EDİZDOĞAN: Kamu Bütçesi 4. Baskı, Bursa 1998

C.ERÇİN: Bütçe, SBF Yayını,

B.N.FEYZİOĞLU: Bütçe, 5. Baskı

B. GÜRSÖY: Kamusal Maliye-Bütçe, Ankara 1980

N.S.SAYAR: Amme Maliyesi, Cilt II, Bütçe

F.H.SUR: Maliye Dersleri, Cilt II, Bütçe

İDARİ YARGIDA İTİRAZ MERCİLERİ  :

1- Danıştay İdari veya Vergi Dava Daireleri Genel Kurullarının itiraz mercii olduğu haller :

Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında Danıştay dava dairelerince verilen kararlara karşı, konusuna göre İdari veya Vergi Dava Daireleri Genel Kurullarına itiraz edilebilir. (2577/27-6) –itiraz süresi 7 gün-

2- Danıştay Üçüncü Dairesi’nin itiraz mercii olduğu haller :

Birden fazla yargı çevresinde görülen davaların veya bir kısmı Danıştay’da bulunan davaların bağlantılı olduğu yolundaki iddialar hakkında vergi mahkemelerince verilen kararlara karşı Danıştay Üçüncü Dairesi’ne itiraz edilebilir. (2575/27-a, 2577/38-2,3) –itiraz süresi 15 gün-

3- Danıştay Onuncu Dairesi’nin itiraz mercii olduğu haller :

Birden fazla yargı çevresinde görülen davaların veya bir kısmı Danıştay’da bulunan davaların bağlantılı olduğu yolundaki iddialar hakkında idare mahkemelerince verilen kararlara karşı Danıştay Onuncu Dairesi’ne itiraz edilebilir. (2575/34, 2577/38-2,3) –itiraz süresi 15 gün-

4- Bölge idare mahkemelerinin yargı çevreleri dahilinde itiraz mercii olduğu haller :

İDARE MAHKEMELERİNİN, BÖLGE İDARE MAHKEMELERİNE İTİRAZ EDİLEBİLEN NİHAİ KARARLARI :  (itiraz süresi: 30 gün)

1- İlk ve orta öğretim öğrencilerinin sınıf geçmelerine ve notlarının tespitine ilişkin işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili olarak heyet halinde verilen nihai kararlar, (2577/45-1/a)

2- Valilik, kaymakamlık ve yerel yönetimler ile bakanlıkların ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının taşra teşkilatındaki yetkili organları tarafından kamu görevlileri hakkında tesis edilen geçici görevlendirme, görevden uzaklaştırma, yolluk, lojman ve izinlerine ilişkin idari işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili olarak heyet halinde verilen nihai kararlar, (2577/45-1/b)

3- 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun’un uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili olarak heyet halinde verilen nihai kararlar, (2577/45-1/c)

4- 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ile 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu gereğince kamu kurum ve kuruluşları tarafından sosyal yardım amacıyla bağlanan aylık ve yapılan sosyal yardımlarla ilgili uygulamalardan kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili olarak heyet halinde verilen nihai kararlar, (2577/45-1/d)

5- Konusu belli parayı içeren ve uyuşmazlık miktarı  5.390,- YTL’yi aşmayan idari işlemlere karşı açılan iptal davaları (2576/7-1/a) ile uyuşmazlık miktarı 5.390,- YTL’yi lirayı aşmayan tam yargı (tazminat) davalarında (2576/7-1/b) idare mahkemesi hakimlerinden biri tarafından verilen kararlar.

VERGİ MAHKEMELERİNİN, BÖLGE İDARE MAHKEMELERİNE İTİRAZ EDİLEBİLEN NİHAİ KARARLARI :  (itiraz süresi: 30 gün)

1- 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca verilen işyeri kapatma cezalarından kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili olarak heyet halinde verilen nihai kararlar, (2577/45-1/e)

2- Genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin olan ve toplam değeri 5.390,- YTL’yi aşmayan davalarla,  bu konularda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un uygulanmasına ilişkin olup toplam değeri 5.390,- YTL’yi aşmayan davalarda (2576/7-2) vergi mahkemesi hakimlerinden biri tarafından verilen kararlar.

MAHKEMELERİN, BÖLGE İDARE MAHKEMELERİNE İTİRAZ EDİLEBİLEN DİĞER kararlarI :

1- Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında idare ve vergi mahkemeleri ile tek hakim tarafından verilen kararlar, (2577/27-6)  –itiraz süresi: 7 gün-

2- Aynı yargı çevresindeki mahkemelerde bulunan davaların bağlantılı olduğu yolundaki iddialar hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar, (2577/42-1)  –itiraz süresi 15 gün-

5- Bölge idare mahkemelerinin yargı çevreleri haricinde itiraz mercii olduğu haller :

İlk derece mahkemelerce verilen kararların bozulması istemiyle yapılan müracaatların incelenmesi sırasında bölge idare mahkemelerinin yürütmenin durdurulması talepleri hakkında verdikleri kararlara karşı ancak yargı çevresi haricindeki en yakın bölge idare mahkemelerine itiraz edilebilir, (2577/27-6)  –itiraz süresi: 7 gün-

6- Nöbetçi mahkemelerin itiraz mercii olduğu haller :

Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında çalışmaya  ara verme (adli tatil) süresi içinde idare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararlara karşı ancak yargı çevresi haricindeki en yakın nöbetçi mahkemeye itiraz edilebilir, (2577/27-6)  –itiraz süresi: 7 gün-

BORÇ İLİŞKİSİ

1. I.Sözleşme

II.Alacaklı

III.Def’i

IV.Edim

Yukarıdakilerden hangi ikisi borç ilişkisinin temel unsurlarındandır?

a.) I – II

b.) I – III

c.) II – III

d.) II – IV

e.) III – IV

2. (A) ile (B) arasında çok değerli antika bir halının alım-satım sözleşmesi yapılır. (A), sattığı malın mülkiyetini (B) ye devretmeden ikinci bir defa halıyı (C) ye satar ve teslim eder. Olguya göre aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

a.) (B) nin sözleşmeden doğan alacak hakkı, nispi haktır.

b.) Şayet (C), (B) yi zarara sokmak amacıyla halıyı satın almışsa, (B), (C) ye kayrşı halının iadesi veya tazminat davası açabilir.

c.) Halının mülkiyetini henüz kazanmadığı için, (B) nin, sözleşmeye aykırı davranış nedeniyle herhangi bir tazminat isteme hakkı yoktur.

d.) (A) nın, sözleşmeden doğan borcu nedeniyle, şahıs ile sorumluluğu yoktur.

e.) (A) ile (B) arasındaki işlem, borçlandırıcı hukuki işlemdir.

3. Taşınmaz mala ilişkin sözleşmeden doğan kira hakkı tapu siciline şerh edilirse,aşağıda belirtilen hangi sonuç ortaya çıkar?

a.) Bu hak ayni hak kuvvetini kazanmış olur.

b.) Bu hak bir sınırlı ayni hak olur.

c.) Bu hak kuvvetlendirilmiş şahsi hak olur.

d.) Bu hak sadece, sözleşme sırasında taşınmaz maliki olan şahsa karşı ileri sürülebilir.

e.) Kira hakkının niteliğinde hiçbir değişiklik olmaz.

4. Borç ilişkilerinde ‘‘edim’’ için aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

a.) Edim, borç ilişkisi dışında gerçekleşir.

b.) Edimin söz konusu olması için, sözleşmenin yazılı yapılması gerekir.

c.) Edim, parasal olmalıdır.

d.) Edimin imkansız bulunmaması gerekir.

e.) Edim maddi olmalıdır.

BORÇ-ALACAK VE SORUMLULUK

5. Kumar borcu için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

a.) Eksik (tabii) borçlardandır.

b.) Bir senet ile tespit edilmişse, alacaklı dava ve icra yoluyla borcun ifasını sağlayabilir.

c.) İfa edilirse ödenen para geri istenemez.

d.) Ödenmesi için dava açıldığı takdirde, hakim davayı re’sen reddeder.

e.) Kumarda kaybeden tarafın ödeme vaadi ve borç senedi geçerli sayılmaz.

6. Aşağıdakilerden hangisi ‘‘eksik borçlar’’ın özelliklerinden biri değildir?

a.) Borç vardır, sorumluluk yoktur.

b.) Borçlu tarafından borç yerine getirildiğinde ifa geçerlidir.

c.) Borçlunun, borcun ifasını reddetme hakkı vardır.

d.) Borçlu borcun ifasını redderse, alacaklı ancak dava ve icra yoluyla borcun ifasını sağlayabilir.

e.) Borcun ifası sadece borçlunun ihtiyarına bırakılmıştır.

İNKAR-İTİRAZ-DEF’İ

7. Davalının, borcun, takas suretiyle sona erdirildiğini ve bu nedenle alacağın kendisinden istenemeyeceğini ileri sürmesine ne denir?

a.) İkrar

b.) İnkar

c.) İtiraz

d.) Def’i

e.) İfa

8. Davalının ‘‘hak düşümü süresi’’nin geçtiğini ileri sürüp, alacağın kendisinden istenemeyeceğini ileri sürmesine ne denir?

a.) İkrar

b.) İnkar

c.) İtiraz

d.) Def’i

e.) Zamanaşımı

9. Davalının zamanaşımı süresinin geçtiğini ileri sürüp, borcun kendisinden istenemeyeceğini ileri sürmesine ne denir?

a.) İkrar

b.) İnkar

c.) İtiraz

d.) Def’i

e.) Hak düşürücü süre

HUKUKİ İŞLEMLER

10. Aşağıdaki işlemlerden hangisi borçlandırıcı işlem sayılır?

a.) (A) nın manavdan 5.000.000,-TL peşin para karşılığı 2 kg elma satın alması

b.) (A) nın bir yıl önce söz verdiği bilgisayarı (B) ye teslim etmesi

c.) (A) nın (B) ye bağışladığı evini (B) adına tapuya tescil ettirmesi

d.) (A) nın, fakülteyi bitirmesi halinde (B) ye bir bilgisayar hediye etmeyi kabul ve taahhüt etmesi

e.) (A) nın (B) ye peşin parayla sattığı evini (B) adına tapuya tescil ettirmesi

11. Ağır hasta olan (A), hastalığı süresince kendisine çok iyi bakan komşusu (B) ye mücevherlerini bağışlar. (A) ile (B) arasındaki hukuki işlemi doğru olarak ifade eden hangisidir?

a.) Tek taraflı hukuki işlem olup, tek yanlı sözleşmedir.

b.) Tek taraflı hukuki işlem olup, iki yanlı sözleşmedir.

c.) Çok taraflı hukuki işlem olup, tek yanlı sözleşmedir.

d.) Çok taraflı hukuki işlem olup, iki yanlı sözleşmedir.

e.) Tek taraflı işlem olup, karşılıksız kazandırmadır.

12. Bağışlama sözleşmesi yapabilmek için bağışlayanın tam ehliyetli olması gerekir. Kendisine bağış yapılan kişi için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

a.) Mümeyyiz ve reşit olması gerekir.

b.) Mümeyyiz olması yeterlidir.

c.) Tam ehliyetli olması gerekir.

d.) Reşit olması yeterlidir.

e.) Kısıtlı olmaması gerekir.

13. Yaşlı tüccar (A), noterde iki şahit huzurunda düzenlettirdiği resmi vasiyetname ile ölümünden sonra, taşınır ve taşınmaz mallarının eşit olarak kızı ve oğluna, 500 milyar lirasının da Türk Eğitim Vakfı’na ait olacağını belirtir. (A) nın yaptığı bu işlem doğru olarak nasıl ifade edilebilir?

a.) Ulaşması gereken tek taraflı bir hukuki işlem olup, sağlar arası yapılan tek taraflı sözleşmedir

b.) Ulaşması gerekmeyen tek taraflı hukuki işlem olup, ölüme bağlı tek yanlı sözleşmedir.

c.) Ulaşması gereken çok taraflı hukuki işlem olup, ölüme bağlı tek yanlı sözleşmedir.

d.) Ulaşması gerekmeyen, çok taraflı ölüme bağlı bir hukuki işlemdir.

e.) Ulaşması gerekmeyen, tek taraflı ölüme bağlı bir hukuki işlemdir.

14. ‘‘Sahipsiz bir atı yakalama’’ örneği ile ‘‘bir yarış atı kiralama sözleşmesi yapma’’ örneği, hukuki sonuç doğurmaları bakımından sırasıyla neye örnek gösterilebilir?

a.) Hukuki işlem / hukuki olay

b.) Hukuki olay / hukuki fiil

c.) Hukuki fiil / hukuki işlem

d.) Hukuki olay / hukuki olay

e.) Hukuki işlem / hukuki fiil

HUKUKİ İŞLEM EHLİYETİ

15. Temyiz kudretine sahip 15 yaşındaki bir kimsenin müzik seti almak üzere yaptığı sözleşme velisi tarafından onaylanmazsa ne olur?

a.) Tek taraflı bağlamazlık müeyyidesine tabi olur.

b.) Hükümsüz olur.

c.) İptal edilebilir.

d.) Mahkeme onayı ile geçerli olur.

e.) İşlem, borçlandırıcı hukuki işlem niteliği kazanır.

16. Mümeyyiz küçükler ve mümeyyiz kısıtlılar medeni hakları kullanma ehliyeti yönünden; hangi gruba girerler?

a.) Tam ehliyetli

b.) Sınırlı ehliyetli

c.) Tam ehliyetsiz

d.) Sınırlı ehliyetsiz

e.) Hiçbir gruba girmezler

17. İcazet nedir?

a.) Kanuni mümessilin, rızasını hukuki işlem ile birlikte açıklamasıdır.

b.) Kanuni mümessilin, rızasını hukuki işlem yapıldıktan sonra açıklamasıdır.

c.) Kanuni mümessilin, rızasını hukuki işlem yapılmadan önce açıklamasıdır.

d.) Kanuni mümessilin, hukuki işlemin geçersiz olduğunu açıklamasıdır.

e.) Kanuni mümessilin, hukuki işlemin iptal edilebilecek nitelikte olduğunu açıklamasıdır.

İCAP – KABUL

18. I. Beyanda bulunan kimse, ciddi olmayarak ve karşı tarafın da bu beyanı ciddiye almayacağı düşüncesiyle hareket ederek, gerçek iradesine uymayan bir beyanda bulunursa, bu beyan ‘latife beyanı’ olarak nitelendirilir.

II. Tarafların, üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, gerçek iradelerine uymayan bir işlem yapmaları fakat, görünürdeki bu işlemin kendi aralarında geçerli olamayacağı hususunda anlaşmaları ‘hile’ olarak nitelendirilir.

III. Sözleşmenin sadece saiklerine ilişkin hatalar da ‘esaslı hata’ mahiyetinde olup iradenin sakatlanmasına sebebiyet verirler.

IV. Kanuni şartlara uymadığından batıl sayılan bir hukuki işlem, benzer sonuçları doğuran bir hukuki işlemin geçerlilik şartlarına sahipse ve taraflar yaptıkları işlemin batıl olduğunu bilselerdi, onun yerine diğer işlemi yapmak isteyecekleri farzedilebilirse, geçerli olan işlemin batıl hukuki işlemin yerini almasına ‘hukuki işlemin tahvili’ denilir.

Yukarıdaki cümlelerin hangi ikisi doğrudur?

a.) I – II

b.) I – III

c.) I – IV

d.) II – III

e.) III – IV

19. I. Bir sözleşmenin meydana getirilmesi için gerekli olan iki irade açıklamasından önce yapılana ‘‘icap’’ denir.

II. Karşı karşıya bulunanlar arasında süresiz icap yapılır ve derhal kabul edilmezse icap bağlayıcı niteliğini kaybeder.

III. Karşı karşıya bulunanlar arasında veya telefonla yapılan icaplarda süre tayin edilmez.

IV. Kabul haberi ( icapta öngörülen) süre geçtikten sonra gönderilirse bu beyan, icaba davet niteliğinde olur.

Yukarıdaki cümlelerin hangi ikisi doğrudur?

a.) I – II

b.) I – III

c.) II – III

d.) II – IV

e.) III – IV

20. Trabzon’da ikamet eden (A), İstanbul’da bilgisayar satış mağazası bulunan arkadaşı (B) ye bir mektup yazarak, kendisine son model bir bilgisayar göndermesini ister ve beğendiği takdirde bilgisayarı alacağını, parasını da ancak teslimden 3 ay sonra ödeyebiliceğini bildirir. (A) nın mektubu 07.04.2004 günü (B) nin işyerine ulaşır. Mektubu 08.04.2004 günü okuyan (B), aynı gün fiyatını da belirterek (A) ya bir bilgisayar gönderir. 15.04.2004 tarihinde aldığı ve fiyatıyla modelini uygun bulduğu bilgisayarı kullanmaya başlayan (A), bu hususta (B) ye herhangi bir bilgi vermez ve aradan 3 aydan daha fazla süre geçmesine rağmen parasını da ödemez. Olguya göre aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

a.) (A) nın mektubundaki beyanı ‘icap’tır.

b.) (B) nin bilgisayarı göndermesi ‘kabul’dür.

c.) (A) nın bilgisayarı aldıktan ve kullanmaya başladıktan sonra (B) ye herhangi bir cevap vermeyerek susması, sözleşmenin meydana gelmesini sağlayan ‘zımni kabul’dür.

d.) Sözleşme 08.04.2004 tarihinden itibaren hüküm ifade eder.

e.) (A) ile (B) arasında bir sözleşme meydana gelmemiştir.

SÖZLEŞMELERDE ŞEKİL

21. I. Gayrimenkul alım satım sözleşmesi

II. Evlat edinme sözleşmesi

III. Kefalet sözleşmesi

IV. Menkul mal bağışlama sözleşmesi

Yukarıdakilerden hangi ikisi, resmi şekle tabi sözleşmelerdendir?

a.) I – II

b.) I – III

c.) II – III

d.) II – IV

e.) III – IV

22. Aşağıdaki hukuki işlemlerden hangisi sözlü şekle tabidir?

a.) Kefalet sözleşmesi

b.) Miras mukavelesi

c.) Evlenme akdi

d.) Gayrimenkul satımı

e.) Menkul mal bağışlama vaadi sözleşmesi

23. I. Yazılı borç ikrarına dayalı muvazaalı alacağı iktisap eden üçüncü şahıs

II. Menkul bir malın emin sıfatıyla zilyedinden o mal üzerinde nispi hak elde eden üçüncü şahıs

III. Muvazaalı işleme rağmen tapuda malik olarak görünen şahıstan o taşınmazı devralan üçüncü şahıs

IV. Muvazaalı işleme rağmen tapuda malik olarak görünen şahıstan o gayrimenkul üzerinde, şahsi hak elde eden üçüncü şahıs

Yukarıda belirtilen, iyi niyet sahibi üçüncü şahıslardan hangi ikisi muvazaa iddiasına karşı korunmuştur?

a.) I – II

b.) I – III

c.) II – III

d.) II – IV

e.) III – IV

24. Kanuni şartlara uymadığından batıl sayılan bir hukuki işlem, benzer sonuçları doğuran bir hukuki işlemin geçerlilik şartlarına sahipse ve taraflar yaptıkları işlemin batıl olduğunu bilselerdi, onun yerine diğer işlemi yapmak isteyecekleri farzedilirse, geçerli olan işlemin batıl hukuki işlemin yerini almasına (……) denilir.

a.) Kanuna karşı hile

b.) Nispi muvazaa

c.) Hukuki işlemin tahvili

d.) Adi muvazaa

e.) Sözleşmenin zorunlu unsurlarında hata

25. Gazino sahibi (G), şarkı söyleyebileceğini zannettiği meşhur aktris (A) ile gazinosunda şarkı söyletmek üzere sözleşme yapar. Ancak (A) nın şarkı okuyamadığı sonradan anlaşılırsa, sözleşmede hangisinin varlığı iddia edilebilir?

a.) Saik hatsı

b.) Esaslı hata

c.) Vasıtanın hatası

d.) Sözleşmenin konusunda hata

e.) Şahısta hata

26. Bir sözleşmede kendi kusurlu davranışıyla hataya düştüğünü iddia eden taraf bu iddiasını (……).

a.) Sadece sözleşmeyi yaptığı tarihten itibaren 1 yıl içerisinde ileri sürerek sözleşmeyi iptal edebilir.

b.) İleri sürüp sözleşmeyi iptal ederse, sadece menfi zararını talep edebilir.

c.) İleri sürüp sözleşmeyi iptal ederse, menfi ve müspet zararını da talep edebilir.

d.) Sözleşmenin değeri ne olursa olsun, şahitle de ispat edilebilir.

e.) İleri sürüp sözleşmeyi iptal ederse, sadece müspet zararını talep edebilir.

27. Alacaklı (A), borçlu (B) den 2 milyar lira olan borcunu ödemesini veya karşılığında aynı değerdeki otomobilini kendisine satmasını, aksi takdirde icra yoluna başvurup alacağını cebri icra yoluyla tahsil edeceğini bildirir. Zor durumda olan ve borcunu nakit olarak ödeyemeyen (B) de istemediği halde otomobilini (A) ya satmaya mecbur kalır. Olguya göre, otomobilin alım-satım sözleşmesi açısından aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

a.) (A) nın yasal yetkisini kullanacağı tehdidi ile yaptırdığı bu sözleşmeyi (B) nin feshetmeye yetkisi yoktur.

b.) Sözleşme her iki tarafı da bağlar.

c.) Sözleşme ancak (B) nin icazetiyle her iki taraf için bağlayıcı hale gelir.

d.) Sözleşmede ikrah bulunduğu iddia edilemez.

e.) (B) nin böyle bir sözleşme yapma mecburiyeti yoktur.

28. Yaptığı bir sözleşmeyi ikrah altında yaptığını iddia eden taraf bu iddiasını (……).

a.) Sadece sözleşmenin yapıldığı tarihten itibaren 1 yıl içerisinde ileri sürerek sözleşmeyi iptal edebilir.

b.) İleri sürüp sözleşmeyi iptal ederse, müspet zararını da talep edebilir.

c.) İleri sürmekten vazgeçer ve sözleşmeye icazet verirse, tazminat talebinden vazgeçmiş sayılır.

d.) Sözleşmenin değeri ne olursa olsun, şahitle de ispat edilebilir.

e.) Sadece yazılı belge ile ispat edebilir.

29. Gabin halinde yapılan sözleşme baştan itibaren (……) olup, bozucu yenilik doğuran bir fesih beyanı ile (……) feshedilebilir.

a.) Geçerli / geçmişe etkili olarak

b.) Kesin geçersiz / sözleşmeyi yapan her iki tarafça da

c.) Mutlak butlan ile sakat / zarara uğrayan tarafça

d.) Hükümsüz / geçmişe etkili olarak

e.) Geçerli / geleceğe yönelik hüküm ifade etmemek üzere

TEMSİL

30. Temsil yetkisinin, verilmesine esas teşkil eden sözleşmeden ayrı ve bağımsız olmasına ne denir?

a.) Yetkisiz temsile icazet verilmesi

b.) Temsilde yetkinin soyutluluğu

c.) Temsil yetkisi verenin tam ehliyetli olması

d.) Temsilden doğan hak ve borçların temsil edilene ait olması

e.) Yetkisiz temsil

31. Vekaleti, temsilden ayıran önemli özelliklerden biri aşağıdakilerden hangisidir?

a.) Vekilin, kendisine vekalet verildiğinden haberdar olması

b.) Vekilin, temyiz kudretine sahip bulunması

c.) Vekilin borç alıtna girmesi

d.) Vekilin temsil yetkisinin bulunması

e.) Vekalet verenin tam ehliyetli olması

32. Aşağıda ifade edilenlerin hangisi ‘‘yetkisiz temsil’’de ortaya çıkmaz?

a.) Sözleşme, icazet vermediği takdirde temsil edileni bağlamaz.

b.) Karşı tarafın, temsil edileni uygun bir süre içerisinde ‘‘sözleşmeye icazet verip vermeyeceğini beyan’’a davet etme hakkı vardır.

c.) İcazet verilinceye ya da icazet verilmesi reddedilinceye kadar sözleşme askıda olup, bu süre içerisinde temsil edilen sözleşmeyle bağlıdır.

d.) Temsil edilen icazet vermeyi reddederse, iyi niyetli karşı taraf, menfi zararını yetkisiz mümessile ödettirmek hakkına sahiptir.

e.) İcazet verilinceye ya da icazet varilmesi reddedilinceye kadar sözleşme askıda olup, bu süre içerisinde karşı taraf sözleşmeyle bağlıdır.

33. Yetkisiz temsilde, temsil edilen adına ve hesabına yapılmış sözleşme (……).

a.) Temsil edileni bağlar.

b.) Askı süresi içinde, işlem yapılan karşı tarafı bağlayıcıdır.

c.) İcazetle geçerli hale getirilemez.

d.) Geçersiz olursa, mümessil, sadece menfi zarar ödemekle yükümlü olur.

e.) Geçersiz olursa, mümessil, herhangi bir zarar ödemekle yükümlü değildir.

HAKSIZ FİİLLER

34. Hırsız (H) nin değerli eşyalarını çaldığı (A) ya ait ev, daha sonra (A) nın tedbirsiz davranışı neticesi çıkan yangında tamamen yanarsa; (H) nin haksız fiiliyle ortaya çıkan zarar arasında aşağıdakilerden hangisi söz konusu olur?

a.) Önüne geçilen illiyet

b.) Alternarif illiyet

c.) Birlikte illiyet

d.) Ortak illiyet

e.) Tam teselsül

35. I. Objektif iyiniyetin gerektirdiği bir ihbarı yerine getirmeme.

II. Temyiz kudretinin geçici olarak kaybedilmesi halinde zarar verme

III. Hayati önem taşıyan bir edimle ilgili sözleşmeyi yapmaktan, haklı bir neden olmadan kaçınma

IV. Konusu veya amacı ahlaka aykırı olan bir sözleşme yapma

Yukarıda ifade edilenlerden hangi ikisi ‘‘ahlaka aykırı bir fiil ile zarar verme’’ olarak nitelendirilebilir?

a.) I – II

b.) I – III

c.) II – IV

d.) III – IV

e.) II – III

36. Bir kimsenin kendi hakkını korumak için kuvvet kullanabilmesinin şartlarından birisi; ‘‘hakkı korumak için resmi makamın zamanında müdahalesinin mümkün olmaması’’dır. Bir diğeri hangisidir?

a.) Korunmaması halinde hakkın, sonradan ileri sürülmesinin imkansızlaşacak olması

b.) Savunan şahsın malına veya şahsına bir saldırının söz konusu olması

c.) Zarar veya tehlikeden korunmak için üçüncü şahsın malına tecavüzün kaçınılmaz olması

d.) Hakkın tapu siciline şerh edilmiş olması

e.) Üçüncü bir şahsın malına veya şahsına bir saldırının söz konusu olması

37. Kanun koyucunun BK. 41/2 maddesiyle getirdiği hükmün sonuçlarından biri; ‘‘borçluyu, sözleşmeye aykırı harekete kışkırtma, yalnızca alacaklıyı zarara sokmak kastıyla yapılırsa, bunu yapan kişinin zarardan sorumlu tutulabilmesidir’’. Diğeri hangisidir?

a.) Temyiz kudretinden yoksun kişilerin haksız fiillerinden sorumlu tutulamayacağı

b.) Borçlunun, sözleşmeye aykırı davranamayacağı

c.) Sözleşmeye aykırı davranan borçlunun zararı tazminle yükümlü olduğu

d.) Kusursuz sorumluluk ilkesi

e.) Nispi hakların kuvvetlendirilmesi

38. Haksız fiil sorumluluğu ile, sözleşmeden doğan sorumluluk arasındaki belirgin farklardan biri hangisidir?

a.) Haksız fiil sorumluluğunda zararı tazmin söz konusudur. Diğerinde zararın tazmini talep edilemez.

b.) Haksız fiil sorumluluğunda sorumluluk, kusura dayandırılmaktadır. Sözleşmeden doğan sorumlulukta kusursuz sorumluluk hali mevcuttur.

c.) Doğan zararın tazmini, haksız fiil sorumluluğunda ‘nakden tazmin’, sözleşmeden doğan sorumlulukta ‘aynen tazmin’ şeklindedir.

d.) Doğan zararın tazmini, haksız fiil sorumluluğunda ‘aynen tazmin’, sözleşmeden doğan sorumlulukta ‘nakden tazmin’ şeklindedir.

e.) Haksız fiil sorumluluğunun kaynağı kanun, diğerinin kaynağı, taraflar arasında önceden var olan borç ilişkisidir.

39. Bir dergide şeref ve haysiyetini küçültücü yazı ve resimleri yayınlanan kimse bundan doğan mecburiyetinin giderilmesi için aşağıdaki davalardan hangisini açabilir?

a.) Manevi tazminat davası

b.) Tespit davası

c.) Men davası

d.) Önleme davası

e.) Maddi tazminat davası

40. Manevi tazminat davasında hakim, bu tazminatın şeklini tayin ederken hangisine karar veremez?

a.) Belli bir paranın ödenmesine

b.) Belli bir paranın ödenmesi yanında, bu mahkumiyet kararının belli gazetelerde yayınlanmasına

c.) Sadece tecavüzün kınanması ile bu husustaki kararın belli gazetelerde yayınlanmasına

d.) Hapis cezasıyla mahkumiyete

e.) Hiçbirine

SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME

41. (A), (B) ye bilgisayarını bağışlamış ve teslim etmiştir. (A), daha sonra bağışlamadan dönerse, (B) nin sebepsiz zenginleşmesinde aşağıdakilerden hangisi söz konusu olur?

a.) Hataen ödeme

b.) Hukuki sebebin geçerli olmaması

c.) Hukuki sebebin gerçekleşmemiş olması

d.) Hukuki sebebin ortadan kalkması

e.) Borç olmayan şeyin ödenmesi

42. (A) borcun sebebini göstermeden (B) ye 500 milyon liralık borç senedi vererek borç vaadinde bulunur. Senetten doğan alacağın (B) için sebepsiz zenginleşme meydana getirdiğini daha sonra öğrenen (A), zamanaşımı süresi dolduğundan (B) aleyhine sebepsiz zenginleşme davası açıp, senedin iadesini talep edemez. Buna karşılık (B), senetten doğan alacağı için (A) alyhine süresi içinde alacak davası açar. Olguya göre doğru ifade hangisidir?

a.) (A) nın zamanaşımı def’ini ileri sürme hakkı vardır.

b.) (A), dava açmak için zamanaşımı süresini geçirdiğinden, borcu ifa ile yükümlüdür.

c.) (A), sebepsiz zenginleşmeden doğan def’i hakkını kullanıp, borcu yerine getirmeyi reddedebilir.

d.) Borcun sebebi gösterilmediğinden böyle bir borç vaadi geçersizdir.

e.) Sebepsiz zenginleşmeden dolayı açılacak dava, hakkın doğduğu tarihten başlayarak bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

43. Aralarındaki hizmet sözleşmesinin devam edeceği kanısıyla (A), işçisi (B) nin sonraki aylara ait ücretlerini ödemiş fakat, hizmet sözleşmesi kararlaştırılan tarihten önce sona erdirilmişse, (B) nin sebepsiz zenginleşmesinde aşağıdakilerden hangisi vardır?

a.) Hataen ödeme

b.) Borç olmayan şeyin ödenmesi

c.) Hukuki sebebin ortadan kalkması

d.) Hukuki sebebin gerçekleşmemiş olması

e.) Hukuki sebebin geçerli olmaması

44. (A) dan 2 milyar lira değerindeki bir otomobili haksız şekilde iktisap eden (B), bunu 3 milyar lira karşılığında (C) ye satarak devrederse, (A) nın açacağı sebepsiz zenginleşme davası için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

a.) Dava, (B) aleyhine açılarak, en fazla 2 milyar lira talep edilebilir.

b.) Dava, (B) aleyhine açılarak, 3 milyar lira talep edilebilir.

c.) Dava, (B) ye karşı açılarak otomobilin geri verilmesi talep edilebilir.

d.) Dava, (C) ye karşı açılarak otomobilin geri verilmesi talep edilebilir.

e.) Dava, (C) aleyhine açılarak, 3 milyar lira talep edilebilir.

45. Açtığı bir dava için avukat tutmak isteyen (A), aslında kendisine tavsiye edilen Av. Ahmet Cemal Öztürk’ü avukat tutmak isterken, isim benzerliği nedeniyle Av. Ahmet Cemil Öztürk ile sözleşme yapar. Avukatlık ücretinin yarısını peşin veren (A), daha sonra hatasını fark ederek avukat ile olan sözleşmesini fesheder. (A) nın ödediğini geri alabilmesi BK.ya göre, hangi hukuki sebebe dayandırılabilir?

a.) Haksız fiil

b.) Haksız iktisap

c.) Esaslı hata

d.) Sözleşmeye aykırılık

e.) Şahısta hata

46. Uluslararası ticaret ve nakliyat işiyle uğraşan (U), sahibi bulunduğu TIR’lardan birinde çalıştırmak üzere işe aldığı (M) yi, yurt dışına göndereceği uyuşturucu mal sevkiyatında görevlendirir ve sadece bu için ona 2 milyar lira para verir. Başlangıçta haberdar olmadığı bu gizli ve kanuna aykırı amacı, yolculuğa çıkmadan önce fark eden (B), derhal görevi bırakır ve aldığı parayı iade etmeden işyerinden ayrılır . Olguya göre (A) nın, ödediği para nedeniyle ortaya çıkan zararı için, aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

a.) (B), sözleşmeye aykırı davranış gereğince, aldığı parayı geri vermekle yükümlüdür.

b.) ‘Hukuki sebebin ortadan kalkmış olması’ nedeniyle, (B) açısından sebepsiz zenginleşme teşkil eder.

c.) (A), (B) aleyhine ödediği parayı geri almak için, sebepsiz zenginleşme davası açamaz.

d.) (B), verilen görevi ifa etmediği için, haksız fiil hükümleri uyarınca, aldığını geri vermekle yükümlüdür.

e.) ‘Hukuki sebebin gerçekleşmemiş olması’ nedeniyle, (B) açısından sebepsiz zenginleşme teşkil eder.

BORÇLARIN İFASI

47. İfanın talep edilebilmesinin anlamı nedir?

a.) Borç muaccel olmuştur

b.) Süre geçmiştir

c.) Borçlu temerrüde düşmüştür

d.) Borç müeccel olmuştur

e.) Borçlunun temerrüdü sona ermiştir

48. Tatilde olan komşusu (A) nın elektrik ve su faturalarını (A) nın haberi olmadan ödeyen (B) nin bu işlemine BK. nun hangi hükümleri uygulanır?

a.) Alacağın üçüncü kişi tarafından devralınması

b.) Vekaletsiz iş görme

c.) Hataen ödeme

d.) Temsil

e.) Yetkisiz temsil

49. Alacaklı ve borçlu arasında hukuki ilişki devam ederken, alacaklı taraf değişir ve borçlunun bundan haberi olmazsa; borçlunun önceki alacaklıya yaptığı ifa (……) ve borcu (……).

a.) Askıda geçersizdir / sona erdirmez

b.) Hükümsüzdür / sona erdirmez

c.) İcazete tabidir / icazet verilirse sona erdirir

d.) Tek taraflı bağlamazlık içerir / icazet verilirse sona erdirir

e.) Geçerlidir / sona erdirir

50. Karşılıklı boçları içeren ve 3 Mayıs 1999 Pazartesi günü yapılan bir sözleşmede, borçlardan birinin 4 gün sonra, diğerinin 10 gün sonra muaccel olacağı kararlaştırılmışsa, borçların ifasının istenebileceği tarihler hangi seçenekte doğru ifade edilmiştir?

a.) 6 Mayıs / 12 Mayıs

b.) 7 Mayıs / 13 Mayıs

c.) 8 Mayıs / 14 Mayıs

d.) 10 Mayıs / 17 Mayıs

e.) 14 Mayıs / 8 Mayıs

51. Tablo koleksiyocusu (K), Ankara’da ikamet eden (A) nın İstanbul’da açtığı sergide gördüğü çok değerli bir tabloyu beğenerek 5 milyar liraya satın alır ve ikamet ettiği Antalya’ya döner. Anlaşmaya göre, tablo sergi sonunda teslim edilecek ve parası da teslimden itibaren 3 ay içinde ödenecektir. Olguya göre, aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

a.) Tablonun, üzerinde satış fiyatı da belirtilerek sergilenmesi ‘umuma yapılmış icap’tır.

b.) Satın alınmış olmasına rağmen henüz teslim edilmediği için tablonun mülkiyeti (K) ya geçmemiştir.

c.) Taraflar ifa yerinde anlaşmamışlarsa (A) nın borcunun ifa yeri Ankara’dır.

d.) (K) nın borcundan dolayı, sınırsız malvarlığı sorumluluğu vardır.

e.) taraflar ifa yerinde anlaşmamşılarsa (K) nın borcunun ifa yeri Ankara’dır.

52. (A) nın (B) den toptan ve fazla miktarda satın aldığı malların teslimi için, yaptıkları sözleşmede tarih belirlenmiştir. Olguya göre aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

a.) (B) borcunu vadeden önce ifa edebilir.

b.) Erken ifayı reddeden alacaklı temerrüde düşmüş sayılır.

c.) (B), edimin miktarı bir defada ifaya imkan vermediği için ‘kısmi ifa’ da bulunmak isterse, (A) kısmi ifayı kabul etmek zorundadır.

d.) (A), mallara olan acil ihtiyacını öne sürüp, (B) yi vadeden önce ifaya zorlayabilir.

e.) (A) nın malları depolamada imkansızlığı varsa, vadeden önce ifaya karşı çıkabilir.

53. Üç arkadaş olan (A), (B), (C) müştereken, (D) den (sözleşme tarihinden 10 gün sonra teslim şartıyla) bir sürat teknesi satın alırlar. Teslim tarihinde borcunu ifa etmek isteyen satıcı (D) nin hangi davranışı kanuna uygun olur?

a.) İfa, alacaklılardan herhangi birine yapılabilir.

b.) İfa, alacaklılardan hangisi talepte bulunuyorsa ona yapılmadır.

c.) Tüm alacaklılar birlikle, ifayı talep etmezlerse, borçlu ifayı reddedebilir.

d.) Alacaklılardan biri, edimin ifası için işbirliğinden kaçınırsa borçlu, ifayı diğer alacaklılara yapmalıdır.

e.) Alacaklılardan biri, edimin ifası için işbirliğinden kaçınırsa, tüm alacaklılar temerrüde düşmüş sayılır.

54. Muaccel ve müeccel borçlarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

a.) Muaccel borç istenebilir hale gelmiş borç, müeccel borç ödeme zamanı geçmiş olan borçtur.

b.) Muaccel borç miktarı az olan borç, müeccel miktarı çok olan borçtur.

c.) Muaccel borç dava konusu olan borç, müeccel borç ödeme zamanı geçmiş olan borçtur.

d.) Muaccel borç süreye bağlı borç, müccel borç üstenebilir hale gelmiş borçtur.

e.) Muaccel borç istenebilir hale gelmiş borç, müeccel borç süreye bağlı borçtur.

55. Borçludan aldığı senedi kaybettiği için iade edemeyeceğini ileri süren alacaklı, senedin iptal edildiğini ve senede bağlı borcun sona erdiğini belgeleyen (……) borçluya vermek zorundadır.

a.) İmzalı bir makbuzu

b.) Alındı belgesini

c.) Mahkeme kararını

d.) Gazete ilanını

e.) Noter onaylı belgeyi

56. Aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

a.) Faiz alacağı asıl alacağa bağlı ek bir haktır, fakat asıl alacaktan ayrı bir alacaktır.

b.) Faiz alacağı devredilemez.

c.) Bir para borcunun varlığı zorunlu olarak borçlunun faiz ödemesini gerektirir.

d.) Asıl alacak için açılan dava, faize ilişkin zamanaşımını keser.

e.) Faiz alacağı bağımsız olarak dava edilemez.

ALACAKLININ TEMERRÜDÜ

57. Alacaklının temerrüdü halinde, malı satarak ‘bedelini tevdi hakkı’nı kullanan borçlunun, hangi davranışı BK. Hükümlerine uygun değildir?

a.) İfayı kabul etmesi için alacaklıya ihtarda bulunması

b.) Malın satılması için hakimin iznine başvurması

c.) Malın satışını, hakimin iznine bağlı olarak, açık arttırma ile yaptırması

d.)  Malın satışını, hakimin iznine bağlı olarak, pazarlıkla yaptırması

e.) borcundan kurtulmak için, satılan malın satış bedelini alacaklıya vermesi

58. Alacaklının temerrüdü halinde borçlu, (……) ya da (……) hakkına sahiptir.

a.) Borcunu ifadan kaçınma / tazminat isteme

b.) Malı tevdi / tazminat isteme

c.) Malı tevdi / sözleşmeyi feshetme

d.) Tazminat isteme / sözleşmeyi feshetme

e.) İfa yerine edim / ifa amacıyla edimde bulunma

59. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmede taraflardan biri ‘‘borcunu ödemede güçsüz duruma’’ düşerse, alacak hakkı tehlikeye giren tarafın hangi davranışı BK.’ya uygun olmaz?

a.) Kendi borcunu ifadan kaçınması

b.) Ödemezlik def’inde bulunması

c.) Uygun bir süre içinde teminat verilmesini istemesi

d.) Derhal sözleşmeyi feshetmesi

e.) Teminat verilmediği takdirde sözleşmeyi (geriye etkili olarak) feshedip sözleşmeden dönmesi

BORCUN İFA EDİLMEMESİ

60. Borcun ifa edilmemesi halinde sadece tazminat istenebileceği sözleşmede kararlaştırılmış ise, (……).

a.) Sözleşmede kısmi butlan vardır.

b.) Alacaklı borçluya karşı ifa (eda) davası açabilir.

c.) Bu duruma ‘‘sözleşme öncesi kusurlu davranış’’ denir.

d.) Sözleşme geçersiz kabul edilir.

e.) Borca aykırı davranan borçlu, borcunu aynen ifaya zorlanamaz.

61. Bir fabrikada ‘‘yangın çıkması’’ nedeniyle sözleşmeden doğan bir borcun ifa edilememiş olması (……); ‘‘deprem’’ yüzünden borcun ifa edilememesi de (……)’ a/e örnek gösterilebilir.

a.) Mücbir sebep / olağanüstü hal

b.) İhmal nedeniyle kusurlu davranış / olağanüstü hal

c.) Olağanüstü hal / sözleşme sonrası kusurlu davranış

d.) Mücbir sebep / ihmal nedeniyle kusurlu davranış

e.) Olağanüstü hal / mücbir sebep

62. (A), (B) den 600 milyon liraya bir bilgisayar satın almak üzere 1 ocak 2002 tarihinde sözleşme yapar. Sözleşmeye göre, bilgisayar 3 ay sonra teslim edilecek, semen (satış bedeli) ise teslimden 10 gün sonra ödenecektir. Bu arada aynı özelliklere sahip bir bilgisayar 1 şubat 2002 günü (C) tarafından 700 milyon liraya (A) ya teklif edilir, fakat (A), (B) ile olan sözleşme bağını düşünerek bu teklifi kabul etmez. (B), vade tarihi gelmiş ve hatta geçmiş olmasına rağmen borcunu ifa edip bilgisayarı (A) ya teslim etmediğinden (A), aynı nitelikteki bir bilgisayarı 900 milyon liraya (U) dan satın almak zorunda kalır. Olguya göre, aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

a.) (B) nin borcunu ifa tarihi 1 Nisan 2002 dir.

b.) (A) nın müspet zararı 300 milyon liradır.

c.) (A) nın menfi zararı 100 milyon liradır

d.) (A) ifadan vazgeçerek (B) ile olan sözleşmesini feshedebilir ve menfi zararını isteyebilir.

e.) (U), (A) nın uğradığı zararlardan sorumlu değildir.

63. Kastı ve ağır kusuru sonucu meydana gelen kusurlu ifa imkansızlığı hallerinde borçlunun tazminat ödeme sorumluluğu, (……) yapılacak ‘‘sorumsuzluk anlaşması’’ ile ortadan (……).

a.) Önceden / kaldırılabilir

b.) Önceden / kaldırılamaz

c.) Her zaman / kaldırılabilir

d.) Sonradan / kaldırılamaz

e.) Alacaklının rızası alınmak suretiyle her zaman / kaldırılabilir

64. Hafif kusurdan doğacak sorumluluktan borçluyu kurtaran ‘‘sorumsuzluk anlaşmaları’’ nın, hakim tarafından geçersiz sayılabileceği hallerden birisi; ‘borçlunun sorumluluğunun hükümet tarafından imtiyaz suretiyle verilen (elektrik, su, havagazı, telefon gibi) bir işletmeden doğmasıdır.’ Diğeri hangisidir?

a.) Alacaklının birlikte (müterafık) kusurunun bulunması

b.) Alacaklının varlıksız bir kişi olması

c.) Sorumsuzluk anlaşması yapıldığı sırada alacaklının, borçlunun hizmetinde çalışıyor olması

d.) İfa imkansızlığının, ‘mücbir sebep’ veya ‘olağanüstü hal’ nedeniyle meydana gelmiş olması

e.) Borçlunun temyiz kudretine sahip bulunmaması

BORÇLUNUN TEMERRÜDÜ

65. Aşağıda belirtilenlerden hangisi borçlunun temerrüdünde aranan şartlardan biri değildir?

a.) Borcun muaccel olması

b.) Borcun gecikerek ifasında borçlunun kusurlu olması

c.) Borcun ifasının mümkün olmaması

d.) İstisna haller dışında, alacaklının ihtarı

e.) Borcun ifa zamanının gelmiş olması

66. Temerrüde düşmede hiçbir kusuru söz konusu olmayan mütemerrid borçlu için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

a.) Borcun konusu para ise, borçlu temerrüd faizi ödemez

b.) Borçlu gecikme tazminatı ödemez

c.) Borçlu borcu ifa ile yükümlü değildir

d.) Borçlu sadece kazadan doğan zarardan sorumlu tutulur

e.) Alacaklı sözleşmeyi feshetme hakkına sahip değildir

67. Borçlunun temerrüdünün genel sonuçlarından olan ‘‘kazadan dolayı sorumluluk’’ kime aittir?

a.) Alacaklı ve borçluya

b.) Kazayı yapana

c.) Borçluya

d.) Alacaklıya

e.) Hiç kimseye

68. (A), sözleşme gereği (B) ye teslim edeceği çok değerli bir tabloyu, ilan edilen sokağa çıkma yasağı nedeniyle kararlaştırılan tarihte teslim edemediği için temerrüde düşer. (A) nın temerrüdü devam ederken bu kez şiddetli bir deprem sonucu tablo yok olur. Olguya göre, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

a.) (A), (B) nin zararını tazmin etmekle yükümlüdür.

b.) (B), borcun aynene ifasını ve ifada gecikmeden doğan zararının ödenmesini talep edebilir.

c.) (A) nın borcu sona erer ve sorumluluktan kurtulur.

d.) Seçilmiş ve sözleşme gereği teslim edilecek olan tablo cins borcuna konu teşkil eder.

e.) Seçilmiş ve sözleşme gereği teslim edilecek olan tablo nev’i borcuna konu teşkil eder.

69. Borç ifa edilmiş olsaydı, alacaklının elde etmiş olacağı maddi kazancın sağlanamamış olmasından doğan zarar, hangi zarardır?

a.) Nispi zarar

b.) Mutlak zarar

c.) Menfi zarar

d.) Müspet zarar

e.) Munzam zarar

70. ‘‘Munzam zarar’’ neye denir?

a.) Bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşen borçlunun, temerrüd faiziyle karşılayamadığı ek zarara denir.

b.) Alacaklının, müspet ve menfi zararlar dışında uğramış olduğu zarara denir.

c.) Asıl alacak zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman ayrı bir dava ile talep edilebilecek zararlara denir.

d.) Borçlunun, temerrüde düşmede kusurlu olmadığını ispat etse bile, ödemekten kurtulamayacağı zararlara denir.

e.) Borç ifa edilmiş olsaydı, alacaklının elde etmiş olacağı maddi kazancın sağlanamamış olmasından doğan zarara denir.

71. Munzam zarar, ifanın konusu (……) olan bir alacak-borç ilişkisinde temerrüde düşen borçlunun (……) ödemesine rağmen alacaklının zararını karşılayamaması halinde ortaya çıkan ek zarara denir.

a.) Para borcu / borcun aynen

b.) Parça borcu / borcunu tam ifa ile

c.) Cins borcu / temerrüt faizi

d.) Döviz borcu / gecikme tazminatı

e.) Para borcu / temerrüd faizi

72. Bir alacak miktarından belli olgular dolayısıyla indirim yapılmasına ne denir?

a.) Mahsup

b.) Takas

c.) Trampa

d.) İbra

e.) İfa

73. Bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşen borçlunun, temerrüt faiziyle karşılayamadığı ek zarara ne denir?

a.) Müspet zarar

b.) Menfi zarar

c.) Mutlak zarar

d.) Munzam zarar

e.) Nispi zarar

BORCUN SONA ERMESİ

74. Aşağıdakilerden hangisi borcu sona erdiren nedenlerden biri değildir?

a.) Kusursuz imkansızlık

b.) İbra

c.) İkrah

d.) Yenileme

e.) Takas

75. Bir kimsenin kendi kitabını arkadaşının kitabıyla değiştirmek hususunda onunla anlaşma yapması, aşağıdaki sözleşmelerden hangisine bir örnektir?

a.) İfa yerine edim

b.) İfa amacıyla edim

c.) Takas

d.) Trampa

e.) İfa

76. Bir kimsenin otomobilini arkadaşının apartman katıyla değiştirmek hususunda onunla anlaşma yapması, aşağıdaki sözleşmelerden hangisine bir örnektir?

a.) İfa yerine edim

b.) İfa amacıyla edim

c.) Takas

d.) Trampa

e.) İfa

77. Takas ne anlama gelir?

a.) İndirim

b.) Tenzilat

c.) Bir kimsenin kendine ait olan malı, başkasının malı ile değiştirmesi

d.) Borcun alacağa karşılık sona erdirilmesi

e.) İskonto

78. Takasın taraflar için yararı nedir?

a.) Taraflar arasında uzlaşma sağlar

b.) İşlerde kolaylık ve basitlik sağlar

c.) Borçta indirim sağlar

d.) Hiçbir yararı yoktur

e.) Borçta iskonto sağlar

79. Aşağıdakilerden hangisi ‘‘takas’’ ın şartlarından biri değildir?

a.) Takas beyanında bulunulmuş olması

b.) Borçların karşılıklı olması

c.) Borçların eşit olması

d.) Borçların muaccel olması

e.) Borç konularının özdeş olması

80. Karşılıklı borçların her ikisi de muaccel ise, takas mümkündür. Genel kural bu olmakla birlikte, BK. da muaccellik şartına getirilen bir istisnaya göre, borçlunun iflası halinde (……), henüz muaccel olmayan alacağını (……) kendisinden olan alacağı ile takas edebilir.

a.) Alacaklı / iflas eden borçlunun

b.) İflas eden borçlu / alacaklının

c.) Alacaklı / muaccel olduktan sonra

d.) İflas eden borçlu / muaccel olduktan sonra

e.) Alacaklı / bütün borçluların

81. Borçlunun, borç ilişkisi gereğince yüklendiği ‘edim’i yerine getirmesine (……); alacaklının, ‘edim’i elde etmeksizin alacağından vazgeçmesi ve borçlusunu borçtan kurtarmasına (……) denir.

a.) İfa yerine edim / bağışlama

b.) İfa / ibra

c.) İbra / ifa yerine edim

d.) İfa / ifa amacıyla edim

e.) İbra / bağışlama

82. (A) ile (B) arasındaki bir televizyon alım-satım sözleşmesi gereğince (B), satın aldığı televizyonun bedeli olarak (A) ya 100 milyon lira ödeyecektir. Fakat daha sonra taraflar yaptıkları anlaşmada (B) nin 100 milyon liralık borcunun sona ermesini, onun yerine (B) nin (A) ya ait işyerinde iki ay (ücretsiz) çalışmasını kararlaştırırlar. Olguya göre, (B) nin borcunun sona ermesinde hangi hukuki sebep vardır?

a.) İbra

b.) İfa yerine edim

c.) İfa amacıyla edim

d.) Tecdit

e.) Bağışlama

ZAMANAŞIMI

83. Zamanaşımının şartlarından biri; ‘‘borcun muaccel olması’’ dır. Diğeri hangisidir?

a.) Borcun ifasının istenebilir olması

b.) Kanunda öngörülen sürenin dolması

c.) Karşılıklı borçların bulunması

d.) Hak düşürücü sürenin geçmiş olması

e.) Alacağın istenebilir olması

84. Zamanaşımına uğramış borç nasıl bir borçtur?

a.) Eksik borç

b.) Nispi borç

c.) Muaccel borç

d.) Müeccel borç

e.) Menfi borç

85. Kanunda gösterilmiş nedenlerden birinin gerçekleşmesiyle, zamanaşımı süresinin işlemiş bölümünün yanması ve kural olarak eskisi kadar, yeni bir sürenin işlemeye başlamasına (……) denir.

a.) zamanaşımının tatili

b.) zamanaşımının devretmesi

c.) zamanaşımı süresinin dolması

d.) zamanaşımının durması

e.) zamanaşımının kesilmesi

86. Alacaklıyı, hakkını ileri sürmekten alıkoyan fiili veya manevi bir takım engeller ortaya çıkarsa zamanaşımının (……) söz konusu olur.

a.) Devretmesi

b.) Bitmesi

c.) Tatili

d.) Kesilmesi

e.) Durması

87. Borçlar Kanunumuzda söz konusu olan zamanaşımı hangisidir?

a.) Kazandırıcı zamanaşımı

b.) Düşürücü zamanaşımı

c.) Alacak hakkını düşürücü zamanaşımı

d.) İktisadi zamanaşımı

e.) İktisabi zamanaşımı

1. D 16. D 31. C 46. C 61. A 76. D
2. D 17. B 32. C 47. A 62. C 77. D
3. C 18. C 33. B 48. B 63. B 78. B
4. D 19. A 34. —— 49. E 64. C 79. C
5. B 20. C 35. B 50. B 65. —- 80. A
6. D 21. A 36. A 51. C 66. B 81. B
7. C 22. C 37. C 52. D 67. C 82. B
8. C 23. B 38. E 53. A 68. C 83. B
9. D 24. C 39. —– 54. E 69. D 84. A
10. D 25. A 40. D 55. C 70. A 85. E
11. C 26. D 41. D 56. A 71. E 86. E
12. B 27. C 42. A 57. E 72. D 87. C
13. E 28. D 43. D 58. C 73. D
14. C 29. A 44. D 59. D 74. C
15. B 30. B 45. B 60. E 75. D

OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA GÜMRÜKLER VE ŞEHBENDERLİK

I- OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA GÜMRÜKLER

A)GENEL ÖZELLİKLERİ

Osmanlı ekonomisinde iç,dış ve transit ticaretten alınan vergiler gümrük sistemi içerisinde incelenir.[1] Osmanlılarda gümrük vergileri devlet hazinesi adına tahsil edilen önemli gelir kaynaklarındandır ve hiçbir zaman tımar ve zeamet erbabına bırakılmamıştır, vakıflara terk edildiğine dair de bir kayda rastlanmamıştır. Başlangıçta özel gümrük memurları vasıtasıyla tahsili temel alınırdı. İltizam sistemi ortaya çıktıktan sonra zaman zaman gümrüklerinde iltizama verildiği görülür. Yinede devlet hazinesine ait bir gelir kaynağı olma özelliği değişmemiştir. Gümrük vergileri denildiğinde hem Osmanlı Devleti’nden yabancı devletlere ihraç edilen veya yabancı devletlerden ithal edilen mal ve eşyalar üzerinden alınan vergiler hem de Osmanlı Devleti’nin bir iskelesinden diğer bir iskelesine deniz yoluyla veya bir şehir veya kasabasına diğerine karayoluyla nakledilen mallardan alınan vergiler akla gelir. Böylece hem dış ticaret, hem de iç ticaret vergiye tabi oluyordu. Dolayısıyla Osmanlı’da gümrükler de iç ve dış gümrükler olmak üzere ikiye ayrılırdı.[2]

B) İÇ GÜMRÜKLER

İç gümrüklerde alınan vergileri âmediye, reftiye, masdariye ve mururiye olarak dört kısımda incelemek kâbildir: Âmediye, bir yerden bir yere taşınan yani gümrük yerine gelen mallardan; reftiye, bir memlekete taşınıpta orada tüketilmeyerek başka bir yere gönderilen yani gümrükten çıkan mallardan; masdariye, nakledilen yerde tüketilen ithal malı emtiadan; mururiye, dışardan Osmanlı ülkesine gelipte sarfedilmeden re-export amacıyla yabancı ülkelere gönderilen mallardan alınan transit vergisidir. Buna bac-ı ubûr (geçiş resmi) da denmiştir. Âmediye %3-5; reftiye % 1-3; masdariye %1-1,5 civarındaydı. Gümrük vergisi bir malın nakliyle ilgilidir. Yani bir yerde üretilip orada tüketilen bir maldan bu tür vergi alınması söz konusu değildi. Gümrükler deniz ve kara gümrükleri olarak ikiye ayrılırdı.[3]

İstanbul, İzmir, Antalya, Selanik, Beyrut, Trabzon, Kefe gibi merkezler, sadece dış ticaret değil, deniz taşımacılığının daha ucuz ve bazı hallerde kolay oluşu nedeniyle iç ticaret içinde önemli limanlardı. Dolayısıyla aynı zamanda önemli birer gümrük merkezleriydiler. Kara yoluyla yapılan ticarette de gümrük resmi alınması kara gümrüklerinin kurulmasını gerektirmişti: Bursa, Erzurum, Tokat, Diyarbekir, Bağdat, Şam, Halep, Edirne, Belgrad gibi büyük şehirlerden başka küçük yerlerdede gümrükler vardı. Vergisini ödeyerek bu gümrüklerden birinden geçen mallar için sahiplerinin eline “edâ tezkiresi” verilir; böylece başka bir gümrüğe geldiğinde aynı mal için tekrar gümrük vergisi ödenmezdi.[4]

Milli devletlerin doğuşundan sonra Avrupa’da XIX. Yüzyılın ortalarında kaldırılan iç gümrükler 1900’lere kadar Osmanlı devlet hazinesinin önemli gelir kaynaklarından birisiydi. Başlarda büyük şehirlerde alınan iç gümrük,son yıllarda gümrük merkezi haline getirilmiş olan şehir ve kasabalarda alınmakta olan iç gümrük 1843’te kaldırılmıştır. Yine 1840’larda kurulmakta olan yeni fabrikaların hammadde ve mamullerinden alınmakta olan iç gümrükler ya kaldırılmış yada hafifletilmiştir. Yerli sanayii korumak için tanınan gümrük muafiyetleri giderek yaygınlaştırılarak 1874’te karayolu ile yapılan ticaretin tümü için iç gümrük kaldırılmıştır. Deniz yollarında ise yerli ve yabancı malları ayırt etme güçlüğü yüzünden iç gümrükler çeyrek yüzyıl daha yaşamış ve 1900’de , savunma harcamalarına katkıda bulunmak üzere, %2’ye indirilmiş ve 1910’da tamamen kaldırılmıştır.[5]

C) DIŞ GÜMRÜKLER

Bu tür vergilerin konmasında Osmanlı Devleti’nin ahidname-i hümayun adı altında yabancı devletlere verdiği ticari imtiyazlar bir başka ifade ile kapitülasyonlar önemlidir. Dış ticarette kapitülasyon sistemi Osmanlılardan önce kurulmuştur. Bir çok ilk, orta, ve yeniçağ devleti ticareti geliştirmek için bu yöntemi kullanmıştır. Anadolu Selçukluları, Beylikler, Memlukler, Bizans, İngiltere vb. hep dış ticaret serbestliğini sağlamak için bu yöntemi izlemişlerdir. Orhan Gazi’den (1326-1360) itibaren Osmanlı Beyliği’de bu sistemi benimsemiştir.[6]

II. Mehmed, İstanbul’un fethinde yakınlık gösteren Cenevizlilere ahidname verdi. II. Beyazid ve I. Selim bu ahidnameyi yenilediler. Yine II. Mehmed’in Venediklilere verdiği imtiyaz önemli imtiyazlardandı. Daha sonra, önce Memluklar tarafından Fransa’ya verilen imtiyazı I. Selim 1516’da , I Süleyman 1528’de onaylamışlardı. Fransa’ya verilen bu imtiyaz Osmanlı Sultanları II. Selim , III. Murad, I. Ahmed, IV. Murad ve İbrahim zamanlarında yenilenmiş, IV. Mehmed zamanında, 1669’ da genişletilmiştir. Benzer ahidnameler zamanla Dubrovnik , İngiltere, Danimarka , Prusya, ve Belçika’ya da verilmiştir.[7]

Bu sistemin esasları şunlardır:

1. Osmanlı Devleti imtiyazın verildiği ülkenin tüccarlarının kendi topraklarına serbestçe gelip gitmelerine ve ticaret yapmalarına müsaade eder.

2. Tüccarların can ve mal güvenlikleri sağlanır.

3. Ölümleri halinde mirasları ülkelerinde varislerine intikal eder.

4. Aralarındaki anlaşmazlıklar kendi hukuklarına göre halledilir. Yerli tüccarlara anlaşmazlıklarında ise Osmanlı Mahkemeleri yetkilidir.

5. Başkalarının borçlarından dolayı takibata uğramazlar.

6. Mallarını istedikleri yerde satarlar.

7. Mal getirip götürdüklerinde genellikle %2-5 gümrük vergisi ödeyip başka vergi ödemezler.

8. Getirdikleri para vergiye tabi değildir.[8]

Osmanlı ilk devirlerinde dış ticarette alınan gümrük vergileri oldukça düşüktü. Fatih Sultan Mehmed zamanına kadar harici gümrük vergi oranı % 2 idi. Bu devirde önce % 4, sonra da % 5’e yükseltilmiş ve bütün XIV. Yy boyunca da bu oran devam etmişti.[9]

Osmanlılar, kapitülasyon politikası ile mali ve siyasi amaçlar güdüyorlardı. Mali amaç : transit ve dış ticaretten gümrük vergileri olarak hazineye katkı sağlamak, bunun yanında ticareti mümkün olduğu kadar Akdeniz havzasında tutmaya çalışmaktı. Siyasi amaç ise Osmanlıların kendi çıkarları için Batılı devletlere imtiyazlar vererek bunları birbirine karşı kullanmaktı. Ancak kapitülasyonlar devlet zayıflayınca aleyhe işlemeye başlamıştı. Batılılar Osmanlı ülkesini hammadde alım ve mamul madde sürüm sahası olmasını sağlayıcı politikalar izlemişlerdir. III. Selim kapitülasyonların gerçek anlamıyla uygulanması yolunda mücadele etmiş ama sonuç alamamıştır. Osmanlı Devleti’nin kapitülasyonlardan kurtulmak için Paris Konferansı (1856) sırasında yaptığı teşebbüs başarısız olmuş İttihat ve Terakki yönetimi de I. Dünya Savaşı’na girerken (1914) ikinci bir adım attı ancak savaşın yenilgi ile sonuçlanması bu teşebbüsün başarısız olmasına neden oldu. Kapitülasyonlar ancak Lozan Antlaşması (1923) ile kaldırılmıştır.[10]

II- Şehbenderlik

ticaret Nezareti’nin kurulmasından önce ticaret işlerine bakmak ve tüccarlar arasındaki ihtilafları halletmek üzere görevlendirilen memurdur. II. Mahmud devrinde mahalli ticaretin yabancıların eline geçmekte olduğunun görülmesi üzerine ticaret iki kısma ayrılarak Müslüman tüccarlara “ Hayriyye Tüccarı” , gayri müslim tüccarlara “Avrupa Tüccarı” denildi. “ Hayriyye Tüccarı”’ na bir takım imtiyazlar da verilerek aralarından birisi “ şehbender” olarak seçildi. Şehbenderler, baş şehbender, şehbender, şehbender vekili, şehbender memuru olmak üzere dört sınıftı. Ticaretle ilgili işleri halletmek üzere 1838’de “Meclis-i Ziraat ve Sanayi” kurulmuş birkaç gün sonra bu kuruluşun ismi “Meclis-i Umur-i Nafia” şekline getirilmiştir. 1839’da ise “Ticaret Vezareti” ihdas edilerek bu meclis de oraya bağlanmıştır. “ Şehbender” tabiri daha sonra konsolos karşılığı yabancı devletlerde kendi devletinin menfaatlerini korumakla görevli kimselere unvan olarak da kullanılmıştır. 1908’dan itibaren de bunun yerine konsolos tabiri kullanılmıştır.[11]

III-SONUÇ

Osmanlı’da gümrükler her zaman önemli olmuş ve hiçbir zaman tımar ve zeamete bırakılmamıştır, vakıflara bırakıldığına dair de bir kayıt yoktur. Gümrüklerden elde edilen gelirler devlet hazinesinin önemli gelir kaynaklarındandı. İltizamın çıkışıyla iltizama verildiği görülür ama yinede önemini yitirmemiştir. Yabancı devletlere ihraç edilen veya yabancı devletlerden ithal edilen mal ve eşyalardan ve Osmanlı’nın bir iskelesinden diğer bir iskelesine deniz yoluyla veya bir şehir veya kasabasından diğerine kara yoluyla nakledilen mallardan gümrük vergisine tabi idi. Böylece hem iç ticaretten hem de dış ticaretten vergi alınırdı. Gümrük vergisi bir malın nakliyle ilgilidir. Yani bir yerde üretilip orada tüketilen bir maldan gümrük vergisi alınmazdı. Gümrükler iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılırdı. İç gümrükler 1900’lere kadar Osmanlı hazinesinin önemli gelir kaynaklarından biri olma özelliğini korumuştur. İç gümrükler 1843’te kaldırılmıştır.

Dış gümrüklerde ise kapitülasyon politikası ile mali ve siyasi amaçlar güdülüyordu. Mali amaç transit ve dış ticaretten gümrük vergileri olarak hazineye katkı sağlamak bunun yanında ticareti Akdeniz havzasında tutmaya çalışmaktı. Siyasi amaç ise Osmanlı’nın kendi çıkarları için Batılı devletlere imtiyazlar vererek bunları birbirine karşı kullanmaktı. Ancak kapitülasyonlar devlet zayıflayınca aleyhte işlemeye başlamıştır. Batılılar Osmanlı’yı hammadde alma ve mamul sürüm sahası olarak görmeye başlamıştı. Kapitülasyonlardan kurtulmak için çeşitli girişimlerde bulunulmuş ancak Lozan Antlaşması’nda kaldırılabilmiştir.

Osmanlı’da ticaret işlerine bakmak ve tüccarlar arası ihtilafları gidermek üzere görevlendirilen “Şehbender” denen kimseler bulunurdu. Bunlar daha sonra konsolos karşılığı olarak yabancı devletlerde kendi devlet menfaatlerini korumakla görevli kişilere ünvan olarak verilmiştir. 1908’den itibaren ise konsolos tabiri kullanılmaya başlamıştır.

GENEL BİBLİYOGRAFYA

__TABAKOĞLU, Ahmet , Türk İktisat Tarihi, İstanbul 1998.

__ŞENER, Abdüllatif, Tanzimat Dönemi Osmanlı Vergi Sistemi , Ankara 1990.

__İHSANOĞLU, Ed. Ekmeleddin, Osmanlı Devleti Tarihi , Cilt II, İstanbul 1999.

__Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri, Cilt III.


[1] Ahmet Tabakoğlu,Türk İktisat Tarihi, İstanbul 1998,s.258.

[2] Abdullatif Şener, Tanzimat Dönemi Osmanlı Vergi Sistemi, Ankara 1990,s.145.

[3] TABAKOĞLU,gös. yer.

[4] Ed. Ekmeleddin İhsanoğlu, Osmanlı Devleti Tarihi, C.II, İstanbul 1999, s. 583.

[5] TABAKOĞLU, a.g.e., s. 258-259.

[6] TABAKOĞLU, a.g.e., s. 259.

[7] gös. yer.

[8] TABAKOĞLU, a.g.e., s. 259-260.

[9] İHSANOĞLU, a.g.e., s.586.

[10] TABAKOĞLU, a.g.e., s. 259.

[11] Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri, C.III, s.316.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI (1914-1918)

1-BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞININ SEBEPLERİ VE SAVAŞIN GELİŞMESİ:

Ondokuzuncu Yüzyıl içinde Avrupa’da sanayileşme hız kazandı.Bunun sonucu olarak gelişen,genişleyen sömürgecilik anlayışı diğer kıtaları da etkisi altına aldı.Devletlerin çıkar çatışmaları,karşılıklı ekonomik reka

bete dönüştü.Siyasi birliklerini tamamlayan Almanya ve İtalya ,19.Yüzyılın sonlarına doğru kuvvetli birer

devlet haline geldiler.Almanya sanayide hızla gelişti.Ham maddeyi karşılamak için sömürgeciliğe önem verdi,dünya pazarlarının bir bölümünü ele geçirdi.Almanya’nın denizticaret filosu önem kazandı.Alman

ya, hem Osmanlı Devleti’nin geniş topraklarında nüfus saibi olmak,hem de İngiltere’nin uzak doğudaki söm

ürgelerine giden yolları kapamak için Osmanlı Devleti ile iyi ilişkiler kurmaya çalışıyordu.Fransa 1871’de Al

manya’ya kaptırdığı alsas-loren’in(Alsace-Loraine)acısını unutamamıştı.Savaşın Avrupa’da başlaması Uzak

doğu’ya olan ilgiyi azalttı.Japonya Almanya’nın sömürgelerine saldıınca o da savaşa girmiş oldu.Savaş de

vam ederken değişik zamanlarda Romanya,Yunanitan,Portekiz,Brezilya,Amerika Birleşik Devletleri de itilaf

(anlaşma)devletlerinin yanında savaşa katıldılar.

1.DÜNYA SAVAŞINA KATILAN DEVLETLER:

Avusturya,Sırbistan:28 Temmuz 1914

Almanya,Rusya:1 Ağustos 1914

İngiltere:5 Ağustos 1914

Karadağ:Sırbistan’la birlikte savaşa girdiği kabul edilir.

Japonya:23 Ağustos 1914

Osmanlı İmparatorluğu:11Kasım 1914

İtalya:24 Mayıs 1915

Bulgaristan:14 Ekim 1915

Romanya:28 Ağustos 1916

Amerika Birleşik Devletleri:6 Nisan 1917

Yunanistan:26 Haziran 1917

Bu devletlerin yanısıra İsviçre,İsveç,Norveç,Danimarka ve İspanya gibi Avrupa Devletleri 1.Dünya Sava

şında tarafsız kaldılar.

OSMANLI DEVLETİ’NİN BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINA GİRMESİ:

Almanya ,Osmanlı devleti’nin kendi yanında savaşa girmesini istiyordu.Nedeni,Osmanlı Devleti;

1-Rusya’yı üstüne çekerek Doğu Avrupa cephelerinin ferahlamasına yardım edecekti.

2-Anlaşma (itilaf)devletlerini İran ve Irak petrollerinden yoksun bırakacaktı.

3-Halifelik nüfuzundan yararlanarak İngiliz sömürgelerindeki müslümanları da etkileyecekti.

OSMANLI DEVLETİNİN SAVAŞTIĞI CEPHELER:

1-Kafkas Cephesi

2-Çanakkale Cephesi

3-Kanal Cephesi

4-Irak Cephesi

5-Suriye-Filistin Cephesi

Osmanlı Devleti müttefiklerine yardım amacıyla Makedonya ve Galiçya cephelerine de asker göndermiştir.Ancak,bu cephelerde de yenilgiler alınmış başarı sağlanamamıştır.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞININ SONUÇLARI:

1-3 Mart 1918’de Rusya Brest-Litowsk Antlaşması’nı imzalayarak savaştan çekildi.Kafkas Cephesi kapandı.

2-Savaş ittifak devletlerinin yenilgisiyle sonuçlandı.Milyonlarca insan ölmüş ,şehirler yakılıp yıkılmıştır.

3-Devletlerin yönetim şekillerinde köklü değişiklikler meydana geldi.

4-Savaşın getirdiği maddi ve manevi zararlar,devletleri barış ve güvenliği sağlamak,devletler arasında çıkabilecek anlaşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla Milletler Cemiyeti kuruldu.

1.DÜNYA SAVAŞINI BİTİREN BARIŞ ANTLAŞMALARI:

Versay Barış Antlaşması:28 Haziran 1919

Sen Cermen Barış Antlaşması:10 Eylül 1919

Nöyyı Barış Antlaşması:27 Kasım 1919

Triyanon Barış Antlaşması:4 Haziran 1920

Sevr Barış Antlaşması:10 Ağustos 1920

Osman Bey, Osmanlı Devleti’ni ve Osmanoğullarını kuran ve adını devletine ve soyuna vermiş bulunan ilk Osmanlı Sultânıdır. Kendisine Kara Osman, Fahruddin ve Mu’înüddin de denmiştir. Osman Gâzî, hayatının sonuna kadar emîr yani bey olarak anılmıştır; vefâtından sonra Hân ve Sultân denmiştir. Çünkü hayatının sonlarına doğru uc beyi olmuştur.
Osman Bey, 1258 tarihinde Söğüd’de veya Osmancık’da dünyaya geldi. Babası Ertuğrul Gâzî ve annesi Halîme Hâtun’dur. 24 yaşındayken babasının yerine geçti. Osman Gâzî, önce Kastamonu’daki Çobanoğullarına, sonra da Kütahya’daki Germiyanoğullarına bağlı idi. Onlar da Selçuklu Sultânına bağlıydılar. İlk evliliği, 1280 civarında, Sultân Orhan’ın annesi ve Selçuklu vezirlerinden Ömer Abdülaziz Beyin kızı olan Mâl Hâtun iledir. 1289 yılına doğru Şeyh Edebali’nin kızı Rabî’a Bâlâ Hâtun ile evlenince, nüfuzu ve kudreti arttı. Bu hanımından da Şehzâde Alâ’addin dünyaya geldi.
1281 yılında babasının yerine aşiret beyi olan Osman Bey, bir görüşe göre, Selçuklu Sultânı II. Gıyâseddin Mes’ûd’un 1284’de Söğüd ve çevresinin kendisine tahsis edildiğine dair olan fermanı ve yanında hediye ettiği ak sancak, tuğ ve mehterhâne ile uc beyi olmuştur. 1288 veya 1291 tarihinde Karacahisâr’ı fethetmesi ve Dursun Fakih’e kendi adına hutbe okutması, Osman Bey’in yarı istiklâlini kazanması demektir.
Osman Gâzi’nin Bizans sınır şehirlerini birer birer fethetmesi üzerine telâşa düşen Bizanslılar onu ortadan kaldırmak için bir düğün vesilesiyle bir baskın hazırlarlar. Baskına baskınla cevap veren Osman Bey, 1299 yılında Yarhisâr ve Bilecik’i fethetti ve beylik merkezini Bilecik’e nakletti ve fitneye sebep olan Yarhisâr Tekfurunun kızı Nilüfer’i (Holofura’yı) oğlu Orhan ile evlendirdi. Bu tarih, daha önce açıklanan sebeplerle Osmanlı Devleti’nin kuruluş yılı kabul edildi. 27 Ocak 1300’de Selçuklu Sultânı III. Alâ’addin Keykubad’ın saltanat alâmeti olan tabl, alem ve tuğu Osman Beye bir ferman ile göndermesi ile artık Osman Bey müstakil bir uc beyi olmuştu. 1301 yılında Bursa’ya yakın bir yerde Yenişehir’i kurdu ve saltanat merkezini buraya nakletti. Bu arada bütün bu fetihlerde kendisine yardım edenleri de unutmadı ve kardeşi Gündüz Bey’e Eskişehir’i; oğlu Orhan Bey’e Sultânönü’nü; Hasan Alp’a Yarhisâr’ı; Şeyh Edebalı’ya Bilecik’i ve Turgut Alp’e İnegöl’ü verdi ve Edebalı’nın torunu Alâ’addin’i yanında götürdü. 1308 yılında İlhanlı Hükümdarı Ahmed Gazan tarafından Selçuklu Devletine son verilince Osmanlı Devleti tamamen müstakil hale geldi. 1313’de Harmankaya Hâkimi Köse Mihal Bey’in Müslüman olmasıyla Mekece, Akhisâr ve Gölpazarı Osmanlının eline geçti. 1320 yılından itibaren çevrede fazla görünmeyen Osman Bey, 1324 yılında beyliği oğlu Orhan Bey’e devretti. 1324 yılı Şubat ayında Bursa’nın fethini görmeden 67 yaşında vefat eden Osman Bey, vasiyeti üzerine, geçici olarak gömülü bulunduğu Söğüd’den alınarak 2.5 yıl sonra 1326 yılında Bursa’daki Gümüş Künbed’e defn olunmuştur.
Babasından 4800 km2 olarak aldığı toprakları 16.000 km2’ye çıkaran Osman Bey’in Orhan ve Alâ’addin dışındaki çocukları şunlardır: Fatma Hâtun, Savcı Bey, Melik Bey, Hamîd Bey, Pazarlı Bey ve Çoban Bey. Bugünkü mülkî taksimata göre, Osman Bey zamanında Osmanoğullarının ülkesi, Bilecik, Eskişehir merkez, Sakarya’ya bağlı Geyve, Akyazı ve Hendek, Kütahya-Domaniç ve Bursa ilinin Mudanya, Yenişehir ve İnegöl ilçelerini kapsıyordu.
Osman Bey zamanındaki büyük âlimler ve şeyhlerden bazılarını da hatırlatmakta yarar vardır: Âlimlerden en önemlileri Mevlânâ Şeyh Edebalı, Dursun Fakîh ve Hattâb bin Ebî Kâsım Karahisârî’dir. Maneviyât reislerinden ise, Şeyh Muhlis Baba, Şeyh Âşık Paşa, Şeyh Ulvân Çelebi, Şeyh Hasan Çelebi ve Baba İlyas mutlaka zikredilmelidir. [1]

[1] “İbn-i Kemal” , Tevârih-i Âl-i Osman, I. Defter, sh. 70 vd.; 196-201;  “Lütfi Paşa” , Tevârîh-i Âl-i Osman, sh. 17 vd.; Âlî, Künhü’l-Ahbâr, Ahmed Uğur neşri, sh. 41-67; Mecdî Mehmed Efendi, Hadâik’uş-Şakâık, İstanbul XE “İstanbul”  1989, sh. 20-24; Mehmed Zeki,  “Köse Mihal”  ve Mihal Gâzî aynı adam mıdır”, TTEM, nr. 11(88), sh. 327-335;  “Uzunçarşılı” , Osmanlı Tarihi, c. 1, sh. 102-116; Öztuna, Devletler ve Hânedânlar I-V,  “Ankara”  1996, c. II, 101-102; Gökbilgin, M. Tayyib, “Osman I”, İA; Elizabeth A. Zachariadou, Osmanlı Beyliği, 1300-1389, İstanbul 1997.

5.6.1. Ahi Ocaklari

Ahiler, “kardesler” demektir. Avrupa’nin “frere”lerine ve silâhli bir kuvvetleri olmalari dolayisiyla sövalyelerine de benzerler.

Ahiler, “frere”ler gibi, örgün egitim kurumlari kurmuslardir. O zaman bu fonksiyonu görecek medrese, küttap, dârülhadis, dârülkurra v.s. gibi kurumlar çok yaygin oldugundan, bunlar mesleki egitim ve yardimlasma kurumlari kumaya yönelmislerdir. Kurduklari kurumlarda avcilik, kasaplik gibi birkaç sanat hariç, diger tüm sanatkâr gençleri toplamaya çalismislardir.

Ahilik, aslinda Sasani ve Arap kaynakli bir kurumdur. Ama tarihteki yaygin sekliyle Anadolu Türk toplumlalri içinde yaygin olarak hüküm sürmüstür. Bu ocaklar Anadolu’nun hemen hemen bütün kentlerindeki sanayi erbabini bir birlik ve kardeslik içinde yönetmistir. Onlari “Gençler”, “Ahiler” “ustalar”, “Nakibler” ve “Seyhler” olarak bir düzen içinde yönetmeyi basarmistir. Hattâ Anadolu Selçuklu yönetiminin yikildigi dönemlerde ve Ankara gibi bazi önemli kentlerde, halkin yönetimini de üzerlerine almislardir. Taninmis Arap gezgini Ibn Batuta’nin Anadolu’yu gezdigi zamanlarda, Anadolu toplumu üzerindeki Ahi yönetimi etkileri, onun Seyahatnamesinde açik olarak görülür.

Ahiler, zaviyeler biçiminde örgütlenmislerdir. Her zaviyede, seçimle isbasina gelmis bir seyh, çesitli isleri gören imam, müdderris, hatip, silâh tamircisi, hatat, sakkas gibi görevliler vardi. Zaviyelerdeki (Ahi Ocagindaki) herkesin bir hiyerarsik yeri vardi. Bunlar 9 kademe halinde dizilirlerdi. Ilk kademe, “yigit”lerdi. Ondan sonra gelen 6 kademe ahilerdi (ilk üçü “ashab-i tarik”, kalan üçü de “nakip”ler). 7. mertebede seccade sahibi olmayan “Halife” bulunurdu. 8. “Seyh”, 9. ise “Seyhü’l-mesayih” idi. Bu kademeler hep sira ile geçilirdi.

Esas egitim ilk yigitlik kademesindeki çirak gençler arasinda oluyordu. Her çirak yigidin 2 yol arkadasi, bir yol atasi, bir üstadi (Sanat Hocasi) ve bir de Pîri (ahlâk mürebisi) var idi.

Ahi ocaklarindaki zihniyet, tasavvuf zihniyetinden oldukça farkli idi. Ahiler tam anlamiyla “bu dünya”da yasiyorlardi. Sofiler gibi halktan uzaklasmiyorlar, halk içinde yasiyorlardi. Sofiler gibi “hirka” degil “salvar” giyiyorlardi. Sirtlarinda arkadan bir elbise ve baslarinda beyaz yün külâhlar vardi. Ipekten elbise giymeleri yasak idi. Altin, yüzük gibi süs esyalari; kizil ve sari renkler yasakti. Yesil, gök, ak ve sari renkler makbuldü. Kara renk, ahilik payesine ermeyenlere, beyaz renk erbab-i kalem ve hafizlara yesil renk de müdderris, kadi ve seyhlere has idi. Ahi zaviyelerine girebilmek için, temiz ve dogru olduguna dair bir üstadin (Usta) çiragi hakkinda sahitlik etmesi ve hattâ onu önermesi gerekiyordu; ustanin önermedigi ve ustasi belli olmayanlar Ahi ocagina alinmazdi.

Gençlerin sanat egitimleri üstadlarin is atelyelerinde yapilirdi. Ocaklarinda ise daha ziyade duygusal, edebî ve sosyal bir egitim yapilirdi.

Her ahi ocaginda “muallim-i ahi” veya “Pîr” denilen egiticiler vardi. Orada yapilan egitim de iki kisma ayrilirdi.

1. Sifahi (sözlü) egitim: Fütüvvetname, Tilâvet-i Kur’ân, tabahat, raks, teganni ve musiki, tarih ve terâcim-i ahval, tasavuf, Türkçe, Arapça, Farsça, Edebiyat gibi dersler verilirdi.
2. Seyfî Egitim: Kiliç ve silah egitimi.

Birinci kisim egitim, bütün ahiler tarafindan, okuyarak, dinleyerek ve muallim ve ahi kardeslerle yasayarak yapilmaktaydi. Seyfî egitimin yapilabilmesi için de üç sart var idi: “Ahi görmek”, “Seyh görmek”, “Genç bir adami talim ve terbiye etmis olmak”.

Ahi mualliminin görevleri sunlardir: Namazi tüm sartlari ve ayrintilari ile ögretmek, insanlik adabini ögretmek.

Ocak egitimi yalniz kitabî degildi. Medreseden önemli farklarindan biri bu idi. Medreseler genellikle aklî ilimlerle ugrastiklari halde, ocaklardaki egitim inaanlik ve toplum ülkülerine dayaniyordu. Genellikle ahlâkî ilkeler üzerinde duruluyor; rakslarla sarki ve ilâhilerle bu kuvvetler diriliyordu. Ögretim disi saatlerde, medreselerdeki gibi müderris ve talebe iliskileri kesik degildi, sürekli beraber ve iliski içinde idiler. Bu iliskiler genellikle sohbet biçiminde sürdürülürdü. Burada ahlâkî ve tasavvufî hikâyeler, lâtifeler, sergüzestler, hadîsler v.s. anlatilirdi.

Ögrencilerin görevleri:
Fütüvvetnamede okunan maddelerin 124’üne uymak,
Ahisinin tüm sözlerini kabul etmek,
Mal ve canini ahisinin hizmetine vermek,
Hüner ve sanati olmak,
Her hafta elbisesini yikamak, temiz çamasir giymek,
Ahiden çirak almak, ahiye saçini kestirmek, alin yoldurmak,
Ocak namina belini baglamak,
Güzel ahlâkiyla kendini kent halkina tanitmak,
Kadi katinda er askina çirag yakmak ve ekmek yedirmek.

Ahi gelenekleri arasinda “kusak baglama” (daha sonra önlük baglama) çok önemli idi. Bu kusagin yedi adi, yedi baglamasi, yedi açmasi, yedi dolamasi vs. vardir. Her ocagin, her meslegin ayri ayri kusak gelenek ve biçimleri vardi. Ayrica bunun arkasinda da bazi ahlâkî ve tasavvufî ilkeler vardi.

Ahilik ilkelerini içeren 740 maddelik Fütüvvetnamenin bir ahi Seyhi tarafindan tam olarak bilinmesi gerekti. Ocaga yeni giren gençlerden, bunlarin 124 tanesini bilmesi isteniyordu. Kademeler yükseldikçe bu ilkelerin sayisini yükseltmeleri gerekti. Bu ilkeler günlük hayat ve davranislar konusunda oluyordu. Meselâ sofra adabi konusunda 24 madde vardi, su içmenin 2, söz söylemenin 4, evden sokaga çikmanin 4, yolda yürümenin 8 vs. Ahi ocaklarinda dans ve müzik egitiminin de önemli bir yeri vardi

“Ahi baba” adli bir seyhin yönettigi Ahi zaviyesi, genellikle Fütüvvet erbabinin bir klübü, bir toplanti yeri mahiyetindeydi. Ama ayni zamanda garipler için bir misafirhane, iktisadî yönden bir Lonca merkezi, seyfî egitim de düsünülürse bir spor klübü idi.

Ahi ocaklarina alinmamalari gereken kisi ve gruplar sunlardir: müsrik, kâfir, mümeccim, sarap içen, halkin ayibini gören tellâk, yalan söyleyen tellâl, kasap, cerrah, avci, vefariz, zâlim, hirsiz, madrabaz vs. Ayrica sarap içen, zina yapan, yalan söyleyen, kovuculuk ve hile yapan vs. de fütüvvetten düserdi.

Füttüvvetnamelerde 9 derece olarak geçen ahi ocaklarindaki egitim, su sekilde siralanmaktadir.

1. Nâzil: Ocaga ustalariyla yeni gelmis kisi. Henüz erkana girmemis.
2. Nîm-tarik: Üstadi, pîri (yol atasi) ve ikiyol (tarikat)kardesi olan kisiler.
3. Müfredi veya meyan-beste: Nasibi verilmis, sedd (kusak) baglanmis, helvasi pisirilmis kisiler.
4. Besaris: Fütüvvet ehlini terbiye edenler.
5. Nakib: Tarikatin ve ocagin iç yöntemini ayarlayan, törenlerde saga sola kosusturan.
6. Nakibü’n-Nikâb: Ocagin erkânini iyice bilen, törenleri düzenleyen kisi.
7. Halife: Seyhin yardimcisi; onun yerine geçecek kisi.
8. Seyh: Sanat erbabi içinde seccade sahibi. Kendisine has bir tayfasi bulunan.
9. Seyhü’s-Süyûh: Bir sanat alanindaki seyhlerin seyhi.

Ekonomi tarihimizde rastlanilan esnaf zümrelerinden her biri, kendi mesleklerinde Islâm tarihinin taninmis ulularindan veya uydurma bir kisiyi pîr olarak tanirlardi. Fütüvvetname, onun adina yazilir, ahi ocagindaki törenler, çirak yetistirme ve dükkan açip kapamadaki törenler onun adiyla yapilirdi. Evliya Çelebi bu esnaf zümrelerinin sayisini 480’e kadar çikarmakdadir.

Ahi ocaklarinda yapilan törenler de, hemen hemen her yörede ve her meslekte ayni idi. Aradaki farklar çok küçük ve seklî idi. Bu törenlerin ana durumlari söyle özetlenebilir: Bir sanata giren genç usta ve kalfalarin yaninda çiraklik ve kalfalik kademelerini basari ile bitirince ustaliga yükselir ve dükkani açma hakki kazanirdi. Ancak bu, büyük törenlerle olurdu. Bu çirak çikarma törenlerinde, o esnaf zümresinin seyhi yeni ustaya pestemal kusatir, kusak baglardi. Törene o esnaf zümresinin seyhi, nakibi, duacisi, yigit basi vs. ve halkdan büyük bir topluluk katilirdi.

Her esnaf grubunun bir yardimlasma sandigi olur, olaganüstü zamanlarda bu sandiktan esnafa faizsiz kredi verilirdi.

Gerek bu çirak çikarma törenlerinde gerekse ahi ocagindaki yükselme törenlerinde su erkâna uyulurdu:

Salvar giydirmek, sedd (kusak) baglamak. Fütüvvet yoluna girmis kisi basari gösterirse önce beline kusak kusatilir. Sonraki gelismeler sonucunda da salvar giydirilir: Diger tasavvufî mezheplerde tac, tiras, hirka gibi alâmetler vardir. Ahiligin esasi iffettir. Ahi törenlerinde serbet degil, tuzlu su içilirdi. Su temizlik, tuz olgunluk gösterir. Daha sonra sofra kurulur, helva pisirilir. Bu törenler sirasinda o kisinin yol atasi, yol kardesleri de belirlenirdi. Ahi ocagina girmis kisinin giydigi salvar, yol atasinin salvaridir ve uçkurunu da atasi baglar. Her meslek grubunun ayri kusak baglama biçimi vardir.

Ahilik örgütü siî kökenli, alevilik ve bektasilik esaslariyla ve inançlariyla karismistir. Ancak Osmanli-Safavî çatismalarindan sonra çogu yerlerde inanç yönleri kaybolmus, yalniz bir esnaf örgütü biçimine gelmis, bazi yerlerde de sünnî özellikler kazanmistir.

TÜKETİCİ FİNANSMANI ŞİRKETLERİ

Tüketici Finansmanı Şirketleri, münhasıran tüketicilere kredi vermek amacıyla kurulan, kredi kurumlarından biridir. Bu bölümde öncelikle genel olarak tüketiciyi kredilendiren kurumlardan kısaca bahsedilmekte, daha sonra da Yurtdışında ve Türkiye’de Tüketici Finansmanı Şirketleri’nin tanımı, türleri, gelişimi, yasal dayanağı ve örnekleri üzerinde durulmaktadır.

“Tüketici Kredi Kurumlan : Amerikan ekonomisindeki tüketicilere kullandırılan kredilerin çoğunu aracı kurumlar (ticari bankalar, mevduat bankaları ve mevduat ve kredi kurumları) oluşturur. (Örneğin; 1988 Şubatı itibariyle tüketicilere kullandırılan 625 milyar USD ipoteksiz kredinin 578 milyar USD kadarını, bir başka ifadeyle %90’ını aracı kurumlar açmıştır. Aracı kurumlar aynı zamanda taksitsiz krediler ve ipotekli ev kredilerinde de en büyük paya sahiptir. Genel olarak herbir finansal kurum, tüketici kredilerinin bir ya da birkaç türünde branşlaşmak isterse de, son yıllarda bu kurumların kullandırdıkları kredilerde bir çeşitlenme eğilimi başlamıştır. Bu çeşitlendirmenin en önemli sonucu da bütün büyük kredi kurumlarını direkt bir rekabete zorlamasıdır.”

3.1 YURTDIŞINDA FİNANSMAN ŞİRKETLERİ

Yurtdışında finansman şirketleri, 70-80 yıllık bir geçmişe sahip olup, geniş bir uygulama alanı bulmuşlardır. Aşağıda tüketici finansmanı şirketlerinin tanımı, türleri ve yurtdışı uygulamaları hakkında bilgiler verilmiştir.

3.1.1 FİNANSMAN ŞİRKETLERİNİN TANIMI VE TÜRLERİ :

“Finansman şirketleri tüketicilere ve kuruluşlara otomobilden, iş ekipmanlarına, tıbbi malzemelerden, ev araç gereçlerine kadar çok geniş bir yelpazede kredi kullandıran kurumlardır. Batı’da uzun bir geçmişe sahip olan bu şirketler, binlerce küçük kredi ofisi ile tüketici1ere direk ulaşarak kredi kullandırırlar. Ancak genellikle kredilere uygulayabilecekleri faiz oranı veya maksimum kredi miktarı ile ilgili olarak devlet yasa1arıyla sınırlandırılmışlardır.”·

“Amerika’daki uygulamada bu tür şirketlere “Finance Company”, İngiltere’deki uygulamada ise “Finance House” ya da “Secondary Banks”-İkincil Banka” denilmektedir. Fakat yasal açıdan finansman şirketleri banka değildir. Aşağıda kısaca Amerika ve İngiltere’deki uygulamalar hakkında bilgi verilmektedir”

a) İngiltere : Büyük Britanya’da Finans evlerinin ana iştigal konusu taksitli satışların finansmanıdır. Finans evleri bir malı büyük bir iskonto ile peşin olarak üretici veya satıcıdan alır ve bunu tüketiciye taksitle daha yüksek bir fiyatla satar. Bu amaçla alıcı ile satıcı arasında taksitli satış anlaşması imzalanır. Bu işlemleri yürütebilmek için finans evleri ticari bankalardan büyük tutarlarda kredi kullanırlar veya kamudan bankalara göre daha yüksek faiz hadleri ile mevduat toplarlar. Bu yüzden İngiltere’de finans evlerine ikincil banka (secondary banks) denilmektedir. Bu duruma rağmen bu tür kuruluşlar yasal açıdan banka sayılmazlar. İngiltere’deki uygulamada finans evleri, bankalar, sonra da bir üst kuruluş olan Finans Evleri Birliği (Finance Houses Association) tarafından denetlenir. İngiltere’de Finans Evleri Birliği 1945 yılında Londra’da kurulmuş olup, Ülkedeki büyük ve önemli finans evleri bu Birliğin üyesi bulunmaktadır.

b) Amerika : Amerika Birleşik Devletleri’nde finansman şirketleri tüketicilere ve küçük iş adamlarına ödünç veren kuruluşlardır. Bu yüzden, finansman şirketlerinin müşterileri tipik olarak banka müşterilerine göre kredi alma standardı daha düşük ve bu bakımdan bankalara başvuramayan gruplardır. Tasarruf kurumlarından farklı olarak, finansman şirketleri tüketiciden mevduat kabul edemezler.”

“Otoritelerin çoğu bu endüstrideki firmaları üç gruba ayırır: tüketici finansmanı şirketleri, satış finansman şirketleri, ticari finansman şirketleri:

i) Tüketici Finansmanı Şirketleri (Consumer Finance Companies) :

Tüketici finansmanı şirketleri (Consumer Finance Companies), çok sayıda bireysel kredi kullandırdıklarından aynı zamanda küçük kredi şirketleri olarak bilinirler. Kredilerinin büyük bir kısmını otomobil kredileri ve ev gereçleri oluşturmaktadır. Bununla birlikte hastane harcamaları, eğitim ve tatil giderleri, ev tadilatı ve enerji faturaları da tüketici finansmanı şirketlerinin kredilerinin odağı olmaya başlamıştır. Tüketici kredileri pek çok finansal kurum için en karlı plasman yöntemidir. Bununla birlikte, bu kredilerin diğerlerine oranla daha fazla risk taşıdığı, maliyetli olduğu da kanıtlanmıştır. Ancak, kredi veren kurum faiz oranlarını yüksek tutarak bu maliyetleri dengeler. Genel olarak tüketici kredileri piyasası kurumsal kredilere göre daha az rekabetçi bir piyasa olduğu için kredi kurumları açısından daha avantajlıdır.

ii) Satış Finansman Şirketleri (Sales Finance Companies) :

Satış Finansman Şirketleri (Sales Finance Companies), otomobil ve diğer dayanıklı tüketim ürünleri satan bayilerden taksitli satışların senetlerini satın almak suretiyle tüketicilere dolaylı krediler verirler. Bu şirketlerin çoğu bir bayi ya da üretici tarafından kontrol edilen (captive) firmalardır. Bunların ana fonksiyonu sponsor firmanın ürün ve hizmetlerini kredilendirerek satışlarını arttırmaktır. Bu tür satıcı finansmanı şirketlerine sahip olan kuruluşlara General Motors, General Electric, Motorola, Sears ve Wards örneği. verilebilir. Genellikle satış finansman şirketleri perakendeci bayilere sözleşmenin vade, minimum ödemeler ve kredi oranlan gibi kabul edebilecekleri unsurlarını önceden bildirirler. Çoğunlukla bu şirketler, bayilere satış yapıldığı zaman dolduracakları bir kontrat formu verirler. Hemen ardından bu kontrat bayi tarafından finansman şirketine satılır.

iii) Ticari Finansman Şirketleri (Commercial Finance Companies) :

Ticari Finansman Şirketleri (Commercial Finance Companies), çogunlukla şirketlere kredi kullandırırlar. Bu şirketlerin büyük bir kısmı küçük ve orta ölçekli üretici ve toptancılara alacak senetleri finansmanı ya da faktoring hizmeti temin eder. Alacak senedi finansmanı yoluyla ticari finansman şirketi alacak senetlerini elinde bulunduran firmaya doğrudan bir nakit kredi açmış olur. Alternatif olarak finansman şirketinin alacak senetleri olan firmanın bu hesaplarını uygun bir orandan iskonto ederek satın alacağı bir faktoring düzenlemesi yapılabilir. Ticari finansman şirketlerinin pek çoğu bugün kredi verme hizmetlerini sadece alacakların finansmanıyla sınırlamaz, aynı zamanda iş makineleri ve diğer sabit kıymetlerle teminatlandırılan krediler de verir. Bunların yanında uçak, demiryolu araçları ve büyük ekipmanların alımı için finansal kiralama hizmeti verdikleri gibi kısa vadeli teminatsız nakit krediler de verirler.

Finansman şirketlerinin türleri arasındaki farkların üzerinde çok fazla durmaya gerek yoktur. Büyük şirketler üç alanda da aktiftirler. Bunun yanında, bugün pek çok finansman şirketi kredi çeşitlerini işletme sermayesi kredilerinden, finansal kiralama planlarına, ve sermaye yatırımlarını destekleyen uzun vadeli kredilere kadar çeşitlendirmişlerdir. Finansman şirketlerinin verdikleri krediler içinde en önemli yeri tutan kurumsal kredilerdir, ikinci sırada tüketici kredileri gelir, bunu da az miktarda ipoteklere verilen krediler izler.”

“Bu sınıflamanın dışında Amerika’da yüzde yüz sermayesi ana şirketin elinde bulunan finansman şirketleri “Captive Finance Companies” diye adlandırılır. Bu tip finansman şirketlerinin asıl amacı ana şirketten mal alan tüketicileri finanse etmektir. General Motors Acceptance Corporation “General Motors” mamullerini satın alan müşterilere kredi veren kuruluşlara örnek olarak gösterilebilir.

Amerika’da finansman şirketleri bulundukları eyaletin yasalarına göre çalışırlar. Fakat bu arada uymaları gerekli federal kurallar da mevcuttur. Bu tür yasal düzenleme daha çok tüketici işlemleri, ödünç vadeleri, müşteriden alınacak faiz oranı ve tahsilat işlemlerinde odaklaşır. Bu sınırlandırıcı düzenlemeler, finansman şirketleri ile ticari bankalar arasındaki her gün artan rekabetten kaynaklanmaktadır. Bu yüzden Amerika’da finansman şirketlerinin büyümesi ve gelişmesi tüketiciye kredi veren diğer benzer kuruluşlara göre yavaşlamış durumdadır”

3.1.2 FİNANSMAN ŞİRKETLERİNİN YURTDIŞINDAKİ GELİŞİMİ:

“Finansman şirketlerinin, aktif olarak çok sayıda küçük kredi ofisi ile tüketiciye doğrudan, veya bayilerden taksit senetlerini satın almak suretiyle dolaylı olarak kredi Kullandırmalarının uzun bir geçmişi vardır. Ancak yakın zamanlarda, finansman şirketleri kurumlar arasındaki rekabetin değişmesinden etkilendi.

Yaygın şube ağının olmayışı onların, bu kredileri talep ederken rahatlığı tercih eden tüketici ünitelere ulaşmalarında bir dezavantaj oluşturuyordu. Sonuç olarak hem ticari bankalar hem de banka olmayan özel mevduat kurumları finansman şirketlerinin aleyhine tüketici kredileri pazarının büyük bir kısmını ellerinde tuttular. Örneğin Ulusal Rezerv Kurulu (Federal Reserve Board)’un derlediği datalara göre, 1950’de finansman şirketleri tarafından verilen krediler finansal kurumların açtığı kredilerin %45’ini oluşturmaktaydı. Bu oran 1987 yılında %23’e düştü. Aynı periyotta kredi üniteleri tüketici kredileri pazarındaki paylarını üçe katladılar. Uzmanların çoğu şu anda finansman şirketleri için en hızlı büyüyen pazarın tüketiciye yönelen finansal hizmetlerden ziyade kurumlara yönelik krediler olduğu görüşündeler. İpoteklere verilen krediler, ekipmanların finansal kiralaması için verilen kredilerdir , finansman şirketlerinin verdiği krediler arasında en hızla artan kredilerdir. Finansman şirketleri yakın zamanlarda, düşük faizler ve reklam yoluyla bankaların ve diğer kredi ünitelerinin pazarından otomobil kredilerinde önemli bir pay almayı başardılar.”

3.1.3 FİNANSMAN ŞİRKETLERİNIN FON KAYNAKLARI :

“Finansman şirketlerinin kaynak yaratmada en çok başvurdukları yöntemler banka kredileri, finansman bonosu ihracı ve yine bankalara, sigorta şirketlerine ve mali olmayan kurumlara sattıkları uzun vadeli tahvillerdir. Bu kaynaklardan hangi dönemlerde hangilerine daha sıklıkla başvurduklarını faiz oranları belirler. Uzun vadeli faiz oranlarının yüksek olduğu dönemlerde, bu firmalar kaynak olarak kısa vadeli banka kredilerini ve finansman bonosu ihracını tercih ederler. Uzun vadeli faizlerin düşük olduğu dönemlerde ise tahvil ihracına ağırlık verirler.”

3.1.4 FİNANSMAN ŞİRKETLERINİN NİTELİKLERİNDE SON GELİŞMELER :

“Finansman endüstrisi yakın zamanlarda önemli ölçüde değişti. Kredi üniteleri ile mevduat ve kredi kurumlarında (savings & loans) olduğu gibi finansman şirketlerinin de sayısı, şirket hacimlerinin artmasına rağmen, azalma trendinde. Ulusal Rezerv Kurulu’nun bir araştırmasına göre Amerika’da 1960’da 6.400 den fazla finansman şirketi varken, 1980’de 2.000 bağımsız firma bulunabildi. Büyük bankaları olan holdingler yeni finans şirketleri kurdukları için 1970’lerde firma sayısında bir miktar artış yaşandı.

Finansman endüstrisinin popülasyonundaki bu uzun vadeli trendi ekonomideki bazı gelişmeler zorunlu hale getirdi. Yükselen maliyetlerin baskısı, pazarın genişlemesi, yenilik ihtiyacı ve diğer finansal kurumlarla olan yoğun rekabet finansman şirketlerini daha büyük hacim ve verimlilikle çalışmaya teşvik etti. Pek çok küçük şirket daha büyüklere satıldı. Azalan sayılarına rağmen finansman şirketleri Amerika’da aracı kurumlar arasında en hızlı gelişenidir ve kurumsal ve bireysel krediler pazarında potansiyel bir güç olmağa devam etmektedir.”

3.1.5 YURTDIŞINDAKİ FİNANSMAN ŞİRKETLERİNE BİR ÖRNEK: CETELEM

Cetelem firması sadece Fransa’da 2.600 çalışanı 170 ofisi ve diğer Avrupa Ülkelerinde (İtalya, İspanya, Belçika ve Portekiz) 1.000 çalışanı ve 93 ofisi ile “Tüketici Kredisi” konusunda hizmet vermektedir. Tüketim malları ve motorlu araç finansmanını, satış noktaları ve doğrudan pazarlama kanalları ile sağlamaktadır. 1994 yılı rakamları ile kredi hacmi 59.7 milyar FF (yaklaşık 465 trilyon (1994 yıl sonu dolar kuru:38.765 TL; 12 milyar USD) civarındadır.

Yaklaşık 40 yıldır faaliyetini sürdürmekte olan Şirkette hemen tüm işlemler bilgisayar desteği ile yürümektedir. Şirketin ana birimlerini şu başlıklar altında incelemek mümkündür:

Tahsilat grubu,

Voice Authorization merkezi,

Bölge müdürlüğü (ofis), Satış noktası (Coforama),

Bilgi İşlem Merkezi,

Cofıca (motorlu araç kredileri şirketi)

i) Tahsilat Grubu :

Tamamen kağıtsız bir ofis yaratılmaya çalışılmıştır ve neredeyse tüm organizasyon bilgisayar tarafından yapılmaktadır. Her görevliye gün başında 100 ödeme problemi olan tüketici atanmaktadır. Bu seçim yapılırken müşteriler özellikle daha önceden kendisini arayan görevli ile eşleştirilmekte ve bunun psikolojik olarak fayda sağladığı düşünülmektedir.

Terminallere bağlanmış otomatik telefon arayıcılar yardımı ile müşterinin telefonu çevrilmekte, eğer telefon meşgul ise otomatik olarak sırada arkalara atılmakta, cevap vermiyor ise sıradan çıkartmaktadır. Ortalama 100 kişiden 40’ı ile görüşmek mümkün olabilmektedir. Görüşme sırasında . ekranda kişinin kredi tarihçesi ile ilgili tüm detay izlenebilmekte ve yapılan görüşmenin sonucu da ayrıca sisteme kaydedilebilmektedir.

Müşterilerin her ay sonunda %3.9’u normal ödeme alışkanlığı ve kabul edilebilir risk seviyesinin dışında bir duruma geçmektedir. Bu durumdaki müşteriler önce mektup daha sonra telefon ile uyarılarak normal hesap durumuna döndürtümeye çalışılmaktadır. Sadece %0.09 oranında yasal yollara başvurulmak zorunda kalınmaktadır.

Çalışanlar genelde lise mezunu ve iş başı eğitim dışında özel bir eğitim almıyorlar.

ii) Ses Otorizasyon Merkezi (Voice Authorization Center) :

Telefon ile gelen provizyon isteklerinin bilgisayar sistemine girildiği ve alınan onay kodunun bildirildiği merkezde genelde öğrenciler çalışmaktadır. Bir ışıklı pano yardımı ile kaç kişinin görevde olduğu, kaç telefonun o anda cevaplandığını, hatta bekleyenlerin sayısını, kaç kişinin vazgeçip telefonu kapattığını ve ortalama kaç kez çalmada cevap verilebildiğini izlemek mümkündür.

Merkez sorumlusu panodan elde ettiği verilere göre gerekirse diğer bölümlerden yardım almak yolu ile cevaplama süresini makul bir oranda tutmaya çalışmaktadır.

iii) Bölge Müdürlüğü :

Her bölge müdürlüğü veya ofis kendi içinde pazarlama ve operasyon olarak iki alt bölümden oluşmaktadır. Operasyon satış noktalarından gelen sözleşmelerin doğruluğunu kontrol etmekte, satış noktaları ile konuşarak yardıma ihtiyaçları olup olmadığını belirlemekte gerekirse eğitimli öğrencileri bu mağazalara göndererek satışları arttırmaya çalışmaktadır. Ayrıca belirli bir kadro sürekli olarak satış noktalarını dolaşarak problemleri çözmeye çalışmaktadır.

Bilgisayarı ve yazıcısı olan mağazalar, sistemden otomatik olarak provizyon alıp sözleşmeyi yazdırmakta ve daha sonra da bu ofise göndermektedirler. Büyük olan mağazalardan günlük bu belgeler toplanırken, küçüklerden posta vb yöntemler ile alınmaktadır.

Sistemin ürettiği provizyon numarasının son digiti operasyon merkezine bilgi vermek için kullanılmaktadır. Son hanesi 9 olan sözleşmeler ayrıca incelenmekte, bordro, kimlik vb belgelerin bulunması aranmaktadır. Sistemin provizyon vermediği kişiler için ise (yasal olarak sistem red cevabını otomatik verememekte ancak araya bir operatör konularak bu cevap iletilmekte) telefon ile gelen istek doğrultusunda ana sistemde scoring yapılmakta, cevap buradan alınan bilgiye göre aktarılmaktadır.

Yazıcısı olmayan mağazalar, sistemden aldıkları bilgiyi elle sözleşmeye aktarmaktadırlar. Bu bilgiler daha sonra ofıs’te sisteme girilmektedir. Bilgisayarı olmayan mağazalar ise telefon yolu ile provizyon talep edip formu elle doldurmaktadırlar.

iv) Satış Noktası :

Örnek olarak Coforama mağazası ele alınırsa, krediler bölümünde 7 terminal bulunmaktadır. Bunlar yardımı ile kredi talepleri realtime olarak sisteme girilip değerlendirilmekte ve merkez bilgisayarda yapılan scoring sonucuna göre provizyon alınabilmektedir. Ayrıca eğer Aurore kartı var ise ödemeyi bununla da yapmak mümkün olmaktadır. Satış noktası görevlilerin eğitimi için Cetelem 1994 yılında toplam 1.500 kurs düzenlemiş ve bu konuda pazarda eğitime en çok önem veren kuruluş olduklarını belirtmekteler.

v) Bilgi İşlem Merkezi :

Bu merkezde yaklaşık 120 kişi görev yapmaktadır. 8 alt müdürlükten (işletim, sistem, uluslararası ilişkiler, güvenlik, dahili destek, dış cihazlar, koordinasyon, araştırma- geliştirme) oluşan merkezde bir ana bilgisayar ve 6 orta boy sistem (provizyon vermekte kullanılan) bulunmaktadır. Ayrıca toplam 2.500 sayfa/dakika kapasiteli 4 laser yazıcı ayda ortalama 6 milyon sayfa döküm (ekstre, mektup vb). almaktadır. Kadronun 55 kişisi geliştirme ve araştırma bölümünde, 25 kişisi ise işletim bölümünde görev yapmaktadır. Özellikle ana sistemde görece eski bir teknoloji kullanılmaktadır. Provizyon sistemi ise en azından açık sistem mimarisine uygun bilgisayarlarda çalışabilmektedir (Sun sistemleri).

Toplam 1.000 GB bilgi saklama kapasiteli sistemde halen 11 milyon civarında müşterinin bilgisi tutulmaktadır. Bunun yaklaşık 8.5 milyonu aktif müşterilerden oluşmaktadır. Dış bağlantılar için l70 hat sürekli açık tutulmakta, bu hatlar üzerinden günde ortalama 1.1 milyon transaction sisteme gelmektedir. Yoğun saatler 11.00 ve 16.00 civarları olmaktadır.

Doğrudan ana bilgisayara bağlı terminal sayısı 2.500 civarında olup bu sayıya satış noktalarında kullanılan cihazlar dahil değildir. Bu terminallere bağlı yazıcı sayısı ise (genelde matrix) 1.200 civarındadır. Aylık iletişim maliyeti 1.6 milyon FF (340.000 USD), ana bilgisayar sisteminde kullanılan yazılımların lisans ücreti ise aylık 500.000 FF (100.000 USD) şeklindedir.

vi) Cofica :

Cetelem’in bir alt şirketi olan Cofıca motorlu araç kredisi vermektedir. Bilgisayar sistemini Cetelem ile ortak kullanmakta ancak, satış noktalarında farklı uygulamalarda kullanabilmektedir (Video konferans gibi). Cofıca, 1994 yılında 255.000’i Fransada olmak üzere toplam 305.000 araç finanse etmiştir. 350.000 Aurore kartı kullanımda bulunmaktadır. 4 milyar USD’lik kredi hacmi ile pazarın %13.2’sine sahiptirler.

3.1.6 YURTDIŞINDAKİ FİNANSMAN ŞİRKETLERİNE DİĞER BİR ÖRNEK: GENERAL ELECTRİC CAPİTAL CORPORATION (GE CAPİTAL)

General Electric, ABD’de hizmet veren bir şirkettir. 12 iş alanında faaliyet göstermektedir. 60 milyar USD gelirleri, 5.1 milyar USD net geliri olan global bir firmadır. 12 iş alanı aşağıdaki gibidir :

– Motor

– Bilgi hizmetleri

– Elektrik Dağıtımı ve kontrolü

– Plastik

– NBC

– Sağlık Sistemleri

– Aydınlatma

– Endüstriyel ve Güç Sistemleri

– GE Capital Services

– Makine ve teçhizat

– Uçak Motorları

– Taşıma Sistemleri

General Electric’in yan şirketlerinden biri olan GE Capital Şirketinin perakende finansal hizmet (Retailer Financial Services) paketi çok geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır :

-Tüketici kart programları

-Uygulama Prosesi

-Kredi Otorizasyonu

-Risk Yönetimi

-Ödeme Prosesi

-Direk Emtia Programları

-Müşteri Hizmetleri

-Geri Ödemelerin Tahsilatı

-Tüketici ve Ticari Hukuki Uzmanlık

-Düzenli Hesap Dökümleri

-Pazarlama Sistemleri ve Raporlama

-Müşteri Hizmeti Grubu

-Program Yöneticisi ve Pazarlama Desteği

-Fonlama

GE Capital Şirketinin vermiş olduğu tüketici hizmetlerini; tüketici kredi kartları, otomobil finansmanı, taksit ve ipotek hizmetleri diye gruplamak mümkündür. Şirketin 71 milyon kredi kartı hesabı vardır. Şirket özel etiketli kredi kartları üretiminde bir numaradır. 400.000: otomobil satışını finanse etmiştir. 1 numaralı non-captive firmadır. Yani sermayesinin tamamı ana şirketin elinde değildir ve dolayısıyla sadece ana şirketin mal ve hizmetlerini kredilendirmez. 85 milyar USD tutarında ev ipoteği için hizmet vermektedir, bu anlamda ipotek hizmeti konusunda en hızlı büyüyen şirkettir. Finansal kurumlar vasıtasıyla satılan yatırım ürünlerini temin eden şirketler arasında bir numaradır.

GE Capital Şirketinin tüketici kredi kartı grubunun yapılanması da dört birimde gerçekleşmiştir;

– Perakende finansal hizmetler- NA.Inc.

– GE İş hizmetleri, Inc.

– GE Tüketici Kartı Hizmetleri

– Uluslararası Tüketici Finansal Hizmetleri

Tüketici kredi kartları hizmetleri; Masterkart ve Visa, “GE Rewards” Kart, Exxon Co-Branded Master kart ve Bankkart Hizmetlerinin en üst 15 ihraççısı olmak üzere bir hayli geniştir.

Bu uluslararası kartlar; Avusturya, Kanada, Honk Kong, Hindistan, Endonezya, Meksika, Norveç, İspanya, İsveç ve İngiltere gibi ülkelerde kullanımdadır.

GE Capital Şirketinin risk yönetimi konusunda kullandığı temel araç kredi scoring modelidir. Bu yöntem, müşteri istatistiklerine ve demografık öğelere dayanır. Gelecekteki performansın tahminleri üzerine score hesaplanır. Geçmişteki performans için de her bir score seviyesinde oranlar tespit edilir.

GE Capital Şirketinin pazarlama konusunda çalışmaları pazar payını arttırmaya, pazar yatırımların optimize etmeye, yeni pazar segmentleri tespit etmeye, müşteriye ve endüstriye özel entegre planlar yaratmaya ve sonuçları analiz edip karlılığı ölçebilmeye yöneliktir. Bu stratejiler aşağıdaki gibi gruplanabilir :

– Müşteriyi tanımlama ve GE’nin amaçlarını tespit etme

– Portföy analizleri yapma

– Pazar planlaması yapma

– Program / Test Tasarımı ve İdaresi

– Analiz ve öneriler

3.2TÜRKİYE’DE FİNANSMAN ŞİRKETLERİ :

Batı mali piyasalarında 20. yüzyılın başlarından itibaren başarı ile uygulanan finansman şirketleri, ülkemize ancak 70-80 yıl sonra gelebilmiştir.

3.2.1FİNANSMAN ŞİRKETLERİNİN TANIMI VE YASAL DÜZENLEMELER:

Aşağıda tüketici finansmanı şirketlerinin Türkiye’deki yasal dayanağı, gelişimi, işlevleri, ilgili vergi düzenlemeleri incelenmiş ve Türkiye’deki ilk tüketici finansmanı şirketi olan Koçfinans örnek olarak incelenmiştir.

3.2.1.1 TANIM VE YASAL DAYANAK :

27 Haziran 1994 tarih, 21973 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 545 sayılı KHK ile 90 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında KHK’nin bazı maddeleri değiştirilerek, finansman şirketlerinin kurularak çalışmasına olanak sağlanmıştır. Kanunla verilen yetki uyarınca Hazine Müsteşarlığı’nca 26 Temmuz 1994 tarihinde yayınlanan “Finansman Şirketlerinin Kuruluş, Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik” ile kuruluş ve çalışma esasları belirlenmiştir.

Bu yönetmelikte amaç-kapsam, tanımlar, kuruluş izni, izin için istenen bilgi ve belgeler, faaliyet izninin iptali, sözleşme değişikliği ve hisse devri, şube açılması, bu tür şirketlerin yapamayacağı iş ve işlemler, sözleşme esasları, bilgi verme ve denetim gibi konular yer almaktadır.

Kanun ve Yönetmelikte finansman şirketleri ; “Devamlı ve mutad iştigal konusu olarak her türlü mal ve hizmet alımını kredilendirmek üzere ödünç para veren tüketici kredi şirketleri olarak tanımlanmıştır.

3.2.1.2 KURULUŞ VE SERMAYE

Yönetmeliğin 4’ncü maddesinde de belirlendiği üzere, finansman şirketleri anonim şirket statüsünde kurulabilirler. Ödenmiş asgari sermayelerinin 200 milyar TL olması zorunludur.

Bu tür şirketlerde ayrıca, hisse senetlerinin tamamının nama yazılı olması ve nakit karşılığı çıkarılması gerekmektedir. Ayrıca bu şirketlerin %10 veya daha fazla payına sahip ortaklarında, bankerlerle ilgili yasal düzenleme gereğince tasfiye edilmemiş olma, müflis veya konkordato talep etmemiş olma, bir kısım haysiyet kırıcı suçlarla mahkum olmama koşulları aranmaktadır. Mali bünyesi finansman şirketlerine taahhüt edeceği sermayeyi karşılamaya yeterli tüzel kişiler de, finansman şirketlerine ortak olabilecektir. Finansman şirketlerine kurucu olacak tüzel kişilerin %10 veya daha fazla payına sahip ortakları için de, gerçek kişi ortaklarda olduğu gibi, sabıka kaydı ve müflis olmama gibi koşullar aynen aranacaktır. Kuruluştan sonra ortak olacaklar ile mevcut payları devralarak pay oranını %10 veya daha yukarı yükseltecek olanlar için de bu koşul geçerli olacaktır. Müsteşarlık, hisse devirlerini denetim altında tutarak, finansman şirketlerinin kötü niyetli kişiler veya Kuruluşlar eline geçmesini önlemeye çalışmıştır.

Yönetmeliğin 3.maddesine göre, finansman şirketlerinin kuruluşunda, banka kuruluşlarında olduğu üzere, Hazine Müsteşarlığından izin almak gerekmektedir. Bunun için gerekli bilgi ve belgelerle başvuruda bulunulması zorunludur. Müsteşarlık gerekli incelemeleri yaptıktan sonra kuruluş iznini verecektir.

Finansman şirketlerinin kurulduktan sonra faaliyete geçebilmesi için Yönetmeliğin 7.maddesi gereğince, faaliyet izin belgesi alınması gereklidir. Faaliyet izninin alınmasından itibaren bir yıl içinde faaliyete geçmesi koşulu getirilmiştir. Bu süre içinde faaliyete geçilmemesi veya çalışmaya sürekli veya birden fazla ara verilmesi halinde faaliyet izin belgesi Müsteşarlıkça iptal edilebilecektir.

545 sayılı KHK’nin “genel gerekçe” ve “madde gerekçeleri”nde, finansman şirketlerinin kuruluş, faaliyet konusu ve koşullarının belirlenmesine temel alınan ilkeler belirlenerek ;

“Mali sektörümüzün dünya ile bütünleşmesi sürecine yönelik çalışmalar çerçevesinde bankacılık ve sigortacılık ile ilgili yeni düzenlemeler yapılırken sektördeki bütünlüğün sağlanması için Ödünç Para verme İşleri Hakkında 90 sayılı KHK’nin de günün gelişen şart re ihtiyaçlarına göre yeniden düzenleme gereğinin ortaya çıktığı, bankacılık, sigortacılık, finansal kiralama ve sermaye piyasasından oluşan mali kesimimizin yeni müesseselerle çeşitlendirilmesi gereği duyulduğundan, finansman ihtiyacı olanlara kredi sağlayan finansman şirketlerinin yasal çerçeveye oturtulduğu, tüketici finansmanına yönelik olarak çalışacak finansman şirketlerinin faaliyete geçmeleri ile ekonomik hayatın gerektiği gibi işlemesine katkı sağlanacağı” belirtilmiştir.

Görüleceği üzere, Yasa gerekçesinde de mali sektörümüzün dünya ile bütünleşme sürecinde sektörde bütünlük sağlanması ve ekonomik hayatın gerektiğince işlemesine katkı sağlanması amaçlanarak, kurumlaşma süreci içerisinde finansman şirketlerinin kuruluşu öngörülmüştür.

3.2.1.3 FİNANSMAN ŞİRKETLERİNİN ÇALIŞMA KONUSU :

Yasa ve yönetmelikteki tanımlamalara göre finansman şirketlerinin başlıca işlevi, devamlı ve mutad meslek halinde her türlü tüketim malı ve hizmet alımını kredilendirmek süretiyle tüketicinin finansmanının sağlanmasıdır. Yani asıl faaliyet konusu kredi şeklinde ödünç para verilmesidir.

3.2.1.4 Açılacak Krediler ve Yapılacak Sözleşmeler :

Kredilendirme işlemleri imzalanan sözleşmeler ile yapılmaktadır. Finansman şirketlerinin iki tür genel sözleşme kullanmaları gerekmektedir :

Birincisi, satıcı (üretici) firma ile yapacakları genel anlaşmadır. Bu tür anlaşmada, finansman şirketleri, kredilendirecekleri mal ve hizmetleri temin eden satıcılarla önceden genel bir sözleşme yaparlar. Genel sözleşmede mal ve hizmetin teminine ilişkin genel şartların yanında tüketiciye uygulanacak faiz ve diğer masraflar serbestçe belirlenir. Genel sözleşmenin bir örneği, imza tarihinden itibaren 30 gün içinde Hazine Müsteşarlığına gönderilecektir.

İkincisi, tüketiciler ile yapılacak genel sözleşmelerdir. Finansman şirketleri ayrıca, tüketicilerle kredi işlemleri için yazılı sözleşme imzalamak zorundadırlar. Bu sözleşmede tüketicinin kredi sözleşmesinden doğan yükümlülüğü açıkça belirlenecektir.

Yönetmeliğin 12.maddesi gereğince finansman şirketlerince açılan krediler, satıcılarla yapılan genel sözleşmedeki esaslara göre tüketicinin nam ve hesabına mal ve hizmet teslimi ve temini ile birlikte, doğrudan satıcıya ödenmektedir. Ancak geri ödemeler, adına kredi açılanlar tarafından finansman şirketlerine yapılmaktadır.

Bankalar tarafından açılan tüketici kredilerinde ödeme doğrudan doğruya tüketiciye yapıldığı halde, finansman şirketlerince açılan kredi, mal üreten veya hizmet arz eden satıcıya yönelmiştir. Bu şekilde açılan kredinin amaç dışında kullanılması olanağı ortadan kalkmaktadır.

3.2.1.5 FİNANSMAN ŞİRKETLERİNİN YAPAMAYACAKLARI İŞ VE İŞLEMLER :

Yönetmeliğin 11. Maddesine göre bankalarca yapılması gerekli bazı iş ve işlemlerin finansman şirketlerince yapılması yasaklanmıştır. Buna göre;

a) Ana faaliyetleri dışında başka işlerle iştigal edemezler.

b) Teminat mektubu veremezler.

c) Mevduat veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı para toplayamazlar.

SPK’na göre menkul kıymet ihracı ile mali piyasalardan ödünç para alınması bu yasak . kapsamının dışındadır.

3.2.1.6 BİLGİ VERME VE DENETİM:

Yönetmeliğin 14.maddesine göre, finansman şirketleri yıllık bilanço ile kar-zarar tablolarını ve faaliyet raporlarımı bir örneğini genel kurul toplantısının yapılmasını izleyen ayın sonuna kadar Hazine Müsteşarlığı’na göndermek zorundadırlar. Müsteşarlık ayrıca şeklini belirleyeceği formlara göre, şirketten istatistiki bilgiler de isteyebilecektir.

Finansman şirketlerinin faaliyet ve işlemleri, Hazine Müsteşarlığı ile Maliye

Bakanlığı’nın denetim elemanlarınca denetlenecektir. Bu kuruluşlar kurumlar vergisi mükellefi olarak, denetim elemanlarına her türlü bilgiyi vermek, defter ve belgelerini ibraz etmek zorundadırlar. .

Genel hükümlere göre, finansman şirketlerinin işlemleri ayrıca bağımsız denetim kuruluşlarına da denetlettirilir. Bu takdirde denetleme raporlarının bir örneği Hazine Müsteşarlığı’na gönderilecektir.

3.2.2 FİNANSMAN ŞİRKETLERİNİN TÜRKİYE’DEKİ GELİŞİMİ VE İŞLEVLERİ:

Ülkemizde tüketici kredileri, benzeri ilk uygulama, T.C. Ziraat Bankası’nın 1950’li yıllarda “Marshall Planı” çerçevesinde başlatarak daha sonra kendi kaynaklarından finanse ettiği “Donatma ve techiz” kredileridir. Bu yolla nihai kullanıcı olarak çiftçilere önemli sayıda traktör, biçer döğer ve diğer tarım araçları kredileri açılarak, halen uygulanan tüketici kredileri yönteminin hemen hemen aynısı (malın çiftçiye teslimi, bedelin bayiye ödenmesi şeklinde) uygulanmak süretiyle Ülkemiz tarımsal üretim, teknoloji ve sanayiine çok büyük katkılar sağlanmıştır.

Bugünkü anlamda yaygın tüketici kredisi uygulaması ise 1988 yılından itibaren bankalarca uygulanmaya başlamıştır. Bunun yanında bugüne kadar, üretici, dağıtım firmaları ve bayiler seviyesinde dayanıklı tüketim ürünleri ve otomotiv satışları kredilendirilmiştir.

Bankaların kullandırdıkları tüketici kredileri tutarı ve kredi kullandırılan kişi sayısı T. Bankalar Birliğin raporlarından tespit etmek mümkündür. Buna göre :

Yıllar

Kredi Tutarı (mil. T.L.)

Kişi Adedi (küm.)

GSMH artışı (%)

1989

548.593

195.312

1.6

1990

4.170.701

1.132.954

9.4

1991

7.897.851

1.603.981

0.3

1992

16.685.412

2.097.624

6.4

1993

51.473.147

3.252.946

8.1

1994

75.899.978

3.466.435

-6.1

1995

124.471.329

3.679.924

8.0

Tablo 1:Bankaların kullandırdıkları Tüketici kredi tutarları ve kişi adedi

Görüleceği üzere bankalarca kullandırılan tüketici kredilerinde sürekli bir artış görülmektedir, özellikle 1993 yılında bir önceki yıla göre %208.49 gibi çok yüksek artış kaydedilmiş, buna bağlı olarak üretim de benzeri oranlarda artmıştır. 1993 yılı GSMH artışının da yüksek oranda gerçekleşmesi (%8.1) dikkat çekicidir. 1995 yılında da kullandırılan tüketici kredileri tutarında %67.95 oranında bir artış, GSMH’da ise %8 gibi yine yüksek oranda bir artış gerçekleşmiştir.

Yapılan bir araştırmaya göre tüketici kredileri; otomotiv sektöründe satışları %88. Dayanıklı Tüketim Ürünlerinde %47 oranında artırmaktadır.

Ancak, bankacılık sektöründe kullandırılan tüketici kredileri hacmi bilinmekle beraber, üretici, dağıtıcı firmalar ve bayilerce kullandırılan tüketici kredilerinin hacmi tam olarak bilinmemektedir. Bu krediler her ne kadar tüketici kredisi olarak adlandırılmamakla birlikte, üretici, dağıtım / pazarlama şirketi ve bayiler seviyesinde, “taksitli satış”, “kampanyalı satış” adı altında gerçekleştirilmektedir. Kredilerin finansmanı ise üretici veya dağıtım firmaları fonları yanında bayiler seviyesinde, ilave olarak bayiler fonlarından sağlanmaktadır.

Yapılan araştırmalara göre, dayanıklı tüketim ürünleri sektöründe satışların %85’nin taksitli / kampanyalı satışlarla gerçekleştirildiği belirtilmektedir. Otomotiv satışlarının önemli bir kısmı banka kredileri ile gerçekleştirilmekte birlikte, bu sektörde de önemli bir hacimde üretici, dağıtıcı firma ve bayi kredilerinin varlığı anlaşılmaktadır. Buradan, dayanıklı tüketim ve otomotiv sektörlerinde çok önemli boyutlarda kredi yoluyla finansmanın bulunduğu ortaya çıkmaktadır.

Üretici, dağıtıcı ve bayi kredilerinin mevcut uygulamada, taksitli satış ve kampanyalı satış adı altında gerçekleştirilmesinde, malın fiyatına vade farkı da eklenerek satış faturası düzenlenmekte veya vadeli fiyat ilan edilerek, peşin ödemelerde peşin indirimi uygulanmaktadır. Özellikle dayanıklı tüketim ürünleri sektöründe çok yaygın olan uygulama ise; peşin fiyatın içerisinde belli bir oranda vade farkı ekleyerek satış fiyatı bulunması, buna nispeten piyasanın altındaki bir faiz oranıyla vade farkı uygulayarak taksitli satış yapılmasıdır. Bu yöntemle, görünüşteki düşük faiz oranı ile satışları teşvik edilmektedir.

Görüleceği üzere taksitli ve kampanyalı satış yöntemlerinde ürün fiyatları gerçekte olması gerekenin üzerine suni bir fiyat artışını yaratmakta, bu da genel tüketici fiyatlar seviyesini yükseltmektedir. Nitekim, bu etkinin sakıncası görülerek, ürünün üretici dağıtıcı – bayi güzergahında oluşan vade farkı (faiz tutan) dolayısıyla fiyat seviyesinin yükselmesi ve vade farklarının da gider kalemi olarak mali tablolarda yer almasının engellenmesi amacıyla Maliyece düzenleme yapılmıştır. 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 15’ci maddesi, 01.01.1996 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 4008 sayılı Kanunla eklenen bent ile, “V.U.K. hükümlerine göre dönem sonu stoklarını son giren ilk çıkar yöntemine göre değerleyen veya amortismana tabi kıymetlerini yeniden değerlemeye tabi tutan kurumların, Gelir Vergisi Kanununun 41’ci maddesi 8 numaralı bendeki esaslar çerçevesinde hesapladıkları giderlerin” belirli bir oranını gider olarak yazılamayacağı hükmüne bağlanmıştır.

Kronik Enflasyon sorununu yaşayan Ülkemizde, hem bu nedenle, hem de Gümrük Birliği’ne geçilmesi safhasında ürün fiyatlarının gerçek seviyesine çekilmesinde yukarıda açıklanan uygulamaların yerine geçecek sistemin kurulmasında finansman şirketlerinin önemli bir misyonu bulunmaktadır.

Finansman şirketleri münhasıran tüketici kredisi vermek üzere kurulan finans kuruluşu hüviyeti ile bir ihtisas kurumu fonksiyonunu yerine getirerek; asıl fonksiyonu üretim veya pazarlama olan kuruluşların asli faaliyetlerinden uzaklaşarak kredi veren kurumlar haline gelmelerini önleyecek, üretici firmalar karlılıkları sadece üretimden doğan karlılıklarını ifade ederek, gerçek karlılıklarının ölçülmesine imkan verecek, dağıtım şirketlerinin fiyatlar genel seviyesini yükseltici etkisi giderilecek ve tüketiciler bayiler yerine münhasırın kredi vermek özere kurulmuş ciddi ihtisas kurumları ile karşılaşarak güven duyacak ve tüketicilerin istismarı engellenecektir.

Ayrıca, bankalardan kredi kullanamayan, çeşitli nedenlerle bankalardan çekinen düşük gelirli tüketiciler, bir ihtisas kurumunun güvencesi altında bayiler seviyesinde kredi kullanabileceklerdir. Bununla birlikte, bu sistem ile bayilik sistemi de kendisine çeki düzen verecek, vade farkı ve fiyatlama, faturalama konusunda çok farklı uygulamalar bulunan sektörde kayıt dışı işlemler ve vergi kaçakları da önlenecektir.

Diğer taraftan finansman şirketleri, kredilerin fonlamasını önemli ölçüde VDMK satışları ile sağlayacağından, mevcut alacak portföyünün menkul kıymetleştirilmesi yoluyla sağlanan ve gerçek bir alacak hakkı ve tahsilata dayalı olan yöntem ile piyasada da toplam fon arz ve talebi etkilenmeden finansman sağlanacağından talep artışı yoluyla fiyatlar genel seviyesi etkilenmeyecektir.

Özetlenirse :

Finansman Şirketlerinin piyasalarda gerçek yerini alması ile birlikte :

– Sektördeki vade farkı ve peşin fiyatta gizli vade farkı uygulaması nedeniyle fiyatlar genel seviyesinin yükselmesi engellenecektir.

– Üretici firmalar, asıl faaliyet alanlarında faaliyet göstererek gerçek karlılık seviyesini saptayabileceklerdir. Dağıtım ve pazarlama firmaları da asli faaliyet alanlarına döneceklerdir.

– Tüketiciler ciddi ihtisas kurumları ile muhatap olacaklar, tüketicilerin istismarı engellenecektir.

– Ülkemiz uygulamasındaki bayilik sistemi, kendisine çeki düzen vererek kurumlaşma , sürecine girecek, kayıt dışı ekonomi küçülecektir.

-VDMK fonları ile finansman sağlanması nedeniyle, alacak portföyünün menkul kıymetleştirilmesi sağlanarak, krediler yine tüketicilerin fonları ile finanse edilecek, talep , artışı yoluyla fiyatlar genel seviyesi etkilenmeyecektir.

3.2.3 FİNANSMAN ŞİRKETLERİNİN FON KAYNAKLARI :

Yasa ve yönetmelikte; finansman şirketlerinin mevduat veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı para toplamayacakları hükme bağlanarak, fon sağlayacak tek yöntem olarak menkul kıymet ihracı ve mali piyasalardan ödünç alınması imkanı , bırakılmıştır.

Burada “mevduat veya ivaz karşılığı para toplama” kavramının, yaygın bir şekilde para toplanması anlamında kullanıldığı kanaatindeyiz. Bilindiği üzere tüm dünyada olduğu gibi, Türk finans kesimi mevzuatı da, geçmişte yaşanılan birçok acı deneyime tepki olarak, halktan para toplanmasını katı kurallara bağlamış, bu tür kurumlar için güçlü bir mali yapı ve sıkı bir denetim öngörerek bu imkanı sadece bankalara tanımıştır. Madde devamında, “sermaye piyasası mevzuatına göre menkul kıymet ihracı” ise kısıtlama hükmü dışında bırakılmıştır. Menkul kıymet ihracı ve halka arzın da kurallara bağlanmış halktan yaygın para toplanması anlamına geldiği düşünülürse, burada asıl sınırlamanın halktan yaygın para toplanması olduğu, mali piyasalardan ödünç para kullanımına imkan tanındığı anlaşılmaktadır.

Ayrıca, 545 sayılı KHK’nin 2’ci maddesi ile “finansman şirketlerinin bu KHK hükümlerine bağlı olmakla birlikte, bankalar, sigorta şirketleri ve özel kanunlarına göre ödünç para vermeye yetkili kılınan kuruluşlar ile tüzel kişilerin doğrudan veya ortak veya iştirakleri vasıtasıyla dolaylı olarak ortaklık ilişkisi içinde bulundukları diğer tüzel kişilere ödünç vermeleri hakkında bu KHK’nin uygulanmayacağı” belirtilmek süretiyle, Kanun’un 2’ci maddesi gerekçesinde de açıklandığı üzere, uygulamada karşılaşılan zorluklar gözönüne alınarak Kanun kapsamı daraltılmak süretiyle, dolaylı ortaklık ilişkisi bulunan Holding ve Grup şirketlerinden ödünç para alınması imkan dahiline alınmıştır.

Yönetmeliğin 11’ci maddesinde, mali piyasalardan ödünç para alınmasına imkan veren hüküm “mali piyasa” kavramı ile yoruma ihtiyaç göstermektedir. Ayrıca, KHK’deki benzer düzenlemede, “Uluslararası piyasalar” kavramına yer verilirken, Yönetmelikte “mali piyasalar” kavramı kullanılmaktadır.

Literatürde “mali piyasa kavramı”; fon talep edenlerle fon fazlası olanlar arasındaki fon akımlarını düzenleyen aracı kurumlar, akımı sağlayan araçlar ve bunları düzenleyen yasal ve idari kurallardan oluşan yapı olarak tanımlanmaktadır. Bu nedenle tüm aracı kuruluşlardan sağlanan veya sermaye piyasası araçları ile sağlanan fonların mali piyasalardan sağlandığı anlaşılmakla birlikte, burada bankacılık sistemi asıl kaynak olarak ortaya çıkmaktadır.

Ancak, halen mevcut mevzuata göre finansman şirketlerinin Bankacılık sisteminden kullanacağı fonlar için ödeyecekleri faizlerin %10 KKDF ve %5 BSMV’ne tabi tutularak ilgili mevzuat uyarınca %15 ek maliyetin bulunduğu, KHK’nin 2’ci maddesi uyarınca kullanılan Grup ve Holding içi firmalardan sağlanan fonların da %15 KDV’ne tabi olduğa dikkate alındığında, bu alandan fon sağlanması yüksek maliyetleri içerdiğinden fiili kullanımı çok dar kalmaya mahkum bulunmaktadır.

Bu durumda finansman şirketlerinin fon sağlayabilecekleri en önemli kaynak; tahvil-finansman bonosu, VDMK ihracıdır. Ancak, SPK’nın 13’cü maddesi ve Bakanlar Kurulu’nun “Tahvil ve Sermaye Piyasası Aracı Niteliğinde Diğer Borçlanma Limitlerine Dair” 14.01.1993 tarihli kararı ile, belirli koşullara göre sermayenin belirlenen katları şeklinde ihraç limitlerinin belirlenmesi, bu yolla sağlanan fonları da sermaye tutarına bağımlı kıldığından sınırlı bir kaynak sağlamaktadır.

Buna karşılık, SPK’nun 3794 sayılı Kanun’la eklenen 13/A; maddesi uyarınca VDMK ihracında, Kanun’un l3’cü maddesinde belirtilen limitlerin uygulanmayacağı hükme bağlanarak, alacak portföyleri karşılığında VDMK ihracı ile sadece portföy marjına bağlı bir fon kaynağı sağlanmaktadır.

Finansman şirketleri, Seri : III No: 14, Seri : III No: 17, Seri : III No: 18 sayılı tebliğler hükümlerine göre “doğrudan” VDMK ihraç etme imkanına sahip bulunmaktadırlar.

3.2.4 FİNANSMAN ŞİRKETLERİ VE VERGİ :

Yeni bir kuruluş oldukları için finansman şirketleri Türk vergi ve usul kanunları içinde yer almamaktadır. Finansman şirketleri anonim şirket statüsünde kuruldukları için vergileme açısından bu tür şirketlerin tabi olduğu rejime tabidirler. Ancak vergi kanunları dikkatle incelenecek olursa, finansman şirketlerinin banker statüsünde olmaları nedeniyle, vergilendirilmelerinde bazı özellikler mevcuttur.

i) Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunları :

Finansman şirketleri anonim şirket statüsünde kuruldukları için kurumlar vergisi mükellefi olmaları doğaldır. Ancak yönetmeliğe göre sermayelerinin nakit karşılığı ödenmesi hisse senetlerinin tamamının nama yazılı olması bu kuruluşların tipik özelliğidir.

Yönetmelikteki bu hükme karşılık, SPK’nun 15.12.95 tarih ve 1301 sayılı ilke kararı uyarınca finansman şirketlerinin kayıtlı sermaye sistemine geçmek ve hisse senetlerinin halka arzına izin verebilmek için, asgari ödenmiş sermayelerinin yatırım bankalarında aranan sermaye tutarında olmasına, ayrıca ortak sayısı itibariyle halka açık şirket haline gelirlerse, sermaye artırımı ve hisse senetlerinin halka arzına ilişkin taleplerinin “…rüçhan haklarının kullanılmasından sonra kalan kısmının tahsisli satışına” şeklinde değerlendirilmesine karar verilmiştir. Bu nedenle finansman şirketlerinin halka açık şirket haline gelme imkanı bulunmaktadır. Halka açık olmayan finansman şirketleri %25 oranında kurumlar vergisine ve %24 oranındaki asgari kurumlar vergisine, Gelir Vergisi Kanununun 94.maddesinin 6-b bendi gereğince de %20 oranında gelir vergisi stopajına tabi bulunmaktadır.

Gerek kurumlar ve gerekse gelir vergisi tutarlarının %10’u tutarında da fon kesintisi bulunmaktadır.

ii) Katma Değer Vergisi :

Finansman şirketleri banka işlemlerinden biri olan “kredi verme” ile iştigal ettikleri için 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun l7.maddesinin dördüncü fıkrasının (e) bendi gereğince istisna kapsamına girmekte ve katma değer vergisine tabi bulunmamaktadır.

iii) Gider Vergileri :

1956 tarih ve 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu’nun 28.maddesine göre kredi veren finansman şirketleri bu tür işlemleri nedeniyle kendi lehlerine her ne nam ile olursa olsun müşteri durumunda olan kişilerden nakden veya hesaben aldıkları paralardan muamele vergisi ödemekle mükelleftirler. Bu nedenle KDV kapsamı dışında bulunan finansman şirketleri gider vergisi mükellefi olmaktadırlar. Bu verginin oranı halen %5’tir.

iv) Damga Vergisi Kanunu :

Finansman şirketlerinin satıcı (üretici) ile yapacakları genel sözleşmeler ile tüketicilerle yapacakları özel sözleşmeler 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu gereğince binde 6 vergiye tabi bulunmaktadır.

v) Harçlar Kanunu :

Yönetmeliğe göre, finansman şirketleri, Hazine Müsteşarlığı’ndan iki türlü belge almaktadırlar. Bunlar :

– Kuruluş izin belgesi : Bu belge izin için başvuran şirketin kurucularına, kanuni formalitelerin tamamlanması üzerine finansman şirketinin kurulması için verilen bir belgedir. Bu belge i1e şirket kuruluşuna geçilebilir.

– Faaliyet izin belgesi : Finansman şirketinin kuruluşu tamamlandıktan sonra Hazine Müsteşarlığı şirkete faaliyete geçmesi için bu belgeyi düzenler. Faaliyet izninin alınmasından sonra, şirketin bir yıllık süre içinde çalışmaya başlaması gerekir. Aksi takdirde Müsteşarlıkça Belge iptal edilebilecektir.

492 sayılı Harçlar Kanunu’na ait olmak üzere 25 Aralık 1995 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 29 seri no’lu Harçlar Kanunu Genel Tebliğinin “XI. Finansal Faaliyet İzin Belgesi Harçları” bölümünde konu ile ilgili şu açıklamalar yer almaktadır.

 

Tutar T.L.

i)Diğer Finansal kurumlar kuruluş ve faaliyet izin belgeleri (her yıl için)

ii)i fıkrrasında belirtilen kurumların açacakları şubelerle ilgili izin belgeleri (her şube için)

414.162.000

207.081.000

Tablo2 : Diğer Finansal Kurumlara İlişkin Belgeler ile ilgili Harçlar

Tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı gibi finansman şirketlerinin kuruluş ve faaliyet izin belgesi harçları bir hayli yüksek düzeydedir.

3.2.5 TÜRKİYE’DEKİ İLK FİNANSMAN ŞİRKETİ : KOÇFİNANS A.Ş.

22.11.1994 tarihinde kuruluş ön izni alınarak, kuruluşu 03.01.1995 tarihinde Ticaret Sicili’ne tescil edilen Şirket, T.C. Hazine Müsteşarlığı’ndan 30.03.1995 tarihinde “Finansman Şirketi Faaliyet İzin Belgesi”ni alarak faaliyetlerine fiilen başlamıştır. Her türlü mal ve hizmet alımını kredilendirmek amacıyla kurulan Şirket, Türkiye’deki ilk finansman şirketi tüketici kredisini 14.04.1995 tarihinde kullandırmış, tüketicilere yaygın kredi kullandırılması faaliyetlerine ise 01.08.1995 tarihinde başlamıştır.

Sermaye Yapısı :

Kuruluş sermayesi l Trilyon TL olan Şirket, 30.03.1996 tarihi itibariyle sermayesini 6 Trilyon TL nominal değere yükseltmiş ve 30.06.1996 tarihi itibariyle 4 Trilyon TL’si ödenmiştir. 6 Trilyon ‘TL’lik nominal sermayesi bulunan Şirket sermayesinin %50’si Koç Holdinge, kalan °/o50’si ise Grup içi üretim ve dağıtım şirketlerine aittir.

Amacı :

Türkiye’de kurulan ilk tüketici finansmanı şirketi olarak, mali sektörümüzün dünya ile bütünleşmesi sürecine yönelik çalışmalar çerçevesinde ekonomik hayatın gerektiği gibi işlemesine katkı sağlamak şirketin kuruluş misyonudur. Koç Grubunun geniş bir ürün yelpazesi vardır. Ayrıca bu ürünlerin satışına yönelik 7000 bayiden oluşan dağıtım ve pazarlama teşkilatı bulunmaktadır. Bu geniş ürün potansiyelini kredi ile destekleyerek satışları arttırmak ve topluluk sinerjisinden karlılık yaratmak amacındadır. Koçfinans tüketiciye doğrudan finansman sağlayarak üretici şirketler üzerindeki finansman yükünü kaldırmaktadır.

Kredi özellikleri :

– Ürünün satış noktasında / satışla eş zamanlı

– Yeterli miktarda

– Kolay Nispeten ucuz

Kredi sistemi :

Kredi Koçfinans’tan tüketiciye veriliyor,

Kredi, tüketici nam ve hesabına, Koçfinans tarafından bayinin işyerinde bayiye ödeniyor,

Ürüne bağlı olarak çeşitli güvenceler istenmekle beraber, bayi nihai garantör / kefil konumunda.

Geri ödemeler,:

– Bayinin kendisine, veya

– Belirlenen banka şubelerine yapılıyor.

-Kredi değerlendirmeleri bayide bayinin risk takdiri ile merkezde ise scoring ve bayi risk analizi sistemleri ile yapılıyor.

1995 ve 1996 Yılı Faaliyetleri :

1995 yılı Nisan ayında ilk tüketici kredisini veren Koçfinans, test çalışmalarını ve pilot uygulama hazırlıklarını Mayıs ve Haziran aylarında sürdürmüş, Temmuz ayında yapılanmasına son şeklini vererek 31 Temmuzda Koç Topluluğunun üretmiş olduğu dayanıklı tüketim ürünleri ve otomotiv ürünleri için tüketici kredisi pilot uygulaması başlatmıştır.

Yaygın kredi kullandırma faaliyetlerine Ağustos 1995’te başlayan Şirketin, 1995 yıl sonu itibariyle açmış olduğu kredilerle ilgili tablolar aşağıda sunulmaktadır.

Kredi Sayısı

Toplam Kredi (Mil T.L.)

Toplam Faizli Bakiye(mil. T.L.)

Bayi Sayısı Adet

DTÜ

25.147

915.180

1.142.485

291

LASTİK

11.977

456.920

565.104

198

OTOMOTİV

2.447

1.624.742

2.601.947

311

TOPLAM

39.571

2.996.842

4.309.536

800

Tablo3:Koçfinans A.Ş.’nin 1995 Yıl Sonu İtibariyle Açmış Olduğu Kredilerin Dağılımı

1995 yıl sonu bilançosuna göre Aktif toplamı 3.650 milyar TL, vergi öncesi karı 402 milyar TL’dir.

Kredilerin finansmanı amacıyla, Aralık 1995’te 1 trilyon nominal değerde tahvil, Ocak 1996’da 900 milyar nominal değerde l. tertip, Mart 1996’da 1 trilyon nominal değerde 2.tertip, Ekim 96’da I,5 trilyon nominal değerde 3.tertip ve Aralık 96’da 2 trilyon nominal değerde 4.tertip olmak üzere 1996 yılında toplam 5.4 trilyon nominal değerde VDMK ihraç edilmiştir.

Koçfinans A.Ş.’nin l996 yılı açılan kredi tutarı, adedi ve bayi sayıları ile il performans rakamları ve 1996 yılı kadar olan kümülatif değerler aşağıda sırasıyla Tablo 4 ve Tablo 5’de sunulmaktadır.

Kredi Sayısı

Toplam Kredi (milyon)

Toplam Faizli Bakiye (mil T.L.)

Bayi Sayısı (Adet)

DTÜ

194.534

8.698.903

10.646.581

1.331

LASTİK

26.374

1.164.448

1.515.146

183

OTOMOTİV

23.895

20.273.122

28.466.973

619

244.803

30.136.473

40.628.700

2.133

Tablo4: Koçfinans A.Ş.’nin 1996 Yılı itibariyle Açmış Olduğu Kredilerin Dağılımı

Kredi Sayısı

Toplam Kredi (milyon)

Toplam Faizli Bakiye (mil T.L.)

Bayi Sayısı (Adet)

DTÜ

219.681

9.614.083

11.789.066

1.331

LASTİK

38.351

1.621.368

2.080.250

183

OTOMOTİV

26.342

21.897.864

31.068250

619

284.374

33.133.314

44.938.236

2.133

Tablo5:Koçfinans A.Ş.’nin 01.10.1995-31.12.1996 tarihleri arasında kümülatif olarak açmış olduğu kredilerin dağılımı

OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA GÜMRÜKLER VE ŞEHBENDERLİK

I- OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA GÜMRÜKLER

A)GENEL ÖZELLİKLERİ

Osmanlı ekonomisinde iç,dış ve transit ticaretten alınan vergiler gümrük sistemi içerisinde incelenir.[1] Osmanlılarda gümrük vergileri devlet hazinesi adına tahsil edilen önemli gelir kaynaklarındandır ve hiçbir zaman tımar ve zeamet erbabına bırakılmamıştır, vakıflara terk edildiğine dair de bir kayda rastlanmamıştır. Başlangıçta özel gümrük memurları vasıtasıyla tahsili temel alınırdı. İltizam sistemi ortaya çıktıktan sonra zaman zaman gümrüklerinde iltizama verildiği görülür. Yinede devlet hazinesine ait bir gelir kaynağı olma özelliği değişmemiştir. Gümrük vergileri denildiğinde hem Osmanlı Devleti’nden yabancı devletlere ihraç edilen veya yabancı devletlerden ithal edilen mal ve eşyalar üzerinden alınan vergiler hem de Osmanlı Devleti’nin bir iskelesinden diğer bir iskelesine deniz yoluyla veya bir şehir veya kasabasına diğerine karayoluyla nakledilen mallardan alınan vergiler akla gelir. Böylece hem dış ticaret, hem de iç ticaret vergiye tabi oluyordu. Dolayısıyla Osmanlı’da gümrükler de iç ve dış gümrükler olmak üzere ikiye ayrılırdı.[2]

B) İÇ GÜMRÜKLER

İç gümrüklerde alınan vergileri âmediye, reftiye, masdariye ve mururiye olarak dört kısımda incelemek kâbildir: Âmediye, bir yerden bir yere taşınan yani gümrük yerine gelen mallardan; reftiye, bir memlekete taşınıpta orada tüketilmeyerek başka bir yere gönderilen yani gümrükten çıkan mallardan; masdariye, nakledilen yerde tüketilen ithal malı emtiadan; mururiye, dışardan Osmanlı ülkesine gelipte sarfedilmeden re-export amacıyla yabancı ülkelere gönderilen mallardan alınan transit vergisidir. Buna bac-ı ubûr (geçiş resmi) da denmiştir. Âmediye %3-5; reftiye % 1-3; masdariye %1-1,5 civarındaydı. Gümrük vergisi bir malın nakliyle ilgilidir. Yani bir yerde üretilip orada tüketilen bir maldan bu tür vergi alınması söz konusu değildi. Gümrükler deniz ve kara gümrükleri olarak ikiye ayrılırdı.[3]

İstanbul, İzmir, Antalya, Selanik, Beyrut, Trabzon, Kefe gibi merkezler, sadece dış ticaret değil, deniz taşımacılığının daha ucuz ve bazı hallerde kolay oluşu nedeniyle iç ticaret içinde önemli limanlardı. Dolayısıyla aynı zamanda önemli birer gümrük merkezleriydiler. Kara yoluyla yapılan ticarette de gümrük resmi alınması kara gümrüklerinin kurulmasını gerektirmişti: Bursa, Erzurum, Tokat, Diyarbekir, Bağdat, Şam, Halep, Edirne, Belgrad gibi büyük şehirlerden başka küçük yerlerdede gümrükler vardı. Vergisini ödeyerek bu gümrüklerden birinden geçen mallar için sahiplerinin eline “edâ tezkiresi” verilir; böylece başka bir gümrüğe geldiğinde aynı mal için tekrar gümrük vergisi ödenmezdi.[4]

Milli devletlerin doğuşundan sonra Avrupa’da XIX. Yüzyılın ortalarında kaldırılan iç gümrükler 1900’lere kadar Osmanlı devlet hazinesinin önemli gelir kaynaklarından birisiydi. Başlarda büyük şehirlerde alınan iç gümrük,son yıllarda gümrük merkezi haline getirilmiş olan şehir ve kasabalarda alınmakta olan iç gümrük 1843’te kaldırılmıştır. Yine 1840’larda kurulmakta olan yeni fabrikaların hammadde ve mamullerinden alınmakta olan iç gümrükler ya kaldırılmış yada hafifletilmiştir. Yerli sanayii korumak için tanınan gümrük muafiyetleri giderek yaygınlaştırılarak 1874’te karayolu ile yapılan ticaretin tümü için iç gümrük kaldırılmıştır. Deniz yollarında ise yerli ve yabancı malları ayırt etme güçlüğü yüzünden iç gümrükler çeyrek yüzyıl daha yaşamış ve 1900’de , savunma harcamalarına katkıda bulunmak üzere, %2’ye indirilmiş ve 1910’da tamamen kaldırılmıştır.[5]

C) DIŞ GÜMRÜKLER

Bu tür vergilerin konmasında Osmanlı Devleti’nin ahidname-i hümayun adı altında yabancı devletlere verdiği ticari imtiyazlar bir başka ifade ile kapitülasyonlar önemlidir. Dış ticarette kapitülasyon sistemi Osmanlılardan önce kurulmuştur. Bir çok ilk, orta, ve yeniçağ devleti ticareti geliştirmek için bu yöntemi kullanmıştır. Anadolu Selçukluları, Beylikler, Memlukler, Bizans, İngiltere vb. hep dış ticaret serbestliğini sağlamak için bu yöntemi izlemişlerdir. Orhan Gazi’den (1326-1360) itibaren Osmanlı Beyliği’de bu sistemi benimsemiştir.[6]

II. Mehmed, İstanbul’un fethinde yakınlık gösteren Cenevizlilere ahidname verdi. II. Beyazid ve I. Selim bu ahidnameyi yenilediler. Yine II. Mehmed’in Venediklilere verdiği imtiyaz önemli imtiyazlardandı. Daha sonra, önce Memluklar tarafından Fransa’ya verilen imtiyazı I. Selim 1516’da , I Süleyman 1528’de onaylamışlardı. Fransa’ya verilen bu imtiyaz Osmanlı Sultanları II. Selim , III. Murad, I. Ahmed, IV. Murad ve İbrahim zamanlarında yenilenmiş, IV. Mehmed zamanında, 1669’ da genişletilmiştir. Benzer ahidnameler zamanla Dubrovnik , İngiltere, Danimarka , Prusya, ve Belçika’ya da verilmiştir.[7]

Bu sistemin esasları şunlardır:

1. Osmanlı Devleti imtiyazın verildiği ülkenin tüccarlarının kendi topraklarına serbestçe gelip gitmelerine ve ticaret yapmalarına müsaade eder.

2. Tüccarların can ve mal güvenlikleri sağlanır.

3. Ölümleri halinde mirasları ülkelerinde varislerine intikal eder.

4. Aralarındaki anlaşmazlıklar kendi hukuklarına göre halledilir. Yerli tüccarlara anlaşmazlıklarında ise Osmanlı Mahkemeleri yetkilidir.

5. Başkalarının borçlarından dolayı takibata uğramazlar.

6. Mallarını istedikleri yerde satarlar.

7. Mal getirip götürdüklerinde genellikle %2-5 gümrük vergisi ödeyip başka vergi ödemezler.

8. Getirdikleri para vergiye tabi değildir.[8]

Osmanlı ilk devirlerinde dış ticarette alınan gümrük vergileri oldukça düşüktü. Fatih Sultan Mehmed zamanına kadar harici gümrük vergi oranı % 2 idi. Bu devirde önce % 4, sonra da % 5’e yükseltilmiş ve bütün XIV. Yy boyunca da bu oran devam etmişti.[9]

Osmanlılar, kapitülasyon politikası ile mali ve siyasi amaçlar güdüyorlardı. Mali amaç : transit ve dış ticaretten gümrük vergileri olarak hazineye katkı sağlamak, bunun yanında ticareti mümkün olduğu kadar Akdeniz havzasında tutmaya çalışmaktı. Siyasi amaç ise Osmanlıların kendi çıkarları için Batılı devletlere imtiyazlar vererek bunları birbirine karşı kullanmaktı. Ancak kapitülasyonlar devlet zayıflayınca aleyhe işlemeye başlamıştı. Batılılar Osmanlı ülkesini hammadde alım ve mamul madde sürüm sahası olmasını sağlayıcı politikalar izlemişlerdir. III. Selim kapitülasyonların gerçek anlamıyla uygulanması yolunda mücadele etmiş ama sonuç alamamıştır. Osmanlı Devleti’nin kapitülasyonlardan kurtulmak için Paris Konferansı (1856) sırasında yaptığı teşebbüs başarısız olmuş İttihat ve Terakki yönetimi de I. Dünya Savaşı’na girerken (1914) ikinci bir adım attı ancak savaşın yenilgi ile sonuçlanması bu teşebbüsün başarısız olmasına neden oldu. Kapitülasyonlar ancak Lozan Antlaşması (1923) ile kaldırılmıştır.[10]

II- Şehbenderlik

ticaret Nezareti’nin kurulmasından önce ticaret işlerine bakmak ve tüccarlar arasındaki ihtilafları halletmek üzere görevlendirilen memurdur. II. Mahmud devrinde mahalli ticaretin yabancıların eline geçmekte olduğunun görülmesi üzerine ticaret iki kısma ayrılarak Müslüman tüccarlara “ Hayriyye Tüccarı” , gayri müslim tüccarlara “Avrupa Tüccarı” denildi. “ Hayriyye Tüccarı”’ na bir takım imtiyazlar da verilerek aralarından birisi “ şehbender” olarak seçildi. Şehbenderler, baş şehbender, şehbender, şehbender vekili, şehbender memuru olmak üzere dört sınıftı. Ticaretle ilgili işleri halletmek üzere 1838’de “Meclis-i Ziraat ve Sanayi” kurulmuş birkaç gün sonra bu kuruluşun ismi “Meclis-i Umur-i Nafia” şekline getirilmiştir. 1839’da ise “Ticaret Vezareti” ihdas edilerek bu meclis de oraya bağlanmıştır. “ Şehbender” tabiri daha sonra konsolos karşılığı yabancı devletlerde kendi devletinin menfaatlerini korumakla görevli kimselere unvan olarak da kullanılmıştır. 1908’dan itibaren de bunun yerine konsolos tabiri kullanılmıştır.[11]

III-SONUÇ

Osmanlı’da gümrükler her zaman önemli olmuş ve hiçbir zaman tımar ve zeamete bırakılmamıştır, vakıflara bırakıldığına dair de bir kayıt yoktur. Gümrüklerden elde edilen gelirler devlet hazinesinin önemli gelir kaynaklarındandı. İltizamın çıkışıyla iltizama verildiği görülür ama yinede önemini yitirmemiştir. Yabancı devletlere ihraç edilen veya yabancı devletlerden ithal edilen mal ve eşyalardan ve Osmanlı’nın bir iskelesinden diğer bir iskelesine deniz yoluyla veya bir şehir veya kasabasından diğerine kara yoluyla nakledilen mallardan gümrük vergisine tabi idi. Böylece hem iç ticaretten hem de dış ticaretten vergi alınırdı. Gümrük vergisi bir malın nakliyle ilgilidir. Yani bir yerde üretilip orada tüketilen bir maldan gümrük vergisi alınmazdı. Gümrükler iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılırdı. İç gümrükler 1900’lere kadar Osmanlı hazinesinin önemli gelir kaynaklarından biri olma özelliğini korumuştur. İç gümrükler 1843’te kaldırılmıştır.

Dış gümrüklerde ise kapitülasyon politikası ile mali ve siyasi amaçlar güdülüyordu. Mali amaç transit ve dış ticaretten gümrük vergileri olarak hazineye katkı sağlamak bunun yanında ticareti Akdeniz havzasında tutmaya çalışmaktı. Siyasi amaç ise Osmanlı’nın kendi çıkarları için Batılı devletlere imtiyazlar vererek bunları birbirine karşı kullanmaktı. Ancak kapitülasyonlar devlet zayıflayınca aleyhte işlemeye başlamıştır. Batılılar Osmanlı’yı hammadde alma ve mamul sürüm sahası olarak görmeye başlamıştı. Kapitülasyonlardan kurtulmak için çeşitli girişimlerde bulunulmuş ancak Lozan Antlaşması’nda kaldırılabilmiştir.

Osmanlı’da ticaret işlerine bakmak ve tüccarlar arası ihtilafları gidermek üzere görevlendirilen “Şehbender” denen kimseler bulunurdu. Bunlar daha sonra konsolos karşılığı olarak yabancı devletlerde kendi devlet menfaatlerini korumakla görevli kişilere ünvan olarak verilmiştir. 1908’den itibaren ise konsolos tabiri kullanılmaya başlamıştır.

GENEL BİBLİYOGRAFYA

__TABAKOĞLU, Ahmet , Türk İktisat Tarihi, İstanbul 1998.

__ŞENER, Abdüllatif, Tanzimat Dönemi Osmanlı Vergi Sistemi , Ankara 1990.

__İHSANOĞLU, Ed. Ekmeleddin, Osmanlı Devleti Tarihi , Cilt II, İstanbul 1999.

__Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri, Cilt III.


[1] Ahmet Tabakoğlu,Türk İktisat Tarihi, İstanbul 1998,s.258.

[2] Abdullatif Şener, Tanzimat Dönemi Osmanlı Vergi Sistemi, Ankara 1990,s.145.

[3] TABAKOĞLU,gös. yer.

[4] Ed. Ekmeleddin İhsanoğlu, Osmanlı Devleti Tarihi, C.II, İstanbul 1999, s. 583.

[5] TABAKOĞLU, a.g.e., s. 258-259.

[6] TABAKOĞLU, a.g.e., s. 259.

[7] gös. yer.

[8] TABAKOĞLU, a.g.e., s. 259-260.

[9] İHSANOĞLU, a.g.e., s.586.

[10] TABAKOĞLU, a.g.e., s. 259.

[11] Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri, C.III, s.316.


Bedava İlan Verme