Ders Anlatım Eğitim Blogu,Öss,Sbs,Dersler

fizik, kimya, biyoloji, ingilizce, öss, sbs, öğretmenler

KONU:17.Yüzyılda Osmanlı Devletinde Çıkan İç Karışıklıklar

1.İÇ ÇALKANTILAR VE İSYANLAR

Osmanlı Devleti,kuruluşundan itibaren çetin mücadeleler içinde yaşamak mecburiyetinde kalmıştır.Bir taraftan Bizans ve Balkanlardaki devletlerle mücadele ederken,diğer taraftan çeşitli Türk beylikleri ile uğraşmıştır.Doğudan ve batıdan rahatsız edilmiştir.Türk ve İslam dünyasını Hristiyan ittifaklarına karşı korurken,kardeş devletlerle de uğraşmak zorunda kalmıştır.

Bütün bunlara rağmen,Osmanlılar,İslam dünyasının lideri olan büyük bir”cihan devleti”ni ortaya çıkarmıştır.İçte ve dışta huzuru sağlamış,bir huzur ve güven ortamı meydana getirmiştir.Askeri başarılarının yanı sıra siyasi,ekonomik ve kültürel gelişmeler sağlamıştır.Türk-İslam kültürünün zirvesi olan bir Osmanlı Medeniyeti meydana getirmiştir.

Yüzyıllarca süren üstün başarılarına rağmen,yüklendiği çetin görevin ve aleyhinde oluşan ittifakların yükü,devlete ağır gelmeye başlamıştır.Askeri harcamalar çok yükselmiştir.Ticari yolların değişmesi Osmanlı Devleti maliyesini olumsuz yönde etkiledi.Siyasi ve askeri meselelerle uğraşan devlet,dünyada meydana gelen ilmi ve teknolojik gelişmeleri görememiş,gördüklerini de uygulayamamıştır.

Osmanlı Devleti kurulduğu tarihten 17. yüzyıla kadar sürekli ilerleme ve gelişme içinde olmuştur.Çok geniş sınırlara ulaşan devlet 16. yüzyılın ikinci yarısında bir takım iç meselelerle karşı karşıya gelmiştir.Batıda Avusturya,doğuda İran ile yapılan savaşlar,Osmanlı Devleti’ni bunalımlı bir döneme sokmuştur.

İsyanların Sebepleri ve Özellikleri

Bu dönemde çıkan isyanlar,yönetimin,ordunun ve maliyenin bozulmasıyla ilgilidir.

Yönetimde merkezi otoritesinin zayıflaması üzerine eyaletlerde ve taşra teşkilatında kendi başına hareket eden kişiler ortaya çıktı.unlar,halk üzerinde baskı kurmaya ve merkezin emirlerini dinlememeye başladılar.Diğer yandan,uzun süren savaşlar sebebiyle askerden kaçanlar eşkıya olarak dağlara çıkıyor ve iç güvenliği tehdit ediyorlardı.Savaş ortamında doğan ekonomik kriz de huzursuzlukların kaynağı oldu.Maliyenin zayıflaması ile paranın ayarı düşürüldü.Paranın alım gücünün azalması ve yeni vergiler,üretimin düşmesine neden oldu.Buna rağmen çiftçi,esnaf ve tüccar üzerinde vergi yükü daha da arttı.Devlete olan güven sarsıldı.Bu fırsattan istifade eden kişilerinde teşvikiyle de iç karışıklıklar çıktı.Bu karışıklıkları çıkaranlar,gerçekleşen olumsuz gelişmelerden dolayı,yer yer halk tarafında desteklenmiştir.

Ayrıca,iç isyanların sebepleri şöyle sıralanabilir:

-Bu dönem padişahların yetersiz kişiler olmaları.

-Devlet memurlarının seçimlerde yeterliliğine bakılmayarak,rüşvet ve iltimasın rol oynaması.

-Tımar sisteminin bozulması ve buna bağlı olarak tarım ve hayvancılığın gerilemesi.

-Uzun süren savaşların,güvenliğin bozulmasına ve bunun,çiftçinin toprağını terk etmesine sebep olmasına.

-Halkın her türlü propagandaya kolayca inanması.

-Devşirmelerin her türlü imkana sahip olmalarına karşılık,Türklerin maddi imkansızlıklar içinde olmaları.

Yukarıda belirtilen sebepler insanları isyan etmeye yöneltmiştir.

İstanbul İsyanları

İstanbul’daki isyanlar çoğu defa yeniçeriler ve sipahiler tarafından çıkarılmıştır.Bunlar,genellikle maaşların yetersizliği ve zamanında ödenmemesi bahane ediyorlardı.Ayrıca,yeniçeriler bazı devlet adamlarının kendi çıkarları için kışkırtılıyordu.Bu durum,devlet içerisinde huzursuzluk yaratıyor,anarşinin ortaya sıkmasına sebep oluyordu.Kanlı olan bu isyanlar devlet ileri gelenlerinin hayatına mal olduğu gibi padişahların tahttan indirilmesine hatta öldürülmesine kadar gidebiliyordu.

İstanbul isyanları arasında en tehlikeli olanları III.Murat,Genç Osman,IV.Murat,IV.Mehmet dönemlerinde meydana gelenlerdir.

III.Murat zamanındaki isyanın en önemli sebebi,akçenin değerinin düşürülerek yeniçerilere ulufe ödenmesiydi. İsyancılar,saraya yürüyerek bu işlerden sorumlu gördükleri defterdarların katlini istemişlerdir.Çaresiz kalan yönetim,askerlerin istediğini yerine getirdi.Bu durum askerleri daha da cesaretlendirmiş ve arkası gelmeyen yeni isyanlara sevk etmiştir.

Genç Osman,Hotin seferlerinde yetersizliğini gördüğü Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılarak yerine yeni bir ordu kurulmasını planlıyordu.Padişahın bu planını öğrenen yeniçeriler ayaklandılar.Bir çok devlet adamını ve padişahı öldürdüler(1622).II.Osman,isyancılar tarafından öldürülen ilk padişahtır.Yeniçeriler bu olaylardan sonra devlet içinde ki güçlerini arttırmışlardır.

Yeniçeriler ve sipahiler IV.Murat’ın tahta geçtiği ilk yıllardan itibaren mesele çıkarmaya başladılar.Yeniçerilerin ayaklanması sonucu sadrazam öldürüldü.Bu olaydan etkilenen IV.Murat,devlet otoritesini kurtarmak için çalıştı.Sert tedbirler alarak düzeni ve güvenliği yeniden sağladı.

İstanbul’daki diğer bir isyan da IV.Mehmet zamanında patlak vermiştir.Harem ağalarının devlet işlerine karıştığını ve ulufelerin zamanın da ödenmediğini ileri sürerek yeniçeriler ayaklandı.Sorumlu gördükleri birçok devlet adamını idam ettirdiler.Öldürülen bu kişiler,Sultan Ahmet Meydanı’ndaki bir çınar ağacına asıldı.Bundan dolayı bu olaya Vak’a-i Vakvakiye denilmektedir(1656).

Taşra İsyanları
I.Celali İsyanı

Ülkedeki ekonomik sistemin bozulmaya başlaması,taşra isyanlarının temel sebebidir.Devlet yönetiminde meydana gelen otorite boşluğu da genişlemesine sebep teşkil etmiştir.Ayrıca,Avusturya ve İran ile yapılan savaşlar isyanların yayılmasına etken olmuştur.XVII.yüzyıl boyunca devam eden bu dönem isyanlarına Celali İsyanları adının verilmesi;Yavuz Sultan Selim döneminde Bozok (Yozgat) bölgesinde Celal isimli birisinin ilk defa isyan etmesinden kaynaklanmaktadır.Anadolu’da patlak veren Celali isyanlarından bazıları Karayazıcı,Canpulatoğlu, Kalenderoğlu,Katırcıoğlu,Gürcü,Nebi gibi kişilerin çıkardığı isyanlardır.

Bunlardan,Karayazıcı,Haçova Savaşı’ndan kaçmış ve ocaktan kaydı silinmişti.Urfa taraflarında isyan eden Karayazıcı,etrafına,hükümete kırgın olan devlet adamlarını ve asker kaçaklarını topladı.Kuvvetlerin mevcudu kısa zamanda otuz bin kişiye ulaştı.Sokulluzade Hasan Paşa’ya yenilen Karayazıcı,Samsun’a kaçtı ve Canik dağlarında girdiği çatışmada öldü.Kardeşi Deli Hasan,isyana devam etti.Devleti uzun süre uğraştıran Deli Hasan affedildi.Daha sonra Bosna valiliğine getirildi.Burada da rahat durmayan Deli Hasan sonunda idam edildi.

I.Ahmet zamanında,Celali İsyanları iyice yaygınlaşıp tehlikeli olmaya başladı.İsyancılar,Anadolu’nun büyük bir kısmını ele geçirdiler.1606 da Avusturya savaşının sona ermesi üzerine,Sadrazam Kuyucu Mehmet Paşa ve Kanije kahramanı Tiryaki Hasan Paşa isyancıların üzerine gönderildiler.Önce Canpolatoğlu,daha sonra da Kalenderoğlu isyanları bastırıldı.Bunlardan Kalenderoğlu,adamları ile birlikte İran’a sığındı.Anadolu da çok sayıda Celali’nin öldürülmesi üzerine devlet otoritesi yeniden sağlandı.

I.Mustafa zamanında,Erzurum beylerbeyi olan Abaza Mehmet Paşa,II.Osman’ın yeniçeriler tarafından öldürülmesini bahane ederek isyan etti.Abaza Mehmet Paşa,eline geçirdiği yeniçerileri öldürttü.Sonunda Hüsrev Paşa’ya yenilerek,onunla birlikte İstanbul’a geldi.İsyan nedenini ve macerasını IV.Murat’a anlattı.Padişah tarafından affedildi ve Bosna valiliğine tahin oldu.

II.Diğer İsyanlar (Eyalet İsyanları)

XVII.yüzyılda merkezi yönetimin zayıflaması sonucu Eflak,Boğdan ve Erdel’de çıkan isyanlar güçlükle bastırılabildi.Bu isyanların bastırılması,Osmanlı Devletini zaman zaman Avrupa devletleriyle karşı karşıya getirdi.Osmanlı Devletinin uzak eyaletlerinden biri olan Yemen,isyanların en çok görüldüğü yerlerden biriydi.İstanbul’dan tayin olan yöneticilerin bölgede kontrolü sağlayamamaları sebebiyle Yemen,1598-1635yılları arasında mahalli idarecilerin elinde kaldı.Bağdat’ta Subaşı Bekir’in çıkardığı isyan,IV.Murat döneminde Bağdat seferi ile son buldu.Bağdat beylerbeyi Hüseyin Paşa tarafından bastırıldı(1655).

XVII.yüzyılda diğer bir önemli isyan da Kırım’da çıktı.1608’de Kırım Hanı Gazi Giray’ın ölümü üzerine oğlu Toktamış,İstanbul’dan gelecek fermanı beklemeden kendini han ilan ettirdi.Bu durum İstanbul’da iyi karşılanmadı.Kırım Hanlığı’na Selamet Giray tayin edildi.Bu olay Kırım’da karışıklıklara sebep oldu.Kırım’daki karışıklıklar,Canbey Giray’ın Kırım hanı olmasına kadar devam etti.

İsyanların Sonuçları

Yeniçerilerin isyankar tavırları Fatih Sultan Mehmet zamanında başlar.Ulufe konusuna dayanan yeniçeri hareketleri,zaman zaman siyasi mahiyet kazanmıştır.İstanbul isyanlarında devletin otoritesi ağır bir sarsıntı geçirmiştir.İsyanlar sebebiyle devletin üst dereceli memurlarında psikolojik çöküntü doğmuştur. Yüksek dereceli memurların eli silahlı ve güçlü çapulcu ordusuna karşı yapabilecekleri bir şey yoktur.Bu gelişmeler sonucunda Osmanlı Devletinin merkezi otoritesi çöktü;inanırlığı ve güvenirliğini kaybetti.

Celali İsyanları’nın kaynağı büyük ölçüde,vergi yükünden yılıp köyünü,çiftini çubuğunu terk eden(çift bozan) insanlar oluşturuyordu.Kadıların,taşradaki yöneticilerinin usulsüz,kanuna aykırı iş yapmaları,fazla para(veya mal) toplamaları,hatta rüşvet almaları,bu isyanların psikolojik temelini meydana getirmiştir.Celali ve Eyalet isyanları bastırıldı.Fakat,ne çift bozan ne kanunsuzluk ve nede rüşvet eksildi.Bunun yanında,kuyucu Murat Paşa’nın isyanları bastırmak için,suçlu suçsuz önüne gelen insanı,çoluk çocuk demeden öldürtmesi derin yaraların açılmasına sebep oldu.

Ticaret sanayi,ziraat kısacası üretim,huzur ve güven ortamını sever.İsyanlar sebebiyle ne İstanbul’da ne de Anadolu’da huzur kaldı.Tarım arazileri isyanlar ve bastırma çabaları sonunda tahrip oldu.Halk daha da yoksullaştı.Dolayısıyla devletin gelirleri de azaldı.Halkının refahını,güvenliğini ve huzurunu sağlayamayan devlete güven kalmadı.

1915 ÇANAKKALE SAVAŞI

Savaş öncesi Durum

Yirminci yüzyılın başlarında Avrupa sınırlarından taşıyordu. Ekonomik rekabet, sömürgecilik ve milliyetçilik akımları Avrupa’yı ikiye bölüyordu. Almanya-Fransa ve Rusya-Avusturya arasındaki çekişmeler gerginliğe dönüşüyordu. 28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahdı Arşidük Ferdinand’ın bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi bu gerginliğe son noktayı koydu.

Avusturya’nın 28 Temmuz 1914’te Sırbistan’a seferberlik ilanının ardından 1. Dünya Savaşı başlamış oluyordu. Bir yandan Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya’dan oluşan üçlü İttifak Devletleri, bir yanda da İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşan Üçlü İtilaf Devletleri sonunda Avrupa’yı ikiye bölmüşlerdi.

Savaş ilanlarının ardından İtalya tarafsızlığını ilan ettiyse de bir yıl sonra İtilaf Devletleri’ne katıldı.

Osmanlı İmparatorluğu tarihin gördüğü en geniş sınırlara sahip olmuş, her çeşit milleti ve inanışı içinde barındırmış ve yaklaşık 600 yıl süren saltanatını 20. Yüzyılın başında kaybediyordu. Dışta ve içte yaşadığı mücadeleler Osmanlı Devleti’ni çökertiyor, topraklarını ve gücünü dağıtıyordu. Son olarak Trablusgarp ve Balkan Savaşları ile arka arkaya yenilgiler alan Osmanlı Devleti, Doğu Trakya dışında Avrupa’daki bütün topraklarını kaybetmiş, saygınlığını ve gücünü yitirmişti. Artık Osmanlı Devleti’nin ölümü bekleniyor ve diğer ülkeler tarafından paylaşım planları hazırlanıyordu.

Rusya boğazları ele geçirip sıcak denizlere inmeyi hedeflerken, İngiltere Süveyş Kanalı ve Hint yolunun güvenliği için Filistin’i ele geçirmeyi tasarlıyor, Fransa; Lübnan, Suriye ve Kilikya’nın kontrolünü düşlüyor; Almanlar doğuya yayılma politikası güdüyor, İtalyanlar ise Antalya’ya sahip olmayı istiyorlardı.

Birinci Dünya Savaşı’nın patlamasının ardından Osmanlı Devleti önce İtilaf Devletleri ile birlikte olmaya niyetlendiyse de, Rusya’nın bu duruma soğuk bakması Osmanlı’yı Almanya’ya doğru yönlendirdi ve 2 Ağustos 1914’te yapılan gizli bir antlaşma ile Alman-Türk ittifakı kesinleşti.

Bu tarihten sonra, güvenliği açısından seferberlik ve silahlı tarafsızlık ilan eden Osmanlı Devleti, 10 Ağustos 1914’te İngiliz donanmasından kaçan GOEBEN ve BRESLAU adlı Alman savaş gemilerinin boğazlardan geçmesine izin verir ve boğazları tüm yabancı gemilere kapatır.

GOEBEN ve BRESLAU’ın boğazlardan geçmesi itilaf devletlerinin tepkisine yol açar. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, bu iki gemiyi, daha önce İngilizlere sipariş ettikleri ve hatta parasını ödedikleri halde alamadıkları iki gemi yerine satın aldıklarını açıklar. Böylece, Yavuz ve Midilli adı verilen bu iki savaş gemisi Osmanlı Donanması’na katılmış olur.

27 Eylül 1914’te Amiral Souchon komutasındaki Yavuz, tatbikat amacıyla çıktığı Karadeniz’de Ruslar’a ait Sivastapol ve Novorosisk limanlarını bombalayınca 1 Kasım 1914’te Ruslar Kafkasya’da sınırı geçerek fiilen savaş başlatmış ve Osmanlı Devleti de sıcak savaşın içine çekilmiş olur.

Osmanlı Devleti’nin elinde bulunan boğazlar, konumları nedeniyle özellikle Avrupa için çok büyük bir önem taşıyorlardı. Tarih boyunca uğurlarında nice savaşlar verilen boğazlar stratejik, ekonomik ve kültürel açıdan paha biçilmez değerdeydiler. Bugün bile bakıldığında değerlerini korumaya devam ettikleri açıktır.

İtilaf Devletleri’nin Boğazları açma nedenlerinin başında, elbette ki boğazların sahip olduğu bu stratejik önem yatıyordu. Rusya’ya yardım edebilmek hedefiyle yapılanan bu düşünce ; aynı zamanda Almanya’dan yeterli yardım alamayacağı ve fazla direnemeyeceği düşünülen Osmanlı’yı tek başına ve planlanmış bir barışa mahkum etmeyi planlıyordu. Ayrıca boğazları kazanmak demek, İstanbul’u ele geçirip Osmanlı ve tüm Avrupa üzerinde manevi bir yıkıma sebep olmak demekti. Tarafsız kalan pek çok ülke bu başarıya kayıtsız kalamayacak ve İtilaf Devletleri’ne katıldıklarını açıklayacaklardı.

Boğazlardan geçilebilirse, kazanılacak olan başarı tüm Müslüman sömürgeleri sindirecek, güneyde sömürge devletlerini rahatsız eden hiçbir şey yaşanmayacaktı. Bu düşünceyle İngiltere 28 Ocak 1915’te Osmanlı’ya savaş kararı aldı ve bu karara Fransa da katıldı.

Deniz Harekatı

“ Denizlere hakim olan dünyaya hakim olur.” düşüncesiyle hareket eden İngilizler, boğazları ele geçirmek için donanmanın yeterli olacağına inanıyorlardı. Bahriye Nazırı Churchill’in planları Akdeniz filosu komutanı Amiral Carden tarafından da desteklenince, Lord Fisher’ın şüpheli gördüğü bu harekatın donanma ile yapılmasına karar verildi. Tarihinde hiçbir yenilgi almamış olan İngiliz donanmasının silah, teknoloji ve başarı açısından kendine güveni tamdı. Dünyanın yenilmez donanması, Fransa’nın da desteği ile dünyanın en büyük armadasını oluşturuyordu. Bu donanmaya karşı gelebilecek hiçbir güç düşünülemezdi. Hele ki yıpranmış, teknoloji açısından zayıf ve parçalanmak üzere olan Osmanlı, bu armada ile asla baş edemezdi.

İtilaf Devletleri’nin deniz harekatı 19 Şubat 1915’te başladı. 13 Mart 1915’e kadar düşman gemileri tabyaları top ateşine tuttu, mayın tarama gemileri olabildiğince yol açtı. Boğazları zorlayarak geçebileceklerine inanan düşman kuvvetlerinin, kararlı ve dirençli bir karşılık almaları bu işin o kadar da kolay olmadığını gösteriyordu. Bir ay boyunca yapılan binlerce mermi atışının ardından çok da büyük bir gelişme elde edilememişti.

18 Mart’a kadar geçen bu dönemde boğazın girişinde bulunan Rumeli yakasındaki Seddülbahir ve Ertuğrul tabyaları ile, Anadolu yakasındaki Kumkale ve Orhaniye tabyaları tahrip edilmişti. Boğaza giriş kapıları aralanmış ama hala ilerde olacaklar belirsizdi.

Ve 18 Mart 1915 sabahı geldiğinde kimse günün sonunda neyle karşılaşacağını bilmiyordu.

17 Mart 1915’te Amiral Carden’in yerine Amiral De Robeck’in atanmasıyla 18 Mart da gerçekleşecek plan uygulamaya konuluyordu.

Plana göre; 18 Mart sabahı 3 deniz tümeninden oluşan düşman filosu boğazda belirdi. Filonun en güçlü gemilerinden oluşan 1. Tümen bizzat Amiral de Robeck tarafından kumanda ediliyordu.

Queen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson muharebe gemileri ve Inflexible muharebe kruvazöründe oluşan 1. Tümen, saat 10:30’da boğazdan içeri girdi. Filonun önündeki muhripler savaş alanını tanıyorlardı. Planlanan noktaya ulaşıldığında Queen Elizabeth’in hedefi Rumeli Mecidiye Tabyası, Lord Nelson’un hedefi Namazgah Tabyası, İnflexible hedefi ise Rumeli Hamidiye Tabyası idi. “A Savaş Hattı” olarak adlandırılan bu plan 11.30’da uygulanmaya başlandı ve 11.30’da merkez tabyalarına ateş başladı.

Bu arada düşman gemileri Kumkale’den gelen tedirgin edici ateş hattına da girmişlerdi. Obüslerden üstlerine ateş yağıyordu. Yine de mesafe uzak olduğundan Türk bataryaları savaş gemilerine karşılık veremiyordu. Saat 12.00 sularında Çimenlik, Rumeli Hamidiye ve Anadolu Hamidiye ateş almıştı. B Hattı diye adlandırılan Amiral Guepratte komutasındaki 3. Tümen Suffren, Bouvet, Goulois, Charlemagne adlı dört Fransız gemisiyle Triumph ve Prince George adlı iki İngiliz muharebe gemisinden oluşuyordu. Plana göre bu tümen 1. Tümenin arkasından hareket geçti ve B hattı önündeki yerini aldı. Yavaş yavaş yaklaşan gemiler bu cesurane ilerleyişlerinde Türk bataryalarından düşen mermi ateşi altında B hattına vardılar. Şiddetli yapılan karşılıklı çatışmalarda aradaki bataryalar sustuysa da merkez bataryalar ateşe devam ediyorlardı. 900 yarda kadar içeri sokulduklarından şiddetli ateş bu gemilerin üzerine yağıyordu. 3. Tümene ait olan iki İngiliz gemisi Triumph ve Prince George A hattının kıç omuzluklarında yerlerini almış Rumeli Mesudiye ve Yıldız Tabyalarını hedeflemişlerdi.

Rumeli merkez bataryaları çok yoğun bir ateş altındaydı. Mermilerin çoğu tabyalar içine düşmüş, telefon hatlarını bozmuş, yangınlar çıkarmıştı. Rumeli Mecidiye tabyası topçuların şehit olması ile devre dışı kalmıştı.

Planın ikinci aşamasında Türk bataryaları üzerinde yeteri kadar üstünlük sağlanabilirse Albay Hayes Sadler komutasındaki 2. Tümen devreye girecekti. Ocean, İrresistible, Albion, Vengeance, Swiftsun ve Majestic’ten oluşan 2. Tümen, 3. Tümenin yerini alacak ve B Hattından son olarak yakın muharebe yapılarak Tabyalar içinde olmayıp mayın hatlarını savunan toplar tahrip edilerek bombardımandan hemen sonra mayın tarama işlemlerine başlanacaktı. Fakat 3. Tümenin yerini alacak 2. Tümen gelmeden önce beklenmedik bir şey oldu. Saat 14:00’e doğru Suffren büyük bir hızla boğazı terk etmekte ve Bouvet’de onu izlemekteydi. A hattını geçmek üzereyken Fransız gemisi Bouvet’de bir iki patlama oldu ve Anadolu Hamidiye tabyasınca ateş altındayken 3 dakikada suların altına gömüldü. Derin bir şaşkınlık yaşanıyordu. Queen Elzabeth ve Agamemnon dışındaki bütün gemiler ateşi kestiler. Muhripler ve istimbotlar personeli kurtarmaya gittiklerinde 20 kişi kurtarılabilmiş, 603 kişi sulara gömülmüştü. Bu arada 12.30 sularında Goulois isabet almış ve ağır yaralarla boğazı terk ediyordu. 15.30 sularında mayına çarpan Inflexible’ın durumu kötüydü ama yoğun çabayla Bozcaada’ya ulaştı. 2. Tümen İngiliz gemileri, 3. Tümenin yerini aldığında bu manzara ile karşılaşmıştı. Saat 14.30’da ateşe başlayarak 10 yardaya kadar yaklaştılar. Namazgah tabyasını bombardıman ediyordu. Saat 15.00’te Rumeli Hamidiye daha sonra da Namazgah aldığı isabetle savaş dışına kalmıştı.

Anadolu Hamidiye tabyası hasar görmemişti ve İrrisistible’a ateş ediyordu. Saat 15.14’de İrrisistible’ın yanında korkunç bir patlama duyuldu. Saat 16.15’te tabyalarda uzaklaşmak isterken bir mayına çarptı. Bu bölgede bir gece önce Nusret’in döktüğü mayınlar hiç hesapta yokken can alıyordu. Bölgenin mayınlı olduğunu anlayan Amiral de Robeck 2. Tümenin geri çekilmesi için emir verdi. 18.05’te geri çekilirken Ocean da mayına çarpmıştı. Güçlü top ateşine rağmen Ocean’ın personeli muhripler tarafından boşaltıldı.

18 Mart’ta yaşananlar şaşkınlık yaratmıştı. Lord Fisher gibi ordusuz bir donanmanın başarıya ulaşamayacağını söylayenler haklı çıkıyor, de Robeck ve Churchill gibi hala donanma ile boğazları zorlayıp İstanbul’a çıkılabileceği düşüncesi yeni hareket planları doğuruyordu.

Kara Harekatı

Çanakkale Savaşları’nda Deniz Harekâtı’nın başarısızlığı umutları Kara Harekâtı’na çevirmişti.Daha 1 Mart’ta Yunanistan, Gelibolu yarımadasını işgal etmek, mümkün olduğu takdirde İstanbul üzerine yürümek üzere İngiltere’ye üç tümenlik bir kuvvet önermişti. İngiliz ve Fransızlara kalsa öneri kabul edilebilirdi. Ancak Rus Çarı, İngiliz Büyükelçisi’ne, hiçbir şart altında Yunan askerinin İstanbul’a girmesine izin vermeyeceğini bildirerek bu tasarıyı önledi.

Londra’da ise, harekâtı Donanma yalnız mı yapsın, yoksa Kara Ordusu ile birlikte mi hareket etsin tartışması yapılmakta idi. Bir Kara Ordusuna ihtiyaç olduğunu savunanların arasında Lord Fisher geliyordu. Bununla beraber son karar, Savaş Bakanı (Harbiye Nazırı) Lord Kitchener’indi. O ise, ısrarla elinde birlik olmadığını söylüyordu, ama seçkin bir birlik olan ve İngiltere’de bulunan 29’ncu Tümen’e hiçbir görev verilmemişti.
Nihayet Mart’ta Kitchener Çanakkalecilerin tarafına kayarak 29’ncu Tümenin Ege’ye sevk edileceğini, Çanakkale’de bulunan Deniz Piyadelerine Gelibolu Yarımadası’nın temizlenmesinde yardım edeceğini açıkladı. Bu haber Fransa cephesinde buluna İngiliz Generallerinin öylesine büyük tepkisine yol açtı ki, Mareşal sözünü geri alarak 18 Şubat’ta bu birliğin yerine o sırada Mısır’da bulunan Avustralya ve Yeni Zelanda Tümenlerinin gideceğini bildirmek zorunda kaldı.

Askeri durumu tetkik için Çanakkale’ye gönderilen General Sir William Birdwood, 5 Mart’ta Kitchener’a gönderdiği raporda, Donanmanın tek başına Bağaz’dan geçemeyeceğine inandığını, kuvvetli bir ordunun karadan donanmayı desteklemesi gerektiğini bildiriyordu. Bu rapor Kitchener’in bütün tereddütlerini giderdi. 10 Martda 29’ncu Tümenin Ege’ye gönderileceğini açıkladı. Ayrıca bir Tümen de kendilerinin göndermeleri için Fransızları ikna edeceğini ilave ediyordu.

Böylece Mısır’daki Anzac Tümenleri ile birlikte 70 bin kişilik bir kolordu bu işe ayrılmış oluyordu.

Birdwood’un raporuna rağmen, hala donanmanın tek başına Boğazı geçebileceğini düşünenler vardı. Bu karışıklık içinde Kara kuvveti hazır olana kadar Donanmanın harekatını geri bırakmasını, bu suretle Kara ve Deniz Kuvvetlerinin müşterek harekata başlamasının en iyisi olacağını hiç kimse aklına getiremiyordu.

O sıralarda Londra’ya hakim olan bu kargaşalık ve belirsizliği, ne yapacağı belli olmayan Sefer Kuvveti’nin Komutanlığına yapılan atamadan anlamak mümkündür. Bu komutan, Kitchener’in Güney Afrika savaşlarından eski bir arkadaşı General Sir Ian Hamilton’du.

Donanma asıl saldırısını yapana kadar, Hamilton’un birlikleri işe karışmayacaktı. Eğer deneme başarıya ulaşmazsa Hamilton Gelibolu yarımadasına çıkarma yapacak, başarıya ulaşırsa yarımadaya zayıf bir kuvvet bırakıp doğrudan doğruya İstanbul üzerine yürüyecekti. Oradan İstanbul Boğazına çıkarılmış bir Rus Birliği ile birleşmesi umuluyordu.

Türk tarafı ise, 18 Mart’ta kazandığı zaferden dolayı kendisine olan güvenini tazelemiş, Çanakkale’nin Boğazlar’dan geçilemeyeceğini tüm dünyaya göstermişti. Bu zaferin ardından, Müttefiklerin kaçınılmaz kara harekâtına karşı Türk tarafı da son sürat hazırlıklara başlamıştı. Çanakkale ‘de 5. Ordu oluşturulmuş başına da Mareşal Liman von Sanders getirilmişti. Kıyılara dikenli tellerle çevriliyor, birlikler önemli yerlere yerleştiriliyor, müttefiklerin her hareketi gözleniyordu. Müttefik çıkarmasını bekleyen bir başka kişi ise 19. İhtiyat Tümeni’nin başında bulunan yarbay Mustafa Kemaldi.

-25 Nisan 1915

General Hamilton 25 Nisan 1915 günü, iki İngiliz ve bir Fransız tümeni ile, bir Hint tugayını Seddülbahir bölgesine, iki tümenden oluşan Anzak Kolordusu’nu da, ikinci derecede tuttuğu Karatepe bölgesine çıkarmayı planlamıştır. Bu planın nasıl uygulanacağı yukarıda özetlenmiştir.

Aynı tarihte, Gelibolu’daki Türk kuvvetleri ise, 3 üncü ve 16 ıncı Kolorduların yanısıra 6 tümen, süvari tugayı ve bağımsız taburlardan oluşuyordu. Daha sonra, savaşın gelişme süreci içinde yapılan gerekli kıta kaydırmalarıyla, toplam tümen sayısı 16 ya çıkartılacaktır.

 

25 Nisan çıkarmasından yaklaşık bir ay önce, Gelibolu’da bulunan 5. Kolordu komutanlığına atanan Mareşal Liman von Sanders’in düşüncesine göre, müttefikler çıkarmayı Saros Körfezi’ne yapacaklardır. Bu nedenle de kendisi, birliklerin çoğunu Saros Körfezi ile Anafartalar bölgesinde; bir tümeni Seddülbahir bölgesinde ve iki tümenli 15nci Kolorduyu da, anadolu yakasında tutmayı uygun bulmuştur. Ayrıca savunma amacıyla kıyının belli noktalarında gözetleme ve koruma birlikleri bulundurulacak, asıl kuvvetler ise geride yedekte tutulacaktı. Aslında Liman von Sanders’in bu savunma planına Türk komutanlar karşıydılar. Onlara göre, düşman en zayıf ve kritik anları olan çıkarma sırasında kıyıda karşılanırsa, ilerlemesi önlenebilecekti. Mareşalin gelmesinden önce hazırlanan türk savunma tedbirleri de böyleydi. Ancak, uygulamaya konulan, ordu komutanı Liman von Sanders’in planıdır. Daha sonra çıkarma başlayınca, komutanların aldıkları ek önlem ve hazırlıklar sayesindedir ki , çıkarılan ilk düşman birlikleri kıyıda karşılanacak ve fazla ilerlemeye fırsat bulamadan, 3-4 kilometrelik bir ilerlemeden sonra savaş bitene kadar, bulundukları yerde çakılıp kalacaklardır.

-Arıburnu Muharebeleri

General Hamilton 25 Nisan 1915 günü, iki İngiliz ve bir Fransız tümeni ile, bir Hint tugayını Seddülbahir bölgesine, iki tümenden oluşan Anzak Kolordusu’nu da, ikinci derecede tuttuğu Karatepe bölgesine çıkarmayı planlamıştır. Bu planın nasıl uygulanacağı yukarıda özetlenmiştir.

Aynı tarihte, Gelibolu’daki Türk kuvvetleri ise, 3 üncü ve 16 ıncı Kolorduların yanısıra 6 tümen, süvari tugayı ve bağımsız taburlardan oluşuyordu. Daha sonra, savaşın gelişme süreci içinde yapılan gerekli kıta kaydırmalarıyla, toplam tümen sayısı 16 ya çıkartılacaktır.

 

25 Nisan çıkarmasından yaklaşık bir ay önce, Gelibolu’da bulunan 5. Kolordu komutanlığına atanan Mareşal Liman von Sanders’in düşüncesine göre, müttefikler çıkarmayı Saros Körfezi’ne yapacaklardır. Bu nedenle de kendisi, birliklerin çoğunu Saros Körfezi ile Anafartalar bölgesinde; bir tümeni Seddülbahir bölgesinde ve iki tümenli 15nci Kolorduyu da, anadolu yakasında tutmayı uygun bulmuştur. Ayrıca savunma amacıyla kıyının belli noktalarında gözetleme ve koruma birlikleri bulundurulacak, asıl kuvvetler ise geride yedekte tutulacaktı. Aslında Liman von Sanders’in bu savunma planına Türk komutanlar karşıydılar. Onlara göre, düşman en zayıf ve kritik anları olan çıkarma sırasında kıyıda karşılanırsa, ilerlemesi önlenebilecekti. Mareşalin gelmesinden önce hazırlanan türk savunma tedbirleri de böyleydi. Ancak, uygulamaya konulan, ordu komutanı Liman von Sanders’in planıdır. Daha sonra çıkarma başlayınca, komutanların aldıkları ek önlem ve hazırlıklar sayesindedir ki , çıkarılan ilk düşman birlikleri kıyıda karşılanacak ve fazla ilerlemeye fırsat bulamadan, 3-4 kilometrelik bir ilerlemeden sonra savaş bitene kadar, bulundukları yerde çakılıp kalacaklardır.

-Seddülbahir Muharebeleri

25 Nisan günü, Müttefik Kuvvetleri Donanmanın koruyucu bombardımanı altında, beş ayrı yerden Gelibolu Yarımadası’na çıkmaya başladılar. İngiliz ve Hint birliklerinin çıkarıldığı ilk hedef , güneyde Alçıtepe’yi ele geçirip Kilitbahir platosuna ilerlemek, oradaki merkez tabyalarını susturduktan sonra Boğaz’ın giriş bölgesini ele geçirmekti. Burada Müttefik donanmasına bağlı savaş gemilerinin yaptığı bombardımanın şiddetine bir örnek vermek gerekirse; sadece Ertuğrul Koyu sırtlarındaki 26. Alayın 10.Bölüğünün savunma mevzilerine 4650 mermi atılmıştı.

 

Buna rağmen Türk bataryaları ve kuvvetleri imha olunamadığından İngiliz Birlikleri ağır kayıplar vermekte ve bu durum, Müttefik kuvvetler arasında büyük bir şaşkınlık yaratmaktaydı. Bu günlerde, gerçek bir kahramanlık destanı yaratan Yahya Çavuş’un takımı, işte bu 10. Bölüğün takımıdır.

Temmuz 1915 sonuna kadar, çok kanlı geçen, göğüs göğüse süngü hücumları ve karşı hücumlarla süren Kirte-Kerevizdere- Zığındere Muharebeleri, özellikle Türk birliklerinin, Müttefik Donanması’nın ateşinden korunmak amacıyla, gece yaptıkları süngü hücumlar şeklinde olmuştur. Sekiz gün, geceli gündüzlü süngü hücumlarıyla geçen Zığındere muharebesi, iki taraf için de kayıpların en fazla olanı ve en kanlı geçenidir.

 

Bu bölgedeki harekat ağustos ayıyla birlikte mevzi muharebesine dönüşür. Böylece işgal kuvvetleri, 3-4 kilometrelik bir arazide çakılıp kalmış, Alçıtepe ve Kirte ele geçirilememiş, durum boşaltmaya kadar değişmeden böylece devam etmiştir.

-Kumkale Muharebeleri

25 Nisan 1915 günü saat 04.30’da Fransız filosu Kumkale önlerinde savaş düzeni almıştı. Kumkale ve Kumkale-Orhaniye arasını hedef alan şiddetli donanma ateşinin ardından Fransız birlikleri karaya çıktılar.

Kumkale’deki Türk takımı Fransız bombardımanlarına ve karaya çıkan iki Fransız bölüğüne karşı kahramanca dayandıysa da, sürekli takviye edilerek tabur seviyesine çıkan Fransızlar karşısında kaleyi bırakarak Kumkale köyüne çekilmek zorunda kaldı. Sadece yarım takımlık 6. Bölük’ün ihtiyatıyla takviye edilebilen takım, Kumkale sokaklarında Fransızlarla kısa süren sokak muharebelerine girdi. 6. Bölük komutanı, birliklerini Kumkale mezarlığına çekti. Takım komutanlarından birinin şehir düşmesine, diğerinin de yaralanmasına ve cephane sıkıntısına rağmen, bölük inatla savunmasını sürdürdü ve Fransız kuvvetlerinin kanadını Kumkale’de bastırıp, bütün cephesini hareketten alıkoydu.

Türk birlikleri Kumkale’yi geri almak için taarruza geçince Kumkale sokaklarında göğüs göğüse yakın muharebe başladı. Fransızlar da direnişlerini sertleştirmişlerdi. Türk hücumlarının en şiddetli bir anında Fransızlar beyaz bayrak çektiler. Üst rütbeli Fransız subayı da kendi rütbesine denk bir Türk subayına teslim olmak istedi, fakat dil farkı yüzünden anlaşılamadı.

Teslim alma olayı uzayınca Fransızlar tekrar toplanarak mevzilerine döndüler ve yer yer ateş muharebeleri başladı. Fransız filosu da kendi birlilerine zayiat verdirme pahasına, Fransız ve Türk birliklerinin birbirine girdiği Kumkale’ye şiddetli ateşlere başladı. Türk birlikleri Mezarlık-Kumkale-Orhaniye hattına çekilmek zorunda kaldılar.

Fransızlar da Kumkale’de kıyı başı tutmuşlar ama ilerleyememişlerdi. Gelibolu Yarımadası’na çıkarma yapan İngiliz kuvvetlerinin takviye edilmesi amacıyla, Seferi Kuvvetler Başkomutan’ı General Hamilton’un emriyle, Fransız kuvvetleri 26/27 Nisan 1915 gecesi başarılı bir çekilme harekatıyla geri alındılar.

-Anafartalar Zaferi

25 Ağustos 1915’ten Ağustos sonuna kadar, Müttefikler hem Seddülbahir hemde Arıburnu’nda başarılı olamayınca, Çanakkale Boğazı’nı, geriden sarkarak ele geçirmek amacıyla harekete geçerler. Bu arada General Hamilton, Türk Ordusu’nun gerilerine sarkmak ve çember içine alıp yok etmek için, Büyük ve Küçük Kemikli Burunları arasında yeralan Suvla sahillerine çıkıp, Anafartalar’da üçüncü bir cephe açmaya karar verir. Hedef, Conkbayırı ve Koçaçimentepe blokunu ele geçirerek buradan ilerleyip, çanakkale Boğazı’na inerek hakim olmaktır.

Bu amaçla da, 9.İngiliz Kolordusu’nu ,6-7 Ağustos gecesi karanlıktan yararlanarak bölgeye çıkartır. Amaç, sabah gün ağarmadan von Sanders, Saros Grup Komutanına 7. ve 12. Tümenlerle süratle Anafartalar kesimine gitmesini ve karaya çıkan İngiliz birliklerine 8 Ağustos sabahı erkenden taarruz edilmesi emrini verir. Anafartalar Müfrezesi komutanı Yarbay Vilmer’e de, Saros’dan iki tümenin gelişine kadar, İngilizlerin ilerleyişine engel olunmasını emreder.

Liman von Sanders, bundan sonra, Kurmay Albay Mustafa Kemal’i, 8 Ağustos 1915 günü saat 21.45’de, Anafartalar Grup Komutanlığına atar. Anafartalar Grup Komutanı Kurbay Albay Mustafa Kemal, 9 Ağustos sabahı ,12. tümenle 9. İngiliz Kolordusuna. 7.Tümenle de Anzak Kolordusu ile işbirliği yapmasına engel olmak amacıyla, damakçılık Bayırı yönünde saldırıya geçer. Her iki tümenin saldırıları da başarılı olur. İngiliz Birlikleri, beklemedikleri bu karşı Türk taarruzu ile şaşkına dönmüş, ağır kayıplar verirler.

Birinci Anafartalar Muharebeleri olarak adlandırılan bu harekat sonunda, durum değerlendirmesi yapan Mustafa Kemal şöyle demiştir: “…Gerçekte, düşmanın bir kolordusunu zayıf bir tümenimle Kireçtepe-Azmak arasında yenmiş, Tuzla Gölüne kadar takip ederek orada tesbit etmiştim.”

 

Diğer taraftan yeni çıkan birliklerle güçlendirilen 9. İngiliz Kolordusu, Anafartalar yönünde iki kanat harekatı daha denediyse de başarılı olamamıştır. Ancak, Türkler açısından bu bölgede durum, savunulması güç bir konum olduğu için tehlikeli sayılırdı. Tehlikeli durumu düzeltmek için Liman von Sanders, Kuzey Grubundaki 8 Tümeni iki alayla takviye ederek , Anafartalar grup Komutanı Mustafa Kemal’in emrine verir. Tümen karargahına 9-10 Ağustos gecesi gelen Grup Komutanı Mustafa Kemal, takviyeli 8. Tümeni 10 Ağustos sabahı karanlıkta, sadece süngü kullanarak hücuma geçirir. İngilizlere çok ağır kayıplar verdirilerek harekat başarılı olur. Daha sonra, savunma yapılabilecek ek arazinin ele geçirilmesi üzerine, ulaşılan bu ileri çizgide de destek ve güçlendirmeler yapılarak savunmaya geçilir. Böylece, diğer bölgelerde olduğu gibi Anafartalar Bölgesinde de savaş, boşaltmaya kadar , siper ve mevzi savaşına dönüşmüş olur. Diğer bir deyişle, General Hamilton’un İkinci Planı da başarısız olmuş, hedefine ulaşmamıştır.

Tepeler Türklerin elinde olmasına ve olumlu doğa koşullarına karşın, düşmanın sürekli olarak çekindiği zehirli gaz kullanılmamış, su kaynakları zehirlenmemiş, bu yöntemler hiçbir zaman mert ve dürüstçe bir tutum sayılmamıştır. Savaş alanında ele geçen esirlere ve yaralı düşman askerlerine yapılan insancıl muameleler öyle görünüyor ki, Anzakları ilkin gerçekten şaşırtmıştır. Çünkü, daha önce kendilerine anlatılan , ya da Mısır’da karşılaşıp hakkında belirli ön yargılar ve imajlar geliştirdikleri Türk askeri Abdul, Gelibolu Yarımadası’nda çok farklı bir tutum sergilemektedir.

Çanakkale Savaşları kara harekatıyla ilgili olarak belirtilmesi gereken önemli bir diğer nokta da şudur: tüm bu çarpışmalar ve karşılıklı saldırılar sırasında, Türkler mertçe, dürüstçe ve kahramanca çarpışmış, insancıl meziyetlerini ve güçlü kişiliklerini sergilemişlerdir. İster Seddülbahir’de, ister Suvla’da ya da, Anafartalar’da olsun durum aynıdır. rneğin Kızılhaç çadırları ve hastane gemileri, yaralı taşıyan botlar, ya da sedyeleri hedef alan atışlar yapılmamıştır.

 

-Çekilme (Boşaltma)

Anafartalar’da yaşanan zaferin ardından, Müttefik Kuvvetlerinin hem moralleri bozulmuş, hem de Çanakkale’nin geçilebileceği umutları yok olmaya başlamıştı. Ian Hamilton’un bütün ısrarlarına rağmen cepheye artık tek bir asker bile gönderilmediği gibi, Çanakkale’den iki tümen alınmış ve batı cephesine gönderilmişti.

Kısacası Ağustos’tan sonra çekilme planları yapılmaya başlanmıştı. Harbiye Nazırı Lord Kitchener, son defa bölgeyi ziyaret etmiş, artık Çanakkale bölgesindeki Türk savunmasını sökmenin ve buradan boğaz harekatını bir neticeye vardırmanın, hele hele İstanbul sevdasına kapılmanın imkanı kalmadığını anlayarak, Ocak 1916’da Çanakkale’deki kuvvetlerin, Selanik çıkarmasında kullanılmak üzere gönderilmesinin kararını komiteye sunmuştur.

Müttefik askerleri 8 Aralık’tan 20 Aralık’a kadar Anafartalar ve Arıburnu bölgelerini, 28 Aralık’tan, 9 Ocak 1916’ya kadar da Seddülbahir bölgesini tahliye etiler.

 
   

Boşaltma işlemi gerçekten çok iyi planlanmıştı. Askerler her türlü tedbiri almış, geride ayarlı ve sonradan patlayacak olan tüfekler, takip edilmelerine karşı mayınlar bırakmışlar, sessizlik için ayaklarına çuvallar bağlamış ve hatta son güne kadar ileri mevzilerden çekilmeyerek, savaşmışlardır.

Türklerin bu çekilmeden haberi yok muydu? Bu soru Türk tarafı için en çok sorulan sorulardan biridir. Müttefik kuvvetlerinin çekilmedeki başarısı yadsınamaz; çekilme iyi planlanmış, hava koşulları beklendiği gibi gitmiştir.

 

Türk kuvvetleri ise, Müttefik kuvvetlerine göre hep yüksek noktalarda mevzilenmişler ve bu nedenle de düşman askerlerine geçit vermemişlerdi. Türk resmi kaynaklarına göre Yarımada’nın Müttefik askerleri tarafından boşaltılmasından, Türk tarafının haberi kesinlikle olmamıştır.

Türk askerleri çekilmeden haberdar olsalar dahi, büyük bir taarruza kalkışmamışlardır. Çekilen tarafa çok büyük zayiat verdirmek mümkünken, saldırmamayı tercih etmişlerdir. Çünkü artık feda edilecek tek bir Türk askeri bile yoktu. Dört bir yanda savaş içinde olan Osmanlı Devleti’nin eli silah tutan herkese ihtiyacı vardı.

 

Sonuç olarak; 9 Ocak 1916’da Gelibolu Yarımadası’nda tek bir Müttefik askeri bile kalmamış, Çanakkale’nin geçilememesi ile Birinci Dünya Savaşı’nın çizgisi, savaşa katılan bir çok ülkenin de kaderi değişmiştir.

Hava Harekatı

İlk motorlu uçağın uçuşundan yedi yıl gibi kısa bir süre geçtikten sonra, 1910 yılında uçaklardan askeri amaçlarla yararlanma düşüncesi ortaya çıkmış ve takip eden yıllarda uçak, yeryüzünde etkin bir taarruz silahı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Dünyadaki bu gelişmeyi yakından izleyen ve önemini değerlendiren zamanın Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa’nın direktifiyle, 1911 yılında, Genelkurmay başkanlığı bünyesinde askeri havacılıkla ilgili bir şube oluşturulmuş ve Türk Askeri havacılığı’nın temeli olan teşkilat kurulmuştur.

Bu yeni silahın edinilmesine büyük önem veren Mahmut Şevket Paşa maaşının bir kısmını bağışlayarak uçak alımı için kampanya başlatmış ve bu kampanyaya başta padişah Sultan Reşat olmak üzere Donanma Cemiyeti, subaylar ve bazı zenginler iştirak etmiştir. İki uçaklık para, kısa zamanda toplanmış ve Fransa’dan biri 25 Beygirlik, biri de 50 Beygirlik iki uçak satın almıştır.

Müteakiben, Yeşilköy Safra düzlüğünde Kara tayyare Mektebi, Yeşilköy Feneri yakınlarında da deniz tayyare Mektebi kurulmuş ve havacı personel yetiştirilmek üzere ordu ve donanmadan istekli subaylar seçilmiştir.

Çanakkale Muharebeleri başladığı zaman dünya ve Türk askeri havacılığı mütevazı ve geliştirilmeye muhtaç bir durumda idi.

Çanakkale Muharebeleri havacılık yönünden, yeni silahın gerçek değerinin anlaşıldığı ve bugünkü modern hava kuvvetlerinin temelini atan kahramanları kavramaya çalışırken, icra edilen hava harekatının sadece o günkü müşterek harekata katkısı değil aynı zamanda bugünkü havacılığımıza olan katkısı da düşünülmekte ve hava kuvvetlerinin temelinin atılarak, hava stratejisi ve taktiklerinin oluşturulmaya başlandığı bir harekat noktası olarak değerlendirilmektedir.

Havacılık açısından işte böyle bir ortam içinde, 2 Ağustos 1914 günü seferberlik ilan edilmiş ve buna paralel olarak Yeşilköy’de bulunan deniz uçaklarından 2’si İzmir, birisi de Çanakkale Müstahkem Mevzi Komutanlığı emrine verilmiştir.

25 Ağustos 1914 tarihinde Çanakkale Nara Meydanı’na konuşlandırılan Nievport tipi deniz uçağı ile, Deniz Yzb. Savmi, Ütğm. Fazıl ve Ütğm. Cemal’in yaptığı keşif uçuşları sayesinde, bölgedeki İngiliz ve Fransız gemilerinin faaliyetleri izlenmeye başlanmıştır.

18 Mart 1915 tarihine kadar olan dönemde yapılan başarılı hava keşif görevleri hem düşmanın elindeki gemi tip ve miktarını tespit, hem de taarruz hazırlıklarını devamlı takip imkanı sağlamıştır.

18 Mart 1915 günü, havacılarımız erken saatlerde yaptıkları keşif raporunu vermişlerdir.

“ Bozcaada önünde, 40 düşman gemisi sayıldı. Bunlardan; 19’u ağır, 3’ü hafif olmak üzere 22’si kruvazör, diğerleri; şilep, destek gemisi ve uçak gemisidir. Sayıları tam olarak saptanamayan denizaltılar görülmüştür. 6 adet zırhlı İngiliz gemisi, muharebe düzeninde boğaza doğru ilerlemekte ve Fransız gemileri de demir almaktadır. ”

Bir süre sonra, boğaza giren ve kıyı bataryalarını şiddetle bombardıman eden düşman donanma topçusuna, Ark Royal uçak gemisinden havalanan İngiliz uçakları da ateş tanziminde geniş çapta yardım etmiştir.

18 Mart günü öğleden sonra, havacılarımıza; Limni Adası civarındaki düşman kuvvetlerinin durumunu keşfetmeleri emredilmiştir.

Bir saat içinde görev bölgesine ulaşan pilotlar Mondros Koyu’nda 13 harp, 4 nakliye, 29 kömür gemisi olmak üzere toplam 46 geminin bulunduğunu, ayrıca Fransızların Gaulois gemisinin sahil topçumuzun ateşi ile Çanakkale ağzında yara aldığını rapor etmiştir.

Çanakkale Muharebeleri süresince, karşılıklı keşif harekatı devam ederken; Türk havacıları, o tarihler için başarılı sayılabilecek diğer hava görevlerini de icra etmişledir. Bu görevlerden biri 18 Nisan 1915’de yapılmıştır.

O gün Çanakkale Boğazı bölgesinde gittikçe kuvvetlenen ve hava üstünlüğü kurmasından endişe edilen düşman hava gücünü tesirsiz hale getirmek maksadıyla, Bozcaada’da 18 düşman uçağının konuşlandığı meydana hava taarruzu planlamıştır. Ancak bu meydandaki uçaklar, keşif görevi için daha önceden kalktığından, havada karşılaşılmış, kısa bir hava muharebesinden sonra zayiatsız olarak meydana dönülmüştür. Bu görev amacına ulaşmadıysa da, asli taktik hava görevlerinden olan “mukabil hava harekatı” nın ilk ve tipik bir uygulaması olması açısından önem taşımaktadır.

Türk uçaklarının meydan taarruzu planlamasından esinlenen İngilizler aynı gün üçer uçaklık iki kol ile meydanımıza taarruz etmişler, ancak uçaklarımız daha önceden meydan içinde dağıtılarak gizlenmiş olduğundan, atılan bombalar hasar meydana getirememiştir. Bu da, ufki dağılma ve gizleme yapılarak, beka tedbirlerinin alınışına güzel bir örnek teşkil etmiştir.

14-19 Mayıs 1915 günleri, güney cephemizdeki karşı taarruzumuzu desteklemek amacıyla; düşman çıkarma gemileri ve ordugahı bombalanmış Mayıs ayı başından itibaren sabit balon ile boğaz gözetlemesi ve topçu atış tanzimi ve birliklerimizi taciz eden manika balon gemisine taarruzlar yapılmış, her hava hücumunda gemi, balonunu toplayıp yer değiştirmek zorunda bırakılmıştır. Böylece bugün “yakın hava desteği” olarak bilinen görev tipinin basit bir uygulaması yapılmıştır.

25 Haziran’da; Arıburnu bölgesindeki düşman karargahı üzerine propaganda amacıyla 300 adet ingilizce yazılı bildiri atılmıştır. Bu görev, hava gücünün psikolojik harpte kullanılmasına ilişkin güzel bir örnektir.

30 Kasım 1915’te ise, Üsteğmen Ali Rıza, Teğmen Orhan’la beraber, Çanakkale girişinde karaya oturmuş bulunan bir düşman kruvazörüne taarruz etmek için görevlendirilmiştir. Tam bu esnada bir düşman uçağının yaklaştığı görülmüş ve yapılan hava muharebesinde Üsteğmen Ali Rıza fransız uçağını makinalı tüfek ateşiyle düşürmeyi başararak Türk havacılık tarihine ilk düşman uçağını düşüren pilot olarak geçmiştir.

Sonuç olarak;

Çanakkale Muharebeleri’nde, kahraman kara ve deniz kuvvetlerimiz gibi havacılarımız da, üstün silah ve teknik olanaklara sahip düşmanları karşısında, kendilerine düşen görevleri cesaret ve üstün görev bilinici içinde başarıyla icra etmişler ve resmi İngiliz harp tarihi kitaplarında:

“Harikulade müdafaasında yılmadan mücadele eden ve sonunda başaran düşmanımıza hayran kaldık” dedirtmişlerdir.

Çanakkale Muharebeleri’nin ileri görüşlü askeri önderleri yeni silahın gereksinimi olan strateji ve taktiklerin oluşturulmasına öncülük etmiştir. Bu kapsamda ulu önder Atatürk şöyle buyurmuştur:

“ GÖKLERDE BİZİ BEKLEYEN YERİMİZİ ALMAK ZORUNDAYIZ. YOKSA O YERİ BAŞKALARI İSTİLA EDER VE İŞTE O ZAMAN BU ÜLKE VE MİLLET ELDEN GİDER. HALBUKİ BİZ TÜRKLER, BÜTÜN TARİHİMİZ BOYUNCA HÜRRİYET VE İSTİKLALE ÖRNEK OLMUŞ BİR MİLLETİZ.

TAYYARECİLER! ŞUNU UNUTMAYIN Kİ YARININ EN BÜYÜK TEHLİKELERİ SEMALARDAN GELECEKTİR. BU SEBEPLE SİZLER DAİMA HAZIR BULUNMAYA VE O ŞEKİLDE YETİŞMEYE GAYRET EDECEKSİNİZ.”


Savaşın Sonuçları

Çanakkale Cephesi’nin deniz harekatı (Boğaz’ın zorlanması), kuşkusuz sıradan bir askeri harekat, ya da muharebe olayı değildir. Boğazlar, konumu ve tarihi önemi itibariyle, İstanbul Karadeniz kapısı, Çanakkale de Ege Denizi kapısı olarak, geçmişte taşıdıkları ve çağımızda taşımakta oldukları stratejik önem ve değer açısından daima birlikte mütalaa edilmiş ve edilmektedir.

Her iki boğaz, klasik ve dar çerçevede sadece Akdeniz’i Karadeniz’e, Avrupa’yı Asya’ya bağlayan su geçitleri ya da köprüler değil, Akdeniz’in öteki önemli su geçitlerinden Cebelitarık ve Süveyş kanalı ile de bütünleşerek, dünyanın büyük denizlerini (Atlas ve Hint okyanusu gibi) ve büyük kıta kara parçalarını birbirine bağlayan, daha geniş anlamdaki jeopolitik konumuyla, dünya siyaset ve iktisadiyatı üzerine olan etkilerini bu gün de korumaktadır. Bu nedenlerledir ki, Türk Boğazları, uluslararası ilişkilere yön vermede daima odak noktası olmuşlardır.

Gerçekten tarihin eski dönemlerinden beri ön planda, Avrupa ve Asya ülkeleri arasında başlamış olan ekonomik, ticari ve siyasi ilişkilerle, askeri hareketler, sürekli olarak Boğazlar bölgesinde cereyan etmiştir. Başka bir deyişle Boğazlar, dünyanın diğer parçalarında pek görülmemiş ardı arkası kesilmeyen mücadelelere sahne olmuştur.

Boğazların tarihin akışı içindeki stratejik durumu ve jeopolitik konumuyla ilgili yukarıdaki kısa açıklamaların ışığı altında, Çanakkale Muharebelerinin sonuçları üzerindeki değerlendirmeler, kuşkusuz daha bir önem ve anlam taşıyacaktır. Böylesine bir değerlendirmenin daha gerçekçi ve sağlıklı olabilmesi ise, büyük devletlerin Türk Boğazları üzerindeki ulusal emellerine kısaca da olsa, bir göz atılmasını gerektirir.

Birinci Dünya Harbi öncesinin başlıca büyük devletlerinden Almanya’nın, “Drang Nach Osten (doğuya doğru) politikası”, Rusya’nın ılık denizlere ulaşma emelleri; İngiltere’nin, “denizlere egemen olan dünyaya hakim olur” teorisine dayanarak, özellikle XIX. yüzyıldan bu yana güttüğü Rusya’nın Akdeniz’e çıkmasını engelleme siyaseti, hep Türk boğazlarında düğümlenmektedir.

Boğazların bu tartışma götürmez önemi konusunda Napolyon “İstanbul bir anahtardır. Istanbul’a egemen olan dünyaya hükmedecektir. Eğer Rusya, Çanakkale Boğazı’nı ele geçirecek olursa, Tulon, Napoli ve Korfu kapılarına dayanmış olacaktır” demekle, Fransa’nın Boğazlar üzerindeki duyarlılığını açık seçik ortaya koymuş olmaktadır.

Rusya’nın görüşüyse, Genelkurmay Başkanı Kropatki’nin bir raporunda; XX. yüzyılda Rusya’nın en önemli işinin, Istanbul Boğazı’nı ele geçirmek olduğuna işaretle, Osmanlı Devleti’ni, Boğazı Rusya’ya bırakmaya hazırlamalı ve Almanya ile anlaşma yapmalıdır” şeklinde ifadesini bulmaktadır.

Büyük devletlerin Boğazlar üzerindeki kısaca açıklanan bu emelleri, onları kendi aralarında da gizli birtakım mücadelelere yöneltmiştir.

Nitekim, Rus Dışişleri Bakanı Sazanof, Çar tarafından da onaylanan bir raporunda; “Boğazların güçlü bir devletin eline geçmesi, tüm Güney Rusya’nın ekonomik hayatının, o devletin egemenliği altına girmesidir” demekte ve bu durumun önlenmesi için, Istanbul’un alınmasını önermektedir.

Öte yandan Kasım 1911’de Rusya’nın, Osmanlı Hükümeti’ne Boğazlar üzerindeki istekleriyle ilgili bir notasından haberdar edilen Ingiltere ve Fransa, Rus isteklerini reddetmişlerdir.

Keza Rusya’nın bu ve buna benzer çeşitli tarihlerdeki yinelenen daha birçok istek ve baskılarının birbirini izlemesi, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda Merkez Devletleri safına kaymasında büyük bir etken olmuştu.

Işte Boğazlar üzerindeki bu gizli çıkar çatışmalarıdır ki, Ingiliz ve Fransızlar’ı Istanbul’u almaya ve Ruslar’dan önce Karadeniz Boğazı’na el atmaya yöneltmiş ve Çanakkale Cephesi’nin açılmasında başlıca etken olmuştur.Ruslara silah ve malzeme yardımı sorunuysa, savaşın sadece görünüşteki nedenini oluşturmuştur.

Böylece büyük devletlerin Türk Boğazları üzerindeki tarihi emellerini ortaya koyarken, bu devletlerden Ingiltere’nin bu cephenin açılmasında birinci derecede aktif rol aldığını da belirtmek doğru olur.Nitekim Ingiliz Donanma Bakanı Churchill, cephenin açılmasında büyük çaba göstermiş ve etkili olmuştur.Gerçekten o, bu cephenin açılmasının baş mimari olmuş, Türklerin askeri gücünü ciddiye almamış, olayı basit ve sadece “sınırlı bir cezalandırma hareketi” olarak görmüştü. En güçlü ve modern silahlarla donatılmış zırhlılarının Boğaz’da görünüvermesiyle, Türklerin direnmekten vazgeçeceğini sanmıştı.

Kuşkusuz bu büyük bir yanılgıydı. Ingilizler, Çanakkale’deki Türk savunmasını ve askerini sadece matematiksel ölçülere vurup, onun yüksek manevi gücünü görmezlikten gelerek, büyük bir hesap hatasına düştüler ve sonunda, önce denizde, sonra da karada hiç de beklemedikleri amansız cevabı aldılar.Böylece onlar, zaferi Boğaz’da, Türk top ve mayınlarına, karada Türk süngüsüne bırakarak çekilip gittiler.

Anlaşma Devletleri’nin Çanakkale serüveni bu suretle noktalandıktan sonra, yukarıdaki açıklamaların ışığı altında, Türkiye ve uluslararası politika ve diplomasi tarihi açısından ortaya koyduğu önemli sonuçları da şöylece özetlemek mümkün olur.

-Askeri Sonuçlar

   

1. Genellikle 18 Mart 1915’te geçen Boğaz Muharebesi’nde kazanılan zaferle, Birleşik Filo (İngiliz-Fransız donanmaları) nun Marmara’ya girerek, İmparatorluğun başkenti İstanbul’u bir ay içinde ele geçirme planları suya düşürülmüş, böylece hükümet çevrelerinde beliren ve halka yansıyan İstanbul’u kaybetme korkusu ortadan kalkmıştır.

2. Boğaz’da elde edilen bu ilk zafer, çok geçmeden Gelibolu Yarımadası’na yöneltilen çıkarmalarla başlatılarak, dünyanın en güçlü zırhlılarınca sürdürülen cehennemi bombardımanlar altında Türk askeri, yılmadan aylarca süren mevzi muharebelerinde yüksek bir moral ve doruğa ulaşan bir mücadele azmi örneği vermiş ve sonunda düşmanlarını yarımadayı terk etmek zorunda bırakmıştır.

3. Böylece karada kazanılmış bulunan bu ikinci ve nihai zaferle de, Türk ordusunun Balkan Savaşı’nda zedelenen ve hatta yok olmaya yüz tutan prestiji kurtarılmıştır.

4. Deniz ve kara. harekatıyla bir bütün olarak gerçekleştirilip tüm anlamı ve çarpıcılığıyla Türk Harp Tarihi’nde yerini alan Çanakkale Muharebeleri, Mustafa Kemal (Atatürk) gibi bir dahiyi yaratmış, Birinci Dünya Harbi’nin bitiminden hemen sonra başlayacak Milli Mücadele’nin bu eşsiz liderini Türk ulusuna kazandırmıştır.

5. Çanakkale Zaferi, Anlaşma Devletleri’nin Osmanlı Devleti’ni ilk ağızda savaş dışı bırakarak, Almanya’nın güneydoğudan kuşatılmasını amaçlayan stratejisini boşa çıkarmış, böylece savaşın en az iki yıl daha uzamasına neden olmuştur.

6. Çanakkale Boğazı’nın kapatılıp Rusya’ya geçit verilmemesi, onu müttefliklerinin silah ve malzeme yardımından yoksun etmekle kalmamış, yarım milyonu aşkın İngiliz ve Fransız askerini üzerine çekmekle bu kuvveti, Alman cephesinden uzak tutmuş ve Almanya’nın Doğu Cephesi’ndeki Harekatnı kolaylaştırmıştır.

7. Çanakkale Muharebelerinin diğer bir anlam ve önemi de, çöküntü donemini yaşamakta olan İmparatorluğun, dünya kamu oyunda yarattığı kötü imajın sonucu olarak, Türkün iyice tükendiği sanılan gücünün henüz tükenmemiş, koşullar nedenli ağır olursa olsun iyi sevk ve idare edilirse, tüm zorlukları yenebilecek güç ve inanca sahip olduğunu bu muharebelerde kanıtlamış olmasıdır.Bir başka deyişle düşman devletler, her nedense Osmanlı Devleti’ nın çöküşü olayıyla, onun asıl unsurunu oluşturan Türk ulusunun ceddinden miras olan savaş azim ve ruhuyla ,inanç gücünün birbirinden farklı şeyler olduğunu, bu muharebelerde çok daha iyi anlayabilmişlerdir.

8. Çanakkale Muharebeleri, Türk askerinin, dünyanın en güçlü zırhlıları ve en modern harp silah, araç gereç ve bol cephanesiyle donatılmış deniz ve kara ordularına karşı sergilediği başka ulusların askerleriyle kıyas götürmez direnç ,azim ve ruhu, Türk İstiklal Savaşımızın Kuvayı Milliye ruhuyla eş değer bir anlam taşıması açısından da ayrıca tarihsel bir değere sahiptir.

9. Gerçekten Boğaz Muharebesi’nde Birleşik Filo’nun kendisi için tehlikeler yaratan yalnız Dardanos Bataryası’nın yok edilmesi için kullandığı 400’ü aşan topçu mermisine karşın, sadece iki subayımızın şehit oluşu dışında, bataryaya ağır bir hasar verdirilememiştir. Halbuki Boğaz’daki obüs bataryalarımızın tek bir yaylım ateşi sırasında, Irresistable gemisinde 138 personelin yaşamını yitirdiği, İngiliz tebliğlerinde açıkça belirtilmiştir.

10. Çanakkale’de Türk askerleri, bol cephaneye dayanan, yoğun donanma ateşleri altında Türk’e özgü, sabır ve serin kanlılıkla görevinin başında kaya gibi dimdik ayakta kalmasını bilmiştir .Öte yandan bu dev armadalar, ateş etmesinden bile kuşkuya düşülen eski birtakım demode toplarla alay edercesine savaşıyor karadaki Türk topçusu, ona sadece 1900 mermi atabilirken, onlar tek bir bataryamıza (Dardanos”a) 4000 mermi kullanıyordu. Ne var ki, bu mermi yağmurundan karada hasar gören dört Türk topuna karşı, sadece batan düşman gemilerinin üstünde 44 topunun birden Boğaz sularına gömüldüğü görülüyordu.

11. Aynı Birleşik Filo’n’un, 18 Mart Boğaz Muharebesi’nde, 18 savaş gemisinden 7’si savaş dışında kalırken, Çanakkale Müstahkem Mevkii, savaş gücünü olduğu gibi koruyabiliyordu. Keza Filonun mayın arama ve tarayıcıları, 11 mayın hattı üzerinde döşenmiş mayınlardan sadece üç adedini etkisiz hale getirebilmişti

12. Türk tabyalarında hasar gören toplardan çoğu, onarılıp kısa sürede ateşe hazır duruma sokuluyor, 3. bölgedeki (Boğaz’ın Marmara ile birleştiği kesim) tabya da, sapasağlam duruyordu. İşte bu durum karşısında Boğaz’ı geçemeden geri çekilen Birleşik Filo, Çanakkale’nin aşılamayan çetin savunması karşısında pes edip, yalnız denizden yapılacak zorlamalarla başarıya ulaşılamayacağı gerçeğini kabul etmek zorunda kalmıştır.

13. Dünyanın en büyük deniz gücüne sahip İngiltere’nin görkemli filosunun, Boğaz Muharebesi’nde düştüğü aczi, yarınların Çanakkale savunucuları hiç bir zaman hatırından çıkarmamalıdır. Çünkü, bu ve buna benzer saldırılar, geçmişte olduğu gibi gelecekte de yinelenebilir.Ne varki 18 Martı unutarak böyle bir saldırıyı ileride de göze alabilecek düşmanlar, karşılarında dünyanın yeniliklerine gözlerini kapamış bir Osmanlı Devleti yerine, bu kez XX. yüzyılın en son bilim ve teknolojisine dayanan en modern silahlarla donatılmış bulunan Cumhuriyet Silahlı Kuvvetleri’ni bulacaktır.

14. Çanakkale Cephesi deniz ve kara harekatıyla birlikte mütalaa edildiğinde görülür ki, bu cephede geçen muharebeler, hasım kuvvet olarak katılmış olan Ingiltere ve Fransa’nm, bir yıl boyunca Gelibolu Yarımadası’nda yarım milyondan fazla büyük bir kuvveti tutmak zorunda kalmaları ve bunun % 50’sini kaybetmiş bulunmaları, haliyle diğer cephelere kuvvet ayırabilme açısından savaşın genel seyrini etkilemiştir.Keza Türklerin de bu cepheye ayırdığı 300.000’den fazla askerden verdiği zayiatın, 211.000’e ulaşmış olması diğer cephelerdekinden kıyaslanamayacak bir fazlalık göstermektedir.Bunun insan gücü açısından yarattığı boşluk, yalnız Birinci Dünya Harbi sırasında değil, onu izleyen Türk İstiklal Harbi boyunca da hissedilmiştir.

 

-Siyasi Sonuçlar

   

1. Çanakkale’de denizde ve karada kazanılmış olan her iki zafer, Osmanlı’nın Balkan felatiyle içte ve dışta sarsılmış bulunan devlet prestijini kurtarıp güçlendrmiş, hükümetin iktidarda kalış sürelerini uzatmıştı.Anlaşma Devletleri’nin savaşın başından beri bekledikleri hükümet krizi olmamış ve kabine değişikliğine de gidilmemiştir.

2. Türk ulusunun tarihini süsleyen çok sayıdaki zaferlerine, Çanakkale’de, bütün dünyanın gözü önünde bir yenisini daha ekleyerek elde ettiği parlak zafer, onun eski güç ve dinamıiznıini koruduğunu, çöküntü dönemini yaşayan ve can çekişen bir imparatorluk içinde hala kahraman bir ulusun varlığını, yeniden ortaya koymuştur. Bir başka deyişle Çanakkale’de ölmesini bilenler, Türk milletinin tarihten silinmeden yaşayacağını kanıtlamıştır.

3. Çanakkale Zaferi, Batılıların Doğulu müttefiki Rusya’ya ulaşmasına olanak tanımamış, mahsur kalan koskoca Çarlık Rusyası içerden çökerek, Bolşevikliğin pençesine düşmüştür.

4. Çanakkale’de Türk savunması aşılabilse ve Boğaz açılabilmiş olsaydı, savaş kısa sürede biter, Rus ihtilali patlak vermez, verse bile, İngiltere ve Fransa’nın işe karışmasıyla bu ihtilal daha başlangıçta boğulabilirdi. Böylece müttefikleriyle birlikte zaferi paylaşmakta gecikmeyecek olan Ruslar, Çarlarının taksim planı gereği kendilerine daha işin başında söz verilen Boğazlar ve İstanbul’u işgal etmiş ve Deli Petro’dan beri izledikleri, “Açık denizlere ulaşma” politikalarını gerçekleştirmiş olurlardı.

5. Anlaşma Devletleri’nin Çanakkale’deki başarısızlıkları henüz savaşa katılmamış olan Balkan Devletleri’nin tutumlarını da farklı yönlerde etkilemiştir.Bulgaristan, Merkez Devletl’eri’nin yanında yer alırken, Romanya, Yunanistan ve Italya’nın daha bir süre savaş dışında kalmalarını sağladığı gibi, Arap ayaklanmasını bir yıla yakın bir süre geciktirmiştir.

6. Çanakkale Muharebeleri, Ingiltere’nin savaşın başından beri Japonya’dan yapmakta olduğu yardım talebini artırmasını istemesine rağmen, Japonya’nın bu istekleri çeşitli bahanelerle kabul etmemesine yol açmıştır.

7. Birleşik Filo’nun ağır yenilgiye uğrayıp Boğaz’ı geçemeyişi, İngiltere ve Fransa’nın, siyasi ve askeri prestijini bir hayli sarsmış, özellikle Ingiltere’nin denizlerdeki tarıtışılmaz üsıtünlüğü imajını ortadan kaldırmıştı. Bu durum, adı geçen devletlerin sömürgelerinde bağımsızlık ve özgürlük akımlarının doğuşuna ve dolayısıyla dünya siyasi haritasını değiştiren bazı gelişmelere yol açmıştır.

8. Keza Avusturalya ve Yeni Zelanda gibi Ingiliz dominyonu deniz aşırı ülke askerlerinin, sırf Ingiliz çıkarları uğruna Çanakkale’de Türklere karsı muharebeye zorlanıp, yabancı topraklarda hayatlarını yitirirken, kafalarında yer alan bir takım sorular (niçin ve kimin için döğüştükleri gibi), cepheden ailelerine gönderdikleri mektupların zamanla açıklanmasında anlaşılmaktaydı. Bu da, onlarda gitgide ulusal blincin kıvılcımlarını oluşturmakta gecikmedi.
Nitekim, 9 Eylül 1922’de Yunanlılar lzmir’de denize döküldükten sonra, muzaffer Türk ordularının Boğazlar bölgesine yönelip yaklaşmaları üzerine, Churchill’in dominyonlardan yeniden yardım istediği, Avusturalya başbakanının, “Tek bir askerin hayatına tehlikeye koymayacağını ve savaşa karar verilirse, dominyondan iş birliği istenmemesi gerektiğini” belirten anlamlı bir yanıtıyla karşılaşmıştı.

9. Çanakkale Muharebelerinin diğer ilginç bir yanı da, iki hasım ordunun döğüşken askerleri arasında yakınlaşmanın getirdiği dostluğun, zamanla artmış olmasıdır. Gerçekten Anzak asker ve komutanları, Çanakkale’de yiğitçe döğüşen Türklerin hem asker, hem de insancıl yönlerini yakından izleyerek, onların kendilerine tanıtıldığı gibi barbar bir ulusun çocukları olmadığını görüp anlamak fırsatını bulmuşlardı.İşte bu durum, ülkeler arasındaki siyasi ilişkileri de olumlu yönde etkilemiş ve savaş sonrasında, Asvusturalya ve Yeni Zelanda ile anlamlı dostlukların oluşmasının başlıca nedeni olmuştur.

10. Çanakkale Muharebelerinin bir başka ilginç tarafı da Orta Doğu’da bu günkü İsrail Devleti’nin kurulmasında etken bir rol almış olduğudur. Nitekim, Siyonist liderlerinden Vladimir Eugeueniç, Gelibolu’daki “Gönüllü Yahudi Birliğinin Hikayesi” adlı eserinde, konuyu açıkça şöyle dile getirmektedir “Gelibolu’ya yolladığımz 600 kadar gönüllü Yahudi askerlerinin savaşlar sırasında gösterdiği üstün çaba ve başarı, davamızın dünyaya tanıtılması ve dikkate alınması bakımından çok yararlı olmuştur.” Gerçekben Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermemişken, 2 Kasım 1917’de benimsenen “Balfour Bildirisi”, bu günkü İsrail’in kurulmsında etken olması açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir.

11. Çanakkale Zaferi’nin daha ilginç ve anlamlı bir sonucu da, doğunun büyük bir imparatorluğunu oluşturan koskoca Çarlık Rusyası’nın yıkılmasıyla kalmamış, ülkesinde güneş batmayan Batılı büyük devlet olan Büyük Britanya Imparatorluğu’nda da ilk yarayı açmaya yetmiş olmasıydı. Böylece emperyalizm tam çökmüş olmasa bile, bir hayli sarsılmıştır.

 

-Sosyo Ekonomik Sonuçlar

   

1. Çanakkale’de denizde ve karada kazanılmış olan her iki zafer, Osmanlı’nın Balkan felatiyle içte ve dışta sarsılmış bulunan devlet prestijini kurtarıp güçlendrmiş, hükümetin iktidarda kalış sürelerini uzatmıştı.Anlaşma Devletleri’nin savaşın başından beri bekledikleri hükümet krizi olmamış ve kabine değişikliğine de gidilmemiştir.

2. Türk ulusunun tarihini süsleyen çok sayıdaki zaferlerine, Çanakkale’de, bütün dünyanın gözü önünde bir yenisini daha ekleyerek elde ettiği parlak zafer, onun eski güç ve dinamıiznıini koruduğunu, çöküntü dönemini yaşayan ve can çekişen bir imparatorluk içinde hala kahraman bir ulusun varlığını, yeniden ortaya koymuştur. Bir başka deyişle Çanakkale’de ölmesini bilenler, Türk milletinin tarihten silinmeden yaşayacağını kanıtlamıştır.

3. Çanakkale Zaferi, Batılıların Doğulu müttefiki Rusya’ya ulaşmasına olanak tanımamış, mahsur kalan koskoca Çarlık Rusyası içerden çökerek, Bolşevikliğin pençesine düşmüştür.

4. Çanakkale’de Türk savunması aşılabilse ve Boğaz açılabilmiş olsaydı, savaş kısa sürede biter, Rus ihtilali patlak vermez, verse bile, İngiltere ve Fransa’nın işe karışmasıyla bu ihtilal daha başlangıçta boğulabilirdi. Böylece müttefikleriyle birlikte zaferi paylaşmakta gecikmeyecek olan Ruslar, Çarlarının taksim planı gereği kendilerine daha işin başında söz verilen Boğazlar ve İstanbul’u işgal etmiş ve Deli Petro’dan beri izledikleri, “Açık denizlere ulaşma” politikalarını gerçekleştirmiş olurlardı.

5. Anlaşma Devletleri’nin Çanakkale’deki başarısızlıkları henüz savaşa katılmamış olan Balkan Devletleri’nin tutumlarını da farklı yönlerde etkilemiştir.Bulgaristan, Merkez Devletl’eri’nin yanında yer alırken, Romanya, Yunanistan ve Italya’nın daha bir süre savaş dışında kalmalarını sağladığı gibi, Arap ayaklanmasını bir yıla yakın bir süre geciktirmiştir.

6. Çanakkale Muharebeleri, Ingiltere’nin savaşın başından beri Japonya’dan yapmakta olduğu yardım talebini artırmasını istemesine rağmen, Japonya’nın bu istekleri çeşitli bahanelerle kabul etmemesine yol açmıştır.

7. Birleşik Filo’nun ağır yenilgiye uğrayıp Boğaz’ı geçemeyişi, İngiltere ve Fransa’nın, siyasi ve askeri prestijini bir hayli sarsmış, özellikle Ingiltere’nin denizlerdeki tarıtışılmaz üsıtünlüğü imajını ortadan kaldırmıştı. Bu durum, adı geçen devletlerin sömürgelerinde bağımsızlık ve özgürlük akımlarının doğuşuna ve dolayısıyla dünya siyasi haritasını değiştiren bazı gelişmelere yol açmıştır.

8. Keza Avusturalya ve Yeni Zelanda gibi Ingiliz dominyonu deniz aşırı ülke askerlerinin, sırf Ingiliz çıkarları uğruna Çanakkale’de Türklere karsı muharebeye zorlanıp, yabancı topraklarda hayatlarını yitirirken, kafalarında yer alan bir takım sorular (niçin ve kimin için döğüştükleri gibi), cepheden ailelerine gönderdikleri mektupların zamanla açıklanmasında anlaşılmaktaydı. Bu da, onlarda gitgide ulusal blincin kıvılcımlarını oluşturmakta gecikmedi.
Nitekim, 9 Eylül 1922’de Yunanlılar lzmir’de denize döküldükten sonra, muzaffer Türk ordularının Boğazlar bölgesine yönelip yaklaşmaları üzerine, Churchill’in dominyonlardan yeniden yardım istediği, Avusturalya başbakanının, “Tek bir askerin hayatına tehlikeye koymayacağını ve savaşa karar verilirse, dominyondan iş birliği istenmemesi gerektiğini” belirten anlamlı bir yanıtıyla karşılaşmıştı.

9. Çanakkale Muharebelerinin diğer ilginç bir yanı da, iki hasım ordunun döğüşken askerleri arasında yakınlaşmanın getirdiği dostluğun, zamanla artmış olmasıdır. Gerçekten Anzak asker ve komutanları, Çanakkale’de yiğitçe döğüşen Türklerin hem asker, hem de insancıl yönlerini yakından izleyerek, onların kendilerine tanıtıldığı gibi barbar bir ulusun çocukları olmadığını görüp anlamak fırsatını bulmuşlardı.İşte bu durum, ülkeler arasındaki siyasi ilişkileri de olumlu yönde etkilemiş ve savaş sonrasında, Asvusturalya ve Yeni Zelanda ile anlamlı dostlukların oluşmasının başlıca nedeni olmuştur.

10. Çanakkale Muharebelerinin bir başka ilginç tarafı da Orta Doğu’da bu günkü İsrail Devleti’nin kurulmasında etken bir rol almış olduğudur. Nitekim, Siyonist liderlerinden Vladimir Eugeueniç, Gelibolu’daki “Gönüllü Yahudi Birliğinin Hikayesi” adlı eserinde, konuyu açıkça şöyle dile getirmektedir “Gelibolu’ya yolladığımz 600 kadar gönüllü Yahudi askerlerinin savaşlar sırasında gösterdiği üstün çaba ve başarı, davamızın dünyaya tanıtılması ve dikkate alınması bakımından çok yararlı olmuştur.” Gerçekben Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermemişken, 2 Kasım 1917’de benimsenen “Balfour Bildirisi”, bu günkü İsrail’in kurulmsında etken olması açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir.

11. Çanakkale Zaferi’nin daha ilginç ve anlamlı bir sonucu da, doğunun büyük bir imparatorluğunu oluşturan koskoca Çarlık Rusyası’nın yıkılmasıyla kalmamış, ülkesinde güneş batmayan Batılı büyük devlet olan Büyük Britanya Imparatorluğu’nda da ilk yarayı açmaya yetmiş olmasıydı. Böylece emperyalizm tam çökmüş olmasa bile, bir hayli sarsılmıştır.

 


-Tablolar

   

Birinci Dünya Savaşı’na katılan ülkelerin genel askeri güçleri ve zayiatlarını gösteren tablolar şöyledir:

Orduların Büyüklükleri

Ülkeler

Silah altındaki ve Yedek Kuvvetler
Ağustos 1914

Silah altına alınan Toplam 1914-18

Rusya

5,971,000

12,000,000

Fransa

4,017,000

8,410,000

İngiltere

975,000

8,905,000

Italya

1,251,000

5,615,000

ABD

200,000

4,355,000

Japonya

800,000

800,000

Romanya

290,000

750,000

Sırbistan

200,000

707,000

Belçika

117,000

267,000

Yunanistan

230,000

230,000

Portekiz

40,000

100,000

Karadağ

50,000

50,000

Toplam

14.141.000

42.189.000

Almanya

4,500,000

11,000,000

Avusturya-Macaristan

3,000,000

7,800,000

Türkiye

210,000

2,850,000

Bulgarisitan

280,000

1,200,000

TOPLAM

7.990.000

22.850.000

Savaş Maliyetleri

Müttefikler

Miktar $(1914-18)

ABD

22,625,253,000

İngiltere

35,334,012,000

Fransa

24,265,583,000

Rusya

22,293,950,000

Italya

12,413,998,000

Belçika

1,154,468,000

Romanya

1,600,000,000

Japonya

40,000,000

Sırbistan

399,400,000

Yunanistan

270,000,000

Kanada

1,665,576,000

Avustralya

1,423,208,000

Yeni Zellanda

378,750,000

Hindistan

601,279,000

Güney Afrika

300,000,000

İngiliz Sömürgeleri

125,000,000

Diğerleri

500,000,000

TOPLAM

125,690,477,000

Merkezi Kuvvetler

Miktar $(1914-18)

Almanya

37,775,000,000

Avusturya-Macaristan

20,622,960,000

Turkiye

1,430,000,000

Bulgaristan

815,200,000

TOPLAM

60,643,160,000

Gemi Kayıpları

Ülke

Tonaj

United Kingdom

9,055,000

Norway

1,172,000

Italy

862,000

Fransa

531,000

United States

531,000

Greece

415,000

Japan

270.000

Sweden

264,000

Denmark

245,000

Spain

238,000

Hollve

229,000

Belgium

105,000

Brazil

31,000

TOPLAM

13.948.000

Savaş Gemisi Kayıpları

ÜLKE

ZIRHLI

Kruvazör

Ganbot

Torpidobot

Denizaltı

Destroyer

Toplam

Müttefikler 302

Rusya

4

2

1

0

14

22

43

Fransa

4

5

2

8

12

11

41

İngiltere

13

25

7

11

54

64

174

Italya

3

3

1

6

8

8

29

ABD

0

3

1

0

1

2

7

Japonya

1

4

0

1

0

2

8

Merkezi Kuvvetler 374

Almanya

1

7

8

55

200

68

339

Avusturya-
Macaristan

3

2

0

4

7

4

20

Osmanlı Devleti

1

2

4

5

0

3

15

ZAYİATLAR

Ülkeler

Toplam Asker Sayısı

Ölü

Yaralı

Esir ve Kayıp

Toplam Zayiat

Zayiat Yüzdesi

Müttefikler

Rusya

12,000,000

1,700,000

4,950,000

2,500,000

9,150,000

76.3

Fransa

8,410,000

1,357,800

4,266,000

537,000

6,160,800

76.3

İngiltere

8,904,467

908,371

2,090,212

191,652

3,190,235

35.8

İtalya

5,615,000

650,000

947,000

600,000

2,197,000

39.1

ABD

4,355,000

126,000

234,300

4,500

364,800

8.2

Japonya

800,000

300

907

3

1,210

0.2

Romanya

750,000

335,706

120,000

80,000

535,706

71.4

Sırbistan

707,343

45,000

133,148

152,958

331,106

46.8

Belçika

267,000

13,716

44,686

34,659

93,061

34.9

Yunanistan

230,000

5,000

21,000

1,000

17,000

11.7

Portekiz

100,000

7,222

13,751

12,318

33,291

33.3

Karadağ

50,000

3,000

10,000

7,000

20,000

40.0

Toplam

42,188,810

5,152,115

12,831,004

4,121,090

22,104,209

52.3

Merkezi Kuvvetler

Almanya

11,000,000

1,773,7000

4,216,058

1,152,800

7,142,558

64.9

Avusutrya-
Macaristan

7,800,000

1,200,000

3,620,000

2,200,000

7,020,000

90.0

Türkiye

2,850,000

325,000

400,000

250,000

975,000

34.2

Bulgaristan

1,200,000

87,500

152,390

27,029

266,919

22.2

Toplam

22,850,000

3,386,200

8,388,448

3,629,829

15,404,477

67.4

Genel Toplam

65,038,810

8,538,315

21,219,452

7,750,919

37,508,686

57.6

 


MUSTAFA KEMAL

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK (1881 – 1938)

.

Milli mücadelenin önderi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, çağdaş Türkiye’nin yaratıcısı, askeri ve siyasi dehası, uluslararası alanda da kabul edilen asker ve devlet adamı. Osmanlı Ordusu’nda özellikle 1915 yılında Çanakkale Zaferi’yle ön plana çıktı.

Türkiye’nin işgali üzerine 1919’da Milli Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’a gitti. Hedefi ulusal egemenliğe dayanan bağımsız bir Türk devleti kurmaktı. Erzurum ve Sivas Kongrelerini topladı. 23 Nisan’da Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açtı. 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilan edildi. İlk Cumhurbaşkanı seçildi.

Cumhuriyet yönetimine hukusal, siyasal ve toplumsal içerik kazandıracak devrimleri gerçekleştirdi. Devletçiliği temel alan ekonomik kalkınma hamlesi başlatıldı. Hilafet kaldırıldı. Öğretim birleştirildi. Tekke ve zaviyeler kapatıldı. Harf devrimi gerçekleştirildi. Şapka yasası çıkarıldı.

Montreux Sözleşmesi’yle Boğazlar sorunu, ardından da Hatay sorunu çözüldü.

KİTAP ADI

YAZAR ADI

YAYINEVİ

YAYIN YERİ

TARİH

MAREŞAL FEVZİ ÇAKMAK

Külçe, Süleyman

Cumhuriyet Matbaası

İstanbul

1953

GELİBOLU HAREKATI

James, Robert Rhodes

Belge Yayınları

.

1965

1. CİHAN HARBİ

Boğuşlu, Mahmut

Kastaş Yayınevi

İstanbul

Ağustos 1997

BİRİNCİ DÜNYA HARBİNDE TÜRK SAVAŞLARI

Boğuşlu, Mahmut

Kastaş Yayınevi

İstanbul

Haziran 1990

1915 ÇANAKKALE SAVAŞI

Artuç, İbrahim

Kastaş Yayınevi

İstanbul

Ocak 1992

ÇANAKKALE SAVAŞLARI

Günesen, Fikret

Kastaş Yayınevi

İstanbul

Mart 1986

ÇANAKKALE

Pepeyi, Halık Nihat

Kültür Bakanlığı

Ankara

1981

ÇANAKKALE SAVAŞI

Mühlman, Carl

Timaş Yayınları

İstanbul

1998

ÇANAKKALE MAHŞERİ

Niyazi, Mehmed

Ötükent Yayınları

İstanbul

Mayıs 1999

ÇANAKKALE SAVAŞLARINDAN ALTIN HARFLER

Gençcan, Mehmet İhsan

Bayrak Matbaa

İstanbul

Kasım 1998

ÇANAKKALE MUHAREBELERİ HARP TARİHİ BROŞÜRÜ

Genelkurmay

Ankara

1997

MEHMETÇİK VE ANZAKLAR

Karatay, Baha Vefa

İş Bankası Kült. Yay.

Ankara Doğuş Matb.

1987

GELİBOLU YENİLGİNİN DESTANI

Steel, Nigel ve Hart, Peter

Sabah Kitapları

İstanbul

1997

ÇANAKKALE SAVAŞI ÜZERİNE BİR İNCELEME

Çetiner, Selahattin (Korgen. İçişleri Eski Bakanı)

.

.

.

ÇANAKKALE SAVAŞLARI VE GEZİ REHBERİ

Derleyen : Uluarslan, Salih Zeki

.

Çanakkale

1999

BİRİNCİ DÜNYA HARBİNDE TÜRK HARBİ V. CİLT

Çanakkale Cephesi Harekatı (Haz. 1914-25 Nis. 1915)

Genelkurmay

Ankara

1993

ÇANAKKALE MUHAREBELERİ VE ATATÜRK

Yaşa, Dursun (P. Kd. Alb.)

Atatürkçülük Çalış. Merk. Yay.

Ankara

18 Nisan 1987

DESTANLAŞAN GEMİLER (Hamidiye,Yavuz,Nusrat,Alemdar)

Mütercimler, Erol

Kastaş Yayınevi

İstanbul

Şubat 1987

ATATÜRK’ÜN HATIRA DEFTERİ

Tezer, Şükrü

Türk Tarih Kurumu

Ankara

1995

NUTUK

Atatürk, Mustafa Kemal

Atatürk Arş. Merk.

Ankara

1997

ÇANAKKALE SAVAŞLARI / GALLIPOLI CAMPAIGN

Çanakkale Seramik / Kalebodur

.

İstanbul

Nisan 1995

ÇANAKKALE

Aydoğan, Naşit Bora (İl Turizm Müdürü)

Çanakkale Valiliği

Çanakkale

Kasım 1996

CEPHELERDEN KURTULUŞ SAVAŞI’NA ÇANAKKALE CEPHESİ

Özel, Mehmet (Güzel Sanatlar Gen. Müd.)

Kültür Bakanlığı

Ankara

.

ATATÜRK’ÜN ÇANAKKALE MUHAREBELERİNDEKİ EMİR VE RAPORLARI (Çanakkale Zaferi)

Görgülü, İsmet

.

.

.

ÇANAKKALE BİBLİYOGRAFYASI

Bilkent Kütüp. Temin edildi.

.

.

.

ÇANAKKALE’NİN RUH PORTRESİ

Refik, İbrahim

Melisa Matb.

İstanbul

1998

ÇANAKKALE

Güzel, Prof. Dr. Abdurrahman

18 Mart Ünv. Ata. Ve Çan. Sav. Arşt. Merk. Yay.

Çanakkale

1996

GÖLGEDEKİLER GELİBOLU’NUN İKİ YAKASI

Dündar, Can

Milliyet

.

.

GÖKÇEADA / BOZCAADA GEZİ REHBERİ

Çanakkale Valiliği

.

.

TÜRKİYE’DE BEŞ YIL I

Sanders, Liman Von

Cumhuriyet Gazetesi Armağanı

.

Aralık 2000

TÜRKİYE’DE BEŞ YIL II

Sanders, Liman Von

Cumhuriyet Gazetesi Armağanı

.

Aralık 2000

OSMANLI İMP. ÇÖKÜŞÜ 1914-1918 I. DÜNYA SAVAŞI

Pomiankowski, Joseph

Kayıhan Yayınları

İstanbul

Kasım 1997

ÇANAKKALE DENİZ SAVAŞI

Thomazi, E. Alb. A.

Genelkurmay

Ankara

1997

BİRİNCİ DÜNYA HARBİ’NDE TÜRK HARBİ V. CİLT

Çanakkale Cephesi Harekatı 1,2 ve 3. Kitapların özeti (haZ. 1914- 9 Ocak 1916)

Genelkurmay

Ankara

1997

ORDUMUZUN ZAFER KİTABELERİ

Mürettibleri : Naci Kasım / Cemal Nadir

Genelkurmay

Ankara

1996

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ TARİHİ OSMANLI DEVRİ III. CİLT 7, KISIM

Osmanlı İmp. Kara Kuvvetleri’nin idari faaliyetleri ve lojistik (1299-1913)

Genelkurmay

Ankara

1995

BALKAN HARBİ KRONOLOJİSİ

.

Genelkurmay

Ankara

1999

ASKERİ TARİH BELGELERİ DERGİSİ DİZİNİ I (SAYI 1-101)

Pehlivanlı, Dr. Hamit

Genelkurmay

Ankara

1996

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI KRONOLOJİSİ

Arı, Dr. Kemal

Genelkurmay

Ankara

1997

K.K. EĞİTİM KOMUTANLIĞI KISALTMALAR SÖZLÜĞÜ

K.K. EĞİTİM KOMUTANLIĞI

Ankara

Şubat 1987

KİTAB-I HAYRİYE 1

PİRİ REİS

.

.

.

KİTAB-I HAYRİYE 2

PİRİ REİS

..

..

..

OSMANLI DENİZ HARİTALARI

Özdemir, Kemal

.

.

.

ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ

Çanakkale Zaferi’nin 80. Yıldönümü Özel Sayısı

Ata. Arş. Mrk.

Ankara

Kasım 1994

CEMİYETLERDE VE SİYASİ TEŞKİLATLARDA TÜRK KADINI (1908-1960)

Kaplan, Dr. Leyla

Ata. Arş. Mrk.

Ankara

1998

ATATÜRK HAYATI VE ESERİ

Doğumundan Samsun’a Çıkışına Kadar

Bayur, Yusuf Hikmet

Ankara

1997

ANZAKLARIN KALEMİNDEN MEHMETÇİK Çanakkale 1915

Tuncoku, A. Mete

Ata. Arş. Mrk.

Ankara

1997

DOĞUMUNDAN ÖLÜMÜNE KADAR KAYNAKÇALI ATATÜRK GÜNLÜĞÜ

Kocatürk, Prof. Dr. Utkan

Ata. Arş. Mrk.

Ankara

1999

DEVLETLER VE HANEDANLAR

Öztuna, Yılmaz

Kültür Bakanlığı

Ankara

1996

BİRİNCİ CİHAN HARBİNDE TÜRK HARBİ V. CİLT ÇANAKKALE CEPHESİ 2, Kitap

Genkur. Harp Tarihi Yay.

Ankara

1978

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ TARİHİ OSMANLI DEVRİ BİRİNCİ DÜNYA HARBİNDE TÜRK HARBİ

V. CİLT 3. KİTAP ÇANAKKALE CEPHESİ HAREKATI (Haziran 1915 – Ocak 1916)

Genkur. Ask. Tar. Yay.

Ankara

1980

ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ

CİLT VII

Ata. Arş. Mrk.

Ankara

Temmuz 1991

ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ

CİLT X

Ata. Arş. Mrk.

Ankara

Mart 1994

ÇANAKKALE MUHAREBELERİ

Haz: Yıldıran, Kur. Alb. Orhan

Genelkurmay Basımevi

Ankara

1966

ÇANAKKALE RAPORU

Halis

Eser Matbaası

İstanbul

1975

CEMAL PAŞA HATIRALAR Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Kumandanı

İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı Anıları

Çağdaş Yayınları

İstanbul

Nisan 1977

MAKEDONYA’DAN ORTAASYA’YA ENVER PAŞA 1914-1922 CİLT III

Aydemir, Şevket Süreyya

Remzi Yayınevi

İstanbul

1972

KARA KUVVETLERİ EĞİTİM KOMUTANLIĞI KISALTMALAR SÖZLÜĞÜ

Kara Kuvvetleri Eğitim Kom.

Ankara

Şubat 1987

BALKAN SAVAŞLARI Birinci Balkan Savaşı I

Ord.Prof. Dr. Bayur, Yusuf Hikmet

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Haziran 1999

BALKAN SAVAŞLARI Birinci Balkan Savaşı II

Ord.Prof. Dr. Bayur, Yusuf Hikmet

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Haziran 1999

BALKAN SAVAŞLARI Birinci Balkan Savaşı III

Ord.Prof. Dr. Bayur, Yusuf Hikmet

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Haziran 1999

BALKAN SAVAŞLARI İkinci Balkan Savaşı I

Ord.Prof. Dr. Bayur, Yusuf Hikmet

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Temmuz 1999

BALKAN SAVAŞLARI İkinci Balkan Savaşı II

Ord.Prof. Dr. Bayur, Yusuf Hikmet

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Temmuz 1999

TÜRKİYE II Bir Devletin Yeniden Doğuşu

Toynbee, Arnold J.

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Ocak 2000

TÜRKİYE III Bir Devletin Yeniden Doğuşu

Toynbee, Arnold J.

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Ocak 2000

ANAFARTALAR HATIRALARI

Atatürk,Mustafa Kemal

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Mart 1998

ANAFARTALAR KUMANDANI MUSTAFA KEMAL İLE MÜLAKAT

Ünaydın,Ruşen Eşref

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Mart 1999

ATATÜRK’Ü ÖZLEYİŞ I

Ünaydın,Ruşen Eşref

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Mart 1998

ATATÜRK’Ü ÖZLEYİŞ II

Ünaydın,Ruşen Eşref

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Kasım 1998

TALAT PAŞA’NIN HATIRALARI

Yalçın,H.Cahit

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Temmuz 1998

MÜTAREKEDE YERLİ VE YABANCI BASIN

Kervan Yayınları

Toker Matbaası

Ankara

1973

MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ VE SONRASINDA ATATÜRK VE DEMOKRASİ

Dr.Baysan,M.Galip

Türk Demokrası Vakfı

Ankara

1997

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİNDE GENÇLİK VE SPOR

Altınok,Kazım

Neyir Matbaası

Ankara

10 Kasım 1992

ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILABIMIZ

Feyzoğlu,Osman Güngör

Milli Eğitim Basımevi

İstanbul

1982

ÇANAKKALE SAVAŞLARINDA KAHRAMAN ÇOCUKLAR

Gençcan, Mehmet İhsan

Bayrak Yayımcılık, Matbaacılık Ltd. Şti.

İstanbul

1997

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE IŞIĞINDA EĞİTİM POLİTİKAMIZ

Adem, Prof. Dr. Mahmut

Cumhuriyet Gazetesi Armağanı

..

Ocak 2000

HATIRALAR (BİRİNCİ DÜNYA HARBİ)

İnönü, İsmet

Cumhuriyet Gazetesi Armağanı

.

Aralık 1999

ATATÜRK’ÜN BANA ANLATTIKLARI

Atay, Falih Rıfkı

Cumhuriyet Gazetesi Armağanı

.

Ocak 1998

ÇANAKKALE SAVAŞLARINDAN MENKIBELER

Gençcan, Mehmet İhsan

Kültür Bakanlığı Yayınları

Ankara

1990

TÜRK’ÜN ŞEFER DESTANI ÇANAKKALE SAVAŞLARI

Bulut, Ayşe – Yazan, Nihal – Hakya, Rahmi

Tercüman Gazetesi Yayınları

İstanbul

1986

ÇANAKKALE MUHAREBESİ

Mühlman, Dr. Carl

Kastamonu Vilayeti Matbaası

Kastamonu

1933

ÇANAKKALE SAVAŞLARI TARİHİ

Erkanı Harp Yzb. : Kadri

Cemal Azmi Millet Kütüphane ve Matbaası

İstanbul

1935

ANAFARTALAR MUHAREBATI’NA AİT TARİHÇE

Yayınlayan : İğdemir, Uluğ

Türk Tarih Kurumu Yayınları

Ankara

1990

GÜNEŞİN DOĞUŞU MUSTAFA KEMAL SAVAŞI ANLATIYOR

Gençcan, Mehmet İhsan

.

İstanbul

Şubat 1998

ÇANAKKALE SAVAŞLARI VE MENKIBELER

Gençcan, Mehmet İhsan

İstanbul

Mayıs 1999

KGB ARŞİVLERİNDE ENVER PAŞA

Ülkü, İrfan

Kamer Yayınları

İstanbul

1996

SULTAN OSMAN

Öke, Mim Kemal – Mütercimler, Erol

E Yayınları

.

1991

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ “GALLIPOLI”

Moorehead, Alan

Milliyet Yayınları

.

Mart 1972

KANLISIRT GÜNLÜĞÜ MEHMET FASİH BEY’İN ÇANAKKALE ANILARI

Yayına Hazırlayan : Çulcu, Murat

Arba Yayınları

İstanbul

Ağustos 1997

BELGELERLE TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN TEMELLERİ LOZAN MONTRÖ

Derleyen : Parla, Reha (T.C. Lefkoşe Büyükelçiliği Müsteşarı)

Lefkoşe

Kasım 1985

MEGALİ İDEA’NIN YALANCI CENNETİ

Leune, Jean

Kurtiş Matbaacılık

İstanbul

Kasım 1995

İLKÖĞRETİM SOSYAL BİLGİLER 7

.

MEB YAYINLARI

İstanbul

1999

ÇANAKKALE’DE SAVAŞANLAR DEDİLER Kİ

Ünaydın,Ruşen Eşref

Türk Tarih Kurumu Yayınları

Ankara

1990

ÇANAKKALE CONKBAYIRI SAVAŞLARI

Conk, Cemil (Em. General)

Erkanıharbiyei Umumiye Riyaseti Harb Tarihi Dairesi Yayınları

Ankara

1959

ÇANAKKALE RAPORU

Halis

Eser Matbaası

İstanbul

1975

YAŞAYAN ÇANAKKALELİ MUHARİPLER (ATATÜRK’ÜN SİLAH ARKADAŞLARI)

Fotoğraf : Cahit Önder Düzenleme : Mustafa Kibar

Çanakkale Seramik Fabrikaları A.Ş.

.

ÇANAKKALE

Aydoğan, Naşit Bora (İl Turizm Müdürü)

T.C. Çanakkale Valiliği

Çanakkale

Kasım 1996

RESSAM MEHMET ALİ LAGA VE ÇANAKKALE RESİMLERİ

Çetin, M. İzzet

.

Çanakkale

1988

ARIBURNU MUHAREBELERİ RAPORU / Mustafa Kemal

Yayına Hazırlayan : İğdemir, Uluğ

Türk Tarih Kurumu Yayınları

Ankara

1990

TÜRK İSTİKLAL HARBİ I MONDROS MÜTREKESİ VE TATBİKATI

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları

Ankara

1999

HARP VE MÜTAREKE YILLARINDA OSMANLI İMP. EKONOMİSİ

Eldem, Vedat

Türk Tarih Kurumu Yayınları

Ankara

1994

ON YILLIK HARBİN KADROSU

Görgülü, İsmet

Türk Tarih Kurumu Yayınları

Ankara

1993

HAYAT TARİH MECMUASI

İmtiyaz Sahibi : Rado, Şevket

Sayı : 3

İstanbul

1 Mart 1977

YILLARBOYU TARİH MECMUASI

.

Sayı : 11

.

Kasım 1981

BÜYÜK HARBİN TARİHİ ÇANAKKALE GELİBOLU ASKERİ HAREKATI I. CİLDİN LAHİKA VE HARTALARI

Çev : Yzb. Avni

Askeri Matbaa

İstanbul

1862

BÜYÜK HARBİN TARİHİ ÇANAKKALE GELİBOLU ASKERİ HAREKATI I. CİLT Seferin başlangıcından 1915 – mayısına kadar

Aspinall-Oglander, C.F. (General)

Askeri Matbaa

İstanbul

1939

GELİBOLU GÜNLÜĞÜ

Hamilton, Ian (General)

Hürriyet Yayınları

İstanbul

Mart 1972

GÖRSEL BÜYÜK GENEL KÜLTÜR ANSİKLOPEDİSİ 5

Görsel Yayınlar

İstanbul

.

GELİBOLU YARIMADASI BARIŞ PARKI ULUSLAR ARASI FİKİR VE TASARIM YARIŞMASI

Sorular – Cevaplar

Ortadoğu Teknik Üniversitesi

.

.

GELİBOLU YARIMADASI BARIŞ PARKI ULUSLAR ARASI FİKİR VE TASARIM YARIŞMASI

Kitap

Ortadoğu Teknik Üniversitesi

.

.

ESAT PAŞA’NIN ÇANAKKALE ANILARI

.

Baha Matbaası

İstanbul

1975

BEŞİNCİ ASKERİ TARİH SEMİNERİ BİLDİRİLERİ II

Değişen Dünya Dengeleri İçinde Askeri ve Stratejik Açıdan Türkiye (23-25 Ekim 1995 – İstanbul)

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları

Ankara

1997

CEMİL CONK HATIRALARI

Üngör, Ethem Nuri Arşiv ve Kitaplığı

.

.

1947

ASKERİ MECMUANIN TARİH KISMI ÇANAKKALE-ARIBURNU SAVAŞLARI VE 27. ALAY

Aker, Albay Şefik

Askeri Matbaa

İstanbul

1935

ASKERİ MECMUANIN TARİH KISMI Çanakkale Savaşları Tarihi II. Ve II. Kısımlar Büyük Harpte Çanakkale

Perk, Kurmay Binbaşı Kadri

Askeri Matbaa

İstanbul

1940

1. DÜNYA HARBİNDE TÜRK HARBİ ÇANAKKAEL CEPHESİ 25 NİSAN 1915 ARIBURNU ÇIKARMASI 27 NCİ PİYADE ALAYININ KARŞI TAARRUZU; 19 NCU TÜMENİN BU LARŞI TAARRUZU DESTEKLENMESİ

STRATEJİK VE TAKTİK SONUÇLAR SERİSİ NO: 4

Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı Yayınları

Ankara

1976

MUSİKİ TARİHİMİZDEN BELGELER (16)

Yay. Haz. : Akçay, İsmail

Yeni Mecmua, nüsha-i fevkal’adesi 5-18 Mart

.

ALL THE KING’S MEN (KRALIN ADAMLARI) (Makale)

Çelik, Birten

TITLE

AUTHOR

PUBLISHER

PLACE

DATE

CELANSING AND RUPERT BROOKE

Brooke, Rupert

.

.

.

THE DARDANELLES CAMPAIGN

Knight, Frank

Macdonald and CO. (Publishers) Ltd.

London

1970

RUSSIA THE BALKANS AND THE DARDANELLES

Fortescue, Granville

Andrew Melrose

London

.

GALLIPOLI (GRAND STRATEGY)

James, Robert Rhodes

Pan Books Ltd.

London

1965

GREAT MILITARY BATTLES

Falls, Cyril

The Hamlyn Publishing Group Limited

London

1969

THE GREAT BATTLES OF WORLD WAR I

Wren, Jack

Grosset&Dunlap Inc., Newyork by The Hamlyn Publishing Group Limited

London

1971

THE GREAT WAR : 1914-1918

Terraine, John

Hutchinson & CO LTD.

London

1965

THE TURKISH VIEW OF GALLIPOLI /ÇANAKKALE

Fewster, Kevin / Başarın, Vehici / Başarın, Hatice Hürmüz

Hodja Educational Resources Ltd.

Australia

1953

GALLIPOLI 1915 FRONTAL ASSAULT ON TURKEY

Haythornthwaite, Philip J.

Osprey Military

London

.

THE VANISHED BATTALION One Of The Greatest Mysteries Of The First World War Finally Solved

McCrery, Nigel

Simon&Schuster Ltd.

London

1992

THE TENTH (IRISH) DIVISION IN GALLIPOLI

Cooper, Bryan

Irish Academic Press Ltd.

Dublin

1993

THE MACMILLAN ATLAS OF IRISH HISTORY

Duffy, Sean

A Simon&Schuster Macmillan Company

New York

1997

THE TRAGEDY & GLORY OF GALLIPOLI ANZAC AND EMPIRE

Robertson, John

Hamlyn Australia a division of the Octopus Group

Melbourne

1990

WINSTON S. CHURCHİLL 1874 – 1965

Gilbert, Martin

William Heinemann Ltd.

London

.

FRONTLINE GALLIPOLI C.E.W. Bean diaries from the trenches

Fewster, Kevin

Allen & Unwin Australia Pty Ltd.

.

1990

THE BROKEN YEARS Australıan Soldiers In The Great War

Gammage, Bill

Penguin Books

Canberra

1974

ANZAC TO AMIENS

Bean, C.E.W.

Australian War Memorial

Canberra

1968

SKETCHES MADE AT ANZAC

Hamilton, Ian – Birdwood, W.R. – Godley, Alexander

Hugh Rees Ltd.

London

1916

DER RAMPF UM DIE DARDANELLEN 1915

Mühlmann, Carl

Didenburg İ.D.

Berlin

1927

GALLIPOLI Bedeutung und Derlauf Der Römpfe 1915

Anlatan : Hans Kanneniesser Pascha Derleyen : Marschall Liman Von Sanders Pascha

Schliessen Verlag

Berlin

1927

AVRUPA SİYASİ TARİHİ

İnsanoğlu’nun yeryüzündeki yaşamını bütün yönleriyle değiştiren ve temelden etkileyen en önemli iki olay tarım ve sanayie dayalı üretim yollarının bulunmasıdır. İnsanoğlu tarıma veya sanayie dayalı uygarlıklar meydana getirmişlerdir. Tarım insan yaşamının başat geçim kaynağı olduğu sürece, uygarlıklar arasındaki etkileşim çok güçlü olamamış ve bu uygarlıklar belirli coğrafyalarla sınırlı veya yerel düzeyde kalmışlardır. Uygarlık, sanayi faaliyetlerinin başlamasıyla birlikte genişlemiş, modern teknolojik icatların ekonomik, politik ve sosyal yaşamda daha çok yer almasıyla birlikte evrensel veya global bir düzeye ulaşmıştır. Bu süreç dahilinde, uygarlık belirli ve sınırlı merkezlerden çevreye doğru yayılmıştır. Böylece, birbirleriyle etkileşimli ve geçici nitelikte olan bağımsız ekonomik ve politik birimler sistemi merkeziyetçiliğe doğru genişlemiştir. Yani, tarihsel süreç dahilinde küçük şehir-devletlerinden merkezileşmiş imparatorlukların veya güçlü merkezi devletlerin olduğu bir sisteme doğru genişleme söz konusudur. Bu düşünce dahilinde, tarihi süreç üç ana döneme ayrılabilir.

1. Ortadoğu Bölgesi’nin Üstünlüğü ve Tarıma Dayalı Uygarlıklar Dönemi (MÖ 5000-MÖ500)

A. Mezopotamya: Sümer, Akad, Babil, Asur, Elam Uygarlıkları

B. Anadolu: Hitit, Lidya, Frigya, Urartu Uygarlıkları

C. Mısır Uygarlığı

2. Uygarlığın Globalleşmeye Başlaması ve İmparatorluklar Dönemi (MÖ500-MS1500)

A. Girit, Miken, Yunan Uygarlıkları

B. Doğu Akdeniz Uygarlıkları: Fenikeliler ve İbraniler

C. Büyük İskender ve Hellenizm

D. Roma Uygarlığı

E. İslamiyet’in Doğuşu ve Yükselişi: Asrı Saadet Devri, Emeviler, Abbasiler.

F. Moğol ve Türk Milletlerinin Egemenliği: Cengizhan, Selçuklular, Osmanlılar

3. Batı Dünyasının Üstünlüğü Ele Geçirmesi (MS 1500)

Hıristiyanlık dininin MS 381 yılında Roma İmparatorluğu tarafından resmi din olarak kabul edilmiş ve Havari Sen Piyer’in Roma şehrindeki temsilcisine Papa adı verilmiştir. Böylece, Hıristiyanlık Avrupa kıtasında ekonomik, politik ve sosyal bir güç merkezi olarak ortaya çıkmıştır. Aforoz etme, Enterdi ilan ederek bütün dinsel faaliyetleri durdurma gibi yetkileri elinde bulunduran Papalık krallar, prensler ve soylular üzerinde etkinlik kazanmışlardır. Bununla birlikte, elde ettikleri toprak ve para bağışlarıyla Papalık ekonomik bakımdan da güçlenmiştir. Bu ayrıcalıkları kaybetmek istemeyen din adamları skolastik düşünce sistemini geliştirmişlerdir. Kilisenin koyduğu esasların tartışmaya kapalı ve değişmez olarak görüldüğü bu mutlak değerler sistemine dogmatizm denilmiştir.

Roma imparatorluğu ikiye bölünüp, Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla, barbar kavimler Avrupa’nın değişik bölgelerinde devletler kurmuşlardır. Bu devletlerin başında bulunan krallar kendi geleneklerini Roma kanunlarıyla birleştirerek yeni düzenlemeler yapmışlar ve topraklarını kontluklara onları da daha küçük birimlere ayırarak başlarına barbar şeflerini getirmişlerdir. Kavimler Göçü ile başlayan karışıklıkların etkisiyle büyük toprak sahipleri ve köylüler hayatlarını devam ettirebilmek için güçlü şahısların koruması altına girmişlerdir. Halkın himayesi altına girdikleri şahıslara süzeren himaye edilen halka da vassal denilmiştir. Soylular bağlılıkları karşılığında maiyetlerinde bulunan toprakların işletme hakkını köylülere vermişlerdir. Feodalite adı verilen ve Ortaçağ boyunca Avrupa’nın ekonomik, politik ve sosyal görüntüsünü belirleyen bu sistemde halk dört değişik sosyal sınıfa ayrılmıştır:

1. Soylular: Krallar, Dükler, Kontlar, Baronlar, Vikontlar, Şövalyeler

2. Din Adamları ve Papalık

3. Ticaret ve Sanayi ile uğraşan şehirli Burjuvalar

4. Köylüler: Hiçbir hakkı olmayan Serfler, Kısmi haklara sahip olan Serbest Köylüler

Haçlı Seferleri (1096-1270): Bu seferlerin neticesinde Avrupa kıtasında ekonomik, politik ve sosyal hayat değişmeye ve gelişmeye başlamıştır. Öte yandan, Doğu büyük zararlar görmüştür. Haçlı Seferleri sırasında binlerce soylunun hayatını kaybetmesi feodal beyliklerin gücünü kaybetmesine ve merkezi krallıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bununla beraber, Roma Kilisesi ve Papaya olan güven sarsılmaya başlamış ve din adamlarının otoritesi ve skolastik düşünce sistemi zayıflamıştır.

Ekonomik bakımdan, Avrupa kıtasının hayat standartları yükselmeye başlamıştır. Ticaret ile uğraşan şehir halkı zenginleşerek Burjuva sınıfını oluşturmuştur. Bunun yanında papaların ve kralların seferlere mali destek sağlamak amacıyla İtalyan bankerlerine başvurmaları bankacılığı geliştirmiştir. Pusula, barut, kağıt ve matbaanın Avrupa kıtasına götürülmesi bilim ve teknik alanındaki gelişmelerin önünü açmıştır.

Yüz Yıl Savaşları (1337-1453): Valoisler Fransa’sının önce Plantagenetler sonra Lancesterler İngiltere’si ile giriştiği savaşlar dizisi önceleri Fransa tahtı için bir veraset savaşı görünümündeydi ve geçen zaman içinde tarafların hedeflerinin değişmesiyle çok değişik boyutlar kazanmıştır. Bu savaşlar süresince hem İngiltere’de hem de Fransa’da feodalite rejimi zayıflamış ve modern milliyet bilinci oluşmaya başlamıştır. Klasik feodal bir savaş gibi başlayan bu savaşlar, millet ile millet arasında olan bir savaş olarak sona ermiştir. Fransa’da mutlak krallık meydana getirilerek siyasi birlik sağlanmıştır. İngiltere’de ise Yüz Yıl savaşlarının sonunda iç savaş çıkmıştır. Çifte Gül denilen ve otuz yıl süren bu iç savaş neticesinde İngiliz feodal rejimi sarsılmıştır.

Onbeşinci yüzyıldan itibaren Avrupa kıtasında yeni politik anlayışlar ve kurumsal yapılanmalar oluşmaya başlamıştır. Mutlak krallıkların güçlenmesiyle feodalite düşüncesi zayıflamaya başlamıştır. Ayrıca, Papalığın eski itibar ve gücünü kaybetmeye başlaması Avrupa’da birleşik Hıristiyan alemi oluşturma düşüncesinin zayıfladığını göstermektedir. Yeniçağ Avrupa’sını şekillendiren faktörler:

1. Barutun ateşli silahlarda kullanılmaya başlanmasıyla krallıkların güçlenmesi

2. Pusulanın Avrupa kıtasına geçmesiyle gemicilik bilgisinin ilerlemesi

3. Ağır sabanın tarımda kullanılmaya başlanmasıyla, tarım alanlarının genişlemesi ve tarım ürünlerinin bollaşması.

4. Kağıt ve Matbaanın kullanılmasıyla birlikte kültürel hayatın canlanması.

Ayrıca, ticaretle uğraşan şehirli burjuva sınıfının gelişmesi feodalite rejiminin zayıflayıp yok olmasında ve merkeziyetçi krallıkların güçlenmesinde önemli bir faktör olmuştur. Burjuva sınıfının ana hedefi iç gümrüklerin kaldırılarak sıkı dış gümrükler yerleştirilmesini sağlamaktı. Bu da küçük feodal devletçiklerin birleştirilerek daha büyük politik otoriteye yani krallıklara dönüştürülmesiyle mümkündü. Merkantalizm denilen bu ekonomik ve ticari anlayış sonraları sömürgeciliğin gelişmesinde de büyük rol oynamıştır. Bu anlayışa göre, ulusal devletin güçlenmesi değerli madenlerin stoklarının artırılması ile sağlanacağından zengin madenleri ele geçirme yönündeki sömürgecilik zorunlu hale gelmiştir.

Milli monarşilerin kurulmaya başlanmasıyla birlikte, modern Avrupa milletlerinin oluşum süreci başlamıştır. Bunun yanında, bireyin bütün özellikleriyle ön plana çıkmasını sağlayan Hümanizm ve Rönesans hareketleri modern insanı oluşturacak düşünce inkılabını gerçekleştirmiştir. Roma ve Yunan medeniyetlerinin yeniden canlanmasını sağlayan bu sürecin esas yürütücüsü ticaret ile uğraşan şehirli burjuva sınıfı olmuştur. Bunlar elde ettikleri mali zenginliklerini sanat ve sanayi alanlarındaki yeniliklere yatırmışlardır. Rönesans şu temel anlayışlarıyla skolastik düşünce sistemini sarsmaya başlamıştır.

1. Yeryüzü ilgi çekici ve araştırmaya değer bir yerdir.

2. İnsan güçlüdür ve bu gücüyle büyük başarılar elde edebilir.

3. İnsanın faaliyet göstermesi şerefli bir olaydır.

4. Gerçek olan güzeldir ve insan gerçeği araştırmalıdır.

Reform Hareketleri: Krallar ve zengin burjuvalar, kilisenin manevi sınırlandırmalarına ve genel hükümranlığına ve koyduğu vergilere karşı çıkmaya başlamış ve bunun sonucu olarak, krallar dinin lideri olarak Papanın yerini alma eğilimine girmişlerdir. Bunun sonucunda, Bohemya, Kuzey Almanya, İngiltere, İskoçya, Danimarka, Norveç ve İsveç kralları Roma kilisesinden ayrılıp kendilerine ait milli kiliselerini kurmuşlardır. Buna paralel olarak, kilisenin etkisi sade vatandaş üzerinde dahi azalmaya başlamıştır. Kilisenin otoritesine karşı kendi İncillerine sahip çıkmak isteyen halk kendi kiliselerini buna uygun olarak yönetmek eğilimindeydi. Bunun en tipik örneği Almanya’da Martin Luther’in başlatmış olduğu Protestanlık hareketidir.

Roma kilisesinin bünyesinde misyonerlerin ve azizlerin önayak olduğu karşı reform hareketinin amacı Kiliseyi doğru yola çekerek onun gücünü arttırmaktı. Bu hareketin en önemli temsilcilerinden olan İspanyol Loyolalı Aziz İngatius 1538 yılında “İsa’nın Toplumu” denilen ve halk arasında Cizvitler olarak anılan bir tarikat kurdu. Bu harekete mensup din adamları daha çok eğitim kurumları yoluyla misyonerlik faaliyetleriyle uğraşıyorlardı.

Reform hareketlerinin en önemli sonucu skolastik düşünce sisteminin yok olmaya başlaması ve laikliğin kurumsallaşması sürecine girmesi olmuştur. Ayrıca, Reform hareketleri ahilinde, bir grup Protestan şehir-devletleri prensleri bir araya gelerek Katolik Kutsal Roma Germen İmparatoruna karşı 1546 yılında savaş başlatmışlardır. Bu askeri ve politik mücadeleyi sona erdiren 1555 yılında imzalanan Augsburg Barış Antlaşması’na göre:

1. Protestanlık kilisesi ve mezhebi kesin olarak tanınmıştır.

2. Alman prensleri istedikleri mezhebi seçme ve kendi halklarına kabul ettirme konusunda serbest olmuşlardır.

3. Prensler kendi ülkelerinde dinsel işler üzerinde mutlak hakim olarak kabul edilmişlerdir.

4. Prenslerin mezhebini kabul etmeyen Almanların başka yerlere göçüne izin verilmiştir.

5. Katolik olarak kalan memleketlerde yeni mezheplerle mücadele amacıyla Engizisyon mahkemeleri kurulmasına karar verilmiştir.

Coğrafi Keşifler: Önceleri bilimsel ve Hıristiyanlık dinini yaymak gibi dinsel gayelerle başlayan dünyaya yayılma hareketleri onbeşinci yüzyılın ikinci yarısında açık bir şekilde ekonomik amaçlara yönelmiştir. Yeniçağ Avrupa’sında ticaretin gelişmesi ekonomik pazarın esası olan değerli madenlere olan ihtiyacı arttırmıştır. Bu değerli madenlere ulaşabilmek için Avrupalılar Asya ve Afrika kıtalarına seferler düzenlemeye başlamışlardır. İlk keşif seyahatleri Atlantik Okyanusunda ve Afrika sahillerinde onbeşinci yüzyılın başlarında Fransız ve Cenevizli gemiciler tarafından başlatılmıştır. Bu seyahatler sonucunda “Kanarya” ve “Azar” adaları keşfedilmiştir. Portekizli gemici Bartelemeo Diyaz’ın Ümit Burnu’nu keşfetmesinden sonra Vasko dö Gama Ümit Burnunu dolaşarak Hint Okyanusuna ve oradan Hindistan topraklarına ulaşmıştır.

Bu keşiflerin sonucunda, ticaretle uğraşan burjuva sınıfı zenginleşmiş ve mallarını pazarlamak için yeni memleketler bulmuşlardır. Böylece daha sonraki yıllarda gerçekleşecek olan Sanayi İnkılabı için zemin oluşmaya başlamıştır. Coğrafi Keşifler Akdeniz kıyılarındaki limanların önemini 1869 yılında Süveyş Kanalının Fransızlar tarafından açılmasına kadar olan dönemde önemini kaybetmesine neden olmuştur. Böylece, kervan yolları ve limanlar boyunca faaliyet gösteren zanaatkar ve halk ekonomik bakımdan durumları kötüleşmeye ve Osmanlı Devletinin gerilemesine ve dolayısıyla Celali İsyanlarına zemin hazırlamıştır. Osmanlılar Hint ticaret yolunun hakimiyeti için Portekizlilerle, Akdeniz Bölgesinin hakimiyeti için mücadele etmişlerdir. Endonezya’da savunma ve koruma savaşları yapan Osmanlılar Hıristiyan Avrupa karşısında Doğu Kalkanı haline gelmişlerdir.

Otuz Yıl Savaşları: Augsburg Antlaşmasının uygulamada yürümediğini gören Protestanlar haklarını savunmak için aralarında birlik kurup 1618 yılında Bohemya’da ayaklandılar. Katolik Alman devletleri Kutsal Roma-Germen imparatoru II. Ferdinand’ın liderliğinde birleştiler. Protestanlar ise dışardan destek sağlayabilmek amacıyla İngiltere, Hollanda, Fransa nezdinde girişimlerde bulundular. Öte yandan, Katolik Almanlar İspanyanın desteğine güveniyorlardı. Fransa Katolik olmasına karşın Habsburg hanedanıyla mücadele içinde olduğundan dolayı İsveç, Alman ve Hollanda Protestanlarıyla anlaşarak Kutsal Roma-Germen imparatoruna karşı savaş açtılar. Bunun ana nedeni, Fransız Kralı XIV. Louis’in amacının İspanya topraklarına veraset yoluyla sahip olarak Kutsal Roma-Germen topraklarında ilerlemeye devam etmek istemesiydi. Böylece, Fransa Avrupa kıtasına hakim olacak ve Amerika kıtasındaki sömürgelerin yeni efendisi bir deniz gücü olacaktı. Bunun içinde doğal olarak ilk önce Fransa’yı çevrelemiş olan Katolik İspanya ve Kutsal Roma-Germen İmparatorluklarıyla mücadele etmek zorunda olacaktı. Protestanların Katolikleri mağlup etmesiyle birlikte 1648 yılında Westphalia Barış Antlaşması imzalanarak Otuz Yıl Savaşları son bulmuştur. Buna göre:

1. Kutsal Roma-Germen İmparatoru Almanprenslerin dinsel-politik serbestliklerini tanıyacaktı

2. Almanya’da Katolikliğin yanında Protestanlık ve Kalvinizm geçerli mezhepler olacaktı.

3. Flemenk Cumhuriyeti bağımsız hale gelecekti.

Böylece, Uluslararası hukuk bakımından Kutsal Roma Germen imparatorluğunun parçalanmış ve Alman prenslerinin bağımsız hale gelmişlerdir. Böylece Avrupa kıtasında güç dengesi tamamen değişmiş oldu. İspanya Avrupa’daki üstünlüğünü kaybederken, Fransa en güçlü devlet haline gelmiş ve İsveç Baltık Denizi Bölgesinde hakimiyetini kurmuştur. Bununla beraber, daha önceki uluslararası toplantılar dinsel nitelikteyken, Westphalia devlet, savaş ve iktidar sorunlarının tartışıldığı laik bir konferans olmuş ve toplantılar sırasında Papalık temsilcisi dinlenilmediği gibi antlaşma metni Papaya imzalattırılmamıştır. Dolayısıyla, kilisenin politik gücü iyice sınırlandırılmış ve Avrupa kıtasında kendi kanunlarına göre davranan, kendi milli politik ve ekonomik menfaatlerini gözeten, ittifaklar kuran ve bozan modern bağımsız devletler oluşmuştur. Bugünkü anlamda devletlerin oluşturduğu uluslar arası sistem Wstphalia Antlaşmasının sonucudur.

İspanya Vesayet Savaşları: Büyük miras bırakacak olan İspanya Kralı II. Charles vasiyetinde İspanya topraklarının bütün olarak Fransa Kralı XIV. Louis’in torununa kalacağı ama iki tahtın hiçbir zaman birleştirilemeyeceği ve Louis’in kabul etmemesi durumunda aynı koşullar altında Avusturya Habsburg Kralının oğluna sunulacağı belirtilmişti. II. Charles 1700 yılında ölünce, Fransa’nın etkisinin genişleyebileceğini düşünen XIV. Louis bu mirası kabul etti. Fakat, Kutsal Roma-Germen İmparatorluk İngiltere, Hollanda, Portekiz, Savua ve Brandenburg dükalıkları buna itiraz ederek Fransa’ya karşı bir ittifak meydana getirmişlerdir. Bu ittifakla Fransa arasındaki savaşlar Fransa’nın yenilgisiyle son buldu ve 1713 yılında Utrecht Barış Antlaşmasıyla Avrupa kıtasındaki yeni güç dengesi oluşturuldu. Buna göre, Cebelitarık ve Minorka adasını, Amerika kıtasındaki Newfondland ve Nova Scotia kolonilerini alan İngiltere Akdeniz ve Atlantik Okyanusunda bir deniz gücü haline gelmiş, İskoçya ile politik birliğini sağlamlaştırmış ve gelecekte ekonomik zenginliğinin temel kaynaklarından birisini meydana getirecek olan İspanya Amerika’sına köle taşıma ayrıcalığını elde etmiştir. Milano, Napoli, Sicilya ve Belçika Avusturya Habsburglarına bırakılmıştır.

Savua ve Brandenburg yöneticileri galip olan tarafa katıldıkları için kral olarak kabul edilmişler ve Avrupa kıtasının politik ufkunda yükselmeye başlamışlardır. Bu antlaşmadan sonra Savua dükalığı Sardunya (Piyemento) adıyla, Brandenburg ise Prusya adıyla anılmaya başlanmıştır. Bu anlaşmanın sonucunda, üçyüze yakın otonom prensliklerden oluşmaya devam eden Almanya hala bir karmaşa içinde, İtalya parçalanmış vaziyette ve İspanya Fransa’nın etkisi altında kalmışlardır. Bu antlaşmanın konusunun İspanya dünyasının paylaşımı olduğu için politik ve ekonomik nedenlere bağlı olan, dinsel niteliği olmayan bir savaşa son vermiş ilk antlaşma olma özelliğini taşımaktadır.

Yedi Yıl Savaşları: (1756-1763) İngiltere ve Fransa arasında sömürgecilik ve deniz üstünlüğü için çıkmış olan politik mücadeleler sonucunda Avrupa kıtasında yeni saflaşmalar meydana çıkmıştır. 1756 yılında İngiltere ve Prusya arasında ittifak kurulmasına karşı Fransa ve Avusturya-Habsburglar arasında evlilik yoluyla hanedan bağları kurulmuştur. Böylece Almanya toprakları üzerinde Avusturya ve Prusya arasındaki rekabet belirginleşmeye başlamıştır. Bu savaş sonunda imzalanan Paris Barış Antlaşmasıyla, Fransa, Afrika ve Amerika kıtasında ve Hindistan’da bulunan denizaşırı sömürgelerinin hepsini İngiltere’ye bırakmıştır. Böylece hem ekonomik bakımdan hem de politik bakımdan Fransa güç kaybederken, İngiltere denizlerdeki ve sömürgecilik yarışındaki üstünlüğünü sağlamlaştırılmıştır. Öte yandan, Prusya Avusturya karşısına daha etkin bir biçimde Almanya toprakları üzerinde politik bir güç olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır.

İngiltere’de Demokrasi Hareketleri:Avrupa’da mutlakıyetçi kraliyet rejiminden parlementerizme geçiş, İngiltere’de başlamıştır. Kıran kırana geçen siyasi mücadelenin sonucunda İngiliz soylular, Kral Yurtsuz John’a 1215 yılında Magna Charta adı verilen bir fermanı kabul ettirerek, parlemento yönetimini kurdular. Buna göre:

1. Kral halkın onayını almadan vergi toplayamayacaktı.

2. Kanuni dayanağı olmadan kimse tutuklanamayacak, hapis ve sürgün edilemeyecekti.

3. Ülkeye giriş ve çıkış serbest olacak, tam ticaret serbestisi tanınacaktı.

Parlementer sistem bazen işletilerek bazen askıya alınarak, on yedinci yüzyıla gelinmiş olundu. Bu yüzyıl mutlakiyetçilerle özgürlükçü hareketlerin mücadelesine sahne olmuştur.

Kral I. Charles’ın parlementoya danışmadan İspanya ve Fransa’ya savaş ilan etmesi ve bu savaşların maliyetini karşılayabilmek için vergileri arttırması üzerine, İngiliz Parlementosu 1628 yılında Haklar Bildirisi (Petition of Rights) adı verilen belgeyi yayınladı. Bu bildiride, kralın yetkileri sınırlanarak hukuksal süreçten geçmeden kralın kimseyi suçlayamayacağı, cezalandıramayacağı ve orduyu halka karşı kullanamayacağı belirtiliyordu. Kral buna tepki göstererek parlementoyu dağıttı. Ancak, vergi izni alabilmek için 1640 yılında parlementoyu tekrar toplanmaya çağırmak zorunda kaldı.

Aradan geçen kırk yıllık süreç sonunda, 1689 yılında İngiliz Parlementosu’nun Haklar Kanunu (Bill of Rights) yayınlamasıyla, egemenlik parlementonun denetimine geçmiştir. Bu bildiriye göre;

1. Parlemento seçimleri serbestçe yapılabilecektir.

2. Parlemento üyeleri tam bir ifade özgürlüğüne sahip olacaktır.

3. Parlementonun kabul ettiği kanunlar kral dahil herkesi bağlayacaktır.

4. Parlementonun izni alınmadan asker ve vergi toplanamayacaktır.

Bu kanun ile parlementer demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi ilkeler Avrupa’da ve tüm dünyada ilk önce İngiltere’de uygulanmıştır.

ABD (Amerika Birleşik Devletleri’nin) Kurulması: İngiltere Amerika kıtasındaki topraklarını genişlettikten sonra başta kendi ülkesinden olmak üzere çeşitli ülkelerden göçmenler getirerek koloniler kurdu. Onsekizinci yüzyılın ortalarında sayıları onüçe ulaşan bu kolonilerin başında İngiliz Kralının tayin ettiği bir vali bulunuyordu. 1756 – 1763 yılları arasında İngiltere’nin Fransa-Avusturya-Rusya ittifakına karşı sömürgeler ve dünya egemenliği için savaşmıştı. Tarihe Yedi Yıl Savaşları olarak geçen bu savaşlar sonunda, imzalanan Paris Barış Antlaşması ile İngiltere uluslararası arenada egemen güç haline gelmiştir. Fakat aynı zamanda İngiliz devlet maliyesi bozulmuştur. Bu durumu düzeltmek için İngiltere’nin yeni vergiler koyması Amerika kıtasındaki kolonilerinin tepkisiyle karşılaştı.

1774 yılında toplanan I. Philedelphia Kongresi’nde koloni halkları İngiltere’ye karşı savaş ilan etmişlerdir. Yedi Yıl Savaşlarından yenik çıkan Fransa’nın cömertçe mali ve askeri yardımlarıyla da, bağımsızlık mücadelesi başlamıştır. Daha sonra 1776 yılında II. Phidelphia Kongresi’nde bu koloniler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bu kongre sırasında Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan Amerikan Bağımsızlık Bildirisi ve İnsanlar Hakları Bildirisi kabul edilerek onaylanmıştır. Birinci bildiride İngiltere’nin Kuzey Amerika’da uyguladığı sömürge politikası kınanmış ve Amerikalıların bağımsız bir devlet kurma hakları savunulmuştur.

George Washington komutasındaki koloni güçleri tarafından yenilgiye uğratılan İngiltere geri çekilmiş ve 1783 yılında imzalanan Versailles Barış Antlaşmasıyla onüç koloninin bağımsızlığını kabul etmiştir. Bağımsızlıklarını ilan eden koloniler dahili işlerinde serbest olmak şartıyla 1787 yılında ABD’yi (Amerika Birleşik Devletleri) kurmuşlardır.

POWERPOINT 2000

Önsöz

Peki arkadaşlar, kaç kişi hayatını “sunu” (Presentation, prezentasyon) hazırlayarak kazanıyorsa elini kaldırsın! Hiç kimse! Peki kaç kişi hayatında en az bir kere sunu hazırladı ve sundu? Bir, iki elin kalktığını görüyorum. Peki, Ofis 2000 paketinin içinde PowerPoint diye bir programın olduğunu biiliyor? Ooo. Bütün eller havada. Peki son soru: Kaç kişi PowerPoint ile ne yapıldığını biliyor? Hayaktında en az bir kere sunu hazırlamış olanlar ve diğer bir kaç kişi elini kaldırıyor.

Anlaşıldı. Durum bütün dünyada aynı. İş veya eğitim dünyasında, gerektiği yeri alamamış program varsa, sunu programlarıdır. Hayatınızı hiç tahmin etmediğiniz biçimde kolaylaştıracak program varsa, o da sunu programıdır. PowerPoint’in de kaderi, diğer sunu programlarından farklı değil: ya hiç kullanılmaz, ya da aramızda bazı kişiler hayatını sunu programı ile çalışarak kazanır. İtiraf edelim ki, hayatını sunu programı hazırlayarak kazanmak, dünyanın en cazip işi olmasa gerek. Sunu hazırlamanın kendisi cazip iş olmasa gerek. Bir kere, sunu, yani bir grup dinleyicinin önüne çıkıp, arkada bir beyaz perdenin üzerine görüntüler yansıtarak, bir fikri, bir projeyi savunmak çoğumuz için cazip olmasa gerek. Ayrıca bilgisayarda bir sunu programıyla hazırladığınız görüntü unsurlarını kullanabilmek için, bilgisayarı konuşmanın yapılacağı odaya götürmek ve bilgisayarın VGA görüntüsünü (çoğu zaman bilgisayardan pahalı bir araçla) beyaz perdeye düşürmek, yatırım ve ayrı bir uzmanlık ister.

Yakın zamana kadar bunlyar zor işlerdi. Bu kadar zahmete katlanmak yerine, konuşmanızın notlarını ve diğer görsel unsurlarını kağıda basıp, konuşma sırasında dağıtmak daha kolay olabilirdi. Fakat devir hızla değişti; bilgisayarlar avucumuzun içine sığar hale gelirken, bilgisayarın ekranındaki görüntüyü duvara yansıtan araçlar inanılmaz ölçüde ucuzladı. Yani şimdi görkemli bir sunu yaparak, fikrinizi, projesinizi veya öğretmek istediğiniz konuyu, bir sunu programının olağanüstü etkileyici tekniğinden yararlanarak sunmamak, bilgisayardan yararlanmamak olur. Bilgisayardan yararlanabilecek iken yararlanmamak ise, bana sorarsanız, modern bir kişinin işleyebileceği en ağır suçlardan biridir.

Diyelim ki hayatınızda bir fikri veya projeyi tanıtmak veya bir şeyi öğretmek amacıyla bir topluluğun karşısına çıkmanız gerekmiyor ve gerekmeyecek. Peki, Internet’le Web’le ilginiz var mı? Bir fikri, bir projeyi, bir konuyu Internet’te anlatmak, savunmak, öğretmek zorunda mısınız? Öyleyse neden PowerPoint kullanmıyorsunuz? En değme Web tasarımcısının grafikleriyle, arkaplan renkleri ile, her türlü mültimedya unsuru ile haftalarca süren bir çaba sonucu ortaya çıkartabileceği ve Java’dan Javascript’te, Flash’dan anime GIF’e kadar başvurmadık teknoloji bırakmamacasına (ve tabii binlerce Dolar’ınızı alarak hazırlayacağı bir siteyi, yarım saatte PowerPoint ile hazırlayabileceğinizi söylersem ne yaparsınız? Üstelik ortaya çıkacak Web sayfaları, grafik dosyaları, HTML ve XML kodları, ne tür Browser programları kullanırsa kullansın, bütün ziyaretçileriniz tarafından aynen sizin arzu ettiğiniz görsel etkileri oluşturacak şekilde görülebilir.

Microsoft’un yeni Ofis 2000 paketi elinizin altında ise, büyük bir ihtimalle bilgisayarınızda PowerPoint kurulu demektir. Ve siz, dünyanın en kolay sunu veya Web’de eğitim ve öğretim aracına bir tıklama uzaktasınız.

Tıklayın, başlayalım.

Bölüm 1: Bir Sunu Hazırlayalım

Öğretmenler, ders anlatırken veya sınıfta bir konuyu öğrencilerinin tartışmasını sağlarken, neden kara tahta önünde dururlar ve ellerinde bir tebeşirle, tahtaya bir şeyler yazarlar? Öğretmenler bilirler ki, kulaktan giren söz, aynı anda görsel mesajla bütünlendiği zaman daha çok akılda kalıyor. Eğitimciler bu gerçeği herhalde yazının icadından önce keşfetmiş olmalılar; hatta belki de yazı bu yüzden icad edilmiştir!

Öğretmenler ağızlarından bir yeri terim, tanımlama, isim çıktığı zaman dönüp bunu tahtaya yazdıklarında hepimiz biraz daha dikkat kesiliriz; söylenenler daha bir anlamlı ve kalıcı gelir. Bu gerçekten hareket eden konuşmacılar, ister bir bilimsel konferansta yeni bir kalp ameliyatı tekniği anlatsınlar, ister bir ülkenin ekonomik geleceği ile ilgili tahminlerini aktarsınlar, söyledikleri sözlerin hap haline getirilmiş mesajlarını, önemli kavramlarını, yazı ile, grafikle, simgeyle arkalarındaki bir perde üzerinde görüntülerlerse, mesajlarının daha iyi kavrandığını bilirler. Bugün, bir firmaya yeni reklam kampanyasının taslaklarını sunan reklam şirketinin müşteri temsilcisinden, kendi müdürler kuruluna fabrikada yapılmasını gerekli gördüğü üretim tekniği değişikliğini savunan genç mühendise; yeni yazılımın müşterinin firmasında verimliliği nasıl arttıracağını anlatan bilişik teknolojisi şirketi sahibinden, hissedarlara firmanın son bir yıllık gelişimiyle ilgili hesap veren yönetim kurulu başkanına kadar, “konuşma yapma” durumunda bulunan herkesin, bir zamanlar basit “tepegöz” projeksiyon makinalarıyla yapılan sunuşlardan çok daha etkilisini bilgisayarla ve PowerPoint ile yapmaları mümkündür.

Günümüzde sunuş, sadece bir kürsüde, bir toplantı odasında ve konferans salonunda yapılmıyor. Bugün, “konuşmalarımızı,” mesajlarımızı Internet yoluyla milyonlarca kişiye yayıyoruz. Ne var ki Web sayfası tasarımı için halâ beyin cerrahı veya roket mühendisi düzeyinde teknik bilgi gerektiği şeklinde korkular yaygın. Hele işi Web tasarımı olmayanlar arasında.

Web tasarımında, bir Web sayfasını okuyan, izleyen ziyaretçinin bir sonraki sayfaya geçmesini sağlayan teknikler vardır. Bu teknikleri anlatan metinlerde genellikle şöyle övgüler görürsünüz: “Bu yöntemle Web sayfalarınız bir sunu programının slaytları gibi, birbiri ardından görüntülenir ve sayfa aralarında ancak bir sunu programının masaüstünde yapabildiği geçiş etkilerini sağlayabilirsiniz.” Şimdi, PowerPoint bize bu imkanı sunuyor: siz sunuyu hazırlayın; sunudan Web sitesi yapmak, PowerPoint’e ait, adeta beş saniyelik bir iş!

Ama önce bir sunu hazırlayın!

Sihirbazın yardımıyla

PowerPoint 2000’i çalıştırmanın çeşitlı yolları vardır. En kolay ve kestirme yol, masaüstünde bir PowerPoint kısayol simgesi varsa, onu tıklamaktır.

PowerPoint’i başlatmak için Başlat menüsünden Programlar ve daha sonra Microsoft PowerPoint maddesini seçebileceğiniz gibi, yine Başlat menüsünden Yeni Ofis Belgesi maddesini ve açılacak Sihirbaz’da Sunular sekmesini ve arzu ettiğiniz bir şablonu da seçebilirsiniz. Microsoft PowerPoint, Akıllı İçerik Sihirbazı, Tasarım Şablonu veya Boş Sunu seçenekleri bulunan başlangıç diyalog kutusunu görüntüleyecektir.

Burada mevcut üç seçenekten en kolayı, sunu şablonunu Sihirbaz’a hazırlatmaktır. Daha sonra, PowerPoint’te ustalaştıkça, mevcut şablonlardan birinden veya boş bir sayfadan hareket etmeyi tercih edeceğiz. Şimdi Akıllı İçerik Şablonu’nu seçerek, Tamam’ı tıklayın.

Diyelim ki, siz bir reklam şirketinde, hatırı sayılır bir tele-iletişim firmasının müşteri temsilcisi olarak çalışıyorsunuz ve firmanın Reklam ve Halkla İlişkiler Müdürü ile yardımcılarına yeni bir reklam stratejisi sunmak istiyorsunuz. Yeni stratejiyi sözle ifade etmeniz zor; ve mümkün olduğu ölçüde mültimedya imkanlarından yararlanmak, grafiklerle ve mesajlarınızını akılda kalacak şekilde başlıklarla sunmak daha uygun. Ofiste birisi PowerPoint ile bir sunu yapmanızı önerdi. Ne var ki siz hiç PowerPoint kullanmadınız; bırakın PowerPoint’i, elektronik ortamda sunu hazırlamadınız. Güzel.. Akıllı İçerik Sihirbazı tam size göre.

Açılış diyalog kutusunda PowerPoint’i başlattığınızda, muhtemelen Ofis Yardımcısı, yardım isteyip istemediğinizi soracaktır. Ofis Yardımcısını daha sonra tanıyacağız; şimdi, yardım istemediğinizi belirtin ve Akıllı İçerik Sihirbazı çalışmaya başlasın. Sihirbaz size önce bir kaç soru soracak ve sonra buna uygun şablonlardan bir kaçını sunacaktır. Akıllı Sihirbazın kendi reklamını yaptığı ilk kutuda İleri düğmesini tıklayın ve yapacağınız sununun türünü seçeceğiniz diyalog kutusuna geçin. Bu arada Akıllı Sihirbaz’ın soldaki haritasında sunu oluşturmanın hangi aşamasında olduğunuzu görebilirsiniz.

Akıllı İçerik Sihirbazı size beş tür sunu imkanı sağlıyor: Genel, Şirket veya Proje tanıtımı, Satış-Pazarlama sunusu ve eğitim. Bu türler arasındaki farkları ele alacağız; ama ilk fırstta herbiri ile adım adım ilerleyerek ortaya ne tür sunu şablonları çıktığını öğrenebilirsiniz. Şimdilik yapacağımız sununun türü bir fikrin tanıtımı olduğuna göre Carnegie Eğitmeni düğmesini tıklayabilirsiniz; sağda görüntülenecek kategorilerden birincisi “Fikir Satma” maddesini seçebilirsiniz. Tekrar İleri düğmesini tıklayın.

//////////////////KUTU//////////////////////////////

Kim bu Carnegie?

Dale Carnegie, 1888 -1955 yılları arasında yaşamış ve tüm dünyaya etkili konuşma, etkili bir kişilik geliştirmeyi öğretmiş kişidir. Dale Carnegie, başkalarına nasıl başarılı olabileceklerini öğreterek şöhrete ulaştı. 1936’da yazdığı Nasıl Dost Kazanılır ve Başkalarını Nasıl Etkilersiniz başlıklı kitabını tam 10 milyon adet satılan ve dünyada hemen hemen çevrilmediği dil kalmayan Dale Carnegie’nin sırrı, tavsiyelerini basit ve herkesin anlayacağı dille yazması ve sürekili örnek vererek konuşmasıydı. İki kuralı, “Başaracağınıza inanırsanız, başarırsınız,” ve “Başkalarını sevmeyi, saymayı ve onların varlığından zevk almayı kendinize öğretin!” adeta Carnegie Sloganı haline geldi. 1948’de yazdığı “Üzüntüyü Bırak, Yaşamaya Bak” daha çok satıldı ve Carnegie tüm dünyada başarıyı öğreten kişi olarak tanındı. Bir öğretemen okulunun mezunu ve seyyar satıcı olan Carnegie, daha sonra kendi adını taşıyan bir enstitü kurdu. Bu enstitüsünün geliştirdiği eğitim seminerleri ve bu semirlerde kullanılan görsel unsurlar, Microsoft tarafından telif hakları kiralanarak, PowerPoint’in eğitim amaçlı slaytlarında şablon olarak kullanılıyor.

///////////////////////////KUTU BİTTİ///////////////////////////

Şimdi Sunu stilini belirleme aşamasındayız. Seçenekleriniz arasında bu sunuyu bilgisayar ekranında (gerçekten ekranda, veya özel projeksiyon aracıyla perdeye düşürerek) sunma; Web sitesi olarak hazırlama; yazıcıda renkli veya siyah/beyaz asetata yazdırma (ki bunu daha sonra “tepegöz” denen özel projeksiyon makinasıyla beyaz perdeye yansıtabilirsiniz) veya 35 milimetrelik pozitif renkli filme (slayt, dia, dia-pozitif gibi adlarla da anılır) kaydetmek üzere özel fotoğraf makinasına gönderme vardır. Biz, ekranda sunuş yapacağımızı varsayalım ve Ekran Sunusu maddesini işaretleyerek İleri’yi tıklayalım.

Sunu Seçenekleri aşamasındayız; ve burada bütün slaytlarımızda ana ve alt başlık olarak kullanılacak metnimizi yazacağız. Reklam şirketi olarak büyük tele-iletişim firmasına yeni bir strateji sunduğumuza göre, Sunu Başlığı olarak “Reklamlarımızda Yeni Strateji,” altbaşlık olarak da ana fikrimizi yazabiliriz.

Bu noktada, sütün slaytlarımızda bu slaytın hazırlandığı tarihi ve slaytın sıra numarasını da isteyip istemediğimizi belirtebiliriz. Tarih, sık sık tekrar edilen ve içeriği güncelleştirillen sunularda önem taşıyabilir. Sıra numarası ise özellikle asetata veya filme kaydedilecek slaytların sırasını karıştırmamakta veya ekran ve Web sunularında içerik yazıcıda kağıda yazdırıldığında sayfa sıralarının karıştırılmaması açısından önem taşıyabilir. İleri’yi tıkladığımızda Akıllı İçerik Sihirbazı bize şablonu hazırlamaya hazır olduğunu bildirecektir; Son’ı taklayarak, PowerPoint’in sunuyu hazırlamasını izleyin.

PowerPoint, Dale Carnegie Enstitüsü’nün “fikir satma” stratejisine dayanan, beş bölümlük ve her bir bölümü çok sayıda sayfa içeren bir taslak hazırlayacaktır. Şimdi, PowerPoint’in bölümlerini ve bize sağladığı araçları tanıyabiliriz.

PowerPoint’in Penceresi

Ekranınızın büyük bölümünü Sunu’nun slaytı kaplıyor. Solda, baştan sona bütün sununun anahattını görebilirsiniz. PowerPoint 2000, işlevinin gerektirdiği farklar dışında, Ofis 2000 paketinin diğer üyeleri ile aynı araçlara ve çubuklara sahiptir. Sununun adını da içeren Program başlığının yer aldığı üst çerçeve kenarınn altında, menü çubuğunu görüyorsunuz. Diğer Ofis 2000 üyelerinden farklı olarak burada Slayt Gösterisi maddesi dikkatinizi çekmiş olmalı. Bir slayttan diğerine geçişin biçiminden tutun, bir mikrofonla slaytları sunacağınız konuşmayı sabit diske kaydetmeye kadar, sununun provasından slaytların gösterilin gizlenmesine kadar, işin gösteri kısmını bu menüdeki maddelerle ayarlayacağız. Bu arada, diğer Ofis 2000 üyeleri gibi, PowerPoint’in de menü maddelerinin “akıllı” olduğuna işaret edelim. Herhangi bir menüyü tıkladığınızda açılacak liste en sık kullanılan maddeleri içererektir; Mouse oynatmadan bir kaç saniye tutarsanız, menü uzayacak ve listeye daha az kullanılan maddeler de girecektir. Az kullanılanlar arasındaki bir maddeyi seçerseniz, PowerPoint bir dahaki sefere bu komutu da sık kullanılanlar listesine alarak, iç açılışta gösterir. Menülerin “eski usul” yani ilk tıkladığınızda bütün maddeleri içermesini istiyorsanız, bunu Araçlar menüsünden Özelleştir maddesini ve açılacak kutuda Seçenekler sekmesini seçerek yapabilirsiniz. Burada, “Menüler önce son kullanılan komutları gösterir” satırının önündeki işareti kaldırın.

PowerPoint’in bu görünümüne Normal Görünüm denir. Pencerenin sol alt kenarında diğer görünümleri seçebileceğiniz düğmeler vardır. Bu düğmelerden birincisi başka bir görünümden hem slayt, hem sununun akış planı olan anahat listesi, hem de slaytlara ekleyebileceğiniz notların yer aldığı Not Panosunun görüntülendiği Normal Görünüm’e geçmenizi sağlar. İkinci düğme olan Anahat Görünümü ise Anahat bölümünü büyütecek, buna karşılık slayt bölümünü küçültecektir. Bu görünümde Anahat üzerinde daha rahat çalışabilirsiniz. Üçüncü düğme olan Slayt Görünümü ise, anahatta yer alan ana bölümleri simge haline getirirken, slayt bölümünü neredeyse program penceresinin tümünü kaplayacak şekilde genişletir. Dördüncü slayt sıralayıcısı düğmesi ise sunuda yer alan bütün slaytları küçük simgeler haline getirir; Mouse işaretçisiyle bunları tek tek istediğiniz sıraya sürükleyebilirsiniz. Sonuncu düğme ise slayt gösterisi yapmanızı sağlar. Bu düğmeyi, işimiz ilerledikçe sık sık kullanacağız ve sununun, nasıl görüntüğüne bakacağız. Bu görünümde iken bir slayttan sonrakine geçmek için Mouse’un sol düğmesini tıklatın veya klavyede aralık çubuğuna basın. Klavyede Page Up/Page Down veya aşağı ok/yukarı ok tuşlarına basarak, bir sonraki veya bir önceki slayta gidebilirsiniz. Slayt gösterisi sırasında Mouse’un sağ düğmesini tıklarsanız, diğer bazı işlevlerin arasında ileri veya geri gitmenizi sağlayacak maddelerin de bulunduğu menü açılacaktır. Klavyede Esc tuşuna basarak, slayt gösterisini istediğiniz anda durdurabilirsiniz.

Seçtiğiniz görünüme bağlı olarak menü ve araç çubuklarında içerik değişimi olacaktır; çünkü her görünümde yapabileceğiniz işler farklı olacaktır.

Ve son olarak pencerenin alt kenarına yakın çizim araçları çubuğuna dikkat edin. Burada, herhangi bir grafik programında veya söz gelimi Ofis 2000 üyelerinden Word’de aşina olduğunuz şekil ve metin oluşturmak ve biçimlemekte kullanabileceğiniz bir dizi araç yer alıyor. Şu anda slayt penceresinde gördüğünüz herşey ve daha çoğu buradaki araçlar yardımıyla oluşturulabilir, biçimlendirilebilir.

PowerPoint’in bu çehresi, mermere kazınmış değildir; istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz. Söz gelimi grafik programlarınızdan alışkınlık sonucu, Çizim Araçlarını, program penceresinin sol kenarında görmek istiyorsanız, bütün yapacağınız Mouse işaretçisini bu çubuğun sol kenarındaki iki çizginin üzerine getirmek, ilmeç dörtlü ok görünümünü aldığında Mouse’un sağ düğmesini tutarak araç çubuğunu istediğiniz yere bırakmaktan ibarettir. İsterseniz, bütün araç çubuklarını ve menü çubuğunu ekranda yüzer hale de getirebilirsiniz.

PowerPoint, görüntülenen menü, araç ve çizim çubukları dışında 10 çubuğa daha sahiptir; herhangi bir çubuğun boş bir yerini sağ tıklayarak, bu çubukların adlarını gösteren listeyi açabilir ve istediğiniz çubuğu görünür (veya görünmez) hale getirebilirsiniz.

Kimi zaman bir araç çubuğunun bütün komut düğmeleri çubuğun bulunduğu alana sığmayabilir. Bu durumda, çubuğun sağ kenarında küçük bir aşağı ok simgesi belirir. Bu oku tıkladığınızda eksik düğmeleri ve hemen altında o çubukta yer alabilecek tüm düğmeleri listeyecek Tüm Düğmeler komutunu göreceksiniz. Bu yolla, çubukları özelleştirebilir, kullanmadığınız komut simgelerini kaldırabilir; yenilerini ekleyebilirsiniz.

Bir düğmenin işlevini bilmiyorsanız, Mouse işaretçisini düğmenin üzerinde bir kaç saniye tutun; PowerPoint, küçük sarı ipucu kutusunu açacak ve düğmenin ne işe yaradığını bildirecektir.

Sunuyu Tamamlayalım

Yukarıdaki örnek sunuyu birlikte yaptıysak, PowerPoint penceresinde Anahat bölümüne bakın: baş tarafında 1’den 5’e kadar numaralanmış bölümler göreceksiniz. Bunlar, bu sunuşu yaparken yapacağınız konuşmanın beş ana bölümüdür. Elbette bu listeye uymak zorunda değilsiniz (ama Dale Carnegie Enstitüsü, bir fikri satmak için bu sırayı izlemenizde israr edecektir!); bölümleri, atabilir, yeni bölüm ekleyebilirsiniz.

Bir sunu, hem anahat bölümünden, hem slayt bölümünden oluşturulabilir, veya değiştirilebilir. Zamanla, sunu hazırlamada ustalık kazandıkça, sunu hazırlamaya veya Akıllı İçerik Sihirbazına hazırlatarak temel unsurlarını çıkarttığınız sunuları kendi ihtiyacınıza uygun hale getirmeye anahat bölümünde çalışarak başlamak daha çok kolayınıza gelebilir. Anahat, slaytlardan farklı olarak, yapacağımız sununun akışını, dinleyenlere (veya hazırlayacağımız sunuyu Web sayfaları olarak Internet’te izleyecek olanlara) sunacağımız mesajları bir akış planı halinde gösterir. Böylece söyleyeceğimiz sözlerle, görsel olarak sunacağımız mesajların uyumunu sağlamış oluruz. Sunu hazırlamanın yordamıyla ilgili ayrıntıları sonra ele alacağız. Burada sadece elimizi PowerPoint’e alıştırdığımıza göre, şimdi her iki bölümü de kullanarak, yeni slaytlar ekleyelim, olanlarda değişiklik yapalım.

Yeni metin ekleme

Akıllı İçerik Sihirbazı yoluyla, PowerPoint’in hazır şablonlarından birini kullanarak hazırladığınız sunularda ortaya çıkacak anahatta bir bölümün başlığını seçererek (Mouse ile üzerine tıklayarak) klavyede Delete (Sil) tuşuna basarsanız, o bölüm, alt bölümleri ve tabiî slaytları ve slaytlara iliştirilmiş notları ile silinir. Ofis Yardımcısı bu gibi silme işlemlerinde komutu icra etmeden önce sizden onay ister.

İmleci bölüm başlıklarından birinin önüne getirir ve klavyede Enter tuşuna basarsanız, bu kez mevcut başlığın bir üst sıra numarasına geçtiğini ve size yeni bir bölüm açıldığını görürsünüz. Buraya istediğiniz başlığı yazarak, yeni bir bölüm başlatabilirsiniz. Bu anda sağdaki slayt bölümünde boş bir slayt açılacaktır.

PowerPoint’in Akıllı İçerik Sihirbazı yoluyla hazırlayacağı sunular, genel konuşma-konferans kurallarına uygun, yani bir giriş-açış bölümü, bir geliştirme ve ayrıntı bölümü ve bir sonuç bölümü olan plana göre hazırlanır. Ne var ki ne kadar bilimsel kurallara dayanırsa dayansın bu sunular, başlıkları, alt başlıkları ve ögeleri bakımından içi doldurulması gereken boş kalıplardır. Örneğin yukarıdaki örnekte “Açış Konuşması: Somut Örnekler Verin” yazılı yere, bizim kendi sunuşumda uygun olan başalığı yazmamız gerekir. Örneğin, buraya “Neden Yeni Stratejiye İhtiyacımız var?” yazabiliriz.

Bunu yapmak için mevcut örnek başlığı, Mouse işaretçisini üzerinde sürükleyerek tarayın ve asıl başlığı yazmaya başlayın. (Mouse işaretçisinin bir metnin üzerine geldiği zaman büyük ve ince bir I harfine döndüğünü görüyorsunuz.)

Burada, yazdığımız yeni başlığın aynı anda sağda slayt üzerinde görüntülendiğine dikkat edin. Anahat bölümünde yazdığımız her harf, slayt üzerine o metin unsuruna verilmiş biçimi alarak, belirecektir.

Bu kez, anahat üzerinde değil de, slayt üzerinde değişiklik yapalım. Örnek altbaşlıklardan birini tıklayın ve başlayın yeni asıl alt başlığı yazmaya.

Burada slayt üzerinde yazdığımız metnin solda, anahat bölümünde ait olduğu yerde de aynı anda belirdiğine dikkat edin. Bu bize şunu gösteriyor: Anahat bölümündeki metinler, sağda slaytların üzerinde görüntülenen metinlerdir. İkisinden birinde yaptığımız değişiklik, diğerine de yansır. Bu arada, başlığı veya alt başlıklardan birini tıkladığınız anda, bütün metnin çevresimde bir çerçeve oluştuğunu görüyorsunuz. Bu metin kutusu denen bir ögedir; ve yazacağımız metinler için yer tutmaktadır. Slaytlarımıza, başlık,metin, grafik, kuruluş şeması ve küçük resimler gibi ne gibi çizim ve içerik ögeleri koyabiliriz. Bunların içinde yer aldığı kutuya Yer Tutucu denir.

Yeni metinleri yazarken, bazı kelimelerin altında kırmızı dalgalı bir çizginin belirdiği oluyor mu? Bu, o kelimenin Ofis 2000 paketiyle birlikte bilgisayarınıza kurulmuş olan Türkçe sözlükte ve yazım klavuzunda bulunmadığını gösterir: ya kelime gerçekten sözlükte yoktur (özel isimler gibi) ya da siz kelimeyi yanlış yazmışsınız demektir.

//////////////////////KUTU//////////////////////////

İyi bir sunuda…

Her slayt kendi içinde bir bütün olmalıdır. Bununla birlikte her slayt, sununun tümüne katkıda bulunmalı, yani zincirin bir halkası olmalıdır. Slayt, ekranda olduğu veya perdeye düşürüldüğü sırada söyleyeceğiniz sözlerin akılda kalmasını sağlamak içindir. Slaytta geçen fakat konuşmada geçmeyen fikir olmamalıdır.

/////////////////////////KUTU BİTTİ///////////////////////

Slaytlarınızda bir değişiklik yaptığınız, yeni metin yazdığınız veya mevcut bir yazıyı kaldırdığınız (ya da daha sonra göreceğimiz gibi, biçimlendirmeye ilişkin işlerde) fikir değiştirecek olursanız, Düzen menüsünden Geri al maddesini seçebilirsiniz. Geri alma işlemi, klavyede Ctrl+Z tuşlarıyla da yapılabilir. Geri aldığınız bir işlemi geri almaktan da vaz geçebilirsiniz. Bu durumda, Düzen menüsünden Yinele maddesini seçebilirsiniz; veya klavyede Ctrl+Y tuşlarına basabilirsiniz. PowerPoint’in geri almada kaç adım geriye gidebileceğini tayin etmek sizin elinizdedir. Bunu, Araçlar menüsünden Seçenekler maddesini ve açılacak kutuda Düzen sekmesini seçerek, ve açılacak kutuda “En fazla geri alma sayısı” bölümüne istediğiniz bir sayıyı yazarak yapabilirsiniz.

Biraz önce seçtiğimiz ikinci altbaşlığı değiştirerek, amacımıza uygun hale getirdiğimizi düşünelim; ve buraya aynı biçimde, yani baştarafında madde işareti (nokta) bulunan, yeni bir cümle ekleyelim. İkinci satırın sonunu tıklar ve klavyede Enter’a basarsanız, PowerPoint yeni bir madde işaretli satır başlatacaktır. Fakat alt başlıkları tıkladığınız zaman, madde işaretli iki unsuru çevreleyen kutuda yeni bir başlığın sığabileceği kadar yer kalmadığını görüyorsunuz. Yine de yazmaya devam edelim. İki satırı aşan bir metin yazdığımızda. iki şey görüyoruz:

1. Henüz mevcut alanı taşmamış olduğu sırada PowerPoint önce bu çerçevenin içindeki bütün metinlerin yazı boyutunu küçültmeye başlayacak ve yazı boyutunu 26 punto’ya kadar düşürecektir.

2. PowerPoint sizin metin girmeye devam ettiğini görünce yazı boyutunun 26 puntonun altına düşmesi gerektiğini anlayacak; fakat kendiliğinden bunu yapmayacak (çünkü 26 puntodan düşük boyutta bir başlığın ekranda veya perdede dikkat çekici şekilde okunması hemen hemen imkansız olacaktır) ve Ofis yardımcısı aracılığıyla bizi uyaracaktır.

Bu noktada PowerPoint, slaytı ikiye bölmeyi veya her bir madde işaretli başlık için aynı bir slayt yapması teklif edecektir. Bu yola gitmeden önce atabileceğiniz iki adım var: yer tutucu kutunun içindeki metni azaltabilirsiniz; veya yer tutucu kutuyu genişletebilirsiniz,

Bir metin seçili iken, onu tutan kutunun köşelerinde ve kenarlarının ortalarında tutamakların belirdiğini, mouse işaretçisini bu tutamakların üzerine götürürseniz, ilmecin dikey, yatay veya çapraz ok haline geldiğini göreceksiniz. İmleci metin kutusunun alt kenarın ortasındaki tutamağın üzerine getirin; Mouse’un sol düğmesini tutarak, çerçeveyi aşağı doğru sürükleyin. Şimdi PowerPoint’in itirazıyla karşılaşmadan daha çok metin yazabilirsiniz. Metin yer tutucusunu genişletmeden ve PowerPoint’in önerilerine aldırmadan metni uzatmaya devam ederseniz, PowerPoint itiraz etmeden yeni metni kabul eder, ama metin slayttan dışıarı taşar; varsa slaytın alt kenarındaki unsurların üzerinden geçer ve bir süre sonra da slaytın alanınından dışarı taşar. Slaytın alanından taşan metinler, ekranda veya perdede slayt gösterisi sırasında görünmez; Web sayfası olarak kaydedildiği zaman da sayfanın dışında kalır.

Yeni slayt ekleme

Ne kadar bilimsel temellere dayanırsa dayansın, PowerPoint’in hazırladığı sunu, sadece beş slayt içeriyor. Oysa bir konferansta, konuşmada, toplantıda fikrinizi açıklamak için muhtemelen daha fazla slayta ihtiyacınız olacaktır. Özetle sunuya yeni slaytlar girmek zorundasınız. Klavye’de Ctrl+M tuşlarına basarak, veya Ekle menüsünden Yeni Slayt maddesini seçerek, ya da Anahat penceresinde mevcut slayt simgelerinden önce veya sonra klavyede Enter tuşuna basarak, boş bir slayt açabilirsiniz. Yeni slayt, onu nasıl oluşturduğuna bağlı olarak biçimlendirilir. İmleç, anahat penceresinde mevcut bir slayt satırı önünde iken klavyede Enter tuşuna basarsanız, PowerPoint yeni slayta mevcut slaytların biçimini verir. Klavyede Ctrl+M tuşlarına basar veya Ekle menüsünden Yeni Slayt maddesini seçerseniz, PowerPoint yeni slayt biçimini seçmeniz 24 model önerecektir. Bu modellerden hangisini seçerseniz seçin; slaytın renk ve biçim olarak ana teması, mevcut sunuda uygulanmış temaya uygun olacaktır. Buradaki örnekte tema seçimini bizim için PowerPoint yaptı; fakat biz birazdan bu seçimi kendimiz yapacağız ve ne gibi seçeneklerimiz olduğunu göreceğiz. Yeni slayt oluşturmaya çalıştığınız anda imlecin nerede bulunduğu veya başka bir deyişle o anda hangi slaytın göründüğü yeni slaytın yeni için önem taşır. İmleç, bir slaytın adının tam önünde ise yeni slayt görüntüde olan slaytın önüne, imleç slaytın metninin içinde herhangi bir yerde ise, yeni slayt mevcut slaytın arkasına gelir.

Kimi zaman böyle neredeyse sıfırdan slayt oluşturmak işimize gelmez; biraz önce oluşturduğumuz başlıktan, hatta alt başlıklardan yararlanmak isteyebiliriz. Bu durumda, mevcut slaytı çoğaltmak, ve yeni slayttan bazı şeyleri atarak yerine yerilerini koymak daha kolay ve çabuk olabilir. Bu durumda ekle menüsünden Slayt çoğalt maddesini seçeriz. İmleç hangi slaytın içinde ise, o slaytin bir kopyası, slaytın önüne veya arkasına kopyalanır.

//////////////////////KUTU//////////////////////////

İyi bir sunuda…

Slaytlarınızda mümkün olduğunca az metin olmasına özen gösterin. Araştırmalar, bir slaytta üçten fazla noktalı madde bulunduğu taktirde bunlardan hiç birinin akılda kalmadığını, buna karşılık üç veya daha az madde olduğu zaman ortalama ikisinin akılda kaldığını gösteriyor.

/////////////////////////KUTU BİTTİ///////////////////////

Şimdi yeni bir slayt oluşturalım ve içine sınama amacıyla bir şeyler yazalım ve bir de resim koyalım. Bunun için klavyede Ctrl+M’e basın; ve açılacak modellerden “Metin ve küçük resim” adlı olanını seçin, Tamam’ı tıklayın. Anahat penceresinde boş slayt için bir simge oluşturulurken, slayt penceresinde boş slaytınız görüntülenecektir.

Yeni resim ekleme

PowerPoint, yeni slaytta olması gereken ve bizim istediğimiz ögeleri, kendilerine özgü yer tutucuların içinde, gösteriyor; bütün yapacağımız, boş slaytta yer tutucuların içindeki geçici metinlerde belirtildiği gibi, yazmak istediğimiz metnin gireceği yerdeki geçici metni tıklamaktan ibaret. “Başlık eklemek için tıklatın” yazısını tıklayın ve istediğiniz bir başlığı yazın. Aynı işlemi noktalı madde başlıkların olduğu yerde de yapın. Ve sıra resim eklemeye gelsin. Mouse işaretçisini slaytta resim yerleştireceğiniz yerdeki yer tutucunun üzerine getirdiğiniz zaman, okun uçunda dört tarafı ok işaretli simgenin belirdiğini göreceksiniz; buradaki örnek resmi iki kere tıklayın.

PowerPoint’i kurarken, resim kataloglarının sabit diskinize yüklenmesi seçeneğini seçtiyseniz, şimdi karşınıza gelecek kutuda, PowerPoint’in 40’dan fazla kategoride 300’e yakın kullanılmaya hazır, renkli, Windows Media File (WFM) biçiminde imajı hizmetinize sunduğunu göreceksiniz. Bu kategorilerden İletişimi’i tıklayın.

Mouse işaretçisini telefon resminin üstüne getirdiğiniz dosyanın adı ve büyüklüğü, tıkladığınızda ise bu resimle yapabileceğiniz dört işi içeren komut menüsü açılıcaktır. Bu noktada küçük resmi slayta ekleyebilirsiniz; önizleme yoluyma ayrıntılarını görebilirsiniz; sık kullanılanlara ekleyebilirsiniz; veya benzeri resimleri arayabilirsiniz. PowerPoint’in küçük resim ekleme kutusunda da benzeri bir arama imkanı vardır. Aranacak resimler kutusuna resim aradığınız konuları belirten bir kaç kelime yazar (örneğin “telekomünikasyon”) ve klavyede Enter tuşuna basarsanız, PowerPoint bütün resim kategorilerinde bu kelimeye uygun anahtar kelimeye sahip resimleri bulacaktır. PowerPoint’in kendi resimleri küçük resim seçme aracına (Küçük Resim Galerisi) yerleştirilir ve kategorilere bölünürken anahtar kelimelerle belirlenmiştir. PowerPoint’i sürekli kullanacak ve kendi resimlerinizden yararlanacaksanız, resimlerini Galeri’ye yerleştirebilirsiniz.

/////////////////////KUTU/////////////////////////////

Galeriye resim yerleştirmek için

PowerPoint Küçük Resim Galerisi (Clip Gallery, program adı cga.exe), kendi başına edinmek isteyeceğiniz güçlü bir programdır. Sadece resim dosyalarını değil, fakat aynı zamanda ses ve video dosyalarını da albümler haline getirebilecek olan Clip Gallery, PowerPoint veya diğer Ofis 2000 ailesi üyelerinden bağımsız olarak tek başına da kullanılabilir. Elinizdeki bütün resimleri bu araç yardımıyla sınıflayabilir, anahtar kelimeler verebilir (keywording), ve herhangi bir program ile bilgisayarınızda (veya Internet’te) bulunan resimleri hazırlamakta olduğunuz belgeye, örneğin Web sayfasına, Word belgesine, veya sürükle-bırak yöntemi ile uyumlu herhangi bir programın çalışma alanına resim ithal etmekte kullanabilirsiniz.

Microsoft Küçük Resim Galerisi’ni müstakil program olarak kullanmak için, Başlat menüsünde Programlar’dan Microsoft Küçük Resim Galerisi maddesini seçin. Eğer bu madde yoksa, Başlat menüsünde Ayarlar’ı ve açılacak alt-menüde Görev Çubuğu ve Başlat Menüsü maddesini seçin; ikinci seçme olan Başlat Menüsü Programları’nı ve açılacak kutuda Ekle düğmesini tıklayın; Gözat düğmesini tıklayarak cag.exe programını bulun. Bu program genellikle C:\Program Files\Common Filies\Microsoft Shared\Artgalry dizinindedir.

Microsoft Küçük Resim Galerisi’ni ister müstakil program olarak başlattığınızda, ister PowerPoint içinden açtığınızda bütün kategorileri gösteren kutuda, birinci öge, “Yeni Kategori” adını taşır. Bu ögeyi tıklarsanız, yeni kategorinin adını yazacağınız bir kutu açılır. oluşturmak istediğiniz kategorinin adını buraya yazın; ve bu adla oluturulacak kategoriyi tıklayın. İçinde henüz hiç resim bulunmayan yeni kategori açıldığında, sabit diskinizde bulunan ve bu kategoride yer almasını istediğiniz, biçimi ne olursa olsun, bir grafik dosyasını sürükleyerek yeni kategorinin boş kutusuna bırakın. Galeri programı Resim Özellikleri penceresini açarak, sizden bu resmi tanımlamakta kullanacağınız bir kaç kelime ve aramakta kullanabileceğiniz anahtar kelimeleri vermenizi isteyecektir. Bir resme istediğiniz kadan anahtar sözcük ekleyebilir ve kaldırabilirsiniz. Bu kutuda Tamam’ı tıkladığınızda resim Galeri’ye eklenmiş olacaktır.

////////////////////////////KUTU BİTTİ/////////////////////////

İletişim galerisindeki telefon resmini seçtiyseniz, ya resmi bir kere tıkladığınızda açılan küçük resimli menüden birinci komut olan Resim Ekleyi seçerek, ya da Galeri’nin araç çubuğundaki Resim ekle simgesini tıklayarak, resmi slaytımıza alabiliriz. Bunu yaptığınızda PowerPoint resmi düzenlemekte (edit etmekte) kullanabileceğiniz araç çubuğunu da açacaktır. Bu çubuktaki komutlarla resmin görünümü, renklerini boyutunu değiştirebilir, resmin istediğiniz bölümünü silebilir, hatta bu resmin yerine başka resim bile koyabilirsiniz. Ama bu alıştırma kapsamında yeni slayt oluşturma işlemini tamamlamış olduk.

İndirgeme – Yükseltme

Slaytlarımızda yapabileceğimiz bir diğer düzenleme işlemi, bir metnin görsel değerini yükseltme veya indirme olabilir. PowerPoint, bize örneğin Office 2000’in diğer üyelerinden Word gibi sınırsız metin biçimleme ve stil oluşturma imkanı vermez. Bunun sebebi, sunularda kullanılan görsel malzemenin ancak belirli büyüklükte ve konumda olması halinde etkili olduğuna ilişkin bulgulardır. Bu teknikler, sunuların bilgisayarla hazırlanabilir olmasından çok önce geliştirilmiştir. PowerPoint, sunularınızın gereken görsel etkiye sahip olabilmesi için size ancak bu sınırlar içinde metin biçimlendirme imkanı tanır.

PowerPoint, sunu teknikleri çerçevesinde bize beş ayrı önem düzeyinde metin biçimlendirme olanağı tanır. Bu düzeyleri Asıl Slayt’ı görüntüleyerek inceleyelim.

Asıl Slayt’ı (Slide Master) Görünüm menüsünden Asıl, açılacak alt menüden de Asıl Slayt maddesini seçerek görüntüleyebilirsiniz. Asıl slayt, adının da belirttiği gibi, PowerPoint sunularındaki bütün slaytların üzerine bina edildiği slayt demektir. PowerPoint’in slaytlarında bir arkaplan resmi ile başlık, metin ve altbilgi alanları için biçimlendirme imkanları vardır. Buna göre metinlerimiz (ana başlığın dışında) beş düzeyden birinde olabilir. Asıl slaytı görüntülediğiniz anda sanki herhangi bir slaytı biçimlendiriyormuş gibi, asıl slaytın biçimlendirme kurallarını değiştirebilirsiniz. Ancak bu, daha sonra oluşturacağınız bütün sunuların bütün slayt biçimlerini etkileyeceği için, dikkatli uygulanması gereken bir işlemdir.

PowerPoint’in önem düzeylerine göre başlık ve metinlerine (alt başlık ve altbilgi ögelerine) verdiği biçim özellikleri şöyle sıralanır:

Unsur Font Tipi Boyutu Özel etki

Başlık Arial Normal 42 punto Özel etki yok

Birinci Düzey Metin Arial Koyu 30 pt Başında nokta şeklinde madde imi var

İkinci Düzey Metin Arial Normal 26 pt Başında uzun tire işareti var

Üçüncü Düzey Metin Arial Normal 24 pt Başında nokta şeklinde madde imi var

Dördüncü Düzey Metin Arial Normal 20 pt Başında kısa tire işareti var

Beşinci Düzey Metin Arial Normal 18 pt Başında kısa “»” işareti var

Altbilgi alanı unsurları Arial Normal 14 pt Özel etki yok

PowerPoint’te şablon seçerek veya Akıllı İçerik Sihirbazı’ndan yararlanarak oluşturduğunuz ve mevcut örneklerin yerine kendi metinlerinizi ve resimlerinizi koyacağınız ve yeni slaytlar ekleyerek tamamlayacağınız sunularda, genellikle bu biçimlendirme kuralları uygulanır. Bu yöntemle hazırlamaya başladığınız bir sunuda metin unsurlarınızı bir önem derecesinden diğerine indirebilir veya çıkartabilirsiniz. Bir slaytta herhangi bir metin unsurunu seçtiğinizde, araç çubuğunda “Yükselt” (Sola bakan kalın ok simgesi) ve “İndirge” (sağa bakan kalın ok simgesi) düğmeleri, seçtiğiniz ögeye göre etkin hale gelirler. Bu düğmeleri tıklayarak, seçili metni (varsa) bir üst ögeye yükseltebilir veya (varsa) bir alt ögeye indirebilirsiniz.

Metin ögelerinizin biçimi kolayca değiştirmenizi sağlayan bu imkanın şimdi örnek slaytlarımızdan herhangi biri üzerinde uygulayalım. Biraz önce içine resim eklediğimiz slaytı açın ve girdiğiniz birinci düzey metinlerden ikincisini tıklayın. İlmeç bu metinde iken, Mouse işaretçisi ile Araç çubuğunda İndirge düğmesini bir kere tıklayın. Sonra üçüncü sıradaki fakat önemi birinci düzeyde olan metni seçin ve İndirge düğmesini iki kere tıklayın. Üç ayrı birinci derecede metin bulunan slaytınızda şimdi bir birinci derecede, bir ikinci derecede ve bir de üçüncü derecede metniniz oldu.

PowerPoint’in önem düzeyine göre biçimlendirilmiş ve kullanılmaya hazır stilleri dışında yeni metin türleri oluşturabilir ve bunları kendi arzusuna göre biçimlendirebilirsiniz. Bunu yaparken. PowerPoint ile oluşturacağınız sununun, genel sunu kurullarına aykırı düşmemesine özen göstermelisiniz.

Özel animasyon ekleme

Bu noktada görünüm seçeneklerinden Slayt Gösterisi’ni seçerseniz, slaytlarınızın Mouse düğmesini tıkladığınızda veya klavyede aralık çubuğuna, ok tuşlarına veya Page Down ve Page Up tuşlarına bastığınızda birbiri ardına görüntülendiğini, ve her slaytın bir anda tümüyle göründüğünü izleyeceksiniz. Bu düzende, konuşmanıza slaytla kazandırmak istediğiniz görsel etkiyi sağlasa da slaytların kendi içinde fazla ilgili çekici olmadığını söyleyebiliriz. İzleyiciler bir süre sonra ekrana veya perdeye (veya Web sayfasına) yeni ve duragan bir slayt gelmesini beklemeye şartlanabilirler. Uzmanlara göre bu slaytlardan beklediğiniz etkiyi azaltabilir.

Oysa PowerPoint slaytlara, kendi içinde hareketlilik (animasyon) kazandırarak, izleyici üzerindeki etkiyi arttırmanızı sağlayabilir. Bunu, Özel animasyon ekleme yoluyla yaparız. Şimdi biraz önce oluşturduğumuz slaytlardan herhangi birini seçin ve slaytın ana başlığını sağ-tıklayın. Açılan menüden, Özel Animasyon maddesini seçin. PowerPoint, sağ-tıklanan ögenin türünü bilir ve özel animasyon denetim kutusunun ilgili sekmesini önplana getirir.

Bu kutunun Efektler sekmesinde, slaytta ne kadar unsur varsa o kadar nesne bulunduğunu göreceksiniz. Şimdi biz 1’nci başlığa animasyon özelliği kazandırmak istediğimize göre, Başlık 1 kutusuna işaret koyabiliriz. PowerPoint, seçtiğimiz nesnenin alabileceği ses ve canlandırma özelliklerine uygun seçenekleri sunacaktır. Bir sunuda slayta kazandırabileceğimiz efektlerin (etkilerin) başında, sayıların görüntüye kayarak girmesi gelir. PowerPoint metinlerimize 18 ayrı animasyon özelliği kazandırabilir. Sınama amacıyla yaptığımız bu sunuda çeşitli metinlere bu animasyon özelliklerini vererek, oluşturdukları etkiyi inceleyebilirsiniz. Şimdi kayarak gelme özelliğini ve kayma yönü olarak “Sağ üstten” maddesini seçelim. Seçtiğiniz animasyon türüne uygun olarak animasyonun oluşturulma yönü, hızı, ve benzeri özellikleri farklı olacaktır. Ayrıca seçtiğiniz animasayon etkisinin metinlere, metnin tümüne, sırayla kelimelere veya sırayla harflere uygulanması seçenekleriniz de vardır. Seçimlerinizi tamamladıktan sonra, Sıra ve Zamanlama semmesini tıklayın.

Oluşturduğunuz efektlerin sırası ve hangi yöntemle ve zamanlamayla harekete geçeceğini bu sekmedeki kontrollerle belirlersiniz. Bir konuşmada ileri süreceğiniz fikirleri yansıtan noktalı başlıkların, siz o konuya geldiğinizde ve sizin Mouse düğmesini tıkladığınızda veya klavyede aralık çubuğuna, aşağı yukarı ok tuşlarına veya Page Down ve Page Up tuşlarına bastığınızda görüntülenmesi daha uygun olabilir. Kimi zaman bir slayt görüntülenmeye başladığında vermek istediğiniz animasyon etkisinin başlayıp bitmesi daha uygun olabilir. Burada kayma etkisi verdiğimiz başlığın bizden (Mouse düğmesini tıklatmak gibi ) bir hareket beklemeden, başlayıp bitmesini animasyonu başlat bölümünde “Otomatik olarak” seçeceğini işaretleyerek sağlayabiliriz. Birden fazla unsura animasayon efekti veriyorsak, bunları bir önceki bitişinden belirli bir saniye sonra başlatmamız da mümkündür. Bunun için, Otomatik olarak seçeneğinin altındaki “Saniye sonra” kutusuna arzu ettiğimiz saniye miktarını girmemiz gerekir. Animasyonların aralıksız harekete geçmesi için süreyi 0 olarak bırakın.

oluşturmakta olduğunuz animasyon etkisinin nasıl görüneceğini Önizleme düğmesini tıklayarak, küçük penceredeki slaytın üzerinde izlemeniz mümkündür.

Slayt geçişlerine efekt ekleme

PowerPoint sunularında slaytların birbirini ardına görüntülenmesinde varsayılan yöntem, sunuşu yapanın Mouse düğmesini tıklaması veya klavyede aralık çubuğuna, aşağı yukarı ok tuşlarına veya Page Down ve Page Up tuşlarına basmasıdır. Slayttan slayta geçişte varsayılan geçiş biçimi ise bir slaytın tümüyle aynı anda silinmesi yerine ardından gelen slaytın tümüyle aynı anda belirmesidir. Başka bir deyişle slayt gösterisi sizin işaretinizle ve slaytlara özel geçiş efekti uygulanmadan yapılır. Ve bu bazen sıkıcı olabilir; slayttan slayta geçişe animasyon etkisi kazandırabilirsiniz. Ayrıca bir konuşmanın görsel unsuru olmayan, örneğin duyuru, tanıtım, fotoğraf gösterisi gibi özel amaçlı slayt gösterileri için slaytların otomatik olarak değişmesini sağlamanız da mümkündür.

Buradaki örnek sunuda slayt geçiş etkisi oluşturalım; Slayt Gösterisi menüsünden Slayt Geçişi maddesini seçin.

Açılan denetim kutusunda 41 ayrı geçiş türünden birini seçebileceğiniz bir seçim kutusu bulunuyor. Seçtiğiniz geçiş türünün hızını, slayttan slayta ilerlemenin türü (Mouse veya klavye yolu, ya da zamana bağlı otomasyon) ve arzu ediyorsanız geçiş sırasında çıkartılmasını istediğiniz sesi burada belirleyebilirsiniz. Burada seçtiğiniz geçiş etkisini, ister sadece şu anda seçili olan slayta, veya slaytların tümüne uygulatmak da elinizdedir. Uygulama düğmesini tıklarsanız, seçtiğiniz etki sadece seçili olan slayt için geçerli oülur; Tümüne Uygulama düğmesi ise bu etkiyi tüm slaytlara kazandırır.

Slayt geçişi denetim kutusunda yeni bir geçiş türü seçtiğinizde, effekt kutusundaki simgede geçişin nasıl uygulandığını izlyebilirsiniz.Bu noktada, bütün geçiş türlerini tek tek seçerek, nasıl bir sonuç verdiğini öğrenebilirsiniz. Seçtiğiniz etkinin tüm sunu üzerindeki uygulanma biçimini ise Tümüne uygula düğmesini tıklayarak ve klavyede F5 tuşuna basarak görebilirsiniz.

Sunuyu kaydedelim

PowerPoint’in Akıllı İçerik Sihirbazı yardımıyla oluşturduğumuz ve kısmen kendi amacımıza uygun hale getirdiğimiz bu örneği tamamladığımızı varsayalım ve şimdi bu sunuyu kaydedelim. Yapacağımız ilk iş, Dosya menüsünden Farklı kaydet maddesini seçerek PowerPoint dosyasına bir isim vermek olacaktır.

PowerPoint, dosya adı olarak sununun ilk bir kaç kelimesini seçecektir. Bir sununun birinci slaytında ilk bir kaç kelime genellikle sununun konusunu içerdiğine göre, bu seçim dosya adı olarak çok uygun olabilir, fakat siz istediğiniz ismi verebilirsiniz. PowerPoint, dosyanız için Belgelerim dizinini seçecektir; isterseniz bunu da değiştirebilirsiniz. Bu noktada değiştirmeyeceğiniz tek unsur, dosyanın kayıt türü (.ppt) olacaktır.

PowerPoint’in Sunu dosya türünde kaydettiği ve adının uzatması “.ppt” olan dosyaları, ancak PowerPoint ile açılabilir ve düzenlenebilir. Çoğu zaman sunuyu yapacağınız bilgisayarda (bu genellikle bir notebook tarzı dizüstü bilgisayarı olabilir) PowerPoint bulunmayabilir; veya siz sunu tasarımcısı olarak hazırladığınız ürünü ekranında (veya perdede) görüntülenmek üzere konuşmayı yapacak kişiye verebilirsiniz. Bu kişinin, sunuyu görüntülemek için bilgisayarında PowerPoint bulunması ve kendisinin PowerPoint uzmanı olmasını bekleyemezsiniz. PowerPoint, bu gibi durumlar için sunu dosyasını, PowerPoint kurulu olmayan bilgisayarlarda görüntüleyebilecek yani sadece gösteri yapmakta kullanılabilecek bir biçimde kaydedebilir. Bu biçimdeki dosyalara PowerPoint Gösterisi dosyası denir; dosya adının uzantısı da “.pps” olur. Farklı kaydet penceresinde iken, Kayıt türü kutusunun sağındaki seçme okunu tıklayarak, ve listeden PowerPoint Gösterisi maddesini seçerek, dosyanızı “pps” uzantısı ile kaydedin. Bir “.pps” dosyası, herhangi bir bilgisayarda çalıştırılabilir; ancak bu dosya PowerPoint programı olmadan düzenlenemez (edit edilemez), değiştirilemez.

Bu bölümü ve ilk alıştırmamızı tamamlamak için şimdi önce dosyanızı “ppt” sonra da “pps” olarak kaydedin; ve PowerPoint’i kapatın. Hazırladığınız PowerPoint Gösterisi’nin PowerPoint dışında nasıl çalıştığını görmek için, Belgelerim dizininde oluşacak “.pps” dosyasını iki kere tıklamanız yeter!

Bölüm 2: PowerPoint’e Metin Girme

PowerPoint’in nasıl işlediğini ve basit bir sunu hazırlamanın tekniğini öğrendiğimize göre şimdi PowerPoint’in imkan ve yeteneklerini daha yakından ele alabilir, Ofis 2000 ailesinin diğer üyelerinin yardımıyla sunularımızı nasıl hazırlayabileceğimizi daha ayrıntılı görebiliriz. Bu bölümde metin ile ilgili ayrıntılara değineceğiz.

Bir sunuda içeriği, eşlik edeceği konuşmanın metni belirler; slaytlarda kullanacağımız başlıklar ve daha aşağı düzeydeki metinler mutlaka konuşmanın metninden alınmış olur. Bununla birlikte, slaytlar, eşlik ettikleri konuşmayı diğer görsel ögelerle tamamlar, konuşmada ileri sürülen fikirlerin, verilen bilgilerin görsel kanıtlarını, akılda kalması gereken mesajlarını sunarlar. Sunu hazırlamaya başlamadan önce, sununun eşlik edeceği konuşmanın, konferansın, ders metninin hazır olması gerekir. PowerPoint sunusunun eşlik edeceği konuşma kendi konuşmanız değilse, hazırlığa başlamada önce konuşma metnini edinerek, bir kaç kere okumanız gerekir.

PowerPoint’in Akıllı İçerik Sihirbazı, sadece sunu hazırlamanıza değil, fakat konuşma hazırlamanıza da yardımcı olur. Daha önce konuşma hazırlamamışsanız veya konuşma yapma deneyiminiz çok değilse, Akıllı İçerik Sihirbazı’nı kullanarak, size neler önerdiğine bakın.

PowerPoint’in Metin Önerileri

PowerPoint, gerçekten bilimsel temellere dayanan 26 Akıllı İçerik şabbonu sunmaktadır. Bunlardan 6’sı Dale Carnegie Enstitüsü’nün geliştirdiği şablonlara dayanmakta, diğerleri ise oldukça geniş bir araştırma ekibinin, çeşitli bilimsel referenslara dayanarak geliştirdiği akış planları içermektedir.

Burada iki örneği ele alalım. Birinci örnek, Akıllı İçerik Sihirbazı’nın Dale Carnegie yöntemiyle, herhangi bir toplantıya katılanları toplantının amaç ve hedeflerine hazırlamak üzere yapılacak sununun planını içeriyor. Modern iş yönetimi anlayışına göre, katılımcı sayısına bağlı olmadan, her iş toplantısına, toplantıyı yönetecek başkandan ayrı olarak, “facilitator” (kolaylaştırıcı, yardım sağlayıcı) denen bir üye atanmalı ve bu kişi toplantının başından sonuna kadar (a) katılımı, (b) tartışmaların ana hedeften başka konulara sapmamasını, ve (c) toplantı sonuçlarının düzenli biçimde rapor edilmesini sağlamakla görevli olmalıdır. Bu kişinin toplantının açılışında yapacağı konuşma şu akış planına sahip olmalıdır:

1. Açış bölümü: Konuşmacının dinleyicilerin dikkatini üzerine toplaması gereken bu bölümde, dikkat toplama ögesi olarak şu unsurlardan biri veya birkaçı kullanılabilir:

a. İlginç bir olayın anlatılması;

b. Konuşmacının kendi başından geçen bir olayı anlatması ;

c. Bir övgüyü nakletmek;

d. Ünlü bir sözü, özdeyişi kullanmak.

2. Konuşmacı, dikkatleri kendi üzerinde toplayarak, dinleyenleri toplantı havasına sokmayı böylece başardıktan sonra ana konuya girebilir ve sırasıyla şu noktalar üzerinde durabilir:

a. Toplantının konusunu, ele alınacak sorunu, tartışılacak fırsatı kısaca o anda orada bulunan kişilerin biraraya gelme sebebini tanımlamak;

b. Toplantının neden önemli olduğunu açıklamak;

c. Dinleyicileri, toplantının amaç ve hedefleri hakkındaki görüşlerini belirtmeye zorlamak;

d. Toplantının, katılanların hepsinin katkılarıyla başarıya ulaşabileceğini belirterek, katılımı teşvik etmek;

e. Toplantının organizasyonu sırasında, katılması istenen veya katılacağını bildirenlerin toplantının amaçları ve hedefleri hakkında dile getirmiş olabilecekleri fikirlerden bir kısmını dinleyenlere aktarmak.

3. Konuşmacı, böylece toplantının hedeflerini ve bu hedeflere ulaşmak için ele alınacak sorunları antalacağı bölüme gelmiş olur. Bu bölümde üzerinde durulacak ana başlıklar şunlardır:

a. Hedeflerin tanımlanması;

b. Sorunları tanımlanması;

c. Katılımcıların sorunlar üzerinde yoğunlaşarak bu toplantıda ele alacakları konuların öncelik sırasını belirtmelerini sağlamak.

4. Konuşmacı bu anlatılanlara atıf yaparak toplantıda bulunacak çözümleri sıralamaya geldiği bu bölümde katılımcıları konuşmaya teşvik etmeli, hatta fikirlerini ve düşüncelerini belirtmelerini isteyerek sırayla herkese söz vermek suretiyle hazır bulunan herkesi bir bakıma katılıma zorlamalıdır. Konuşmacı belirtilen görüşleri bir kağıda yazar. Konuşmacı bu notları elinin altında bir PowerPoint sunusu varsa, o anda yeni bir slayt oluşturarak herkese görüntüleyebilir; bunu yapmak için gerekli teknik düzen yoksa, konuşmacı notlarını herkesin görebileceği büyük kağıtlara ve büyük harflerle yazarak yapabilir. Bu amaçla üzerine yazılanları kağıda basan Beyaz Tahta adlı cihazlar da kullanılabilir. Konuşmacı bu noktada katılımcıların seçenekleri öncelik sırasına koymalarını istemelidir.

5. Konuşmanın son bölümü toplantıdan çıkacak eylem planları ve çözümlerin belirtilmesidir; konuşmacı bunu da katılanlarını görüşlerini belirtmelerini teşvik ederek yapar. “Facilatator” (toplantı hazırlayıcı,kolaylaştırıcı) toplantının konusu hakkında uzman değilse ek bilgi verilmesi gerektiğinde bunu ilgili kişilere bırakabilir. Bu adımda yapılacak işler, şu gruplara ayrılabilir:

a. Eylem adımları;

b. Gereken malzemeler;

c. Gereken eğitim;

d. Zamanlamalar;

e. Maliyetler.

6. Konuşmacı konuşmasını eylem planlarını özetleyerek, atılacak ilk adımları açıklayarak ve yapılacakları katılımcılardan belirli kişilerin üstlenmesini sağlayarak kapatır.

Bu “toplantı hazırlama” (facilitating) planı dünyanın hemen her köşesinde uygulanan, İş Yönetimi okullarında öğretilen şemaya uygundur. PowerPoint, bu şemayı hiç uygulamamış kişilere bile en modern iş yönetimi tekniklerini kullanma imkanı sunmaktadır. Burada gördüğümüz gibi, PowerPoint’i bir konuşmanın, bir toplantının aktif aracı olarak kullanabilir; toplantı sırasında söylenenleri, önemli noktaları anında görüntülenmeye hazır slaytlara kaydedebiliriz.

Bir örnek daha verelim. Bu kez PowerPoint’in “kötü haber verme” konulu Akıllı İçerik Sihirbazı’nın önerdiği konuşma planını ele alalım. PowerPoint. hengi konuda olursa olsun, bir toplantıda kötü bir durumu açıklama görevini yerine getirecek konuşmacıya şu planı öneriyor:

1. İçinde Bulunduğumuz Durum: Kötü haberi ifade edin; açık olun, durumu saklamaya çalışmayın.

2. Bu duruma nasıl gelindiğini anlatın. Varsa olayın geçmişi, ilgili gerçekler veya stratejileri ifade edin. Başta ortaya konan, ama şimdi yanlış olduğunu ortaya çıkan varsayımları, tahminleri, projeksiyonları anlatın.

3. Önünüzdeki seçenekleri belirtin; izlenebilecek çıkış yollarını, her birinin avantaj ve dezavantajlarını belirterek, artıları-eksileri, getirileri-götürüleri tartışın.

4. Çıkış yolu olarak tavsiyeleri veya kararları ele alın. Her birinin neden, kimin tarafından önerildiğini veya kabul edildiğini, sorunu nasıl çözeceğini; uygulamanın getireceği güçlüklerin nasıl aşılacağını tek tek sıralayın.

5. Geleceğe ilişkin görüşlerinizi, başka bir deyişle konuyla ilgili vizyonunuzu ifade edin. Bunu yaparken ulaşmayı amaçladığınız hedefleri tekrarlayın; gelecek için beklentileri sıralayın; beklenen sonuçlar için tarih veya vade belirleyin.

6. Dinleyicilere güven verip morali yükseltecek akılda kalıcı noktaları ele aldığınız bir özet yapın.

Bu şema da İş Yönetimi eğitimi veren belli başlı yüksek öğretim kurumlarında öğretilen ilkelere uygundur. Bir kere daha PowerPoint, sadece teknik bir araç olarak değil, fakat hazırlanacak slaytlara temel olarak önerdiği konuşma akış planının içeriği ile de önemli bir yardımcı olabileceğini gösteriyor.

Slayt Yoluyla Metin Girme

Akıllı İçerik Sihirbazını seçmediğiniz taktirde, PowerPoint, size içerikle ilgili hiç bir öneride bulunmaz; sadece içeriğine uygun görsel tasarımı önermekle yetinir. PowerPoint’i çalıştırdığınızda, Akllı İçerik Sihirbazı yerine Tasarım Şablonları yolunu seçerseniz, değişik amaçlara hizmet edebilecek 44 şablondan birini seçebilirsiniz.

PowerPoint, daha sonraki adımda sizden seçtiğiniz şablona uygulanacak düzeni seçmeniz için size 24 Otomatik Düzen (AutoLayout) önerecektir. Tasarım Şablonları yerine boş sunu yolunu izlerseniz, PowerPoint yine boş şablona verilecek düzeni belirlemeniz için aynı seçim kutusunu açacaktır.

İki yol arasındaki fark, birincisinde şablonlarınıza arkaplan grafiği uygulanması ve metinlerinizin önem derecelerine göre özel biçimlere kavuşturulmuş olmasından ibarettir; her iki yolda da slaytlarınızın içerik bakımından akış planını siz belirlemek zorundasınız.

Otomatik Düzen seçme aşamasında tümüyle boş slayt düzenini seçmediğiniz taktirde, PowerPoint her iki yolda da slaytlarınıza metin ve diğer görsel ögelerin yerini belirten yer tutucular koyacaktır. Boş slaytlarınızda seçtiğiniz otomatik düzene göre ya sadece başlıklar ve metinler için yer tutucular bulunur; ya da resim ve diğer görsel ögeler için de yer ayrılmış olur. Metin yer tutucuların içinde tıkladığınız anda silinen “Başlık eklemek için tıklatın” ve “Alt başlık eklemek için tıklatın” yazıları bulunur.

Akıllı İçerik Sihirbazı’nın hazırladığı slaytlardan farklı olarak, burada Mouse işaretçisini yer tutucunun içinde tıklattığınız anda yer tutucunun içindeki metin yok olacak ve sizin yazmanıza imkan vermek üzere imleç belirecektir. Oysa Akıllı İçerik Sihirbazı’nın slaytlarında örnek metinler siz silmedikçe slayt üzerinde kalmaya devam eder.

Otomatik düzen yoluyla oluşturduğunuz slaytlarda veya boş bir sunu ve daha sonra tümüyle boş bir düzen seçtiğiniz taktirde oluşacak boş slaytlarda, yeni bir metin yer tutucu oluşturmak için Ekle menüsünden Metin Kutusu maddesini seçebilirsiniz. Bu noktada Mouse işaretçisini arzu ettiğiniz yerde tarayarak kutuyu oluşturur ve içine istediğinizi yazabilirsiniz.

Metin yer tutucuların özelliklerini, yer tutucunun bir kenarını (Mouse işaretçisi dört ucu oklu simge halinde iken) sağ tıkladığınızda beliren menüden Metin Kutusu Biçimlendir maddesini seçerek ayarlayabilirsiniz. Bu kutudan özellikle metniniz slayta sığmadığı zaman yararlanabilirsiniz.

Bu kutuda Metin Kutusu sekmesini tıklayın ve metnin kutuda nereden başlayacağını, çevresinde ne kadar marj (boşluk) bırakılacağını uygulanmasını istediğiniz otomatik biçimlendirmeyi tayin edin. Metni bu yolla sığdırmanız mümkün olmuyorsa, metin kutusunun boyutlarını değiştirebilirsiniz. Bunun için metin kutusunun yerini belirten çerçevedeki tutamaklardan birini Mouse işaretçisiyle istediğiniz yönde sürükleyebilirsiniz.

Anahat Yoluyla Metin Girme

PowerPoint’in normal görünümde solda yer alan anahat penceresi, gerçekte güçlü bir metin girme ve slayt oluşturma aracıdır ve bu pencere diğer Ofis 2000 üyeleri ile metin alışveriş noktasıdır.

Anahat, adının da ifade ettiği gibi, bir sununun başından sonuna kadar izleyeceği bütün adımları gösterir. Kavramsal olarak ifade edersek, bir sununun anahattı şöyle oluşur:

Düzey 1

Düzey 2

Düzey 3

Düzey 4

Düzey 5

Düzey 6

Bunu, iyi düzenlenmiş bir kitabın içindekiler listesine benzetebilirsiniz. Bölümler, alt bölümlerden; alt bölümler ise alt-alt bölümlerden oluşur. Boş bir sunu ve boş bir otomatik düzen seçtiğinizde, normal görünümde anahat penceresinde sadece 1’nci slaytın nuramasını göreceksiniz; ve siz yazıncaya kadar slaytta metin olmayacaktır. Şimdi böyle bir sunuya birlikte, sıfırdan metin girerek, slaytlar oluşturalım.

Henüz boş bir sunu ve boş bir slayt açmadıysanız, Dosya menüsünden Yeni maddesini seçin; Yeni Sunu kutusunda, Boş Sunu; Yeni Slayt kutusunda da Boş Slayt düzenini seçin. Burada, son yazdığınız metnin hangi düzeyde olduğuna bağlı olarak, Enter ve Ctrl+Enter tuşlarının farklı anlamları olacaktır. Bunu sınayarak öğrenelim:

Anahat penceresinde gördüğünüz 1’in yanını tıklayın ve birinci slayt için ana başlığı yazın (Normal sunuda bu, açılış slaytı ve dolayısıyla yazdığınız metin sununun adı olacaktır). Metni yazdıktan sonra klavyede Enter tuşuna basın. PowerPoint, yazdığınız başlığın altında (bu slaytın üzerine bina edildiği asıl slaytın (Master) biçimine uygun olarak) bir altbaşlık grubu için yertutucu oluşturup, ikinci slayta geçmiş olmalı. Şimdi yeni bir başlık daha yazın ve bu kez Ctrl+Enter’a basın. PowerPoint, yeni bir slayt değil, başlığın altında ikinci düzeyde bir alt-başlık oluşturmuş olmalı.

Buraya altbaşlık metnini yazın ve Enter’a basın. PowerPoint, yeni bir slayt değil, yeni bir alt başlık oluşturdu! İkinci alt başlığı yazın ve bu kez Ctrl+Enter’a basın. PowerPoint, üçüncü slaytı oluşturdu!

Şimdi bir yeni slayt, bir yeni alt-düzey metin oluşturan Enter ve Ctrl+Enter tuşlarının kuralını belirleyelim: Son yazdığınız metin slayt başlığı ise Ctrl+Enter alt-başlık oluşturur; son yazdığınız metin alt-başlık ise Ctrl+Enter yeni slayt oluşturur. Enter ise daima kendisinden önceki düzeyde yeni bir unsur oluşturur. Buna göre, Enter, son yazdığınız slayt başlığı ise yeni slayt başlığı, son yazdığınız alt başlık ise yeni alt başlık oluşturur.

Eğer Enter ve Ctrl+Enter ile sadece yeni slayt ve yeni alt başlık oluşturabiliyorsak, diğer alt-düzeylerdeki metinleri nasıl oluşturabiliriz? Alt başlıkları daha alt düzeye indirgeyerek. Bunu da deneyerek öğrenelim.

Biraz önce yazdığımız ikinci alt başlığı tıklayın ve klavyede ok tuşlarına basarak, bu başlığın sonuna gidin; Enter’a basın. Üçüncü alt başlığı yazın. Bu noktada üç adet, ikinci derecede önemli maddeniz oldu. İmleç, son yazdığınız maddenin içinde iken, araç çubuğunda, İndirge düğmesini tıklayın.

İkinci düzeydeki metin, şimdi üçüncü düzeye indi. Bu başlıktan önceki ikinci önem düzeyindeki başlığı seçin ve İndirge düğmesini tıklayın. Şimdi iki adet üçüncü önem düzeyinde başlığınız oldu. Anahat penceresine yazacağınız metinlerle slayt oluşturmak ve slaytların metin bölümlerini biçimlendirmek, bir süre sonra slayt penceresinde gerçek slayt üzerinde çalışmaktan daha kolay gelmeye başlayabilir. PowerPoint, anahat penceresinde çalışmanıza yardımcı olmak için özel bir Anahat araç çubuğu bile veriyor.

Bu çubuğu, anahat penceresinin sol kenarına yapıştırarak, etkin bir çalışma alanı oluşturabilirsiniz. Bu çubukta yer alan Biçimlendirmeyi göster düğmesi, Anahat penceresindeki metnin, slayttaki biçimlendirme (yazı tipi ve türü) ile gösterilip gösterilmemesini sağlar. Özet slaydı ise, seçeceğiniz birden fazla slaytın başlıklarını alarak, (seçili slaytların ilkinin önünde) bir özet slayt oluşturur. Bütün slaytlarınızın metinlerini önem düzeylerine göre genişletmek için Tümünü Genişlet, bütün slaytları sadece başlık olarak görüntülemek için Tümünü Daralt düğmelerini tıklayabilirsiniz. Genilet ve Daralt düğmeleri ise sadece imlecin içinde bulunduğu slaytı genişletmeye veya daraltmaya yarar. Bir metni içinde bulunduğu metin kutusunda daha aşağı ve daha yukarı kaydırmak için Aşağı Taşı ve Yukarı Taşı düğmelerini kullanabilirsiniz. Bu düğmelerle metin ögelerinin aralarındaki mesafeyi değiştirmiş olursunuz; metinler sahip oldukları önem düzeyinde kalırlar. Buna karşılık İndirge ve Yükselt düğmeleri, metinlerin anahattaki önem derecelerini ve dolayısıyla biçimlerini değiştirir.

Word Yardımıyla Anahat Girme

Anahat görünümü yoluyla PowerPoint’in anahat penceresini genişletseniz bile, kimi zaman bir kelime işlemcisi ile insan zihnini daha iyi toplayabilir! Ayrıca Enter ve Ctrl+Enter’ın yerine göre işlevini kavramaya çalışmak da çaba isteyebilir. Oysa Ofis 2000 ailesinin bir diğer üyesi, Microsoft Word’de oluşturacağınız anahat listesi PowerPoint’e ithal edilebilir.

Word’ün de tıpkı PowerPoint gibi anahat görünümü olduğunu hatırlıyor olmalısınız. gerçi iki programın anahat biçimlendirme tarzları farkılıdır, ama PowerPoint açısından anahat, Word’de de oluşturulmuş olsa, anahattır. Word’de anahat, bir belgenin bazı paragraflarının başlık etiketleri ile etiketlenmesi olması halinde oluşturulur. Word ile şöyle bir belge hazırlayalım ve bunu Word’te anahat görünümde görelim, ve Anahat denemesi.doc adıyla kaydedelim.

Word’de metin biçimlendirmeye aşina değilseniz bile, bu satırları altalta yazın ve Stil seçme kutusundan imleci sırasıyla paragraflarınıza Başlık 1…Başlık 6 stillerini seçin.

Şimdi bu belgenin anahattını, PowerPoint’te slayt oluşturmakta kullanalım. PowerPoint’te araç çubuğunda Yeni düğmesini tıklayın ve herhangi bir otomatik düzen slaytını seçin. Varsayılan olarak seçilen Başlık slaydı, işimize yarayabilir; çünkü bu slayt düzeninde PowerPoint başlık slaydını boş bırakacak ve işe ikinci slayttan başlayacaktır. Boş sunu oluşturulduğunda ekle menüsünden Anahattan Slayt Al maddesini seçin.

PowerPoint, varsayılan dizin olarab Belgelerim’i açacaktır. Biraz önce kaydettiğimiz Word belgesini bulalım ve Ekle düğmesini tıklayalım.(Bu arada PowerPoint’in anahat kavramına sahip bütün dosya türlerini ithal etmeye hazır olduğunu açılan diyalog kutusundaki Dosya Türü bölümünde WordPerfect’ten Zengin Metin Biçimine, Excel’den Lotus 123’ e ve HTML belgelerine kadar bir çok dosya türünün uzatmasından anlayabilirsiniz.)

Ekle düğmesini tıkladığımızda PowerPoint, Word belgesinin anahattını alacak bu buna uygun slaytları oluşturacaktır. İki program arasındaki alışverişte, Word’ün Başlık 1 stilini verdiğiniz pragraf ile birlikte yeni sayfa başlattığı gibi, PowerPoint de Başlık 1 olarak biçimlendirdiğiniz başlıkları yeni slayt başlığı yapacak ve diğer başlıkları onun altına alt başlık olarak alacaktır.

Kelime-işlem programınız başlık stili yöntemini kullanamıyor ve dolayısıyla anahat hazırlayamıyorsa veya siz Word veya bir başka kelime-işlem programında metinlerinizi biçimlendirmeden bir dosya oluşturduysanız, bu yazının PowerPoint’e her bir paragraf bir slayt olarak ithal edilmesi mümkündür. Bunun için PowerPoint’te Ekle menüsünden Anahattan Slayt Al maddesini seçtiğinizde açılacak kutuda, Dosya Türü bölümündeki Bütün Anahatlar seçeneğini, sağdaki seçme okuna basarak Bütün Dosyalar yapın. Şimdi seçeceğiniz ve içinde başlık stili uygulanmamış metninizin her bir paragrafı bir slayt olarak çevrilecektir.

Bu yöntem size, slyatların eşlik edeceği konuşmanın bir kelime işlem prgramı ile hazırlanması ve bu programda slaytlarda görüntülenecek başlık ve alt başlıkların biçimlendirilmiş olması halinde, PowerPoint sunusu hazırla işinin ne kadar kolaylaşacağını da göstermiş olmalı.

/////////////////////KUTU//////////////////////////

Tersten gidersek

Kimi zaman hazır bir PowerPoint sunusunun, kelime işlem programına alınarak slayt metinlerinin yazıya dönüştürülmesi gerekebilir. Bunu, PowerPoint’te sunu açıkken, dosya menüsünden Gönder, açılacak alt menüden de Microsoft Word’ü seçerek yapabiliriz.

İlk dört düzenleme PowerPoint slaytlarının Word’e resim olarak iliştirilmesi sağlanır; sonuncu Yalnızca Anahat maddesi ise slayt metinlerinin Word’e metin olarak aktarılmasını sağlar. Bu suretle Word’e gönderdiğiniz metinler, Word’de düzenlenebilir, değiştirilebilir veya yeniden biçimlenebilir.

///////////////////////KUTU BİTTİ/////////////////

Açıklama Metinleri

PowerPoint sunusu hazırlama çoğu zaman bir ekip işidir; özellikle kurumsal amaçlı sunularda konuşma metinlerini hazırlayanlar, grafikleri ve diğer görsel ögeleri oluşturanlar ve PowerPoint uzmanı olarak sizin işbirliği yapmanız gerekir. Bu işbirliği sırasında bazı slaytların yeniden gözden geçirilmesi, onay alınması gerekebilir.

Bunu, slaytların üzerine, sarı yapışkan not kağıtlarına benzeyen Açıklamalar yapıştırarak, sağlayabilirsiniz. üretim aşaması bittiğinde, açıklamaları ya gizlemeniz, ya da silmeniz gerekir. Açıklamaları Gizle/Göster düğmesi “Göster” konusunda iken, slayt gösterisi sırasında açıklama notları da gösterilir; bu düğme “Gizle” konusunda iken slayt gösterisi sırasında açıklamalar gösterilmez.

PowerPoint normal görünümde iken, Ekle menüsünden Açıklama maddesini seçerseniz, PowerPoint, slaytın üzerinde sizin adınızı (o sırada açık Windows oturumunun veya PowerPoint’in kayıtlı kullanıcısının adını) içeren bir açıklama kutusu oluşturacak ve yeni metin girmeniz için bekleyecektir. (Burada gösterilen ve gösterilecek ismi, Araç menüsünden Seçenekleri ve Genel sekmesini seçerek değiştirebilirsiniz.)

Slaytlarınızdan herhangi birine açıklama eklediğinizde, PowerPoint, İnceleme araç çubuğunu görüntüler. Açıklamaları bu çubuk yardımıyla yönetebilirsiniz.

İnceleme çubuğu, sadece slaytlardaki açıklamaları görüntelemenizi ve açıklamalar arasında gezinmenizi sağlamakla kalmaz, fakat aynı zamanda Ofis 2000 ailesinin diğer üyesi Microsoft Outlook yardımıyla slaytlarınızı, bir elektronik posta alıcısına gönderebilir; veya bir ağ ortamında veya Internet’te sunu ile ilgili ekip çalışması için ortak görevler oluşturabilir.

Açıklamalar, silininceye kadar üzerinde bulunduğu slaytın metin gibi, resim gibi, bir parçasıdır; bu niteliği ile açıklamalar düzenlenebilir, içerik ve boyutlarl değiştirilebilir; slayt üzerinde başka yere kaydırılabilir. Ve, tabiî, silinebilir!

Slaytlara Simge Ekleme

Slaytlarınıza işlevi belirginlik sağlamak alan simge karakterler de girebilirsiniz. PowerPoint’in önem düzeyini belirtmekte kullandığı nokta ve çizgi işaretlerini yetersiz bulduğunuz veya metinlerinize dikkat çekici, önem belirtici başka simgeler de koyabilirsiniz.

Bunu, Ekle menüsünden Simge maddesini seçerek yaparız. Bu maddeyi seçtiğinizde PowerPoint, Karakter Eşlem aracını açar.

PowerPoint’in simge ekleme aracı, Windows’un Başlat menüsünden Programlar/Donatılar/Sistem Araçları yoluyla açılan Karakter Eşlem aracına çok benzer. Aralarındaki başlıca fark, PowerPoint’in simge aracının, yazı tipi (font) dosyasında yazı ailesi simge olarak tanımlanmış yazı tiplerini seçmesidir.

Windows 98, Ofis 2000 ve MS Internet Explorer 5, Windows sistemine Common Bullets, Webdings ve Symbols adlı, çeşitli simge türü fontlar kurarlar. Ayrıca Microsoft’un Tipografi sitesinde Web Simgeleri içeren farklı dosyalar da bulabilir ve bilgisayarınıza indirebilirsiniz. (http://www.microsoft.com/typography) Simge ekleme aracı ile slaytlarınıza bu dosyalardaki simge karakterleri katarak, metinlerinizi zenginleştirebilirsiniz.

WordArt

Bir resmin bin kelimeye bedel olduğunu düşünüyorsanız, Ofis 2000 ailesi üyesi programların paylaştığı kelimelerden yapılma resimleri çok sık kullanacaksınız demektir! “Wordart” nesneleri, slaytınızda resim gibi görüntülenmesine rağmen, metin özelliğini korurlar; istediğiniz anda yeniden düzenlenebilir ve değiştirilebilirler.

Ekle menüsünden Resim, alt menüden de WordArt maddesini seçerek, WordArt’ı başlatabilirsiniz. WordArt’ı başlattığınızda imlecin nerede olduğunun üzerinde çok durmayın; daha sonra ortaya çıkacak nesneyi istediğimiz yere taşıyabiliriz.

WordArt nesnesi eklemek üzere harekete geçtiğimizde önce sanat eserimizin alacağ stili seçebilmemiz için WordArt Galerisi açılacaktır. Stillerin oluşturacağı etkileri öğrenebilmenin en emin yolu bir sinama sunusunda boş slaytlar üzerinde hepsini denemektir. Burada beğendiğiniz herhangi bir stili ve Tamam tuşunu tıklayabilirsiniz.

WordArt aracı, resme dönüştürülecek metni girmeniz için Metin Düzenleme kutusunu araçaktır. Buraya metni yazabilir veya Windows panosundan yapıştırabilirsiniz. Dikkat edilmesi gereken husus, metinlerin seçtiğiniz stile göre karmaşık görünüm almayacak uzunlukta olmasıdır.

Tamam’ı tıkladığınızda metniniz, seçtiğiniz stile uygun olarak resim haline getirilerek, slayta yerleştirilecektir. Bu nesne, PowerPoint açısından “resim” sayılır; yeri ve boyutları değiştirilebilir. Ancak WordArt aracı açısından bu nesne daima metin olarak kalacaktır.

Slayta yerleştirilen WordArt nesnesini tıkladığınızda, PowerPoint, Wordart çubuğunu da açar. Bu çubuktaki düğmeler yardımıyla seçili Wordart nesnesini düzenleyip değiştirebileceğiniz gibi yeni WordArt nesneleri de ekleyebilirsiniz.

WordArt çubuğundaki düğmelerden Ekle ile slaytınıza yeni WordArt nesnesi ekleyebilirsiniz. Metin Düzenle düğmesi ise mevcut metni değiştirebilmeniz için Metin Düzenleme penceresini açacaktır. Biçimlendirme düğmesi, WordArt nesnesinin renklerini, çizgilerini, içinde bulunduğu kutunun özelliklerini değiştirmenizi sağlar. Serbest Döndür düğmesi ile WordArt nesnesinin konunumu değiştirebilirsiniz.

Metin Düzenleme ve Biçimlendirme

PowerPoint ile oluşturacağınız ürünlerin içeriğinin önemli bir bölümü metin olacaktır. Bu yüzden PowerPoint bir kelime işlemcisini aratmayacak metin düzenleme ve biçimlendirme araçları ile donatılmış bulunuyor. Burada bu araçları tanımaya çalışacağız.

Şu ana kadar yaptığımız alıştırmalardan görmüş olacağımız gibi, PowerPoint’te yolumuzu ve aradığımızı bulabilmek için klavyeden ve Mouse’dan yararlanabiliriz. Metinlerini gözden geçirmek ve biçimlendirmek için ya metinleri seçmek, ya da imleci tüm sunuda veya belli bir slaytta belirli bir noktada tutmamız gerekir.

//////////////////////////KUTU/////////////////////////////////

Mouse ve Klavye kısayolları

PowerPoint’te bir metni seçmek için Mouse’un sağ düğmesini basılı tutarak, işaretçi ile metnin üzerini taramak gerekir. Buna ek olarak şu kısayolları da kullanabilirsiniz:

v Bir slayttaki tüm metni seçmek için Anahat penceresinde, slaytın simgesini tıklayın.

v Bir altbaşlığı seçmek için Mouse işaretçisini başlığın soluna götürün, dört ucu oklu simge haline gelince, tıklayın.

v Bir satırın başına gitmek için klavyede Home tuşuna, sonuna gitmek için End tuşuna basın.

v İmlecin bulunduğu noktadan satırın başına kadar olan metni seçmek için Üstkarakter (Shift)+Home, sonuna kadar olan metni seçmek için Üstkarakter (Shift)+End tuşlarına basın. Üst veya alt satırları da seçmek için Shift’i bırakmadan Home veya End tuşuna yeniden basın.

v İmlecin bulunduğu noktadan itibaren bir karakter seçmek için Üstkarakter (Shift)+Sol veya Sağ ok tuşlarına basın.

v İmlecin bulunduğu noktadan itibaren bir kelime seçmek için Ctrl+Üstkarakter (Shift)+Sol veya Sağ ok tuşlarına basın.

///////////////////////KUTU BİTTİ///////////////////

Slaytlarda metin oldukça az olduğu ve özellikle büyük ekrana veya beyaz perdede gösterildiğinde yazı boyutu çok büyük göründüğü için yazma, imla ve dilbilgisi hataları, çok sayfalı bir belgede olduğundan daha çok dikkat çeker. Kelime sayısının azlığı, aynı zamanda sunu tasarımı yaparken, metinlerdeki hataları anında düzeltme imkanı da sağlar.

Metin Düzenleme

PowerPoint slaytlarınızda bir hata ararken, Bul ve Bul- Değiştir yöntemini kullanabilirsiniz. Bu araçlar, slayt görünümü dışında bütün görünümlerde kullanılmaya hazırdır. Klavyeden Ctrl+F veya Düzen menüsünden Ara maddesini seçerek arama, ve klavyeden Ctrl+H, Düzen menüsünden Değiştir ve arrama kutusunda Değiştir düğmesini tıklayarak Değiştir araçlarını açabilirsiniz. Sadece arama yaparken, aradığınız kelimenin tümünü yazmanız gerekmez.

Buradaki örnekte, “Yalnızca tam sözcükleri bul” kutusunu işaretlemediğimiz için PowerPoint, “fakülte,” “fakültelerini,” “fakültesi” gibi içinde Aranan hanesinde yazılı kelime parçası geçen bütün kelimeleri bulacaktır. “Büyük/Küçük harf duyarlı” kutusu da işaretlenmemiş olduğu için, PowerPoint “Fakülte,” “FAKÜLTE” ve “fakülte” kelimeleri arasında ayrım yapmayacaktır. Arama aracı bulduğu ilk örnekte duracak ve bundan sonrakileri ancak siz “Sonrakini bul” düğmesini tıklarsanız arayacaktır.

Bir çok slayttan oluşan bir sunuda, örneğin bir terimin başka şekilde yazılması gerektiğini anlarsanız, bunları tek tek, elle aramak çoğu zaman çok zor bir görev olabilir. PowerPoint, arayıp bulduğu metinleri bir başka metinle değiştirebilir. Kimi zaman yüzlerce slaytın elle düzeltilmesi, tasarımcıyı başka işlerden alıkoyabilir.

Buradaki örnekte, PowerPoint bütün slaytlardaki “öğretim,” “Öğretim” ve “ÖĞRETİM” kelimelerini “eğitim” olarak değiştirecektir. Bu bazen amacınıza uygun olmayabilir. Yeni kelimenin eski ise aynı yazılışta olmasını, yani değiştirilecek kelime büyük harfle yazılmışsa yenisinin de büyük harfle yazılmış olması gerekebilir. Bu durumda Değiştir kutusunda büyük harf/küçük harf duyarlılık kutusunu işaretleyerek ve aranan hanesine kelimenin yazılabileceği bütün biçimleri yazarak, arama ve değiştirme yaptırmanız daha uygun olur. Değiştirme işlemini aranan her kelimeyi ait olduğu slaytta görerek ve onay vererek değiştirebileceğiniz gibi, Tümünü Değiştir düğmesini tıklayarak, bu işin otomatik yapılmasını da sağlayabilirsiniz.

Tümünü değiştir düğmesini tıkladıktan sonra hata yaptığınızı anlarsanız, Düzen menüsünden Geri Al maddesini seçerek veya klavyede Ctrl+Z’ye basarak, yaptırdığınız değişikliklerden vaz geçebilirsiniz.

PowerPoint, slaytlarınıza klavye ile yazarak, Windows panosundan yapıştırarak veya bir başka dosyadan alarak oluşturduğunuz metinlerde anında yazma hatalarını bulabilir. Bunun için PowerPoint’e için vermeniz gerekir. Bunu, Araç menüsünde Seçenekler maddesini ve açılan kutuda Yazım denetimi ve Stil sekmesini seçerek yapabilirsiniz. Bu sekmede göreceğiniz denetim unsurlarından “Yazarken yazımı denetle” maddesini işaretlerseniz, PowerPoint slayt metinlerini denetleyecek ve hatalı bulduğu kelimelerin altını dalgalı çizgiyle çizecektir.

Bu sekmedeki Stil seçenekleri düğmesi ise slaytlarınızda stil denetimi yapar. Slayt tasarımında farklı stil anlayışları vardır. Kimi tasarımcıya göre, slayt başlıkları kitap başlığı gibi, her kelimenin birinci harfi büyük yazılmalıdır. Kimi tasarımcı başlık dışındaki metinlerin de başlık stilinde yazılmasını savunur. Kimine göre slayt metinlerinin sonunda noktalama işareti olmaz; kimine göre olur. Stil seçenekleri kutusunun birinci sekmesi olan Büyük Harf, Küçük Harf ve Bitiş Noktalaması sekmesinde, PowerPoint’e hangi stili uygulamasını istediğinizi bildirebilirsiniz.

Stil seçenekleri kutusunun ikinci sekmesi ise PowerPoint’in Görsel Netlik dediği ayarları apmanızı sağlar. Slayt, bir iletişim aracı olarak sınırlı içeriğe sahip olmalıdır. Ancak slaytların kullanıl yerine göre bu sınırın belirlenmesinde farklılıklar olabilir. Örneğin çok büyük bir konferans salonunda çok sayıda kişiye yapılan bir tanıtım konuşmasına eşlik eden slaytlarda metinlerin arka sıralardan kolay okunması için daha büyük harf tipi kullanılırken, nisbeten küçük bir derslikte, az sayıda öğrenciye ders veren öğretmenin ders aracı olarak kullandığı slaytlarda daha çok satır, daha çok kelime bulunması, dolayısıyla daha küçük boyutta yazı tipi kullanılması mümkündür.

Slaytlarınızın daha kolay anlaşılmasını sağlayan görsel netlik kurallarını bu sekmedeki asgarî ve azamî satır sayılarını ve foont puntolarını değiştirerek belirleyebilirsiniz. Herhangi bir slaytınız tasarım sırasında bu sınırları aşacak olursa PowerPoint sizi uyaracaktır. PowerPoint’in varsayılan sınırları, her slaytta noktalı maddeler halindeki altı başlık, başlıklarda azamî iki satır, ve noktalı maddelerde azamî iki satır şeklinde belirtilmiştir.

//////////////////////KUTU//////////////////////////

İyi bir sunuda…

Slaytlarda görsel netlik ayarı yaparken uygulanacak en iyi yöntem; örnek bir slaytı kullanılacağı salonda sınama amacıyla görüntülemektir. Dinleyicilerin oturacağı bölümün en arka sırasına gidin ve oradan slaytınızın kolay okunup okunmadığına bakın. Bu arada uzağı görme kusuru olanları da hesaba katın.

Slaytların görüntüde kalacağı süreyi belirlerken arka sıralarda oturanların ön sıradakilere oranla daha yavaş okuyacaklarını da unutmayın.

/////////////////////////KUTU BİTTİ///////////////////////

PowerPoint, yazdığınız, yapıştırdığınız veya bir dosyadan aldığınız metinleri otomatik olarak düzeltirken Windows sistemine kurulu Türkçe sözlüğe bakar. Bu arada PowerPoint’in klavye ile yazarken sık yapılan yazı hatalarını düzeltmekte kullandığı bir başka liste daha vardır. Araç menüsünden Otomatik Düzelt maddesini seçerek açacağınız bu listeye siz de eklemeler yapabilirsiniz.

Otomatik Düzelt kutusunda, yazarken Üstkarakter (Shift) tuşunu zamanında bırakmadığınız için ilk iki harfin büyük olan kelimelerle, üstkarakter kilitleme (Caps Lock) tuşunu basılı unuttuğunuz için birinci harfi küçük diğerleri büyük kelimeleri de düzelttirme veya düzelttirmeme ayarlarını yapabilirsiniz. Yine bu kutuda cümlelerin birinci harfleri ile gün adlarının birinci harflerinin büyük olmasını sağlamanız da mümkündür. Bu kutuda “Metni yazarken değiştir” seçeneğini kaldırırsanız, PowerPoint yanlış bulduğu yerleri kendiliğinden düzeltmeyecektir. Buraya ekleyeceğiniz yeni kelimelerle, listede bulunmayan ve sizin sık sık yanlış yazdığınız kelimeleri de düzelttirebilirsiniz.

Metin Biçimlendirme

Metin biçimlendirme, yazdığınız veya aldığınız yazıların slayt üzerindeki görünümünü belirlemek demektir. Slayt gibi, birinci işlevi görsel ilgi odağı sağlayarak sözlü mesajı görsel açıdan güçlendirmek ve akılda kalmasına yardımcı olmaktan ibaret bulunan bir iletişim aracında biçim, önem taşır. İster ekranda, ister kağıt üzerinde ve isterse beyaz perdede görüntülensin, metnin biçimini kullanılan harf (yazı) tipi, boyutu ve rengi ile uygulanmış özel etkiler (gölge veya kabarta etkisi gibi) belirler. PowerPoint, metinlerinizin bu özelliklerini ayarlamanıza imkan verir. Metin biçimlerdirmede gözetilecek ilke, metnin okunmak için olduğunu, dolayısıyla metin biçimlendirmenin okunurluğu azaltmaması, tersine arttırması gerektiğidir. Basılı yayın organlarında usta tasarımcıların, doğru biçimlerdirmenin göze görünmeyen biçimlendirme olduğunu şeklindeki deyişlerini de burada aktarmakta yarar var.

Ofis 2000 ailesinin diğer üyeleri ile, örneğin Word veya Excel’de metin biçimlendirme amacıyla Yazı tipi, Yazı Boyutu ve Yazı Rengi seçme işlemlerine aşina iseniz, PowerPoint’te de bu işlemlerin aynı yöntemle yapıldığını ve kullanacağınız araçların aynı olduğunu belirtelim.

PowerPoint slaytlarının yazı tipi (font), yazı tipi stili (koyu, normal, italik, altçizgili, gölgeli, kabarık), yazı boyutu (punto) ve renk özellikleri, uygulanmakta olan şablondan alınır. Bazı şablonlar temel yazı tipi olarak Times New Roman’ı kullanırken, bazıları Arial’ı kullanır. Şablonların metin biçimlendirme özellikleri, kullanılan zemin resmi ve rengi dikkate alınarak belirlenmiştir. Zeminde turkuaz rengi hakim bir grafik bulunan slaytta metinlerin mavi veya yeşil renkte olması, okunurluğu tehlikeye atabilir.

Bununla birlikte PowerPoint’in temel biçimlendirme özelliklerini istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz. Bir metni yeniden biçimlendirmek için seçili olması gerekir. Biçimlendirme bir başlığın veya altbaşlığın tümüne veya bir bölümüne uygulanabilir. Örneğin bir başlığın sadece bir kelimesini italik yapabilirsiniz. Metin biçimlendirme hem araç çubuğundan, hem de Biçim menüsünden yazı tipi maddesi seçilerek yapılabilir.

Biçimlendir araç çubuğu, PowerPoint’in araç çubuğunda görüntülediği temel ögelerden biridir; siz kapatmadıkça, menü çubuğunun altında ikinci sırada yer alır. Bu çubuktaki düğmelerle, metin biçimlerdirme için gerekli bütün ayarlamaları yapabilirsiniz. Bununla birlikte Biçimlerdirme araç çubuğunda (siz çubuğu özelleştirerek, koymadıkça) metinlerinize kabartma etkisi veren düğme, metinleri üst veya alt simgeye dönüştürme veya yazi tipi rengini değiştirme imkanı yoktur. Kabartma dışındaki eksik imkanları, çubuğun en sağındaki küçük oku tuklayarak açacağınız Düğmeleri Ekle/Kaldır komutuyla çubuğa katabilirsiniz. Yazı biçimlendirme için gerekli bütün kontrollere Biçim menüsünden Yazı Tipi maddesini seçerek de ulaşabilirsiniz.

Metinlerinizi biçimlendirirken, okunurluğun tehlikeye düşmediğinden emin olmalısınız. Örneğin çok küçük harfler, koyu ve italik oldukları taktirde kolay okunmazlar. Altçizgi, harflerin bacaklarını örtebilir. Koyu yazı tipini büyük başlıklarda kullanmak, bu karşılık küçük yazı tipine sahip alt başlıklarda vurgulama amacıyla italiği tercih etmek yerinde olur.

Bütün bir sunuda, uyguladığınız bir yazı tipini başka bir yazı tipine çevirmek için Biçim menüsünden Yazı Tipini Değiştir maddesini seçebilirsiniz.

Bu kutuda değiştirmek istediğiniz ve yerine geçecek font türlerini, seçme oklarını tıklayarak açılan listeden seçebilirsiniz. Değiştir düğmesini tıkladığınızda bütün slaytların yazı tipleri değiştirilmiş olur. Bu işlemin hatalı olduğuna karar verirseniz, Düzen menüsünden Geri Al maddesini seçebilir; veya klavyede Ctrl+Z tuşlarına basabilirsiniz.

Burada iki özel etkiye özellikle dikkat etmek gerekiyor: gölge ve kabartma. Bu iki etki, yerinde kullanıldığı taktirde, slaytların çekiciliğini arttırabilir; dikkatsiz kullanıldığı taktirde, okunmayı güçleştirir. Her iki etkinin de dikkat çekici olabilmesi için kullanıldığı metnin yazı tipinin büyük ve harfin kalın olması yerinde olur. Küçük puntolu harflerde ve çok fazla kelime bulunan başlıklarda gölgeler görünmeyeceği gibi, kabartma etkisi de yandaki harfi okunamaz hale getirebilir.

Burada başlığı normal, kabartma ve gölge etkileriyle görüyoruz. Gölge etkisi renkli zemin üzerinde daha belirgin hale gelecektir. Buna karşılık kabartma etkisi başlığın daha dikkat çekici olması için zeminin beyaz veya çok açık renk olmalı yerinde olur.

Metinlerin hizalanmaları da görsel etki açısından önem taşır. Hizalamada dikkat edilecek hususların başında, hizalanan unsurlar arasında birlik olması gelir. Hizalama, hizalanan metinler arasında birlik sağlar. Hizalamak istediğiniz metinleri seçin ve Biçimlendirme çubuğunda arzu ettiğiniz hiza düğmesini tıklayın.

Burada, slaytın başlığı sola, fakat o başlığa ait maddeler sağa hizalandığı için başlıkla metin birbirinden kopmuş gibi görünüyor. Ayrıca hizalanan unsurların ortak ögesi olan noktaların değil de satır sonlarının hizalanmış olması, arzu edilen birliği sağlamıyor.

Farklı metinlerin aralarındaki açıklık ve bir metnin satırlarının yüksekliği, slaytın tümü açısından metinlerin biçimlendirilmesi açısından önem taşır. Metinler ve metnin satırları arasındaki mesafenin çok yakın olması, okunurluğu azaltır. Bu mesafenin çok olması ise slaytın boş olduğu izlenimi verir. Satır aralıkları, Biçim menüsünden Satır Aralığı maddesini seçtiğinizde açılan kutuyla denetlenir.

PowerPoint, satır aralığını, “satır” ve “nokta” (punto) birimleriyle ölçer. Çoğu zaman satır ölçüsü yeterli olmakla birlikte, hassas ve doğru ayarlama ancak punto birimiyle yapılabilir. Punto, (PowerPoint’i Türkçeleştirenlere göre, nokta), bir inçin 72’de biridir. (Sayfa düzenleyenler bir de pika birimi kullanır: 12 punto 1 pika, 6 pika ise 1 inçtir.) Harflerin yüksekliği punto ile ölçülür. Bir harfin puntosu, sadece kendisinin yüksekliği demek değildir; bir harf ailesinin yüksekliği, aileye mensup p, y, g gibi harfin en alt kenarından, büyük harflerin en üst kenarına kadar olan mesafenin ölçüsüdür.

Bir satır aralığı, satırda yer alan en büyük puntolu harfin tabanından, alttaki satırın tabanına kadar mesafedir. Matbaacılıkta “altın kural” denen ölçü, yüzde 120 kuralıdır. Buna göre bir satırın yüksekliği satırdaki en büyük harfin yüzde 120’si kadar olur. Satır aralığının kesirli çıkmaması için, matbaacılıkta ve daha sonra gelişen elektronik sayfa tasarımında, daima satır aralığı tam sayı çıkacak harf puntoları kullanılır. Bununla birlikte, Bir örnek verirsek; 46 punto başlık kullandığınız zaman, bu başlığın iki satır olması halinde, her bir satırı, 55.2 punto olması gerekir. Usta tasarımcılar, 24 puntodan küçük harflerde kesirli satır ölçüsünü yukarı, 24 puntodan büyük harflerle aşağı “yuvarlarlar.”

Slaytlarda aynı önem düzeyinde iki metin altalta geldiği zaman aralarında satır aralığının en az yarısı kadar ek aralık bırakılması, maddelerin farklı algılanmasını sağlar. Bunu, Satır Aralığı kutusunda ya paragraftan önce, ya da paragraftan sonra ek aralık ölçüsü vererek yapabilirsiniz. Paragraflar arasında ek aralığın boşluk gibi görünmemesi için, ek aralığı tutarlı şekilde ya paragraftan önce, ya da paragraftan sonra verin.

PowerPoint’in şablonlarında “asıl slayt” denen ve bu tür ölçülerin kaynaklandığı stillerde, ölçümler yapılmış ve görsel netlik için gerekli kurallar uygulanmış olduğu için, çoğu zaman slaytlarınızda ince matbaacılık hesapları yapmanız gerekmeyecektir!

Bu noktada son bir metin biçimlendirme ayarı, başlıkların ve diğer metinlerin içinde bulundukları kutuların slayt üzerindeki konumu ve metinlerin bu kutu içinde sol kenardan ne kadar içerden başlayacağını belirlemek olabilir. Metin kutuları, slayt üzerinde istediğiniz yere kaydırılabilir. Mouse işaretçisini kutunun çerçevesine yaklaştırdığınızda okun, dört uçu oklu simgeye dönüştüğünü göreceksiniz. Bu durumda iken Mouse’un sol düğmesini tutarak, kutuyu slayt üzerinde istediğiniz yere taşıyabilirsiniz.

Metinlerin bulundukları kutunun içinde sol kenardan ne kadar içerden başlayacağını belirlemek için, Görünüm menüsünden cetvel maddesini seçmeniz gerekir. Bu durumda PowerPoint, slayt penceresinin üst ve sol kenarında bir cetvel görüntülenecektir.

Slayt penceresinin üst kenarındaki cetvelde, o sırada seçilmiş olan metnin ne kadar içerden olacağını ve sekme duraklarının yerlerini belirten işaretleri göreceksiniz. Bu işaretleri Mouse işaretçisiyle tutarak sağa-sola oynatarak, metinlerinizin yatay konum ayarlarını yapabilirsiniz. Mouse işaretçisini cetvelde boş bir yere tıklarsanız, bu noktada bir sekme durağı belirir. Cetvelin sol üst köşesindeki “L” harfine benzeyen işaret ise o sırada varsayılan sekme türünü (soldan, sağdan, ortalı, ondalık işaretli) gösterir. Bu simgeyi tıklayarak, sekme türünü değiştirebilirsiniz.

Cetvelin üzerinde, altta ve üstte, iki ayrı dizi işaret göreceksiniz. Alttaki işaretler madde işaretinden sonra metnin işaretten ne kadar içerden başlayacağını; üstteki işaretler ise madde işaretinin metin kutusunun sol kenarından ne kadar içerden başlayacağını gösterir.

Madde İşaretleri ve Numaralama

Madde işaretleri, sıralama takip etmekle birlikte artan veya azalan bir dizinin üyesi olmayan metinleri belirgin hale getirmekte kullanılır. Artan veya azalan dizi üyesi olan metinler ise satır başlarına numara konuyarak belirginleştirilebilir. Slaytlarınız için seçtiğiniz Otomatik Düzenleme modeli, madde işaretli metin yertutucular içeriyorsa, bu yerlere gireceğiniz metinler otomatik olarak maddelenecektir. Fakat istediğiniz metni veya metin grubunu madde işaretli hale getirebilir ve bu amaçla farklı işaretleme şemaları uygulayabilirsiniz.

PowerPoint’in madde işaretleri koyduğu bir metnin işaretlerini değiştirmek için, metni seçin; Biçim menüsünde Madde İşaretleri ve Numaralama maddesini tıklayın.

Birinci sekmede metne madde işareti kazandırabileceğiniz ve bu işaretleri seçebileceğiniz denetim araçlarını göreceksiniz. ikinci sekmede ise numaralama araçları bulunur. Birinci sekmede, PowerPoint’in kullanılmaya hazır yedi madde işareti seçeneği yer alıyor. Bunlardan birini veya alttaki Resim ve Karakter maddelerini işaretleyerek farklı resim ve karakterleri kullanabilirsiniz. Resim düğmesini tıkladığınızda, daha önce gördüğümüz, slaytlara resim yerleştirmek kullanılan Küçük Resim Galerisi açılacak ve Ofis 2000’i kurarken yaptığınız tercihlere göre, sabit diskinizde mevcut nokta resimlerini görüntüleyecektir. Ofis 2000’i kurarken resim örneklerinin sabit diskinize aktarılmasını tercih etmediyseniz, bu noktada Galeri programı Ofis 2000 CD-ROM’unu sürücüye yerleştirmenizi isteyebilir. Karakter düğmesini tıklarsanız, bu kez, Windows’un Karakter Eşlem aracına benzeyen işaret seçme kutusu açılacak ve bilgisayarınıza kurulu madde işareti olarak kullanılabilecek yazı tiplerini (font) içeren bir tercih kutusu ve seçilen yazı tipinin içindeki karakterleri gösteren bir tablo sunacaktır. Bu kutuda, seçtiğiniz karakterin rengini ve büyüklüğünü de belirleyebilirsiniz.

Küçük resim galerisi aracını açtığınızda ikinci sekmenin adının Hareketli Klipler olduğuna dikkat edin. Bu sekmede hareketli madde simgelerini göreceksiniz. Galeri, iki hareket madde işaretine sahiptir. Fakat siz başka yerlerden edineceğiniz hareketli (anime) GIF biçimindeki imajları Galeri’ye alarak, slaytlarınızda kullanabilirsiniz.

Arkaplan Rengi ve Dolgu

Doğrudan metin biçimlendirme ve düzenleme işlemi olmasa da, slaytların arkaplan (zemin) rengi ve resmi, metnin görünümünü birinci derecede etkileyen unsurlar arasında sayılmalıdır. Metinlerinizde karakterlerin rengi (hatta gölgeli veya kabartma etkisinin başarılı olup olmayacağı) zemin rengi ile belirlenir. Slaytların tek-tek veya topluca zemin rengi değiştirilebilir.

//////////////////////KUTU//////////////////////////

İyi bir sunuda…

PowerPoint sunularınızı bilgisayara VGA-projekter bağlayarak beyaz perdede göstercekseniz veya 35 mm filme aktararak slayt projeksiyon cihazı kullanacaksanız, zeminlerin koyu renk olmasına dikkat edin. Slaytları renkli yazıcı ile saydam kağıt veya filme basarak “tepegöz” projeksiyon makinasıyla gösterecekseniz, daima açık renk zemin kullanın.

/////////////////////////KUTU BİTTİ///////////////////////

Her sunuda, slaytların bir renk düzeni vardır. Herhangi bir slaytı metin veya resimkutusu bulunmayan boş bir yerinden sağ-tıklar ve açılan menüden Slayt Renk Düzeni maddesini seçerseniz, sununuzda uygulanan renk düzenini ve diğer seçeneklerinizi gösteren Renk Düzeni kutusu açılacaktır. Bu kutunun birinci sekmesinde, PowerPoint’in standart renk düzenlerini görebilirsiniz. Farklı bir düzen seçtiğinizde bu renklerin slaytınızda nasıl duracağınız Önizleme düğmesini tıklayarak inceleyebilirsiniz. Seçtiğiniz renk düzenini sadece o anda seçili slayta veya tüm slaytlara uygulatabilirsiniz.

Renk Düzeni kutusunun ikinci sekmesi olan Özel ise kendi renk düzeninizi oluşturma imkanı verir. Bu düzeni yeni bir isimle kaydedebilir ve istediğiniz zaman kullanabilirsiniz. Bu sekmede bir slaytta rengi belirlenebilen bütün ögelerin renklerini tayin edebilirsiniz.

PowerPoint’in Akllı İçerik Sihirbazı veya Tasarım Şablonları yoluyla oluşturduğu slaytlarda, görsel açıdan ilgi çekici olması için slaytlarda sadece renk değil, fakat aynı zamanda arkaplan dolgu unsurları (zemin desenleri) ve resimlere yer verdiğine dikkat etmiş olmalısınız. Bu, slaytlarınızı özelleştirmenize, örneğin slaytlarda arka plan resmi olarak kurum logosunu kullanmanıza, imkan verir. Bunu sağlayan Arka Plan aracını, slaytta boş bir yeri sağ tıklayarak ve açılacak menüden Arka Plan’ı seçerek açabilirsiniz.

Açılacak küçük kutunun Arka Plan dolgusu olarak seçilmiş unsur varsa görüntülediği önizleme penceresinin altında, seçilmiş olan ögeyi gösteren seçme kutusunun okunu tıklarsanız, renk ve dolgu efekti seçeneklerinizi görebilirsiniz. Dolgu unsuru olarak, iki renk arasında nisbî değişen (gradyen) renkleri, PowerPoint’in size sunduğu (mermer görümünden, resim tuvaline, çuhadan tahta görümününe) 24 doku unsurunu, 48 geometrik desene ve herhangi bir biçimde kaydedilmiş resim veya fotoğrafı kullanabilirsiniz.

Desenlerin ve dokuların etkisini bunları bir sınama slaytında seçerek araştırabilirsiniz. Burada sadece fotoğraf ve diğer imaj dosyalarını kullanırken, arka plandaki güçlü bir görsel unsurun, ön plandaki metin ve diğer görsel unsurları (örneğin istatistiksel veriye dayanan bir grafiğin etkisini azaltabileceğini hatırlatmakla yetinelim. Bu tür grafik malzemenin, ancak gerçekten arka planda kalacak şekilde, dikkati kendisine toplamayan renk ve desende olmasına özen göstermek gerekir.

Şablon Değiştirmek-Asıl Slaytı Düzenlemek

Kimi zaman slaytlarda yaptığınız yerel düzenlemeler sununun tümü açısından yeterli olmaz veya çok zaman alır. Böyle durumlarda sununun bütün slaytlarını başkan tasarlamak veya slaytları tek-tek düzenlemek yerine temel şablonu değiştirmek ve yeni bir şablon uygulamak daha etkin bir yöntem olabilir.

Sunu hazırlamanın herhangi bir aşamasında slaytların şablonunu değiştirebilir, yeni bir şablon uygulayabilirsiniz. Sunu, PowerPoint’te açıkken, Biçimlendirme araç çubuğunda Ortak Görevler düğmesini tıklayın ve açılacak menüden Tasarım Şablonu Uygula maddesini seçin. Açılacak diyalog kutusunda yeni şablonu seçin.

PowerPoint’in sunu tasarım şablonları listesinde herhangi birini tıkladığınızda diyalog kutusunun sağ tarafında şablonun genel tasarım biçimini göreceksiniz. Sununuza uygun bir şablon bulduğunuz anda Uygulama düğmesini tıklayarak, bütün slaytlarınıza yeni şablonun renk, arka-plan resmi ve benzeri diğer biçim özelliklerini kazandırabilirsiniz. Aynı işlemi bir slaytın boş bir yerini sağ tıklayarak ve açılacak menüden Tasarım Şablonu Uygula maddesini seçerek de yapabilirsiziniz. Bir sunuda yeni bir tasarım şablonu uyguladığınızda slaytlarınızda önceden yaptığınız özelliştermeler, örneğin madde işareti olarak seçtiğiniz farklı karakterler veya resimler varsa, PowerPoint bunları aynen koruyacaktır.

Her sunuda bütün slaytların ve bütün başlıkların varsayılan biçimleri, asıl Slayt ve Asıl Başlık adı verilen iki “master” üzerine bina edilir. Bu iki “master” unsuru yeniden düzenleyerek slaytlarda temelden değişiklik yapabilmek mümkündür. Bunu, Görünüm menüsünden Asıl, ve açılacak alt menüden Asıl Slayt maddelerini seçerek yapabilirsiniz.

Asıl slaytta, slaytlarda yer alabilecek bütün bölümler gösterilir. Bu bölümlerden bir kısmını mevcut slaytlarınızda seçmediğiniz veya uygulatmadığınız için göremiyor olabilirsiniz. Örneğin slaytlarınıza tarih, sıra numarası koymadığınız taktirde, bu ögeler yer almayacaktır. Ancak asıl slaytta, bir slaytta bulunabilecek bütün ögeler gösterilir.

Asıl slaytta görünen başlıklar, yeni bir slayt oluşturmak üzere yeni slayt eklediğinizde görüntülenecek yer tutucu kelimelerdir. İsterseniz biçimlendirmeleri gibi yertutucu başlıkları da değiştirmeniz mümkündür. Sununuzdaki başlık ve altbaşlıkların yazı tiplerini, renklerini ve diğer görünüm özelliklerini, ayrıca alytbaşlıkların maddeleme işaretlerini asıl slayt üzerinde yapacağınız değişikliklerle belirleyebilirsiniz.

Asıl slaytta değişiklik yapmak için, yer tucuyuyu veya içindeki metnin tümünü seçin ve Biçimlendirme araç çubuğundaki düğmelerle istediğiniz özellikleri ilişkin yeni seçimlerinizi yapın. Seçtiğiniz bir ugeyi sağ tıklayarak, açılacak menüden de istediğiniz biçimlendirme özelliğini seçebilirsiniz. Sözgelimi, slaytlarınızdaki madde işaretlerini değiştirmek için değiştirmek istediğiniz düzeydeki başlığı tarayın ve sağ-tıklayarak açılacak menüden Madde İşaretleri ve Numaralandırma maddesini seçin.

PowerPoint, bir sunu açılırken göstereceğiniz ilk slayta, Sunu Başlığı Slaytı adını verir ve bu slaytın daha sonraki slaytlardan daha farklı düzenlenmesini sağlar. Sunu Başlığı slaytı, birn sunuda bölümleri ayırmak için de kullanılabilir. Bu slaytın Master’ında değişiklik yapmak için Görünüm menüsündeki Asıl alt menüsünden Asıl Başlık maddesini seçebilirsiniz.

Her iki asılda yapacağınız biçimlendirme bittiğinde, Asıl Slayt veya Asıl Başlık araç kutusundaki Kapat düğmesini tıklamanız gerekir. Asıl Slayt ve Asıl Başlık’ta yapatığınız değişiklik bütün slaytlara uygulanacaktır. Fakat slaytlarınızda yerel biçimlendirmeler yaptıysanız, PowerPoint bunları değiştirmez.

Asıl Slayt ile Asıl Başlık arasındaki fark biraz karışık olabilir. Hangi slaytın asıl slayt, hangisinin asıl başlık üzerine bina edildiğini bilemiyorsanız, sözkonusu slayt açıkken PowerPoint penceresinde sol alt köşedeki Görünüm menüsünden Slayt Görünümü düğmesini, klavyede Shift (Üst karakter) tuşunu tutarak tıklayın; PowerPoint bu slaytın üzerine bina edildiği Master’ı düzenlenmek üzere açacaktır. Slayta dönmek için Slayt Görünümü simgesini bu kez klavyede Shift tuşunu tutmadan tıklayın.

Bölüm 3: Tablo, Grafik ve Çizim

Slaytlarımızın çekiciliğini arttırmak ve böylece eşlik ettikleri sunuda mesajların akılda kalırlığına daha çok katkıda bulunmalarını sağlamak için yapabileceğimiz düzenlemeler sadece metinleri biçimlendirmek veya metinlere madde işareti eklemekten ibaret değil. PowerPoint, slaytlarımıza tablo, grafik, örgüt kuruluş şeması, resim, film ve ses ekleme imkanı tanıdığı gibi, sınırlı da olsa verdiği çizim araçları ile slaytlarda kendi çizimlerimizi yapmamızı da sağlar.

PowerPoint, Windows’un Nesne Bağlama ve Yerleştirme (OLE) modeli ile uyumlu bütün programlardan, o programların ürünlerini, örneğin bir Access tablosunu veya Excel grafiğini alabilir. Bu nesneler kendilerini oluşturan programlarda güncelleştirildiği taktirde, slaytı PowerPoint’te yeniden açtığınızda, slayttaki kopyasının da güncelleştirilmiş olduğunu göreceksiniz. PowerPoint 2000, Internet imkanlarından yararlanmanız veya bilgisayarınızdaki bir başka kaynağı kullanabilmeniz için, slaytlarınıza köprü (link) koymanıza da imkan verir.

Tablo

Herhangi bir bilginin sunuluşunda tablo, bilgilerin gruplandırılması, sıralanması ve böylece önemli eğilimlerin daha görünür hale gelmesi açısından etkili bir mimarî araçtır. Farklı gruplara ait rakam veya kavramların yanyana gösterilmesi, aralarındaki farkı ortaya çıkartır; öğrenmeyi kolaylaştırır. Bununla birlikte slaytlara çok fazla sütun ve satır içeren tablolar koyarsak, yazı tipi boyutu küçülebilir ve zor görülür; veya tabloda yer alan bilgilerin kavranması zorlaşabilir. Usta slayt tasarımcıları üçten fazla sütun ve dörtten fazla satır kullanmamaya özen gösterirler.

Bir slayta tablo eklemek için en kolay yol, Araç menüsünden Tablo aracını tıklamak ve açılacak kutuda arzu ettiğiniz kadar sütun ve satırıı taramaktır. Ekle menüsünden Tablo maddesini seçerek ve açılacak diyalog kutusunda istediğiniz sütun ve satır sayılarını seçerek Tamam düğmesini de tıklayabilirsiniz. Sunuya yeni bir slayt eklerken. bu slaytın tablo slaytı olarak biçimlendirilmesini de sağlayabilirsiniz.

PowerPoint, yeni tablo oluşturduğunuz anda Tablolar ve Kenarlıklar araç çubuğunu da açacaktır. Bu çubuk, tabloyu seçtiğiniz her an görünür. Bir tabloyu oluşturduktan sonra satır sayısını arttırmak isterseniz, son satırda iken klavyede Sekme (Tab) tuşuna basmanız yeter. Yeni sütun eklemek için, Tablolar ve Kenarlıklar araç çubuğunda Tablo düğmesini tıklayın ve açılacak menüden Sola Sütun Ekle veya Sağa Sütun Ekle maddesini seçin. Bu menüde bulunan Alta Satır Ekle ve Üste Satır ekle maddeleri ile tabloya yeni satırlar da ekleyebilirsiniz.

Oluşturduğunuz tablonun içtediğiniz hücresine klavye ile metin girebilir veya Windows Panosu’ndaki bir metni yapıştırabilirsiniz. Tablolar, bulundukları slaytın parçasıdır; dolayısıyla herhangi bir ögesini iki kere tıklayarak o ögeyi düzenlemeye imkan veren diyalog kutusunu veya araç çubuğunu açabilirsiniz. Bir sütun veya satır çok dar veya çok geniş ise, Mouse işaretçisi ile sütunun veya satırın sınır çizgisini sağa veya sola kaydırabilirsiniz. Mouse işaretçisi bir sütun veya satırın sınır çizgisi üzerinde iken iki tarafı oklu iki dik çizgi görünümünü alır.

Tabloların daha kolay anlaşılır hale getirilmesi için çeşitli biçim özelliklerini değiştirebilirsiniz. Tablo seçili iken, Biçim menüsünden Tablo maddesini seçerseniz, tablonun çerçeve, dolgu ve metin kutuları özellikleriin topluca düzenleyebileceğiniz diyalog kutusu açılır. Tablolar ve Kenarlıklar araç çubuğunda da bu amaçla kullanabileceğiniz düğmeler vardır.

Bu araç çubuğundaki düğmelerle, tablonunun bütün unsurlarının özellikleri tek-tek düzenlemeniz mümkündür.

Grafik

Tablolar uzadıkça veya rakamlar büyüdükçe işlevlerini yitirirler; bilginin özet olarak kavranması, unsurları arasındaki farkların algılanması zorlaşır. Bu durumda rakamların sırrını grafiklerle çözebiliriz. PowerPoint’te yeni bir grafik slaytı oluşturarak, mevcut bir slaytı grafik saltına dönüştürerek veya slaytın elverişmi bir yerine grafik ekleyerek, bu imkandan yararlanabilirsiniz.

Bunun için Ekle menüsünden Yeni Slayt maddesini seçerek veya araç çubuğunda Yeni simgesini tıklayarak yeni bir slayt oluşturmak istediğinizde açılan Otomatik Düzen diyalog kutusunda grafik slaytını seçebilirsiniz. Grafik, mevcut slaytta yer alacaksa, slaytın herhangi bir boş yerini sağ-tıklayarak açılacak menüden veya Ortak Görevler düğmesinin açacağı menüden Slayt Düzeni maddesini seçerek, slaytın otomatik biçimini değiştirebilirsiniz. Slaytta uygun genişlikte yer varsa, Ekle menüsünden Grafik maddesini de seçebilirsiniz. Yeni slayt veya mevcut slaytın slaytın otomatik biçimi değiştirme yollarını izlerseniz, PowerPoint, slaytta grafik alanını açar ve yeni grafik oluşturmak için yer tutucunu iki kere tıklamanızı bekler. Grafik simgesini iki kere tıkladığınızda PowerPoint örnek bir veri tablosu ve buna dayanan grafiği de oluşturur. Ekle menüsünden Grafik maddesini seçerseniz, PowerPoint örnek veri tablosunu ve grafiği kendiliğinden oluşturur.

Bu örnek veri tablosu ve ona dayanan grafik, Ofis 2000 ailesinin üyesi Microsoft Graph 2000 adlı araç tarafından oluşturulur. Daha sonra slaytta mevcut bir grafiği iki kere tıklayarak aynı aracı çalıştırabilirsiniz. Örnek tabloda istediğiniz hücrede istediğiniz değişikliği yapabilirsiniz; bu değişiklik örnek grafiğe anında yansıtılır. Örnek grafiği sağ tıklayarak ve açılacak menüden Grafik Türü maddesini seçerek, 14 ayrı standart (ve tür içinde 7 ayrı biçimde) veya 20 özel tür arasından seçim yapabilirsiniz.

Grafiklerini veri tablosunu PowerPoint içinde düzenleyerek oluşturabileceğiniz gibi, Excel’de oluştaracağınız tablo veya grafikleri de slaytlarınızda kullanabilirsiniz. Böylece Excel’in, PowerPoint içinde kullandığınız Microsoft Graph 2000 adlı araçtan çok daha fazla ve üstün imkanlarını kullanmış olursunuz. Bunun için Excel’de oluşturduğunuz grafiği seçin ve Windows panosuna kopyalayın, ve PowerPoint slaytına yapıştırın. Ayrıca PowerPoint grafiğinin temeli olan veri tablosunu da Word, Access veya Excel’de panoya kopyalayarak ve tabloya yapıştırarak, oluşturabilirsiniz. Bunun için önce örnek tablodaki bütün değerleri seçerek silmeniz gerekir.

PowerPoint’te bir grafiği seçtiğiniz anda, standart araç çubuğu, grafiği biçimlendirmenize elverişli araçlar içerir hale gelir. Bu çubuktaki Grafik Alanını Biçimlerdir düğmesini tıklayarak grafiğin çizgilerini, çerçeve ve renklerini ya da yazı türlerini düzenlemeniz mümkündür. Yine bu çubuktaki Dosya al düğmesi ile mevcut Excel, Lotus 123, Quatro Pro, SYLIK veya düz yazı dosyalarını alabilirsiniz. Düzyazı dosyalarında veri alanlarının virgül veya sekme ile ayrılmış olması gerekir.

Araç çubuğundaki Grafik türü düğmesiyle, grafiğinizin 3 boyutlu veya iki boyutlu ve veriler açısından anlam taşıdığı taktirde pasta diliminden dikey vey yatay çubuklara kadar bir çok tür ve biçinden birine çevrilmesini sağlayabilirsiniz. Kimi zaman verilerin sütunlara göre (örneğin yıllar), kimi zaman da satırlara göre (örneğin masraf kalemleri) yapılması gerekebilir. PowerPoint’in grafiği oluştururken, gruplandırmayı sütune göre mi, yoksa satıra göre mi yapacağını araç çubuğundaki Satıra Göre veya sütuna Göre düğmelerini tıklayarak belirleyebilirsiniz.

Küçük resim, film ve ses

Slaytlara, dinleyicilere göstermek istediğiniz resim, fotoğraf ve videoları koyabileceğiniz gibi, kimi zaman sadece slaytın ilgi çekmesi veya içerdiği metne anlam kazandırması için de bu ögelerden yararlanabilirsiniz. Akıllı İçerik Sihirbazı ile örnek sunu oluşturduğumuz birinci bölümde Ofis 2000 ailesinin yardımcı üyelerinden Küçük Resim Galerisi aracını kullanarak, slaytlarımıza nasıl resim eklediğimizi görmüştük.

Boş bir şablonla yola çıktığımız sunularda bir slaytta resim koymak da aynı derecede kolaydır. Bunun için ya otomatik biçimlendirilmesi resimli bir yeni slayt seçerek işe başlayabilirsiniz, ya da mevcut slaytınızın türünü, Biçim menüsünden (veya slaytı sağ tıklayarak açılacak menüden) Slayt Düzeni maddesini seçerek, Metin ve Küçük Resim (ya da Küçük Resim ve Metin) olarak değiştirebilirsiniz. Yeni slaytta veya slaytınızın yeni biçiminde, resim yer tutucusunu iki kere tıklarsanız Küçük Resim Galerisi açılacaktır.

Resim içermeyen bir slaytta, resim konulabilecek elverişli alan varsa, çizim araç çubuğundaki resim düğmesini tıklayarak, veya Ekle menüsünden Küçük Resim maddesini seçerek, ya da herhangi bir dizindeki resim dosyasını Mouse işaretçisiyle sürüklüyerek slaytın içine bırakarak da slayta resim koyabilirsiniz.

Slaytınıza eklediğiniz bir resmi sağ tıklayarak ve açılan menüden Resim Biçimlendir maddesini seçerek, resmin bir çok görünüm özelliğini ayarlamak mümkündür. Resim Biçimlendirme kutusunda Görüntü Denetimi, resimlerin türü ve niteliği ne olursa olsun slayt üzerindeki görünümünü kontrol etmenizi sağlar. Burada yapabileceğiniz tercihler arasındaki Fligran, resmin slayt zemininde dikkat çekici olmadan kullanılmasına imkan verir.

Asıl Slayt’a koyacağınız resim ise bütün slaytlarda görünür. Bu yolla örneğin bir firmanın yıllık raporuyla ilgisi sunuda, bütün slaytlara firmanın logosunu koymak mümkündür.

Slaytlara film (video dosyası), ve ses de koyabilirsiniz. Bunu sağlamak için elverişli yer olan slayt seçili iken Ekle menüsünden Film ve Sesler maddesini seçin. Film ve sesler Galeri aracılığıyla seçilebileceği gibi, doğrudan bir dosyadan da alınabilir. Film ve seslerinizi Küçük Resim Galerisi’de alarak katalogladıysanız, bu kolay bir yoldur. Fakat PowerPoint aynı kolaylıkla sabit disklerinizdeki filmleri de alabilir. PowerPoint, sık kullanılan bütün sayısal video biçimlerini (AVI ve MOV gibi) tanır. Ayrıca Windows Media’nın akan media (streaming media, ASF) dosyalarını da kullanabilirsiniz. Filmleriniz Real Networks’ün Real Media (RA) biçiminde ise, PowerPoint gösteri sırasında Windows Media Player veya Real Player’ın yardımını isteyecektir. Bu durumda slayt gösterisi sırasında, slaytın üzerinde Media Player veya Real Player’ın kendi penceresi açılacaktır.

Video dosyasını slaytınıza yerleştirirken PowerPoint, bu videonun slayt gösterisi sırasında otomatik gösterilip gösterilmemesi konusunda onayınızı isteyecektir. Slayta yerleştirdiğiniz film nesnesini sağ tıklayarak, filmin diğer bazı özelliklerini de belirleyebilirsiniz.

PowerPoint, güçlü bir ses kaydetme ve slayt gösterisi sırasında bunu çalma imkanına da sahiptir. PowerPoint ayrıca sabit diskte bulunan bir sayısal ses kaydını (Galeri yoluyla ve doğrudan diskten) da alabilir. İsterseniz, slayt gösterisi sırasında bilgisayara takılı CD-ROM sürücüsüne yerleştirilmiş bir müzik CD’sinden de ses çalabilirsiniz.

Çizim

PowerPoint, işlevleri açısından bakınca bir grafik çizim ve düzenleme programı değildir; buna karşın slaytlarınıza özel çizim nesneleri kazandırabilmeniz için, yeterli grafik oluşturma ve düzenleme araçlarına da sahiptir. PowerPoint, değiştirmediyseniz, açıldığında Çizim araç çubuğunu penceresinin alt kenarında görüntüler.

Otomatik Şekiller menüsünde, çizgi, bağlayıcı, temel şekil, akış çizelgesi, yıldızlar ve büyük başlıklar, belirtme çizgileri ve eylem düğmeleri şeklinhde gruplanmış yüze yakın, kullanılmaya hazır çizim bulacaksınız. Çizgi ve ok araçları ile slaytın üzerine kendi çizgilerinizi çizebilirsiniz. Çizim araç çubuğundaki diğer düğmeleri kullanarak kendi çizdiğiniz veya otomatik çizimler menüsünden seçtiğiniz şekilleri renklendirebilir; büyültebilir-küçültebilir ve döndürebilirsiniz. Çizgilerinizi veya şekillerinizi üç boyutlu yapmanız; üç boyutlu çizimlerin konumunu, ışık yönünü ve yüzey kaplama stilini belirlemeniz ve değiştirmeniz de mümkündür.

Çizimleriniz ve otomatik şekilleri birlikte seçer ve Çizim yönetim menüsünden Gruplandır maddesini seçerseniz, PowerPoint seçili ögeleri bir grup haline getirir ve ortak denetlenmesini sağlar. gruplandırılan çizim ögelerinin boyutları ve diğer özellikle birlikte kontrol edilir.

Her yeni çizim, bir öncekinin önünde bir katmanda oluşturulur ve dolayısıyla arkasındaki unsuru örter. Çizim yönetim menüsünü kullanarak, nesneleri birbirinin önüne veya arkasına gönderebilirsiniz.

Çizimlerin renk, çizgi ve saydamlık özellikleri gibi çok daha fazla sayıda özelliğini belirlemek ve değiştirmek için çizim seçili iken Biçim menüsünden Renkler ve çizgiler maddesini seçebilirsiniz. Açılacak diyalog kutusunda, seçilen nesneye uygun çok sayğıda denetlenebilir özellikle olduğunu göreceksiniz.

Bu arada Otomatik Şekil menüsündeki Eylem Düğmeleri grubunda yer alan 12 çizimin diğer çizimlerden farkına kısaca değinelim. Bu düğmeler, PowerPoint açısından ayrı bir önem taşırlar; çünkü bu şekiller, slayt gösterisi sırasında gerçekleşmesini istediğiniz komutları yerine getirmenizi sağlar. Bu şekillerden birini seçerek slayta yerleştirdiğinizde PowerPoint, bu şekil tıklandığında veya Mouse işaretçisi üzerine geldiğinde olmasını istediğiniz eylemi seçebileceğiniz bir diyalog kutusu açacaktır.

Bu kutuda eylem düğmesinin yapmasını istediğiniz işi, çalıştırmasını istediğiniz komutu, programı veya makroyu ve çalmasını istediğiniz sesi seçebilirsiniz.

Bölüm 4: Özel Etkiler ve Animasyon

Bir sunuda slaytların kendilerinden beklenen etkiyi yapabilmesi, ilgi odağı haline gelmesi için, sadece içerikle yetinmek zorunda değiliz. Slaytlarda yer alan duragan ögeleri, örneğin metinleri, resimleri ve çizimleri hareketlendirebiliriz. Ayrıca slaytların birbiri ardına ekrana gelişlerine de özel animasyon etkileri kazandırabiliriz. PowerPoint 2000, diğer sürümlerinden farklı olarak, slayt gösterilerini Internet köprüleri ile zenginleştirebilir.

Slaytlarımıza video, anime resim dosyaları (örneğin anime GIF resimler) ve ses koyarak, içeriklerini duraganlıktan kurtarmak mümkündür. Ancak her sunuda video veya ses kullanmak gerekmez. İçerik itibariyle duragan unsurlar buluna slaytlara hareket kazandırmak, gösterinin daha ilgi çekici hale gelmesini sağlar. Örneğin, slaytta yer alan başlıklar ve diğer metinler sırayla görüntülenebilir. Konuşmacının vurguladığı her yeni kavramı açıklayan metin ancak konuşmacı o kavramdan söz ettiği zaman görüntülenebilir. Metinler yavaşça silinebilir ve yerini yeni bir metne bırakabilir. Bu etkilerin hemen hepsi slaytın tümüne uygulanabilir. Özel animasyon etkileri kazandırılmış bir slayt gösterisi, bu etkilere yer verilmeyen bir gösteriden çok daha cazip ve enerji dolu olacaktır.

Slayta Animasyon Ekleme

PowerPoint’in özel animasyon etkilerinin çoğu metinler dikkate alınarak hazırlanmış olmakla birlikte, resimlere ve çizimlere de animasyon kazandırabiliriz. Başlık ve metin içeren bir örnek slaytı normal görümünde açarak, Animasyon Efektleri düğmesini tıklarsanız, PowerPoint Animasyon Efektleri araç çubuğunu görüntüleyecektir.

Bu çubuktaki etki düğmeleri etkiyi koyan/kaldıran bir özelliği sahiptir. Ayrıca bu düğmeler, seçtiğiniz nesneye bir özel animasyon etkisinin bütün ögelerini, örneğin ses etkisini, de kazandırır. Bir slaytta başlığı ve diğer metinleri birbirinden bağımsız şekilde hareketlendirebilirsiniz. Animasyon Efektleri araç çubuğu ile kazandırabileceğiniz hareketleri ve varsayılan özelliklerini, bir sınama slaytında her bir etkiyi sıralayla uygulayarak ve çubuktaki önizleme düğmesini tıklayarak izlemeniz ve öğrenmeniz en etkili yoldur. Bununla birlikte her bir etkinin işleyiş tarzını kısaca belirtelim:

İçeri Sürme: Nesnenin slaytın sağından, otomobil sesi eşliğinde uçarak girmesini sağlar.

Uçma: Nesnenin slaytın solundan hızla geçen nesle sesi ile girmesini sağlar.

Kamera: Nesnenin ortasından kenarlarına doğru, fotoğraf makinası sesi ile açılmasını sağlar.

Bir kere parla: Nesnenin görüntülendikten sonra bir kere göz kırpmasını sağlar.

Lazer metin: Metnin lazer sesiyle, her bir karakterinin sağ üst köşeden girmesini sağlar.

Daktilo metin: Metnin elektrikli daktilo sesiyle her bir karakterinin sırayla görüntülenmesini sağlar.

İçeri Kayma: Metnin kelime-kelime slaytın üst kenarından yerine düşmesini sağlar.

Animasyon Efektleri çubuğundaki diğer düğmeler ise kısıtlı da olsa animasyonun sırasını belirler. Çubuktaki Özel Animasyon düğmesi ile çok daha ayrıntılı düzenleme yapabileceğiniz Özel Animasyon diyalog kutusunu açabilirsiniz.

Bu kutuda animasyon ile birlikte çalınmasını istediğiniz sesleri değiştirebileceğiniz gibi sıra ve zamanlama bakımından çok daha ayrıntılı denetimler yapabilirsiniz. Animasyonların zamanlamasını (hareketin başlamasını) otomatik hale getirebileceğiniz gibi, Mouse düğmesinin tıklanmasına da bağlayabilirsiniz.

Slaytlara Geçiş Animasyonu Ekleme

PowerPoint slaytlarının her biri, kendi içinde farklı animasyon etkilerine sahip olabildiği gibi, bir slayttan diğerine geçerken özel animasyon etkileri uygulayabilirsiniz. Slaytların kendileri de içerdikleri nesneler gibi farklı görüntülenme etkilerine sahip olabilirler.

Slaytlara geçiş etkisi kazandırmanın en kolay yolu, sunuyu tamamladıktan ve bütün slaytları hazırladıktan sonra, Slayt sıralayıcısı görümünü seçmek ve bu görünümde açılan Slayt Geçişi araç çubuğunu kullanarak, slaytlarınıza toplantan veya teker teker geçiş etkisi kazandırmaktır.

Bu görünümde slaytların altında beliren slayt geçiş simgesini tıklayarak, varsa, slaytın nasıl açılacağını izleyebilirsiniz. Bu görünümde iken, bir slaytı seçer ve araç çubuğundan Slayt Geçiş Efektleri seçme kutusundan bir efekt seçerseniz, bu etki slayta uygulanmış olur. Araç çubuğundaki Önceden Belirlenmiş Efektler seçme kutusundan seçeceğiniz etkiler ise slaytın başlık dışındaki ögelerine uygulanır.

Bir slaytı seçtikten sonra, klavyede Üstkarakter (Shift) tuşunu tutarak diğer slaytları tıklarsanız, birden fazla slaytı seçebilirsiniz; bu durumda seçeceğiniz geçiş ve önceden belirlenmiş animasyon etkileri seçili bütün slaytlara uygulanmış olur.

Slayt geçiş etkilerinin daha çok özelliğini kontrol etmek için, bir slaytı sağ tıklayıp, açılan menüden Slayt Geçişi maddesini de seçebilirsiniz. Açılacak diyalog kutusunda slayt geçişine farklı otomasyon ve zamanlama özellikleri ve farklı sesler kazandırabilirsiniz. Ayrıca bu kutuda seçeceğiniz geçiş etkisini isterseniz bütün slaytlara kazandırmanızı sağlayan Tümüne Uygula düğmesini de göreceksiniz.

Internet Bağlantısı Ekleme

PowerPoint slaytları, kendilerinden sonraki slayta geçebildikleri gibi, Internet’te (veya gösterinin kayıtlı olduğu bilgisayarda ya da bu bilgisayarın bağlı olduğu ağda) sabit diskte bulunan bir dosyaya geçebilir. Bunun için PowerPoint’te herhangi bir metin veya resim nesnesine Internet köprüsü (link) kazandırmanız gerekir. Köprülenmiş dosya Windows ortamında açılabilmek için hangi programı çalıştırmak gerekiyorsa, PowerPoint, Windows işletim sistemi aracılığıyla o programı çalıştıracaktır.

Slaytlarınıza köprü eklemek için, bir metni veya resmi seçin ve araç çubuğunda Köprü Ekle düğmesini tıklayın. Açılacak olan Köprü Düzenle diyalog kutusu, bağlantı kuracağınız Web sayfasını veya diğer tür dosyaları bulmakta kullanabileceğiniz kontroller bulunacaktır.

Gözatılacaklar bölümünde yer alan Dosya düğmesini tıkladığınızda yerel veya ağ ortamında erişmenize izin verilen sabit disklerdeki tüm dosyalara ulaşmanızı sağlayan diyalog kutusu açılacaktır; Web Sayfası düğmesi ise varsayılan Internet Browser programınızı çalıştırarak, Internet’e bağlanmanızı ve burada bir sayfa seçmenizi sağlar. Tabiî bu yolun işleyebilmesi için bilgisayarızın Internet ile iletişiminin ve bir Internet Servis Sağlayıcı aracılığıyla Internet hizmetlerinden yararlanma imkanınızın sağlanmış olması gerekir.

PowerPoint sunusunu hazırladığını bilgisayarın bu sırada Interrnet bağlantısı sürüyorsa, Web araç çubuğunu da kullanabilirsiniz. Bu araç çubuğu, tipik bir Browser programının adres, sık kullanılanlar, başlangıç sayfası ve Web’de arama imkanı veren düğmelerini içerir.

Bölüm 5: Slayt Gösterisi

BiPowerPoint ile sunu hazırlamanın bir amacı olabilir: slayt gösöterisi yapmak. Fakat slayt gösterisi dendiğinde, derhal ve sadece aklımıza bilgisayarın video sinyalini bir beyaz perdeye düşüren pahalı projeksiyon cihazları gelmemeli. PowerPoint ile yaptığımız slaytlar, beyaz perdede olduğuna yakın ve hatt bazı bakımlardan ondan çok daha etkili şekilde bilgisayar ekrarında veya Internet’te Web sayfası olarak da gösterilebilir.

PowerPoint’in en “ucuz” kullanım biçimi, beş altı kişilik bir gruba gösteri yaparken, tabir yerinde ise bilgisayların ekranını izleyicilere doğru çevirmektir. Küçük bir ekrana ortaklaşa bakmak, iki kişi için bile olsa zor olabilir. Fakat PowerPoint, büyükçe bir bilgisayar ekranında, aynı masanın çevresindeki kişilere çok uzaktan olmamak kaydıyla, okunabilir büyüklükte tam ekran slayt gösterisi yapabilir. İkinci “kolay” slayt gösterisi slaytları yazıcıda kağıda dökmektir. Konuşmacı bu kağıtları önceden dağıtarak ve konuşması sırasında slaytların başlıklarını veya sayfa numaralarını belirterek dinleyicileri dikkatlerini doğru slayt baskısına çevirmelerini sağlayabilir.

PowerPoint, slaytları “tepegöz” projeksiyon makinalarında gösterilmek üzere saydam, film-gibi kağıtlara basabilir. Yazıcının renkli olması halinde, mükemmel bir slayt gösterisi yapabilirsiniz. İzleyicinin çok ve konunun böyle bir masrafı kaldırması halinde, PowerPoint slaytlarını, gerçekten 35 mm’lik slayt filmine basılmak üzere bir servis bürosuna göndermek mümkündür. Büronun hazırlayacağı 35 mm’lik renkli slaytlar, daha sonra slayt projeksiyon makinasıyla beyaz perdeye düşürülür.

Bilgisayarınızı dinleyicilere çevirmenin dışında diğer yolların hiç birisi, PowerPoint slayt gösterisinden beklene etkileşmeyi sağlamaz. Kağıda, filme veya 35 mm’lik slayta çevrilecek PowerPoint slaytlarında, video ve ses gibi mültimedya ögeleri ve Web köprüleri gibi bağlantılı dosyalar görüntülenemeyeceği gibi, slayt gösterisi sırasında geri gitmek, ileri gitmek, veya slaytlara koyacağınız eylem düğmeleri ile sırası olmayan bir slayta atlamak gibi etkileşmelerden yararlanılamaz.

Şimdi bu yolların herbiriyle PowerPoint sunusundan sonuç almaya geçmeden önce, sunuda mükemmelliği sağlayacak bir iki noktaya değinelim.

Notlar

PowerPoint slayt gösterisini, birbiri ardından gösterilen güzel görüntüler olmaktan çıkartan ve onları sözlü iletişimi tamamlayan görsel unsurlar haline getiren bazı araçlar vardır. Bunların başında konuşmacı notları veya kısaca Notlar gelir. PowerPoint’te normal görünümde, her slaytın altında notlar kutusunun bulunduğunu gördük. Bir slaytın notlar kutusuna yazılacak veya Windows panosu yoluyla yapıştırılacak metinler, slaytın içinde görünmemekle birlikte, slaytın parçası olur.

Bir çok usta sunu tasarımcısı bu notlardan slaytın geliştirilmesi sırasında kendisine ve tasarım ekibine üretimle ilgili hatırlatmalar için yararlanır. Eğitim amaçlı PowerPoint sunularında notların, konuşmacının sözlerinin bir özeti olduğuna sık sık rastlayabilirsiniz. Notlar’dan gerçek amacına uygun olarak, kendisi için konuşması sırasında hatırlatma amacıyla yararlananlar da vardır! Notlar, slaylatlarla birlikte veya ayrıca yazdırılabilir.

Slaytlarınıza not eklemek için, normal görünümde, Not penceresinin içini tıklamak suretiyle istediğinizi yazabilirsiniz. Daha geniş bir not penceresi açılması için, görünüm seçme çubuğunda Not görünümünü seçebilirsiniz. Not bölümünün üst çerçevesini Mouse işaretçisiyle yukarıya doğru sürüklerseniz, bölümün genişlediğini göreceksiniz. Notlarda değişiklik yapmak için değiştirmek istediğiniz not görüntüde iken not penceresini tıklamanız yeter.

Siyah/Beyaz Denetimi

PowerPoint, şablonlarında genellikle renk unsuruna bol yer verir; dolayısıyla biz özellikle dikkat etmedikçe, slaytlarımız renkli olarak hazırlanır. Fakat renkli metinler ve resimler, renkli iken çok uyumlu oldukları halde, siyah/beyaza çevrildiklerinde bazen arzu edilen sonucu vermezler.

Slaytlarınızı siyah/beyaz yazıcıda yazdırmadan önce, renk yerine gri tonlama ile nasıl göründüklerini inceleyebilirsiniz. Bunun için standart araç çubuğundaki Gri Tonlama Önizleme düğmesini tıklamanız gerekir. PowerPoint, slaytınızı gri tohlara çevirirken küçük bir pencerede slaytı renkli olarak görüntüleyecektir.

Çıktı alacağınız yazıcı, gri tonla baskı yapamıyorsa, yani siyah rengi yüzdeler olarak değil de ya yüzde 100, ya da yüzde sıfır basabiliyorsa, PowerPoint’in bazı renkleri değişik tonlarda griye çevirmesi kağıt üzerinde başarısız sonuç almanıza yol açabilir. Bu durumda PowerPoint’in slaytı gri tonlarla değil, sadece siyah ve beyaz olarak göstermesi daha yerinde olur. Bunu sağlamak için Gri Tonlama Önizleme düğmesini tıklarken, klavyede Üstkarakter (Shift) tuşunu tutun.

PowerPoint, metinlerinize verdiğiniz gölge ve kabartma özellikleri ile dolguların gri ton ile veya siyah/beyaz olarak görüntülenmesinin güzel soonuç vermeyeceği düşüncesi ile, slaytları gri toplara veya siyah/beyaza çevirdiğinizde bu özellikleri kaldırır.

Slayt Ekleme/Silme, Çoğaltma ve Gizleme

PowerPoint sunusunu hazırlama sürecinde istediğiniz anda yeni slaytlar ekleyebilir veya olanları silebilirsiniz. Slayt ekleme ve silme işlemi, hem normal görünümde hem de slaytların tümünü görebildiğiniz Slayt sıralama görünümde yapılabilir.

Slayt sıralama görünümünde iken, slaytların arasındaki boşluğu tıkladığınızda, imleç uzun bir çizgi halini alacaktır; bu durumda iken standart araç çubuğunda yeni slayt düğmesini tıklayabilir veya Ortak Görevler düğmesini tıkladığınızda açılacak menüden Yeni Slayt maddesini seçebilirsiniz. Yeni slayt eklemek için, klavyede Ctrl+M tuşlarına da basabilirsiniz.

Slayt sıralayıcısında bir slaytı seçmek için tıklamanız yeter. Ayrıca klavyede ok tuşlarına basarak da slaytlar arasında ilerleyebir ve başka slaytı seçebilirsiniz. Klavyede Ctrl+Home tuşlarına basarak birinci, Ctrl+End tuşlarına basarak son slayta gidebilirsiniz. Birden fazla slaytı seçebilmek için, slaytlar birbirine bitişik ise, birinci slaytı tıklarken klavyede Üstkarakter (Shift) tuşunu tutun, Shift’i bırakmadan seçilecek dizinin son slaytını tıklayın. Seceğiniz slaytlar bitişik değilse, Shift yerine ctrl tuşunu tutmanız gerekir. Birbirine bitişik bir grup slaytı Mousie işaretçisiyle tarayarak da seçebilirsiniz.

Bir slaytı seçer ve Düzen menüsünden Kopyala maddesini tıklarsanız. slayt bütün içeriği ile Windows Panosuna kopyalanmış olur. Şimdi iki slaytın arasını tıklar ve düzen menüzünden Yapıştır’ı seçerseniz, slayt yeni yere kopyalanır. aynı işlemi slaytı sağ tıklayarak ve açılan menüden Kopyala’yı seçerek ve iki slaytın arasını sağ tıklayarak ve açılan menüden Yapıoştır’ı seçerek de yapabilirsiniz.

PowerPoint’in bir diğer slayt çoğaltma yöntemi, Düzen menüsünden Çoğalt maddesini seçerek yapacağınız kopyalama ve yapıştırma işlemidir. PowerPoint çoğalttığı slaytı aslının sağına yapıştırır.

Slaytları, Sıralama görünümünde Mouse işaretçisiyle tutarak başka yerlere taşıyabilirsiniz. Bir slaytı başka yşere aktarmak için, Mouse işaretçisiyle tutun ve yeni yerine bırakın. Slaytı bir slaytın üzerine bırakırsanız, PowerPoint onu slaytın sağına aktarır.

Bir slaytı seçer ve klavyede Delete tuşuna basarsanız veya Düzen menüsünden Slayt Sil maddesini seçerseniz, slayt silinir. Bu işlemi Düzen menüsünden geri alabilirsiniz. Bir slaytı sağ tıklar ve açılacak menüden Kes maddesini seçerseniz, slayt silinir, ama tamamen yok olmaz; Windows panosuna kopyalanmış olur. Şimdi bir başka yeri seçer ve klavyede Ctrol+V tuşlarına basarsanız, veya Düzen menüsünden Yapıştır’ı seçerseniz, veya yeni bir yeri sağ tıklar açılacak menüden Yapıştır’ı seçerseniz, kesilen slayt yeni yerine kopyalanmış olur.

Yeni slayt eklediğiniz, mevcut slaytı sildiğiniz veya başka yere kaydırdığınız zaman, slaytların içeriğinde sayfa numarası varsa, PowerPoint bu numaraları güncelleştirir. ayrıca slayt sıralama görünümünde gösterilen slayt sıra numaraları da değişir.

Hazırladığınız bir sunuyu farklı bir dinleyici grubuna sunarken, bazı slaytların bu ikinci gruba uygun içerikte olmadığını düşünürseniz, sunuyu yeni dinleyicilere uygun hale getirmek için bazı slaytları tümüyle silmeniz gerekmez: slaytları gizlemeniz yeter. Slaytlar Normal ve sıralama görünümde gizlenebilir. Normal görünümde slayt gizlemek için Slayt Gösterisi menüsünden Slayt Gizme maddesini seçmeniz gerekir. Slayt sıralama görünümünde ise slaytı seçip, araç çubuğunda Slayt Gizle düğmesini tıklamanız yeter. Gizlene slaytın sıra numarası üzeri çapraz çizgili bir kutuya alınır. Gizlenen slaytlar slayt bıralama görünümünde göründükleri halde, Slayt gösterisi sırasında görünmezler.

Show Zamanı

PowerPoint, slayt gösterisi deyip geçmez; gösterinin yapılacağı yere ve ortama göre hazırlık yapar. Slayt gösterisinin nasıl bir sunuda kullanılacağını, Slayt Gösterisi menüsünden Gösteri Ayarla maddesini seçerek belirleyebilirsiniz.

Açılacak kutuda Gösteri Türü bölümünde, ilk üç seçenek, slayt gösterisinin nerede ve nasıl yapılacağını belirtir. Birinci ve en çok kullanılan gösteri türünde konuşmacı veya slayt gösterisini yapan kişi, her türlü kontrolü elinde tutar; slaytları atlatabilir; geri dönebilir; toplant ıtutanağı yazabilir; ve sunuşu durdurabilir.

İkinci seçenek ise slayt gösterisinin bir ofis ortamında yapılmasını amaçlar. gösteri tam ekran değil, bir PowerPoint penceresinde yapılır ve gösteriyi izleyen kişi PowerPoint’in menü maddeleri vasıtasıyla sunuyu yazıcıya gönderebilir ve slaytlar arasında gezinebilir.

Üçüncü seçenek ise, bir fuarda, gösteri, tanıtım veya eğitim amacıyla slayt gösterisinin hiç bir kontrol ve müdahale olmaksınızın, birisi klavyede Esc tuşun abasıncaya kadar dönmesini sağlar. İzleyicilerin slaytları düzenlememesi için bu sunuda denetimlerin çoğu etkisiz hale getirilir.

Gösteriye hangi slaytların katılacağı veya mevcut slaytlar arasında özel gösteri yapılıp yapılmayacağı Gösteri Ayarla kutusunun Slaytlar bölümünde düzenlenir. Özel gösteri, bu PowerPoint sunusunda mevcut slaytlar arasında yapılan seçimle oluşturulur. özel gösterilere arzu ettiğiniz slaytlar, arzu ettiğiniz sırayla katılır; bir sunu içinde istediğiniz kadar özel gösteri oluşturabilirsiniz. Özel Gösteri oluşturmak için Slayt Gösterisi menüsünden Özel Gösteriler maddesini seçmeniz ve açılacak diyalog kutusunda Yeni düğmesini tıklamanız gerekir.

Özel Gösteri Tanımlama kutusunda Özel Gösteri Adı olarak, “Özel Gösteri 1” belirecektir. Bu adı istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz. Kutunun sol tarafında sunuda mevcut bütün slaytlarınızın listesini göreceksiniz. Slaytların arasında gizlenmiş olanlar varsa, onların sıra numarası parantez içinde gösterilir. Özel gösteriye alacağınız slaytı solyda işaretleyip, ortadaki Ekle düğmesini tıklamanız gerekir. Sağda, özel gösteriye aldığınız slaytların sırasını değiştirmek isterseniz, slaytı işaretleyip sağdaki aşağı veya yukarı ok simgesini tıklamanız yeter. Bu listedeki bir slaytı işaretleyip, ortadaki Kaldır düğmesini tıklarsanız,slayt özel gösteriden çıkartılacaktır.

Slayt gösterisi hazırlarken yararlandığımız Gösteri Ayarla kutusunun slaytların ilerleme tarzına ilişkirn bölümünde ise iki seçenek vardır. El İle seçeği, slaytlara ne gibi ir otomasyon konulmuş olursa olsun, bu gösteri sırasında slaytların ilerlemesi için ya Mouse düğmesini tıklamanız, ya da klavyede aralık, PageDown veya aşağı ok tuşlarına basmanızı gerektirir. İkinci seçenek olan Varsa Zamanlamayı Kullan ise, slaytlarınızı oluştururken kurduğunuz ilerleme düzeninin bu gösteride de geçirli olmasını sağlar.

PowerPoint, Slayt Gösterisi menüsündeki Zamanlama Provası komutuyla, slaytlarınızın ne kadar süreyle görüntüde kaldığını hesaplayabilir ve bütün gösteri için toplam zamanı bulabilir. Bu aracı çalıştırdığınızda, bir slayt görüntüde iken o sırada söyleyeceğiniz sözlerin provasını yapıp, sonra prova zamanını ölçen kutuda Sonraki düğmesini tıklayabilirsiniz.

Bu sırada provaya ara vermeniz gerekirse, Durakla düğmesini tıklarsanız, zaman ölçümü durur. PowerPoint son slaytı da prova ettikten sonra, bütün gösterinin toplam süresini hesaplar ve bu ölçükleri slaytların süre olarak kaydetmek isteyip istediğinizi sorar. Kabul ederseniz, Slayt Sıralama görünümünde saltların altında bu süre belirtilir. Slaytlarınıza kendi istediğiniz süreyi elle verebilirsiniz. Bunun için bir slaytı seçin ve Slayt Gösterisi menüsünden Slayt Geçişi maddesini seçin ve açılacak kutuda slaytın ne kadar görüntüde kalmasını istediğinizi Otomatik Olarak kutusunu işaretleyip, süre kutusunun aşağı yukarı oklarına basarak veya içine tıklayıp klavyeden yazarak belirtin. Bu süreyi, Tümüne Uygula düğmesini tıklayarak bütün slaytlara uygulatabilirsiniz; ama bu muhtemelen bir konuşmaya eşlik eden her slayt gösterisi için doğru sonuç vermez. Tanıtım, eğitim, reklam amaçlı ve bilgisayar tarafından otomatik yapılan gösterilerde eşit zamanlı gösterim uygulanabilir.

Yazdırma

Slaytları, Notları, Anahattı ve Dinleyiciye Dağıtılacak Belgeleri (dinleyici notları) yazdırmak için Dosya menüsünden (dinleyici notları) yazdırmak için Dosya menüsünden Yazdır maddesini seçmeniz gerekir. PowerPoint, Windows’un yazıcı diyalog kutusunu biraz değiştirerek açar ve normal seçeneklerin yanı sıra, neyi yazdırmak istediğinizi sorar. Yazdırılacak kutusunun seçme okunu tıklarsanız, Slayt, Dinleyici Notları, Not Sayfası ve anahat Görünümü maddelerini görürsünüz. Bir sunudaki bütün slaytları yazdırmak istemiyorsanız, Yazdır kutusunda, arzu ettiğiniz slaytların numaralarını seçebilirsiniz.

Slaytlarını projeksiyonla perdeye yansıtmak üzere saydam film veya film-benzeri asetat kağıt kullanacaksanız, önce Dosya menüsünden Sayfa Yapısı maddesini seçerek, hazırlık yapmanız gerekir. Slaytların yazıcıya gönderilirken nasıl boyutlandırılmasını istediğinizi burada Slayt boyutu seçme kutusunda asetat maddesini seçerek belirtebilirsiniz. Slaytları, bu tür işler yapan servis bürolarından birine modemle veya çıkartılabilir bir kayıt ortamında (disket, CD, Zip disk) gönderecek ve 35 mm’lik filme aktarılmasını isteyecekseniz, bu kutuda 35 mm Slayt maddesini seçmeniz gerekir.

Paketle ve Gönder

İdeal bir PowerPoint slayt gösterisi, bilgisayarın VGA/SVGA görüntü sinyalini bir sayısal projeksiyon cihazına göndermek ve bu cihazın Windows’a eklediği sürücüyü kullanarak, slayt gösteri hedefi olarak bu cihazı seçmektir. Fakat çoğu zaman Ofis 2000 ailesini ve slayt gösterisinde kullandığınız bütün resim, video ve ses dosyalarını seyyar bir bilgisayarın sınırlı disk ortamına sığdırmak mümkün olmaz. Küçük bir Notebook bilgisayarla yetinmek zorunda kalabilirsiniz.

PowerPoint, Paketle ve Gönder (Pack and Go) adını verdiği yöntemle, sunuyu son derece küçük, tek dosya haline getirebilir ve PowerPoint Viewer (PowerPoint Göstericisi) adını verdiği küçük bir programla birlikte, floppy disketlere kaydedebilir.

Slaytlarınızın paketlendikten sonra arzu ettiğiniz gibi gösterilmesi için, paketin biraz büyük olmasını göze alıp, köprülenmiş bütün dosyaları ve TrueType yazı türlerini de pakete dahil etmeniz gerekir. Bu paketin oluşturulmasında Paketle ve Gönder Sihirbazı size yardımcı olacaktır.

Web’de Slayt Gösterisi

PowerPoint sunularını, bir Web sitesi haline getirmek ve slaytları Internet veya Intranet ziyaretçilerine sunmak, tabir yerinde ise, “bir tıklamalık iş” haline gelmiş buluyor. PowerPoint slaytları Web sayfasına haline dönüştürüldüğünde, slaytlara kazandırdılmış olan ektileşme, multimedya ve diğer imkan ve yeteneklerinden hiç birisi kaybolmaz. Başka bir deyişle PowerPoint sunusu sizin bilgisayarınızda nasıl gösterilebiliyorsa, Internet’te de aynı imkanlara sahip olacaktır.

Sununun hazırlık işlemlerini tamamladığınızda, Dosya menüsünden Web Sayfası Olarak Kaydet maddesini seçin.

Açılacak diyalog kutusunda, sunuyu bir Web sayfası haline getirebilmeniz için gerekli bütün kontrolleri göreceksiniz. Sununun Web sayfasına dönüştürülerken korumasını istediğiniz özelliklerini “Yayımla” düğmesini tıklayarak açılacak kutunun sekmelerinde belirtebilirsiniz. Burada dikkat etmeniz gereken noktalar arasında sunuda yer alan notların Web sayfasında da bulunup bulunmayacağı ve slaytlara verdiğiniz özel animasyon etkilerinin Web sayfalarında da olup olmayacağıdır. Bir diğer nokta ise slaytlarda varolan etkilerin Web sayfasında da oluşturulması için hedef Web browser programı konusunda bir tercihte bulunup bulunmadığınızdır.

Slaytlardan oluşacak Web sayfalarının ancak Microsoft Internet Explorer 5.0 ve üstü ile görülebilecek özelliklere sahip olmasını isterseniz, Netscape ve diğer browser programları kullanacak Internet ziyaretçileriniz slaytlarınızın bütün animasyon özelliklerini göremeyebilirler. Bu tür browser programlarının da dikkate alınmasını isterseniz, PowerPoint oldukça büyük boyutta dosyalar yazacaktır. Sununun bir Internet ziyaretçisi tarafından Web browser programında açıldığında programın başlığında görüntülenecek başlığını ise Başlık Değiştir düğmesini tıklayarak sağlayabilirsiniz. PowerPoint sunusu, Browser’da her türlü gezinme düğmesine sahip olarak görünecektir.

Slayt Gösterisi

PowerPoint ile birbirinden güzel Web sayfası niteliğinde slayt gösterileri düzenleyebilirsiniz. Hatta PowerPoint’i sadece bu amaçla kullanmanız bile mümkün! Fakat PowerPoint iye bunca uğraşmanızın gerçek karşılığını, bir PowerPoint sunusu ile alabilirsiniz. PowerPoint, slayt gösterisi sırasında konuşmacının slaytlarında istediği sırayı izlemesini, gizlenmiş slaytları göstermesini ve sunu sırasında bilgisayarıyla not tutabilmesini sağlar.

Microsoft firması, Windows 2000 işletim sisteminin sınama sürümlerinde sahip olduğu ve piyasaya sürülecek nihai sürümünde de bulanacağı belirtilen iki monitör kullanma özelliğine sahip bir bilgisayarla sunu yaptığınız taktirde, ekranlardan birinde PowerPoint’in normal görünümünü, diğerinde slayt gösterisini çalıştırmanız da mümkün olabileceğini bildiriyor.

Sunuyu “.ppt” dosyası olarak kaydettiğinizi varsayarsak, bu sunuyu bir kaç şekilde başlatabilirsiniz. Sunu dosyasını sağ tıklayarak açılacak menüden Göster maddesini seçerseniz, Windows doğruca slayt gösterisini başlatacaktır. PPT dosyasını açarsanız, PowerPoint açılacak ve normal görümüne geçecektir. Bu noktada klavyede F5 tuşuna basarak, görünüz çubuğunda slayt gösterisi simgesini tıklayarak, veya Slayt Gösterisi menüsünden Gösteriyi Görüntüle maddesini seçerek slayt gösterisini gösterisini başlatabilirsiniz.

Slayt gösterisi, slaytların tasarımı sırasında kazandırdığınız otomasyon yöntemine göre, ya zamanlama ile ya da elle ilerletilebilir. Slaytlarınızı zamanlamaya bağlı ilerletmiyorsanız, slaytı tıklamak ilerlemesini sağlar. ayrıca klavyede belirli tuşlara basarak da bir sonraki slayta geçebilirsiniz. Bu noktada dikkat etmeniz gereken nokta slaytta harekete geçmek için bekleyen bir animasyon varsa, mouse tıklaması veya diğer klavye komutları, bir sonraki slaytı değil, sırada bekleyen animasyonu gerçekleştirirler.

///////////////////////KUTU//////////////////////////

Klavye yoluyla

Bir sonraki slayta gitmek için: aralık çubuğu; N, aşağı ok, sağ ok, PageDown tuşları

Bir önceki slayta gitmek için: P, Backspace, yukarı ok, sol ok, PageUp tuşları

Birinci slayta dönmek için: Mouse’un iki düğmesini birden bir kaç saniye tutun

////////////////////////KUTU BİTTİ/////////////////////

Slayt gösterisi sırasında hareketsiz olduğu sürece Mouse işaretçisi ekranda görünmez; Mouse oynattığınız anda işaretçi görünür hale gelir. Slayt gösterisi sırasında ekranı sağ tıklar ve açılacak menüden İşaretçi Seçenekleri maddesini seçerseniz, işaretçiyi gizleme imkanınız olduğunu göreceksiniz. İşaretçiyi gizlemek yerine işaret aracı olarak kullanmak da mümkündür.

Mouse işaretçisi slayt gösterisi sırasında, ekrana yazı yazabilen bir kalem haline de getirilebilir. Kalemin yazı rengini slaytın zeminine göre belirleyebilirsiniz. Bu yöntemle, özellikle eğitim amaçlı slayt gösterilerinde dinleyenlerin slayttaki bazı noktalara dikkatini toplamanız, örneğin ilişkileri göstermeniz mümkün olabilir.

///////////////////////KUTU//////////////////////////

Gösteri sırasında yardım

Slayt gösterisi sırasında hangi tuşun ne işlem yaptığınızı unutursanız, klavyede F1’e basın. PowerPoint sadece kısayol tuşlarını ve açıklamalarını bir sayfa olarak görüntüleyecektir.

////////////////////////KUTU BİTTİ/////////////////////

Gösteri sırasında bir slaytı (ekranı) sağ tıkladığınızda açılacak menüden Git menüsünü ve açılacak alt menüden Slayt Gezgini maddesini seçerseniz, PowerPoint bütün slaytlarınızı listelediği bir kutu açacaktır.

Bu kutuda istediğiniz slaytı işaretleyip Gidilecek Slayt düğemisini tıklarsanız, slayt gösterisi sırasında nerede olursanız olun arzu ettiğiniz slaytın gösterilmesini sağlayabilirsiniz.

Sunuda gizlenmiş slayt varsa, bu listede sıra numarasının parantez içine alınmış olduğunu göreceksiniz. Normal gösteri sırasında PowerPoint bu slaytı göstermeyecektir. Ancak bu listede işaretler Git düğmesini tıklarsanız, slayt görüntülenir.

PowerPoint, slayt gösterisini siyah zemin üzerine “Slayt gösterisi bitti, çıkmak için tıklatın” yazılı bir bir slaytla sona erdirir. Sunuyu hazırlarken araç menüsünden Seçenekler maddesini seçer ve Görünüm sekmesindeki Slayt gösterisi bölümünde Siyah Slaytla Bitir seçeneğinin önündeki işareti kaldırırsanız, slayt gösterisi son slaytla sona ermiş olur.
W/O: 120036

W/O: 145821

W: 167316

HANGİ FİLTRENİN KULLANILACAĞININ SEÇİMİ

Daha önceki konularda , farklı tipteki filtreler ve karakteristikleri hakkında bilgi verilmiştir . Hangi filtre dizaynının hangi uygulamaya en uygun düştüğünün bulunması aşağıda kısaca anlatılmıştır .Genelde , uygun bir filtrenin seçimini etkileyen etkenlerin bazıları , lineer faza ihtiyaç olup olmadığı , küçük genlikli dalgalanmaların izin verilip verilmeyeceği , ve bir dar geçiş bandının gerekip gerekmediğidir . Aşağıdaki akış diyagramı , doğru filtrenin seçimi için anahatlarıyla bilgi verir.Pratikte , son olarak en uygun olanı seçmeden önce birkaç farklı seçenekle deneme yapılmalıdır.

2.1.BİR SİNÜS DALGASINI ELDE ETME

Bu bölümdeki amaç , hem yüksek-frekans gürültüsü hem de bir sinüsoidal işaretten oluşan veri örneklerini filtrelemektir.

Bu bölümde , yüksek frekans gürültülü Sinüs Model VI tarafından üretilen bir sinüs dalgası birleştirilir.Birleştirilmiş işaret , sinüs dalgasını elde etmek için başka bir Butterworth filtresi tarafından alçak geçiren filtrelenmiştir.

Ön Panel

1.Yeni bir VI açın ve aşağıda gösterildiği gibi ön paneli ayarlayın .

a. Numeric»Controls paletinden bir dijital kontrol seçin ve onu frekans olarak adlandırın.

b. Numeric»Controls paletinden dikey kayma seçin ve onu kesim frekansı olarak adlandırın.

c. Numeric»Controls paletinden başka bir dikey kayma seçin ve onu filtre derecesi olarak adlandırın.

d. Numeric»Graph paletinden gürültülü işareti görüntülemek için bir dalga şekli grafiği seçin ve orijinal işareti görüntülemek için başka bir dalga şekli grafiği seçin.

Blok Diyagramı

2.Blok diyagramı aşağıdaki gibi ayarlayın.

Sinüs Model VI’si ,(Functions»Analysis»Signal Generation paleti) istenilen frekansların sinüs dalgasını üretir.

Üniform Beyaz Gürültü VI’si ,(Functions»Analysis»Signal Generation paleti) sinüsoidal işarete eklenen uniform beyaz gürültüyü üretir.

Butterworth Filtre VI’si , (Functions»Analysis»Filters paleti) gürültüyü yüksek geçiren filtre eder.

Sinüs dalgasının 10 devrini ürettiğimizi ve 1000 örnek olduğunu gözönüne alın . Ayrıca , sağ taraftaki Butterworth Filtre VI’si örnekleme frekansı 1000 Hz olarak belirtilmiştir. Böylece , aslında , 10 Hz’lik bir işaret üretiyorsunuz.

3. VI’yi Extract the Sine Wave.vi olarak LabVIEW /Activity klasörüne kaydedin.

4.Ön panele geri dönün .10Hz’lik bir frekans ve 25Hz’lik kesim frekansı ve 5 olarak filtre derecesini seçin.VI’yi çalıştırın.

5.Filtre derecesini 4,3 ve 2 olarak azaltın ve filtrelenmiş işaretteki farkı gözlemleyin.Filtre derecesini azaltmakla ne olduğunu açıklayın.

6.Bitirdiğinizde , VI’yi Extract the Sine Wave.vi olarak Dig.filt.llb.’ye kaydedin

7.VI’yi kapatın.

Özet

Frekans cevap karakteristiklerinden , pratik filtrelerin ideal filtrelerden farklı olduğu görülür . Pratikteki filtreler için , bant geçirendeki kazanç her zaman 1 olmayabilir , bant durdurandaki zayıflama her zaman -¥ olmayabilir ve sonlu genişlikte bir geçiş bölgesi vardır . Geçiş bölgesinin genişliği filtre sırasına bağlıdır ve geçik derecenin artmasıyla azalır.

Ayrıca hem FIR hem de IIR digital filtreler hakkında da bilgi verilmiştir . FIR filtrelerin çıkışı ,sadece mevcut ve geçmiş giriş değerlerine bağlıdır.Oysa , IIR filtrelerin çıkışları şu anki ve geçmiş giriş değerlerine ve de geçmiş çıkış değerlerine bağlıdır . IIR filtrelerin farklı dizaynlarının frekans cevabı hakkında ve bant geçiren ve/veya bant durdurandaki küçük genlikli dalgalanmaların varlığına bağlı olarak onların sınıflandırılması hakkında bilgi verilmiştir . Çıkışının geçmiş çıkışlarına bağımlılığından dolayı , bir geçici hal , VI her çağırıldığında bir IIR filtrenin çıkışında ortaya çıkar . Bu geçici hal , VI’nın ilk çağrıldığından sonra , init/cont kontrolünü TRUE olarak ayarlanmasıyla ortadan kaldırılabilir.

1915 ÇANAKKALE SAVAŞI

Savaş öncesi Durum

Yirminci yüzyılın başlarında Avrupa sınırlarından taşıyordu. Ekonomik rekabet, sömürgecilik ve milliyetçilik akımları Avrupa’yı ikiye bölüyordu. Almanya-Fransa ve Rusya-Avusturya arasındaki çekişmeler gerginliğe dönüşüyordu. 28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahdı Arşidük Ferdinand’ın bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi bu gerginliğe son noktayı koydu.

Avusturya’nın 28 Temmuz 1914’te Sırbistan’a seferberlik ilanının ardından 1. Dünya Savaşı başlamış oluyordu. Bir yandan Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya’dan oluşan üçlü İttifak Devletleri, bir yanda da İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşan Üçlü İtilaf Devletleri sonunda Avrupa’yı ikiye bölmüşlerdi.

Savaş ilanlarının ardından İtalya tarafsızlığını ilan ettiyse de bir yıl sonra İtilaf Devletleri’ne katıldı.

Osmanlı İmparatorluğu tarihin gördüğü en geniş sınırlara sahip olmuş, her çeşit milleti ve inanışı içinde barındırmış ve yaklaşık 600 yıl süren saltanatını 20. Yüzyılın başında kaybediyordu. Dışta ve içte yaşadığı mücadeleler Osmanlı Devleti’ni çökertiyor, topraklarını ve gücünü dağıtıyordu. Son olarak Trablusgarp ve Balkan Savaşları ile arka arkaya yenilgiler alan Osmanlı Devleti, Doğu Trakya dışında Avrupa’daki bütün topraklarını kaybetmiş, saygınlığını ve gücünü yitirmişti. Artık Osmanlı Devleti’nin ölümü bekleniyor ve diğer ülkeler tarafından paylaşım planları hazırlanıyordu.

Rusya boğazları ele geçirip sıcak denizlere inmeyi hedeflerken, İngiltere Süveyş Kanalı ve Hint yolunun güvenliği için Filistin’i ele geçirmeyi tasarlıyor, Fransa; Lübnan, Suriye ve Kilikya’nın kontrolünü düşlüyor; Almanlar doğuya yayılma politikası güdüyor, İtalyanlar ise Antalya’ya sahip olmayı istiyorlardı.

Birinci Dünya Savaşı’nın patlamasının ardından Osmanlı Devleti önce İtilaf Devletleri ile birlikte olmaya niyetlendiyse de, Rusya’nın bu duruma soğuk bakması Osmanlı’yı Almanya’ya doğru yönlendirdi ve 2 Ağustos 1914’te yapılan gizli bir antlaşma ile Alman-Türk ittifakı kesinleşti.

Bu tarihten sonra, güvenliği açısından seferberlik ve silahlı tarafsızlık ilan eden Osmanlı Devleti, 10 Ağustos 1914’te İngiliz donanmasından kaçan GOEBEN ve BRESLAU adlı Alman savaş gemilerinin boğazlardan geçmesine izin verir ve boğazları tüm yabancı gemilere kapatır.

GOEBEN ve BRESLAU’ın boğazlardan geçmesi itilaf devletlerinin tepkisine yol açar. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, bu iki gemiyi, daha önce İngilizlere sipariş ettikleri ve hatta parasını ödedikleri halde alamadıkları iki gemi yerine satın aldıklarını açıklar. Böylece, Yavuz ve Midilli adı verilen bu iki savaş gemisi Osmanlı Donanması’na katılmış olur.

27 Eylül 1914’te Amiral Souchon komutasındaki Yavuz, tatbikat amacıyla çıktığı Karadeniz’de Ruslar’a ait Sivastapol ve Novorosisk limanlarını bombalayınca 1 Kasım 1914’te Ruslar Kafkasya’da sınırı geçerek fiilen savaş başlatmış ve Osmanlı Devleti de sıcak savaşın içine çekilmiş olur.

Osmanlı Devleti’nin elinde bulunan boğazlar, konumları nedeniyle özellikle Avrupa için çok büyük bir önem taşıyorlardı. Tarih boyunca uğurlarında nice savaşlar verilen boğazlar stratejik, ekonomik ve kültürel açıdan paha biçilmez değerdeydiler. Bugün bile bakıldığında değerlerini korumaya devam ettikleri açıktır.

İtilaf Devletleri’nin Boğazları açma nedenlerinin başında, elbette ki boğazların sahip olduğu bu stratejik önem yatıyordu. Rusya’ya yardım edebilmek hedefiyle yapılanan bu düşünce ; aynı zamanda Almanya’dan yeterli yardım alamayacağı ve fazla direnemeyeceği düşünülen Osmanlı’yı tek başına ve planlanmış bir barışa mahkum etmeyi planlıyordu. Ayrıca boğazları kazanmak demek, İstanbul’u ele geçirip Osmanlı ve tüm Avrupa üzerinde manevi bir yıkıma sebep olmak demekti. Tarafsız kalan pek çok ülke bu başarıya kayıtsız kalamayacak ve İtilaf Devletleri’ne katıldıklarını açıklayacaklardı.

Boğazlardan geçilebilirse, kazanılacak olan başarı tüm Müslüman sömürgeleri sindirecek, güneyde sömürge devletlerini rahatsız eden hiçbir şey yaşanmayacaktı. Bu düşünceyle İngiltere 28 Ocak 1915’te Osmanlı’ya savaş kararı aldı ve bu karara Fransa da katıldı.

Deniz Harekatı

“ Denizlere hakim olan dünyaya hakim olur.” düşüncesiyle hareket eden İngilizler, boğazları ele geçirmek için donanmanın yeterli olacağına inanıyorlardı. Bahriye Nazırı Churchill’in planları Akdeniz filosu komutanı Amiral Carden tarafından da desteklenince, Lord Fisher’ın şüpheli gördüğü bu harekatın donanma ile yapılmasına karar verildi. Tarihinde hiçbir yenilgi almamış olan İngiliz donanmasının silah, teknoloji ve başarı açısından kendine güveni tamdı. Dünyanın yenilmez donanması, Fransa’nın da desteği ile dünyanın en büyük armadasını oluşturuyordu. Bu donanmaya karşı gelebilecek hiçbir güç düşünülemezdi. Hele ki yıpranmış, teknoloji açısından zayıf ve parçalanmak üzere olan Osmanlı, bu armada ile asla baş edemezdi.

İtilaf Devletleri’nin deniz harekatı 19 Şubat 1915’te başladı. 13 Mart 1915’e kadar düşman gemileri tabyaları top ateşine tuttu, mayın tarama gemileri olabildiğince yol açtı. Boğazları zorlayarak geçebileceklerine inanan düşman kuvvetlerinin, kararlı ve dirençli bir karşılık almaları bu işin o kadar da kolay olmadığını gösteriyordu. Bir ay boyunca yapılan binlerce mermi atışının ardından çok da büyük bir gelişme elde edilememişti.

18 Mart’a kadar geçen bu dönemde boğazın girişinde bulunan Rumeli yakasındaki Seddülbahir ve Ertuğrul tabyaları ile, Anadolu yakasındaki Kumkale ve Orhaniye tabyaları tahrip edilmişti. Boğaza giriş kapıları aralanmış ama hala ilerde olacaklar belirsizdi.

Ve 18 Mart 1915 sabahı geldiğinde kimse günün sonunda neyle karşılaşacağını bilmiyordu.

17 Mart 1915’te Amiral Carden’in yerine Amiral De Robeck’in atanmasıyla 18 Mart da gerçekleşecek plan uygulamaya konuluyordu.

Plana göre; 18 Mart sabahı 3 deniz tümeninden oluşan düşman filosu boğazda belirdi. Filonun en güçlü gemilerinden oluşan 1. Tümen bizzat Amiral de Robeck tarafından kumanda ediliyordu.

Queen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson muharebe gemileri ve Inflexible muharebe kruvazöründe oluşan 1. Tümen, saat 10:30’da boğazdan içeri girdi. Filonun önündeki muhripler savaş alanını tanıyorlardı. Planlanan noktaya ulaşıldığında Queen Elizabeth’in hedefi Rumeli Mecidiye Tabyası, Lord Nelson’un hedefi Namazgah Tabyası, İnflexible hedefi ise Rumeli Hamidiye Tabyası idi. “A Savaş Hattı” olarak adlandırılan bu plan 11.30’da uygulanmaya başlandı ve 11.30’da merkez tabyalarına ateş başladı.

Bu arada düşman gemileri Kumkale’den gelen tedirgin edici ateş hattına da girmişlerdi. Obüslerden üstlerine ateş yağıyordu. Yine de mesafe uzak olduğundan Türk bataryaları savaş gemilerine karşılık veremiyordu. Saat 12.00 sularında Çimenlik, Rumeli Hamidiye ve Anadolu Hamidiye ateş almıştı. B Hattı diye adlandırılan Amiral Guepratte komutasındaki 3. Tümen Suffren, Bouvet, Goulois, Charlemagne adlı dört Fransız gemisiyle Triumph ve Prince George adlı iki İngiliz muharebe gemisinden oluşuyordu. Plana göre bu tümen 1. Tümenin arkasından hareket geçti ve B hattı önündeki yerini aldı. Yavaş yavaş yaklaşan gemiler bu cesurane ilerleyişlerinde Türk bataryalarından düşen mermi ateşi altında B hattına vardılar. Şiddetli yapılan karşılıklı çatışmalarda aradaki bataryalar sustuysa da merkez bataryalar ateşe devam ediyorlardı. 900 yarda kadar içeri sokulduklarından şiddetli ateş bu gemilerin üzerine yağıyordu. 3. Tümene ait olan iki İngiliz gemisi Triumph ve Prince George A hattının kıç omuzluklarında yerlerini almış Rumeli Mesudiye ve Yıldız Tabyalarını hedeflemişlerdi.

Rumeli merkez bataryaları çok yoğun bir ateş altındaydı. Mermilerin çoğu tabyalar içine düşmüş, telefon hatlarını bozmuş, yangınlar çıkarmıştı. Rumeli Mecidiye tabyası topçuların şehit olması ile devre dışı kalmıştı.

Planın ikinci aşamasında Türk bataryaları üzerinde yeteri kadar üstünlük sağlanabilirse Albay Hayes Sadler komutasındaki 2. Tümen devreye girecekti. Ocean, İrresistible, Albion, Vengeance, Swiftsun ve Majestic’ten oluşan 2. Tümen, 3. Tümenin yerini alacak ve B Hattından son olarak yakın muharebe yapılarak Tabyalar içinde olmayıp mayın hatlarını savunan toplar tahrip edilerek bombardımandan hemen sonra mayın tarama işlemlerine başlanacaktı. Fakat 3. Tümenin yerini alacak 2. Tümen gelmeden önce beklenmedik bir şey oldu. Saat 14:00’e doğru Suffren büyük bir hızla boğazı terk etmekte ve Bouvet’de onu izlemekteydi. A hattını geçmek üzereyken Fransız gemisi Bouvet’de bir iki patlama oldu ve Anadolu Hamidiye tabyasınca ateş altındayken 3 dakikada suların altına gömüldü. Derin bir şaşkınlık yaşanıyordu. Queen Elzabeth ve Agamemnon dışındaki bütün gemiler ateşi kestiler. Muhripler ve istimbotlar personeli kurtarmaya gittiklerinde 20 kişi kurtarılabilmiş, 603 kişi sulara gömülmüştü. Bu arada 12.30 sularında Goulois isabet almış ve ağır yaralarla boğazı terk ediyordu. 15.30 sularında mayına çarpan Inflexible’ın durumu kötüydü ama yoğun çabayla Bozcaada’ya ulaştı. 2. Tümen İngiliz gemileri, 3. Tümenin yerini aldığında bu manzara ile karşılaşmıştı. Saat 14.30’da ateşe başlayarak 10 yardaya kadar yaklaştılar. Namazgah tabyasını bombardıman ediyordu. Saat 15.00’te Rumeli Hamidiye daha sonra da Namazgah aldığı isabetle savaş dışına kalmıştı.

Anadolu Hamidiye tabyası hasar görmemişti ve İrrisistible’a ateş ediyordu. Saat 15.14’de İrrisistible’ın yanında korkunç bir patlama duyuldu. Saat 16.15’te tabyalarda uzaklaşmak isterken bir mayına çarptı. Bu bölgede bir gece önce Nusret’in döktüğü mayınlar hiç hesapta yokken can alıyordu. Bölgenin mayınlı olduğunu anlayan Amiral de Robeck 2. Tümenin geri çekilmesi için emir verdi. 18.05’te geri çekilirken Ocean da mayına çarpmıştı. Güçlü top ateşine rağmen Ocean’ın personeli muhripler tarafından boşaltıldı.

18 Mart’ta yaşananlar şaşkınlık yaratmıştı. Lord Fisher gibi ordusuz bir donanmanın başarıya ulaşamayacağını söylayenler haklı çıkıyor, de Robeck ve Churchill gibi hala donanma ile boğazları zorlayıp İstanbul’a çıkılabileceği düşüncesi yeni hareket planları doğuruyordu.

Kara Harekatı

Çanakkale Savaşları’nda Deniz Harekâtı’nın başarısızlığı umutları Kara Harekâtı’na çevirmişti.Daha 1 Mart’ta Yunanistan, Gelibolu yarımadasını işgal etmek, mümkün olduğu takdirde İstanbul üzerine yürümek üzere İngiltere’ye üç tümenlik bir kuvvet önermişti. İngiliz ve Fransızlara kalsa öneri kabul edilebilirdi. Ancak Rus Çarı, İngiliz Büyükelçisi’ne, hiçbir şart altında Yunan askerinin İstanbul’a girmesine izin vermeyeceğini bildirerek bu tasarıyı önledi.

Londra’da ise, harekâtı Donanma yalnız mı yapsın, yoksa Kara Ordusu ile birlikte mi hareket etsin tartışması yapılmakta idi. Bir Kara Ordusuna ihtiyaç olduğunu savunanların arasında Lord Fisher geliyordu. Bununla beraber son karar, Savaş Bakanı (Harbiye Nazırı) Lord Kitchener’indi. O ise, ısrarla elinde birlik olmadığını söylüyordu, ama seçkin bir birlik olan ve İngiltere’de bulunan 29’ncu Tümen’e hiçbir görev verilmemişti.
Nihayet Mart’ta Kitchener Çanakkalecilerin tarafına kayarak 29’ncu Tümenin Ege’ye sevk edileceğini, Çanakkale’de bulunan Deniz Piyadelerine Gelibolu Yarımadası’nın temizlenmesinde yardım edeceğini açıkladı. Bu haber Fransa cephesinde buluna İngiliz Generallerinin öylesine büyük tepkisine yol açtı ki, Mareşal sözünü geri alarak 18 Şubat’ta bu birliğin yerine o sırada Mısır’da bulunan Avustralya ve Yeni Zelanda Tümenlerinin gideceğini bildirmek zorunda kaldı.

Askeri durumu tetkik için Çanakkale’ye gönderilen General Sir William Birdwood, 5 Mart’ta Kitchener’a gönderdiği raporda, Donanmanın tek başına Bağaz’dan geçemeyeceğine inandığını, kuvvetli bir ordunun karadan donanmayı desteklemesi gerektiğini bildiriyordu. Bu rapor Kitchener’in bütün tereddütlerini giderdi. 10 Martda 29’ncu Tümenin Ege’ye gönderileceğini açıkladı. Ayrıca bir Tümen de kendilerinin göndermeleri için Fransızları ikna edeceğini ilave ediyordu.

Böylece Mısır’daki Anzac Tümenleri ile birlikte 70 bin kişilik bir kolordu bu işe ayrılmış oluyordu.

Birdwood’un raporuna rağmen, hala donanmanın tek başına Boğazı geçebileceğini düşünenler vardı. Bu karışıklık içinde Kara kuvveti hazır olana kadar Donanmanın harekatını geri bırakmasını, bu suretle Kara ve Deniz Kuvvetlerinin müşterek harekata başlamasının en iyisi olacağını hiç kimse aklına getiremiyordu.

O sıralarda Londra’ya hakim olan bu kargaşalık ve belirsizliği, ne yapacağı belli olmayan Sefer Kuvveti’nin Komutanlığına yapılan atamadan anlamak mümkündür. Bu komutan, Kitchener’in Güney Afrika savaşlarından eski bir arkadaşı General Sir Ian Hamilton’du.

Donanma asıl saldırısını yapana kadar, Hamilton’un birlikleri işe karışmayacaktı. Eğer deneme başarıya ulaşmazsa Hamilton Gelibolu yarımadasına çıkarma yapacak, başarıya ulaşırsa yarımadaya zayıf bir kuvvet bırakıp doğrudan doğruya İstanbul üzerine yürüyecekti. Oradan İstanbul Boğazına çıkarılmış bir Rus Birliği ile birleşmesi umuluyordu.

Türk tarafı ise, 18 Mart’ta kazandığı zaferden dolayı kendisine olan güvenini tazelemiş, Çanakkale’nin Boğazlar’dan geçilemeyeceğini tüm dünyaya göstermişti. Bu zaferin ardından, Müttefiklerin kaçınılmaz kara harekâtına karşı Türk tarafı da son sürat hazırlıklara başlamıştı. Çanakkale ‘de 5. Ordu oluşturulmuş başına da Mareşal Liman von Sanders getirilmişti. Kıyılara dikenli tellerle çevriliyor, birlikler önemli yerlere yerleştiriliyor, müttefiklerin her hareketi gözleniyordu. Müttefik çıkarmasını bekleyen bir başka kişi ise 19. İhtiyat Tümeni’nin başında bulunan yarbay Mustafa Kemaldi.

-25 Nisan 1915

General Hamilton 25 Nisan 1915 günü, iki İngiliz ve bir Fransız tümeni ile, bir Hint tugayını Seddülbahir bölgesine, iki tümenden oluşan Anzak Kolordusu’nu da, ikinci derecede tuttuğu Karatepe bölgesine çıkarmayı planlamıştır. Bu planın nasıl uygulanacağı yukarıda özetlenmiştir.

Aynı tarihte, Gelibolu’daki Türk kuvvetleri ise, 3 üncü ve 16 ıncı Kolorduların yanısıra 6 tümen, süvari tugayı ve bağımsız taburlardan oluşuyordu. Daha sonra, savaşın gelişme süreci içinde yapılan gerekli kıta kaydırmalarıyla, toplam tümen sayısı 16 ya çıkartılacaktır.

 

25 Nisan çıkarmasından yaklaşık bir ay önce, Gelibolu’da bulunan 5. Kolordu komutanlığına atanan Mareşal Liman von Sanders’in düşüncesine göre, müttefikler çıkarmayı Saros Körfezi’ne yapacaklardır. Bu nedenle de kendisi, birliklerin çoğunu Saros Körfezi ile Anafartalar bölgesinde; bir tümeni Seddülbahir bölgesinde ve iki tümenli 15nci Kolorduyu da, anadolu yakasında tutmayı uygun bulmuştur. Ayrıca savunma amacıyla kıyının belli noktalarında gözetleme ve koruma birlikleri bulundurulacak, asıl kuvvetler ise geride yedekte tutulacaktı. Aslında Liman von Sanders’in bu savunma planına Türk komutanlar karşıydılar. Onlara göre, düşman en zayıf ve kritik anları olan çıkarma sırasında kıyıda karşılanırsa, ilerlemesi önlenebilecekti. Mareşalin gelmesinden önce hazırlanan türk savunma tedbirleri de böyleydi. Ancak, uygulamaya konulan, ordu komutanı Liman von Sanders’in planıdır. Daha sonra çıkarma başlayınca, komutanların aldıkları ek önlem ve hazırlıklar sayesindedir ki , çıkarılan ilk düşman birlikleri kıyıda karşılanacak ve fazla ilerlemeye fırsat bulamadan, 3-4 kilometrelik bir ilerlemeden sonra savaş bitene kadar, bulundukları yerde çakılıp kalacaklardır.

-Arıburnu Muharebeleri

General Hamilton 25 Nisan 1915 günü, iki İngiliz ve bir Fransız tümeni ile, bir Hint tugayını Seddülbahir bölgesine, iki tümenden oluşan Anzak Kolordusu’nu da, ikinci derecede tuttuğu Karatepe bölgesine çıkarmayı planlamıştır. Bu planın nasıl uygulanacağı yukarıda özetlenmiştir.

Aynı tarihte, Gelibolu’daki Türk kuvvetleri ise, 3 üncü ve 16 ıncı Kolorduların yanısıra 6 tümen, süvari tugayı ve bağımsız taburlardan oluşuyordu. Daha sonra, savaşın gelişme süreci içinde yapılan gerekli kıta kaydırmalarıyla, toplam tümen sayısı 16 ya çıkartılacaktır.

 

25 Nisan çıkarmasından yaklaşık bir ay önce, Gelibolu’da bulunan 5. Kolordu komutanlığına atanan Mareşal Liman von Sanders’in düşüncesine göre, müttefikler çıkarmayı Saros Körfezi’ne yapacaklardır. Bu nedenle de kendisi, birliklerin çoğunu Saros Körfezi ile Anafartalar bölgesinde; bir tümeni Seddülbahir bölgesinde ve iki tümenli 15nci Kolorduyu da, anadolu yakasında tutmayı uygun bulmuştur. Ayrıca savunma amacıyla kıyının belli noktalarında gözetleme ve koruma birlikleri bulundurulacak, asıl kuvvetler ise geride yedekte tutulacaktı. Aslında Liman von Sanders’in bu savunma planına Türk komutanlar karşıydılar. Onlara göre, düşman en zayıf ve kritik anları olan çıkarma sırasında kıyıda karşılanırsa, ilerlemesi önlenebilecekti. Mareşalin gelmesinden önce hazırlanan türk savunma tedbirleri de böyleydi. Ancak, uygulamaya konulan, ordu komutanı Liman von Sanders’in planıdır. Daha sonra çıkarma başlayınca, komutanların aldıkları ek önlem ve hazırlıklar sayesindedir ki , çıkarılan ilk düşman birlikleri kıyıda karşılanacak ve fazla ilerlemeye fırsat bulamadan, 3-4 kilometrelik bir ilerlemeden sonra savaş bitene kadar, bulundukları yerde çakılıp kalacaklardır.

-Seddülbahir Muharebeleri

25 Nisan günü, Müttefik Kuvvetleri Donanmanın koruyucu bombardımanı altında, beş ayrı yerden Gelibolu Yarımadası’na çıkmaya başladılar. İngiliz ve Hint birliklerinin çıkarıldığı ilk hedef , güneyde Alçıtepe’yi ele geçirip Kilitbahir platosuna ilerlemek, oradaki merkez tabyalarını susturduktan sonra Boğaz’ın giriş bölgesini ele geçirmekti. Burada Müttefik donanmasına bağlı savaş gemilerinin yaptığı bombardımanın şiddetine bir örnek vermek gerekirse; sadece Ertuğrul Koyu sırtlarındaki 26. Alayın 10.Bölüğünün savunma mevzilerine 4650 mermi atılmıştı.

 

Buna rağmen Türk bataryaları ve kuvvetleri imha olunamadığından İngiliz Birlikleri ağır kayıplar vermekte ve bu durum, Müttefik kuvvetler arasında büyük bir şaşkınlık yaratmaktaydı. Bu günlerde, gerçek bir kahramanlık destanı yaratan Yahya Çavuş’un takımı, işte bu 10. Bölüğün takımıdır.

Temmuz 1915 sonuna kadar, çok kanlı geçen, göğüs göğüse süngü hücumları ve karşı hücumlarla süren Kirte-Kerevizdere- Zığındere Muharebeleri, özellikle Türk birliklerinin, Müttefik Donanması’nın ateşinden korunmak amacıyla, gece yaptıkları süngü hücumlar şeklinde olmuştur. Sekiz gün, geceli gündüzlü süngü hücumlarıyla geçen Zığındere muharebesi, iki taraf için de kayıpların en fazla olanı ve en kanlı geçenidir.

 

Bu bölgedeki harekat ağustos ayıyla birlikte mevzi muharebesine dönüşür. Böylece işgal kuvvetleri, 3-4 kilometrelik bir arazide çakılıp kalmış, Alçıtepe ve Kirte ele geçirilememiş, durum boşaltmaya kadar değişmeden böylece devam etmiştir.

-Kumkale Muharebeleri

25 Nisan 1915 günü saat 04.30’da Fransız filosu Kumkale önlerinde savaş düzeni almıştı. Kumkale ve Kumkale-Orhaniye arasını hedef alan şiddetli donanma ateşinin ardından Fransız birlikleri karaya çıktılar.

Kumkale’deki Türk takımı Fransız bombardımanlarına ve karaya çıkan iki Fransız bölüğüne karşı kahramanca dayandıysa da, sürekli takviye edilerek tabur seviyesine çıkan Fransızlar karşısında kaleyi bırakarak Kumkale köyüne çekilmek zorunda kaldı. Sadece yarım takımlık 6. Bölük’ün ihtiyatıyla takviye edilebilen takım, Kumkale sokaklarında Fransızlarla kısa süren sokak muharebelerine girdi. 6. Bölük komutanı, birliklerini Kumkale mezarlığına çekti. Takım komutanlarından birinin şehir düşmesine, diğerinin de yaralanmasına ve cephane sıkıntısına rağmen, bölük inatla savunmasını sürdürdü ve Fransız kuvvetlerinin kanadını Kumkale’de bastırıp, bütün cephesini hareketten alıkoydu.

Türk birlikleri Kumkale’yi geri almak için taarruza geçince Kumkale sokaklarında göğüs göğüse yakın muharebe başladı. Fransızlar da direnişlerini sertleştirmişlerdi. Türk hücumlarının en şiddetli bir anında Fransızlar beyaz bayrak çektiler. Üst rütbeli Fransız subayı da kendi rütbesine denk bir Türk subayına teslim olmak istedi, fakat dil farkı yüzünden anlaşılamadı.

Teslim alma olayı uzayınca Fransızlar tekrar toplanarak mevzilerine döndüler ve yer yer ateş muharebeleri başladı. Fransız filosu da kendi birlilerine zayiat verdirme pahasına, Fransız ve Türk birliklerinin birbirine girdiği Kumkale’ye şiddetli ateşlere başladı. Türk birlikleri Mezarlık-Kumkale-Orhaniye hattına çekilmek zorunda kaldılar.

Fransızlar da Kumkale’de kıyı başı tutmuşlar ama ilerleyememişlerdi. Gelibolu Yarımadası’na çıkarma yapan İngiliz kuvvetlerinin takviye edilmesi amacıyla, Seferi Kuvvetler Başkomutan’ı General Hamilton’un emriyle, Fransız kuvvetleri 26/27 Nisan 1915 gecesi başarılı bir çekilme harekatıyla geri alındılar.

-Anafartalar Zaferi

25 Ağustos 1915’ten Ağustos sonuna kadar, Müttefikler hem Seddülbahir hemde Arıburnu’nda başarılı olamayınca, Çanakkale Boğazı’nı, geriden sarkarak ele geçirmek amacıyla harekete geçerler. Bu arada General Hamilton, Türk Ordusu’nun gerilerine sarkmak ve çember içine alıp yok etmek için, Büyük ve Küçük Kemikli Burunları arasında yeralan Suvla sahillerine çıkıp, Anafartalar’da üçüncü bir cephe açmaya karar verir. Hedef, Conkbayırı ve Koçaçimentepe blokunu ele geçirerek buradan ilerleyip, çanakkale Boğazı’na inerek hakim olmaktır.

Bu amaçla da, 9.İngiliz Kolordusu’nu ,6-7 Ağustos gecesi karanlıktan yararlanarak bölgeye çıkartır. Amaç, sabah gün ağarmadan von Sanders, Saros Grup Komutanına 7. ve 12. Tümenlerle süratle Anafartalar kesimine gitmesini ve karaya çıkan İngiliz birliklerine 8 Ağustos sabahı erkenden taarruz edilmesi emrini verir. Anafartalar Müfrezesi komutanı Yarbay Vilmer’e de, Saros’dan iki tümenin gelişine kadar, İngilizlerin ilerleyişine engel olunmasını emreder.

Liman von Sanders, bundan sonra, Kurmay Albay Mustafa Kemal’i, 8 Ağustos 1915 günü saat 21.45’de, Anafartalar Grup Komutanlığına atar. Anafartalar Grup Komutanı Kurbay Albay Mustafa Kemal, 9 Ağustos sabahı ,12. tümenle 9. İngiliz Kolordusuna. 7.Tümenle de Anzak Kolordusu ile işbirliği yapmasına engel olmak amacıyla, damakçılık Bayırı yönünde saldırıya geçer. Her iki tümenin saldırıları da başarılı olur. İngiliz Birlikleri, beklemedikleri bu karşı Türk taarruzu ile şaşkına dönmüş, ağır kayıplar verirler.

Birinci Anafartalar Muharebeleri olarak adlandırılan bu harekat sonunda, durum değerlendirmesi yapan Mustafa Kemal şöyle demiştir: “…Gerçekte, düşmanın bir kolordusunu zayıf bir tümenimle Kireçtepe-Azmak arasında yenmiş, Tuzla Gölüne kadar takip ederek orada tesbit etmiştim.”

 

Diğer taraftan yeni çıkan birliklerle güçlendirilen 9. İngiliz Kolordusu, Anafartalar yönünde iki kanat harekatı daha denediyse de başarılı olamamıştır. Ancak, Türkler açısından bu bölgede durum, savunulması güç bir konum olduğu için tehlikeli sayılırdı. Tehlikeli durumu düzeltmek için Liman von Sanders, Kuzey Grubundaki 8 Tümeni iki alayla takviye ederek , Anafartalar grup Komutanı Mustafa Kemal’in emrine verir. Tümen karargahına 9-10 Ağustos gecesi gelen Grup Komutanı Mustafa Kemal, takviyeli 8. Tümeni 10 Ağustos sabahı karanlıkta, sadece süngü kullanarak hücuma geçirir. İngilizlere çok ağır kayıplar verdirilerek harekat başarılı olur. Daha sonra, savunma yapılabilecek ek arazinin ele geçirilmesi üzerine, ulaşılan bu ileri çizgide de destek ve güçlendirmeler yapılarak savunmaya geçilir. Böylece, diğer bölgelerde olduğu gibi Anafartalar Bölgesinde de savaş, boşaltmaya kadar , siper ve mevzi savaşına dönüşmüş olur. Diğer bir deyişle, General Hamilton’un İkinci Planı da başarısız olmuş, hedefine ulaşmamıştır.

Tepeler Türklerin elinde olmasına ve olumlu doğa koşullarına karşın, düşmanın sürekli olarak çekindiği zehirli gaz kullanılmamış, su kaynakları zehirlenmemiş, bu yöntemler hiçbir zaman mert ve dürüstçe bir tutum sayılmamıştır. Savaş alanında ele geçen esirlere ve yaralı düşman askerlerine yapılan insancıl muameleler öyle görünüyor ki, Anzakları ilkin gerçekten şaşırtmıştır. Çünkü, daha önce kendilerine anlatılan , ya da Mısır’da karşılaşıp hakkında belirli ön yargılar ve imajlar geliştirdikleri Türk askeri Abdul, Gelibolu Yarımadası’nda çok farklı bir tutum sergilemektedir.

Çanakkale Savaşları kara harekatıyla ilgili olarak belirtilmesi gereken önemli bir diğer nokta da şudur: tüm bu çarpışmalar ve karşılıklı saldırılar sırasında, Türkler mertçe, dürüstçe ve kahramanca çarpışmış, insancıl meziyetlerini ve güçlü kişiliklerini sergilemişlerdir. İster Seddülbahir’de, ister Suvla’da ya da, Anafartalar’da olsun durum aynıdır. rneğin Kızılhaç çadırları ve hastane gemileri, yaralı taşıyan botlar, ya da sedyeleri hedef alan atışlar yapılmamıştır.

 

-Çekilme (Boşaltma)

Anafartalar’da yaşanan zaferin ardından, Müttefik Kuvvetlerinin hem moralleri bozulmuş, hem de Çanakkale’nin geçilebileceği umutları yok olmaya başlamıştı. Ian Hamilton’un bütün ısrarlarına rağmen cepheye artık tek bir asker bile gönderilmediği gibi, Çanakkale’den iki tümen alınmış ve batı cephesine gönderilmişti.

Kısacası Ağustos’tan sonra çekilme planları yapılmaya başlanmıştı. Harbiye Nazırı Lord Kitchener, son defa bölgeyi ziyaret etmiş, artık Çanakkale bölgesindeki Türk savunmasını sökmenin ve buradan boğaz harekatını bir neticeye vardırmanın, hele hele İstanbul sevdasına kapılmanın imkanı kalmadığını anlayarak, Ocak 1916’da Çanakkale’deki kuvvetlerin, Selanik çıkarmasında kullanılmak üzere gönderilmesinin kararını komiteye sunmuştur.

Müttefik askerleri 8 Aralık’tan 20 Aralık’a kadar Anafartalar ve Arıburnu bölgelerini, 28 Aralık’tan, 9 Ocak 1916’ya kadar da Seddülbahir bölgesini tahliye etiler.

 
   

Boşaltma işlemi gerçekten çok iyi planlanmıştı. Askerler her türlü tedbiri almış, geride ayarlı ve sonradan patlayacak olan tüfekler, takip edilmelerine karşı mayınlar bırakmışlar, sessizlik için ayaklarına çuvallar bağlamış ve hatta son güne kadar ileri mevzilerden çekilmeyerek, savaşmışlardır.

Türklerin bu çekilmeden haberi yok muydu? Bu soru Türk tarafı için en çok sorulan sorulardan biridir. Müttefik kuvvetlerinin çekilmedeki başarısı yadsınamaz; çekilme iyi planlanmış, hava koşulları beklendiği gibi gitmiştir.

 

Türk kuvvetleri ise, Müttefik kuvvetlerine göre hep yüksek noktalarda mevzilenmişler ve bu nedenle de düşman askerlerine geçit vermemişlerdi. Türk resmi kaynaklarına göre Yarımada’nın Müttefik askerleri tarafından boşaltılmasından, Türk tarafının haberi kesinlikle olmamıştır.

Türk askerleri çekilmeden haberdar olsalar dahi, büyük bir taarruza kalkışmamışlardır. Çekilen tarafa çok büyük zayiat verdirmek mümkünken, saldırmamayı tercih etmişlerdir. Çünkü artık feda edilecek tek bir Türk askeri bile yoktu. Dört bir yanda savaş içinde olan Osmanlı Devleti’nin eli silah tutan herkese ihtiyacı vardı.

 

Sonuç olarak; 9 Ocak 1916’da Gelibolu Yarımadası’nda tek bir Müttefik askeri bile kalmamış, Çanakkale’nin geçilememesi ile Birinci Dünya Savaşı’nın çizgisi, savaşa katılan bir çok ülkenin de kaderi değişmiştir.

Hava Harekatı

İlk motorlu uçağın uçuşundan yedi yıl gibi kısa bir süre geçtikten sonra, 1910 yılında uçaklardan askeri amaçlarla yararlanma düşüncesi ortaya çıkmış ve takip eden yıllarda uçak, yeryüzünde etkin bir taarruz silahı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Dünyadaki bu gelişmeyi yakından izleyen ve önemini değerlendiren zamanın Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa’nın direktifiyle, 1911 yılında, Genelkurmay başkanlığı bünyesinde askeri havacılıkla ilgili bir şube oluşturulmuş ve Türk Askeri havacılığı’nın temeli olan teşkilat kurulmuştur.

Bu yeni silahın edinilmesine büyük önem veren Mahmut Şevket Paşa maaşının bir kısmını bağışlayarak uçak alımı için kampanya başlatmış ve bu kampanyaya başta padişah Sultan Reşat olmak üzere Donanma Cemiyeti, subaylar ve bazı zenginler iştirak etmiştir. İki uçaklık para, kısa zamanda toplanmış ve Fransa’dan biri 25 Beygirlik, biri de 50 Beygirlik iki uçak satın almıştır.

Müteakiben, Yeşilköy Safra düzlüğünde Kara tayyare Mektebi, Yeşilköy Feneri yakınlarında da deniz tayyare Mektebi kurulmuş ve havacı personel yetiştirilmek üzere ordu ve donanmadan istekli subaylar seçilmiştir.

Çanakkale Muharebeleri başladığı zaman dünya ve Türk askeri havacılığı mütevazı ve geliştirilmeye muhtaç bir durumda idi.

Çanakkale Muharebeleri havacılık yönünden, yeni silahın gerçek değerinin anlaşıldığı ve bugünkü modern hava kuvvetlerinin temelini atan kahramanları kavramaya çalışırken, icra edilen hava harekatının sadece o günkü müşterek harekata katkısı değil aynı zamanda bugünkü havacılığımıza olan katkısı da düşünülmekte ve hava kuvvetlerinin temelinin atılarak, hava stratejisi ve taktiklerinin oluşturulmaya başlandığı bir harekat noktası olarak değerlendirilmektedir.

Havacılık açısından işte böyle bir ortam içinde, 2 Ağustos 1914 günü seferberlik ilan edilmiş ve buna paralel olarak Yeşilköy’de bulunan deniz uçaklarından 2’si İzmir, birisi de Çanakkale Müstahkem Mevzi Komutanlığı emrine verilmiştir.

25 Ağustos 1914 tarihinde Çanakkale Nara Meydanı’na konuşlandırılan Nievport tipi deniz uçağı ile, Deniz Yzb. Savmi, Ütğm. Fazıl ve Ütğm. Cemal’in yaptığı keşif uçuşları sayesinde, bölgedeki İngiliz ve Fransız gemilerinin faaliyetleri izlenmeye başlanmıştır.

18 Mart 1915 tarihine kadar olan dönemde yapılan başarılı hava keşif görevleri hem düşmanın elindeki gemi tip ve miktarını tespit, hem de taarruz hazırlıklarını devamlı takip imkanı sağlamıştır.

18 Mart 1915 günü, havacılarımız erken saatlerde yaptıkları keşif raporunu vermişlerdir.

“ Bozcaada önünde, 40 düşman gemisi sayıldı. Bunlardan; 19’u ağır, 3’ü hafif olmak üzere 22’si kruvazör, diğerleri; şilep, destek gemisi ve uçak gemisidir. Sayıları tam olarak saptanamayan denizaltılar görülmüştür. 6 adet zırhlı İngiliz gemisi, muharebe düzeninde boğaza doğru ilerlemekte ve Fransız gemileri de demir almaktadır. ”

Bir süre sonra, boğaza giren ve kıyı bataryalarını şiddetle bombardıman eden düşman donanma topçusuna, Ark Royal uçak gemisinden havalanan İngiliz uçakları da ateş tanziminde geniş çapta yardım etmiştir.

18 Mart günü öğleden sonra, havacılarımıza; Limni Adası civarındaki düşman kuvvetlerinin durumunu keşfetmeleri emredilmiştir.

Bir saat içinde görev bölgesine ulaşan pilotlar Mondros Koyu’nda 13 harp, 4 nakliye, 29 kömür gemisi olmak üzere toplam 46 geminin bulunduğunu, ayrıca Fransızların Gaulois gemisinin sahil topçumuzun ateşi ile Çanakkale ağzında yara aldığını rapor etmiştir.

Çanakkale Muharebeleri süresince, karşılıklı keşif harekatı devam ederken; Türk havacıları, o tarihler için başarılı sayılabilecek diğer hava görevlerini de icra etmişledir. Bu görevlerden biri 18 Nisan 1915’de yapılmıştır.

O gün Çanakkale Boğazı bölgesinde gittikçe kuvvetlenen ve hava üstünlüğü kurmasından endişe edilen düşman hava gücünü tesirsiz hale getirmek maksadıyla, Bozcaada’da 18 düşman uçağının konuşlandığı meydana hava taarruzu planlamıştır. Ancak bu meydandaki uçaklar, keşif görevi için daha önceden kalktığından, havada karşılaşılmış, kısa bir hava muharebesinden sonra zayiatsız olarak meydana dönülmüştür. Bu görev amacına ulaşmadıysa da, asli taktik hava görevlerinden olan “mukabil hava harekatı” nın ilk ve tipik bir uygulaması olması açısından önem taşımaktadır.

Türk uçaklarının meydan taarruzu planlamasından esinlenen İngilizler aynı gün üçer uçaklık iki kol ile meydanımıza taarruz etmişler, ancak uçaklarımız daha önceden meydan içinde dağıtılarak gizlenmiş olduğundan, atılan bombalar hasar meydana getirememiştir. Bu da, ufki dağılma ve gizleme yapılarak, beka tedbirlerinin alınışına güzel bir örnek teşkil etmiştir.

14-19 Mayıs 1915 günleri, güney cephemizdeki karşı taarruzumuzu desteklemek amacıyla; düşman çıkarma gemileri ve ordugahı bombalanmış Mayıs ayı başından itibaren sabit balon ile boğaz gözetlemesi ve topçu atış tanzimi ve birliklerimizi taciz eden manika balon gemisine taarruzlar yapılmış, her hava hücumunda gemi, balonunu toplayıp yer değiştirmek zorunda bırakılmıştır. Böylece bugün “yakın hava desteği” olarak bilinen görev tipinin basit bir uygulaması yapılmıştır.

25 Haziran’da; Arıburnu bölgesindeki düşman karargahı üzerine propaganda amacıyla 300 adet ingilizce yazılı bildiri atılmıştır. Bu görev, hava gücünün psikolojik harpte kullanılmasına ilişkin güzel bir örnektir.

30 Kasım 1915’te ise, Üsteğmen Ali Rıza, Teğmen Orhan’la beraber, Çanakkale girişinde karaya oturmuş bulunan bir düşman kruvazörüne taarruz etmek için görevlendirilmiştir. Tam bu esnada bir düşman uçağının yaklaştığı görülmüş ve yapılan hava muharebesinde Üsteğmen Ali Rıza fransız uçağını makinalı tüfek ateşiyle düşürmeyi başararak Türk havacılık tarihine ilk düşman uçağını düşüren pilot olarak geçmiştir.

Sonuç olarak;

Çanakkale Muharebeleri’nde, kahraman kara ve deniz kuvvetlerimiz gibi havacılarımız da, üstün silah ve teknik olanaklara sahip düşmanları karşısında, kendilerine düşen görevleri cesaret ve üstün görev bilinici içinde başarıyla icra etmişler ve resmi İngiliz harp tarihi kitaplarında:

“Harikulade müdafaasında yılmadan mücadele eden ve sonunda başaran düşmanımıza hayran kaldık” dedirtmişlerdir.

Çanakkale Muharebeleri’nin ileri görüşlü askeri önderleri yeni silahın gereksinimi olan strateji ve taktiklerin oluşturulmasına öncülük etmiştir. Bu kapsamda ulu önder Atatürk şöyle buyurmuştur:

“ GÖKLERDE BİZİ BEKLEYEN YERİMİZİ ALMAK ZORUNDAYIZ. YOKSA O YERİ BAŞKALARI İSTİLA EDER VE İŞTE O ZAMAN BU ÜLKE VE MİLLET ELDEN GİDER. HALBUKİ BİZ TÜRKLER, BÜTÜN TARİHİMİZ BOYUNCA HÜRRİYET VE İSTİKLALE ÖRNEK OLMUŞ BİR MİLLETİZ.

TAYYARECİLER! ŞUNU UNUTMAYIN Kİ YARININ EN BÜYÜK TEHLİKELERİ SEMALARDAN GELECEKTİR. BU SEBEPLE SİZLER DAİMA HAZIR BULUNMAYA VE O ŞEKİLDE YETİŞMEYE GAYRET EDECEKSİNİZ.”


Savaşın Sonuçları

Çanakkale Cephesi’nin deniz harekatı (Boğaz’ın zorlanması), kuşkusuz sıradan bir askeri harekat, ya da muharebe olayı değildir. Boğazlar, konumu ve tarihi önemi itibariyle, İstanbul Karadeniz kapısı, Çanakkale de Ege Denizi kapısı olarak, geçmişte taşıdıkları ve çağımızda taşımakta oldukları stratejik önem ve değer açısından daima birlikte mütalaa edilmiş ve edilmektedir.

Her iki boğaz, klasik ve dar çerçevede sadece Akdeniz’i Karadeniz’e, Avrupa’yı Asya’ya bağlayan su geçitleri ya da köprüler değil, Akdeniz’in öteki önemli su geçitlerinden Cebelitarık ve Süveyş kanalı ile de bütünleşerek, dünyanın büyük denizlerini (Atlas ve Hint okyanusu gibi) ve büyük kıta kara parçalarını birbirine bağlayan, daha geniş anlamdaki jeopolitik konumuyla, dünya siyaset ve iktisadiyatı üzerine olan etkilerini bu gün de korumaktadır. Bu nedenlerledir ki, Türk Boğazları, uluslararası ilişkilere yön vermede daima odak noktası olmuşlardır.

Gerçekten tarihin eski dönemlerinden beri ön planda, Avrupa ve Asya ülkeleri arasında başlamış olan ekonomik, ticari ve siyasi ilişkilerle, askeri hareketler, sürekli olarak Boğazlar bölgesinde cereyan etmiştir. Başka bir deyişle Boğazlar, dünyanın diğer parçalarında pek görülmemiş ardı arkası kesilmeyen mücadelelere sahne olmuştur.

Boğazların tarihin akışı içindeki stratejik durumu ve jeopolitik konumuyla ilgili yukarıdaki kısa açıklamaların ışığı altında, Çanakkale Muharebelerinin sonuçları üzerindeki değerlendirmeler, kuşkusuz daha bir önem ve anlam taşıyacaktır. Böylesine bir değerlendirmenin daha gerçekçi ve sağlıklı olabilmesi ise, büyük devletlerin Türk Boğazları üzerindeki ulusal emellerine kısaca da olsa, bir göz atılmasını gerektirir.

Birinci Dünya Harbi öncesinin başlıca büyük devletlerinden Almanya’nın, “Drang Nach Osten (doğuya doğru) politikası”, Rusya’nın ılık denizlere ulaşma emelleri; İngiltere’nin, “denizlere egemen olan dünyaya hakim olur” teorisine dayanarak, özellikle XIX. yüzyıldan bu yana güttüğü Rusya’nın Akdeniz’e çıkmasını engelleme siyaseti, hep Türk boğazlarında düğümlenmektedir.

Boğazların bu tartışma götürmez önemi konusunda Napolyon “İstanbul bir anahtardır. Istanbul’a egemen olan dünyaya hükmedecektir. Eğer Rusya, Çanakkale Boğazı’nı ele geçirecek olursa, Tulon, Napoli ve Korfu kapılarına dayanmış olacaktır” demekle, Fransa’nın Boğazlar üzerindeki duyarlılığını açık seçik ortaya koymuş olmaktadır.

Rusya’nın görüşüyse, Genelkurmay Başkanı Kropatki’nin bir raporunda; XX. yüzyılda Rusya’nın en önemli işinin, Istanbul Boğazı’nı ele geçirmek olduğuna işaretle, Osmanlı Devleti’ni, Boğazı Rusya’ya bırakmaya hazırlamalı ve Almanya ile anlaşma yapmalıdır” şeklinde ifadesini bulmaktadır.

Büyük devletlerin Boğazlar üzerindeki kısaca açıklanan bu emelleri, onları kendi aralarında da gizli birtakım mücadelelere yöneltmiştir.

Nitekim, Rus Dışişleri Bakanı Sazanof, Çar tarafından da onaylanan bir raporunda; “Boğazların güçlü bir devletin eline geçmesi, tüm Güney Rusya’nın ekonomik hayatının, o devletin egemenliği altına girmesidir” demekte ve bu durumun önlenmesi için, Istanbul’un alınmasını önermektedir.

Öte yandan Kasım 1911’de Rusya’nın, Osmanlı Hükümeti’ne Boğazlar üzerindeki istekleriyle ilgili bir notasından haberdar edilen Ingiltere ve Fransa, Rus isteklerini reddetmişlerdir.

Keza Rusya’nın bu ve buna benzer çeşitli tarihlerdeki yinelenen daha birçok istek ve baskılarının birbirini izlemesi, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda Merkez Devletleri safına kaymasında büyük bir etken olmuştu.

Işte Boğazlar üzerindeki bu gizli çıkar çatışmalarıdır ki, Ingiliz ve Fransızlar’ı Istanbul’u almaya ve Ruslar’dan önce Karadeniz Boğazı’na el atmaya yöneltmiş ve Çanakkale Cephesi’nin açılmasında başlıca etken olmuştur.Ruslara silah ve malzeme yardımı sorunuysa, savaşın sadece görünüşteki nedenini oluşturmuştur.

Böylece büyük devletlerin Türk Boğazları üzerindeki tarihi emellerini ortaya koyarken, bu devletlerden Ingiltere’nin bu cephenin açılmasında birinci derecede aktif rol aldığını da belirtmek doğru olur.Nitekim Ingiliz Donanma Bakanı Churchill, cephenin açılmasında büyük çaba göstermiş ve etkili olmuştur.Gerçekten o, bu cephenin açılmasının baş mimari olmuş, Türklerin askeri gücünü ciddiye almamış, olayı basit ve sadece “sınırlı bir cezalandırma hareketi” olarak görmüştü. En güçlü ve modern silahlarla donatılmış zırhlılarının Boğaz’da görünüvermesiyle, Türklerin direnmekten vazgeçeceğini sanmıştı.

Kuşkusuz bu büyük bir yanılgıydı. Ingilizler, Çanakkale’deki Türk savunmasını ve askerini sadece matematiksel ölçülere vurup, onun yüksek manevi gücünü görmezlikten gelerek, büyük bir hesap hatasına düştüler ve sonunda, önce denizde, sonra da karada hiç de beklemedikleri amansız cevabı aldılar.Böylece onlar, zaferi Boğaz’da, Türk top ve mayınlarına, karada Türk süngüsüne bırakarak çekilip gittiler.

Anlaşma Devletleri’nin Çanakkale serüveni bu suretle noktalandıktan sonra, yukarıdaki açıklamaların ışığı altında, Türkiye ve uluslararası politika ve diplomasi tarihi açısından ortaya koyduğu önemli sonuçları da şöylece özetlemek mümkün olur.

-Askeri Sonuçlar

   

1. Genellikle 18 Mart 1915’te geçen Boğaz Muharebesi’nde kazanılan zaferle, Birleşik Filo (İngiliz-Fransız donanmaları) nun Marmara’ya girerek, İmparatorluğun başkenti İstanbul’u bir ay içinde ele geçirme planları suya düşürülmüş, böylece hükümet çevrelerinde beliren ve halka yansıyan İstanbul’u kaybetme korkusu ortadan kalkmıştır.

2. Boğaz’da elde edilen bu ilk zafer, çok geçmeden Gelibolu Yarımadası’na yöneltilen çıkarmalarla başlatılarak, dünyanın en güçlü zırhlılarınca sürdürülen cehennemi bombardımanlar altında Türk askeri, yılmadan aylarca süren mevzi muharebelerinde yüksek bir moral ve doruğa ulaşan bir mücadele azmi örneği vermiş ve sonunda düşmanlarını yarımadayı terk etmek zorunda bırakmıştır.

3. Böylece karada kazanılmış bulunan bu ikinci ve nihai zaferle de, Türk ordusunun Balkan Savaşı’nda zedelenen ve hatta yok olmaya yüz tutan prestiji kurtarılmıştır.

4. Deniz ve kara. harekatıyla bir bütün olarak gerçekleştirilip tüm anlamı ve çarpıcılığıyla Türk Harp Tarihi’nde yerini alan Çanakkale Muharebeleri, Mustafa Kemal (Atatürk) gibi bir dahiyi yaratmış, Birinci Dünya Harbi’nin bitiminden hemen sonra başlayacak Milli Mücadele’nin bu eşsiz liderini Türk ulusuna kazandırmıştır.

5. Çanakkale Zaferi, Anlaşma Devletleri’nin Osmanlı Devleti’ni ilk ağızda savaş dışı bırakarak, Almanya’nın güneydoğudan kuşatılmasını amaçlayan stratejisini boşa çıkarmış, böylece savaşın en az iki yıl daha uzamasına neden olmuştur.

6. Çanakkale Boğazı’nın kapatılıp Rusya’ya geçit verilmemesi, onu müttefliklerinin silah ve malzeme yardımından yoksun etmekle kalmamış, yarım milyonu aşkın İngiliz ve Fransız askerini üzerine çekmekle bu kuvveti, Alman cephesinden uzak tutmuş ve Almanya’nın Doğu Cephesi’ndeki Harekatnı kolaylaştırmıştır.

7. Çanakkale Muharebelerinin diğer bir anlam ve önemi de, çöküntü donemini yaşamakta olan İmparatorluğun, dünya kamu oyunda yarattığı kötü imajın sonucu olarak, Türkün iyice tükendiği sanılan gücünün henüz tükenmemiş, koşullar nedenli ağır olursa olsun iyi sevk ve idare edilirse, tüm zorlukları yenebilecek güç ve inanca sahip olduğunu bu muharebelerde kanıtlamış olmasıdır.Bir başka deyişle düşman devletler, her nedense Osmanlı Devleti’ nın çöküşü olayıyla, onun asıl unsurunu oluşturan Türk ulusunun ceddinden miras olan savaş azim ve ruhuyla ,inanç gücünün birbirinden farklı şeyler olduğunu, bu muharebelerde çok daha iyi anlayabilmişlerdir.

8. Çanakkale Muharebeleri, Türk askerinin, dünyanın en güçlü zırhlıları ve en modern harp silah, araç gereç ve bol cephanesiyle donatılmış deniz ve kara ordularına karşı sergilediği başka ulusların askerleriyle kıyas götürmez direnç ,azim ve ruhu, Türk İstiklal Savaşımızın Kuvayı Milliye ruhuyla eş değer bir anlam taşıması açısından da ayrıca tarihsel bir değere sahiptir.

9. Gerçekten Boğaz Muharebesi’nde Birleşik Filo’nun kendisi için tehlikeler yaratan yalnız Dardanos Bataryası’nın yok edilmesi için kullandığı 400’ü aşan topçu mermisine karşın, sadece iki subayımızın şehit oluşu dışında, bataryaya ağır bir hasar verdirilememiştir. Halbuki Boğaz’daki obüs bataryalarımızın tek bir yaylım ateşi sırasında, Irresistable gemisinde 138 personelin yaşamını yitirdiği, İngiliz tebliğlerinde açıkça belirtilmiştir.

10. Çanakkale’de Türk askerleri, bol cephaneye dayanan, yoğun donanma ateşleri altında Türk’e özgü, sabır ve serin kanlılıkla görevinin başında kaya gibi dimdik ayakta kalmasını bilmiştir .Öte yandan bu dev armadalar, ateş etmesinden bile kuşkuya düşülen eski birtakım demode toplarla alay edercesine savaşıyor karadaki Türk topçusu, ona sadece 1900 mermi atabilirken, onlar tek bir bataryamıza (Dardanos”a) 4000 mermi kullanıyordu. Ne var ki, bu mermi yağmurundan karada hasar gören dört Türk topuna karşı, sadece batan düşman gemilerinin üstünde 44 topunun birden Boğaz sularına gömüldüğü görülüyordu.

11. Aynı Birleşik Filo’n’un, 18 Mart Boğaz Muharebesi’nde, 18 savaş gemisinden 7’si savaş dışında kalırken, Çanakkale Müstahkem Mevkii, savaş gücünü olduğu gibi koruyabiliyordu. Keza Filonun mayın arama ve tarayıcıları, 11 mayın hattı üzerinde döşenmiş mayınlardan sadece üç adedini etkisiz hale getirebilmişti

12. Türk tabyalarında hasar gören toplardan çoğu, onarılıp kısa sürede ateşe hazır duruma sokuluyor, 3. bölgedeki (Boğaz’ın Marmara ile birleştiği kesim) tabya da, sapasağlam duruyordu. İşte bu durum karşısında Boğaz’ı geçemeden geri çekilen Birleşik Filo, Çanakkale’nin aşılamayan çetin savunması karşısında pes edip, yalnız denizden yapılacak zorlamalarla başarıya ulaşılamayacağı gerçeğini kabul etmek zorunda kalmıştır.

13. Dünyanın en büyük deniz gücüne sahip İngiltere’nin görkemli filosunun, Boğaz Muharebesi’nde düştüğü aczi, yarınların Çanakkale savunucuları hiç bir zaman hatırından çıkarmamalıdır. Çünkü, bu ve buna benzer saldırılar, geçmişte olduğu gibi gelecekte de yinelenebilir.Ne varki 18 Martı unutarak böyle bir saldırıyı ileride de göze alabilecek düşmanlar, karşılarında dünyanın yeniliklerine gözlerini kapamış bir Osmanlı Devleti yerine, bu kez XX. yüzyılın en son bilim ve teknolojisine dayanan en modern silahlarla donatılmış bulunan Cumhuriyet Silahlı Kuvvetleri’ni bulacaktır.

14. Çanakkale Cephesi deniz ve kara harekatıyla birlikte mütalaa edildiğinde görülür ki, bu cephede geçen muharebeler, hasım kuvvet olarak katılmış olan Ingiltere ve Fransa’nm, bir yıl boyunca Gelibolu Yarımadası’nda yarım milyondan fazla büyük bir kuvveti tutmak zorunda kalmaları ve bunun % 50’sini kaybetmiş bulunmaları, haliyle diğer cephelere kuvvet ayırabilme açısından savaşın genel seyrini etkilemiştir.Keza Türklerin de bu cepheye ayırdığı 300.000’den fazla askerden verdiği zayiatın, 211.000’e ulaşmış olması diğer cephelerdekinden kıyaslanamayacak bir fazlalık göstermektedir.Bunun insan gücü açısından yarattığı boşluk, yalnız Birinci Dünya Harbi sırasında değil, onu izleyen Türk İstiklal Harbi boyunca da hissedilmiştir.

 

-Siyasi Sonuçlar

   

1. Çanakkale’de denizde ve karada kazanılmış olan her iki zafer, Osmanlı’nın Balkan felatiyle içte ve dışta sarsılmış bulunan devlet prestijini kurtarıp güçlendrmiş, hükümetin iktidarda kalış sürelerini uzatmıştı.Anlaşma Devletleri’nin savaşın başından beri bekledikleri hükümet krizi olmamış ve kabine değişikliğine de gidilmemiştir.

2. Türk ulusunun tarihini süsleyen çok sayıdaki zaferlerine, Çanakkale’de, bütün dünyanın gözü önünde bir yenisini daha ekleyerek elde ettiği parlak zafer, onun eski güç ve dinamıiznıini koruduğunu, çöküntü dönemini yaşayan ve can çekişen bir imparatorluk içinde hala kahraman bir ulusun varlığını, yeniden ortaya koymuştur. Bir başka deyişle Çanakkale’de ölmesini bilenler, Türk milletinin tarihten silinmeden yaşayacağını kanıtlamıştır.

3. Çanakkale Zaferi, Batılıların Doğulu müttefiki Rusya’ya ulaşmasına olanak tanımamış, mahsur kalan koskoca Çarlık Rusyası içerden çökerek, Bolşevikliğin pençesine düşmüştür.

4. Çanakkale’de Türk savunması aşılabilse ve Boğaz açılabilmiş olsaydı, savaş kısa sürede biter, Rus ihtilali patlak vermez, verse bile, İngiltere ve Fransa’nın işe karışmasıyla bu ihtilal daha başlangıçta boğulabilirdi. Böylece müttefikleriyle birlikte zaferi paylaşmakta gecikmeyecek olan Ruslar, Çarlarının taksim planı gereği kendilerine daha işin başında söz verilen Boğazlar ve İstanbul’u işgal etmiş ve Deli Petro’dan beri izledikleri, “Açık denizlere ulaşma” politikalarını gerçekleştirmiş olurlardı.

5. Anlaşma Devletleri’nin Çanakkale’deki başarısızlıkları henüz savaşa katılmamış olan Balkan Devletleri’nin tutumlarını da farklı yönlerde etkilemiştir.Bulgaristan, Merkez Devletl’eri’nin yanında yer alırken, Romanya, Yunanistan ve Italya’nın daha bir süre savaş dışında kalmalarını sağladığı gibi, Arap ayaklanmasını bir yıla yakın bir süre geciktirmiştir.

6. Çanakkale Muharebeleri, Ingiltere’nin savaşın başından beri Japonya’dan yapmakta olduğu yardım talebini artırmasını istemesine rağmen, Japonya’nın bu istekleri çeşitli bahanelerle kabul etmemesine yol açmıştır.

7. Birleşik Filo’nun ağır yenilgiye uğrayıp Boğaz’ı geçemeyişi, İngiltere ve Fransa’nın, siyasi ve askeri prestijini bir hayli sarsmış, özellikle Ingiltere’nin denizlerdeki tarıtışılmaz üsıtünlüğü imajını ortadan kaldırmıştı. Bu durum, adı geçen devletlerin sömürgelerinde bağımsızlık ve özgürlük akımlarının doğuşuna ve dolayısıyla dünya siyasi haritasını değiştiren bazı gelişmelere yol açmıştır.

8. Keza Avusturalya ve Yeni Zelanda gibi Ingiliz dominyonu deniz aşırı ülke askerlerinin, sırf Ingiliz çıkarları uğruna Çanakkale’de Türklere karsı muharebeye zorlanıp, yabancı topraklarda hayatlarını yitirirken, kafalarında yer alan bir takım sorular (niçin ve kimin için döğüştükleri gibi), cepheden ailelerine gönderdikleri mektupların zamanla açıklanmasında anlaşılmaktaydı. Bu da, onlarda gitgide ulusal blincin kıvılcımlarını oluşturmakta gecikmedi.
Nitekim, 9 Eylül 1922’de Yunanlılar lzmir’de denize döküldükten sonra, muzaffer Türk ordularının Boğazlar bölgesine yönelip yaklaşmaları üzerine, Churchill’in dominyonlardan yeniden yardım istediği, Avusturalya başbakanının, “Tek bir askerin hayatına tehlikeye koymayacağını ve savaşa karar verilirse, dominyondan iş birliği istenmemesi gerektiğini” belirten anlamlı bir yanıtıyla karşılaşmıştı.

9. Çanakkale Muharebelerinin diğer ilginç bir yanı da, iki hasım ordunun döğüşken askerleri arasında yakınlaşmanın getirdiği dostluğun, zamanla artmış olmasıdır. Gerçekten Anzak asker ve komutanları, Çanakkale’de yiğitçe döğüşen Türklerin hem asker, hem de insancıl yönlerini yakından izleyerek, onların kendilerine tanıtıldığı gibi barbar bir ulusun çocukları olmadığını görüp anlamak fırsatını bulmuşlardı.İşte bu durum, ülkeler arasındaki siyasi ilişkileri de olumlu yönde etkilemiş ve savaş sonrasında, Asvusturalya ve Yeni Zelanda ile anlamlı dostlukların oluşmasının başlıca nedeni olmuştur.

10. Çanakkale Muharebelerinin bir başka ilginç tarafı da Orta Doğu’da bu günkü İsrail Devleti’nin kurulmasında etken bir rol almış olduğudur. Nitekim, Siyonist liderlerinden Vladimir Eugeueniç, Gelibolu’daki “Gönüllü Yahudi Birliğinin Hikayesi” adlı eserinde, konuyu açıkça şöyle dile getirmektedir “Gelibolu’ya yolladığımz 600 kadar gönüllü Yahudi askerlerinin savaşlar sırasında gösterdiği üstün çaba ve başarı, davamızın dünyaya tanıtılması ve dikkate alınması bakımından çok yararlı olmuştur.” Gerçekben Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermemişken, 2 Kasım 1917’de benimsenen “Balfour Bildirisi”, bu günkü İsrail’in kurulmsında etken olması açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir.

11. Çanakkale Zaferi’nin daha ilginç ve anlamlı bir sonucu da, doğunun büyük bir imparatorluğunu oluşturan koskoca Çarlık Rusyası’nın yıkılmasıyla kalmamış, ülkesinde güneş batmayan Batılı büyük devlet olan Büyük Britanya Imparatorluğu’nda da ilk yarayı açmaya yetmiş olmasıydı. Böylece emperyalizm tam çökmüş olmasa bile, bir hayli sarsılmıştır.

 

-Sosyo Ekonomik Sonuçlar

   

1. Çanakkale’de denizde ve karada kazanılmış olan her iki zafer, Osmanlı’nın Balkan felatiyle içte ve dışta sarsılmış bulunan devlet prestijini kurtarıp güçlendrmiş, hükümetin iktidarda kalış sürelerini uzatmıştı.Anlaşma Devletleri’nin savaşın başından beri bekledikleri hükümet krizi olmamış ve kabine değişikliğine de gidilmemiştir.

2. Türk ulusunun tarihini süsleyen çok sayıdaki zaferlerine, Çanakkale’de, bütün dünyanın gözü önünde bir yenisini daha ekleyerek elde ettiği parlak zafer, onun eski güç ve dinamıiznıini koruduğunu, çöküntü dönemini yaşayan ve can çekişen bir imparatorluk içinde hala kahraman bir ulusun varlığını, yeniden ortaya koymuştur. Bir başka deyişle Çanakkale’de ölmesini bilenler, Türk milletinin tarihten silinmeden yaşayacağını kanıtlamıştır.

3. Çanakkale Zaferi, Batılıların Doğulu müttefiki Rusya’ya ulaşmasına olanak tanımamış, mahsur kalan koskoca Çarlık Rusyası içerden çökerek, Bolşevikliğin pençesine düşmüştür.

4. Çanakkale’de Türk savunması aşılabilse ve Boğaz açılabilmiş olsaydı, savaş kısa sürede biter, Rus ihtilali patlak vermez, verse bile, İngiltere ve Fransa’nın işe karışmasıyla bu ihtilal daha başlangıçta boğulabilirdi. Böylece müttefikleriyle birlikte zaferi paylaşmakta gecikmeyecek olan Ruslar, Çarlarının taksim planı gereği kendilerine daha işin başında söz verilen Boğazlar ve İstanbul’u işgal etmiş ve Deli Petro’dan beri izledikleri, “Açık denizlere ulaşma” politikalarını gerçekleştirmiş olurlardı.

5. Anlaşma Devletleri’nin Çanakkale’deki başarısızlıkları henüz savaşa katılmamış olan Balkan Devletleri’nin tutumlarını da farklı yönlerde etkilemiştir.Bulgaristan, Merkez Devletl’eri’nin yanında yer alırken, Romanya, Yunanistan ve Italya’nın daha bir süre savaş dışında kalmalarını sağladığı gibi, Arap ayaklanmasını bir yıla yakın bir süre geciktirmiştir.

6. Çanakkale Muharebeleri, Ingiltere’nin savaşın başından beri Japonya’dan yapmakta olduğu yardım talebini artırmasını istemesine rağmen, Japonya’nın bu istekleri çeşitli bahanelerle kabul etmemesine yol açmıştır.

7. Birleşik Filo’nun ağır yenilgiye uğrayıp Boğaz’ı geçemeyişi, İngiltere ve Fransa’nın, siyasi ve askeri prestijini bir hayli sarsmış, özellikle Ingiltere’nin denizlerdeki tarıtışılmaz üsıtünlüğü imajını ortadan kaldırmıştı. Bu durum, adı geçen devletlerin sömürgelerinde bağımsızlık ve özgürlük akımlarının doğuşuna ve dolayısıyla dünya siyasi haritasını değiştiren bazı gelişmelere yol açmıştır.

8. Keza Avusturalya ve Yeni Zelanda gibi Ingiliz dominyonu deniz aşırı ülke askerlerinin, sırf Ingiliz çıkarları uğruna Çanakkale’de Türklere karsı muharebeye zorlanıp, yabancı topraklarda hayatlarını yitirirken, kafalarında yer alan bir takım sorular (niçin ve kimin için döğüştükleri gibi), cepheden ailelerine gönderdikleri mektupların zamanla açıklanmasında anlaşılmaktaydı. Bu da, onlarda gitgide ulusal blincin kıvılcımlarını oluşturmakta gecikmedi.
Nitekim, 9 Eylül 1922’de Yunanlılar lzmir’de denize döküldükten sonra, muzaffer Türk ordularının Boğazlar bölgesine yönelip yaklaşmaları üzerine, Churchill’in dominyonlardan yeniden yardım istediği, Avusturalya başbakanının, “Tek bir askerin hayatına tehlikeye koymayacağını ve savaşa karar verilirse, dominyondan iş birliği istenmemesi gerektiğini” belirten anlamlı bir yanıtıyla karşılaşmıştı.

9. Çanakkale Muharebelerinin diğer ilginç bir yanı da, iki hasım ordunun döğüşken askerleri arasında yakınlaşmanın getirdiği dostluğun, zamanla artmış olmasıdır. Gerçekten Anzak asker ve komutanları, Çanakkale’de yiğitçe döğüşen Türklerin hem asker, hem de insancıl yönlerini yakından izleyerek, onların kendilerine tanıtıldığı gibi barbar bir ulusun çocukları olmadığını görüp anlamak fırsatını bulmuşlardı.İşte bu durum, ülkeler arasındaki siyasi ilişkileri de olumlu yönde etkilemiş ve savaş sonrasında, Asvusturalya ve Yeni Zelanda ile anlamlı dostlukların oluşmasının başlıca nedeni olmuştur.

10. Çanakkale Muharebelerinin bir başka ilginç tarafı da Orta Doğu’da bu günkü İsrail Devleti’nin kurulmasında etken bir rol almış olduğudur. Nitekim, Siyonist liderlerinden Vladimir Eugeueniç, Gelibolu’daki “Gönüllü Yahudi Birliğinin Hikayesi” adlı eserinde, konuyu açıkça şöyle dile getirmektedir “Gelibolu’ya yolladığımz 600 kadar gönüllü Yahudi askerlerinin savaşlar sırasında gösterdiği üstün çaba ve başarı, davamızın dünyaya tanıtılması ve dikkate alınması bakımından çok yararlı olmuştur.” Gerçekben Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermemişken, 2 Kasım 1917’de benimsenen “Balfour Bildirisi”, bu günkü İsrail’in kurulmsında etken olması açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir.

11. Çanakkale Zaferi’nin daha ilginç ve anlamlı bir sonucu da, doğunun büyük bir imparatorluğunu oluşturan koskoca Çarlık Rusyası’nın yıkılmasıyla kalmamış, ülkesinde güneş batmayan Batılı büyük devlet olan Büyük Britanya Imparatorluğu’nda da ilk yarayı açmaya yetmiş olmasıydı. Böylece emperyalizm tam çökmüş olmasa bile, bir hayli sarsılmıştır.

 


-Tablolar

   

Birinci Dünya Savaşı’na katılan ülkelerin genel askeri güçleri ve zayiatlarını gösteren tablolar şöyledir:

Orduların Büyüklükleri

Ülkeler

Silah altındaki ve Yedek Kuvvetler
Ağustos 1914

Silah altına alınan Toplam 1914-18

Rusya

5,971,000

12,000,000

Fransa

4,017,000

8,410,000

İngiltere

975,000

8,905,000

Italya

1,251,000

5,615,000

ABD

200,000

4,355,000

Japonya

800,000

800,000

Romanya

290,000

750,000

Sırbistan

200,000

707,000

Belçika

117,000

267,000

Yunanistan

230,000

230,000

Portekiz

40,000

100,000

Karadağ

50,000

50,000

Toplam

14.141.000

42.189.000

Almanya

4,500,000

11,000,000

Avusturya-Macaristan

3,000,000

7,800,000

Türkiye

210,000

2,850,000

Bulgarisitan

280,000

1,200,000

TOPLAM

7.990.000

22.850.000

Savaş Maliyetleri

Müttefikler

Miktar $(1914-18)

ABD

22,625,253,000

İngiltere

35,334,012,000

Fransa

24,265,583,000

Rusya

22,293,950,000

Italya

12,413,998,000

Belçika

1,154,468,000

Romanya

1,600,000,000

Japonya

40,000,000

Sırbistan

399,400,000

Yunanistan

270,000,000

Kanada

1,665,576,000

Avustralya

1,423,208,000

Yeni Zellanda

378,750,000

Hindistan

601,279,000

Güney Afrika

300,000,000

İngiliz Sömürgeleri

125,000,000

Diğerleri

500,000,000

TOPLAM

125,690,477,000

Merkezi Kuvvetler

Miktar $(1914-18)

Almanya

37,775,000,000

Avusturya-Macaristan

20,622,960,000

Turkiye

1,430,000,000

Bulgaristan

815,200,000

TOPLAM

60,643,160,000

Gemi Kayıpları

Ülke

Tonaj

United Kingdom

9,055,000

Norway

1,172,000

Italy

862,000

Fransa

531,000

United States

531,000

Greece

415,000

Japan

270.000

Sweden

264,000

Denmark

245,000

Spain

238,000

Hollve

229,000

Belgium

105,000

Brazil

31,000

TOPLAM

13.948.000

Savaş Gemisi Kayıpları

ÜLKE

ZIRHLI

Kruvazör

Ganbot

Torpidobot

Denizaltı

Destroyer

Toplam

Müttefikler 302

Rusya

4

2

1

0

14

22

43

Fransa

4

5

2

8

12

11

41

İngiltere

13

25

7

11

54

64

174

Italya

3

3

1

6

8

8

29

ABD

0

3

1

0

1

2

7

Japonya

1

4

0

1

0

2

8

Merkezi Kuvvetler 374

Almanya

1

7

8

55

200

68

339

Avusturya-
Macaristan

3

2

0

4

7

4

20

Osmanlı Devleti

1

2

4

5

0

3

15

ZAYİATLAR

Ülkeler

Toplam Asker Sayısı

Ölü

Yaralı

Esir ve Kayıp

Toplam Zayiat

Zayiat Yüzdesi

Müttefikler

Rusya

12,000,000

1,700,000

4,950,000

2,500,000

9,150,000

76.3

Fransa

8,410,000

1,357,800

4,266,000

537,000

6,160,800

76.3

İngiltere

8,904,467

908,371

2,090,212

191,652

3,190,235

35.8

İtalya

5,615,000

650,000

947,000

600,000

2,197,000

39.1

ABD

4,355,000

126,000

234,300

4,500

364,800

8.2

Japonya

800,000

300

907

3

1,210

0.2

Romanya

750,000

335,706

120,000

80,000

535,706

71.4

Sırbistan

707,343

45,000

133,148

152,958

331,106

46.8

Belçika

267,000

13,716

44,686

34,659

93,061

34.9

Yunanistan

230,000

5,000

21,000

1,000

17,000

11.7

Portekiz

100,000

7,222

13,751

12,318

33,291

33.3

Karadağ

50,000

3,000

10,000

7,000

20,000

40.0

Toplam

42,188,810

5,152,115

12,831,004

4,121,090

22,104,209

52.3

Merkezi Kuvvetler

Almanya

11,000,000

1,773,7000

4,216,058

1,152,800

7,142,558

64.9

Avusutrya-
Macaristan

7,800,000

1,200,000

3,620,000

2,200,000

7,020,000

90.0

Türkiye

2,850,000

325,000

400,000

250,000

975,000

34.2

Bulgaristan

1,200,000

87,500

152,390

27,029

266,919

22.2

Toplam

22,850,000

3,386,200

8,388,448

3,629,829

15,404,477

67.4

Genel Toplam

65,038,810

8,538,315

21,219,452

7,750,919

37,508,686

57.6

 


MUSTAFA KEMAL

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK (1881 – 1938)

.

Milli mücadelenin önderi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, çağdaş Türkiye’nin yaratıcısı, askeri ve siyasi dehası, uluslararası alanda da kabul edilen asker ve devlet adamı. Osmanlı Ordusu’nda özellikle 1915 yılında Çanakkale Zaferi’yle ön plana çıktı.

Türkiye’nin işgali üzerine 1919’da Milli Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’a gitti. Hedefi ulusal egemenliğe dayanan bağımsız bir Türk devleti kurmaktı. Erzurum ve Sivas Kongrelerini topladı. 23 Nisan’da Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açtı. 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilan edildi. İlk Cumhurbaşkanı seçildi.

Cumhuriyet yönetimine hukusal, siyasal ve toplumsal içerik kazandıracak devrimleri gerçekleştirdi. Devletçiliği temel alan ekonomik kalkınma hamlesi başlatıldı. Hilafet kaldırıldı. Öğretim birleştirildi. Tekke ve zaviyeler kapatıldı. Harf devrimi gerçekleştirildi. Şapka yasası çıkarıldı.

Montreux Sözleşmesi’yle Boğazlar sorunu, ardından da Hatay sorunu çözüldü.

KİTAP ADI

YAZAR ADI

YAYINEVİ

YAYIN YERİ

TARİH

MAREŞAL FEVZİ ÇAKMAK

Külçe, Süleyman

Cumhuriyet Matbaası

İstanbul

1953

GELİBOLU HAREKATI

James, Robert Rhodes

Belge Yayınları

.

1965

1. CİHAN HARBİ

Boğuşlu, Mahmut

Kastaş Yayınevi

İstanbul

Ağustos 1997

BİRİNCİ DÜNYA HARBİNDE TÜRK SAVAŞLARI

Boğuşlu, Mahmut

Kastaş Yayınevi

İstanbul

Haziran 1990

1915 ÇANAKKALE SAVAŞI

Artuç, İbrahim

Kastaş Yayınevi

İstanbul

Ocak 1992

ÇANAKKALE SAVAŞLARI

Günesen, Fikret

Kastaş Yayınevi

İstanbul

Mart 1986

ÇANAKKALE

Pepeyi, Halık Nihat

Kültür Bakanlığı

Ankara

1981

ÇANAKKALE SAVAŞI

Mühlman, Carl

Timaş Yayınları

İstanbul

1998

ÇANAKKALE MAHŞERİ

Niyazi, Mehmed

Ötükent Yayınları

İstanbul

Mayıs 1999

ÇANAKKALE SAVAŞLARINDAN ALTIN HARFLER

Gençcan, Mehmet İhsan

Bayrak Matbaa

İstanbul

Kasım 1998

ÇANAKKALE MUHAREBELERİ HARP TARİHİ BROŞÜRÜ

Genelkurmay

Ankara

1997

MEHMETÇİK VE ANZAKLAR

Karatay, Baha Vefa

İş Bankası Kült. Yay.

Ankara Doğuş Matb.

1987

GELİBOLU YENİLGİNİN DESTANI

Steel, Nigel ve Hart, Peter

Sabah Kitapları

İstanbul

1997

ÇANAKKALE SAVAŞI ÜZERİNE BİR İNCELEME

Çetiner, Selahattin (Korgen. İçişleri Eski Bakanı)

.

.

.

ÇANAKKALE SAVAŞLARI VE GEZİ REHBERİ

Derleyen : Uluarslan, Salih Zeki

.

Çanakkale

1999

BİRİNCİ DÜNYA HARBİNDE TÜRK HARBİ V. CİLT

Çanakkale Cephesi Harekatı (Haz. 1914-25 Nis. 1915)

Genelkurmay

Ankara

1993

ÇANAKKALE MUHAREBELERİ VE ATATÜRK

Yaşa, Dursun (P. Kd. Alb.)

Atatürkçülük Çalış. Merk. Yay.

Ankara

18 Nisan 1987

DESTANLAŞAN GEMİLER (Hamidiye,Yavuz,Nusrat,Alemdar)

Mütercimler, Erol

Kastaş Yayınevi

İstanbul

Şubat 1987

ATATÜRK’ÜN HATIRA DEFTERİ

Tezer, Şükrü

Türk Tarih Kurumu

Ankara

1995

NUTUK

Atatürk, Mustafa Kemal

Atatürk Arş. Merk.

Ankara

1997

ÇANAKKALE SAVAŞLARI / GALLIPOLI CAMPAIGN

Çanakkale Seramik / Kalebodur

.

İstanbul

Nisan 1995

ÇANAKKALE

Aydoğan, Naşit Bora (İl Turizm Müdürü)

Çanakkale Valiliği

Çanakkale

Kasım 1996

CEPHELERDEN KURTULUŞ SAVAŞI’NA ÇANAKKALE CEPHESİ

Özel, Mehmet (Güzel Sanatlar Gen. Müd.)

Kültür Bakanlığı

Ankara

.

ATATÜRK’ÜN ÇANAKKALE MUHAREBELERİNDEKİ EMİR VE RAPORLARI (Çanakkale Zaferi)

Görgülü, İsmet

.

.

.

ÇANAKKALE BİBLİYOGRAFYASI

Bilkent Kütüp. Temin edildi.

.

.

.

ÇANAKKALE’NİN RUH PORTRESİ

Refik, İbrahim

Melisa Matb.

İstanbul

1998

ÇANAKKALE

Güzel, Prof. Dr. Abdurrahman

18 Mart Ünv. Ata. Ve Çan. Sav. Arşt. Merk. Yay.

Çanakkale

1996

GÖLGEDEKİLER GELİBOLU’NUN İKİ YAKASI

Dündar, Can

Milliyet

.

.

GÖKÇEADA / BOZCAADA GEZİ REHBERİ

Çanakkale Valiliği

.

.

TÜRKİYE’DE BEŞ YIL I

Sanders, Liman Von

Cumhuriyet Gazetesi Armağanı

.

Aralık 2000

TÜRKİYE’DE BEŞ YIL II

Sanders, Liman Von

Cumhuriyet Gazetesi Armağanı

.

Aralık 2000

OSMANLI İMP. ÇÖKÜŞÜ 1914-1918 I. DÜNYA SAVAŞI

Pomiankowski, Joseph

Kayıhan Yayınları

İstanbul

Kasım 1997

ÇANAKKALE DENİZ SAVAŞI

Thomazi, E. Alb. A.

Genelkurmay

Ankara

1997

BİRİNCİ DÜNYA HARBİ’NDE TÜRK HARBİ V. CİLT

Çanakkale Cephesi Harekatı 1,2 ve 3. Kitapların özeti (haZ. 1914- 9 Ocak 1916)

Genelkurmay

Ankara

1997

ORDUMUZUN ZAFER KİTABELERİ

Mürettibleri : Naci Kasım / Cemal Nadir

Genelkurmay

Ankara

1996

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ TARİHİ OSMANLI DEVRİ III. CİLT 7, KISIM

Osmanlı İmp. Kara Kuvvetleri’nin idari faaliyetleri ve lojistik (1299-1913)

Genelkurmay

Ankara

1995

BALKAN HARBİ KRONOLOJİSİ

.

Genelkurmay

Ankara

1999

ASKERİ TARİH BELGELERİ DERGİSİ DİZİNİ I (SAYI 1-101)

Pehlivanlı, Dr. Hamit

Genelkurmay

Ankara

1996

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI KRONOLOJİSİ

Arı, Dr. Kemal

Genelkurmay

Ankara

1997

K.K. EĞİTİM KOMUTANLIĞI KISALTMALAR SÖZLÜĞÜ

K.K. EĞİTİM KOMUTANLIĞI

Ankara

Şubat 1987

KİTAB-I HAYRİYE 1

PİRİ REİS

.

.

.

KİTAB-I HAYRİYE 2

PİRİ REİS

..

..

..

OSMANLI DENİZ HARİTALARI

Özdemir, Kemal

.

.

.

ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ

Çanakkale Zaferi’nin 80. Yıldönümü Özel Sayısı

Ata. Arş. Mrk.

Ankara

Kasım 1994

CEMİYETLERDE VE SİYASİ TEŞKİLATLARDA TÜRK KADINI (1908-1960)

Kaplan, Dr. Leyla

Ata. Arş. Mrk.

Ankara

1998

ATATÜRK HAYATI VE ESERİ

Doğumundan Samsun’a Çıkışına Kadar

Bayur, Yusuf Hikmet

Ankara

1997

ANZAKLARIN KALEMİNDEN MEHMETÇİK Çanakkale 1915

Tuncoku, A. Mete

Ata. Arş. Mrk.

Ankara

1997

DOĞUMUNDAN ÖLÜMÜNE KADAR KAYNAKÇALI ATATÜRK GÜNLÜĞÜ

Kocatürk, Prof. Dr. Utkan

Ata. Arş. Mrk.

Ankara

1999

DEVLETLER VE HANEDANLAR

Öztuna, Yılmaz

Kültür Bakanlığı

Ankara

1996

BİRİNCİ CİHAN HARBİNDE TÜRK HARBİ V. CİLT ÇANAKKALE CEPHESİ 2, Kitap

Genkur. Harp Tarihi Yay.

Ankara

1978

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ TARİHİ OSMANLI DEVRİ BİRİNCİ DÜNYA HARBİNDE TÜRK HARBİ

V. CİLT 3. KİTAP ÇANAKKALE CEPHESİ HAREKATI (Haziran 1915 – Ocak 1916)

Genkur. Ask. Tar. Yay.

Ankara

1980

ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ

CİLT VII

Ata. Arş. Mrk.

Ankara

Temmuz 1991

ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ

CİLT X

Ata. Arş. Mrk.

Ankara

Mart 1994

ÇANAKKALE MUHAREBELERİ

Haz: Yıldıran, Kur. Alb. Orhan

Genelkurmay Basımevi

Ankara

1966

ÇANAKKALE RAPORU

Halis

Eser Matbaası

İstanbul

1975

CEMAL PAŞA HATIRALAR Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Kumandanı

İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı Anıları

Çağdaş Yayınları

İstanbul

Nisan 1977

MAKEDONYA’DAN ORTAASYA’YA ENVER PAŞA 1914-1922 CİLT III

Aydemir, Şevket Süreyya

Remzi Yayınevi

İstanbul

1972

KARA KUVVETLERİ EĞİTİM KOMUTANLIĞI KISALTMALAR SÖZLÜĞÜ

Kara Kuvvetleri Eğitim Kom.

Ankara

Şubat 1987

BALKAN SAVAŞLARI Birinci Balkan Savaşı I

Ord.Prof. Dr. Bayur, Yusuf Hikmet

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Haziran 1999

BALKAN SAVAŞLARI Birinci Balkan Savaşı II

Ord.Prof. Dr. Bayur, Yusuf Hikmet

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Haziran 1999

BALKAN SAVAŞLARI Birinci Balkan Savaşı III

Ord.Prof. Dr. Bayur, Yusuf Hikmet

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Haziran 1999

BALKAN SAVAŞLARI İkinci Balkan Savaşı I

Ord.Prof. Dr. Bayur, Yusuf Hikmet

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Temmuz 1999

BALKAN SAVAŞLARI İkinci Balkan Savaşı II

Ord.Prof. Dr. Bayur, Yusuf Hikmet

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Temmuz 1999

TÜRKİYE II Bir Devletin Yeniden Doğuşu

Toynbee, Arnold J.

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Ocak 2000

TÜRKİYE III Bir Devletin Yeniden Doğuşu

Toynbee, Arnold J.

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Ocak 2000

ANAFARTALAR HATIRALARI

Atatürk,Mustafa Kemal

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Mart 1998

ANAFARTALAR KUMANDANI MUSTAFA KEMAL İLE MÜLAKAT

Ünaydın,Ruşen Eşref

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Mart 1999

ATATÜRK’Ü ÖZLEYİŞ I

Ünaydın,Ruşen Eşref

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Mart 1998

ATATÜRK’Ü ÖZLEYİŞ II

Ünaydın,Ruşen Eşref

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Kasım 1998

TALAT PAŞA’NIN HATIRALARI

Yalçın,H.Cahit

Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

İstanbul

Temmuz 1998

MÜTAREKEDE YERLİ VE YABANCI BASIN

Kervan Yayınları

Toker Matbaası

Ankara

1973

MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ VE SONRASINDA ATATÜRK VE DEMOKRASİ

Dr.Baysan,M.Galip

Türk Demokrası Vakfı

Ankara

1997

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİNDE GENÇLİK VE SPOR

Altınok,Kazım

Neyir Matbaası

Ankara

10 Kasım 1992

ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILABIMIZ

Feyzoğlu,Osman Güngör

Milli Eğitim Basımevi

İstanbul

1982

ÇANAKKALE SAVAŞLARINDA KAHRAMAN ÇOCUKLAR

Gençcan, Mehmet İhsan

Bayrak Yayımcılık, Matbaacılık Ltd. Şti.

İstanbul

1997

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE IŞIĞINDA EĞİTİM POLİTİKAMIZ

Adem, Prof. Dr. Mahmut

Cumhuriyet Gazetesi Armağanı

..

Ocak 2000

HATIRALAR (BİRİNCİ DÜNYA HARBİ)

İnönü, İsmet

Cumhuriyet Gazetesi Armağanı

.

Aralık 1999

ATATÜRK’ÜN BANA ANLATTIKLARI

Atay, Falih Rıfkı

Cumhuriyet Gazetesi Armağanı

.

Ocak 1998

ÇANAKKALE SAVAŞLARINDAN MENKIBELER

Gençcan, Mehmet İhsan

Kültür Bakanlığı Yayınları

Ankara

1990

TÜRK’ÜN ŞEFER DESTANI ÇANAKKALE SAVAŞLARI

Bulut, Ayşe – Yazan, Nihal – Hakya, Rahmi

Tercüman Gazetesi Yayınları

İstanbul

1986

ÇANAKKALE MUHAREBESİ

Mühlman, Dr. Carl

Kastamonu Vilayeti Matbaası

Kastamonu

1933

ÇANAKKALE SAVAŞLARI TARİHİ

Erkanı Harp Yzb. : Kadri

Cemal Azmi Millet Kütüphane ve Matbaası

İstanbul

1935

ANAFARTALAR MUHAREBATI’NA AİT TARİHÇE

Yayınlayan : İğdemir, Uluğ

Türk Tarih Kurumu Yayınları

Ankara

1990

GÜNEŞİN DOĞUŞU MUSTAFA KEMAL SAVAŞI ANLATIYOR

Gençcan, Mehmet İhsan

.

İstanbul

Şubat 1998

ÇANAKKALE SAVAŞLARI VE MENKIBELER

Gençcan, Mehmet İhsan

İstanbul

Mayıs 1999

KGB ARŞİVLERİNDE ENVER PAŞA

Ülkü, İrfan

Kamer Yayınları

İstanbul

1996

SULTAN OSMAN

Öke, Mim Kemal – Mütercimler, Erol

E Yayınları

.

1991

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ “GALLIPOLI”

Moorehead, Alan

Milliyet Yayınları

.

Mart 1972

KANLISIRT GÜNLÜĞÜ MEHMET FASİH BEY’İN ÇANAKKALE ANILARI

Yayına Hazırlayan : Çulcu, Murat

Arba Yayınları

İstanbul

Ağustos 1997

BELGELERLE TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN TEMELLERİ LOZAN MONTRÖ

Derleyen : Parla, Reha (T.C. Lefkoşe Büyükelçiliği Müsteşarı)

Lefkoşe

Kasım 1985

MEGALİ İDEA’NIN YALANCI CENNETİ

Leune, Jean

Kurtiş Matbaacılık

İstanbul

Kasım 1995

İLKÖĞRETİM SOSYAL BİLGİLER 7

.

MEB YAYINLARI

İstanbul

1999

ÇANAKKALE’DE SAVAŞANLAR DEDİLER Kİ

Ünaydın,Ruşen Eşref

Türk Tarih Kurumu Yayınları

Ankara

1990

ÇANAKKALE CONKBAYIRI SAVAŞLARI

Conk, Cemil (Em. General)

Erkanıharbiyei Umumiye Riyaseti Harb Tarihi Dairesi Yayınları

Ankara

1959

ÇANAKKALE RAPORU

Halis

Eser Matbaası

İstanbul

1975

YAŞAYAN ÇANAKKALELİ MUHARİPLER (ATATÜRK’ÜN SİLAH ARKADAŞLARI)

Fotoğraf : Cahit Önder Düzenleme : Mustafa Kibar

Çanakkale Seramik Fabrikaları A.Ş.

.

ÇANAKKALE

Aydoğan, Naşit Bora (İl Turizm Müdürü)

T.C. Çanakkale Valiliği

Çanakkale

Kasım 1996

RESSAM MEHMET ALİ LAGA VE ÇANAKKALE RESİMLERİ

Çetin, M. İzzet

.

Çanakkale

1988

ARIBURNU MUHAREBELERİ RAPORU / Mustafa Kemal

Yayına Hazırlayan : İğdemir, Uluğ

Türk Tarih Kurumu Yayınları

Ankara

1990

TÜRK İSTİKLAL HARBİ I MONDROS MÜTREKESİ VE TATBİKATI

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları

Ankara

1999

HARP VE MÜTAREKE YILLARINDA OSMANLI İMP. EKONOMİSİ

Eldem, Vedat

Türk Tarih Kurumu Yayınları

Ankara

1994

ON YILLIK HARBİN KADROSU

Görgülü, İsmet

Türk Tarih Kurumu Yayınları

Ankara

1993

HAYAT TARİH MECMUASI

İmtiyaz Sahibi : Rado, Şevket

Sayı : 3

İstanbul

1 Mart 1977

YILLARBOYU TARİH MECMUASI

.

Sayı : 11

.

Kasım 1981

BÜYÜK HARBİN TARİHİ ÇANAKKALE GELİBOLU ASKERİ HAREKATI I. CİLDİN LAHİKA VE HARTALARI

Çev : Yzb. Avni

Askeri Matbaa

İstanbul

1862

BÜYÜK HARBİN TARİHİ ÇANAKKALE GELİBOLU ASKERİ HAREKATI I. CİLT Seferin başlangıcından 1915 – mayısına kadar

Aspinall-Oglander, C.F. (General)

Askeri Matbaa

İstanbul

1939

GELİBOLU GÜNLÜĞÜ

Hamilton, Ian (General)

Hürriyet Yayınları

İstanbul

Mart 1972

GÖRSEL BÜYÜK GENEL KÜLTÜR ANSİKLOPEDİSİ 5

Görsel Yayınlar

İstanbul

.

GELİBOLU YARIMADASI BARIŞ PARKI ULUSLAR ARASI FİKİR VE TASARIM YARIŞMASI

Sorular – Cevaplar

Ortadoğu Teknik Üniversitesi

.

.

GELİBOLU YARIMADASI BARIŞ PARKI ULUSLAR ARASI FİKİR VE TASARIM YARIŞMASI

Kitap

Ortadoğu Teknik Üniversitesi

.

.

ESAT PAŞA’NIN ÇANAKKALE ANILARI

.

Baha Matbaası

İstanbul

1975

BEŞİNCİ ASKERİ TARİH SEMİNERİ BİLDİRİLERİ II

Değişen Dünya Dengeleri İçinde Askeri ve Stratejik Açıdan Türkiye (23-25 Ekim 1995 – İstanbul)

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları

Ankara

1997

CEMİL CONK HATIRALARI

Üngör, Ethem Nuri Arşiv ve Kitaplığı

.

.

1947

ASKERİ MECMUANIN TARİH KISMI ÇANAKKALE-ARIBURNU SAVAŞLARI VE 27. ALAY

Aker, Albay Şefik

Askeri Matbaa

İstanbul

1935

ASKERİ MECMUANIN TARİH KISMI Çanakkale Savaşları Tarihi II. Ve II. Kısımlar Büyük Harpte Çanakkale

Perk, Kurmay Binbaşı Kadri

Askeri Matbaa

İstanbul

1940

1. DÜNYA HARBİNDE TÜRK HARBİ ÇANAKKAEL CEPHESİ 25 NİSAN 1915 ARIBURNU ÇIKARMASI 27 NCİ PİYADE ALAYININ KARŞI TAARRUZU; 19 NCU TÜMENİN BU LARŞI TAARRUZU DESTEKLENMESİ

STRATEJİK VE TAKTİK SONUÇLAR SERİSİ NO: 4

Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı Yayınları

Ankara

1976

MUSİKİ TARİHİMİZDEN BELGELER (16)

Yay. Haz. : Akçay, İsmail

Yeni Mecmua, nüsha-i fevkal’adesi 5-18 Mart

.

ALL THE KING’S MEN (KRALIN ADAMLARI) (Makale)

Çelik, Birten

TITLE

AUTHOR

PUBLISHER

PLACE

DATE

CELANSING AND RUPERT BROOKE

Brooke, Rupert

.

.

.

THE DARDANELLES CAMPAIGN

Knight, Frank

Macdonald and CO. (Publishers) Ltd.

London

1970

RUSSIA THE BALKANS AND THE DARDANELLES

Fortescue, Granville

Andrew Melrose

London

.

GALLIPOLI (GRAND STRATEGY)

James, Robert Rhodes

Pan Books Ltd.

London

1965

GREAT MILITARY BATTLES

Falls, Cyril

The Hamlyn Publishing Group Limited

London

1969

THE GREAT BATTLES OF WORLD WAR I

Wren, Jack

Grosset&Dunlap Inc., Newyork by The Hamlyn Publishing Group Limited

London

1971

THE GREAT WAR : 1914-1918

Terraine, John

Hutchinson & CO LTD.

London

1965

THE TURKISH VIEW OF GALLIPOLI /ÇANAKKALE

Fewster, Kevin / Başarın, Vehici / Başarın, Hatice Hürmüz

Hodja Educational Resources Ltd.

Australia

1953

GALLIPOLI 1915 FRONTAL ASSAULT ON TURKEY

Haythornthwaite, Philip J.

Osprey Military

London

.

THE VANISHED BATTALION One Of The Greatest Mysteries Of The First World War Finally Solved

McCrery, Nigel

Simon&Schuster Ltd.

London

1992

THE TENTH (IRISH) DIVISION IN GALLIPOLI

Cooper, Bryan

Irish Academic Press Ltd.

Dublin

1993

THE MACMILLAN ATLAS OF IRISH HISTORY

Duffy, Sean

A Simon&Schuster Macmillan Company

New York

1997

THE TRAGEDY & GLORY OF GALLIPOLI ANZAC AND EMPIRE

Robertson, John

Hamlyn Australia a division of the Octopus Group

Melbourne

1990

WINSTON S. CHURCHİLL 1874 – 1965

Gilbert, Martin

William Heinemann Ltd.

London

.

FRONTLINE GALLIPOLI C.E.W. Bean diaries from the trenches

Fewster, Kevin

Allen & Unwin Australia Pty Ltd.

.

1990

THE BROKEN YEARS Australıan Soldiers In The Great War

Gammage, Bill

Penguin Books

Canberra

1974

ANZAC TO AMIENS

Bean, C.E.W.

Australian War Memorial

Canberra

1968

SKETCHES MADE AT ANZAC

Hamilton, Ian – Birdwood, W.R. – Godley, Alexander

Hugh Rees Ltd.

London

1916

DER RAMPF UM DIE DARDANELLEN 1915

Mühlmann, Carl

Didenburg İ.D.

Berlin

1927

GALLIPOLI Bedeutung und Derlauf Der Römpfe 1915

Anlatan : Hans Kanneniesser Pascha Derleyen : Marschall Liman Von Sanders Pascha

Schliessen Verlag

Berlin

1927

Manipülasyon ve Manipülasyona Karşı Düzenlemeler

Manipülasyon en yaygın finansal suçlardan biri olmasına ve tarihi Lale Çılgınlığı (Tulipmania) vakasına dek uzanmasına karşın, ülkelerin mevzuatları incelendiğinde bu kavramla ilgili kesin bir tanımın yapılmadığı, bunun yerine çoğu kez “yapay fiyat”, “serbest arz ve talep güçlerine müdahale” gibi kendileri de tanımlanmaya ihtiyaç duyan ifadelerden yararlanılarak bir takım işlemlerin manipülatif olarak nitelendirildiği ve mevzuattaki bu eksikliğin mahkeme içtihatları ve uzmanların yorumlarıyla aşılmaya çalışıldığı görülmektedir. Suçun tanımlanmasındaki bu belirsizliğin yanısıra, normal piyasa aktivitesinden ayırt edilebilmesinin zorluğu, ispatlanmasında direkt kanıtlardan ziyade dolaylı kanıtlardan yola çıkılarak işlem yapan kişinin niyetine dair çıkarsamalar yapılmasının gerekmesi, sermaye piyasasında internetin kullanımının ve bunun paralelinde internet aracılığıyla işlenen manipülasyon suçlarının artması, internette bilginin çok hızlı değişmesi ve bu durumun kanıtların edinilmesini ve muhafazasını zorlaştırması, buna mukabil kişilerin kimliklerini gizleyebilmesini kolaylaştırması hususları ile birleştiğinde manipülasyon sadece tanımlanması değil, aynı zamanda kanıtlanması da güç bir suç durumuna gelmektedir.

Bu çalışmada, bir taraftan manipülasyon suçuyla ilgili farklı tanımlardan yola çıkılarak ortak bir tanıma ulaşılmaya çalışılmakta, diğer taraftan gittikçe globalleşen ve birbiriyle ilişkili hale gelen sermaye piyasalarında yeni teknolojiden beslenerek gelişen manipülasyon yöntemleri, manipülasyonun önlenmesinde, araştırılmasında ve kanıtlanmasında yararlanılan mevzuat ve düzenlemeler örnek olaylardan da yararlanılarak incelenmekte ve bu safhalar boyunca bu düzenlemelerin ne derece etkin olduğuna ve bu etkinliğin ne şekilde arttırılabileceğine ilişkin değerlendirmeler yapılmaktadır.

Manipülasyonun Tanımı

Sözlükte sıklıkla “dolandırıcılık veya dürüstçe olmayan yöntemlerle ya da suistimal yoluyla yapay bir şekilde yönetmek ya da kontrol etmek”; “bir şahsın kendi amaçları veya kazancı için hesapları vs. yanıltıcı bir şekilde, kötü niyetle değiştirmesi” anlamlarında kullanılan manipülasyon bir finansal terim olarak; “muvazaalı işlemler ya da anlaşmalı emirler gibi yöntemlerle menkul kıymet fiyatlarının düşmesine ya da artmasına neden olmak” şeklinde ifade edilmektedir.

Sözlükte bu şekillerde yer almakla birlikte, gerek Türk Sermaye Piyasası Mevzuatında, gerekse yabancı ülke mevzuatlarında manipülasyona ilişkin kesin bir tanım yapılmadığı, buna mukabil kavramın nelere işaret ettiğine ve hangi fiilleri kapsadığına dair birtakım tariflerin verildiği görülmektedir.

1981 yılında yürürlüğe giren 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 47/A maddesinin;

2. Bendinde, “Yapay olarak, sermaye piyasası araçlarının, arz ve talebini etkilemek, aktif bir piyasanın varlığı izlenimini uyandırmak, fiyatlarını aynı seviyede tutmak, arttırmak veya azaltmak amacıyla alım ve satımını yapan gerçek kişilerle, tüzel kişilerin yetkilileri ve bunlarla birlikte hareket edenler,

3. Bendinde, “Sermaye piyasası araçlarının değ erini etkileyebilecek, yalan, yanlış, yanıltıcı, mesnetsiz bilgi veren; haber yayan; yorum yapan ya da açıklamakla yükümlü oldukları bilgileri açıklamayan gerçek kişilerle, tüzel kişilerin yetkilileri ve bunlarla birlikte hareket edenler,

4. Bendinde, “4. maddenin birinci ve üçüncü fıkralarına aykırı hareket edenlerle, sermaye piyasasında izinsiz olarak faaliyette bulunan veya yetki belgeleri iptal olunduğu veya faaliyetleri geçici olarak durdurulduğu halde ticaret unvanlarında, ilan veya reklamlarında sermaye piyasasında faaliyette bulundukları intibaını yaratacak kelime veya ibare kullanan veya faaliyetlerine devam eden gerçek kişilerle, tüzel kişilerin yetkilileri

ile ilgili olarak; “2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 10 milyar liradan 25 milyar liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar. Suçun işlenmesinde, bu bentte yazılı hallerden iki veya daha fazlası birleşirse, hapis cezasının asgari haddi 3, azami haddi 6 yıldır”

denilmektedir.

Görüleceği üzere, yukarıda yer alan maddede manipülasyonun ne olduğuna ilişkin bir tanım yapılmamış olup bunun yerine genel olarak;

· yapay olarak sermaye piyasası araçlarının arz ve talebinin etkilenmesinden,

· aktif bir piyasanın varlığı izleniminin uyandırılmasından,

· fiyatların aynı seviyede tutulması, arttırılması veya azaltılması amacıyla alım ve satım yapılmasından,

· sermaye piyasası araçlarının değerini etkileyebilecek yalan, yanlış, yanıltıcı, mesnetsiz bilgi verilmesinden, haber yayılmasından, yorum yapılmasından ya da açıklamakla yükümlü olunan bilgilerin açıklanmamasından,

· doğru olmadığı halde sermaye piyasasında faaliyette bulunulduğu intibaının yaratılmasından

bahsedilmektedir.

Manipülasyonun tanımlanması konusundaki belirsizliğin sermaye piyasalarının uzun bir mazisinin olduğu Amerika’da da geçerli olduğu görülmektedir. Manipülasyon yasal düzenlemelerin hiçbirinde tanımlanmamış, bu sebeple mahkemeler ve uzmanlar değişik formülasyonlar sunmuşlardır. Yaygın olarak benimsenen yaklaşım manipülasyonun insanları bir hisse senedinde işlem yapmaya yönelten veya hisse senedinin fiyatını yapay bir seviyeye yükselten/düşüren işlemler olduğudur. Alternatif olarak, manipülasyon “sermaye piyasalarında arz ve talebin serbestçe eşleşmesine karşı yapılan kasıtlı müdahaleler” olarak da tanımlanabilmektedir.

Buna göre, eğer bir işlem şu üç amaca yönelik olarak yapıldıysa manipülatiftir:

arz ve talebin serbestçe karşılaşmasını engellemek,

diğer şahısları işlem yapmaya yöneltmek,

bir menkul kıymetin fiyatını yapay bir seviyeye yükseltmek.

Bu amaçlar irdelendiğinde, bilinmeyen bir şeyi tanımlamak için bilinmeyen başka bir şeyden yararlanmaya çalışıldığı görülmektedir. Örneğin, birinci formülasyonda manipülatif faaliyetin “engellemeyi”, “müdahaleyi” içerdiğinden bahsedilmekte fakat bu kavramlar tanımlanmamaktadır. Diğer taraftan, “arz ve talebin serbestçe karşılaşmasına yapılan müdahale”den bahsedilirken, işlem yapan herkes arz ve talep güçlerinin bir parçası olduğu halde, bazı işlemcilerin ilgili menkul kıymete ilişkin arz ve talebinin “yasal”, bir kısmının ise “yasalara aykırı” olduğu iddia edilmektedir. Burada da “yasal olan ve olmayan arz ve talebin” tanımlanması sorunu söz konusudur.

İkinci formülasyonda, “diğer şahısları işlem yapmaya yöneltmek”ten bahsedilmektedir. Bu tanımla ilgili problemlerden biri, kavramın son derece geniş olmasıdır. Burada, önemli olan husus, yatırımcıların gerçekte ortada bir amaç yokken işlem yapmaya yönlendirilmesi olup gerçekleştirilen işlemlerden hangilerinin rasyonel bir amaca yönelik olduğunu belirlemek sorunu da ortaya çıkmaktadır.

Üçüncü formülasyonda ise, hangi fiyat seviyesinin “yapay”, hangisinin “gerçek” olduğunu belirleme problemi ile karşılaşılmaktadır. Fiyat değişikliği yaratmak amacıyla gerçekleştirilen işlemler sonucunda oluşan fiyatların yapay olduğu söylenebilirse de, ülkemizde geçerli olmamakla birlikte, Amerika’da ihraççıların stabilizasyon adı altında yaptıkları bazı işlemler manipülatif sayılmamaktadır.

Stabilizasyon işlemleri “sermaye piyasalarında yeni yapılan ihraçla ilgili olarak şirket yöneticisinin piyasaya sürülen senetlerin değerini arttırmak ya da düşüşünü yavaşlatmak amacıyla hisse senetlerini geri satın alması ya da ilave hisse senetleri satması” şeklindeki uygulamadır. Bu işlemlerin yapılmasına gerekçe olarak; ikincil piyasadaki arz ve talep güçlerinin bazen yetersiz olduğunun düşünülmesi, ihraççının şöhretinin zarar görmesini engelleyerek yatırımcıların gelecekte yapılacak ihraçlara da katılmasının sağlanması, yatırımcıların en azından başlangıçta, ihraç edilen hisse senetlerinin bir piyasasının olacağına ilişkin güvenlerinin oluşturulması gösterilmektedir.

Burada ilk olarak sorulması gereken sorular; fiyatı stabilize etme uygulaması çerçevesinde yöneticilere yasalara uydurulmuş olarak bir fiyat manipülasyonu ve kazanç olanağı yaratılıp yaratılmadığı, ihraççının şöhretinin korunmasının ve yöneticilerinin zenginleşmesinin olası etkili piyasa güçleri ve bu güçlerin arkasındaki yatırımcılar pahasına sağlanıp sağlanmadığı, stabilizasyonda taban ve tavan fiyatı belirleme kriterlerinin neler olduğu, bunların ölçülebilir olup olmadığı, stabilizasyona ihtiyaç olduğunu düşündüren piyasa güçlerinin etkinsizliğinin nasıl ve neye göre ölçüldüğü, tutarlı olmak için piyasa güçlerinin etkinsiz göründüğü her durumda stabilizasyona izin verilmesi gerekip gerekmediği, kota alınma öncesinde yönetici tarafından “yaratılan” piyasa güçlerinin neden etkin olmadığının sanıldığı, piyasa güçlerinin etkin olmadığından kotasyon tarihinde nasıl emin olunabileceği ve etkinliğin nasıl ölçülebileceğidir.

Bir menkul kıymetin fiyatını yapay bir seviyeye yükseltmekten bahsedildiğinde, yapay fiyat kavramını da tanımlama ihtiyacı doğmaktadır. Yapılan işlemlerin fiyatı doğru seviyesinden uzaklaştırması durumunda yapay olduğu ileri sürüldüğünde ise, bu kez doğru, gerçek fiyat seviyesinin ne olduğu problemi ile karşılaşılmaktadır. Doğru fiyat seviyesinin uzun dönem arz ve talep koşullarını yansıtan fiyat seviyesi olduğu kabul edilirse, işlemlerin fiyatı etkilememesi ya da kısa dönem arz ve talep koşullarını yansıtması, işlem yapan kişinin fiyatla ilgili belli bir beklentisi sebebiyle işlem yapması fakat inancının yanlış olması sebebiyle fiyatın ters yönde hareket etmesi ve sonucunda fiyatın değişmesi gibi durumlar problem yaratacaktır. Fiyatların doğru seviyesinin “hisse senediyle ilgili bilgilerin tamamının kamuya açıklandığı durumdaki seviye” olarak tarif edilmesi de işlem yapan kişinin vekillik gibi bilgi verme yükümlülüğünü doğuran bir pozisyonunun olmaması durumunda bilgiyi açıklaması gerekmeyeceğinden genel nitelikte olmayacaktır.

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşıldığı üzere, manipülasyonun objektif bir tanımı bulunmamaktadır. Manipülasyonla ilgili anlam ifade eden tek tanım da subjektiftir ve işlem yapan kişinin niyetine odaklanmaktadır. Manipülatif işlemler kötü niyetle yapılan kazançlı işlemler; diğer bir deyişle, aşağıdaki koşulları sağlayan işlemler olarak da ifade edilebilir:

işlemler fiyatları belli bir yöne hareket ettirmek, yöneltmek niyetiyle yapılmış olmalıdır.

işlem yapan kişinin, kendisi bu işlemleri yapmadığı takdirde fiyatların bu yöne gideceğine dair hiçbir inancı olmamalıdır.

sonuçta elde edilen kar işlem yapan kişinin sahip olduğu fiyata etki edici nitelikteki bir bilgiden değil, tamamen kendisinin fiyatları yönlendirebilme konusundaki becerisinden doğmalıdır.

Yukarıda anlatılanların ışığında manipülasyon; “kar elde etmek veya zarardan kaçınmak amacıyla sermaye piyasası araçlarının fiyatını yapay bir seviyeye getirebilmek için fiyatının ve bu kapsamda piyasasının yapay olarak kontrol edilmesi ve etkilenmesine yönelik çabalar”; manipülatif hareket ise; “bir sermaye piyasası aracının piyasasını ve fiyatını yapay bir şekilde kontrol ederek aksi halde, piyasanın serbest arz ve talep koşulları altında oluşacak fiyatın altında veya üstünde bir fiyatı oluşturma ve menkul kıymeti bu fiyattan işlem görmeye zorlama girişimi” olarak tanımlanabilmektedir.

Manipülasyon kavramına ilişkin olarak Amerika Birleşik Devletlerindeki temyiz mahkemesi içtihatlarında aşağıdaki tanımlara da rastlanmaktadır:

Manipülasyon esas itibariyle, menkul kıymet piyasaları ile ilgili kullanıldığında, bir sanat terimini ifade etmektedir. Dolayısıyla yaratıcılık gerektirmektedir. Yöntem konusunda sınır konamaz. Kavram, piyasa faaliyetlerini yapay şekilde etkileyerek, yatırımcıları yanlış yönlendirmeyi amaçlayan muvazaalı satış, eşleştirilmiş emirler gibi uygulamalara karşılık gelmektedir (Santa Fe Industries Inc. v. Green Davası, 1977).

Manipülasyon “bilerek ve isteyerek, menkul fiyatlarını kontrol etmek veya yapay şekilde etkilemek suretiyle yatırımcıları aldatmayı veya dolandırmayı amaçlayan davranışları” ifade eder (Ernst and Ernst v. Hochfelder Davası, 1976).

Amerika’da yargıya intikal eden değişik manipülasyon vakalarına müdahil olarak katılan kamusal düzenleyici organ SEC’in iddialarında manipülasyon vakaları aşağıdaki şekillerde değerlendirilmektedir:

Esas itibariyle, serbest arz ve talep güçlerine amaçlı/kasıtlı müdahale manipülasyondur (01.08.1995, Pagel Davası).

“Manipülasyon, tüm yatırımcıların dayanakları olan fiyatlama sürecinin kalbine bir darbedir. Serbest piyasanın dürüstlüğünü ve temellerini hedef almaktadır. Bu nedenle, menkul kıymet yasalarının temel amaçlarına karşı gelmektedir” (Pagel Davası, 1985).

Mevcut ve potansiyel yatırımcıların, aktivite gördüklerinde, bunun gerçek bir faaliyet ve/veya işlem olduğunu varsaydıklarını kabul etmek gerekir. Keza ödedikleri veya kabul ettikleri fiyatın, gerçek arz ve talebin, sekte vurulmamış karşılıklı etkileşimi ile belirlendiğini ve pazar mahallinin müşterek yargısını yansıtan bir sinyal olduğunu varsayarlar. Manipülasyon uygulamaları, bu bekleyiş ve varsayımları boşa çıkarır. Gerçeğin yerine görünüşte olanı ikame eder. Kusur, piyasanın çarpıtılması/tahrif edilmesi ve piyasanın sahnede sergilenen bir oyuna çevrilmesidir (Mali tablolarda yer verilmemiş bir dipnot dolayısıyla açılan Edward J. Mawod and Co. davasında, 1977).

Manipülasyon, Muvazaalı Satış (Wash Sale), Eşleştirilmiş Emirler (Matched Orders) ve diğer yapay vasıtalara başvurulmaksızın da gerçekleştirilebilir. Alıcı ve satıcıların kombine bir yansıması olan piyasanın karakterini bozmak üzere aktivite yaratma, fiyat düşüşünü önleme, fiyatı yükseltme veya düşürme ve piyasayı sahnede sergilenen bir oyuna çevirme arzusuna dayalı gerçek alış ve satışlar da manipülasyondur (Holser, Stuart and Co. davası, 1949).

III.1. Manipülasyonun Sınıflandırılması

Manipülatif hareketler; kullanılan metotlara göre, yapılan aktivitenin altında yatan amaca göre ve katılımcılara göre sınıflandırılabilmektedir.

III.1.1. Manipülasyonun Kullanılan Metotlara Göre Sınıflandırılması:

Manipülatif Metodlar

Göz boyamak: (painting the tape); bir menkul kıymette işlem gerçekleştirildiği ya da fiyat hareketi olduğu izlenimini vermek için kamuya açıklanan bir dizi işlem yapmaktır.

Bu kategoriye giren işlemler, emirlerin eşleştirilmesi veya takas maksatlarıyla yapılan işlemler olmayıp manipüle edilmek istenen kıymette hacim yaratarak hisse senedinin işlem hacminin yüksek olduğu görüntüsünü vermek, yanıltıcı bir piyasa görüntüsü yaratarak menkul kıymetin piyasasını olduğundan farklı göstermek veya krediler vb. konularla ilgili amaçlar için menkul kıymetin piyasa fiyatını değiştirmek üzere yapılır.

Muvazaalı işlemler: (wash sales); bir menkul kıymetin ya da türev ürünün sahipliğinde gerçek anlamda değişiklik yaratmayan işlemler yapmaktır.

Karşılıklı işlemler: (improper matched orders); hem alış hem de satış emirlerinin sisteme aynı zamanda, aynı fiyat ve miktarda fakat bu amaçla birlikte hareket eden farklı katılımcılar tarafından girilmesidir.

Fiyat teklifini yükseltmek: (advancing the bid); bir menkul kıymet ya da türev ürünün fiyatını yükseltmek amacıyla, bu kıymet ya da türev ürün için verilen fiyat tekliflerini yükseltmektir.

Pompalayıp boşaltmak: (pumping and dumping); gittikçe artan fiyatlardan alım yapmak, ardından bu kıymetleri piyasaya yeni girenlere daha yüksek fiyatlardan satmaktır.

Kapanışı belirlemeye çalışmak: (marking the close); menkul kıymetleri ya da türev sözleşmeleri kapanış fiyatını etkileme çabasıyla piyasanın kapanışında ya da kapanışa yakın alıp satmaktır.

Köşeye sıkıştırmak: (cornering); gerek menkul kıymetler gerekse türev ürünlerle ilgili piyasalarda kontrolü ellerine geçiren kişilerin, bu pozisyonlarını fiyatları çarpıtmakta kullanarak açığa satış yapan kişilerin yükümlülüklerini kendi yararlarına değiştirdikleri yüksek fiyatlardan yerine getirmelerine sebep olmalarıdır.

Sıkıştırma: (squeeze); bir menkul kıymette yaşanan arz daralmasında, talep tarafını kontrol ederek avantaj elde etmek ve piyasadaki sıkışıklığı istismar ederek yapay fiyatlar oluşturmak için kullanmaktır.

Görüleceği üzere, “cornering”de manipülatörün kendi çabaları sonucunda piyasada bir sıkışıklık yaratması ve bunu kendi yararına kullanması, “squeeze”de ise piyasadaki sıkışıklığı pozisyonunu kullanarak suistimali söz konusudur.

“Kaynar Kazan” teknikleri; (boiler room); çok sayıda satıcı tarafından telefonla ya da mektupla belli bir ihraççıya ilişkin menkul kıymetlerle ilgili olarak yoğun bir şekilde satış kampanyası yapılmasını içerir. Dayanaksız öngörüler, yanıltıcı mektuplar, tecrübesiz ve denetlenmeyen yetkili temsilcilerce bu amaçla yapılan telefon görüşmeleri (“cold calls”) gibi sert satış yöntemleri kullanılır.

Medya, internet veya diğer yollarla yalan/yanlış veya yanıltıcı bilgilerin yayılması: (disseminating false or misleading information) bu tipteki açıklamalar ilgili menkul kıymet, türev ürün ya da bağlı olduğu menkul kıymetin fiyatını, açıklamayı yapan kişinin elinde tuttuğu pozisyon veya yapmayı planladığı iş için uygun seviyeye taşımak maksadıyla yapılırlar.

İnternet aracılığıyla yapılan manipülasyona ilişkin en dikkat çekici vakalardan biri 25 Ağustos 2000 tarihinde gerçekleşen Emulex vakasıdır. Bu olayda 30 dakikadan daha kısa bir süre içerisinde piyasa kapitalizasyonunun yaklaşık %60’ı (2.5 milyar dolar) kaybedilmiştir.

İnternet aracılığıyla piyasayı manipüle etmek için ;

internet’ten tüyolar verilebilir, reklam yapılabilir, yalan bilgiler yayılabilir.

Eski manipülatif şemalar (örneğin “pompala boşalt” gibi) internet teknolojisiyle birleştirilerek kullanılabilir.

chat room”lardan yararlanılabilir.

sahte kimlikler kullanılabilir.

“pegging”, “capping”, “parking”, yasalar hilafına “stabilizing”, “fixing” işlemleri yapılması: Ülkemiz mevzuatında ihraççıların yapabilecekleri işlemler arasında yer almayan “stabilizing-stabilizasyon işlemleri” yasalarla belirlenen durumlar haricinde yapıldığında uluslararası arenada da manipülatif bir faaliyet olarak adlandırılmaktadır.

Sayılan diğer kavramlar aşağıda kısaca tanımlanmaktadır:

Pegging: bu işlem, manipüle edilmek istenen menkul kıymetin piyasa fiyatını belli bir seviyenin üzerinde tutmak için o menkul kıymetten dikkati çekecek derecede büyük miktarlarda alış yapmak ve/veya piyasaya o kıymetle ilgili olarak büyük alış emirleri girmek anlamına gelmektedir.

Capping: bu işlem, manipüle edilmek istenen menkul kıymetin piyasa fiyatını belli bir seviyenin altında tutmak için o menkul kıymetten dikkati çekecek derecede büyük miktarlarda satış yapmak ya da sisteme (cari piyasa fiyatının üzerindeki bir fiyattan verilip) gerçekleşmeden pasifte bekleyen büyük miktarlı satış emirleri girmek anlamına gelmektedir.

Parking: Üç şekilde tanımlanabilmektedir.

Fiyatın manipülasyonu ile ilgili olarak Parking;

Hisse senetlerini piyasadan uzak tutarak fiyatın düşmesinin önüne geçmek anlamına gelmektedir. Kendisinin veya müşterilerinin hesaplarında bulunan hisse senetlerini elinde tutamayacak duruma gelen bir broker’ın bu hisse senetlerini takas tarihinden önce geri alacağı şeklinde bir anlaşmayla başka bir broker ya da müşteriye satmasıdır.

Net Sermaye ile ilgili olarak Parking;

Sıklıkla bir broker’ın net sermaye pozisyonunu iyileştirmek maksadıyla yapılmaktadır. Menkul kıymetler bir başka broker’a satış adı altında verilmekte ve sonra tekrar geri satın alınmaktadır.

Aracılık yüklenimi ile ilgili olarak Parking;

Bir yüklenicinin dağıtımı tamamlayamayarak aracılık yüklenimini yerine getiremediği durumda, sıklıkla broker’ın bu menkul kıymetleri kendi müşterilerinin hesabında bekletmesi ve daha sonra bu hisse senetlerinin piyasaya satılarak bu hesaplardan çıkartılması şeklinde gerçekleştirilmektedir.

Scalping; yatırım danışmanı benzeri bir pozisyonu olan kişinin o menkul kıymeti başkalarına tavsiye etmeden önce kendisinin satın alması, ardından kendi tavsiyesini takiben artan piyasa fiyatından yararlanarak karlı bir şekilde bu hisseleri satmasıdır.

Cross Trades; bir broker’ın aynı menkul kıymetle ilgili emirleri tutarak, hem alım hem de satım emirlerini aynı anda gerçekleştirdiği işlemlerdir. Büyük miktarlı blok emirlerin sıklıkla çapraza düşmesi durumunda bu çaprazlaşma manipülatif nitelikte ve fiyat hareketlerini etkilemek ya da hacim oluşturmak maksadıyla gerçekleştirilmiş olabilir.

Flips; bir ofisin müşterilerine bir hisse senedini satmasını önerdiği sırada diğer ofisin müşterileri için bu kıymetleri satın almasıyla gerçekleşmektedir. Bu durumda senetler bir ofisteki müşterilerden diğer bir ofisteki müşterilere geçmektedir. Firma alış ve satış fiyatları arasındaki “spread”den; broker’lar da komisyonlardan kazanç sağlamaktadır.

“flips” faaliyeti Türk Sermaye Piyasası Mevzuatında Sermaye Piyasası Kurulu’nun Seri:V, No:46 sayılı “Aracılık Faaliyetleri ve Aracı Kuruluşlara İlişkin Esaslar Hakkında Tebliği” kapsamında yasaklanmış bulunmaktadır.

Free Riding; hisse senetlerini, onlar için bir ödeme yapma niyeti olmadan veya sadece takas tarihinde fiyat yükselirse ödemek niyetiyle satın almayı ve böylece bu senetlerin alış fiyatından daha yukarıda bir fiyata satılarak satıştan edinilenlerle alım yükümlülüğünün karşılanmasını ifade etmektedir.

Front Running; bir menkul kıymette blok halinde yapılacak olan bir işlemi önceden öğrenerek, kamuya açıklanmamış bu bilgiyi kullanıp kar sağlamak anlamına gelmektedir. Bu bağlamda fiil “içeriden öğrenenlerin ticareti” suçuna da yaklaşmaktadır.

Overhang on a market: gerçekleşmeyerek piyasada “asılı kalan”, bekleyen emirler fiyat üzerinde düşüş yönünde bir baskı oluşmasına sebep olabilir. İşlem yapan diğer kişileri ya da borsa spesiyalistlerini büyük miktardaki hisse senedini limit bir fiyattan satmaya maruz bırakmak, diğerlerinin o malı satın almaktan kaçınmalarına sebep olur. Çünkü fiyatta küçük bir artışın olduğu her seferde o büyük hisse blokunun kalan kısmının satılması fiyatı aşağıya sürecektir ve daha yüksek fiyattan satın alan kişinin zarara uğramasına sebep olacaktır. Bu sebeple, piyasada bekleyen bu kıymetlere ilişkin emirler iptal edilene ya da gerçekleşene kadar piyasa fiyatı aşağıda kalacaktır.

“Uykudaki” bir halka açık şirketin halka açılmamış bir ihraççıyla birleşmeye gitmesinin manipülatif maksatla kullanılması: (merger of dormant public shell company with non-public issuer); bu yöntemde, hisse senetleri daha önce halka arz edilmiş olmakla birlikte iflas durumunda ya da “uykuda” olan -yani çok az işlem gören- bir şirketin bulunarak piyasaya sokulmak istenen belli bir varlığa sahip asıl şirketle birleştirilmesi, “uykudaki” şirketin hisse senetleri daha önce halka arz edilmiş ve tescil edilmiş olduğundan, destekçilerin ve içeridekilerin tescil muafiyetini kötüye kullanarak hisse senetlerini tekrar tescil ettirmeden aktif bir piyasa yaratmak istemeleri söz konusudur. Bazen menkul kıymetler yasalarla çatışmamak için tescil edilse de paranın kazanıldığı manipülatif aşama devam etmektedir.

Türk Sermaye Piyasası Mevzuatına göre şirket birleşmeleriyle ilgili olarak, taraflardan birinin halka açık olması halindeki birleşmeler çerçevesindeki hisse senedi ihraçlarında da kayda alınma için Sermaye Piyasası Kurulu’na başvurulması gerekmektedir.

Yukarıda bahsedilen yöntemler ülkemizde “piyasa dilinde” şu şekillerde adlandırılmaktadır.

Keriz Silkeleme: Özellikle piyasa değeri düşük olan hisse senetlerinde gerçekleştirilmektedir. İlgili hisse senedi alım gücü yüksek olan bir ya da birkaç kişi tarafından yavaş yavaş satın alınmaya başlanmakta, piyasadaki hisse senetlerinin sayısı azaldıkça değerleri de yükselmektedir. Yükselişi gören diğer küçük yatırımcılar da bu hisse senedini almaya yönelmekte, manipülatör fiyatı istediği yere çekmeyi başardığında elindeki “malları” bir anda boşaltmakta ve “kağıt dibe vurmaktadır”.

Burada arzı daraltmaya ilişkin klasik “cornering” yönteminden bahsedilmektedir. Manipülatörün bu yöntemi “yalan haber yayma” gibi yöntemlerle birleştirmesi ya da hisse senedinin fiyatını gerçekte örneğin 7,000 TL’ye çekmeyi düşündüğü halde piyasaya 10,000 TL’ye çıkartmayı düşündüğü gibi bir haberi yayarak henüz bu harekete dahil olmamış diğer küçük yatırımcıları da “kağıttan çıkma”ya daha çok zaman olduğu ve kazanç imkanının sürdüğüne inandırarak hareketin içine çekmeye çalışması mümkündür.

Doldur Boşalt: Yukarıda bahsedilen “keriz silkeleme” yönteminin kısa vadeli şeklidir. Gelen taleplerle bir anda fiyat artar, ardından aniden gelen satışlarla fiyat dibe vurur.

Yalan Haber Yayma: Herkesin “tüyoya” aç olduğu bu piyasada özellikle “büyük spekülatörler”in söyledikleri herkesin dikkatini çekmektedir. Bu yöntemin uygulanmasında dergilerden de yararlanılabilmektedir. Sermaye Piyasası Kurulu’nun belli hisse senetlerinde alım yaptıktan sonra haftalık bir dergide bu senetlerle ilgili asılsız yorum, haber ve piyasa söylentileri yazan, bu yazının ardından satış işlemleri gerçekleştirerek hazırlanıp yayınlanmasında önemli ölçüde sorumluluk ve pay sahibi oldukları yanlış ve kaynağı olmayan haber ve yorumlardan menfaat sağlama saiki ile işlem yaptıkları belirlenen ilgili derginin Yazı İşleri Müdürü ve Borsa Editörünün bu faaliyetlerinin Sermaye Piyasası Kanunu’nun 47/A-3 maddesi kapsamında incelenmesi neticesinde bir suç duyurusu bulunmaktadır. Burada bahsedilen vaka aynı zamanda “scalping” tabir edilen metot kapsamında da düşünülebilmektedir.

Yabancılar Geliyor Söylentisi: Bu söylenti küçük yatırımcıları “ateşleyecek”, kolayca aldanmalarına sebep olacaktır.

Kol Kesme: Bu yöntem aracı kurumların birbirlerine komplosu şeklinde gerçekleşmektedir. Bu defa “canı yanan” taraf küçük yatırımcı değil, aracı kurumdur. Açığa satış yapan kurumun gün içinde mecburen alım yapacağını düşünen bir diğer aracı kurum fiyatı alımlarıyla bilerek yükseltmekte, açığa satış yapan taraf ise düşmeyen ve hatta yükselen hisse senedini mecburen yüksek fiyattan satın almaktadır. Silahın ters teptiği bu durumda açığa satan aracı kurum bir nevi “kendi kazdığı kuyuya kendisi düşmektedir”.

Çıtır Yapma: Gün içerisinde al sat yaparak kazanç elde etmeye çalışmak, piyasada “çıtır yapmak” olarak tabir edilmektedir.

III.1.2. Manipülasyonun amaçlarına göre sınıflandırılması:

Manipülatif hareketin temel amacı gerçekleştirilen işlemler sonucunda para kazanmaktır. Bu genel amaca ulaşabilmedeki yan amaçlar arasında şunlar sayılabilir:

bir menkul kıymetin veya türev sözleşmenin fiyatını veya değerini etkilemek

(Böylece manipülatör daha düşük fiyattan alım, daha yüksek fiyattan satım yapma, birleşme, devralma gibi işlemleri ve diğer büyük çaplı işlemleri etkileyebilme imkanına kavuşacaktır),

bir endekste yer alan menkul kıymetin fiyatını etkilemek (bu şekilde endeksi manipüle edebilecektir),

halka arzlarda onay fiyatını etkilemek,

şirketlerin birleşmesiyle ilgili olarak fiyat/çevrim oranını etkilemek,

take-over teklifleri ile ilgili olarak bir menkul kıymetin fiyatını etkilemek,

diğer şahısları alım satım yapmaya yöneltmek,

kurumsal yatırımcıların hesaplarını ve bilançosunu etkilemek,

kreditörler tarafından yapılmaya zorlanılan satışların limitini etkilemek,

finansal tavsiyeleri veya yatırım kararlarıyla ilgili izlenimleri etkilemek.

III.1.3. Manipülasyonun katılımcılara göre sınıflandırılması:

menkul kıymetleri ihraç eden kişiler, ihraççılar

piyasa katılımcıları

piyasa aracıları

yukarıdakilerin herhangi bir bileşimi

IV. MANİPÜLASYONUN ARAŞTIRILMASI VE ORTAYA ÇIKARILMASI FAALİYETLERİ

IV.1. Manipülasyonu Ortaya Çıkarmada Yararlanılan Yöntemler

A. Piyasa Gözetimi:

Gözetimin amacı piyasadaki işlemleri takip etmek ve hatalı bir oluşum durumunda engellemeye yönelik faaliyetlerde bulunabilmektir.

Piyasa gözetimi faaliyeti adı altında şirketlerin ortaklık yapısına ve kontrolünü elinde bulunduran kişilere ilişkin bilgilerin dosyalanması ve gözetim sistemleri yer almaktadır.

Şirketlerin ortaklık yapısına ve kontrolünü elinde bulunduran kişilere ilişkin bilgilerin edinilmesi ve saklanması kimlerin hisse senedini manipüle edecek durumda olduğunun ve manipülasyondan kimlerin dikkat çekecek düzeyde kar elde edebileceğinin bulunmasında yardımcı olması sebebiyle önem arz etmektedir.

Gözetim sistemleri ise borsaların dürüst ve düzenli piyasalar olarak faaliyet gösterebilmelerini sağlamak amacıyla gerçekleşen işlemlerin izlenmesini, piyasanın genelinden sapma gösteren ve halihazırdaki bilgiler ve piyasa göstergeleriyle açıklanamayacak gelişmelerin, bunun yanısıra işlem yapan kişilerin pozisyonları ve piyasa katılımcılarının potansiyel birlikte hareketlerinin tespiti ve raporlanması amaçlarına yöneliktir. Gözetim sistemlerinin piyasadaki değişmeler ve teknolojik gelişmelere ayak uyduracak şekilde dizayn edilmesi gereklidir. Bilgiye erişmede en avantajlı pozisyonda olmaları sebebiyle borsalar önemli bir gözetim fonksiyonu görebilmektedir.

İnternet ve Genel Olarak Medyanın Gözetimi

Kamuya ulaştırılan bilgilerin gözetimi medyayı da (gazeteler, dergiler, TV, şirket haberlerine ilişkin diğer yayınlar, analistlerin araştırma raporları vs.) içermelidir. İncelenecek bilgiler bir kıymetin fiyatını etkileyebilecek nitelikteki “tout-tüyo” tabir edilen övücü yazıların yanısıra yalan, yanlış, yanıltıcı bilgiler de olabilir. Buna ek olarak, özellikle menkul kıymetler açısından bakıldığında internet, aynı anda çok büyük bir kitleye ulaşabilme özelliği sebebiyle özel bir ilgi ve gözetim yeteneği gerektirmektedir. İnternette bilgilerin yayılma ve değişme hızı düzenleyicilerin olayın kaynağını ortaya çıkarmasını ve kanıtları muhafaza etmesini güçleştirmektedir.

VI.2. Manipülasyonu Kanıtlamak İçin Gerekli Bilgilerin Toplanması ve Muhafazası

Borsalar, aracı kurumlar ve diğer sermaye piyasası kuruluşları tarafından tutulan kayıtlar

Manipülatif faaliyetlerle ilgili olarak aşağıda sayılan tipteki kanıtların incelenmesi, dikkate alınması gerekmektedir:

· manipüle edilmek istenen menkul kıymetin, türev ürün ya da türev ürünle ilişkili kıymetin işlem kayıtları, alış satış ordinoları, konfirmasyonlar, aylık hesap durumu belgeleri, nakit ve hisse senedi transferleri ve diğer ilgili dökümanlar,

· bunlara ek olarak takas organizasyonlarından ve merkez emanetçilerden alınabilecek datalar (menkul kıymetlerle ya da türev ürünlerle ilgili pozisyon sahiplerinin ve yarar sahiplerinin belirlenmesi, gerçekleştirilen emirlerin hangi müşterilerin yararına yapıldığının tespiti açısından önemlidir),

· eğer ulaşılabiliyorsa, potansiyel olarak manipülatif faaliyete dahil olmuş olabilecek olan kişilerin telefon kayıtları.

İnternetin dahil olduğu vakalarda araştırmacının ISP’lere (İnternet Service Provider) veya e-mail yollayıcıları ve alıcılarıyla ilgili web sayfalarının “author”larına da başvurma ihtiyacı olabilir.

Şüphelenilen işlemlere ilişkin olarak borsaların tuttuğu kayıtlar da önemli bir bilgi kaynağıdır. Eğer alınabiliyorsa Self-Regulatory Organisations-SRO’ların (kendi içlerinde düzenlemeleri olan kuruluşların) verileri de yararlı olacaktır. Bu datalardan, aşağıdaki raporlara ve analizlere de ulaşılabilmektedir:

piyasa yapıcının fiyat hareketlerine ilişkin rapor (kotasyondaki değişmeleri, geniş “spread”leri, yapılan kapanışları, diğer piyasa yapıcıları yönlendiren piyasa yapıcısı ve sık yapılan kapanış kotalarını görmek için),

yüksek fiyattan alış, düşük fiyattan satış teklifleri,

raporlanan toplam işlem hacmini ve her piyasa yapıcı tarafından raporlanan işlem hacimlerini gösteren raporlar (günlük, haftalık veya üç aylık dönemlerde),

etkilenen her işlemi, işlemin “inside quote” ile (örneğin; en yüksek alış, en düşük satış) gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini belirlemek üzere karşılaştırılan raporlar,

hisse senedi izleme raporları,

“Marking the close” alarmları (eğer bir menkul kıymetin kapanış fiyatı belli bir zaman periyodu için belirlenmiş parametrelerin dışında oluşursa alarm verecek sistem).

Türev ürünlere ilişkin incelemelerde bunlara ek olarak sözleşmelerin fiyatlandırılması, gerçekleşen işlemlerle ilgili bilgiler (işlem tarihi, miktar, vade, taraflar, fiyat gibi), piyasa üyelerinin ve eğer pozisyonları belli bir seviyenin üstündeyse piyasa katılımcılarının pozisyonlarına ilişkin bilgiler, ilk müşteriye varana dek her pozisyon alanın kimliği, pozisyonun büyüklüğü vb. nin yanısıra, ulaşılabilir olduğu takdirde OTC pozisyon bilgileri ve işlem bilgileri de istenebilmektedir.

Banka Kayıtları

Bu kayıtlar manipülatif faaliyete katılanlar arasında başka bir şekilde fark edilemeyecek borç-alacak, kar paylaşımı gibi ilişkileri, rüşvetleri ve karşılıklı finansman olaylarını açığa çıkarabilir. Banka kayıtları aynı zamanda manipülasyonun sonraki safhalarının izini sürmekte, dondurma ve durdurma gibi işlemlerde kolaylık sağlamaktadır.

Telefon Kayıtları

Hesap sahipleri-yarar sahipleri; aracılar-müşterileri arasındaki telefon kayıtlarının ele geçirilmesi de başka şekillerde ortaya çıkarılamayacak “manipülasyon amaçlı birlikte hareketin” ortaya konulmasında önemlidir.

IV.3. Edinilen Bilgi ve Belgeler Kapsamında Araştırmaların Yapılması:

Manipülasyonun Varlığının Kanıtlanması

Manipülasyon suçunun unsurları ve yararlanılan kanıtlar farklı yargı bölgelerinde farklılıklar göstermektedir. Piyasaların düzenli olmasını sağlamak ve manipülasyon karşıtı yasalar ile manipülasyonu önlemek durumunda olan borsaların bir kısmının araştırma yapma ve kuralları ihlal eden üyelere disiplin müeyyideleri uygulama imkanları da vardır.

Manipülasyonun ortaya çıkarılmasında izlenebilecek aşamalar aşağıda anlatılmaktadır:

“Yapay Fiyat”ın veya “Fiyata Etki”nin Araştırılması

Eğer bir menkul kıymetin fiyatı, işlem miktarı veya her ikisi birden aniden artış gösterirse, bu durumda manipülatif aktiviteden şüphelenilecek ve araştırmacının menkul kıymetin piyasasına ve fiyatına ilişkin birtakım analizler yapması ve bu değişimlerin sebebini bulması gerekecektir.

Bu aşamada araştırmacı öncelikle, söz konusu menkul kıymetin yeni ihraç edilmiş ya da uzun zamandır işlem görmekte olan bir menkul kıymet mi olduğunu belirlemeli, eğer daha önceden halka arzedilmiş bir menkul kıymet söz konusuysa ilgili kıymetin daha önceki fiyat ve miktar hareketlerini de incelemeli ve yaşanan hareketlerin söz konusu hisse senedi için normal sayılıp sayılmayacağını ortaya koymalıdır.

Fiyatla ilgili incelemenin bir diğer ayağı ise, fiyatın en yüksek seviyesindeyken kaç olduğu ve bu fiyat seviyesiyle ilgili mantıklı bir açıklamanın olup olmadığıdır. Eğer hareketin incelendiği dönemde şirkete ilişkin olumlu açıklamalar yapıldıysa fiyat hareketinin bununla ilişkili olup olmadığı anlaşılmaya çalışılacaktır. Eğer fiyat ve miktar hareketlerinin yaşandığı dönemde bu tip bir açıklamaya rastlanmıyorsa, bu kez de şirketle ilgili tüm haberlerin kamuya açıklanıp açıklanmadığı yönünde bir araştırma yapılacak ve bu yönde de bir bulguya rastlanmıyorsa, hisse senedindeki fiyat ve miktar hareketlerinin piyasada yoğun işlemleri olan yatırımcıların piyasaya giriş çıkış ve alış satışlarıyla ne derece ilintili olduğu bulunmaya çalışılacaktır. Araştırmacı bu sırada piyasanın ve incelenen şirketin ait olduğu sektörün genelinde yaşanan gelişmeleri de gözden kaçırmamalıdır. Yaşanan fiyat değişikliklerinin yapay olduğu ortaya konulmak istendiğinde ise eğer manipülasyon yaptığından şüphelenilen kişinin işlemleri olmasaydı fiyatın ne yönde olacağını belirleme yönünde bir çalışma yapılması gerekecektir.

Türev ürünlerle ilgili araştırmalarda da benzer bir prosedür izlenmekte olup bu kez türev ürünlerde karşılıklı pozisyonların kimlerin elinde olduğu ve talep ve teslimatla ilgili faktörlerin de dikkate alınması gerekecektir.

Arz ve Talep Yasalarındaki Muhtemel Tahrifatın Araştırılması

Bu aşamada öncelikle potansiyel manipülatörün piyasa fiyatını ve işlem hacmini etkileme gücü olup olmadığı belirlenmelidir.

Bu güç aşağıda sayılan faktörlerden kaynaklanabilir:

manipülatörün bir menkul kıymetin, türev sözleşmenin bağlı olduğu varlığın arzını kontrol edebilmesinden,

türev ürünlerdeki pozisyonlarının büyüklüğünden,

veya basitçe piyasaya ulaşabilme gücünden (direkt olabileceği gibi internet ya da başka aracılar yoluyla da olabilmektedir).

Bu maddeleri ayrıntılı olarak inceleyecek olursak;

Arzın kontrol edildiğinin kanıtlanması:

Bu durumu ortaya koymak için arz miktarını, bu miktarın ne kadarının işlem gördüğünü veya görebilir nitelikte olduğunu veya o menkul kıymetin ya da türev ürünle ilgili varlığın piyasa katılımcılarına ne oranlarda dağıldığını tespit etmek gereklidir. Örneğin bir kıymetin likiditesi azaldıkça, kişilerin arzını kontrol etmeleri kolaylaşacak ve bunun için de ihraç edilmiş olan sermayesinin çok büyük bir kısmına sahip olmaları gerekmeyecektir. Bir menkul kıymet ya da varlık ile ilgili olarak arzı kimin kontrol ettiğini belirlemek için işlem kayıtlarını incelemek ve “nominee” (kullanılan, kontrol edilen, aracı) hesaplardaki isimlerin arkasında kimin olduğunu araştırmak gerekecektir.

Manipülasyon vakaları halka açıklık oranının ve dolaşımdaki senetlerin miktarının yüksek olduğu, fakat manipülasyon şüphelisinin dolaşımdaki bu senetlerin halka akışını sınırlamak maksadıyla birtakım işlemler yaptığı ve piyasadaki bu senetleri gerçekte belli bir gruba ya da gruplara dağıttığı durumlarda da söz konusu olabilir.

Menkul kıymetlerle ilgili olarak arzın kontrol edildiğinin gösterilmesi;

Manipülatörlerin bir hisse senedinin arzını kontrol etmede kullandıkları yöntemler aşağıda kısaca anlatılmaktadır:

· sıklıkla kullanılan yöntem manipülatörün “uykudaki” bir şirketi (“public shell” veya “dormant company”) ele geçirmesi ve bunu kontrolleri altındaki bir başka şirketle birleştirmesidir.

· manipülatör halka açık bir şirketin kontrolünü daha birincil halka arzlarda (IPO, Initial Public Offering) da eline geçirebilir. Piyasayı yönetme, kontrol etme ve o kıymeti desteklemek için gerekli materyallerin kullanılması sayesinde, piyasa yapıcı ve destekçi menkul kıymetin fiyatını manipüle edebilecek duruma gelir.

· Eğer manipülasyon ihraççının yönetimi tarafından gerçekleştiriliyorsa, ya da manipülatör yönetimle çok yakın bir şekilde çalışıyorsa, manipülatörler yönetimin büyük oranlardaki hisse senedini kendilerine ve kullandıkları hesaplara ihraç etmesine sebep olabilirler. Bu şekilde tescilden kaçınılarak tescil muafiyeti de kötüye kullanılır. İhraç edilen hisse senetlerini almak için gereken fonların sıklıkla manipülatör tarafından sağlandığı “nominee” hesap sahiplerinin çoğu manipülatif bir faaliyete katıldıklarını bilmemekte, aksine manipülatörün kendilerine çok önemli bir fırsat sağladıklarını düşünerek o satmalarını söyleyene dek bu senetleri ellerinde tutmaya razı olmaktadırlar.

Türev ürünlerle ilgili olarak arzın kontrol edildiğinin gösterilmesi;

Türev piyasaları da içeren bir corner’ın olması durumunda bir varlığın arzının veya nakit piyasasının kontrolünü ele geçiren piyasa katılımcısı ya da katılımcıları tuttukları bu pozisyonları, aldıkları short pozisyonlardan kaynaklanan yükümlülüklerini ifa etmeleri gereken diğer yatırımcıların pozisyonlarını kendilerinin dikte ettikleri yapay fiyatlardan kapatmalarına sebep olmada kullanacaklardır.

Varlıkla ilgili arzın kontrol edildiğini göstermek için, araştırmacının manipülasyon şüphelisi tarafından elde tutulan ya da kontrol edilen varlık arzını belirlemeye de; manipülatör tarafından borsalarda ve OTC piyasalarda direkt ya da indirekt olarak tutulan uzun pozisyonları araştırmak kadar ihtiyacı vardır.

Bunların yanısıra bir katılımcı bir türev sözleşmenin ya da bağlı olduğu varlığın fiyatını, arzını kontrol etmeden, o varlıkla ilgili doğal bir kıtlıktan kaynaklanan piyasa sıkışıklığını şiddetlendirerek de potansiyel olarak manipüle edebilir. Böyle bir squeeze’de (sıkıştırmada) manipülatörün türev piyasadaki “long pozisyonunu” yükselterek fiyatları etkileyebilmesi söz konusudur. Short pozisyonda olanlar teslim dönemine girdikleri ve teslimatı bekleyen long pozisyondakilerin taleplerini karşılamaya yetecek kadar yeterli arz olmadığını fark ettikleri zaman, türev sözleşmelerin ve/veya varlıkların fiyatlarını, arzı normal ticari kanallardan teslim noktalarına çekebilmek için ekonomik açıdan uygulanabilir buldukları noktaya kadar fiyat tekliflerini arttıracaklardır (Bid up the price).

Arz ve talebi kontrol etmeksizin piyasa fiyatını kontrol edebilme gücünün olduğunun kanıtlanması:

Bazı olaylarda manipülatör bir menkul kıymetin veya bir türev sözleşmenin dayandığı varlığın arzını kontrol etmediği halde şirkete ilişkin olarak yalan haber yayarak piyasayı manipüle etmeyi deneyebilir. Bu amaca yönelik açıklamalar, basın bildirileri veya başka aracılardan yararlanarak yapılabilmektedir. İnternet ise çok sayıdaki potansiyel yatırımcıya ulaşmanın çabuk, ucuz ve etkili bir yolu olması sebebiyle, gittikçe araştırmacıların üzerinde daha çok durması gereken bir faktör haline gelmektedir.

İnternet anonim olarak, kendini deşifre etmeden piyasayı manipüle etmek ve bilgi yaymak isteyen kişiler için büyük fırsatlar yaratmaktadır. Bu amaçla şirket sahipleri vb. tarafından yalan finansal bilgilerin veya şirketin ürünlerine ilişkin yalan açıklamaların yer aldığı bir “web page” oluşturulabilir. Daha sonra da, şirkete müşteri bulmak için internet’ten bulunan e-mail adreslerini kullanılabilir. Web’deki yatırımlara ayrılmış tartışma sitelerinden de yararlanılabilir. Menkul kıymetlere ilişkin tavsiyelerin yapıldığı yayınların internette yayımlanması durumunda da yayıncılarına manipülatörler tarafından manipüle edilmek istenen sermaye piyasası aracının övülmesi, reklamının yapılması için para ödenebilmektedir.

Bu şekilde, ihraççıyla bağlantısı olmayan bir kişi de hisseden büyük miktarda satın alıp internetteki yatırım sitelerini o kıymetle ilgili yalan haber yaymak için kullanarak manipülatif faaliyette bulunabilmektedir.

Niyetin / Kastın Ortaya Konulması:

Manipülatif hareketin ortaya konması için niyetin kanıtlanması gereği yargı bölgelerinin tamamında bulunmamaktadır. Niyetin manipülasyonu kanıtlamak için gerekli bir unsur olması durumunda, bazı yargı bölgeleri öncelikle incelenen hareketin dolandırıcılık niyetiyle mi, yoksa yanlış yönlendirme niyetiyle mi yapıldığına odaklanmakta, bazı yargı bölgelerinde ise yapay fiyat oluşturma niyetine ilişkin kanıtların bulunması istenmektedir.

dolandırıcılık niyeti/yanıltma niyeti: bu niyet, tek belirten olmamakla birlikte, manipülatif harekete işaret eden önemli bir husustur.

yapay fiyatlar oluşturma niyeti: tek başına bu unsur dahi dolandırıcılık ya da aldatmaca olmasa bile manipülatif olarak kabul edilebilmektedir. Türev ürünlere ilişkin işlemlerde niyeti ortaya koymak için piyasa katılımcısının basitçe, mevcut piyasa koşullarında elinde tuttuğu avantajlı pozisyondan yarar sağlamasının söz konusu olmadığını, örneğin, piyasadaki arzı kasıtlı olarak daralttığını veya long pozisyonunu yükselterek arz daralmasını şiddetlendirdiğini gösterebilmek önemlidir.

Manipülatörün Davranışının Ekonomik Olmadığının Gösterilmesi:

Burada yapılması gereken, manipülasyon şüphelisinin işlemlerini yasal amaçlar doğrultusunda gerçekleştirmediğinin ortaya konulmasıdır. Bu amaçla, verilen fiyat tekliflerinin diğer yatırımcılarınkinden farklı olup olmadığı, onları yönlendirip yönlendirmediği, yatırımcının piyasada farklı fiyatların oluşmasına sebep olan kendi emirlerini destekleyici, bu hareketi sürdürücü emirler verip vermediği, portföyün ne kadarının bu kıymetten oluştuğu, bu oran çok büyükse bunu açıklayacak rasyonel bir sebebin olup olmadığı gibi hususlar incelenmelidir.

Bir Menkul Kıymetin Piyasa Fiyatını Etkilemek veya Bir Menkul Kıymette Aktif Olarak İşlem Yapıldığı Görüntüsünü Yaratma Motivi (nin olduğunun) nin Gösterilmesi:

Manipülasyonda genel saik manipüle edilen kıymetlerin satışından para kazanmaktır. Bu motivasyonu ortaya koymak için araştırmacı manipülatör ve birlikte hareket ettiği hesaplar tarafından daha sonra şişirilmiş fiyatlardan satılmak üzere büyük bir blok halinde bir kıymetten ya da opsiyon pozisyonundan satın alındığını gösterebilir. Belli yargı bölgelerinde, ihracın fiyatlanacağı piyasa fiyatı manipüle edilerek halka arz safhasında da manipülatif kazanç sağlanmaktadır. Türev ürünler açısından bakıldığında motiv her zaman manipülasyonun önemli bir unsuru olmamasına rağmen, manipülatörün bir fiyat hareketinden yarar getirebilecek büyük bir türev ürün ya da cash (nakit) pozisyonu olabilmektedir.

Bir diğer muhtemel motivasyon birbirleriyle bir anlaşmadan diğerine birlikte çalışan kişilerden birinin bir manipülasyonda yaptığı yardıma karşılık, bir başka manipülasyonda daha önceden yardım ettiği kişinin katılımını sağlamaya çalışmasıdır. Bunun yanısıra bir portföyde ya da fonda yer alan varlıkların değerinin şişirilmesi de bir motivdir. Müşterilere yüksek baskılı satış teknikleri ve satış senaryoları kullanarak manipüle edilmek istenen kıymeti almaya yöneltmeye çalışmaları için verilen rüşvetler de bu görevi üstlenecek broker’lar için motivasyon niteliğindedir.

VI. MANİPÜLASYONU ÖNLEMEYE YÖNELİK DÜZENLEMELER

Sermaye Piyasası Kanunu’nun konusu ve amacı aynı isimli 1. Maddesinde tasarrufların menkul kıymetlere yatırılarak halkın iktisadi kalkınmaya etkin ve yaygın bir şekilde katılmasını sağlamak amacıyla; sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışmasını, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunmasını düzenlemek ve denetlemek olarak tanımlanmaktadır.

Bu kapsamda, Türkiye’de sermaye piyasalarının dürüst, açık ve düzenli bir şekilde faaliyet göstermesini engelleyerek yatırımcıların piyasaya olan güveninin zedelenmesine sebep olan manipülatif faaliyetleri ve bilgi asimetrilerini önlemek kapsamında değerlendirilebilecek düzenlemeler aşağıda özetlenmektedir:

2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununda belirtilen hususlar:

· ihraç ve halka arz edilecek sermaye piyasası araçlarının kurula kaydettirilmesinin zorunluluğu, Kurulun kayıt başvurusunda açıklamaların yeterli olmadığı veya gerçeği dürüstçe yansıtmayarak halkın istismarına yol açacağı düşünülüyorsa kayda almaktan imtina edilebilmesi,

· halka arza ilişkin olarak yayımlanacak sirküler ve ilanların esaslarının ve izahnamede yer alması gerekli bilgilerin Kurul tarafından belirlenmesi,

· ilan ve açıklamaların gerçeğe uymayan, abartılı, yanıltıcı bilgileri içerememesi, Kurulun yanıltıcı nitelikte gördüğü reklamları yasaklayabilmesi,

· izahname ve sirkülerde yer alan bilgilerin gerçeği yansıtması zorunluluğu, ihraççı ve aracıların bu kapsamdaki sorumlulukları,

· Kurul’un halka arzlarda küçük tasarruf sahibinin haklarının koruyucu tedbirlerin alınmasını isteyebilmesi ve öncelikle satın almalarını sağlayacak düzenlemeler yapabilmesi,

· Halka arz yoluyla yapılan satışların sonuçlarının Kurula bildirilmesi zorunluluğu,

· Izahname ile halka açıklanan konulardaki değişikliklerin Kurula bildirilmesi zorunluluğu,

· Yeni pay alma hakkını kısıtlama yetkisinin pay sahipleri arasında eşitsizliğe yol açacak biçimde kullanılması yasağı,

· Yönetim kontrolünün el değiştirmesine yol açacak oranda vekalet toplayan ya da pay iktisap edenlerin diğer payları satın alma yükümlülüğü ve azınlıktki ortakların da kontrolü ele geçiren kişi veya gruba paylarını satma hakkına ilişkin düzenlemelerin Kurul tarafından yapılması,

· Sermaye piyasası araçlarının ödünç alma ve verme işlemleri ile açığa satış işlemlerine ilişkin ilke ve esasların Kurulca belirlenmesi, Hazine Müsteşarlığı ile TCMB’nin görüşü alınmak suretiyle kredili işlemlerle ilgili düzenlemelerin yapılması,

· Kamuya açıklanması gereken mali tabloların gerçeğe uygun bir biçimde hazırlanıp Kurula gönderilmesine ve kamuya duyurulmasına ilişkin hükümler,

· Kamuyu aydınlatma babında bilgi verme yükümlülüğüne ilişkin düzenlemeler,

· Kurulun sermaye piyasasında medya ve elektronik ortam da dahil olmak üzere yatırım tavsiyelerinde bulunacak kişi ve kuruluşların uyacakları ilke ve esasları belirlemesi,

· Bakanlıkların, resmi ve özel kuruluşların Kurul ile işbirliği yapması gereği,

· Piyasa üyesi aracı kuruluşların manipülatif faaliyetlerde bulunmasına ilişkin olarak getirilen çeşitli yasaklar, Kurulun aracı kuruluşlar ve yöneticilerine yönelik yaptırımları.

Kanunda sayılan bu hususların yanısıra İMKB Yönetmelikleri ve Kurul tebliğleriyle de manipülatif faaliyetlere ilişkin hususlarda detaylı düzenlemelerin yapıldığı görülmektedir.

İMKB Yönetmeliklerinde belirtilen hususlar:

· menkul kıymetleri borsa kotuna alınan kuruluşların bilgi verme yükümlülükleri, bu kapsama giren bilgilerin ve özel durumların tanımlanması, bu yükümlülüğün ilgili kişilerce yerine getirilmemesi durumunda kottan çıkarmaya dek varabilen yaptırımlar (Menkul Kıymetler Borsalarının Kuruluş ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik, İMKB Kotasyon Yönetmeliği),

· üyelerin Borsa tarafından istenen her türlü belge, defter, kaydı usulüne göre tutması, incelenmesine müsaade etmesi ve bilgi verme zorunluluğu ve uyulmamasının yaptırımları (Menkul Kıymetler Borsalarının Kuruluş ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik, İMKB Yönetmeliği)

· üyelere uygulanabilecek disiplin cezaları ve müeyyideler (İMKB Yönetmeliği),

· yapay fiyat/piyasa kapsamında değerlendirilen faaliyetlerin varlığı halinde emir ve işlemlerin iptal edilebilmesi, bu kapsamda değerlendirilen faaliyetler (İMKB Yönetmeliği)

· sağlıklı bir piyasa teşekkül etmesini önleyecek şekilde anormal fiyat ve/veya miktarda alım satım emirlerinin borsaya intikal ettirilmesi, bir menkul kıymete ya da ihraççıya ilişkin yatırımcıların kararlarına etki edebilecek nitelikte ve yatırımcıların öğrenmesi gereken bilgiler olduğunun ve/veya açıklama yapılacağının öğrenilmesi hallerinde bir menkul kıymete ait işlemlerin geçici olarak durdurulması (İMKB Yönetmeliği, İMKB Hisse Senetleri Piyasası Yönetmeliği),

· olağandışı menfi gelişmelerin meydana gelmesi halinde borsanın geçici olarak kapatılması (Menkul Kıymetler Borsalarının Kuruluş ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik, İMKB Yönetmeliği)

· depozito şartı,

· borsa üyelerine ve temsilcilerine uygulanacak müeyyideler ve disiplin cezalarının türleri (İMKB Yönetmeliği)

c) Tebliğlerde belirtilen hususlar:

· menkul kıymetleri halka arz edilmiş anonim şirketlerle menkul kıymet alım satımıyla uğraşan kuruluşların ilan ve reklamlarının abartılmış, hissi, gerçeğe uymayan, yanıltıcı, istismar edici nitelikte olma yasağı, ilan ve reklamların izahname ve sirkülerler dışındaki bilgileri taşımaması ve halkı yanlış yönlendirmemesi, Kurulun bu yasaklara uymayan ilan ve reklamları durdurabilmesi, yasaklayabilmesi ve ilgili kişilerin sorumluluğu,

· kamuya açıklanması gereken özel durumlar, olağandışı fiyat ve miktar hareketlerinde, büyük miktarlı hisse senedi satışlarında, hisse senetlerinde belli oranda pay sahibi olan kişilerinin işlemlerinde açıklama yapma yükümlülüğü,

· doğrulama yükümlülüğü,

· halka arzda işlem yasağı, hisse senetlerinin kurul kaydına alınmasına ilişkin esaslar, halka açıklanan konulardaki değişikliklerin bildirilmesi,

· genel olarak aracı kurumların yükümlülükleri.

Bunlara ek olarak, Hisse Senetleri Piyasası Yönetmeliği’nin Borsa Emirlerine ilişkin 19. Maddesinde Yönetim Kuruluna borsa emirlerine ilişkin düzenleme yapabilme yetkisi verilmiş olup bu çerçevede alınan kararlarla bazı hisse senetlerine ilişkin olarak sisteme emir iletilirken müşteri numarası girme zorunluluğu da getirilebilmektedir. İşlem gören hisse senetleri ile ilgili olarak olağandışı durumların ortaya çıkması, şirketlerin kamunun zamanında, tam ve sürekli olarak aydınlatılması konusunda gerekli özeni göstermemesi, yatırımcıların haklarının korunması ve kamu yararı gereği hisse senetlerinin borsa kotundan ve/veya ilgili pazardan geçici veya sürekli çıkarılması sonucunu doğurabilecek hallerde Gözaltı Pazarı’nda işlem görmeye başlaması da bu kapsamda değerlendirilebilecek düzenlemelerdir.

Menkul kıymetler piyasalarında manipülasyonu önlemede kullanılan ve Türk Sermaye Piyasasındaki genel çerçevesi çizilen bu yasakların yanısıra kullanılmakta olan diğer araçlar aşağıda yer almaktadır:

Açığa Satış İşlemlerine İlişkin Yasaklar

Açığa satış, bir kişinin satış esnasında sahip olmadığı veya elinde olup da alıcıya teslim etmediği bir kıymeti satması olarak tanımlanmaktadır. Açığa satış yapan kişi, işlemin karşı tarafındaki alıcıya bu kıymeti teslim edebilmek için genellikle bu kıymeti bir broker’dan veya kurumsal yatırımcıdan ödünç alacak, daha sonra bu pozisyonunu piyasadan satın aldığı hisseleri borç aldığı kişiye geri vererek kapatacaktır.

Bazı yargı bölgelerinde, açığa satış kuralları satıcıların menkul kıymetlerin fiyatlarındaki düşmelerin hızlanmasına sebep olabilecek şekilde aktivitelerde bulunmalarını, açığa satış yapan kişinin niyetine bakmaksızın engelleyebilmektedir. Buna ek olarak, açığa satışlarla ilgili olarak açıklama yapılması zorunluluğunu (düzenleyici kuruma, piyasaya, ya da her ikisine birden) getiren kurallar da pek çok yargı bölgesinde manipülatif açığa satışları caydırmak veya önlemek için kullanılmaktadır.

Türk Sermaye Piyasası Mevzuatına göre açığa satış emirleri, ilgili hissede en son gerçekleşen işlem fiyatı düzeyinden veya bu düzeyin bir adım üzerindeki fiyatlardan, açığa satış tuşu kullanılarak yapılabilmektedir. Henüz fiyat oluşmamış ise emrin fiyatı, kapanış fiyatının en az bir adım üzerinde olmak zorundadır. Baz fiyatı değiştirilmiş veya serbest marjlı hisselerde henüz işlem gerçekleşmeden açığa satış emri verilememektedir. Tüpraş örneğinde de belirtildiği üzere, belli koşullarda bir hisse senedine ilişkin açığa satış işlemi verilmesinin tamamen engellenmesi de mümkündür.

İhraçlar Sırasında Katılımı Kısıtlayan Kurallar

Menkul kıymetlerin halka arzı piyasa manipülasyonu için özel fırsatlar ve güdüler sunmaktadır. Halka arz süresince manipülatif aktiviteler ihracın fiyatlanacağı piyasa fiyatını yükseltmek veya başarısız bir halka arzdan kaçınmak maksadıyla kullanılabilmektedir.

Halka arzlar sırasında piyasa aktivitesini sınırlayan kurallar, menkul kıymetlerin işlem gördüğü piyasaların bağımsız bir fiyatlama mekanizması olarak bütünlüğünün korunmasına ve halka arzdan kazanç sağlayabilecek yüklenicilerin, ihraççıların, satılan hisselerin sahiplerinin ve o kıymetin halka arz sürecine katılan diğer kişilerin potansiyel manipülatif akitivitelerine karşın önlem alınmasına yöneliktir. Bu düzenlemeler olay gerçekleştikten sonra tespit etmek yerine, manipülatif faaliyeti önlemek maksadıyla yapıldığından dağıtıma katılan kişilerin manipülatif bir niyet ya da amaçları olduğunun kanıtlanmasını gerektirmezler. Türk Sermaye piyasasında bu konuya ilişkin düzenlemeler Sermaye Piyasası Araçlarının Halka Arzında Satış Yöntemlerine İlişkin Tebliği ile somutlaştırılmış olup Türk Ticaret Kanunu’nun 329. Maddesine göre şirketin kendi hisse senetlerini temellük etmesi veya rehin almasına da belli durumlar dışında yasaklanmış bulunmaktadır.

Endeksi Hesaplamaya Yönelik Metodlar

Endeksin manipüle edilmesini önlemek için endekse dahil edilecek kıymetlerle (örneğin sermayesi büyük olan, çok sayıda paya bölünmüş ve işlem hacmi yüksek bir hisse senedinin manipüle edilmesi, sermayesi küçük, hisse senedi sayısı az ve piyasası sığ bir hisse senedine göre çok daha zordur. Bu nedenle birinci tipteki hisse senetlerinin hesaplamalar sırasında dikkate alınması endeksin manipüle edilmesini güçleştirecektir) ve hesaplama yöntemi ile ilgili olarak (hisse senetlerinin endekse hangi ağırlıkla dahil edileceğine ve endeksin hangi yönteme göre hesaplanacağına ilişkin) birtakım düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Borsalar bu konuda farklı hesaplama yöntemleri seçebilmekle birlikte, seçilen yöntemlerin yukarıdaki amacı sağlayıcı nitelikte olması gereklidir.

Türev piyasalar söz konusu olduğunda sözleşmenin oluşturulması safhası ve pozisyon limitlerine ilişkin de düzenlemeler yapılmalıdır.

VIII- ETKİNLİK TARTIŞMALARI:

Manipülasyonu Önlemeye Yönelik Düzenlemelerin Etkinliği

Kamunun piyasanın dürüstlüğüne ilişkin inancı, piyasanın likiditesini ve etkinliğini arttırır. Manipülasyon fiyatları çarpıtarak yapay bir görüntünün yaratılmasına sebep olduğu için piyasaların bütünlüğüne zarar vermekte ve halkın piyasaya olan güvenini zedelemektedir. Bu sebeple, düzenleyici otoriteler manipülasyonu tespit etmek, soruşturmak ve yasal yollardan kovuşturmak konularında yeterli sistemlere ihtiyaç duymaktadır.

Manipülasyonunun piyasaya olan zararlı etkileri çok iyi bilinmekle birlikte, ardındaki motivin ve kullanılan yöntemlerin teknolojinin gelişmesi, internetin yaygınlaşması, piyasaların globalleşerek birbirine bağlı, birbiriyle ilişkili hale gelmesiyle değişmekte ve gelişmekte olduğu görülmektedir. Aynı anda çok fazla sayıda insana bilgi yaymanın kolay ve ucuz bir yolu haline gelen internet, bu özelliği sebebiyle bir menkul kıymetin fiyatını etkilemek veya aktif bir piyasanın olduğu izlenimini yaratmak konularında da benzersiz fırsatlar sunmaktadır. Global ve birbiriyle bağlantılı piyasaların varlığı piyasayı manipüle etmek konusunda fırsatları arttırırken, manipülasyonun ortaya çıkarılmasını ve hele hele internetin söz konusu olduğu durumlarda kanıtlanmasını da zorlaştırmaktadır. Manipülasyon bir yargı bölgesinde gerçekleşirken bundan sorumlu kişiler başka bir yargı bölgesinde olabilmektedir. Bu durumda, farklı yargı bölgelerindeki düzenleyicilerin manipülasyonu araştırmak konusundaki yetkilerinin ve bu düzenleyiciler arasındaki bilgi paylaşımının varlığı ve yeterliliği de önem kazanmaktadır.

VIII.1. Manipülasyonla Mücadeleyi Zorlaştıran Unsurlar:

a) Manipülasyona ilişkin kanıtların niteliği

Manipülatif vakalara ilişkin dökümanlar ve beyanlar gibi direkt kanıtlar bulmak sıklıkla hem düzenleyici otorite hem de yargı aşamasında görev alanlar için çok zordur. Manipülasyon vakaları genellikle hal ve koşullara göre, birtakım ayrıntılardan ulaşılabilen kanıtlar, ya da dolaylı kanıtlar ve bu kanıtlar baz alınarak yapılan çıkarsamalar üzerine kurulmaktadır. Bu tip çıkarsamalar hareketin modeline, suçlanan kişinin söz konusu kıymet, türev ürün ya da bağlı kıymetle ilgili olarak parasal bir çıkarının olmasına, suçlanan kişinin o menkul kıymetin fiyatında yükselme etkisi yaratmak için attığı adımlara ve işlem datasının incelenmesi sonucunda ortaya çıkan işlem modeline veya düzensizliklere bakılarak yapılacaktır. Manipülasyonun varlığını kanıtlamanın bu denli zor olmasının nedeni, manipülatif işlemi ayırdetmede en belirgin unsurun subjektif olan “yatırımcının niyeti” olması, fakat insanların beynini okumak mümkün olmadığından bunu ortaya koymanın çok zor olmasıdır.

b) İncelenmesi gereken datanın çok büyük hacimlere ulaşması:

Manipülasyonu ortaya çıkarmak için incelenmesi gereken datanın ve dökümanların (banka kayıtları, şirket dökümanları ve diğer kayıtlar da dahil olmak üzere) hacmi çok büyük olabilir. Bu durumda kanıtları organize edebilmek için grafiklerden yararlanılması ve detaylarda gizlenmiş bilgilerin ortaya çıkartılabilmesi için azami dikkat gösterilmesi gerekecektir. Bazı dataların analizi için ise hem kurum içinden (in-house) hem de akademisyenler dahil olmak üzere bağımsız danışmanlardan ve uzmanlardan yardım alınması gerekebilecektir.

Uzman beyanlarından/tanıklığından yararlanma:

Piyasadaki uzmanların hem yapılan araştırmalarda hem de yargılama süreçlerinde neyin “normal” piyasa davranışı veya “normal iş aktivitesi” olarak adlandırılması gerektiği konusunda araştırmacılara ve hukukçulara yardımı olabilmekle ve araştırmacının da bu konuda yardıma gereksinimi olmakla birlikte bazı yargı bölgelerinde dışarıdan bu şekilde yardım alınmasına izin verilmemektedir.

d) Bazı kurumların, özellikle off-shore bankaların işbirliğine yanaşmaması:

Manipülasyonun sadece ulusal pazarlarda gerçekleştirilen bir suç olmaması ve manipülatif faaliyetlerde off-shore kuruluşların ve mevzuatları finansal suçlar konusunda gelişmemiş olan bölgelerdeki örgütlenmelerin piyasayı manipüle etmekte kullanılması ülkeler ve düzenleyiciler arasındaki işbirliğinin önemini arttırmıştır. Bununla birlikte bazı off-shore kuruluşların, mevzuatlarının müşterilerine ilişkin bilgi ve belgeleri açıklamalarına izin vermediğini ileri sürerek bilgi vermekten kaçınması manipülatif faaliyetlerin izinin sürülmesine ve ilişkilerin ortaya çıkarılmasına engel olmaktadır.

Türkiye açısından bir değerlendirme yapıldığında manipülasyonla mücadeleyi zorlaştıran unsurlar ise aşağıda yer almaktadır:

i) Türkiye’deki yatırımcı profilinden kaynaklanan sorunlar

Sermaye piyasası faaliyeti kapsamında sayılabilecek faaliyetlerin geçmişi Galata Bankerlerine dek uzanmasına karşın, örgütlü ve düzenli bir sermaye piyasası kültürünün oluşumu Sermaye Piyasası Kurulu’nun kurulması ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın faaliyete geçmesi ile başlamıştır. Bir taraftan yatırımcıların sermaye piyasası ve sermaye piyasası araçlarına ilişkin bilgilerinin yetersizliği, diğer taraftan uzun vadeli yatırımlar yapmak yerine günlük alım satımlardan kazanç elde edilmeye çalışılması ve bu amaçla şirketlere ve hisse senetlerine ilişkin olarak kamuya duyurulan gelişmeler, mali tablolar ve analizler yerine “tüyo” tabir edilen söylentilerin dikkate alınması ve bu söylentilerin de genelde asılsız haberler olması ve piyasayı manipüle etmek isteyen kişiler tarafından yayılması küçük yatırımcıların büyük kayıplara uğramasına ve fonların sermaye piyasasından uzaklaşmasına, dolayısıyla, sermaye piyasasının birincil fonksiyonu olan fon arz ve talebinin karşılaşmasına ve sermayenin tabana yayılmasına ilişkin amaçlara ulaşılamamasına neden olmaktadır.

ii) Türkiye’nin siyasi ve ekonomik ortamından kaynaklanan sorunlar

Türkiye’de ekonominin rayına oturmamış olması, diğer taraftan siyasette yaşanan çalkantıların piyasaları ve uygulanmakta olan ekonomik programları olumsuz yönde etkilemesi, ekonomik ve siyasi istikrarın sağlanamamış olmasının dış piyasalarda Türk Sermaye Piyasalarına olan güveni zedelemesi sebebiyle yurt dışından fon girişinin düşük olması ve yabancı yatırımcıların uzun vadeli pozisyon almak istememeleri, siyaset ve ekonomideki bazı olumsuz gelişmelerde tuttukları büyük portföyleri satarak düşüş trendlerini şiddetlendirmeleri piyasanın manipüle edilmesini kolaylaştırmaktadır.

iii) İhtisas Mahkemelerinin Bulunmaması

Finansal suçlara ilişkin ihtisas mahkemelerinin bulunmaması ve yargı aşamalarında yer alan kişilerin bu konuda yeterli donanıma sahip olmaması manipülasyonun ortaya konulmasını ve cezalandırılmasını zorlaştırmaktadır. Bu güçlük mahkemeler tarafından konunun uzmanlarından bilirkişilik yapmalarının istenmesiyle aşılmaya çalışılmaktadır.

iv) Bazı Hisse Senetlerinde Halka Açıklık Oranının Çok Düşük Olması

İşlem gören şirketlerin bir kısmında halka açıklık oranının çok düşük olması manipülatörlerin dolaşımda bulunan hisselerin çoğunluğunu ellerine geçirerek piyasasını ve fiyatını manipüle etmelerini kolaylaştırmaktadır.

VIII.2. Manipülasyonla Mücadelede Etkinliğin Arttırılması

Yukarıda anlatılanların ışığında, genel olarak manipülasyonla mücadelenin etkinliğinin arttırılması konusunda;

manipülasyonu önlemek ve ortaya çıkarmak konusunda düzenleyici kuruluşların ve borsaların yetki ve sorumluluklarının arttırılmasının,

manipülasyonu araştırmada, soruşturmada ve önlemede gerek yurt içindeki gerekse yurt dışındaki kuruluşlar arasında işbirliğinin geliştirilmesinin,

manipülasyona ilişkin düzenlemelerin yeni manipülasyon yöntemlerinin de incelenmesine ve yasaklanmasına izin verecek açıklık ve esneklikte olmasının,

piyasa gözetiminde teknolojik yeniliklerden yararlanılmasının, piyasa gözetiminin interneti ve genel olarak medyada yayımlanan haberleri de kapsamasının,

yatırımcıların ve hukukçuların finans piyasası ve finansal suçlar konusunda bilgilendirilmesinin bu amaçla ihtisas mahkemelerinin kurulmasının,

piyasa katılımcılarının yükümlülüklerini yerine getirme konusundaki hassasiyetlerinin denetlenmesi ve gerekli yaptırımların etkin bir şekilde uygulanmasının

yararlı olacağı düşünülmektedir.

Kaynakça

Pickholz, Marvin G., Pickholz, Jason R., “Manipulation”, The 18th Cambridge International Symposium, Economic Crime: Financial Markets at Risk, September 14, 2000.

Technical Committee of the International Organization of Securities Commissions, “Investigating and Prosecuting Market Manipulation”, May 2000.

Özbay, Remzi, “Hisse Senetleri Fiyatlarında Yükseliş ve Çöküşler: Borsalarda Spekülasyon ve Manipülasyon”, Sermaye Piyasası Kurulu, Doç. Dr. Yaman Aşıkoğlu’na armağan, Ocak, 1997

Strahota, Robert D., “Investigating and Proving a Market Manipulation Case”, Market Manipulation Seminar, Zagreb, Croatia, March 22-25, 1999.

Bone, Richard, “Work on Better Defining Categories of Manipulation”, International Federation of Stock Exchanges, Investigative Concepts, Sydney, 6-7 October 1998.

Fischel, Daniel R., Ross, David J., “Should the Law Prohibit “Manipulation” in Financial Markets?”, Harward Law Review, Vol. 105:503, 1991.

J. Carrol, Wayne, “Market Manipulation: an International Comparison”, Price Waterhouse Cooper Veltins

Tezcanlı, Meral Varış, “İçeriden Öğrenenlerin Ticareti ve Manipülasyonlar”, İstanbul, 1996.

Haftalık Bülten, Sermaye Piyasası Kurulu, 2000/37, 18/09/2000-22/09/2000.

Sermaye Piyasası Mevzuatı.

Sermaye Piyasası ve Borsa Temel Bilgiler Kılavuzu.

Tüpraş Hisse Senedinin Halka Arzına İlişkin Haberlerin Yer Aldığı İlgili Tarihlere Ait Borsa Günlük Bültenleri.

Türk Ticaret Kanunu.

01.Giriş

Bütün oksitlerin ve belki de bütün bileşiklerin en önemlisi sudur. H2O kimyasal formülüne sahip olan su molekülü çizgisel değildir. H-0-H da oksijen bağları arasındaki açı 104,5o dir. Her iki hidrojen tarafı, oksijen tarafına nazaran pozitif olduğundan molekül polar kovalent bağlar ihtiva eder ve dolayısıyla net bir dipol momente sahiptir.

Aşağıda konunun ayrıntılarına girmeden okuyucunun daha fazla yararlanabilmesi için bazı kimyasal terimler ile su analizlerinde kullanılacak bazı konular açıklanacaktır.

Kovalent Bağ: Bağların pek çoğunda elektronların bir atomdan diğerine aktarılması tam olmuş kabul edilmez. Birbirinin aynı olan iki hidrojen atomundan meydana gelen hidrojen molekülünde, hidrojen atomlarından birinin elektron vermesi, diğerinin bunu alması mantığa aykırı düşer. Böyle bir durumda elektronların atomlar arasında ortaklaşa kullanılmasıyla oluşan bağa kovalent bağ denir.

Bağların Polarlığı : Cl-F molekülünde florla klor arasındaki bağı dikkate alalım. Klor da flor gibi p alt tabakasında, (en dış yörüngedeki enerji tabakası) bir elektron daha alabilecek yere sahiptir. Cl ve F atomlarının p orbitalleri arasındaki tesir neticesi bir kovalent bağ meydana gelir. Bu bağın elektron çifti zamanın daha büyük bir kısmını flor etrafında geçirir. Ve bunun neticesi flor ucu, klor ucuna nazaran daha negatif olur. Bu polarlıkta pozitif ve negatif yüklerin merkezlerine (+) ve (-) işaretleri koymak suretiyle veya elektron kaymasını gösteren, kuyruğunda + işareti olan bir okla gösterilir. Molekül elektrikçe nötraldir, ama molekül elektrik yükü dağılımı bakımından asimetriktir. İçindeki pozitif ve negatif yüklerin üst üste gelmediği moleküllere polar moleküller, iki atom arasındaki bağı meydana getiren elektron çiftinin, atomlar arasında eşit olarak paylaşılmamasından meydana gelen bağlara da polar bağlar denir. Aralarında belirli bir uzaklık bulunan negatif ve pozitif yük içeren moleküllere (ör.Cl-F) DİPOL molekül denir. Dipollük özelliği kantitatif olarak, dipol momentiyle verilir. Buda pozitif yükle negatif yük arasındaki uzaklığın yükle çarpımına eşittir. Dipol momenti Debye birimiyle ölçülür.

Bir su molekülünün H atomuyla başka bir su molekülünün O atomu birbirlerini çektiğinden, su hem sıvı nemde katı halinde meydana gelir.

baglarin-polarligi

Burada su molekülleri hidrojen bağlarıyla  bağlanmışlardır. İki atom arasında bulunan H atomu her iki oksijen atomuna da eşit olarak bağlanmış gibi kabul edilebilir.

Hidrojen bağlarının meydana gelişi neticesinde bir oksijen atomu etrafında 4 hidrojen atomu toplanarak dev moleküller meydana gelir. Buna rağmen en basit molekül H2O dur. Çünkü verilen formüldeki dört hidrojenden birinin yarısı bir oksijene aittir. X ışını çalışmaları, buzda her bir oksijenin etrafında dört hidrojen olduğunu göstermektedir. Bu çalışmalar H atomlarını doğrudan doğruya göstermez, ama bir oksijen atomu etrafına simetrik olarak dört oksijen atomunun yerleş­tiğini gösterir. Oksijen atomları birbirlerine H bağlarıyla bağlandığına göre, bir oksijen etrafında dört hidrojen atomunun bulunması gerekir. X ışını çalışmaları, merkezdeki oksijen atomu çevresindeki (komşu su molekülleri) dört O atomunun, muntazam bir tetrahedronun (düz dört yüzlü) köşelerine yerleştiğini gösterir. Buz iki boyutlu değil, tetrahedral yapısı nedeniyle üç boyutludur. Her iki oksijen atomundan birinin etrafında bulunan dördüncü hidrojen atomu, oksijen atomunun altında ve görünmemektedir.

baglarin-polarligi-1 

Bu görünmeyen hidrojen başka bir oksijenle bağ yapar ve bağı üç boyutta devam eder. Çok ilgi çekici bir husus, buz yapısının altıgen boşluklarla, bal peteğine benzemesidir. Buzun yoğunluğunun sudan düşük olmasının nedeni işte bu boşluklardır. Suyun genleşerek buz oluşturma­sı ve buzun yoğunluğunun düşük olması tabiatta sudaki canlıların yaşamını devam ettirmesini sağlar. Eğer bu buz daha hafif olmasaydı göl ve nehirlerin donması dipten yüzeye doğru olur, içindeki canlılar ölürdü. Buz daha hafif olduğundan yüzeyde bir tabaka oluşturur ve böylece alttaki suyun sıcaklığını donma noktasının üstünde bir değerde tutar.

Hidrojen ve oksijen gazları karışımı ışıkta bir reaksiyon vermez; ancak tutuşturulduklarında kuvvetle patlarlar. Bu karışıma patlayıcı gaz denir.

2 H2     +         Oà           2 H2O + 136,6 K Cal

2 mol Gaz        1 mol Gaz               Su, sıvı

44,8 Litre           22,4 Litre           0,036 Litre

Bu reaksiyon sonucu, meydana gelen suyun soğutulduktan sonra sıvı halinde kapladığı hacim ihmal edilecek kadar küçük olduğundan patlama sonucu azalan hacimden reaksiyon denklemine göre 2 / 3 ünün Holduğu anlaşılır.

Susama Nasıl Olur ?

Angiotensine hormonu beyni su ihtiyacı konusunda uyarır. Bu uyarı, tükürük salgılamasının azalarak ağızda kuruluğa yol açmasıyla ortaya çıkar. Böbrekler tarafından üretilen bir diğer hormon ise suyun vücutta kalmasını sağlar. Böylece daha az idrara çıkarız. Alkol bu hormonun etkisini nötralize eder. Bunun sonucunda idrara çok çıkılır ve çok su içilir. Alkoliklerin çok su içme nedeni budur.

02. Suyun Donmasındaki Gizem

Suyun ya da su buharının donmasıyla oluşan katı madde buzdur. Sıcaklık 0 °C nin altına düştüğünde, yeryüzündeki su buharı kırağı biçiminde, bulutlardaki su buharı da kar taneleri biçiminde donar; her kar tanesi tek bir buz kristalinden oluşmuştur. Sıvı haldeki su ise, aynı sıcaklıkta donara, akarsu buzu, deniz buzu, dolu tanesi, ticari yada ev tipi soğutucularında üretilen buz gibi katı taneciklere dönüşür.

Buz, bir kristaller yığınından oluşmuştur; ama suyun donmasıyla oluşan buz kristalleri, buhar buzundaki gibi kristal yüzeyleri olmadığından kolayca görülemez. Suyun donmasıyla ortaya çıkan buz kristallerinin boyutları genellikle 1 – 20 mm arasındadır. Buna karşılık eski bir buzulda, uzun süren yeniden yapılaşmış kristalleşme süreciyle, buz kristallerinin çapı yaklaşık 50 cm yi bulabilir.

Bir gram buzu eritmek için 79,8 kalori ısı enerjisi gereklidir (gizli erime ısısı). Bu değer başka maddelerin gizli ısılarıyla karşılaştırıldığında oldukça yüksektir. Buzun soğutucu yada ısı soğurucu olarak çok kullanılmasının temelinde bu özellik yatar. Erimekte olan buzun sıcaklığı 0 °C de sabit kalır.

Suyun yoğunluğunun 0,9998 gr / cmolmasına karşılık buzun yoğunluğu 0,918 gr / cm3 dür. Bu nedenle, bir buz kütlesi, 0 °C sıcaklıkta ve eşit kütledeki sudan % 9 daha fazla yer kaplar. Donan su borularının patlaması ve buzun (hacminin yaklaşık 1 / 10 u su yüzeyinde kalmak üzere) suda yüzmesinin nedeni budur. Basınç altındaki buzun erime noktası, donma sırasındadaki hacım artışı nedeniyle, atmosfer başına 0,0075 °C kadar düşer. Buz pateninde yada buzlu yolda otomobilin kaymasından da bilindiği gibi buz yüzeyinin kayma sürtünmesi düşüktür. Bunun nedeni kayan cismin uyguladığı basınçla eriyen buzun, yüzeyler arasında sürekli bir bağlayıcı işlevi görmesidir.

BUZUN YAPISI :

Bir buz kristali, bir moleküldeki hidrojen atomları ile başka bir molekülün oksijen atomları arasındaki çekim kuvvetlerinden doğan hidrojen bağlarıyla birbirine bağlanmış su moleküllerinden oluşur. Her molekül, çevresindeki dörtgenin köşelerinden dört komşu moleküle bağlanır. Dörtgenler biçimindeki bu diziliş su moleküllerinin altıgen zincirlerini büzer ve yan yana dizilen altıgen molekül zincirleri, altıgenin eksenine dik olarak uzanan büzülüp kırışmış altıgen katmanlar oluşturur.

Su molekülünün buharda ve buzda ayrı olan eğrilmiş biçimi nedeniyle, her molekülündeki 2 hidrojen atomu, komşu 4 atomdan ikisine doğru yönelerek bunlara bağlanır. Sonuç olarak her su molekülü değişik yönelme durumundan herhangi birine olabilir. Bu durumların gerçekleşme olasılığı, komşu moleküllerin, her bir bağda tek bir hidrojen atomu bulunacak ve böylece hiçbir hidrojen bağı kopmayacak biçimde yönelmesi koşuluyla, istatistiksel olarak eşittir. Böyle bir istatistiksel düzensizlik buzun fiziksel özelliklerini büyük ölçüde etkiler ve buz kristalinin, mutlak sıfır noktasında ( – 273,15 °C ) yok olmayan bir entropi kazanmasına yol açar.

Buzun yapısı bilinen inorganik iyonların ve organik moleküllerin bağlanması için pek elverişli değildir. Bu nedenle, sulu bir çözeltinin dondurulmasıyla elde edilen buz, çözeltiden daha saftır. Deniz suyunun dondurularak tuzdan arıtılması yöntemi de bu temele dayanır.

Su molekülleri sıcaklığın düşmesi sonucu doğal yapıları gereği kristaller halinde dizilmeye başlar. Böylece birbirine yaklaşarak bir çekim gücü yaratılması sonucu hegzagonal (altı yüzlü kristaller) oluşmaya başlar. Bu kristaller zincir, gibi birbirlerine bağlanmışlardır. Bu durumda moleküller altıgen bir prizma görünümündedir ve bir eksen boyunca dizilmişlerdir.(Optik eksen) iki buz kristalinin merkezleri arasındaki uzaklık 3 A°  kadardır. Böylece eksenin l mikronluk uzunluğu üzerinde 3000 molekül bulun maktadır. l mikron küp boyutundaki bu kristalin içindeki molekül sayısı ise 27 milyondur. Suyun kristal oluşumu ile buz haline geçişi sırasında, boyutsal değişimlere de yol açar. Saf su, buza dönüşürken hacminin % 9 u oranında büyür. Gıdaların dondurulması sırasında hacim genişlemesi ise % 6 kadardır. Çünkü gıdalarda büyük oranda suyun yanında hava boşlukları da bulunmaktadır.

Suyun donmaya geçişi sırasında merkezden başlayan kristalleşme başlıca üç ayrı tipte sınıflandırılır.

a. Su molekülleri donma sırasında yeterli zaman bulursa düzgün altıgen kristaller haline dönüşür.

b. Eğer bu durum hızlandırılırsa, kristaller gelişigüzel yapıda ve eksen üzerinde düzgün olmayan bir şekilde olunmaya başlar ve dallanma görülür. Ancak hu dallar 600 lik muntazam açılar meydana getirirler.

c. Çok hızlı soğutma durumunda ise, yine merkezden oluşmaya başlayan ok şeklinde buz kristalleri görülür, dallanma yoktur, küçük ince çubuklar halindeki kristaller saydamdır.  Bu üçüncü özellik gıdaların dondurularak muhafazasında kullanı­lır. Yavaş dondurma sırasında oluşan büyük buz kristalleri hücre  dokularını parçalar. Çözünme sırasında yapısı bozulmuş olan gıda enzim ve organizmaların hücumuna karşı direnç gösteremez.

Buz, eridiği zaman yapısının intizamı çok az bozulur, fakat  tamamen ortadan kalkmaz. Erime noktasının yakınındaki sıcaklıklar da, oksijen  atomlarının  halâ   buzda  olduğu  gibi  dört  hidrojenle tetrahenral   olarak   çevrelendiği   görülmektedir. Yalnız  tetrahedral  yapı   çok  gayri   muntazamdır  ve  devamlı  değişir. Herhangi bir  andaki  yapıda   altıgen  şekildeki   yapıda   bazı  boşluklar  çökmüş  ve  daha   sıkı   bir  yapı   meydana  gelmiştir.

Sıcaklık °C             Fiziksel durumu           yoğunluk (g/ml)

0                               Katı                                 0.917

0                               Sıvı                                 0,9998

3,98                          Sıvı                                 1,0000

10,0                          Sıvı                                 0,9997

25,0                          Sıvı                                 0,9971

100,0                        Sıvı                                 0,9584

Yukarıdaki   tablodan da  anlaşılacağı  gibi   su  buzdan daha  yoğundur . Suyun  en yoğun  olduğu sıcaklığın 3,98 C0  olduğu da görülür. Bu  şöyle  açıklanabilir; Buz  eridiği   zaman  yapısının   bozulmasıyla  yoğunluğu artar. Sıcaklık   yükseldikçe  yapının  bozulması  devam  eder. Ama  belirli bir  sıcaklıktan   sonra   buna  karşı   olan   bir  tesir   belirir. Bu   tesir  sıcaklığın  yükselmesiyle  artan, moleküllerin  kinetik  enerjileridir. Bunun  neticesi, hidrojen  bağları   kopar ve  moleküller  arası   ortalama   uzaklık   büyür. Bu  3,98 C°  nin üstünde  çok  belirgin hale  gelir. 3,96 C°  nin  altında   buz  yapısının  çökmesi   çok  önemlidir.

03. Çözücü   Olarak Su

Su   hem doğada ve hem de  laboratuarda   çok   bilinen   bir  çözücüdür. Buna  rağmen  birçok  maddeleri   hiç   çözemediğinden  üniversal bir  çözücü  olmaktan  çok  uzaktır. Çözünürlüğe   tesir  eden  çeşitli faktörler  vardır. Bundan  dolayı   çözünmeyi   tahmin  etmek  çok  güçtür.  H2O molekülleri   arasında  kuvvetli  assosyasyon  olduğundan tahmini, özelliklede su için  tahmini   çok daha   zordur. Çözelti   teşekkül   edebilmesi   için, su  moleküllerinin  komşularından ayrılıp çözünenin  taneciklerine geometrik  olarak yer ayırması gerekir. Bu  oldukça   güç  ve  enerji   isteyen  bir  olaydır.

Genel olarak su, moleküller  yapıdaki   bileşikler  için  oldukça zayıf   bir  çözücüdür. Gazolin, oksijen, metan gibi   bileşikler  suda pratikçe çözünmezler. Bu gibi hallerde su molekülleriyle, molekül yapısındaki tanecikler arasındaki çekim kuvveti o kadar azdır ki açığa çıkan enerji su yapısını bozmaya yetmez. Yine de amonyak, etil alkol gibi suda bir hayli çözünen molekül yapısındaki maddeler vardır. Bu maddeler su moleküllerini suyun yapısını kıracak kadar kuvvetle çekerler. Amonyakta NH3 ün N atomuyla. H2O nün O atomu arasındaki hidrojen bağları meydana gelir. Bu hidrojen bağları, çözünmüş NH3 ün formülünün bazen NH4OH şeklinde yazılmasıyla doğrulanır. Etil alkolün sulu çözeltisinde etil alkolün oksijeniyle suyun oksijeni arasında hidrojen bağı meydana gelir. Sakarozun (C12H22O11) çözünürlüğü, o da etil alkol gibi OH grupları ihtiva ettiğinden büyük ölçüde hidrojen bağları teşekkülünün bir neticesidir.

Çözücüde iyon halinde bulunan maddeler için en iyi çözücü su olmasına rağmen, pek çok bileşiği (iyon) suda pratik olarak çözünmezler. Genel olarak, iyonlarla polar su molekülleri arasındaki çekim (hidratoasyon enerjisi) kuvveti su yapısını kıracak bü­yüklüktedir. Katı içinde, zıt yüklü iyonlar arasında da kuvvetli çekim kuvvetleri vardır. (örgü enerjisi) Bir çözeltinin meydana gelebilmesi için bu kuvvetlerin yenilmesi gerekir. Çözünürlüğün açıklanmasında, bu çekimlerin her ikisinin de dikkate alınması gerekir. Sodyum klorürde iyon – su çekimleri yeter derecede olduğundan, NaCl suda çok çözülür. Baryum sülfatta, iyon su çekimlerim sodyum klorürdeki iyon – su çekimlerinden daha büyük olmasına rağmen yine de BaSO4’ ı çözmek için yeter büyüklükte olmadığından BaSO4 suda çözünmez.

NaCl ile BaSO4 arasında bir karşılaştırma yaparken, sodyum klorürde iyonların tek yüklü, baryum sülfatta ise çift yüklü olduklarını dikkate almak gerekir. Bu iyonun yükü ne kadar büyükse polar su moleküllerinin bir ucunu o kadar kuvvetle çeker. Fakat katı içindeki yüksek yüklerde birbirlerini o kadar çok çekerler. Buna göre, yüksek yük hem çözünmeyi nemde çözünmemeyi teşvik eder. Problem gerçekten çok karışık olduğundan bu hususta tatmin edici bir teori halen geliştirilememiştir. Şurası da bir gerçektir ki hem anyon ve hem de katyon yükü büyük olan tuzların çözünürlüğü azdır. Örneğin, anyon ve katyonu çift yüklü olan BaSO4 ile anyon ve katyonu üç yüklü AlPO4, anyonu ve katyonu tek yüklü olan NaCl den daha az çözünürler. Öte yandan iyonlardan birinin yükü artırılmakla, çözünürlük fazla değişmez. Örneğin, NaCl, BaCl2 ve A1C13 önemli ölçüde çözünürler. Aynı şekilde NaCl, Na2SO4, Na3PO4 da oldukça çok çözünürler.

Yüke ilave olarak, çözünürlüğe tesir eden diğer faktörler vardır. Bunlardan bir tanesi iyon hacmidir(büyüklüğü). Genellikle bir iyon ne kadar küçükse, diğer iyonları ve su moleküllerini o kadar çok çeker. İhmal edilmeyecek bir başka faktörde, bazen gerek katı ve gerekse çözelti halinde, iyonlar arasında var olan spesifik çekim kuvvetleridir. Örneğin, gümüş klorürde Ag+ ile Cl iyonları arasındaki Van der Waals çekim kuvvetleri sodyum klorürdeki Na+ ve Cl iyonları arasındaki çekim kuvvetinden daha kuvvetli oldukları için AgCl ün çözünürlüğü NaCl ün çözünürlüğünden daha azdır. Baryum sülfürde (BaS) sülfür iyonu suyla reaksiyona girdiğinden baryum sülfürün çözünürlüğü, BaSO4 ın çözünürlüğünden daha büyüktür.

04. Hidratlar

Yapılan analizler birçok katının su molekülleri içerdiğini gösterir. Böyle katılara hidratlar denir. Örneğin nikel sülfat heptahidrat NiSO4.7H2O şeklinde gösterilirler. Bu formül bileşikte yedi molekül su olduğunu gösterir ama bunların kristal içinde nasıl bağlandıklarını göstermez. Örneğin NiSO4.7H20 da yedi molekül su da aynı durumda değildir. Bunlardan altı tanesi Ni +2 ye bağlanmış ve Ni(H20)6+2 yi meydana getirmiştir, yedincisi ise Ni(H20)6 +2 ile SO4 arasında paylaşılmıştır. Madde ise Ni(H2O)6SO4.H2O şeklinde daha iyi temsil edilir. Sodyum karbonat de hidrat (Na2CO3.10 H2O) gibi hidratlarda, su molekülleri direkt olarak iyonlara bağlanmamışlardır. Bu moleküllerin kristaldeki görevleri belki de iyonların istiflenmesini kolaylaştırmaktadır. Hidratasyon suyu ısıtılarak bertaraf edilir ve susuz maddeler elde edilir. Kristal bünyesinden suyun uzaklaştırılması yapısında değişiklikler meydana getirir. Bununla beraber, zeolitler denilen bazı silikat filizleri ve proteinler ısıtıldıklarında su kaybederler ama kristal yapılarında fazla bir değişiklik meydana gelmez. Tekrar suya bırakıldıklarında su alarak sünger gibi şişerler. Bu şekilde alınmış olan su, katı bünyesinde bulunan tünelleri yarı katı gibi doldurur.

Gerçekte , hidratasyon suyu  sadece  laboratuvarda  çok  kullanılan tuzlarda değil, başka  bileşiklerde de bulunur. Örneğin, mavi bakır sülfat, CuSO4. 5H2O  şeklinde veya  daha iyisi Cu(H2O)SO4•H2O  şeklinde  gösterilirler. Asit  ve   bazlar bile  katı hallerinde hidratlar halindedirler. Bunlara   baryum hidroksit  Ba(OH)2.8H2O ve oksalik  asit (H2C2O4.2H2O) örnek verilebilir.

05.Hidroliz

Suya NaCl ilave edildiği zaman  meydana  geleni çözelti nötraldir. Yani   H+  konsantrasyonu OH   konsantrasyonuna eşit olup,  sudaki gibi 1.10 M -7 dir. Eğer NH4Cl   gibi   tuzlar  çözülünürse hafif asitli çözelti meydana getirir. İşte tuzlarla su arasındaki bu karşılıklı etkiler sonucu  sudaki ( H3O+) = (OH) = 1.10-7 M eşitliğinin  bozulması   olayına   hidroliz denir.

06. Kimyasal Denge

Kimyasal  reaksiyonlarda  reaksiyona  giren maddeler  ile ürünlerin dengede olduğu bir sıcaklık ve konsantrasyon  vardır. Bir reaksiyon denge haline ulaşmış ise iki yöne doğru olan reaksiyon hızları birbirine eşit demektir. Örneğin

              k1

A + B   ↔   C  + D

              k2

gibi bir reaksiyon olsa burada ileriye doğru olan reaksiyon hızı

Ri=k1(A)(B) ile ve geriye doğru olan reaksiyon hızı

Rg = k2(C)(D) ile ifade  edilir.

Buradaki k1 ve k2 reaksiyon hız sabitleri adını alır. Köşeli parantezler ile molar konsantrasyonlar ifade edilir. Denge halinde Ri = Rg olduğundan

   k1(A) (B) = k2( C )(D)

        k1      (C)(D)

K = —– = ———-

        k2      (A)(B)

ile reaksiyonun K denge sabiti ifade edilir.

A   +   2B ↔  C  + D     gibi bir reaksiyonda

denge sabiti

          (C) (D)

K = ———–       ile ifade edilir.                             

         (A)(B)2

Genel  olarak  ise

  aA  +bB ↔  cC  + dD

   (c)c( D)d
 K= ------------    yazılmakla  denge sabiti K 
       (A)a(B)b    

ifade  edilmiş   olur. Bu   ifade  şekline Kütlelerin  Etkisi  Kanunu denir.

Kural : Katı   faz,  denge sabiti ifadesinde  yer  almaz.

HC.l   (g)   +  LiH   (k)  ↔  H2(g)   +  LiCl   (k)

         (H2)

K  = ———

        (HCl)

Reaksiyonda   gazlar yer  almıyorsa konsantrasyonlar yerine kısmi   basınçlar yazılır.

         PH2

K = ———

         PHCl

06.01. Denge Sabitinin Sayıca Değeri Nasıl Bir Anlam  Taşır?

Zn(k)   + Cu+2(aq) ↔   Cu(k) +Zn+2(aq)

           (Zn+2

k =  ———- =2 x1037

(Cu+2)

Yukarıdaki reaksiyonda K, birden büyüktür. O halde dengede, ürünlerin konsantrasyonu reaksiyona girenden fazladır. K birden küçük olsaydı tersi söz  konusu olurdu.

BaSO4   (k)   ↔ Ba+2 (aq)   +  SO4-2   (aq)

k  =   (Ba+2.(SO4=)   =   1.10-10

Burada  K  birden   küçüktür . Bu  gibi   hallerde  ya   ürünlerin konsantrasyonları çok  küçük  veya   ürünlerden  birinin  konsantrasyonu   büyük ise öteki  çok küçük olmalıdır.

Kısaca dengeye nelerin etki  ettiğini   şöyle   belirtebiliriz,

    Konsantrasyon değişimi Hacim veya basınç değişimi              Sıcaklık değişimi                                           
07. Çözünürlük Çarpımı ve Çökme

Suda az çözünen tuzlar bir heterojen denge meydana getirirler. Burada denge deyiminden çözünme hızının çökme hızına eşit olduğu anlaşılır. Suda az çözünen bir tuz olarak AgCl ü ele alalım. Bu tuz

AgCl (k) ↔  Ag+ (aq)+ Cl(aq)   reaksiyonu gereğince bir miktar çözünecektir. Bu reaksiyonun denge sabiti

           (Ag)(Cl=-

K’ = —————–     AgCl katı  faz olduğundan

             (AgCl)

(sabit) yeni bir sabit ile

Ksp – K’ (AgCl) = (Ag)(Cl)   yazılır. Ksp ye tuzun çözünürlük çarpımı denir. Saf suya bir miktar AgCl verilecek olursa çözeltideki bütün Ag+ ve Cl iyonları AgCl ün çözünmesinden meydana gelir. Ortama dışarıdan Cl iyonları verilirse sistem Cl iyonlarını harcayacak yönde yani katı AgCl iyonları oluşacak yönde harekete geçer. Ag+ ve Cl çarpımı Ksp  ye eşit oluncaya kadar Cl harcanır. Cl iyonları yerine Ağ+ iyonları ilave edilirse aynı yönde yani sağdan sola reaksiyon olur, ve Ağ+ harcanır.

Ksp nin değeri belli bir sıcaklık için sabittir. Sıcaklık değişirse Ksp de değişir. Çözünürlük çarpımı ifadesinde iyonlardan birinin konsantrasyonu artarsa ötekinin azalması gerekir ki çarpımı sabit olsun. Bu özellikten faydalanarak çöktürme reaksiyonları kantitatif olarak yapılabilir.

AgCl (k) ↔  Ag+(aq) + (Cl)(aq) olayını ele alalım . 1 litre saf suda S mol AgCl çözünürse S mol Ag+ ve S mol Cl iyonu meydana gelecektir.O halde

Ka  = (Ag+)(Cl) = S.S = S2  olur. Eğer belli bir sıcaklık içinde bu tuza ait çözünürlük çarpımı verilmiş ise bu tuzun çözünürlüğü (S) yani litrede kaç mol AgCl çözündüğü, çözeltideki Ag ve Cl iyonları konsantrasyonunu hesaplayabiliriz. Aşağıda bu konuda iki adet çözülmüş örnek verilecek ve bununla yetinilecektir.

ÖRNEK: Oda sıcaklığında AgCl ün çözünürlük çarpımı Ksp=1.10-10 dur.

a. Bu tuzun çözünürlüğünü,

b. Ag+ ve Cl iyonları konsantrasyonunu bulunuz.

AgCl (k) ↔   Ag+(aq) + Cl-(aq)

Ksp =(Ag)(Cl)

1.10-10 = S.S

S=V 1.10-10 = 1.10-5 M

O halde litrede 1.10-5 mol AgCl çözünür. S mol AgCl den S mol Ag+ ve S mol Cl iyonları oluşacağından

(Ag+) = (Cl) = 1.10-5 M olur.

Acaba litrede kaç gram AgCl çözülür?Yukarıda litrede 1.105 mol AgCl çözündüğünü bulduk. Bu kadar mol AgCl ün kaç gram olduğunu hesaplamakla soruyu cevaplandırırız. AgCl ün formül ağırlığı 108 + 35,5 – 143,5 gr olduğundan 143,5 . 10-5 gram AgCl 1 litre suda çözülür. O halde AgCl ün çözünürlüğü 1.10-5 mol/litre   ve  143,5 . 10-5 gram/litre dır.

ÖRNEK: 25°C da Ag2CrO4 ait Ksp – 2.10-2

AgCl a ait  Ksp = 2,8 . 10-10 dur. Buna göre bu tuzlardan hangisinin çözünürlüğü fazladır.

Ag2Cr04(k) ↔  2Ag + (aq) + CrO4-2(aq)

Ksp = (Ag+)2 . (CrO4-2) = (2S)2(S) = 4S3

4S3 = 2.10-2

S = 8.10-5 M

AgCl (k)  ↔   Ag(aq) + (Cl)(aq)

Ksp = (Ag+)(Cl) = S2

S = 1,7 . 10-5 M

O halde Ag2CrO4 ün çözünürlüğü daha büyüktür. Bir tuzun gr/lt olarak çözünürlüğü bilinirse Ksp çözünürlük çarpımı hesaplanabilir.

07.01.Çökme

Çözünürlüğü  az   olan   bir   tuzun   bir  çözeltiden   çöktürülerek ayrılabilmesi   için  çözeltideki   iyon   konsantrasyonları    tuzun  der konsantrasyonundan büyük  olması  gerekir. İyon   konsantrasyonları denge  konsantrasyonlarına   eşit   oluncaya   kadar   tuz katı  faz   halinde  çözeltiden ayrılır.

İyon   konsantrasyonları  denge  konsantrasyonundan  ne   kadar büyükse   katı   fazın   ayrılması   o  kanar  hızlı   olur. Suda   az   çözünen tuz olarak  gümüş   bromür alsak  çözeltide

(Ag+)(Br) > Ksp   ine  AgBr  çöker.

Çökme nin   tamamlanması   ile (Ag+)(Cl)   =   Ksp  dengesi    kurulmuş   olur.

ÖRNEK:   50  ml   0,2   M  Na2SO4    i1e   50  ml   O,6   M  BaClçözeltileri    karıştırılırsa  çökme   olur mu?

Toplam  hacim   100  ml   olduğundan

                                          0,2

(Na2S04)   =   (S04-2)   =  —– =  0,1 M

                                           2

                                   0,6

(BaCl2)=(Ba ++ ) =  ——— = 0,3  M

                                   2

(Ba+2).(SO4=)  = 0,3 . 0,1 = 3,10-2

3.10-2»  l,2   .  10-10       o   halde   çökme   olur.

ÖRNEK:

CaF2   ait        K sp   =   1,7.10-10  dur.

50 ml  5.0.10-4  M Ca(N03)2   ile

50 ml  2,0.10-4    M NaF  karıştırılırsa   çökme  olur  mu   ?

(Ca++)  =  (5,0×10-4  / 2)      = 2,5x 10 -4 M

(F) = (2.0×10-4 / 2 ) =1,0 x10-4 m

CaF2   (k)  à      Ca++  (aq)   +  2F (aq)

(2,5 . 10-4)(1,0 . 10-4) = 2,5 . 10-12

2,5 . 10-12 < 1,7 . 10-10    olduğundan çökme olmaz.

07.02. Bir Çökeleğin Çözülmesi

Bunun için gerekli şart, çözeltideki iyonların konsantrasyonları denge konsantrasyonundan küçük olmalıdır. Dengeyi kurmak için katı fazdan sulu faza iyonlar geçer yani çözünme olur.

Çökeltideki iyon konsantrasyonlarını küçülterek çökeleğin çözünmesini sağlamak için şu yollar izlenir.

i ) Su ile seyreltme (uygulaması pratik değil)

ii ) Isıtmakla çözünürlük artırılır. (uygulaması pratik değil)

iii) Asit ilavesiyle (çökeleğin anyonu kuvvetli bir baz ise

asit ilavesi ile çözünür. BaCO3 bulunan çözeltiye asit ilave edecek olursak,

CO3= + H3+O  à  HCO3 + H2O

HCO3 + H3+O à  H2CO3 + H2O

H2CO3 à   CO2 + H2O reaksiyonları olur.

Çözeltideki karbonat iyonları konsantrasyonu devamlı küçülür ve katı fazdan yeniden bir miktar CO3 iyonları çözeltiye geçerek iyonlar konsantrasyonu çarpımını Ksp   ye denk yapmaya çalışır. Asit   ilavesine  devam  edilirse  BaCO3   in   tamamı   çözülür.

iv) Kornpleksiyon  yaparak  çözünme;   Birden   fazla yüklü  tanecik   ulunduran   iyonlara   kompleks   iyon  denir. SO4=  gibi   iyonlar  bu tanıma  girmezler. Çünkü   bu   iyon  daha  küçük   iyonlara  ayrışmaz. Fakat   Ag (NH3)2+  bir kompleks iyondur.

Az çözünen bir tuz  kompleks   oluşturan iyon  yanında  çözünür.

08. Su ile İlgili Değerler
Saf Suyun Atmosferik Basınçta Yoğunluğu

Sıcaklık C°

Yoğunluk g/ml

Sıcaklık C°

Yoğunluk g/ml

– 13

0,997292

30

0,99556783

– 10

0,997935

40

0,9922473

– 5

0,999176

50

0,98807

– 2

0,999673

60

0,98324

0

0,9998676

70

0,97781

2

0,9999678

80

0,97183

4

1,00000

100

0,95841

8

0,9998765

150

0, 91721

10

0,9997281

200

0,86492

13

0,9994059

250

0,798881

16

0,9989721

300

0,71276

21

0,99802221

350

0,57497

Kaynak:International Critical Tablee

Suyun Özgül Hacmi cm3/gr

Basınç kg/cm2

0 °C

50°C

95°C

1

1,001

1,0121

1,0396

500

0,9772

   

1.000

0,9568

0,9742

0,9985

1.500

0,9397

0,9583

0,9813

2.000

0,9249

0,9440

0,9662

3.000

0,8997

0,9222

0,9440

4.000

0,8796

0,8998

0,9195

5.000

0,8627

0,8825

0,9010

6.000

 

0,8669

0,8850

7.000

 

0,8531

0,8706

8.000

 

0,8408

0,8578

9.000

 

0,8297

0,8462

10.000

 

0,8193

0,8353

11.000

   

0,8527

       
Suyun Isı İletimi  10-5 W / (cm)(C°)

Sıcaklık C°

k 10-5 W/cm C°

0

554

10

576

30

615

50

643

70

665

90

676

100

680

150

685

200

666

250

624

300

564

Kaynak: International Critical Tables

Suyun  Yüzey   Gerilimi

Sıcaklık   °C

Yüzey  gerilimi dyn/cm

Sıcaklık °C

Yüzey  gerilimi dyn/cm

-8

77,0

30

71,19

-5

76,4

40

69,56

0

75,6

50

67,91

5

74,9

60

66,18

10

74 ,22

70

64 ,4

15

73,49

80

62,6

20

72, 75

90

60,1

25

71 ,97

100

58, 9

Bazı Maddelerin Çeşitli Sıcaklıklarda Sudaki Çözünürlükleri (gr/Lt)

MADDE

0°C

8°0

20°C

30°C

Sodyum bikarbonat

65

75

88

100

Sodyum hidroksit

420

515

1090

1190

Kristal Na2CO3

189

338

580

1050

Kalsiyum klorür

595

650

745

1020

Alüminyum sülfat

608

653

710

788

Demir sülfat

287

375

485

602

Sodyum klorür

357

358

360

363

Bazı Bileşiklerin Birbirine Dönüştürülmesi İçin Çarpılması Gereken Faktörler

Çevrilecek değer

Çevrilmesi istenen değer

Çarpılacak faktör

Ca++

CaCO5

2,497

CaCl2

OaCO3

0,9018

HCO3

CaCO3

0,8202

HCO3

CO3

0,4917

Mg++

CaCO3

4,116

MgCl2

OaCO3

1,051

Na3CO3

CaCO3

0,9442

Fe +3

H2S04

2,634

NO5

N

0,2259

N

NO3

4,4266

Örneğin;

HCO3 değeri (mg/lt olarak) x 0,8202 = ………………………….  mg/lt CaCO3

Ca++ (mg/lt) x 2,497 -………………………….. mg/lt CaCO3

Bazı Bileşiklerin Değişik Birimlerine Çevrilebilmesi İçin Çarpılması Gereken Faktörler Cetveli

A: Milival, litrede miligrama çevirmek için çarpılması gereken faktör

B: mg/lt veya ppm değerini milivale çevirmek için çarpılması gereken faktör

C: mg/lt değerini, mg/lt CaCO3 değerine* çevirmek için çarpılması gereken faktörler

BİLEŞENLER

A

B

C

Kalsiyum Ca++

20,04

0,04991

2,4970

Demir Fe++

27,92

0,03582

1,7923

Demir Fe+++

 

0,05372

 

Magnezyum Mg++

12,16

0,08224

4,1151

Potasyum K+

39,10

0,02558

1,2798

Sodyum Na+

28,00

0,04348

2,1756

Mangan Mn++

 

0,03640

 

Bikarbonat HCO3

61,01

0,01639

0,8202

Karbonat CO3=

30,00

0,03333

1,6680

Klorür Cl

35,46

0,02820

1,4112

Hidroksit OH

17,01

0,05879

2,9263

Krom VI

 

0,11536

 

Nitrat NO3

62,01

0,01613

0,8070

Fosfat (PO4)3

31,67

0,3158

1,5800

Sülfat SO4=

48,04

0,02082

1,0416

Sülfür S

 

0,06237

 

Nitrit NO2

46,01

0,02174

1,0867

Alüminyum

 

0,011119

 

Kalsiyum bikarbonat

81,05

0,01234

0,6174

Kalsiyum karbonat CaCO3

50,04

0,01908

1,0000

Kalsiyum klorür CaCl2

55,0

0,01802

0,9016

Kalsiyum hidroksit

37,05

0,02699

1,3506

Kalsiyum sülfat CaSO4

68,07

0,01469

0,7351

Demir bikarbonat FeCHCO3)2

88,93

0,01124

0,5627

Demir 2 karbonat FeCO3

57,92

0,01727

0,8640

Demir sülfat

75,96

0,01316

0,6586

Magnezyum bikarbonat

73,17

0,01367

0,6839

Deniz Suyunun Bileşimi

Klorür

18900 mg/lt

Sodyum

10560 mg/lt

Sülfat

2560 mg/lt

Magnezyum

1272 mg/lt

Kalsiyum

400 mg/lt

Potasyum

380 mg/lt

Bikarbonat

142 mg/lt

Bromür

65 mg/lt

Stronsiyum

15 mg/lt

Bor

4,6 mg/lt

Flüorür

1,4 mg/lt

Rubidyum

0,2   mg/lt

Alüminyum

0,16 – 1,9 mg/lt

Lityum

0,1 mg/lt

Baryum

0,05  mg/lt

İyodür

0,05   mg/lt

Silikat

0,04 – 8,6 mg/lt

Azot

0,03 – 0,9 mg/lt

Çinko

0,005 – 0,014 mg/lt

Kurşun

0,004 – 0,005 mg/lt

Selenyum

0,004 mg/lt

Arsenik

0,003 – 0,024 mg/lt

Bakır

0,001 – 0,09 mg/lt

Kalay

0,003 mg/lt

Demir

0,002 – 0,02 mg/lt

Mangan

0,001 – 0,01 mg/lt

Fosfor

0,001 – 0,01 mg/lt

 

Cıva

0,0003 mg/lt

   

Radyum

8 x 10-11 mg/lt

   
Bazı Birincil Standartların Molekül Ve Eşdeğer Ağırlıkları

Kullanıldığı Alan

Madde

Molekül Ağır.

Eşdeğer Ağır.

Asidimetri

Na2CO3

105,99

52,99

 

Na2B4O7.10 H20

831,37

190,69

 

HgO

216,59

108,30

Alkalimetri

HCl

36,46

36,46

 

KHC8H404

204,229

204.229

 

H2C2O4.2  H2O

126,067

63,033

İndirgeme  titrasyonu

K2Cr2O7

294,19

49,03

 

KIO3

214,005

35,667

Çöktürme  titrasyonu

NaCl

58,44

58,44

Yükseltgenme  titrasyon

As2O3

197,841

49,460

 

H2C2O4.2H2O

126,067

63,033

 

Na2C2O4

134,000

67,00

09. Sularda Kimyasal Analiz Sonuçlarının Gösterilmesi

Yapılan herhangi bir analizin sonucunun verilmesi, değişik birimle ifade edilmiş bir sonuç bulunduğunda yadırganmaması gibi nedenlerle son derece önemlidir. Ayrıca birimler dışında sonuçlar çeşitli diyagramlarla da verilmektedir.

Bu açıklamalar çeşitli yayınlarda yer almaktadır. Burada da bu kaynaklardan faydalanılarak tek kısımda verilmesi mümkün olmasına rağmen okuyucunun daha rahat değerlendirebilmesi açısından aynı konu ileriki bölümlerin arasında değişik yayından alınan şekliyle bir kez daha verilecektir.

Analiz sonuçlarının sayısal olarak gösterilmesinde eriyebilen tuzlar oluşturmak, iyon şeklinde belirtmek, miligram yada miliekivalen cinsinden ifade etmek yolları izlenir. Suların kimyasal analiz sonuçları ifadesinde en yaygın şekil, erimiş maddelerin litrede miligram olarak belirtilmesidir. Kısaca ya mg / lt veya mgl olarak yazılır.Bazı kimya laboratuarlarında analiz sonuçlarını “milyonda bir kısım” (part per million) ya da kısaltılmış şekilde ppm şeklinde vermektedirler. mg/lt ile ppm arasında ise şöyle bir ilişki vardır,

                                     mg / lt

Ağırlık Olarak  ppm =—————

                                 Özgül ağırlık

Analizini yaptığımız sıvı su olduğuna göre ve genelliklede özgül ağırlığı l e çok yakın olduğu için (genelde normal bir laboratuarda bu değer l olarak alınır. Ancak çok yüksek mineralli örneğin madensuyu gibi bir suda bu değer değişebilir ama o da bu sonuçları etki etmez) ppm değeri mg/lt değerine eşit olarak alınmaktadır. Buna rağmen bazı ülkeler etiket üzerindeki değerleri mutlak ppm değerinde istemektedirler. Özellikle ihracat yapacak firmalar etiketi hazırlamadan bu konuyu araştırması gerekmektedir.

Genel olarak tuzluluğu (toplam erimiş madde miktarı) 10 000 ppm den az olan sular için ppm ile mg/lt değerleri arasındaki fark gözetilmemektedir.

Sık sık kullanılacak hacım ölçülerini verecek olursak,

l litre = 100 cl = l000 ml = 1000 cm3

l ml = l cm3

l m3 = 1000000 cm3 = 1000 lt = l ton

l damla = 0,05 ml l dm3 = 1000 cm3= 0,0353 cu ft

Analiz sonucunda saptanan anyon ve katyonların kimyasal aktiviteleri göz önüne alınmak istendiğinde, bunlar litrede miliekivalan olarak belirtilir. Kısaltılmış olarak meql şeklinde gösterilir, l miliekivalan (meq)

             Atom veya molekül ağırlığı

meq = ————————————–   

                            Valans

Örneğin litresinde 460 mg Na bulunan bir kaplıca suyunda bu miktar,

                    460

          rNa = —— = 20 meql ye karşı gelmektedir.

                    23/1

Bazı değerlerin birbirine dönüşümü verilmek istenirse, (Bu değerler tablolarda daha geniş şekilde verilmiştir.)

   Çevrilecek değer

Çevrilmesi istenen değer

  Çarpılacak faktör

Ca++

CaCO3

2,497

CaCl

CaCO3

0,9018

HCO3

CaCO3

0,8202

HCO3

CO3

0,4917

Mg++

CaCO3

4,1160

ppm değerinden meq/lt ve milival değerlerine çevrim

A   : Bileşenler

B   : mv den mg/lt ye dönüşüm faktörü

C   : mg/lt den mv e dönüşüm faktörü

D   : mg/lt den mg/lt CaCO3 a dönüşüm faktörü

A

  B

   C

D

Ca++

20,04

0,0499

2,497

Mg++

12,16

0,0822

4,115

K+

89,10

0,0255

1,2791

Ha+

28,00

0,0434

2,176

HCO3

61,01

0,0164

0,820

CO3

80,00

0,0333

1,668

Cl

35,46

0,0282

1,411

OH

17,01

0,0588

2,926

NO3

62,01

0,0161

0,807

SO4

48,04

0,0208

1,041

NO2

46,01

0,0217

1,087

Ca(HCO3)2

81,05

0,0217

1,087

Mg(HCO3)2

73,17

0,0137

0,684

Bazen de analiz sonuçları milyonda ekivalan (equivalan per million (epm) şeklinde verilmektedir.

10. Kimyasal Analiz Sonuçlarının Diyagramlarla Gösterilmesi

İyon şeklinde verilen kimyasal analiz sonuçları arasında bir karşılaştırma yapmak ve sınıflandırmak amacı ile çeşitli diyagramlar yapılır.

Bunlar arasında en çok,

a. Kolon şeklinde

b. Üçgen şeklinde

c. Kare şeklinde

d. Işınsal şekilde

e. Düşey logaritmik olarak gösterilenleri kullanılmaktadır.

a. Kolon Şeklinde Diyagramlar

Bu şekildeki diyagramlarla kimyasal elementlerin miliekivalan veya % olarak reaksiyondaki miktarları gösterilir. Bu amaçla yan yana çizilen iki kolondan birine aşağıdan yukarıya doğru, arka arkaya rCO3 , rSO4 , rCl anyonları, diğerine de rCa, rMg ve rNa + rK katyonları miliekivalant veya % olarak işaretlenir. (İyonlardan önce yazılan r harfi miliekivalant miktarı olduğunu gösterir)

kolon-seklinde-diyagramlar

          Kolon diyagram                                                 Kare diyagram

b. Kare Diyagramlar

Bu tür diyagramlar bir karenin her kenarını 100 eşit parçaya ayırmakla elde edilir. Karenin karşılıklı iki kenarı üzerinde % olarak iyonların reaksiyondaki miktarları ve iki katyon grubu (r % Ca + r % K ) grubu ile iki anyon (r % Cl + r % SO4 ve r % HCO3 ) grupları işaretlenir. Buna göre yeraltı suyunun kimyasal bileşimi tek nokta ile gösterilir.

c. Işınsal Diyagramlar

Bu diyagramlarda iyonların % olarak reaksiyondaki miktarları, ışınların kesim noktasından itibaren eksenler üzerinde gösterilir. Eksen sayısı 4-8 arasında değişmektedir. Grafiğin ölçeği logaritmik veya aritmetik olabilir.

frey-girard-diyagramlari

                                        Frey ve Girard diyagramları

d. Üçgen Diyagramlar

ucgen-diyagramlar

Bu diyagramlarda daima iyonların reaksiyonlardaki % miktarları % miktarları ifade edilmektedir. Bu gaye ile eşkenar bir üçgenin her kenarı 50 eşit parçaya bölünerek bir diyagram hazırlanır. Diyagram çizilirken 2 üçgen alınır. Bunlardan birincisi (ABCİ) üzerine üç esas anyon (SO4, CO3 , Cl ), ikincisine (A’B’C) üç esas katyon (Ca, Mg, Na+K) taşınır.

Her üçgen alanı biri karışık bölge, diğerleri ise bir tek iyonun çoğunlukta olduğu 4 bölgeye ayrılır. Böylece ABC üçgeni üzerinde  sülfatlı, klorürlü, karbonatlı ve karışık olan yeraltı suları A’B’C’ üzerinde de kalsiyumlu, magnezyumlu, sodyumlu ve karışık bileşimli yeraltı suları gösterilmiş olur.

Yeraltı sularını kimyasal bileşim bakımından kararlaştırmak için yukarıda belirtilen üçgenlerin üzerine 6 esas iyon grubu yerleştirilir. Ca için koordinat başlangıcı AC kenarı, Na+r%K için BC kenarı, Mg için ise AB kenarıdır. Kenarlara paralel çizilen A’B’, A’C’ ve B’C’ doğrularının kesim noktası esas katyonları belirten D noktasını verir. Anyonlar içinde, benzer işlem yapılarak E noktası bulunur.

Üçgen diyagramlar üzerinde katyon ve anyonları gösteren bu noktalar verilen noktanın karakterini belirtir. Alt şekildeki D noktası sodyumlu, E noktası da karbonatlı bölgede bulunduğundan bu yeraltı suyunun Sodyum Karbonatlı bir karaktere sahip olduğu anlaşılır.Aynı kökenli suların, aynı iyonları bu üçgenler üzerinde, aynı bölgelerde gruplar oluştururlar.Üçgen diyagramların kimyasal analiz sonuçlarına göre yeraltı sularının karakterlerinin saptanmasında ve kaynakların birbirleri ile karşılaştırılmasında diğer gösterme şekillerine oranla büyük üstünlükleri vardır.

e. Düşey Logaritmik Diyagramlar

H. Schoeller tarafından ortaya atılan bu diyagramlar Ca, Mg Na, Cl, SO4 ve CO3 miktarlarını belirten noktaları taşımaya yarayan eşit aralıklı 6 tane düşey logaritmik eksenden oluşur.

dusey-logaritmik-diyagramlar

Düşey logaritmik diyagramlar a. Kalsiyum sülfatlı sular b. Sodyum sülfatlı sular 6 iyon ekseninin her biri litrede miligram veya miliekivalan olarak derecelenmiştir. mg/lt olarak iyon şeklinde ifade edilmiş olan analiz sonuç­ları doğrudan doğruya diyagram üzerine taşınırlar ve bu nokta­lar birleştirilerek kırıklı bir doğru takımı elde edilir.Bu çiz­gilerin durumu.konsantrasyona bağlı olarak değişir.Kimyasal bi­leşimleri aynı veya birbirlerine çok yakın olan suların grafik­leri birbirine paraleldir.

BİTKİ YAPRAKLARINDAN ELDE EDİLEN LİFLER

II.1.8. SİSAL

Sisal bitkisi sıcak ve nemli iklimde yetişir. Yapraktan elde edilen lif sınıfında en fazla sisal üretilir. Brezilya, Afrika ve Endonezya’da yetiştirilen sisal bitkisi, 7-8 yaşına geldiğinde lif üretimi için kullanılabilir. Uzun, etki ve kın şeklin de yaprakların %80-85’i sudur. Taze yapraktan çürütme yöntemiyle %3-4 kadar lif elde edilebilir. Bir bitkiden 15-20 yıl boyunca ürün alınabilir.

Sisal lifleri birbirleriyle yapışık halde bulunan hücre demetleri şeklindedir. Liflerin boyu 100cm’e kadar ulaşır. Rengi beyazdan sarı kahveye kadar gider. Yapısında %65-72 selüloz, ayrıca hemiselüloz, pektin ve linyin bulunur. Pektin miktarı %9-14 kadardır. Elyafta küçük gözenekler olduğundan nem çekme özelliği fazladır.

Sağlamlığı ve tuzlu suya karşı dayanıklılığı oldukça fazladır. Aynı zamanda diğer kaba liflere göre esnekliği iyidir. Bu nedenle gemi halatları ve denizcilikte bağlama malzemesi olarak ve örme işlemlerinde kullanılır.

II.1.9. MANİLA KENEVİRİ (ABACA)

Hurma ağacına benzeyen ve 8-20 yıl yaşayan bir tropikal bitkidir. Filipinler’de yetişir. Dünya üretiminin %94’ünü bu ülke karşılar. Yaprak kınları içinde lifler, demetler halinde bulunur. Yapraklar, bitki çiçeklenmeye başladığında hasat edilir. Yaprak kınından lifli kısımlar sıyırma ile ayrılır. Daha sonra güneşte kurutulur. Beyazdan kahverengiye kadar giden renklerde parlak ve sağlam lifler elde edilir. Yapısında %63-64 selüloz, %10 hemiselüloz ve %5 linyin ve pektin içerir. %10 kadar da nem bulunur.

Abaca lifleri sağlamlığı ve nem çekici özelliğinin azlığından dolayı yelken bezleri, gemi halatları yapımında kullanılır. Ayrıca kaba dokuma kumaşlar ve yastık dolgu maddesi yapılır.

FREKANS VE İMPALS CEVABININ HESABI

Bu bölümdeki amaç, bir sistemin impals cevabı ve frekans cevabını hesaplamak ve uyumluluk (coherence function) fonksiyonunu hesaplamak ve frekans cevabı ölçümlerinin geçerli kılınması için nasıl kullanılıdığını anlamaktır.

Ön Panel

1.Yeni bir ön panel açın ve aşağıdaki şekilde gösterildiği gibi nesneleri ekleyin.Bu ön panel bir bant geçiren filtre için frekans cevap büyüklüğü ve impals cevap fonksiyonunu gösterir.Uyumluluk fonksiyonu frekans cevap büyüklüğü gibi , aynı ölçekte gösterilmiştir çünkü o da bir spektral ölçümdür.

Blok Diyagramı

2.Blok diyagramı açın ve aşağıda gösterildiği gibi değiştirin.Burada , sistem uyarımı olarak beyaz gürültü geçirerek ve sistem cevabı olarak filtre çıkışını toplayarak bir bant geçiren filtrenin (Butterworth Filtre VI) sistem cevabını ölçeceğiz.Hem uyarım hem de cevap , Hannig Window (Ölçekli Zaman Domen Penceresi VI ) tarafından pencerelenmiştir ve bütün sistem birkaç çerçeve veya ortalama ile izlenir.Uyarım ve cevap verisi , daha sonra , sistem frekans cevabına bağlı olan bütün gerçek hesapların yapıldığı (Network Functions VI) Devre Fonksiyonları (avg) VI’na gönderilir.

Devre Fonksiyonları (avg) VI , frekans cevabı (büyüklük ve faz ) ,karşılıklı güç spektrumu (büyüklük ve faz),uyumluluk fonksiyonu ve impals cevabını hesaplar.Giriş ve çıkış verilerinin çerçeve sayısını arttırarak (ön paneldeki ortalamaları arttırarak), sistem cevap fonksiyonları tahmini geliştirilir.Bu diyagramda , sadece frekans cevap büyüklüğü , uyumluluk ve impals cevabı gösterilmiştir.

Uyumluluk fonksiyonu , çıkış işaretinin giriş işaretiyle ne kadar ilişkili olduğunu ölçer ve böylece , frekans cevabı tahmininin geçerliliğini gösterir.Eklenen gürültü ve belirli frekanslardaki nonlineer sistem davranışı , uyumluluk fonksiyonunun bu frekanslarda birin altına düşmesine neden olur. Sistem gürültüleri için , daha fazla ortalama alınırsa , uyumluluk fonksiyonu bire daha çok yaklaşır , ve daha iyi bir frekans cevap tahmini olur . Uyumluluk fonksiyonunun bir özelliği de , sadece , giriş ve çıkış verilerinin bir çerçeveden daha fazlasının ortalaması alındığında tanımlı olmasıdır.Sadece bir ortalama için , bütün frekanslarda uyumluluk 1 olacaktır, bu olay , hatta frekans cevap tahminleri zayıf olsa bile geçerlidir.

Harmonik Bozulumu

İdeal bir amplifikatörün girişine uygulanan sinüsoidal işaret , bozulmadan çıkışa ulaşır . Gerçekte böyle bir amplifikatör bulmak mümkün olmadığı için , çıkış işaretinde bir bozulma , bir distorsiyon meydana gelir.Bu bozulma , devre içindeki elemanların lineer olmayan karakteristiklerine bağlıdır. Bunlar ; bipolar ve alan etkili transistörler ile pasif devre elemanlarının lineer olmayan karakteristikleridir.

Amplifikatörlerin lineer çalışmamaları halinde , oluşan distorsiyon genlik veya harmonik distorsiyonu (bozulumu) adını alır. Genliği bozulmuş bir sinüsoidal işaret , sonsuz sayıdaki harmoniklerin toplamı toplamından meydana gelir.

Distorsiyonun fazla olması halinde , sinüsoidal işaretteki bozulmanın sayısal değerlendirilmesi , distorsiyon analizörleri ile yapılır.

Belli bir frekansın (mesela ,f1) bir işareti x(t) ,bir nonlineer sistemden geçirildiğinde , sistem çıkışı sadece giriş frekansı (f1)’den oluşmaz ,ayrıca (f2=2*f1, f3=3*f1 , f4=4*f1 vb.) gibi harmonikleri de vardır.Üretilen harmonik sayısı ve benzeri genlikler ,sistemin nonlineerlik derecesine bağlıdır. Genelde , daha fazla nonlineerlik , daha fazla harmoniklerdir ya da daha fazla lineerlik ,daha az harmonik anlamına gelir.

Nonlineer bir sisteme örnek , y(t) çıkışı giriş işareti x(t)’nin kübü olan bir sistemdir.

Harmonik Bozulumu

Böylece,eğer giriş

x(t)=cos(wt) ise ,

çıkış

 

Bu yüzden , çıkış sadece ,giriş ana frekansı w’i içermez ,ayrıca 3 .harmonik 3w‘i de içerir.

Toplam Harmonik Bozulumu

Bir sistemin sunduğu nonlineer bozulma miktarını belirlemek için , ana frekansın genliği ile göreli olan sistem tarafından sunulan harmoniklerin genliklerinin ölçülmesi gerekir.Harmonik bozulma , ana frekans genliğiyle karşılaştırıldığında harmonik genliklerinin göreli bir ölçümüdür.Ana dalga genliği A1 ,ve harmoniklerin genlikleri A2 (2.harmonik), A3 (3.harmonik) , A4 (4.harmonik) , ….., An (n.harmonik) ise , toplam harmonik bozulma (THD) ;

ile verilir ve yüzde THD ise ;

%

Bir sonraki konuda , bir sinüs dalgası üretecek ve onu bir nonlineer sistemden geçireceksiniz.Nonlineer sistemin blok diyagramı aşağıda gösterilmiştir:

Eğer giriş , x(t) = cos (wt) ise, çıkış ,

y(t) = cos(wt) + 0,5.cos2(wt) +0,1.n(t)

= cos(wt) + [1 + cos(2wt) ]/4 + 0,1.n(t)

= 0,25 + cos(wt) + 0,25.cos(2wt) +0,1.n(t)

olduğunu blok diyagramından doğrulayın.

Bu nedenle , bu nonlineer sistem , ana dalganın 2. harmoniği kadar , bir de ek bir DC bileşen üretir.

Harmonik Analizör VI’nın Kullanımı

Nonlineer sistemin çıkışındaki işarette bulunan %THD’yi hesaplamak için Harmonik Analizör VI’yi kullanırız.Girişine uygulanmış güç spektrumundaki harmonik bileşenleri (onların genlik ve benzeri frekansları) ve ana dalgayı bulur.Ayrıca toplam harmonik yüzdesini ve toplam harmonik bozulması artı gürültü yüzdesini (%THD + Gürültü ) hesaplar. Harmonik Analizör VI’ye yapılan bağlantılar aşağıda gösterilmiştir.

Örnek olarak , aşağıdaki bağlantıları inceleyiniz :

Ölçekli Zaman Domeni Penceresi VI , nonlineer sistemin (sizin sisteminiz) çıkışı y(t) ‘ ye bir pencere uygular. Bu da , y(t)’nin güç spektrumunu Harmonik Analizör VI ‘ya gönderen (Auto Power Spektrum) Oto Güç Spektrumundan geçirilir. Harmonik Analizör VI de , harmoniklerin genlik ve frekanslarını , THD ve %THD ‘yi hesaplar.

VI’nin “#harmonics” kontrolünde bulmasını istediğiniz harmoniklerin sayısını belirtebilirsiniz.Bu harmoniklerin genlik ve benzer frekansları “Harmonik Genlikleri” (“Harmonic Amplitudes”) ve “Harmonik Frekansları” (“Harmonic Frequencies”) düzenleme göstergelerinde geri verilir.

Not : #harmonics kontrolünde belirtilen sayı , ana frekansı içerir.Böylece , #harmonics kontrolünde 2 değerini girersek bu da ,ana frekansı (frekans f1) ve 2.harmoniği (f2=2*f1 frekansı) bulmak anlamına gelir.Eğer bir N değeri girilirse ,VI ,ana frekansı ve benzeri (N-1) harmoniklerini bulur.

Aşağıda diğer kontrollerin bazılarının açıklamaları verilmiştir:

Ana Frekans Temel bileşenin frekansının tahminidir.Sıfır olarak (varsayılan değer) bırakılırsa , VI , temel frekans olarak en büyük genlikli non-DC bileşenin frekansını kullanır.

Pencere Orijinal zaman işaretine uygulanan pencere tipidir. Ölçekli zaman domen Penceresi VI’da seçilen penceredir. THD’nin doğru bir tahmini için , bir pencere fonksiyonu seçilmesi önerilir.Varsayılan değer ,üniform penceredir.

Örnekleme Oranı Hz cinsinden giriş örnekleme frekansıdır.

%THD + Gürültü çıkışı ,daha fazla açıklamayı gerektirir. %THD + Gürültü hesapları , %THD için yapılan hesaplarla hemen hemen aynıdır.Farkı ise , harmoniklere bir de gürültü gücünün eklenmiş olmasıdır.Aşağıdaki bağıntıyla verilir:

Burada , sum(APS) ,Oto Güç Spektrumu (Auto Power Spektrum) elemanları , eksi (-) DC yakınlarındaki ve temel frekans indeksi yakınlarındaki elemanların toplamıdır

PRESLEMEDEN EVVEL TOZUN ISIL İŞLEMİ

Birçok hallerde, metalsel tozun preslemeden evvel, 400° ila 800° arasında bir ön redükleme işlemi gerekir. Böylece oksitler, rutubet, absorbe edilmiş gazlar, karbon, kükürt ve fosfor mümkün mertebede elimine edilmiş olur. Gayrı safiyetlerin kısmen veya tamamen elimine edilmesinden gayrı olarak, ısıl işlem, mekanik usullerle hazırlanmış metalsel tozların sertliklerinin azalmasını da sağlar. Böylece tozun sıkıştırılabilme imkanı da artar. Havadaki oksijen, su buharı vs. gibi yeni gayrı safiyetlerden sakınmak için tozun bu ısıl işleminden hemen sonra işlenmesi gerekir. Bu redükleyici ısıl işlem, saf metal veya alaşımların hazırlanmalarında, karbonil toz kullanılması halinde tavsiye edilir. Karbon ve oksijen ihtiva eden demir veya nikel karbonil tozu 600°ila 800° arasında hidrojen içinde ısıtılırsa gayrı safiyet oranı 0,0001 mertebesine indirilebilir. Toz nadiren 1000° nin üzerinde ısıtıldığında nikel-krom veya molibden rezistanslı fırınlar tavsiye edilir.

Demir tozu 30 dakika müddetle hidrojen içinde 900° de tavlanırsa sıkıştırılabilme özelliği iyileşir. Ayrıca içindeki karbon, kükürt ve oksijen oranı da azalır. Aşağıda bu işleme tabi tutulan ve tutulmayan demir tozlarının bileşimleri görülmektedir.

Tablo 3.1 Tavlı ve tavsız demir tozlarının analizi

Demir Tozları

C %

Si %

Mn %

P %

S %

Tavsız demir tozu

Tavlı demir tozu

(H’de 30 dakika, 900°)

0,010

0,001

0,015

0,015

0,025

0,025

0,010

0,010

0,020

0,005

Demir tozlarının sıkıştırılabilmesi özellikleriyle sinterlemeye uygunluklarının sıcaklıkla değişimi aşağıda verilmiştir. Sıcaklık arttıkça ve oksijen azaldıkça tozun sıkıştırılabilme özelliği artar.

Tablo 3.2 Tav sıcaklığına bağlı olarak (D.P.G.) demiri tozunun sinterleme ve sıkıştırılabilme özelliklerinin değişimi

Tav Sıcaklığı

700°

800°

900°

1000°

Silindirik epruvetin yüksekliği(mm)

(basınç:4 t/cm²)

Sinterlenmiş epruvetin yoğunluğu (gr/cm²)

(H’de 1 saat, 1200º)

Sinterleme basıncıyla ağırlık kaybı (%)

17,5

5,9

1,3

16,6

6,3

0,8

16,2

6,5

0,4

16,0

6,6

0,1

Dövme işlemine tabi tutulmuş bakır tozunun da 700º ila 940º arasında ısıtılmasıyla sıkıştırılabilme özelliği iyileşir. Neticeler aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Tablo 3.3 Şekil değiştirme derecesinin ve tav sıcaklığının bakır tozunun sıkıştırılabilme özelliğine ve yığmadan sonraki yoğunluğa tesir

Şekil Değiştirme Derecesi

Tav süresi

(dak)

Tav sıcaklığı

(ºC)

Yığma sonu yoğunluğu (gr/cm³)

Sıkıştırılabilme

Özelliği

 

İşlenmemiş toz

Hafif deformasyon

Orta deformasyon

Şiddetli deformasyon

Şiddetli deformasyon

Şiddetli deformasyon

45

45

10

30

60

10

30

60

10

30

60

0

880

880

700

700

700

820

820

820

940

940

940

2,45

2,67

2,78

2,60

2,68

2,75

2,65

2,75

2,82

2,65

2,75

2,95

1,10

1,10

1,05

1,08

1,06

1,05

1,07

1,05

1,03

1,06

1,02

0,95

Sıkıştırılabilme özelliğini veren değerler hassasiyetle tarif edilmemiştir. Fakat numunelerin belirli bir basınç altında preslenmesiyle elde edilen yoğunluklarla mukayese edilebilirler.

Saf sinterlenmiş kobalt veya kobalt ihtiva eden sinter alaşım tozları hidrojen içinde ısıtılmadan evvel bol miktarda su içinde yıkanmaları gerekir. Böylece kobalt oksidinin çökelmesinden ileri gelen alkaliler yok edilmiş olur. Tungstik asidin karbonla redüklenmesiyle elde edilen volfram tozu (teknik volfram tozu) asitler içinde eriyebilen gayrı safiyetlerinden (alkaliler, demir, yabancı metallerin karbürleri) arınarak kloridrik asitle yıkanıp sinterlemeye müsait duruma gelir. Süngerleşmiş demir tozu gang tabir edilen kısmından magnetik elemeyle ayrılır.

Metalsel tozların buraya kadar sözü edilen ön-ısıl işlemlerinin hedefi tozun saflaştırılması ve sıkıştırılabilme özelliğinin iyileştirilmesidir. Kurşun tozunun elektrolitik olarak bir bakır tabakasıyla kaplanması (veya bakırın kurşunla kaplanması) bakır-kurşun yatak alaşımları imalinde kullanılır. Sert alaşımların imalinde, sert maddelerin elektrolitik olarak yardımcı bir metalle korunması teklif edilmiştir. Alkol veya su içinde erimiş toryum nitratın tungstenik aside ilavesi, lambaların enkandesan volfram filamanlarında çok önemli olan tanelerin büyümesini önler. Aynı şekilde, az miktarda alümin ilavesiyle de demir grubundaki saf metal esaslı sinterlenmiş cisimlerin tanelerinin büyümesini önler.

Tozun sıkıştırılabilme özelliği yetersiz ise sentetik reçineler, kolofan, aseton, eter-parafin (veya kafuru) solüsyonları gibi organik terkipler ilave edilir. Bu ilaveler daha sonra sinterlemede buharlaşırlar. Karbonun elde edilecek parçaya fena tesir edeceği hallerde bu işlemlerden kaçınılır. Bu organik terkipler en iyi şekilde metalsel tozla birlikte öğütülerek katılırlar. Toz, organik maddeler ihtiva eden eriyiklerle nemlendirilince, organik terkiplerden ekonomi sağlanabilir. Volfram tellerinin imalinde organik kolloidler ve amalgamlar kullanılır.

İnce öğütme, basit tozların veya toz karışımlarının sinterlemde en önemli ön işlemleridir. Tek bileşenli tozların kuru veya rutubetli olarak ince öğütülmesiyle kristaller parçalanır, billursal malzeme parçalara ayrılır. Bunun sonucu olarak da yığmadan önceki ve sonraki hacimler azalır ve bunlara tekabül eden yoğunluklarda artar. Mesela demir karbonil tozu 12 yerine 96 saat öğütülürse, yığmadan evvelki yoğunluk % 20, sinterlemeden sonraki yoğunluk ise % 25 artar. Birden fazla bileşenli sistemlerde ise (metalloid, metal-metal, metalsel terkipler), ince öğütme, karışımının daha homojen olmasını ve plastik bileşenlerin sert bileşenler üzerine ince bir tabaka halinde dağılmasını temin eder. Bir tozun rutubetli olarak çamurun kolloidal yapısını elde edene kadar iletilebilir.

Aşağıdaki tabloda bir volfram-karbür (%92 WC , %8 CO) karışımının hidrojen içinde rutubetli öğütülmesinin yığmadan önceki ve sonraki hacimler üzerindeki tesiri görülmektedir. Tane boyutları, küçüldükçe sözü geçen hacimlerin arttığına dikkat edilmelidir.

Tablo 3.4 Muhtelif sürelerde öğütme neticesi, WC-Co (%92 WC, %8 Co) karışımının yığmadan evvel ve sonraki hacimleri

Öğütme süresi (saat)

Mikroskopta granülometri

Yığmadan evvel hacim (cm³/100 gr)

Yığmadan sonra hacim (cm³/100 gr)

6

30 % 5,0 m

50 % 3,0 m

20 % 1,0 m

8,4

7,1

12

30 % 4,0 m

40 % 2,0 m

30 % 1,6 m

9,3

7,3

24

15 % 2,5 m

50 % 1,1 m

35 % 0,8 m

10,6

7,5

48

20 % 0,8 m

70 % 0,8 m

10 % 0,6 m

17,2

12,0

96

10 % 2,0 m

50 % 1,0 m

40 % 0,6 m

20,5

15,6

PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ. MUHAMMED (s.a.v.) ‘İN HAYATI

DOĞUMU, AİLESİ, ÇOCUKLUĞU ve GENÇLİĞİ

Peygamberimiz (s.a.v.) ‘in doğumu rivayetlere göre Fil Olayı’ndan 50 gün sonrasına rastlar. Yani Peygamber Efendimiz 20 Nisan 571 Pazartesi günü, kameri aylardan Rebiyülevvel ’in on ikisi.

Peygamber efendimizin doğduğu gece çeşitli olaylar gerçekleşmiştir. Bunlar; Kisra sarayının 14 sütununun yıkılması, Mecusi İranlıların bin yıllık sönmeyen ateşlerinin sönmesi, Semave deresinin taşması ve Sâve Gölü’nün kurumasıdır. Bu olaylar tüm dünya üzerindeki küfrün yok olacağı anlamına gelmektedir.

Peygamber Efendimizin doğumundan sonra ismi konulurken annesi Amine Hatun “Muhammed” ismini istemiştir. Çünkü daha önce gördüğü bir rüyada bu ismin konulması hatırlatılmıştır.

O dönemde Mekke ‘de kuraklık olduğu için yeni doğan çocuklar verimli köylerden gelen süt annelere verilirdi. Bunun sebebi çocuğun temiz, havası iyi bir yerde büyümesi ve Arapça’yı daha iyi öğrenerek konuşmasıydı. Peygamber Efendimiz de doğduktan sonra Halime adlı bir süt anneye verilmiştir. O zamanlar kurak bir dönem geçiren Halime ’nin yaşadığı köyün aksine Halime’ nin kendi evi bereketliydi.

Peygamberimiz, kendi annesi Amine Hatun’a verilmesinden sonra altı yaşına kadar Onunla yaşadı. Peygamberimiz altı yaşına bastığında annesi Medine’ye dayılarını ziyarete gitmiş fakat dönüş yolunda hastalanarak vefat etmiştir. Bundan sonra Peygamberimiz dedesi Abdülmuttalib ‘in yanında sekiz yaşına kadar kalmıştır. Annesinin ölümünden sonra dedesini de kaybeden Muhammed amcası Ebu Talib’in yanında kalmaya başlamıştır.

Peygamberimiz on iki yaşına bastığında ticaret yapma gayesiyle Suriye’ye giden bir kervana katılan amcasının yanında gitti. Uzun bir yolculuktan sonra kervan Bizans’a bağlı Busra ‘ya vardı. Kervan o zamanlar sağlam bir Hıristiyanlık yaşayan rahip Bahira ’nın bulunduğu bir manastırda mola verdi. Kervanlara pek yardımda bulunmayan Bahira bu kervanda bir fevkaladelik sezmiş ve hemen yemek hazırlatmıştır. Çünkü Bahira kervan gelirken uzaktan bulutların kervanı gölgelediğini ve ağaçların bu kervanda bulunan birisi için eğilip kalktığını görmüştü. Yemek sırasında Muhammed’e çeşitli sorular soran Bahira çok şaşırmıştı. Çünkü aldığı cevaplar kutsal kitaplarda yazan Peygamberin bu çocuk olması gerektiğini gösteriyordu. Bunun üzerine rahip hemen Ebu Talib’e yeğenini memleketine geri götürmesini yoksa Yahudilerin bu çocuğa kötülük yapabileceklerin söyledi.

EVLENMESİ

Tüm Kureyşliler gibi Hz. Hatice de ticaretle uğraşıyordu. Daha önce iki kere evlenmiş fakat kocaları vefat etmişti.

Artık yirmi beş yaşına ulaşan Hz. Peygamber çeşitli şekillerde çalışarak amcasının aile bütçesine katkıda bulunuyordu. Sekiz yaşından beri çeşitli kervanlara katılıp ticaret hakkında tecrübe sahibi olmuş ve bir kervan yönetebilecek bilgiye sahip olmuştu. Hz. Hatice’nin sahip olduğu bir kervanı Şam’a götürme işini almıştı. Kervanı Şam’a götürüp malları satabilmişti. Mekke’ye dönen kervanın mallarını Mekke’de kolayca satmış ve iyi bir kâr elde etmişti. Daha önce böyle bir kâr edinememiş olan Hz. Hatice Hz. Peygamber’e bir ilgi duymuştu. Çeşitli kişilerden Hz. Muhammed’in temiz, doğru birisi olduğunu öğrenen Hatice O nunla evlenmek istemişti. Sonunda evlenen yeğenini gören Ebu Tâlib çok sevinmişti. Sekiz yaşından beri baktığı yeğeni artık müstakil bir hayata geçmişti.

PEYGAMBER OLUŞU ve MEKKE HAYATI

Hz. Peygamber çocukluğundan beri duyduğu hak, hakikat sevgisini kırk yaşına doğru çıkıp inzivaya çekildiği Hira dağındaki mağarada düşünüyordu. Her sene yaptığı gibi Hira dağındaki mağarasına çekilmişti. Birden Cebrail Aleyhisselam’ın “İkra: Oku” nidasını duydu. “Okuma bilmem” cevabını veren Peygamber Cebrail tarafından tâkâti kalmayacak şekilde sıkıp tekrar “İkra:Oku” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber “Okuma bilmiyorum, ne okuyayım?” cevabını verdi. Buna müteakip Kur’an-ı Kerim ’deki Alak Sûresi indi. Olaydan sonra hemen dağdan aşağı inen Resûl-i Ekrem Efendimiz doğru eve gitmişti. Üşüyen Peygamber örtülmesini istemişti. Hz. Muhammed başından geçen olayı eşine anlattığında Hz. Hatice hemen O’nu İncil’i bilen amcasının oğlu Varaka’ya götürmüştü. Olayı dinleyen Varaka Hz. Muhammed ’in son Peygamber olduğunu söylemiştir.

Peygamberlik vazifesi geldikten sonra ilk iman eden Hz. Hatice ile namaz kılmaya başlayan Hz. Muhammed ‘i yeğeni Ali namaz kılarken görmüş ve ne yaptıklarını sormuştur. Gerektiği üzere Ali’yi davet etmiş ve çocuklardan ilk Müslüman Hz. Ali olmuştur. Bundan sonra Hz. Ebubekir ve azatlı köle Zeyd bin Harise ilk Müslümanlar olmuşlardır.

Üç yıl kadar islamı sadece çok emin olduğu kişilere gizlice anlatmış, açık şekilde davete başlamamıştı. Müslüman olanların namaz kıldığını gören müşrikler kavgaya başlamış ve açık daveti bildiren ayet-i kerime nazil olmuştur.

Açık davet başladıktan sonra bir kısım Mekkeli, Müslüman olmuştur. Ayrıca herkesi eşit sayan İslam, köleler tarafından da benimsenmiştir. Kölelerin sahipleri onları islamiyetten döndürmeye çalışmış fakat köleler işkence gördükleri halde dinlerine bağlı kalmışlardır. Bunlardan birisi de Bilal-ı Habeşi’dir.

Yeğeninin dinine bağlı olanlara işkence edenlere en büyük tepki Resulullah’ın amcası Hz. Hamza’dan gelmiştir. Fakat müşrikler Müslümanların çoğalmasını ve dinlerini yaşamalarını görünce Hz. Peygamber’i amcası Ebu Talib’e şikayet etmişlerdir. Ebu Talib Müslüman olmadığı halde yeğenine sahip çıkmış ve onun yanında olmuştur.

MEDİNE’YE HİCRET

Müslümanlar hor görüldükleri Mekke’den ayrılarak İslamı daha rahat yaymayı istiyorlardı. Bu yüzden bir grup müslüman, hıristiyan bir kral tarafından yönetilen Habeşistan’a gitmişlerdir. Kral onları sevgiyle karşılamıştır. Ancak bütün müslümanların Habeşistan’a gitmesi mümkün olmadığı için Medine hicreti söz konusu olmuştur. Medine’ye hicret için bazı görüşmeler olmuştur. Bunlar I. ve II. Akabe Beyatlarıdır. Beyatlardan sonra Medine’ye hicret için bekleme başlamıştı.

Hicret izni çıkınca Müslümanlar gruplar halinde büyük bir fedakârlıkla evlerini ve mallarını bırakarak yola koyulmuşlardır.

Hz. Peygamber’e suikast hazırlayan müşrikler yola çıkılacağı gece kapı önünde pusu kurmuşlardı. Cebrail (a.s.)’dan haberi alan Hz. Peygamber yatağına Hz. Ali’yi yatırmıştı. Gece geldikten sonra Resulullah kapıya çıkmış ve yerden bir avuç toz alarak müşriklerin gözlerine doğru atmıştı. Ne olduğunu anlayamayan Mekkelilerin önünden rahatça geçen Resulullah önceden seçilmiş yol arkadaşı Hz. Ebubekir ’le yola koyuldu.

Medine’ye doğru yola çıkan Hz. Peygamber ve yol arkadaşı yorgunluk giderip biraz dinlenmek için bir mağaraya girdiler. Mağarada zararlı hayvan olabileceğinden dolayı Hz. Ebubekir bulduğu delikleri elbisesinden yırttığı parçalarla kapatmış ve açık kalan bir deliği de ayağıyla örtmüştür. Hz. Peygamber uykuya dalmıştı. Nöbet tutan Hz. Ebubekir ’in ayağı halen deliği tıkamaktaydı. Bir acı hisseden Ebubekir ayağıyla kapatmış olduğu deliğin bir yılan yuvası olduğunu ve yılanın ayağını soktuğunu fark etti. Acıyla gözlerinden gelen yaşların yüzüne düşmesiyle uyanan Resulullah durumu fark etti. Mübarek tükürüğünden alıp yaranın üzerine sürdü ve yara hemen iyileşiverdi.

Yine Medine yolundayken izlendiklerini fark eden Resulullah ve Hz. Ebubekir bir mağaraya girdiler. Allah’ın emriyle bir örümcek mağara girişine hemen ağını ördü ve iki güvercin yuva yaptı. Yanlarında en iyi iz sürücülerden bulunan müşrikler mağaranın önüne geldiler. Mağaranın girişindeki bozulmamış ağı ve güvercin yuvasını gören müşrikler içeriye kimsenin bu şekilde girmeyeceğini anladılar ve oradan uzaklaştılar.

Büyük zorluklar sonucu en sonunda Medine’ye ulaşan Hz. Peygamber ve yol arkadaşı büyük sevinç gösterileri ile karşılandılar.

MEDİNE DÖNEMİ HAYATI

Medine’ye vardıktan sonra bütün Medineliler Hz. Peygamber’i evlerinde ağırlamak istediler. Fakat kargaşa çıkacağı anlaşılınca Peygamber Efendimizin kalacağı yerin belirlenmesi için devesinin salınmasına ve duracağı yerde konaklamasına karar verildi. Deve salındıktan sonra herkesin heyecan dolu bakışları içerisinde ensardan Hz. Ebu Eyyûb el-Ensari‘nin evi önünde durdu. Bundan sonra bir mescid ve Peygamber’imiz için bir yer yapılıncaya kadar Hz. Eyyûb’un yanında kalacaktı.

Peygamberimizin kalacağı ve mescid olacak olan Mescid-i Nebevi’nin inşaatına başlandı. Temeli taştan atılan ve kerpiçle duvarları örülen, direkleri hurma ağacından olan mescidin üzeri güneşi engellemek amacıyla hurma dallarıyla örtülmüştü. Kıble yönü ilk önce Kudüs’e doğru olan mescidin mihrabı kıblenin Kâbe olduğu bildirilen ayet indikten sonra Kabe’ye çevrildi.

Müslümanların beş namaza vaktinde çağırılması gerekiyordu. Bunun için bir toplantı kuruldu ve çeşitli fikirler ortaya kondu. Çan çalınması fikri hıristiyanlığa mahsus, borazan çalınmasının yahudiliğe mahsus, ateş yakılmasının mecûsiliğe mahsus olduğu söylendi. Bir fikre varılamayınca dağılan cemaatten Abdullah bin Zeyd’e rüyasında ezan öğretildi. Hemen bunu Hz. Peygamber’e söyledi ve Peygamber Bilal Habeşi’ye ezanı okumasını buyurdu. Böylece ilk ezan okunmuş oldu.

SAVAŞLAR

Bedir Savaşı

Müslümanların gittikçe çoğalarak bir gün mutlaka onların elinden Mekke’yi alacağından korkan müşrikler daha Müslümanlığın ne demek olduğunu bile bilmeyen kabileleri de kandırıp bir güç haline getirmişlerdir. Müslümanlara saldırmak için silah lâzım olduğundan bütün müşrikler ortak bir kervan kurup silah almak için gönderilmiştir. Bu kervanın dönüşü sırasında kervanda silah yüklü olduğunu haber alan Müslümanlar hemen Hz. Peygamber’i haberdar etmişlerdir. Derhal bir İslam ordusu kurulmaya karar verilmiş ve 305 kişi, 70 deve ve 2 attan oluşan bir ordu kurulmuştur.

İslam ordusunun yola koyulduğu sırada Bedir Kuyuları yakınında bulunan kervan hemen Mekke’ye haber göndermiş ve ordu toplanmasını istemiştir. Müslümanlara göre çok fazla sayıda olan müşrikler ordusu önceden gelip savaş alanına yerleştiği için Bedir Kuyularını ellerinde bulunduruyorlardı. Fakat Müslümanlar bir taktikle kendilerine yetecek kadar suyu bir yerde toplamışlar ve kalan kuyuları da çer çöple kapatmışlardır.

Çetin geçen savaşta Cenab-ı Hak meleklerini göndererek Müslümanlara yardım etmiştir. Savaş sonunda Müslümanların 14 şehidi varken müşriklere 70 kayıp vermişlerdi.

Savaş sonunda elde edilen 70 esire Peygamber Efendimiz iyi davranılmasını istemiştir. Esirlerin bazıları karşılıksız salınmıştır. Bazıları fidye karşılığında, bazıları ise on Müslüman’a okuma yazma şartı ile azad edilmiştir.

Uhud Savaşı

Bedir’deki yenilgilerinin acısını çıkarmak isteyen müşrikler Uhud Savaşı’na hazırlanıyorlardı. Bu savaşta Müslümanlar 700 kişi iken müşrikler 3000 kişi kadarlardı. Bu savaş kesin olmamakla birlikte Müslümanların yenilgisiyle sonuçlanmıştır. Çünkü Uhud tepesine dikilen bir grup savaşın kendileri tarafından kazanıldığını zannederek yerlerini terk ederek ganimet toplamaya gitmişlerdir. Fakat müşriklerin komutanlarından Halid bin Velid emrindeki savaşçıları geri çevirerek Müslümanları kırdırmıştır.

Ayrıca bu savaşta Hz. Hamza sonradan Müslüman olan “Vahşi” tarafından şehit edilmiştir.

Hendek Savaşı

Bedir’de ve daha sonra Uhud’da yenilen müşriklerin asıl istekleri Müslümanları ve Müslümanlığı tamamen imha edip ortadan kaldırmaktı. Bu yüzden İslamiyet’in şehri olan Medine’yi dağıtmak gerektiğine inanıyorlardı. Böylece çok büyük bir hazırlığa giriştiler.

Müşriklerin deve ve atlılarla dolu, silah yönünden diğer ordulara göre daha üstün bir ordu hazırladıklarını duyan Hz. Peygamber hemen istişare yaptı ve savunma politikası uygulanmasına karar verildi. Medine’nin etrafına derin hendekler açılacaktı. Büyük seferberliklerle açlık ve susuzluk çekerek 14 günde Medine etrafına derin hendekler kazılmıştı.

Hendek tamamlandığı sırada yaklaşık 10.000 kişiden oluşan müşrik ordusu Medine’yi kuşatmıştı. 27 gün Medine’yi kuşatan müşrikler artık yılmak üzereydiler. Fakat hırslarından geri çekilmek de istemiyorlardı.

Peygamber Efendimiz’in duası ile Allah Müslümanlara yardım etmişti. Büyük bir fırtına çıkmıştı. Müşriklerin çadırları yerlerinden sökülüyordu. Düşman artık paniğe kapılmıştı. Bu yüzden pek çok savaş araç-gerecini savaş alanında bırakıp kaçmışlardı. Böylece Hendek Savaşı Müslümanlarım galibiyetiyle sonuçlandı.

MEKKE’NİN FETHİ

Mekke’nin fethi islam ve insanlık açısından çok önemlidir. Müslümanlığın gelişmesinde büyük bir engel olan Hayber’in bertaraf edilmesinden sonra Kureyş tehlikesi de ortadan kalkmış oluyordu. Sıra artık Kâbe’nin içinde olduğu Mekke’nin fethine gelmişti. Bu fethin en büyük sebeplerinden birisi de Kâbe’yi putlardan arındırıp Allah’ın adını Mescid-i Haram ’da yüceltmektir.

Ordusunu hazırlayan Peygamber Efendimiz, on bin kişilik kuvvetleriyle Mekke’ye ulaşmıştı. Peygamberimiz ordusuna gereken talimatı verdi. Sancak Hacun’a dikilecekti. İslam ordusun dört bölük halinde: Resulullah Mekke’nin alt kısmından, Halid bin Velid yüksek kısmından, bir takım kabileler sağ taraftan, Ebu Ubeyde bin el-Cerrah hazretleri ise piyadelerle sol taraftan girecekti. Hz. Peygamber fethi kan dökülmeden yapmak istiyordu.

Bütün birlikler şehre girdiği halde Halid bin Velid’in kuvetleri hala şehre girememişti. Çünkü Kureyş’ten Süheyl bin Amr, Safvan bin Ümeyye ve İkrime bir Ebi Cehil tarafından hazırlanan çetelerle tuzağa düşürülmüştü. Halid bin Velid Resulullah’ın kan dökmeme erine yerine getirmek istemiş fakat müşriklerin ok yağdırmasıyla bir seferde hücum etmişti. Halid’in bu tek hücumla 13 kişiyi birden öldürmesiyle müşrikler dağılıp kaçtılar.

Artık Mekke müslümanların elindeydi. Hz. Peygamber Kâbe’nin kapıcısına kapıyı açtırdı ve içeri girerek bütün putların dışarı çıkartılmasını buyurdu. Artık Kâbe’de ezan sesleri duyuluyordu.

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN VEFATI

Hz. Peygamber (s.a.v.) 632 yılının Sefer ayının 19. Çarşamba günü hastalanmıştı. Mescid’e sahabenin yardımıyla gidebiliyordu. Hastalığa yakalandığından 5 gün sonra hastalığı ağırlaştı ve namaz kıldırma görevini Hz. Ebubekir’e verdi. Bir gün sabah namazında iyileşir gibi oldu ve mescide giderek Ebubekir’in arkasında namaza durdu. Namazdan sonra odasına çekildi. Enes bin Malik Hz.Peygamber’in işte bu Pazartesi sabahı vefat ettiğini söyler.

VEDA HUTBESİ

Ey İnsanlar!

Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım.

İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur.

Ashabım! Muhakkak Rabb’inize kavuşacaksınız. O da sizi yaptıklarınızdan dolayı sorguya çekecektir. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunan bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse, daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.

Ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa onu hemen sahibine versin. Biliniz ki faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdığım faiz de Abdülmuttalib ‘in oğlu (amcam) Abbas’ın faizidir. Lakin anaparanız size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız.

Ashabım! Dikkat esiniz! Cahilliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliyede güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdülmuttalib’in torunu İyas bin Rabia ’nın kan davasıdır.

Ey İnsanlar! Muhakkak ki, şeytan şu toprağınızda kendisine tapınmakta tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.

Ey İnsanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah’ın emri ile helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız: yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça eve almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırsa, Allah, size onları yatakta yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları; meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyecek temin etmenizdir.

Ey Mü’minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve belleyiniz! Müslüman Müslüman’ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslüman’a kardeşinin kanı da malı da helal olmaz. Fakat malını gönül hoşluğuyla vermişse o başkadır.

Ey İnsanlar! Cenab-ı Hakk her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan hissesini ayırmıştır. Mirasçıya vasiyet etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyetler vardır. Babasından başkasına soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan köle, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğrasın. Cenab-ı Hakk, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

Ey İnsanlar! Rabb’iniz birdir. Babanız da birdir. Adem’in çocuklarısınız. Adem ise topraktandır. Arabın arap olmayana, arap olmayanın da arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır.

Azası kesik siyahi bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah’ın kitabı ile idare ederse, onu dinleyiniz itaat ediniz.

Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz.

Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız. Allah’ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı haksız yere öldürmeyeceksiniz. Zina etmeyeceksiniz. Hırsızlık yapmayacaksınız.

İnsanlar! La ilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allah’tır.

İnsanlar!

Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

“Sahabe-i Kiram hep birden şöyle dediler:”

Allah’ın elçiliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz,bize vasiyet ve nasihatte bulundunuz diye şahadet ederiz.

Bunun üzerine Resul-ü Ekrem Efendimiz (s.a.v.) şehadet parağını kaldırdı, sonra cemaatin üzerine çevirip indirdi ve şöyle buyurdu:

Şahid ol, Ya Rabb! Şahid ol, Ya Rabb! Şahid ol, Ya Rabb!

BANKACILIK SEKTÖRÜNDE PAZARLAMA SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

1- Bankacılık Sektörünün Genel Değerlendirilmesi ve Banka Sistemimiz

Bankalar, ekonomilerde fon arz edenlerle fon talep edenler arasında aracılık eden kurumlardır. Çeşitli tür ve vadelerdeki fonları ihtiyaçlara göre trasformasyona tabi tutarak ekonominin emrine vermektedirler. Bu nedenle ekonomilerin istikrar içinde çalışması ve gelişmesi banka sistemlerinin etkin çalışmasına bağlıdır. Bankacılık sektörü, ekonomimizin 1980 sonrasında gerçekleştirdiği dönüşümün öncülüğünü yapan sektörlerden biridir. Bu dönüşüm içinde, kullandığı yüksek teknolojiyi yetiştirdiği üstün nitelikli insan kaynağı ile donatan bankacılık sektörümüz, sunduğu hizmetlerin çeşitliliği ve kalitesi itibariyle gelişmiş ülkeler düzeyini yakaladığını ifade etmek gerekir.

Dünyada yaşanan globalizasyon süreci bir ülkeden bir diğerine sıçrayan ekonomik mali krizlerden en fazla Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler, özellikle de bu ülkelerin mali sektörü içinde en büyük paya sahip olan bankacılık sektörü etkilenmektedir.

Bu durum hiç şüphesiz birçok ekonomik nedenin yanı sıra, bu ülkelerin mali piyasalarının yeterli olmayışından ve bankacılık sektörünün mevcut yapısal sorunlarından kaynaklanmaktadır.

Türkiye’de en büyük en önemli mali sektör bankacılık sektörü olmasına karşın göreceli olarak küçük kaldığı, sektörün konsolide bilanço büyüklüğünün GSMH’ya oranının OECD ortalamalarının altında olduğu görülmektedir.

Ülkemizde uzun yılar süren yüksek enflasyon ortamı ve değişken enflasyon beklentileri; bir taraftan tasarrufların küçük kalmasına, diğer taraftan kamunun artan finansman açığını mali piyasalardan karşılaması özel sektörün fon temininde güçlük çekmesine, yani kamu borçlanmasının özel sektörü fon piyasalarından dışlamasına (crowding-out etkisi) neden olmuş, böylece genelde mali sektör özel olarak da bankacılı sektörü yeterince gelişememiştir.

Ekonomimizin uygulanmakta olan makro politikalar sonucu istikrara ulaşması ve işletmelerimizin dünya kalite ve standartlarında mal-hizmet üretebilecek finansman imkanına kavuşması, bankacılık sektöründeki dönüşümün bir an önce gerçekleşmesi ve sağlıklı olması ile mümkündür. Hedef; daha ahlaklı, daha şeffaf, daha güçlü ve daha etkin kontrol altında ana işlevini gören, kredibilitesi yüksek bir bankacılık sistemi yaratmak olmalıdır.

2- Türk Bankacılık Sektörünün Genel Sorunları

Türk bankacılık sektörü her ne kadar güzel gelişimler gösterse de sorunları yoktur, sektör tamamen sorunsuz işlemektedir, her istediğini yapmakta ve sonucunu almaktadır demek ilk aşamada yanlış ya da eksik olur. Çoğu banka gerçekten gelişmiş ülkeler düzeyini yakalamış olsa da, bununla beraber bankacılığımızın bazı yapısal sorunlarının var olduğu da yadsınamaz bir gerçektir. Bu sorunları şöyle sıralayabiliriz:

2.1- Bankacılık Sistemine Verilen Önem

1980 sonrasında, globalleşme sürecinin bir sonucu olarak para ve sermaye piyasalarımızda önemli gelişmeler olmuştur. Özellikle serbest piyasa ekonomisine geçilmesiyle sektörde liberalizasyon ve bağımsızlaştırıcı düzenlemeler olmuştur. Bununla beraber banka sistemimizin mali sistem içindeki tartışılmaz ağırlığı ve önemi değişmemiştir. Mali sistemle özdeşliğini sürdüren banka sistemi ekonominin ağırlığını tek başına taşır durumdadır.

2.2- Bankaların Yeterli Büyüklük ve Derinliğe Kavuşmaması

Mali sistemimizin, ekonomimizin ihtiyacı olan büyüklük ve derinliğe kavuştuğunu söylemek de ne yazık ki pek mümkün değildir.

Son on yıl içindeki gelişmeler sistemin büyümekte olduğunu göstermekte ise de, ulaşılan sonuçlar yeterli değildir. 1990’da yüzde 43 civarında olan banka sistemi toplam aktiflerinin milli gelire oranı Eylül 2000 tarihi itibariyle yaklaşık yüzde 90 dır. Sistemin büyüklüğünü TL cinsinden ölçtüğümüzde, vadesiz, vadeli mevduat ile reponun (M2) milli gelire oranı 1990’da yüzde 17 iken, 1999’da yüzde 35 dir. Bu oranın 2000 yılı sonunda yüzde 30 olduğu görülmektedir. Sistemin büyüklüğü yabancı para cinsinden mevduat da dahil edildiğinde 1990 sonunda yüzde 22 iken, 1999 sonunda yüzde 55’e ulaşmıştır. Bu oran 2000 yılı sonunda yüzde 50 düzeyindedir. Bu durum, tasarruf hacminin yetersizliği yanında tasarrufların önemli bir bölümünün hala mali sisteme gelmemesinin, sisteme giren yabancı fon hacminin yetersiz olmasının sonucudur.

2.3- Bankaların Mali Bünyelerinin Bozulması

Yeterli büyüklük ve derinliğe sahip olmaması dolayısıyla sistemde zamanla piyasa için değil, öz tüketim için bankacılığa dönük bazı yapılanmalar oluşmuş, bankacılığın temeli olan likidite, solvabilite ve rantabilite ilkeleri yerine sermayedar gruplarının öz yararlarının yoğunlaşmalarına sebep olmuştur. Bu durum banka kaynaklarının irrasyonel kullanıma yol açtığı gibi bankaların mali bünyelerinin bozulmasına yol açmıştır. Bugün bazı bankaların TMSF bünyesine alınmış olmasının altında, bu tür oluşumların yarattığı mali bünye bozuklukları yatmaktadır.

Bir bankanın mali bünyesinin zayıflaması durumunda denetim otoritesinin hareket kabiliyeti arttırılmış, mali bünyenin güçlendirilmesini sağlayacak ya da bankanın faaliyeti ile ilgili olarak alınacak tedbirlere ilişkin kararlar daha objektif kriterlere dayandırılmış ve karar sürecini hızlandıran değişiklikler getirilmiştir. Ortakların ve yöneticilerin şahsi sorumlulukları arttırılmıştır. Mevzuata aykırı davranışlar nedeniyle ilk kez idari ceza sistemi getirilmiş, adli cezalar ise önemli ölçüde arttırılmıştır.

2.4- Sektörde Kamu Banklarının Ağırlığı ve Görev Zararları

Sektörün yaklaşık yüzde 40’ını oluşturan kamu bankalarının, son 10 yıl içinde çığ gibi büyüyen görev zararları, bir yandan kredi hacminin daralmasında önemli bir ağırlığa sahip olurken, diğer yandan piyasaların yarattığı likidite baskısı ile, gerek nominal, gerekse reel faizlerin yükselmesine yol açmıştır.

Türkiye’de Faaliyet Gösteren Bankalar

 

1995

1999

2000

       
Ticaret bankaları

55

62

61

Kamusal sermayeli

5

4

4

Özel sermayeli

32

31

28

Fon’daki bankalar

 

8

11

Yabancı sermayeli

18

19

18

Kalkınma ve yatırım bankaları

13

19

18

Kamusal sermayeli

3

3

3

Özel sermayeli

7

13

12

Yabancı sermayeli

3

3

3

Toplam

68

81

79

Bankacılık sistemi 2000 yılını 4 milyar dolar zararla kapatmıştır. Bu durum büyük ölçüde Fon’daki bankaların zararlarından kaynaklanmıştır. Zarar açıklayan bankaların cari dönem zararları 7 milyar dolar olmuştur. Sadece kar eden bankalar dikkate alındığında net kar yüzde 30 oranında azalarak 2,9 milyar dolara gerilemiştir.

2000 yılı sonunda 15 katrilyon TL dolayında bulunan görev zararlarının fonlaması için ekonomiden sağlanan kaynakların kredi olarak tahsis edilmiş olması halinde banka sisteminin kredi hacminin yaklaşık yüzde 50 daha büyük olması mümkün olabilirdi. Ya da kredi hacminin sabit kaldığı varsayımıyla faizlerin düşük olması gerekirdi.

2.5- Kronik Yüksek Enflasyon ve Ekonomik Durum

Kronik yüksek enflasyon ve kamu borçlanması, esasen yeterli büyüklük ve derinliğe sahip olmayan banka sistemimizin temel işlevini yerine getirmesini güçleştirmiştir.

Özellikle son 10 yılda yaşana kronik yüksek enflasyon ve büyük kamu açıklarının sebep olduğu yüksek ve dalgalı nominal ve reel faizler, bir yandan sermayenin reel yatırımlar yerine mali yatırımlara yönelmesine, diğer yandan mali kurumların işleyişini bozarak, reel sektör yerine kamuya fon aktarılmasına sebep olmuştur. Bugün repo hacmi de dikkate alındığında DİBS stokunun yüzde 90’ı bankalarca finanse edilmektedir. Kamunun borçlanma gereği düştükçe özel kesime daha fazla kaynak aktarmak mümkün olacaktır. Nitekim 2000 hem kredi arzı artmış, hem de kriz dönemi bir yana bırakılırsa fonlama maliyetlerinin düşmesine paralel olarak kredi faizleri önemli bir düşüş kaydetmiştir. Sistemin kredi hacmi 2000 yılı Eylül sonu itibariyle 31.8 katrilyon TL. dir. Önceki yılın aynı dönemine göre kredi hacmindeki artış yüzde 68’dir. Banka kredilerinin aktif içindeki ağırlığı bu dönemde 2 puan artarak yüzde 33’e yükselmiştir.

2.6- Bankacılık Sektörünün Heterojenliği

Bankacılık sektörümüz çok heterojen bir yapıya sahiptir. Bu yapı rekabet şartlarını bozmakta kaynakların irrasyonel kullanımına yol açmaktadır.

Bugün sektörde 7772 şubesi ile 80 banka faaliyet göstermektedir. Kalkınma ve yatırım bankası olarak çalışan ve sistem içinde büyüklüğü yüzde 4 civarında olan 19 banka dışında kalan 61 mevduat bankasının 4’ü kamusal sermayeli, 28’i özel sermayeli, 18’i yabancı sermayeli bankalardır. Kalan 11 banka 11 mali bünye sorunları sebebiyle TMSF’ye intikal etmiştir. 4 kamu bankası sistemin aktiflerinin yüzde 35’ine mevduatının yüzde 38’ine ve kredilerinin yüzde 26’sına sahiptir. Banka sisteminde giderek artan bir yoğunlaşma yaşanmaktadır. Hukuki ve mali yapıları, büyüklükleri, insan kaynakları ve teknolojileri itibariyle aralarında büyük farklar bulunan bu bankaların eşit şartlarda yarışmadıkları ortadadır. Rekabetin ve saydamlığın yeterli olmaması, kaynak maliyetlerini ve kredi faizlerini yükseltirken, rasyonaliteleri itibariyle bankalar arası da pozitif ve negatif rantlar yaratmaktadır. Bu nedenle sistemin istenmeyen haksız rekabetin tohumlarını kendi bünyesinde taşıdığını söylemek yanlış olmayacaktır.

2.7- Sistemin Üzerindeki Ağır Vergi ve Mali Yükümlülükler

Para politikası araçlarının sistem üzerindeki dolaylı vergileme etkisi ve mali işler üzerindeki vergi ve benzeri yükümlülükler ile son yıllarda sisteme getirilen çeşitli vergi yükleri sistemin mali yapısının güçlenmesine engel olduğu gibi kaynak maliyetleri ile kredi faizlerinin yükselmesine de yol açmaktadır.

Uygulamadaki MMK ve disponibilite yükümlülükleri banka sisteminin kaynak maliyetleri üzerine büyük bir yük getirmektedir. Günümüzde para politikası aracı olarak kullanılmayan, kullanıldıkları ülkelerde de yüzde 1-2 gibi çok düşük oranlarda uygulanan bu yükümlülükler ülkemizde dolaylı vergileme aracı haline gelmiştir. Banka sistemi yüksek maliyetlerle topladığı kaynakları, sıfır getiri ile TCMB’na vermektedir. Bunun sisteme maliyetinin 2000 yılında en az 1 katrilyon TL olduğu tahmin edilmektedir.

Bankacılık işlemleri üzerinden alınmakta olan BSMV, KKDF ve kambiyo gider vergileri reel sektörün fon maliyetlerini arttırdığı gibi bu yükümlülüklerden kaçınmalar mali sistemde onarılmaz deformasyonlara yol açmaktadır. Bankalar en karlı ve en kolay vergilendirilebilen kurumalar olarak görülmektedir. Ancak uluslar arası rekabete açık olan sistemin öz kaynak yaratma kapasitelerinin yeterli olmadığı göz önünde tutulduğunda sisteme bu gibi yükümlülükler getirilmesinin doğru olmadığı görülmektedir.

3- Bankacılık Sektörünün Pazarlama Sorunları

Günümüzde bankacılık sektörü, pazarlama sorunlarını ekonomik sorunlarla birlikte eş zamanlı olarak yaşamaktadır. Bankaların kendi hizmetlerini sunmada, kendi ürünlerini müşterilerine kullandırmakta yaşadığı sorunların birçoğunda temelden gelen veya bankanın kendi iç bünyesinden gelen değil de ya ekonominin kendisinden, mevcut yasal zorluklardan ya da devletin izlediği politikalardan kaynaklanmaktadır. Şunu da belirtmek gerekir ki bankaların pazarlama sorunları yerine hizmet sunma zorlukları demek daha doğru olacaktır. Şimdi bu zorluk ve sorunlara bakalım.

3.1- Likit Kullanımlarındaki Olumsuzluk

Bankaların en büyük sorunlarından biri de elde ettikleri nakitleri tam anlamıyla kullanamamalarıdır. Devletin belirlediği, karşılılıklar ve disponibilite oranlarındaki yükseklik nedeniyle bankaların elde ettikleri nakitler kendilerine yüksek maliyete neden olmakta, bu maliyeti karşılamak ve azda olsa kar sağlamak amacıyla kredi kullandırma esnasında uygulanan faizler mecburen yüksek olmaktadır. Bu yüksek kredi faiz oranları haliyle hizmet sunmada ve müşteri portföyünü genişletip elde tutmada ve hatta krediyi vermiş olsa bile tekrar tahsilde zorlanmaya neden olmaktadır. Sonuçta bankalar likitlerini tam anlamıyla olumlu yönlendirememekte ve müşteri kaybetmektedir. Aynı zamanda karlılığı da düşmektedir.

3.2- Bankacılıkta CAMEL Kuralının İyi İşletilmemesi

Bankacılıkta, CAMEL iyi bir bankanın sahip olması gereken unsurları belirler. CAMEL deve demektir.

C harfi…………… (capital adequancy) sermaye yeterliliği,

A harfi…………… (asset quality) aktif kalitesi,

M harfi………….. (management) Banka yönetimi,

E harfi…………… (earnings) kazançları, karlılığı,

L harfi…………… (liquidity) likiditeyi temsil eder.

Devenin yürüyebilmesi, koşabilmesi için arka ayaklarının güçlü olması gerekir. Ayrıca ön ayaklar, karlılık ve likidite, arka ayaklara uyum sağlayacak ölçüde güçlü olmalıdır. Eğer yönetici daha önce dürüst, bilgili, namuslu değilse ve bankanın yeterli sermayesi, kaliteli aktifleri yoksa, karlılığa devam etmiyorsa , iflas riski kaçınılmaz düzeye erişir.

Türkiye’de birçok banka, ne net sermaye yeterliliği bakımından, ne de net aktiflerinin büyüklüğü bakımından uluslar arası standartlara uygun değillerdir. Türkiye’de bu durum uzun süredir devam etmektedir. Tabiri caizse, uluslar arası standartlara göre, Türkiye’deki bankaların önemli bir kısmı köşe başındaki bakkal durumundadır. Bu bankalar; şimdiye kadar denetim yetersizliğinden yararlanarak şimdiye kadar gelebilmişlerdir. Böyle bankaların varlığı müşteriye hizmet sunma ve onu kendi şubesine çekme bakımından bankaların tamamıyla dezavantajı veya eksikliğidir. Bu durumda olan bankaların hizmet pazarlamasında ön sıralarda olması beklenemez. Ayrıca müşteri veya hizmetlere muhatap kişilerin böyle bankalara talebini çekmek çok zordur.

3.3- Kısa Vade Sorunu

Bilindiği gibi Türkiye ağır bir ekonomik krizin yanında siyasi, politik krizler de yaşamaktadır. Siyasiler arasında çıkan bir tartışma Türkiye’yi hemen kriz veya tartışma ortamına itebilmekte ve gündemi anında değiştirebilmektedir. Bu nedenle küçük tasarruf sahibi kişiler tasarruflarını uzun vadeli bir işlem gereğince bankaya yatırmaya pek sıcak bakmamaktadırlar.

Yurtiçi Tasarruflar ve Tasarruf Dengesi (GSMH’ye oranı, yüzde)

 

1997

1998

1999

2000

         

Yurtiçi tasarruflar

21,3

23,1

19,8

18,2

Kamu

0,8

-1,9

-6,4

-5,2

Özel

20,5

25,0

26,2

23,4

Tasarruf dengesi

-3,8

-0,8

-2,8

-6,4

Kamu

-5,5

-8,5

-12,6

-11,9

Özel

1,7

7,7

9,8

5,5

Dış kaynak

3,8

0,8

2,8

6,4

Kaynak: Devlet Planlama Teşkilatı

Yukarıdaki rakamlardan görüldüğü gibi tasarrufların seyri pek olumlu değildir. Ek vergiler, faiz oranlarındaki düşüş ve tüketimdeki artışa bağlı olarak özel kesim tasarruflarının milli gelire oranı yüzde 26,2’den yüzde 23,4’e gerilemiştir. Toplam tasarruf açığının milli gelire oranı yüzde 2,8’den yüzde 6,4’e yükselmiştir. Kamu kesiminde tasarruf açığı hemen hemen aynı kalırken özel kesim tasarruf fazlasının milli gelire oranı yüzde 9,8’den yüzde 5,5’e gerilemiştir.

Böyle zamanlarda bankaların sıkıntıya düşmesi kaçınılmazdır. Kendilerince haklı olan kişilerin tasarruflarını bankaya çekmek apayrı bir sorun ve gerektiğinde bankalara artı maliyetler getiren olaylar dizisidir. Müşteriyi bankaya çekmek amacıyla farklı bankacılık ürünleri sunulması, güven verici veya arttırıcı reklam, kampanya vb. çalışmaların yapılması gerçekten bankaları zorlamaktadır.

Bu noktada bazen nakit sıkıntısına düşen bankaların kısa vadeye evet demesine rağmen bile piyasadan para elde edemediği ve işlemlerini tam olarak yerine getiremediği görülmektedir. Böyle bir sorunu aşmak anacak devlet ve sektörün işbirliği sonucunda verilecek mevduat garantileri ile olacaktır. Böyle bir teşvikin bu soruna bir noktada tam olmasa da çözüm getirileceğine inanılmaktadır.

Toplam mevduatın vade bileşimi (Yüzde)

1999

Aralık

Mart

2000

Haziran Eylül

Aralık

Toplam

100

100

100

100

100

Vadesiz ve 7 gün ihbarlı

18

18

19

19

19

1 ay

18

21

24

24

29

3 ay

35

41

37

36

36

6 ay

19

11

12

14

9

12 ay+

10

9

7

7

6

Ortalama (ay)

3,5

3,1

2,9

2,9

2,6

Yukarıdaki yüzde rakamlara bakıldığında, TL mevduatın vade yapısında da dikkati çeken bir hareketlilik olduğu açıktır. İlk üç aylık dönemde altı aylık mevduattan üç aylık mevduata hızlı bir geçiş yaşanmış, vadesiz mevduatın ve bir ay vadeli mevduatın toplam içindeki payı ise yaklaşık olarak aynı kalmıştır. İkinci üç aylık dönemde üç ay vadeli mevduattan daha çok bir ay vadeliye geçiş olmuştur. Üçüncü üç aylık dönemde genel olarak altı aylık vadeye geçiş olurken, son üç aylık dönemde vadesiz, yedi gün ihbarlı ve 1 ay vadeli mevduata hızlı bir geçiş yaşanmıştır. TL mevduatın ortalama vadesi 1999 yılında 3,6 aydan 2000 yılında 2,2 aya gerilemiştir. Yabancı para mevduatın vade dağılımında ise altı ay vadeli mevduattan bir ay vadeli mevduata geçiş olmuştur. Yabancı para mevduatın ortalama vadesi 3,5 aydan 2,6 aya gerilemiştir. Bu gelişmeler sonrasında, toplam mevduatın vadesi 3,5 aydan, 2,6 aya gerilemiştir. Geçen yıl sonuna göre, 12 ay vadeli ve büyük oranda da altı ay vadeli mevduattan bir ay vadeli mevduata hızlı geçiş olmuş, üç ay vadeli mevduatın payı ise yaklaşık olarak aynı kalmıştır.

3.4- Kaynak Maliyetlerinin Yüksekliği

Bankaların uzun vadeli fon temininde yaşadığı zorluk hem bankanın kendi maliyetlerini, hem de reel kesim açısından, özellikle uzun vadeli fon arzındaki kısıtlılığın yanı sıra finansman maliyetlerinin yüksekliği ayrı bir sorun teşkil etmektedir. Ekonomik istikrarsızlık ve belirsizliğin yarattığı yüksek risk priminin bankaların fonlama maliyetini artırması, kamusal yüklerin de fon aktarma maliyetlerini artırması fon kullanıcıları için önemli yük oluşturmaktadır. Bu durum özel sektör fon talebini azaltmakta ve bankacılık işlemlerine engel çıkarmaktadır.

Bu sorunun aşılmasında da ekonomik dengelerin ve kamu maliyesinin sağlıklı bir yapıya kavuşturulması temel faktör olarak görülmektedir. Zira yoğunlaşan rekabet ortamı bankaları daha verimli ve daralan kâr marjlarında çalışmaya zorlamakta, dolayısıyla fon aktarma maliyetlerini düşürmede yapacağı katkının çok sınırlı olduğu düşünülmektedir.

Reel kesimdeki işletmelerin önemli bir bölümünü KOBİ’ler oluşturmaktadır. Ayrıca, içinde bulunduğumuz bilgi çağında yaratıcılık, teknoloji ve proje geliştirme büyük önem kazanmıştır. Bu itibarla söz konusu girişimlerin ihtiyacı olan finansman imkânlarının sağlanması ve desteklenmesi üzerinde önemle durulması gereken bir husus olarak görülmektedir.

3.5- Ekonominin Durumuna Bağlı Güven Sorunu

Şu anda Türkiye’de yıllardır süregelen kronik enflasyonu aşmak için bir dezenflasyon programı uygulanmaktadır. Türk bankacılık sektörünün de, dezenflasyon programıyla gündeme gelen ve ekonomik-sosyal davranış kalıplarının değişmesini öngören bir süreçte kimi sıkıntılar yaşaması şaşırtıcı sayılmamalıdır. Özellikle bu davranış kalıplarından etkilenen türü güven bunalımı olarak bilinen yönüdür.

Ülkemizde son dönemde yaşanan banka başarısızlıklarının ardında, mevduata uygulanan devlet güvencesinin bazı bankalarca istismarı ile risk yönetim prensipleriyle bağdaşmayan spekülatif pozisyonlar yatmaktadır. Ancak, Türk bankacılık sektörü genel olarak dezenflasyon sürecinin getirdiği güçlükleri aşabilecek ve bu süreç sonunda ortaya çıkacak fırsatları değerlendirmek için gerekli yeniden yapılanma çabalarını sonuçlandırabilecek yetenek ve güçtedir. Bu süreçte gerileyen kâr marjlarına paralel olarak maliyetlerin kontrolü amacıyla birçok mekanizmanın hayata geçirileceği düşünülmektedir. Ancak bu noktada piyasadaki tasarruf sahibine güven vermek ve birikiminin güvende olduğu hissettirmek kolay değildir. Bu sorunu aşmak için bankaların yapacakları tek işlem piyasada güven attırıcı reklam ve çalışmalara yer vermeleri ve insanları bankaya çekebilecek çeşitli alternatifler sunmalarıdır.

3.6- Vadesiz Mevduata Verilen Düşük Faiz Oranı

Bankacılık sisteminde bilindiği gibi iki tür mevduat vardır: Vadeli ve vadesiz mevduat. Genelde her banka vadeli mevduat için kendi yapısına uygun olarak çeşitli vade uzunluklarına göre belli bir faiz oranı tespit etmektedir. Aylık, üç aylık, altı aylık ve yıllık vadelere uygulanan çeşitli düzeylerdeki faiz oranları her zaman vadesiz mevduat faiz oranlarından yüksek olmaktadır.

Genelde reel sektör, bankacılık sisteminde parasını tutarken veya işlemlerini yaparken günlük bazda yapmakta, herhangi bir vadeli işleme gerek duymamakta veya yapmamaktadır. Çünkü reel sektör sürekli likit düzeyde kaynaklara ihtiyaç duyduğundan bunu istememektedir. Bu durumda banka nezdinde bulunan para vadesiz işlem görmekte ve bunlara % 2-5 arası çok cüzi bir faiz oranı uygulanmaktadır. Üstüne üstlük bu oran genelde yıllık bazda olmaktadır. Böyle bir durumda reel sektör firmalarının paralarını bankada tutmak yerine kasalarında tutmak istemeleri kaçınılmazdır. Bu oranın düşüklüğü bankanın müşteri elde etmede zorlanmasına ve faaliyetlerini yapamamasına neden olmaktadır. Artık bu sorunun aşılmasında oranın yükseltilmesi veya gerçekten bu durumu aşacak bir işlemin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

3.7- Bankacılıkta Tam Anlamıyla Bir Sigorta Sisteminin Olmaması

Şu anda bankacılık sisteminde en büyük problem insanlara güven vermek ve onları bankaya çekmektir. Çünkü insanların tasarruflarına verilen 50 milyarlık sigorta rakamı (devlet güvencesi) insanlar için yeterli görülmemektedir.

2000 yılının Kasım ayında, mali sektörde çok ciddi bir çalkantı yaşanmıştır. Önce para piyasalarında hissedilen sıkıntılar daha sonra sermaye piyasasını da etkilemiştir. Mali piyasalar Kasım ayının 20’sinden itibaren, likidite sıkışıklığı nedeniyle, çok sıkıntılı bir ortama girmiştir. Yaşanan sıkıntının birden çok boyutu olduğu düşünülmektedir. Bankacılık sisteminde geçmişten gelen birikmiş sorunlar, bankaların Fon’a alınmasıyla birlikte daha açık görülmeye başlanmıştır. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun faaliyete başlamasındaki gecikmeler, programın bankaların davranışları üzerine etkisi, bankaların kurumsal ve bireysel kredilere yönelmeleri, kamu kağıtlarına olan kurumsal talebin deprem vergisinden sonra sadece bankalardan gelmesi, beyanname nedeniyle de gerçek kişilerden kamu kağıtlarına talep olmaması, Ağustos ayından itibaren programın özellikle özelleştirme hedeflerinde ortaya çıkan sapmalar, cari işlemler açığındaki büyüme, yabancı ve yerleşiklerin yıl sonu itibariyle bilançolarındaki yabancı para risklerini azaltma eğilimi, para politikası tercihlerine bağlı olarak likidite yönetiminde Merkez Bankası’nın rolünün sınırlandırılması nedeniyle kriz sırasında Merkez Bankası’nın davranışı krizin ortaya çıkmasında ve derinleşmesinde etkili olmuştur.

Bunun sonucunda insanların çoğu bankalara hücum ederek tasarrufları çekmek istemişlerdir. Böyle bir ortamda tam bir devlet garantisinin sağlanamamış olması insanları böyle bir yola itmiştir. Sonuçta yine olan bankacılık kesimine olmuş, müşterilerini, müşterilerinin güvenlerini ve onlardan gelen tasarrufları kaybetmişlerdir. Bu bankacılık kesimine bir pazarlama sorunu olarak yansımıştır. Bankalar bir noktada kendi Pazar paylarında bir azalmayla karşılaşmışlardır.

3.8- Bankacılık Sektöründe Azalan Şeffaflık

Bankacılık sistemi, mevduat sahiplerinin bankalara duydukları güven ile ayakta durur. Şeffaf olmayan ve mali yapısında sorunlar bulunan bankacılık sektöründe, mevduat sahiplerinin haklarının korunması sorumluluğu düzenleyici ve denetleyici otoritedir. Etkin denetim ile sektöre çeki düzen verildikten ve şeffaflık sağlandıktan sonra mevduat sahiplerinin doğru banka seçme sorumluluğu doğar.

Şeffaflaşma, bankacılık sektöründe temel şart olmalıdır. Türk bankacılık sektörünün doğru analiz edilebilmesi ve kredibiletesinin yükselmesi için değil, başta mevduat sahipleri olmak üzere sisteme kaynak yaratan tüm yurtiçi ve yurtdışı birimler için gereklidir. Reformist bir yeniden yapılama sürecinin başlatılarak mali yapıları zayıflamış bankalar için çözümlerin üretilmesi ve böylece Türk bankacılığına mali güç ve kredibilite kazandırılması, sadece mali sektörün değil tüm ekonominin en önemli en acil ihtiyacıdır. Bu ihtiyacın bir an önce giderilmesi ve gerekenlerin en iyi noktada yapılması mevduat sahiplerinin bankacılığa olan bakış açısını farklı kılacaktır.

Şeffaflığını kaybetmiş bir bankanın talep toplamsı ve bankacılık pazarında ürünlerini arz edip işletmesi gerçekten zordur.

3.9- Genel Ekonomik Bozukluk ve Talep Yetersizliği

Türkiye’de 2000 yılının başından itibaren uygulanmaya başlayan enflasyonu ortadan kaldırıcı program paketi ve izlenen politikalar sonucunda zaman zaman mali piyasada krizler baş göstermiştir. Özellikle mali kesimde bankacılık sistemini etkileyen krizler nedeniyle program uygulamasının makro ekonomik büyüklükler üzerindeki genel etkisinin daha iyi görülmeye başlandığı bu dönemde ekonomik faaliyetin hedeflenenden daha hızlı büyüdüğü, talep genişlemesi nedeniyle enflasyon üzerindeki baskının arttığı, cari işlemler dengesinin ise rekor düzeyde açığa doğru gittiği tespit edilmiştir.

Faiz oranları (bileşik, aylık ortalama), Kurlar ve Enflasyon (12 aylık)

1999

2000

Aralık

Mart

Haziran

Eylül

Aralık

Yüzde

Faiz oranı (yıllık, bileşik)

O/n

103*

48

50

60

626

Kamu kağıtları

104*

40

44

34

50

Kurlar

TL/(dolar+0,77 euro)

63

51

43

34

20

TL/dolar

72

60

47

45

24

Enflasyon (Tefe)

63

66

57

44

33

* Yıllık ortalama

Programda yer alan yapısal reformların geciktiği ve özelleştirme gelirlerinde hedefin oldukça gerisinde kalındığı bu dönemde iç talepteki büyümenin sınırlandırılması tartışılmış, ancak gerekli tedbirler alınmamıştır. Bu arada, dış borçlanma imkanları artan Hazine’nin iç borç itfasının yaz aylarında göreli olarak düşük düzeylerde olması nedeniyle piyasalardaki baskı gerçekçi olarak tespit edilememiştir. Bu arada, uluslararası piyasalarda doların Euro karşısında değer kazanması nedeniyle TL’nin dolar karşısındaki değer kaybının yüksek kalması portföy tercihi nedeniyle döviz talebinin sürmesine neden olmuştur.

Bunun sonucunda da beklene kaçınılmaz olay, insanların tasarruflarını bankalardan çekmesine ve banka işlemleri ve ürünlerine talep etmemesine neden olmuştur. Özellikle dövize artan talep bu etkinin başlıca nedenidir. Sonuçta bankalar kendi pazarlama alanlarında talep yetersizliği ile karşı karşıya kalmışlardır.

3.10- Müşteri Memnuniyetinin Sağlanması

Şu anda büyük değişimlerin yaşandığı Türk bankacılık sektöründe bankacılığa uzun vadeli bakanlar yani perakende, kurumsal ve bireysel bankacılık alanlarında belirli bir piyasa payına sahip olan ve bu konuda geçmişte gerekli alt yapı ve teknoloji yatırımlarını tamamlamış bankaların daha istikrarlı gelişme kaydetmesini bekliyoruz. Yeni ortamda müşteri memnuniyeti büyük önem kazanacaktır. Düşen enflasyon döneminde doğru müşteri grubuna, müşterilerin ihtiyacını iyi anlayıp doğru ürünleri doğru fiyatla pazarlamak ve bu ürünleri müşteriye hızlı bir şekilde bütün dağıtım kanalları aracılığıyla iletmek gerekmektedir. Bankaların yaratıcı ürünlerle ve dağıtım kanallarıyla müşteriye yakınlığını arttırması güçlü rekabet ortamında farklılaşma sağlayacaktır.

Düşen enflasyon ortamında bankaların müşteri tabanlarına bankacılık dışı finansal ürünler sunarak komisyon gelirlerini arttırmaları da mümkün olacaktır. Önümüzdeki dönemlerde derinleşmesi beklenen mali piyasalar ortamında yatırım fonları, özel emeklilik fonları ve sigortacılık büyük önem kazanacaktır. Bankalar bu ürünlerini kendi dağıtım kanalları yoluyla müşterilerine sunarak, bankacılık ürünleri ile çapraz satış imkanları da yaratabilirler. Bankalarımız açısından internet bankacılığı çağrı merkezi, mobil bankacılık (WAP) gibi teknoloji ağırlıklı dağıtım kanallarının önemi ve gerekliliği yadsınamaz. Ancak, bireysel bankacılık ürünlerinin geniş kullanıcı kitlesine dağıtımında şube ve acente gibi fiziki dağıtım kanallarının da yaygınlaşması, sektörün piyasa penetrasyonu açısından bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.

4- Alınması Gereken Önlemler ve Çözüm Önerileri

4.1.- Bankalar Yasasındaki Düzenlemeler

Bankalar Yasası’nda yapılan son değişiklerle bankalarla ilgili tüm faaliyetleri siyasi iradeden tümüyle bağımsız bir şekilde yürütülmesi öngörülmüş ve bankalarla ilgili olarak kuruluştan tasfiyeye kadar olan süreçte alınması gereken kararların tümü Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun yetkisine bırakılmıştır. Bankalar Yasası’nda son yapılan değişikliklerle dolaylı kredi sınırının yüzde 25’e indirilmesi, iştiraklerin kredi tanımı içinde yer alması, konsolide denetim ilkelerinin daha kapsamlı olarak düzenlenmesi ile bankacılık mevzuatı AB ile uyumlu hale getirilmiştir. Bankacılık yasasında yapılan yeni düzenlemeler ile kronik sorunları bulunan bankacılık sisteminin sorunlarının çözümünde ve uluslararası rekabete açılmasında çok önemli adımlar atılmıştır. Bundan sonraki her durumda sektör ile ilgi her türlü yasa geciktirilmeden eksiksiz olarak çıkarılmalıdır. Böyle bir ortam insanların bankalara olan güvenini arttıracak ve kanuni boşlukları dolduracaktır.

4.2- Maliyetlerin Kontrol Altına Alınma Zorunluluğu

Reel faiz marjlarının yüzde 12’lerden yüzde 6-7’lere gerilediği bir dönemde bankaların karlılıklarını koruyabilmek için faiz dışı gelir yaratmanın yanı sıra operasyonel giderlerini de kontrol altına almaları gerekmektedir. Çünkü bankalar açısından, piyasa faiz oranları kontrol edemedikleri bir değişkendir. Oysa maliyetler tamamıyla kontrol edilebilir bir değişkendir. Bankalar böyle bir ortamda bazı operasyonlarını birlikte yaparak da maliyet azalması sağlayabilirler. Şu ana kadar bazı grup bankalarında görülen bu uygulama bankaların verimlilik artırımı açısından büyük bir fayda sağlayacaktır. Maliyet kontrolünün önem kazandığı bu dönemde alternatif dağıtım kanallarına gerekli yatırım yapmış bankalar verimlilik açısından büyük avantajlar sağlayacaktır.

4.3- Müşteri Memnuniyetinin Sağlanması

Şu anda büyük değişimlerin yaşandığı Türk bankacılık sektöründe bankacılığa uzun vadeli bakanlar yani perakende, kurumsal ve bireysel bankacılık alanlarında belirli bir piyasa payına sahip olan ve bu konuda geçmişte gerekli alt yapı ve teknoloji yatırımlarını tamamlamış bankaların daha istikrarlı gelişme kaydetmesini bekliyoruz. Yeni ortamda müşteri memnuniyeti büyük önem kazanacaktır.

Bankaların müşteri memnuniyetini sağlamaları ve onların isteklerine göre her işlemi gerçekleştirmeleri veya onlara birden fazla alternatif ürün sunmaları pazarlama konusunda problemlerini ortadan fazlasıyla kaldıracaktır.

4.4- Bireysel Bankacılık Alanında Büyüme Potansiyeli

Finansal ürünlerdeki düşük penetrasyon oranları beklenen düşük enflasyon ortamında bankalar için mükemmel büyüme potansiyeli yaratacaktır. Kredilere, yatırım fonlarına, sigorta ve sermaye piyasası aracılık servislerine olan talep artacaktır. Hayat standardının yükselmesi ile birlikte bireysel bankacılık ürünlerine talep artacaktır. Nominal ve reel faiz oranlarında yaşanan büyük düşüş paralelinde bireysel kredilerde 2000 yılının ilk 6 ayında büyük bir talep patlaması yaşanmıştır. 1999 sonunda 1.8 milyar dolar olan bireysel krediler Haziran 2000’de 5 milyar dolara ulaşmıştır. Talepteki bu artışın önümüzdeki günlerde de devam etmesi beklenmesine rağmen yaşanan kriz engel olmuştur. Türkiye’de yok denecek kadar düşük seviyededir. Konut kredilerine olan talebin artması ile birlikte 600 milyon dolar olan toplam konut kredi pazarının önümüzdeki birkaç yıl içinde 5 milyar dolar seviyesine ulaşmasını bekliyoruz.

Sonuçta bu talep artışı ve işlemlerin fazlalığı büyümeyi sağlayacaktır. Zaten aktif yapısı küçük olan bankalar iyi hizmet ve pazarlama için büyümek zorundadırlar.

4.5- Bankacılık Dışı Finansal Ürünler Sunarak Faiz Dışı Gelirleri Arttırma

Daha önce de belirttiğimiz gibi faiz marjlarının hızla gerilediği ortamda faiz dışı gelirlerin bankalar için önemi artacaktır. Düşen enflasyon ortamında bankaların müşteri tabanlarına bankacılık dışı finansal ürünler sunarak komisyon gelirlerini arttırmaları da mümkün olacaktır. Önümüzdeki dönemlerde derinleşmesi beklenen mali piyasalar ortamında yatırım fonları, özel emeklilik fonları ve sigortacılık büyük önem kazanacaktır. Bankalar bu ürünlerini kendi dağıtım kanalları yoluyla müşterilerine sunarak, bankacılık ürünleri ile çapraz satış imkanları da yaratabilirler.

Bankalarımız açısından internet bankacılığı çağrı merkezi, mobil bankacılık (WAP) gibi teknoloji ağırlıklı dağıtım kanallarının önemi ve gerekliliği yadsınamaz. Ancak, bireysel bankacılık ürünlerinin geniş kullanıcı kitlesine dağıtımında şube ve acenta gibi fiziki dağıtım kanallarının da yaygınlaşması, sektörün piyasa penetrasyonu açısından bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Bu noktada 4700 şube ve 10.000’in üstünde irtibat acentasına sahip PTT’nin önderliğinde post-bank oluşumunu elzem görmekteyiz. Gelişmiş ülkelerdeki örneklerine benzer şekilde, ülkemizde de isteyen bankanın bireysel bankacılık ürünlerini en fazla sayıda müşterisine ulaştıracağı post-bank dağıtım kanalını kullanmasının, sektörün eksikliklerinden birini telafi edecektir.

4.6- Mevduatta Vadelerin Uzatımının Yapılması

Yukarıda sorunlar bölümünde vade problemi açıklanmıştır. Bankalarımızın plasman politikalarını etkileyen ve kaynaklarının en büyük bölümünü oluşturan mevduatta 1-3 aya sıkışan vadelerin uzatılması için yeni bankacılık argümanları geliştirilmesine yönelik yasal düzenlemeler yapılmalı, bankalar kendi iç bünyelerinde bu konu ile ilgili çalışmalar yapmalıdır.

4.7- Diğer Önlem ve Öneriler

Yukarıda sayılan önlemler-öneriler dışında aşağıdakiler yapılabilir:

· Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, Türkiye’de faaliyete bulunan bankaları daha yakın gözetim ve denetim almalı, sektördeki gelişmeler konusunda banka üst düzey yönetimleriyle sık sık genel görüşmeler yapmalıdır. Bu güven için lazımdır.

· Kamu bankalarının özelleştirilmeleri veya özel sektör bankalarıyla haksız rekabete sebebiyet vermeyecek şekilde yeniden düzenlemeleri yapılmalıdır. Bu sektöre yeni argümanlar ve Pazar derinliği kazandırmak açısından gereklidir.

· Merkez Bankasınca belirlenen karşılık oranları daha makul bir düzeye indirilmelidir.

· Bankaların risklilik derecesine göre, değişen miktarlarda prim ödemek suretiyle oluşturdukları gerçek bir sigorta sistemi kurulmalıdır.

· Müşterilere gün geçtikçe bankacılık ürünleri fazla çeşitte sunulmalı ve herkesin bu ürünlerden gerçekten tam anlamıyla yararlanabilmesi için çalışmalar yapılmalıdır.

Özetlemek gerekirse; bu kriz gibi geçiş sürecinde; bankacılık yapma tarzımızı, iş yapış stilimizi geleneksel bankacılık anlayışından arındırıp, yeni bankacılık tanımına uygun çerçevede değiştirmek zorundayız yani, pazar payı yerine müşteriden alınan pay, aktif satış yerine interaktif satış önem kazanmalıdır. Bu da bankacılığın bu yeni döneminde pasif yönetimi yerine aktif yönetiminin dolayısıyla risk yönetiminin daha öncelik kazandığı bir dönemin başladığının habercisi olmaktadır. Bu yeni dönemin başarılı bankaları; etkin maliyet yönetimi yapan, yeni piyasa koşullarına uygun ürün ve hizmetleri tasarlayan, verimlilik ve hizmet kalitesini arttıran ve en önemlisi bankacılık anlayışının odak noktasına müşteri kavramını oturtan bankalar olacaktır.

İŞÇİLİK MALİYETLERİNİN SAPTANMASI VE KAYDI İLE İLGİLİ SORUNLAR

Ocak 23, 2010 at 16:43 | Kategorilenmemiş
- Yazar: admin | Yorum Yapılmamış

İŞÇİLİK MALİYETLERİNİN SAPTANMASI VE KAYDI İLE İLGİLİ SORUNLAR

İşçilik maliyeti, işletmede birçok departmanı yakından ilgilenmektedir. Çalışma zamanlarının saptanması, ücretlerin hesaplanması ve maliyetler için çeşitli kayıtlar yapılması her işletmenin kendi yapısının özelliğine göre değişik yöntemlerin uygulanması gerekir. Burada bu konularda teknik ayrıntıya girmeksizin, en önemli noktaları açıklamakla yetineceğiz. Maliyet muhasebesinin gereksinmeleri bakımından önemli olan konular şunlardır.

1. İşçilik maliyetinin tahakkuku

İşçilik maliyetlerinin hızlı ve sağlıklı bir şekilde tahakkuku büyük önem taşır. Ücretleri hesaplayıp ‘ücret bordrosu’ nu düzenleyebilmek için, hesaplara temel olacak bilgilerin muhasebeye veya tahakkuk servisine gelmesi gerekir. Bu bilgilerin niteliği uygulanmakta olan ücret sistemine göre farklı olur. Zamana göre ücret ödenen bir işletmede, !işçi kontrol kartları’ veya ‘puantaj tabloları’ bordrolara temel olur. Bu belgelerde işçilerin nerelerde ne kadar çalışmış oldukları kayıtlıdır. Akord sistemi uygulanan işletmelerde, işçilerin çalıştıkları servisten gelen ‘akord fişleri’ , genellikle, önce akord bürolarında toplanır ve burada düzenlenen ‘randıman tabloları’ üzerinde üretim miktarları, akord faktörleri (bir birimin üretilmesi için gerekli akord dakikası ) ile çarpılarak işçi akord dakikası olarak ifade edilir.

İşçilerin zaman veya akord göre saptanan fiili çalışma sürelerine ilişkin bilgiler muhasebede veya tahakkuk servisinde toplandıktan sonra ücret hesaplanmasına ve bordro düzenlemesine geçilebilir. Bordroda işçilerin yalnızca fiili çalışmalarının karşılığı olan ‘istihkakları’ değil, sosyal ve mali mevzuatla ilgili birçok başka bilgiler ve tutarlar da yer alır. Ülkemizdeki uygulamada, aylık ücret bordroları genellikle şu dört kısma ayrılır:

1) Bireysel bilgiler:

Buraya işçilerin adı, soyadı, sicil ve vergi karnesi numaraları ve bazen de yaptıkları işin türü yazılır.

2) Brüt ücretin tahakkuku

Bordronun en önemli kısmı, işçinin o ay zarfındaki brüt ücretinin hesabını gösteren kısımdır. Bu ücret normal çalışma karşılığı olduğu gibi, Pazar gündelikleri, genel tatil gündelikleri, ücret yıllık izin gündelikleri, fazla mesai ücretleri, çeşitli primler ve sosyal yardımlar burada ayrı ayrı belirtilir. Haftada 45 saat çalışan işçi bir hafta tatili (normal olarak Pazar) gündeliğine hak kazanır. Ayrıca genel tatil günlerinde de, çalışmadığı halde, işçilere gündelikleri ödenir. Kanunlarda ulusal bayram ve genel tatil günü olarak kabul edilen fiilen çalışıldığında ücretler %100 zamlı ödenir. Buna göre : Örneğin gündeliği 5.000.000 TL olan bir işçi, bir genel tatil günü çalıştığında 3 gündelik veya 15.000.000 TL alır ( Çalışmasa da alacağı 5.000.000 + 5.000.000 TL Normal gündeliğinin %100 zamlı tutarı olan 10.000.000 = 15.000.000 TL ) Normal iş günlerinde 7.5 saati aşan çalışma saatleri için %50 ek çalışma zammı ödenir. (Cumartesi günleri çalışılmadığı taktirde bu süre 9 saattir.)

3) Sosyal sigorta primlerinin, indirimlerin ve gelir vergisinin hesabı

Vergi matrahının saptanması için, yukarıda hesaplanan brüt ücretlerin toplamından, önce Sosyal Sigorta primi ile Gelir Vergisi Kanununun 31. maddesinde tanımlanmış olan indirimlerin düşülmesi gerekir. Söz konusu maddeye göre, tam mükellefiyete tabi gerçek kişiler şu indirimlerden yararlanır.

· Genel indirim

· Özel indirim

Brüt ücretten yukarıda sözü edilen sosyal sigorta primi ve ek indirimler düşülerek gelir vergisi matrahı bulunur. Ücret tahakkuk dönemi (örneğin ay) için bir ücrete hangi gelir vergisi oranının uygulanacağının bilinmesi için, ücretlinin yılın başından itibarenki kümülatif vergi matrahının izlenmesi gerekir. Örneğin, kümülatif vergi matrahına göre, bir ücrete belli bir ayda, bir üst vergi oranına göre vergi kesintisi uygulamak gerekli hale gelebilir. Hatta, belli bir ayın ücretinin bir kısmına örneğin %25 , bakiyesine de %30 vergi oranı uygulamak gerekir.

4) Kesintiler

İşçinin ay sonunda eline fiilen geçecek ‘ita’ (ödeme) tutarını bulabilmek için, brüt tutardan yalnızca sigorta primlerinin ve vergi tutarının değil, daha birçok kesintinin de düşülmesi gerekir. Bu kesintilerin en önemlileri damga pulu, icra, sendika ve yardım sandığı ödentisi, borç taksitleri ve avanslardır.

Bordrolar, genellikle, en az 3 nüsha olarak düzenlenir. Bunlardan ilki olan birinci nüsha işçi tarafından imzalanarak makbuz mahiyetinde tahakkuk servisinde kalır. Satır satır perforasyonlu olan ikinci nüsha şeritler halinde ücret zarfları ile birlikte işçilere dağıtılır ve işçiye ücretin hesap tarzı konusunda gerekli bilgileri verir. Üçüncü nüsha ise, işçilik maliyetlerinin tahakkuku için kesilecek mahsup fişine temel olması için, muhasebeye gönderilir.

Ülkemizdeki ücret bordrosu uygulaması ile ilgili bir örnek olarak, büyük bir şirket tarafından kullanılan bordronun sütün başlıkları aşağıda verilmiştir.

İşçinin:

Sicil no.

Adı ve Soyadı

Ücretin:

Nevi

Birimi (L.K.)

Hak edişe bağlı süre (gün)

Normal Çalışma (gün, saat tutarı)

Pazar gündeliği (gün, saat tutarı)

Genel tatil gündeliği (gün, saat tutarı)

Yemek ücreti (tutarı)

Dinlenme primi (tutarı)

Fazla çalışma (saat-tutarı-% prim-saat-% prim)

Özendirme primi (tutarı)

Çocuk zammı (adet-zam tutarı)

Toplam brüt ücret

Sigorta indirimleri:

Sigorta matrahı

Kesilen sigorta

Gelir vergisi matrahı

Kesintiler:

Gelir vergisi

Fabrika borçları

İcra

Ücretli yıllık izin ödemesi

15 günlük avans

Dinlenme primi avansı

Damga pulu

Yardım derneği aidatı

Yardım derneği borcu

Ceza

Tazminat

Sendika üyelik aidatı

Dahili toplamı

Ay sonu tediyesi

İmza

Bazı işletmelerde, Aylık bordrodan başka, her işçi için ayrı bir ‘ücret kartı’ da tutulur. Bu kart üzerine işçinin aylık ücretinin dökümü sürekli olarak yazıldığından, işçinin bir yıl içinde aldığı ücretler ve bunlardan yapılan çeşitli kesintiler bu karttan kolaylıkla izlenebilir.

Bordroların muhasebeye gelen nüshasına dayanarak, aylık işçilik maliyetlerinin tahakkuku için gerekli mahsup fişi kesilir. Bu arada sosyal sigorta işveren payının (%19.5-25) tahakkuku olanaklıysa da bazı işletmelerin bunu, izleyen ay içinde primler ödenirken yaptıkları da görülmektedir.

2. İşçilik Maliyetlerinin İmalata Yüklenmesi

Belirli bir zaman dönemi için tahakkuk etmiş bulunan işçilik maliyetlerinin imalata ne şekilde yükleneceği, her şeyden önce, uygulanmakta olan maliyet sistemine bağlıdır. Uygulamada her işletme kendi yapısının özelliklerine en uygun yöntemleri kullanabilir. Ancak, sağlıklı bir maliyet hesabı ve kontrolü için, işçilik maliyetlerinin dağıtımında aşağıdaki genel ilkelerin göz önünde tutulması gerekir:

Direkt işçilik maliyetleri imalata, doğrudan yüklendiğine ve endirekt işçilik ise önce genel imalat maliyetleri hesabına devredilip, sonra oradan dolaylı olarak imalata dağıtıldığına göre, ilk önemli konu, belirli bir dönemin toplam işçilik maliyetlerinin ne kadarının dolaysız (direkt) ve ne kadarının dolaylı (endirekt) olduğunun kesinlikle belirlenmesidir.

a) Direkt ve endirekt işçilik ayırımı

Yukarıda işçilik türlerinden söz ederken açıklandığı üzere, dolaylı işçilik çok değişik biçimlerde ve nedenlerde ortaya çıkabilir. Örneğin, gözetim, kontrol, nakliye ve temizlik işleriyle görevli işçilerin aldıkları ücretin tümü, nitelikleri bakımdan dolaylı işçiliktir. Fakat aslında üretken iş gören bir işçinin türlü nedenlerle boş geçen zamanlar karşılığında aldığı ücretler de dolaylı işçilik sayılır. Bu nedenle, yapılacak ayrımda dolaylı işçiliğin niteliği önemli rol oynar. Uygulamada özellikle şu ayrım olanakları söz konusu olabilir:

1) Bir işçi belirli bir maliyet yerinde sürekli olarak çalışmakta ve yaptığı iş niteliği bakımından dolaylı işçilik ise (ustabaşı gibi), onun işçilik maliyetlerinin tümü o maliyet yerine yüklenir.

2) Bir işçi birkaç maliyet yerini ilgilendiren dolaylı işçilik niteliğinde bir iş (temizlik gibi) yapmakta ise, onun maliyetlerini faydalanan maliyet yerleri arasında dağıtmak gerekir.

3) Belirli bir maliyet yerinde, temel olarak üretken iş yapan bir işçinin bazı zamanlar için (makine ayarlaması, malzeme bekleme gibi) aldığı ücret dolaylı işçilik maliyetine giriyorsa, bu durumda işçilik fişlerinin maliyet yerleri bakımından dökümü yapılırken, değişik nedenlerle ortaya çıkan dolaylı işçilik tutarların döküm tablosunda ayrı ayrı gösterimlisi gerekir. Bu maliyet ayrımı maliyet hesabı için gerekli olduğu gibi, maliyet yerleri bakımından yapılacak işçilik verimi analizleri bakımından da önemlidir.

Örnek:

Yukarıdaki son ayrım sorusunu açıklayabilmek için basit bir örnek alalım: X maliyet yerinin kadrosu 3 işçiden ibaret olsun. Bunlardan A yalnızca malzeme taşımaya uğraşsın, B ve C ise üretken işçi olarak türlü özel siparişler üzerinde çalışsınlar.

A bütün zamanını (8 saat) malzeme taşımak ve teslim etmekle geçirmiştir

B zamanını şu şekilde harcamıştır (saat ücreti 800 TL):

3.3 saati1725 Nolu sipariş üzerinde çalışarak

1.5 “ 1726 “ “ “ “

2.8” 1727 “ “ “ “

0.4” malzeme beklediği için boş geçirmiştir.

C zamanını şu şekilde harcamıştır (saat ücreti 800 TL):

1.7 saati 1723 Nolu sipariş üzerinde çalışarak

2.7 “ 1724 “ “ “ “ “ “

2.2 “ 1725 “ “ “ “ “

0.8 “ 1726 “ “ “ “ “

0.6 “ makinesini tamir ederek geçirmiştir.

İşçilerin günlük işçilik fişlerindeki bu bilgilerin şu üç bakımdan değerlendirilmesi gerekir.

Bunlardan bizi burada ilgilendiren yalnızca sonuncu noktadır. X maliyet yerine ait işçilik dökümünü yapabilmek için, fişlerin önce puantör tarafından kontrolü ve sonra da muhasebede saat ücretleri ile çarpılarak değerlenmesi gerekir. Aylık döküm tablosuna işlemeden önce, her gün X maliyet yeri için şöyle bir çizelge hazırlanabilir:

İşçinin Adı

Çalışma Saatleri

Ücret Tutarı(TL)

Dolaysız İşçilik (TL)

Dolaylı İşçilik

Tutarı (TL)

Türü (Hes. No.)

A

B

C

8

8

8

4.800

6.400

6.400

6.080

5.920

4.800

320

480

(1) Malz. taş.

(2) Malz. bekl.

(3) Mak. tamiri

24

17.600

12.000

5.600

İşçilik maliyetleri günlük olarak dolaylı ve dolaysız olarak ayrıldıktan sonra X maliyet yerindeki dolaylı işçiliğin türlerini de ayrı ayrı gösteren aylık bir “işçilik döküm tablosu” hazırlanabilir. Aşağıda, bu tabloya 21 Ekim 1987 günü yapılan kayıt gösterilmiştir.

Tarih

İşçilik Toplamı

(TL)

Dolaysız İşçilik (TL)

Dolaylı işçilik cinsleri

(1)

(2)

(3)

(4)

(5)

21.10.87

Toplam

17.600

12.000

4.800

320

480

Bu tablonun aylık toplamına dayanarak, ay sonunda bir mahsup fişi kesilerek, direkt işçilik maliyetleri ilgili imalat hesaplarına ve dolaylı işçilik maliyetleri ise genel imalat maliyetleri hesabına devredilir. X maliyet yerinin o ay tahakkuk eden toplam işçilik maliyetlerinin 800.000 TL ve bunun 540.000 lirasının dolaysız ve 260.000 lirasının dolaylı işçilik olduğunu varsayarsak, işçilik maliyetlerinin dağıtımı için ay sonunda yapılması gereken günlük defter kaydı kısaca aşağıdaki gibi olur.

X maliyet yeri imalat işçiliği hesabı 540.000

X maliyetleri genel imalat maliyetleri hes. 260.000

İşçilik maliyetleri hesabı 800.000

Söz konusu örnekten de anlaşılacağı gibi, işçilik maliyetlerinin tahakkuku aşamasında, bunların ne kadarının dolaysız ne kadarının dolaylı işçilik olduğunun ayrılması önemli değildir. Bu ayrım tahakkuk etmiş bulunan işçiliğin imalata yüklenmesi sırasında önem kazanır. Bu aşamada, işçilik maliyetleri için dolaylı nitelikte olanları ayırıp ilgili maliyetlerinin genel imalat maliyetleri hesabına devretmek gerekir. Bu amaçla her maliyet yeri için düzenlenecek haftalık veya aylık işçilik döküm tablolarında dolaylı işçilik maliyetlerinin türleri bakımından ayrı ayrı gösterilmesi maliyet kontrolünü ve tahlillerini de kolaylaştırır.

b) Dolaysız işçilik maliyetlerinin safhalara veya siparişlere yüklenmesi

Dolaylı işçili maliyetleri maliyet yerleri arasında dağıtılırken, direkt işçiliğin de doğrudan doğruya safhalara veya siparişlere yüklenmesi gerekir.

Safha maliyeti sistemi uygulanan bir işletmede, belirli bir imalat safhasında sürekli olarak çalışan üretici işçilerin ücretleri safhaya doğrudan yüklenebilir. Safhalardaki işçi sayısının fazla olması durumunda her safha için ayrı olarak düzenlenebilecek ücret bordroları bu dağıtımı kolaylaştırır.

Örnek:

Bir sanayi işletmesinde aylık dolaysız işçilik toplamının 2.920.000 TL olduğunu ve bunun mevcut 3 safha arasında şöyle dağıldığını varsayalım.

I. safha dolaysız işçiliği 770.000 TL

II. “ “ “ 900.000

III. “ “ “ 1.250.000

Bu durumda dağıtımla ilgili yevmiye maddesi şu şekli alır:

I. safha imalat hesabı 770.000

II. “ “ “ 900.000

III. “ “ “ 1.250.000

İşçili maliyetleri hesabı 2.920.000

Sipariş maliyeti uygulanan bir sistemde ise, günlük işçilik fişlerinin muhasebede önce sipariş numarasına göre sınırlandırılması gerekir. Bu sınıflama sonucunda, her siparişe düşen direkt işçilik tutarları saptanır ve siparişler için tutulan bir döküm cetveline işlenir. Belirli dönemler sonunda (hafta veya ay) bu döküm tablosunda sipariş için toplanan dolaysız işçilik tutarları ilgili imalat hesaplarına devredilir.

Yukarıdaki ücret tahakkuku konusunda olduğu gibi, işçilik maliyetlerinin dağıtımı konusunda da muhasebede kullanılmakta olan teknik araçların büyük önemi vardır. Örneğin, ücret bordrolarının hazırlanmasında kullanılabilecek klasik muhasebe makinelerinde dolaylı işçiliğin maliyet yerleri arasında dağıtımı nispeten kolaylıkla yapılabilir. Hatta, belirli bazı katsayılar kullanmak yoluyla, belirli bir safhadaki toplu işçilik maliyetlerinden o safhada imal edilen çeşitli mamullere verilecek payların otomatik olarak hesaplanması olanağı da bulunabilir. Fakat, işçilik maliyetinin dağıtımında asıl büyük kolaylığı sağlayan makineler hiç kuşkusuz bilgisayarlardır. Bilgisayarlarda sınıflama işlemleri büyük bir hız ve güvenlikle yapılabildiğinden, maliyet türleri, maliyet yerleri ve siparişler bakımından istenen her türlü sınıflama ve gruplamalar kolaylıkla elde edilebilir.

3. Bazı Özel Sorunlar

Malzeme maliyetlerinde olduğu gibi, işçilik maliyetlerinde de ele alınması gereken bazı özel sorunlar vardır. Bunlardan bir kısmı dolaysız ve dolaylı işçilik ayrımı ile, diğer bir kısmı da bazı ücretlerin zaman içerisinde anormal bir şekilde dağılışı ile ilgilidir. Bu konu, aslında, genel imalat maliyetleri konusuna girmekle birlikte, işçilik maliyetlerinin toplu olarak incelenmesi bakımından burada ele alınmıştır.

a) Ek çalışma farkları

Ek çalışma için ödenen farkların (%50 veya %100) dolaysız işçilik mi, yoksa dolaylı işçilik mi sayılması gerekeceği tartışmalı konulardan biridir. Bir işin günlük olağan çalışma saatlerinin dışında yapılan kısmının yol açtığı ek çalışma (fazla mesai) farkları, direkt işçilik mi sayılmalı, yoksa bütün imalata götürü olarak katılmalı mıdır? Kural olarak şöyle denebilir: Özel bir iş ivedi olduğu için olağan çalışma saatleri dışında da çalışmayı gerektiriyorsa, bu durumda ek çalışma farklarının da dolaysız işçilik sayılarak doğrudan doğruya o siparişe yüklenmesi gerekir. Muhtemelen maliyetteki bu fark, fiyatı da yükseltecek ve müşteri tarafından karşılanacaktır. Buna karşılık, ek çalışma yapılması adeta normal hale gelmişse, o zaman ek çalışma farkının genel imalat maliyetlerine katılması ve o yoldan bütün imalata götürü olarak dağıtılması gerekir. Bu sonuncu durumda, işletmede bir kapasite darlığı olduğu, fakat henüz çift vardiya çalışmasına yetecek miktarda iş de olmadığından, her gün birkaç saatlik fazla mesai ile kapasite eksikliğinin giderilmesi yönüne girdiği varsayılabilir.

Örnek:

X-15 numaralı sipariş üzerinde K işçisi 32 saat çalışmıştır. Bunun 10 saati ek çalışmadır. Normal saat ücreti 1.000.000 TL, ek çalışma zammı ise %50’ dir. Sipariş özel ve ivedi varsayıldığında günlük defter kaydı şu biçimi alır.

X-15 Nolu sipariş hesabı 37.000.000 (22×1.000.000 + 10×1.500.000)

İşçilik maliyetleri hesabı 37.000.000

Ek çalışmanın olağan sayıldığı durumda, Kaydın şöyle olması gerekir.

X-15 Nolu sipariş hesabı 32.000.000

(32×1.000.00)

Genel imalat maliyetleri 5.000.000

(10×500.000)

İşçilik maliyetleri hesabı 37.000.000

b) Tatil ücretleri

Yıllık ücretli izinlerin ve ücretli genel tatillerin yıl içinde düzensiz bir dağılış gösterdiği bilinir. Ücretli izinler genellikle yaz aylarına toplandığından, o aylardaki genel imalat maliyetleri de çok yükselebilir. Bu nedenle bir karşılık Hesabı kullanarak, bu maliyetlerin aylara eşit bir biçimde dağıtılması gerekir.

Örnek:

Yıllık izin ve tatil ücretlerinin 3.600.000 TL olarak tahmin edildiğini varsayalım. Haziran sonuna kadar izin ücreti olarak hiçbir ödeme yapılmadığı, buna karşın temmuzda fiilen 1.400.000 TL izin ücreti ödendiği durumda, Ocak ve temmuz aylarına ait günlük defter kayıtları kısaca şu biçimi alır;

1) Ocak ayındaki kayıt

Her ay yapılması gereken kayıt şudur:

Genel imalat maliyetleri hesabı 300.000

(3.600.000/12)

izin ücretleri karşılık hesabı 300.000

2) Temmuz ayındaki kayıt

Her ay yapılması gereken kayıt:

Genel imalat maliyetleri hesabı 300.000

İzin ücretleri karşılık hesabı 300.000

Fiili ödeme yapıldığı zaman gerekli kayıt:

İzin ücretleri karşılık hesabı 1.400.000

Kasa hesabı 1.400.000

Yıl sonuna kadar fiilen ödenen izin ücretleri 3.820.000 TL olduğunda, yıl içinde genel imalat maliyetleri hesabıyla imalata yüklenen 3.600.000 lirayı aşan 220.000 lira da maliyetlere yansıtılabilir.

Genel imalat maliyetleri hesabı 220.000

İzin Ücretleri karşılık hesabı 220.000

Durumu karşılık hesabından da izleyebiliriz:

İzin Ücretleri karşılık hesabı

Kasa 1.400.000

.

.

300.000 G.İ.M

.

300.000

Kasa 3.820.000

3.600.000 G.İ.M

220.000 G.İ.M

3.820.000

3.820.000

c) Yıllık ikramiyeler

İşçilere yıl içinde ödenecek ikramiye, toplu prim ve kar paylarının kesin tutarları ancak yıl sonunda belli olacağından, bunların yıl içinde maliyetlere yüklenmesinde de yukarıdakine benzer bir yol izlenir. Yapılacak şey bunların yıllık tutarlarını tahmin edip, her ay bu tutarın 1/12 sini karşılık hesabı kullanarak genel imalat maliyetlerine yazmaktır.

Örnek:

1987 yılında ödenecek ikramiye ve primler toplamının 9.000.000 TL olacağı beklensin ve fiili ödeme 8.800.000 TL olsun.

1) Her ay yapılacak kayıt:

Genel imalat maliyetleri hesabı 750.000

İşçi ikramiyeleri karşılık hesabı 750.000

2) İkramiye fiilen ödenince yapılacak kayıt:

İşçi ikramiyeleri karşılık hesabı 8.800.000

Kasa hesabı 8.800.000

Yıl içerisinde maliyetlere yüklenen 9.000.000 TL ile fiilen yapılan ödemeler tutarı olan 8.800.000 TL arasındaki farkı oluşturan 200.000 TL yıl sonunda genel imalat maliyetleri hesabına aktarılarak karşılık hesabı kapatılır. Yevmiye maddesi şöyle olur.

İşçi ikramiyeleri karşılık hesabı 200.000

Genel imalat maliyetleri hesabı 200.000

Karşılık hesabı şu şeklini alır:

İşçi ikramiyeleri karşılık hesabı

 

750. 000 G.İ.M

Kasa 8.800.000

G.İ.M 200.000

9.000.000 G.İ.M

9000.000

9.000.000

d) Kıdem tazminatı

Ülkemizde işçilik maliyetleri ile ilgili diğer bir sorun ad kıdem tazminatıdır. Kıdem tazminatı iş hukukumuza 1936 yılında, 3008 sayılı iş kanunu ile girmiştir. Zaman içinde çeşitli değişikliklere uğrayan kıdem tazminatı ile ilgili hükümlerde ilk büyük değişiklik 4.7.1975 tarihinde 1927 sayılı yasa ile, sonraki önemli değişiklik de 23.10.1980 tarihinde 2320 sayılı yasa ile yapılmıştır. İş Kanunu’ nun 14. maddesinde düzenlenmiş olan kıdem tazminatı daha sonra da bazı değişikliklere uğramıştır.

İş akdinin, İş Kanunu’ nun14. maddesindeki durumlara uygun olarak feshedilmesi veya sona ermesi durumunda, her tam yılı için işverence işçiye, 30 günlük ücreti tutarınca kıdem tazminatı ödenir. 30 günlük süre hizmet akitleri veya toplu sözleşmelerle işçi lehine değiştirilebilir; fakat kıdem tazminatının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanunu’ na tabi en yüksek dereceli devlet memuruna Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez.

Kanun, kıdem tazminatı sorumluluğunun işverence sigorta ettirilmesini yasaklamakla beraber, işverenin sorumluluğu altında sadece yaşlılık, emeklilik, malullük, ölüm ve toptan ödeme hallerine mahsus olmak üzere, yeni bir kanunla fon kurulacağı hükmünü getirmiştir. Ancak böyle bir fon henüz kurulmuş değildir.

Kıdem tazminatı ödeme yükümlülüğü işverenlerde bulunduğu sürece, bir işgörenin işletme için iki tür maliyetinden söz edilebilir: Birincisi, kendisine çalıştığı sürece ödenen ücretler; ikincisi, işten ayrıldığı zaman topluca ödenen kıdem tazminatı. Yukarıdaki bölümlerde işgücü maliyetinden söz edilirken, bunlardan sadece birincisi üzerinde durulmuştur. İkinci maliyet türü olan kıdem tazminatının maliyetlere nasıl yükleneceği tartışma konusudur. Sorunun önemi basit bir örnekle açıklanabilir: Bir işyerinde 25 yıl çalışmış olan bir işçinin son 30 güne ait brüt ücreti, tüm yan ödemelerle birlikte, 8.500.000 TL’ dir. Bu işçi, işveren tarafından işten çıkarıldığında veya emekli olduğunda, kendisine ödenecek kıdem tazminatı tutarı (25×8.500.000=) 212.500.000 TL olacaktır. Bu tutarın ödeme yapıldığı yıl gider kaydedip vergi matrahından da düşüleceği kuşkusuzdur.

Temel sorun, ödenen bu kıdem tazminatının mamul maliyetlerine nasıl yansıtılacağıdır. Ödenen tazminatın tümünü o yılın maliyetlerine yüklemek maliyetleme ilkeleriyle bağdaşmaz. Tazminat birden bire ortaya çıkan arızi bir maliyet türü olmayıp, işgörenlerin çalışma sürelerince oluşan yasal bir hakları ve alacaklarıdır. Bu nedenle, zaman içinde oluşan bu alacak için muhasebe kurallarına uygun yıllık karşılıklar ayırmak ve kıdem tazminatını bu yolla maliyetlere yansıtmak gerekir.

Böylece, işgücü maliyetleri daha gerçekçi bir biçimde hesaplanmış olacağı gibi, işletmeler de bu tazminatı karşılayabilecek fonları sağlamak olanağı bulabilirler. Burada söz konusu olan karşılıkların tutarlarının hesaplandırılmasında, kuşkusuz, aktuarya hesaplarının kullanılması gerekir. Bu karşılıkların vergi matrahında düşülmesi kuramsal olarak savunulabilirse de, bu tür bir uygulama ancak vergi kanununda gerekli değişikler yapıldıktan sonra yaygın bir biçimde gerçekleştirilebilir. Kanunda öngörülen fon kurulduğu taktirde, İşletmelerce fona ödenecek primlerin maliyetlere yansıtılması mümkün olacaktır.

Bitki Meyvesinden Elde Edilen Lifler

Ocak 23, 2010 at 15:32 | Kategorilenmemiş
- Yazar: admin | Yorum Yapılmamış

BİTKİ MEYVESİNDEN ELDE EDİLEN LİFLER

II.1.10. KOKO ELYAFI

Tropikal bir bitki olan hindistan cevizi meyvasının üstünü örten lifli tabakadan elde edilir. Seylan, Hindistan ve Pakistan’da yetiştirilir. Üretimi için hindistan cevizi kabukları nehirlerde 6-12 ay bekletilir. Bu süre içinde kabuklardaki çamurlar gider; odunsu hücreleri liflere bağlayan yapışkan madde bozunur ve lifler birbirinden ayrılacak hale gelir. Bu kabuklar kurutulur ve odun tokmaklarla dövülür. Sonra temizlenerek kaba, uzun, ince ve kısa lifler sınıflandırılarak ayrılır. Açıktan koyu kahveye giden renklerde, sert fakat esnekliği fazla olan lifler elde edilir. Suya karşı dayanıklıdır.

Koko lifleri, iplik haline getirilip; parlak renkli koko hasırlarının yapımında, çuval ve gemi halatı imalinde kullanılır. Sert olanları paspas ve fırça olarak tüketilir.


Bedava İlan Verme