Ders Anlatım Eğitim Blogu,Öss,Sbs,Dersler

fizik, kimya, biyoloji, ingilizce, öss, sbs, öğretmenler

ZAMİRLER (ADILLAR)

Ad olmadıkları halde cümle içinde geçici olarak, bir adın yerini tutan ve bir adın gösterdiği bütün özellikleri gösteren sözcüklere veya eklere zamir (adıl) denir.
Örnek :
Polis aniden yere düştü, onu gördün mü?
Ad                                Zamir

Yapılarına Göre Zamirler :
Zamirler yapıları yönünden iki grupta incelenir.

* Basit (Yalın) Zamirler : Hiç yapım eki almamış, kök durumunda olan ya da yalnızca çekim eki alan zamirlerdir. Örnek : ben, şunda, bazıları, kim, bizlerden, onun vb.

* Bileşik Zamirler : İki sözcüğün birleşmesinden oluşan zamirlerdir. Örnek : Birçoğu, kimse, birkaçı, herhangi biri vb.

UYARI : Yapım eki alarak türetilen zamirlerde vardır. Örnek : Bu – ra, şu -ra

Zamirlerin Görevleri :
Zamirler, cümlede bir adın yerini tutan sözcük türü olduğu için cümlede bir ad gibi, özne, nesne, dolaylı tümleç ve yüklem görevinde kullanılabilirler.
Örnek : Seni buraya babam çağırdı.
Bu işin aslını bir de biz araştıralım.
Aradığımız ev şuradaymış.

Anlamlarına Göre Zamirler :
-Kişi Zamirleri
-İşaret Zamirleri
-Belgisiz Zamirler
-Soru Zamirleri
-İlgi Zamiri

Kişi Zamirleri : İnsan adlarının yerine kullanılan “ben, sen, o, biz, siz, onlar” ile kimi durumlarda insan adının yerine geçen “kendi” sözcükleridir.

Örnek :
Olanlara ben de çok üzüldüm.
İsterseniz, bir de siz bakın.
Sabahtan uğradım ben bir güzele.
Güzel ağlatmadı, güldürdü beni.

Kişi Zamirinin Özellikleri :

*       “Kendi” kişi sözcüğü, cümlede bir insan adının yerine kullanılırsa yedinci bir kişi zamiri olur. Örnek : Bakalım kendisi ne diyor?

Bu konuda kendin karar vermelisin.

*       “Kendi” kişi zamiri, diğer kişi zamiriyle “ben kendim, sen kendin, o kendisi, biz kendimiz, siz kendiniz, onları kendileri” biçiminde kullanılırsa kişi zamirlerinin anlamını pekiştiren bir sözcük olur. Örnek : Ben geldim.              Ben, kendim geldim.

O düşünmüş.             O, kendisi düşünmüş.

*       “Kendi” kişi zamiri, ikilime biçiminde kullanılarak bir eylemi nitelerse, durum zarfı olur.

Örnek : Çocuk kendi kendine oynuyor. (Nasıl oynuyor?)

Durum Zarfı

Kadın kendi kendine söylendi. (Nasıl söylendi?)

Durum Zarfı

*     “Kendi” kişi sözcüğü, öznenin yaptığı işi gene özneye dönmesini sağlayarak cümleye dönüşlülük anlamı katar. Bu yüzden dönüşlülük zamiri adını da alır. Örnek :

Adam kendini yaktı.

Çocuk kendini asmış.

* Kişi zamirleri, tamlamalarda, tamlayan olabilmelerine karşın, tamlanan olamazlar. Örnek :

Benim arkadaşım, senin isteklerin, onun gönlü.

Kendisinin sözleri, çocuğun kendisi.

*       “Ben” ve “sen” kişi sözcükleri, adın yönelme (-e) durumuyla çekimlendiğinde ses değişimine uğrayarak “bana” ve “sana” olur.

*       “O”  sözcüğü insan dışındaki varlıkların yerine geçtiği zaman işaret zamiri olarak da kullanılabilir. Örnek : O bu işe çok kızacak.      Kişi zamiri

O, dosyalanıp kaldırıldı. İşaret zamiri


UYARI : “O” kişi zamiri bir adı niteleyip işaret sıfatı olan sözcükle karıştırılmamalıdır.
“O” kişi zamirinden sonra virgül getirilmezse anlam karışıklığı meydana gelebilir.

İşaret Zamirleri : Adların yerini işaret ederek tutan sözcüklerdir. “Bu, şu, o” ve çoğul şekilleri olan “bunlar, şunlar, onlar” adın yerini işaret ederek tutarlarsa işaret zamiri olurlar.

Bu yakındaki bir ad. (Bunlar)
Şu, biraz uzaktaki bir ad. (Şunlar)
O, ise daha uzaktaki bir ad. (Onlar) gösterir ve onların yerini tutar. Örnek :
Bunu bir de babama soralım.
Şu, Fatih zamanından beri ayakta.
Onları, bana ver, şunları, sen al.

İşaret Zamirlerinin Özellikleri :

*       “O” ve “Onlar” sözcükleri kişi adının yerini tuttuklarında “kişi”, kişi dışında herhangi bir varlık ya da nesne adının yerini tuttuklarında “işaret” zamiri olurlar. Örnek :

O, kitabı beğenmediğini söyledi.       Kişi zamiri.

O, sınıfın, duvarına asılacak. İşaret zamiri.

*       “Buna, şuna, ona, öteki, beriki, böyle, şöyle, öyle” sözcükleri de adın yerine kullanılarak işaret zamiri olur.

Örnek : Burayı sen temizle. (İşaret zamiri.)
Gel de böylesine inan.             (İşaret zamiri.)
Öteki, başını eğip dinledi.          (İşaret zamiri.)

UYARI : İşaret zamirinden “bu, şu ve bunlar, şunlar” sözcükleri bir kişi adı yerine kullanılabilirler. Bu durum diğer işaret zamirleri için de geçerlidir. Örnek :

Bu, adam çağırdı.  (Bu adam)

zamir                        Sıfat

Şu, insanlara kızıyor.   (Şu insanlar)

Zamir                                sıfat

*       İşaret zamirleri belirtili ad tamlamalarında tamlayan ya da tamlanan olarak kullanılabilirler.

Örnek : Bunun acısı

Evin şurası

Öbürünün derdi.

İnsanın böylesi

*       İşaret sözcüklerinin yalın ve tekil şekilleri (bu, şu, o) işaret zamiri olup da cümlede bir adın önünde kullanılırsa araya mutlaka virgül (,) işareti konur. Aksi halde anlam karışıklığı ortaya çıkar.

Örnek : Bu, kitabın önsözüne eklenecek. (İşaret zamiri)

Bu kitabın önsözüne eklenecek. (İşaret zamiri)

Belgisiz Zamirler : Bir adın yerini tuttukları halde, hangi adın yerini tuttukları tam olarak belli olmayan zamirlerdir. Adları sayı, ölçü miktar ve özne yönünden tam değil de belli belirsiz bir biçimde göstererek onların yerini tutarlar.

Belgisiz zamir olarak kullanılan başlıca sözcükler şunlardır : Kimisi, kimileri, kimi, biri, birisi, birileri, birkaçı, bazısı, bazıları, çoğu, birçoğu, birçokları, başkası, birazı, fazlası, bir kısmı, hepsi, kimse, tümü herkes, hepimiz gibi. Örnek : Kimsenin ahı kimsede kalmaz.

Çoğu gitti, azı kaldı.                             Birçoğu, bu durumdan habersiz.
Hepsine benden selam söyle.               Kimi ağlarken kimi gülüyor.
Başkalarını değil, biraz da bizi düşün.   İçlerinden birisi bana çok tanıdık geldi.

Belgisiz Zamirlerin Özellikleri :

* Belgisiz zamirler belirtili ad tamlamalarında tamlayan ya da tamlanan olarak kullanılabilirler. Örnek : Birkaçının düşüncesi              Çocukların birkaçı

*      Kişi ve işaret zamirlerinden bazıları ikileme oluşturacak biçimde kullanılırsa belgisiz zamir olur. Örnek : Onun bunun sözüne uyma                     Seni beni hiç dinler mi o?

*      “Şey” sözcüğü, belirsiz bir adın yerini tuttuğu için belgisiz zamirdir. Örnek :

Çarşıdan şey aldım.                                    Şey sordu.

Soru Zamirleri : Adların yerini soru yoluyla tutan bir zamir çeşididir. Soru zamirleri sor sorarak adların yerine kullanılan sözcüklerdir denilebilir. Örnek :

Bu kitabı kim yırttı?       (Ali yırttı.)
Senden ne istiyor? (Para istiyor.)
Dün akşam nereden geliyordun? (sinemadan)
Hangisini daha çok beğendin? (şunu)
Yolda kime rastlamış? (bir arkadaşına)

Soru Zamirlerinin Özellikleri :

*       Soru sözcükleri bir eylemin anlamını etkileyecek bir biçimde kullanılırsa, soru zarfı olur. (Ne, Nasıl?) Örnek : Buralarda ne dolaşıp duruyorsun?          Niçin? Anlamında.

Bu havada buraya nasıl gelmiş?            Ne şekilde anlamında

*       Soru zamirleri, bir belirtili ad tamlamasında tamlayan ya da tamlanan olarak kullanılabilir.  Örnek :

Kimlerin parası?
Çocukların hangisi?
Adamın nesi?

*       Bazı soru sözcükleri bir adın önüne gelerek onu soru yoluyla belirtirse, soru sıfatı olur. (hangi, kaç, ne, nasıl) Örnek :

Hangi okulu bitirmiş? (  Soru sıfatı   Ad)
Bunlara kaç para verdiniz? ( Soru Sıfatı  Ad)
Ne yapıyormuş? ( Soru Sıfatı Ad)

İlgi Zamiri :

Bir belirtili ad tamlamasında tamlanan durumundaki ikinci adın yerini tutan “-ki” ekine ilgi zamiri denir.

Örnek :

Salonun duvarları temiz ama odalarınki kirli.
Odalarınki odaların duvarları

Benim kalemim seninkinden iyi yazıyor.
Seninki senin kalemin


İlgi Zamirinin Özellikleri :

*       İlgi zamiri, tamlamada tamlananın yerini tutar. Tamlanan tekrar yazılmak istendiğinde “-ki” atılabilir. Örnek : Bunun-ki daha canlı. Bu kazağın renkleri daha canlı.

*       İlgi zamiriyle, addan sıfat türeten “-ki” eki karıştırılmamalıdır. “-ki” eğer ilgi zamiriyse bağlandığı sözcük (-in, -im) tamlayan eklerinden sonra kullanılır. Addan sıfat yapan “-ki” ekinde böyle bir durum yoktur. Örnek :

Eğil salkım söğüt eğil, bu benimki sevda değil. Ben-im-ki
Çocuğunki daha mantıklı.                                Çocuk-un-ki
Evdeki hesap çarşıya uymaz.                           Ev-de-ki      Addan – sıfat t üretir.
Geceki yağmur ortalığı batırmış.                        Gece-ki

*       Bir adın sonuna gelerek, o varlığın sahibini, kime ait olduğunu gösteren (-im, -in, -i, -imiz, -iniz, -leri) iyelik eklerine iyelik zamiri denir. Örnek :

Kalemim (benim kalemim)               kalemimiz (bizim kalemimiz)
Kalemin (senin kalemin)                 kaleminiz (sizin kaleminiz)
Kalemi (onun kalemi)                      kalemleri (onların kalemleri)

İMLA(YAZIM) Kuralları
I. Büyük Harflerin Kullanımı
a. Her cümleye büyük harfle başlanır.

• Elini uzatı. Benimle barışmak istedi.
b. İster cümle başında ister içinde bütün özel isimler büyük harfle yazılır.

• Dün, Yakup Kadri’nin “Yaban” adlı romanını aldım.

c. Kişi adından önce veya sonra gelen unvan adları da büyük harfle yazılır.
• Akşama Doktor Recep bizim hastayı göre-cekmiş.
• Buralarda Tilki Hüseyin’i gördünüz mü?
• Dolapları Mehmet Usta’ya yaptırdık.

d. Belirli bir özel adı sadece unvanıyla kullanmak istediğimizde unvan kelimesinin de ilk harfi büyük yazılır.

• Halk Cumhurbaşkanı’nı coşkuyla karşıladı.
e. “dağ, deniz, göl, nehir” kelimeleri özel isimle birlikte kullanılırsa büyük harfle başlayarak yazılır.
• Van Gölü’nde ulaşım neyle sağlanıyor?

f. Belirli bir günden bahsederken ay ve gün isimleri büyük harfle yazılır.
• 25 Nisan Pazar günü nikahımız var.

g. “dünya, güneş, ay” kelimeleri terim anlamlarında kullanıldıklarında özel ad oldukları için büyük harfle yazılır.
• İlkokulda öğrendiğiniz gibi Ay Dünya’nın, Dünya da Güneş’in çevresinde döner, (terim anlamı)
• Bu fani dünyada hiçbir idealim kalmadı.
• Okulu bitirmeme iki ay kaldı.

h. Yazı başlıkları, eser adları, Kitap, gazete, dergi isimleri büyük harfle yazılır. Eğer bu isimlerin arasında bağlaç varsa bağlaç küçük harfle yazılır.
• Vatan yahut Silistre
• Bilim ve Teknik
• Leyla ile Mecnun
• Savaş ve Barış
ı. Tarihî olay, çağ ve dönem adları büyük harfle başlar.
• Kurtuluş Savaşı, İlk Çağ, Cilâlı Taş Devri…
II. Kesme İşaretinin Kullanımı

a. Özel isimlerden sonra gelen çekim ekler kesme işaretiyle (‘) ayrılır.

• Adıyaman’a
• Başak’ı
• Güneydoğu’ya
• Anadolu’da
• Ali’yle
• Irak’a
• Sinekli Bakkal’mış
• Suna’ysa…

Özel adlara yapım eki geldiğinde bu ekler kes me işaretiyle ayrılmaz.
• Balıkesirli
• Mehmetsiz
• Atatürkçülük

b. Kısaltmalar ek aldıklarında bu ekler de kes me işaretiyle ayrılır. Ek, kısaltmanın son kelimes nin okunuşuna göre yazılır.
• DSİ’de (Devlet Su İşleri’nde)

III. -ler Çoğul Ekinin Yazımı
Özel isimlerin ardından gelen -ler eki kelime; bitişik yazılır.
• Bugün bize Nerminler gelecek.
• Savaşta İngilizlerle birlik oldular.

IV. “mi” Soru Edatının Yazımı
“mi” soru kelimesi her zaman sonuna geld kelimeden ayrı yazılır. İki görevi vardır:

a. Kullanıldığı cümleyi soru cümlesi hâline g<
rir.
• Arkadaşın Koray mıydı?
• Bütün soruları cevapladınız mı?
b. İki cümleyi zaman ve sonuç bakımından birbirine bağlar.
• Börek yaptı mı bizi de mutlaka çağırırdı.

V. “ki” Bağlacının Yazımı
“ki” bağlacı başlı başına bir kelimedir ve bu yüzden ayrı yazılır.
• Şarkıyı o kadar etkili söyledi ki gözlerimin yaşarmasını engelleyemedim.
• Öyle yalan söylemiş ki şimdi içinden çıkamıyor.
• Bebek o kadar sevimli ki…

VI. “-ki” Ekinin Yazımı
Daima eklendiği kelimeyle birleşik yazılır.
• Onun saçları seninkilerden daha koyu.
• Vitrindeki kıyafeti çok beğendim.
• Dünkü yarışmayı izlemedik.

VII. “de” Bağlacının Yazımı
Daima cümleden ayrı yazılır, “dahi”, “bile” anlamı katan bu bağlaç kelimeden kesme işaretiyle de ayrılmaz.
• Ayağın tökezlese de düşmeyeceksin.
• Biz de gelecek miyiz?
• Burada da bir huzursuzluk var.

VIII. Yardımcı Fiillerin (Eylemlerin) Yazımı
Türkçede isimlerle birlikte kullanılan yardımcı tüller vardır, et-, kıl-, ol-, eyle-, buyur- yardımcı fi-ileri sonuna geldiği isimlerin bazılarıyla birleşik, bazılarıyla ayrı yazılır. Bazı kullanımlarda ses düşmesi, ses türemesi, ünsüz yumuşaması gibi ses olayları gerçekleşiyorsa isimle yardımcı fiil birleşik yazılır. Eğer ses olaylarından hiçbiri gerçekleşmi-yorsa isimle yardımcı fiil ayrı yazılır.
• Teklifimizi kabul etmediler.
• Olayı öğrenince kahroldu.
• “de” bağlacını -de ekinden ayırmanın yolu cümleden o “de” yi çıkartmaktır. De’yi çıkarttığınızda anlam bozulmuyorsa bağlaç, anlam bozuluyorsa ektir.

• Sabreyle gönül.
• Onlara minnet etme.

IX. ikilemelerin Yazımı
İkilemeler, iki kelimeden oluşan, anlamı güçlendirmek için kullanılan ve ayrı yazılan kelime öbekleridir. İkilemelerin arasına kesinlikle virgül konulmaz.
• Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden.
• Nişan eş dost arasında yapıldı.
• Üzerinde eski püskü bir gömlek vardı.

X. Tarihlerin Yazımı
Tek basamaklı gün ve ay sayılarının başına “0” rakamı yazılabilir. Tarihler arasına, eğer rakamla yazılmışlarsa “.” işareti konur. Ay, ad olarak yazılmışsa tarihler arasına bir işaret konmaz.
• 15.04.2003 •06.12.1998
• 7 Mayıs 1997

Vergi yargısında dava açma süreleri

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda, vergi mahkemelerinde dava açma süresi otuz gün olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla genel süre, otuz gündür. ikmalen, re’sen veya idarece yapılacak tarhiyatlarla, idarece düzeltme yoluyla re’sen yapılan tarhiyatlara, ihtirazi kayıtla yapılan beyanlara veya tahakkuklara yahut kesilen cezalara karşı açılacak davalarda bu süre uygulanır.

2577 sayılı kanun, vergi mahkemelerinde açılacak davalarda süreyi belirlerken özek kanunlarda yer alan düzenlemeleri saklı tutmuştur. Nitekim pek çok kanunda konumuzu ilgilendiren sürelere rastlamak mümkündür.

6183 sayılı kanunda ödeme emrine karşı açılacak davalar, 7 günlük süreye tabi tutulmuştur. Bu süre ile ilgili eleştirilerimizi geçenlerde yazmıştık.

Yine 6183 sayılı kanunda, haklarında ihtiyati haciz uygulanan kişilerin ihtiyati hacze, haklarında ihtiyati tahakkuk uygulanan kişilerin ihtiyati tahakkuka karşı açacakları davalarda 7 günlük süreye tabidir.

Vergi borcundan dolayı haklarında yurtdışı çıkma işlemi uygulanan kişilerin dava açma süreleri ise 60 gündür. Çünkü bu davalarda görevli mahkeme, idare mahkemesidir. (Ancak bazen idare mahkemelerinin kendilerini görevsiz görerek dosyayı vergi mahkemelerine gönderdikleri de görülmektedir. Bu gibi durumlarda vergi mahkemeleri davanın kendileri ile ilgili 30 günlük sürede açılıp açılmadığına bakmaktadır. Bu nedenle bu davaların 30 gün içerisinde açılması, hak kaybolmaması için en garantili yoldur.)

Emlâk vergisi ile ilgili olarak takdir komisyonlarınca belirlenen arsa ve arazi değerlerine karşı ilgili kurum ve kuruluşlarla mahalle ve köy muhtarlıklarına dava açma hakkı tanınmıştır. Takdir Komisyonu kararlarına karşı açılacak iptal davalarında dava açma süresi 15 gündür. (Vergi Usul Kanunu -VUK.- mük. md. 49).

Aleyhlerine tarhiyat yapılanların uzlaşma yoluna gitmeleri ve uzlaşmanın vaki olmaması halinde, uzlaşmanın vaki olmadığına dair tutanağın kendilerine tebliğinden itibaren dava açabilirler. Burada dava açma süresi, uzlaşmaya konu olan ihbarnamenin tebliğinden itibaren uzlaşmaya müracaat için harcanan gün sayısının düşülmesi suretiyle hesaplanır. Ancak bu sürenin 15 günden az kalması halinde, uzlaşmanın vaki olmaması üzerine açılacak davalarda dava açma süresi olarak 15 gün esas alınır (VUK. ek madde 7).

Dava açma süresi içerisinde dava açmak yerine -koşulları varsa- düzeltme talep eden mükelleflerin, düzeltme taleplerinin açıkça veya 60 günlük sürede cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmesi halinde dava açma süresi, 30 günlük dava açma süresinden düzeltme talep etmek için harcanan gün sayısının düşülmesi suretiyle hesaplanır. Örneğin 1 Mart günü tebliğ edilen bir vergi-ceza ihbarnamesine karşı 28 Mart’ta düzeltme talep eden mükellefin talebinin reddedilmesi halinde, dava açma süresi sadece 2 gündür.

Dava açma süresi içerisinde dava açmak yerine, dava açma süresi de geçtikten sonra -koşulları varsa- düzeltme talep eden mükelleflerin, düzeltme taleplerinin açıkça veya 60 günlük sürede cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmesi halinde, doğrudan dava açma hakları yoktur. Bu mükelleflerin ret işlemine karşı şikayet yolu ile Maliye Bakanlığı’na müracaat etmeleri gerekmektedir. Talebin Maliye Bakanlığı’nca da açıkça veya 60 günlük sürede cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmesi halinde dava hakkı doğar. Düzeltme talebinin reddi dolayısıyla açılacak bu gibi davalarda dava açma süresi 30 gündür.

Vergi hukuku ile ilgili Bakanlar Kurulu kararı veya Genel Tebliğ gibi genel düzenleyici işlemlere karşı doğrudan açılacak davalarda görevli mahkeme, Danıştay’dır. (Danıştay Kanunu md. 24) Danıştay’ın ilgili dairesi bu gibi davalara ilk derece mahkemesi sıfatıyla bakar. Bu tür soyut veya objektif iptal davalarında dava açma süresi ise 60 gündür. (İYUK md. 6)

Bu sürelerin son gün, resmi tatil gününe denk gelirse süre, tatili izleyen ilk gününün mesai saati bitimine kadar uzar.

Bu sürelerin son günün adli tatile rastgelmesi halinde, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 6. maddesi ile belirlenmiş olanlarında süre, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır (İYUK md.8/3). Diğer kanunlarda yazılı süreler ise uzamaz. Ancak aksi yönde içtihatlar da vardır.

Bu sürelerin son günün idari tatil veya idari izin olarak adlandırılan günlere gelmesi halinde ise, sürenin tatili izleyen ilk iş günü mesai saati bitimine kadar uzayıp uzamayacağı net değildir. Her iki yönde de içtihatlar mevcuttur.

Görüldüğü gibi basit bir süre konusunu dahi mevzuatta ne kadar karmaşık hale getirmişiz.

Bu süreler, hak düşürücü sürelerdir. Kişilerin bu süreleri kaçırması halinde hem dava hakları ortadan kalkmakta ve aleyhlerine yapılan işlemler kesinleşmekte, hem de idare üzerinde yargı denetimi bu yüzden kurulamamış olmaktadır.

KAMU MALİ YÖNETİMİ İLE İLGİLİ NOTLAR

3 ana bütçe var..

1–merkezi yönetim bütçesi

2–yerel yönetim bütçesi

3–sosyol güvenlik kurumları bütçesi

merkezi yönetim bütçeside 3’e ayrılıyor..

1-genel bütçeli kuruluşlar

2-özel bütçeli kuruluşlar

3-düzenleyici ve denetleyici kurumlar

eskiden bütçe çağrısı BAŞBAKANLIKCA yapılırdı artık MALİYE BAKANLIĞINCA yapılıyor

özerk bütçe 5018 ile kamu mali literatüründen kaldırılmıştır.

kitlerin bütçeleri artık devlet bütçe sisteminden çıkarıldı zaten kitler 5018e de tabi değiller

bir de tüzel kişiliği sona eren kamu idareleri hangileridir? karayolları genel müdürlüğü var

? kesin hesabı sunma süresi 7 aydan 6 aya düşmüş

? trt toki kitler rtük tmsf ve diğer denetim kurulları Sayıştay denetimi dışında mahalli idareler ve askeriye Sayıştay denetimine açıldı

KÖYLER MAHALLİ İDARE BÜTÇESINDE DEGILLER..DEGISKLIKLERDEN BIRI DE BU..5018 DE MAHALI IDARELER ICINDE KOYLER YOK..

1- Aşağıdaki kurumlardan hangisinde harcama yetkilisi bulunmaz?

a- Ege Üniversitesi

B- Çemişgezek Belediyesi

c- Gelir idaresi Başkanlığı

d- Rekabet Kurumu

e- Tarım reformu genel müdürlüğü

Cevap : 5018 sayılı kanunda yapılan değişiklik ile Düzenleyici ve denetleyici kuruluşlar kanunda belirtilen sınırlı maddelere tabidir. Bunlardan bir kaçı hesap verme sorumluluğu , mali saydamlık , tanımlar,bütçe ve kesin hesap konularında 5018e tabi iken ;

Harcama yetkilisi , muhasebe yetkilisi ve iç denetim konularından 5018e tabi değillerdir.

Rekabet kurumu bir düzenleyici denetleyici kuruluş olduğu için harcama yetkilisi bulunmamaktadır.

2- Merkezi yönetim bütçe kanununda belirtilen hizmet ve amaçları gerçekleştirmek, ödenek yetersizliğini gidermek veya bütçelerde öngörülmeyen hizmetler için genel ve özel bütçeli idarelere aktarma yapılmak üzere Maliye bakanlığı bütçesine konulan ödeneğe ne ad verilir?

a- Örtülü ödenek

b- Ek ödenek

c- yedek ödenek

d- Olağanüstü ödenek

e- Ek bütçe

Cevap : Yedek ödenektir. 1050 sayılı yasaya göre bu tanımlama ek ödenek anlamına gelmekteydi. Ancak 5018 ile birlikte EK ÖDENEK KALDIRILDI. Ek bütçe ile de karıştırılmaması gerekir. Ek bütçe ise

“Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçelerindeki ödeneklerin yetersiz kalması halinde veya öngörülmeyen hizmetlerin yerine getirilmesi amacıyla, karşılığı gelir gösterilmek kaydıyla, kanunla ek bütçe yapılabilir.”

Buradaki espri ek bütçe kanunla yapılması ve karşılığında gelir gösterilmesi şartı olması

3- üst yöneticilere 5018 sayılı yasa kapsamındaki sorumluluklarını yerine getirirken aracılık yapmaz?

a- Harcama yetkilileri

b- İç denetçiler

c- Mali Kontrol yetkilisi

d- Mali Hizmetler Birimi

Cevap : Mali kontrol yetkilisi 2005 yılında yapılan değişiklik ile mali kontrol yetkilileri kanundan çıkarıldı

4- 5018 sayılı Kanun’a göre merkezî yönetim bütçesinin hazırlanma süreci nasıl başlar?

A) Makroekonomik göstergelerin ve bütçe büyüklüklerinin Yüksek Planlama Kurulunca belirlenmesiyle

B) Orta vadeli mali planın Yüksek Planlama Kurulunca karara bağlanması ve Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla

C) Orta vadeli programın Bakanlar Kurulunca kabul edilmesiyle

D) Bütçe çağrısının Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla

E) Bütçe hazırlama rehberi ve yatırım programı hazırlama rehberlerinin Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla

Cevap : Orta vadeli programın Bakanlar kurulunca kabul edilmesi ise başlar olacak. Orta vadeli program DPT ( devlet planlama teşkilatı ) tarafından hazırlanır ve MAYIS ayı sonuna kadar BAKANLAR KURULUNCA KABUL EDİLİP AYNI SÜRE İÇİNDE RESMİ GAZETEDE YAYIMLANIR. Böylece Merkezi yönetim bütçe hazırlama süreci başlamış olur.

5- Özel gelirler ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

a- Özel gelirler fiyatlandırılabilir mal ve hizmet teslimlerinden sağlanır

b- Kamu görevi ve hizmeti dışındaki faaliyetlerden elde edilirler

c- Özel bütçeli idarelerin elde ettiği gelirlerdir

d- Genel bütçede gösterilirler

Cevap : Özel gelirler 1050 sayılı yasaya göre katma bütçeli idarelerin elde ettiği gelirler arasında sayılmaktaydı. Ancak 5018 sayılı yasa ile birlikte katma bütçeli idarelerin büyük çoğunluğu özel bütçeli idare haline gelmişse de kanuna getirilen tanım maddesi ile özel gelirler GENEL BÜTÇELİ İDARELERİN ELDE ETTİĞİ GELİRLER olarak tanımlanmıştır.

KİTlerin bütçesi KAMU BÜTÇESİ SINIFLANDIRMASINDAN ÇIKARILDI. 5018 yer almayan bir bütçe türü kamu maliyesi açısından yok hükmündedir. Nasıl her işletmenin ayrı bütçesi var (özel sektörde) KİTlerinde artık o şekilde.

6- Mali saydamlık ile ilgili olarak verilenlerden hangisi yanlıştır?

a) Görev, yetki ve sorumlulukların açık olarak tanımlanması zorunludur

b) Hükümet politikaları, kalkınma planları, yıllık programlar, stratejik planlar ile bütçelerin hazırlanması, yetkili organlarda görüşülmesi, uygulanması ve uygulama sonuçları ile raporların kamuoyuna açık ve ulaşılabilir olması şarttır.

c) Genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri tarafından sağlanan teşvik ve desteklemelerin bir yılı geçmemek üzere belirli dönemler itibarıyla kamuoyuna açıklanması zorunludur

d) Kamu hesaplarının standart bir muhasebe sistemi ve genel kabul görmüş muhasebe prensiplerine uygun bir muhasebe düzenine göre oluşturulması zorunludur

e) Mali saydamlığın sağlanması için gerekli düzenlemelerin yapılması ve önlemlerin alınmasından Maliye Bakanlığı sorumludur.

Cevap : E şıkkı mali saydamlığın sağlanması için gerekli düzenlemeler yapılması KAMU İDARELERİNİN SORUMLULUĞUNDA OLUP Maliye Bakanlığı tarafından izlenir.

7- stratejik planların kalkınma planı ve programlarla ilişkilendirilmesine yönelik usul ve esasların belirlenmesine aşağıdakilerden hangisi yetkilidir?

a) Sayıştay

b) Maliye Bakanlığı Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı

c) Yüksek Planlama Kurulu

d) Devlet Planlama Teşkilatı

e) Başbakanlık

Cevap : Devlet Planlama Teşkilatı

8- Türk bütçeleme sisteminde aşağıdaki bütçeleme anlayışlarından hangisi kullanılmaktadır?

a) Planlama Programlama Bütçeleme Sistemi ( PPBS )

b) Analitik Bütçe Sistemi

c) Program Bütçe

d) Performans Esaslı Analitik Bütçe Sistemi

e) Performans Esaslı Bütçe Sistemi

Cevap : PERFORMANS ESASLI ANALİTİK BÜTÇE SİSTEMİ

9- Aşağıdakilerden hangisi 5018 sayılı Kanun’da sayılan bütçe ilkeleri arasında yer almaz?

A) Tüm gelir ve giderler safi olarak bütçelerde gösterilir.

B) Bütçelerde gelir ve gider denkliğinin sağlanması esastır.

C) Belirli gelirlerin belirli giderlere tahsis edilmemesi esastır.

D) Bütçelerde ödenekler, belirli amaçları gerçekleştirmek üzere tahsis edilir.

E) Bütçeler, stratejik planlar dikkate alınarak izleyen iki yılın bütçe tahminleriyle birlikte görüşülür ve değerlendirilir.

CEVAP : A şıkkı. Tüm gelir ve giderler safi değil GAYRİ SAFİ gösterilir. Arkadaşlar bütçeleme ilkelerini kısmına dikkat etmenizde yarar var. ÖSYM ilkeleri sormaya bayılı bu yüzden 5018de yer alan bütçe ilkelerini aşağıya kanundan aynen kopyalıyorum

Bütçe İlkeleri

MADDE 13.- Bütçelerin hazırlanması, uygulanması ve kontrolünde aşağıdaki ilkelere uyulur:

a) Bütçelerin hazırlanması ve uygulanmasında, makroekonomik istikrarla birlikte sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak esastır.

b) Kamu idarelerine bütçeyle verilen harcama yetkisi, kanunlarla düzenlenen görev ve hizmetlerin yerine getirilmesi amacıyla kullanılır.

c) Bütçeler, kalkınma planı ve programlarda yer alan politika, hedef ve önceliklere uygun şekilde, idarelerin stratejik planları ile performans ölçütlerine ve fayda-maliyet analizine göre hazırlanır, uygulanır ve kontrol edilir.

d) Bütçeler, stratejik planlar dikkate alınarak izleyen iki yılın bütçe tahminleriyle birlikte görüşülür ve değerlendirilir.

e) (5436 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin a/3 fıkrası ile değişen bent) Bütçe, kamu malî işlemlerinin kapsamlı ve saydam bir şekilde görünmesini sağlar.(*)

f) Tüm gelir ve giderler gayri safi olarak bütçelerde gösterilir.

g) Belirli gelirlerin belirli giderlere tahsis edilmemesi esastır.

h) Bütçelerde gelir ve gider denkliğinin sağlanması esastır.

i) Bütçeler, ait olduğu yıl başlamadan önce Türkiye Büyük Millet Meclisi veya yetkili organlarca kabul edilmedikçe veya onaylanmadıkça uygulanamaz.

j) Bütçelerde, bütçeyi ilgilendirmeyen hususlara yer verilmez.

k) Bütçeler kurumsal, işlevsel ve ekonomik sonuçların görülmesini sağlayacak şekilde Maliye Bakanlığınca uluslararası standartlara uygun olarak belirlenen bir sınıflandırmaya tabi tutularak hazırlanır ve uygulanır.

l) Bütçe gelir ve gider tahminleri ile uygulama sonuçlarının raporlanmasında açıklık, doğruluk ve mali saydamlık esas alınır.

m) Kamu idarelerinin tüm gelir ve giderleri bütçelerinde gösterilir.

n) Kamu hizmetleri, bütçelere konulacak ödeneklerle, mevzuatla belirlenmiş yöntem, ilke ve amaçlara uygun olarak gerçekleştirilir.

o) Bütçelerde, ödenekler belirli amaçları gerçekleştirmek üzere tahsis edilir.

10- aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi yanlıştır?

a) Bütçe Hazırlama Rehberi – Maliye Bakanlığınca

b) Yatırım Programı hazırlama rehberi – DPT

C) Bütçe Çağrısı – Başbakanlık

d- Yatırım Genelgesi – DPT

Cevap: Bütçe çağrısı 1050 sayılı yasa döneminde Başbakanlık tarafından yapılmaktaydı. Ancak 5018 ile birlikte Bütçe Çağrısını hazırlama ve yayınlama yetkisi MALİYE BAKANLIĞINA verilmiştir. Hafızamızı biraz yoklarsak geçtiğimiz senelerde bunlarla ilgili soruların geldiği hatırlanacaktır

yedek ödenek bütçenin yüzde 2 kadar ayrılabiliyor örtülü ödenekte bütçenin binde 5 kadar ayrılabiliyor (en fazla)

11- Örtülü ödenek ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

a- Başbakanlık bütçesinde yer alır.

b- Jandarma genel komutanlığı bütçesinde yer alabilir.

c- Kapalı istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri, Devletin milli güvenliği ve yüksek menfaatleri ile Devlet itibarının gerekleri, siyasi, sosyal ve kültürel amaçlar ve olağanüstü hizmetlerle ilgili Hükümet icapları için kullanılmak üzere Başbakanlık bütçesine konulan ödenektir.

d- Örtülü ödenek toplamı merkezi yönetim bütçesi başlangıç ödeneklerinin %0,05 ( binde 5 )ini geçemez

e- Başbakanın ve ailesinin kişisel harcamaları ile siyasi partilerin idare, propaganda ve seçim ihtiyaçlarında kullanılamaz.

Doğru cevaba gelince D SEÇENEĞİ OLACAKTI.

Çünkü D seçeneğinde verilen oran doğru olmakla birlikte baz alınacak olan merkezi yönetim başlangıç ödenekleri değil GENEL BÜTÇE BAŞLANGIÇ ÖDENEKLERİDİR.

B şıkkına gelince kanunda aynen şu ifade yer almaktadır.

“Kanunlarla verilen görevlerin gerektirdiği istihbarat hizmetlerini yürüten diğer kamu idarelerinin bütçelerine de örtülü ödenek konulabilir”

jandarma genel komutanlığı, içişleri bakanlığı v.s. kanunlarla verilen görevler gereği istihbarat hizmetleri görmektelerdir.

12- ödenek aktarma ile ilgili aşağıda verilenlerden hangisi doğrudur?

a- Personel giderleri tertibinden diğer tertiplere ödenek aktarması yapılabilir

b- Aktarma yapılmış tertiplerden diğer tertiplere aktarma yapılabilir

c- sadece genel yönetim kapsamındaki idareler ödenek aktarması yapabilir

d- Ödenek aktarması Maliye bakanlığı tarafından yapılır.

e- Yedek ödenekten aktarma yapılmış tertiplerden diğer tertiplere aktarma yapılamaz.

A ve B seçeneklerinde belirtilen durumlarda aktarma YAPILAMAZ

C seçeneğinde ise sadece GENEL YÖNETİM DEĞİL SADECE MERKEZİ YÖNETİM KAPSAMINDAKİ KAMU İDARELERİ ÖDENEK AKTARMASI YAPABİLİR.

D seçeneğinde ise 1050 sayılı yasa ile yanılmıyorsam Maliye Bakanlığı yapabiliyordu ama artık ödenek aktarmaları KANUNLA yapılmak zorunda. Bunun bir istisnası var :

“Ancak, merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri, aktarma yapılacak tertipteki ödeneğin yılı bütçe kanununda farklı bir oran belirlenmedikçe yüzde beşine kadar bütçeleri içinde ödenek aktarması yapabilirler.”

yani kendi bütçeleri arasında kanuna göre %5e kadar aktarmayı idare kendi yapabiliyor. Bu durumda yapılan aktarma 7 gün içinde Maliye Bakanlığına bildirilmek zorunda… Ayrıca arkadaşlar çok önemli dediğim nokta ise idarelerin kendi bütçeleri arasında aktarma yapma oranı. Çünkü 5018de diyor ki YILI BÜTÇE KANUNUNDA FARKLI BİR ORAN BELİRTİLMEDİKÇE %5dir. Ancak 2006 yılı MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU İLE BU ORAN %20 olarak belirtilmiştir.

sınavda şayet soru gelirse ben %20 derim. Çünkü yürürlükteki yasa bu oranı %20 olarak belirtmiş. Ancak soru şöyle sorulursa

yılı bütçe kanununda farklı bir oran belirtilmedikçe % kaç aktarma yapabilirler derse %5

yok şayet idareler kendi bütçeleri arasında en çok % kaça kadar aktarma yapabilirler derse veya soruda 2006 yılı bütçe kanununa göre derse %20

2004 yılından beri analitik bütçe sınıflandırması uygulanmakta ülkemizde ancak performans esaslı bütçe sistemide bu kanunla getirildi. Yanılıyor olabilirim ama performans esaslı analitik bütçe sistemi uygulanıyor şuan

Düzenleyici denetleyici kuruluşlar ile ilgili soruna gelince 5018 ile sayıştay denetimine girdi. Kapsam maddesinde aynen şunu der

“Düzenleyici ve denetleyici kurumlar, bu Kanunun sadece 3, 7, 8, 12, 15, 17, 18, 19, 25, 42, 43, 44, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 68 ve 76, 78 ncı maddelerine tabidir.”

bunlardan 68. madde ise DIŞ DENETİMDİR. Dış denetim SAYIŞTAY tarafından yapılır.

“Dış denetim

MADDE 68.– Sayıştay tarafından yapılacak harcama sonrası dış denetimin amacı, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin hesap verme sorumluluğu çerçevesinde, yönetimin mali faaliyet, karar ve işlemlerinin; kanunlara, kurumsal amaç, hedef ve planlara uygunluk yönünden incelenmesi ve sonuçlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine raporlanmasıdır. ”

Zaten 68. maddede de dediği gibi GENEL YÖNETİM KAPSAMINDAKİ KAMU İDARELERİ sayıştay denetimine tabi.

A-GENEL

Hakkın senede bağlı bulunduğu senetsiz dermeyanın (Öne sürmek, Ortaya koymak) ve devri mümkün olmadığı senetlerdir.

ÖZELLİKLERİ

  • Hak başkasına devredilebilir olmalıdır.
  • Hak nakden değerlendirilebilmeli.
  • Hakla senet arasında sıkı bir bağ vardır. Senetsiz hak ileri sürülemez ve devredilemez.
  • Soyutluk ilkesi yürürlüktedir. Kıymetli evraklar genelde doğumuna sebep olan işlemden bağımsızdır.
  • Kıymetli evrak tipleri kanunda sınırlayıcı sayıda belirtilmiştir.
  • Kıymetli Evraklar sıkı şekil şartlarına tabidir.

Kıymetli Evrakın Çeşitli Açılardan Ayrımı

1-Temsil Ettikleri Hakkın Türü Açısından

a) Para Senetleri: Senette ifadesi bulunan hak paradır.

Bono

Poliçe

Tahvil

b) Pay Senetleri: Senetteki hak bir ortaklık payıdır.

Hisse senetleri

c) Emtia Senetleri: Senetteki hak bir mal üzerindeki mülkiyet hakkını veya aynı hakkı (Eşya üzerinde tasarruf yetkisi veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklar)ifade eder.

Makbuz Senedi:Umumi mağazalara bırakılan mal karşılığında çıkarılan kıymetli evrak niteliğinde senet.

Varant: Umumi mağazalar tarafından çıkarılan ve bu mağazalara bırakılan malların rehin haklarını temsil eden senet.

Konişmento: Bir eşyanın gemiye yükletildiğini veya yükletilmek üzere teslim alındığını belgeleyen ve malı temsil eden,taşıyan tarafından düzenlenmiş kıymetli evrak niteliğinde senet.

2-Hakkın Senetten Önce Varolup- Varolmaması

a )Yaratıcı Senetleri: Hak ancak senetle doğuyorsa

Bono

b ) Açıklayıcı Senetler:Hak senetten öncede varsa

Hisse Senedi

3-Düzenlemesine Sebep Olan İşlemle İlişkisi

a) Soyut Kıymetli Evrak

  • Kambiyo Senetleri: Poliçe-Bono-Çek

b) İlli (Nedensellik)

  • Nama Yazılı Senetler:Konişmento

4-Devir Şekilleri Bakımından

  • Nama yazılı
  • Emre yazılı
  • Hamiline yazılı

a)Nama Yazılı Senetler: Belli bir kişinin adına yazılı olup onun emrine kaydını içermeyen ve yasal olarak da emre yazılı senetlerden sayılmayan kıymetli evrak. Ada yazılı senet.

Tedavül kabiliyeti (Sürümde olma,, Dolaşım) en az ve en zor olandır.

Nama yazılı kıymetli evrakın devri , Devir Beyanı+Teslim ile olur.

b)Emre Yazılı Senetler: Ya senet lehine düzenlenen kişinin adından sonra emrine kaydı bulunmalı, Ya da öyle bir kayıt bulunmamakla beraber senet kanunen emre yazılı senetlerden sayılmalıdır.

Poliçe, Bono, Çek kanunen emre yazılı senetlerdir.

Emre Yazılı Düzenlenemeyecek Senetler

  • İpotekli Borç Senedi
  • İrat Senedi
  • Pay Senedi
  • Tahviller

İpotekli Borç Senedi: Taşınmaz rehniyle güvence altına alınmış, kişisel bir alacağı içeren kıymetli evrak niteliğinde senet.

İrat Senedi: Bir taşınmaz (gayrimenkul) üzerinde taşınmaz yükümlülüğü (gayrimenkul mükellefiyeti) olarak kurulan alacağı içeren kıymetli evrak niteliğinde senetler.

Pay Senedi: Anonim vb. şirketlerde payları temsil etmek üzere çıkarılan kıymetli evrak niteliğindeki senetlerdir.

Tahvil: Anonim ortaklıkların ya da devlet ve öteki kamu kuruluşlarını borç para sağlamak için çıkardıkları kıymetli evrak niteliğindeki senetlerdir.

Emre yazılı senetlerin devri, Ciro+Teslim ile olur.

Ciro:Senedin arkasına yapılan bir devir beyanıdır.

Senedin arkasında yer kalmamışsa senede yapıştırılacak ve Alonj adı verilen kağıt parçası üzerine yapılır.

CİRONUN TÜRLERİ

1.Amaç Yönünden

  • Temlik Cirosu
  • Rehin Cirosu
  • Tahsil Cirosu

2.Biçim Yönünden

  • Tam Ciro: Devredilen kişinin kimliği bellidir.
  • Beyaz Ciro: Sadece devredenin imzası vardır. Devredilen kişi belli değildir.

c)Hamiline Yazılı Senetler

Hamiline yazılı senetlerin devri en kolay olan senetlerdir. Devir için teslim yeterlidir.

Hamiline Düzenlenebilecek Senetler:

1.                    Çek

2.                    İpotekli borç Senedi

3.                    Pay Senedi

4.                    Tahviller

5.                    İrat Senedi

Hamiline Düzenlenemeyecek Senetler:

1.                    Makbuz Senedi

2.                    Varant

3.                    Poliçe

4.                    Bono

1. Senet metninden doğan def’iler senet metninden anlaşılan def’ilerdir. Örn:Vadenin henüz gelmemiş olduğu veya senedin zamanaşımına uğramış olduğu def’i gibi.

2. Senedin hükümsüzlüğüne ilişkin def’iler şeklen geçerli bir senet olmasına rağmen bu senetle sorumluluk altına giren kişilerin bazısına karşı senet hükümsüz olabılır. Örneğin; imzalardan biri sahte (taklit) olabilir.Bu durumda imzası sahte olan kişi açısından senet hükümsüzdür. Bununla birlikte sadece bu kişi herkese karşı senedin hükümsüzlüğünü ileri sürebilir. Senette imzası bulunan diğer kişiler, imzaların bağımsızlığı ilkesi gereği bu hükümsüzlük def’ini ileri süremezler.

3. Kişisel Def’iler: Senedin metni dışında kişisel ilişkilerden doğan def’ilerdir. 3. Kişilere karşı ileri sürülemez,ancak bu kişiler bile bile borçlunun zararına hareket etmişlerse bu def’iler onlara karşı da ileri sürülebilir.

DEF’İ: Bir talep karşısında hakkı kabul edip fakat özel bir sebebe dayanarak ödemekten kaçınma yönünde yapılan savunmadır

Kıymetli evrak kaybolduğunda hak da kaybolmaz, fakat talep de edilemez. Talep edilebilmesi için Ticaret Mahkemesine başvurup kaybedildiğinin tespit ettirilmesi lazımdır. Bununla birlikte eski senedin iptali ve yeni senedin düzenlenmesi konusunda karar alınır.

Hamile yazılı senetler iptal edilemez.

Poliçe : Üçlü bir ilişkiyi düzenleyen senettir.

Keşideci : Senedi düzenleyen,

Muhatap : diğer bir kişiye,

Lehdar : poliçede ismen gösterilmiş olan kimseye belli bir ödeme emrini verir.

Keşideci : senedin ilk borçlusu

Lehdar : senette alacaklı olarak gösterilen,

Ciranta : senedi devralmış, devretmiş kişiler,

Hamil : son elinde bulunduran kişi.

Poliçede şekil şartları

1 Poliçe kelimesi

2 Kayıtsız, şartsız bir bedelin ödenmesi emri

3 Ödeyecek kimsenin (Muhatabın) ad ve soyadı

4 Vade

a Belli bir günde

b Keşide tarihinden itibaren belli bir süre sonra

c Görüldüğünde

d Görüldüğünden belli bir süre sonra

5 Ödeme yeri

a İkametgahlı poliçe

b Adresli poliçe

6 Lehdar

7 Keşide günü ve yeri

8 Keşidecinin imzası

Senet metninde “Poliçe” kelimesinin bulunması gerekir. Metinde “poliçe” kelimesi yoksa senet açıkça emre yazılı olması kaydıyla “Emre yazılı havale” açıkça emre yazılı da değilse “Hükümsüz” sayılır.

Poliçede belli bir bedelin ödenmesi hususunda kayıtsız, şartsız bir emri içermektedir. Aksi halde batıl (Geçersiz) olur.

Poliçede bedelin belirli olmasına karşın, “Görüldüğünde” ve “Görüldüğünden belli bir süre sonra” vadeli poliçelerde gösterilen bedelin üzerinden faiz şartı konulabilir.Bedel senede rakam veya yazı ile yazılabilir. Sadece yazı ile de olabilir. Rakamla yazı arasında bedelde farklılık varsa yazı ile yazılmış olan bedel geçerlidir.

Muhatabın adı ve soyadı, poliçenin esaslı şekil şartıdır. Tacirler üzerine çekilen poliçelerde ticaret ünvanı yazılmalıdır. Tüzel kişilerde ticaret ünvanı yazılmalıdır. Muhabın adı, soyadı yanında ayrıca adresinin gösterilmesi şart değildir. Fakat ödeme yeri gösterilmemişsi, muhatabının ad- soyadının yanında bir yer adı yoksa poliçe hüküm ifade etmez.

Normal olarak poliçeye bir vade konulur. Vadenin yazılması esaslı bir şekil şartı değildir. Poliçede vade yoksa, poliçe geçersiz sayılmaz. Poliçe “görüldüğünde ödenecek vadeli poliçe” sayılır.

a)12 Şubat 1998’de ödeyiniz.

b)Düzenlenmesinden 20 gün sonra ödenecek

c)Bu durunda poliçenin vadesi, düzenlendiği anda belli değildir. Vadenin kesinleşmesi için bu poliçenin ilk önce muhataba kabul için ibrazı gerekir. Kabul olunduğu anda tarih “Tarih Tespit Protestosu” ile belirlenir.

Poliçede ödeme yerinin gösterilmesi gerekir. Ödeme yeri gösterilmemişse muhatabının ad ve soyadının yanında gösterilen yerde keşide edilmiş sayılır. Eğer burada da yer gösterilmemişse, poliçe Batıl (Geçersiz)dır.

a) Keşideci poliçeyi düzenlerken muhatabın ikametgahının bulunduğu mülki birlik içinde başka bir adreste ödeyeceğini beyan etmesidir.

b) Muhatap poliçeyi kabul ederken poliçeyi, kendi ikametgahında değilde, ikametgahının bulunduğu mülki birlik içinde başka bir adreste ödeyeceğini beyan etmesidir.

Lehdar gösterilmeden poliçe düzenlenemez. Poliçe hamiline düzenlenemez. Lehdarın ad ve soyadını bulunması zorunludur.

Poliçenin düzenlediği tarih ve yer poliçe üzerinde yer almalıdır. Keşide yeri düzenlenmemişse, keşidecinin soyadının yanında gösterilen yerde keşide edilmiş sayılır. Eğer burada da yer gösterilmemişse , poliçe batıldır.

Poliçede, keşidecinin imzası yoksa, poliçe geçersizdir. İmzanın mutlaka elyazısı ile olması gerekir. Yetkili temsilci varsa, O’ da imzalayabilir.

BEYAZ POLİÇE

Beyaz bir kağıt üzerine imza atıp, vermek veya poliçenin belli kısımlarının doldurulup bazı kısımları açık bırakılmak suretiyle düzenlenen poliçedir. Lehdar bu poliçeyi istediği gibi doldurabilir.

İMZALARIN İSTİKLALİ İLKESİ

Poliçeye imza koyarak sorumluluk altına giren herkes, diğerinin sorumluluğundan ayrı ve bağımsız sorumluluk altına girer. Diğer imzalar geçerli olmasalar bile her imza sorumluluğunu korur. Her imza atıldığı andaki senet metni ile sorumludur.

POLİÇEDE KABUL

Kabul sadece poliçede söz konusu olur. Bono ve çekte olmaz. Kabul, muhatabı, kambiyo ilişkisine sokan taahhüttür. Muhatap keşideciye gerçekten borçlu da olsa, kabule zorunlu değildir.

Poliçe üzerine “kabulündür” veya benzeri bir şey yazılarak atılacak imza veya sadece imza atmakla yapılır. Muhatabın taahhüt ve sorumluluğunun doğduğu an imza attığı andır. Muhatap kabul ettikten sonra senedi geri vermeden kabul şerhini çizebilir. Bu takdirde kabul olmamış sayılır.

Kabul, kural olarak “kayıtsız, şartsız olmalıdır.” Bu kuralın istisnası; muhatabın, kısmen kabulüdur. Diğer bir istisna adresli poliçedir.

Poliçe, keşide edildiği günden vadeye kadar kabul için ibraz edilebilir. Vade günü ödeme için ibraz yapılır. Kabul hangi gün olmuşsa o günün tarihi atılır. Görüldüğünde ödenecek poliçelerde “ kabul söz konusu değildir.” Kabul için ibraz yeri, muhatabın ikametgahıdır. Poliçenin kabulü için muhataba ibrazı kural olarak isteğe bağlıdır.( İhtiyaridir.)

Kabul İçin İbrazın Mümkün Olmadığı Haller

Görüldüğünde ödenecek poliçeler

Keşidecinin kabule yasaklaması

Keşidecinin kabul için ibrazı belli bir süre yasaklaması

Kabul İçin İbrazın Zorunlu Olduğu Haller

Görüldüğünden belli bir süre sonra ödenecek poliçeler

İkametgahlı poliçeler

Keşidecinin kabul için ibrazı zorunlu kılması

Ciranta tarafından ibrazın zorunlu kılınması

Keşideci poliçenin muhatap tarafından kabul edilmemesi halinde sorumlu olmayacağını şart koşabilir.

POLİÇENİN CİROSU

Poliçe kanunen emre yazılı senetlerden olduğundan devri için Ciro + Teslim gerekir.

Ciro eden, ciro edilene, senetten doğan ve senetten anlaşılan hakları devreder.

Ciro yazılı bir beyandır. Sözlü olamaz. Ciro, senet arkasına ve ya yer yoksa senede yapıştırılan bir kağıt (Alonj) üzerine yapılır. Ciro, kayıtsız, şartsız yapılabilir. Şartlı yapılmışsa geçersiz olmaz, fakat şartlar yazılmamış sayılır. Kımi ciro geçersizdir.çizilmiş ciro yapılmamış hükmündedir.

CİRO

Temlik

Tahsil

Rehin

Temlik Cirosu : Senetten doğan hakların devri amacıyla yapılan cirodur. Bu normal cirodur. Rehin cirosu : Bedeli rehindir veya teminat içindir gibi ibareler konularak yapılır.

Tahsil cirosu : Senet bedelini tahsil etmek için yapılır. Bu ciroya “tahsil içindir, Tevkil içindir”gibi kayıtlar konur.

CİRO, NE ZAMANA KADAR YAPILIR ?

Ciro, senet, lehdarın eline geçtiği andan ödememe protestosu keşide edildiği ve ya bu protestoyu keşide etmek için tanına vadeyi izleyen iki günlük süre sona erdiği ana kadar yapılabilir. Bu süre geçtikten sonra yapılan cirolar, alacağın temliuki hükmündedir. Ciroya, bu nedenle tarih konmalıdır. Poliçenin hamili kim ise tedavül süresince herkese ciro edebilir.

Temlik cirosu Tam ve Beyaz ciro

Rehin ve Tahsil Tam Ciro

Olarak yapılır.

Tam Ciro, Ad-Soyad-İmza

Beyaz Ciro, Sadece İmza

POLİÇEDE AVAL

Aval : Poliçe ile sorumluluk altına giren keşiler lehine verilen bir tür kefalettir.

Aval “Aval içindir” gibi ifadenin yazılıp, altının imzalanmasıyla yapılır.

Avalist : Aval verilen kimseye denir. Avalist kimin lehine aval vermişse onun yanında ve sırasında sorumludur. Avalın kimin lehine olduğu belli değilse, “keşideci” lehine verilmiş sayılır.

POLİÇE ÖDEME

Vadesinde veya vadeyi izleyen iki iş günü içinde, iş saatlerinde yetkili hamil tarafından muhatabın ikametgahında ibraz edilmelidir.

Ödeme için yapılan ibraz poliçe borçlusuna mütemerrit (geciken) kılacağı gibi, ödeme halinde, rücu haklarını kullanılması için gereken protesto keşidesini ilk şartını oluşturu.

Muhatap, poliçeyi öderken ciro silsilesine (arkadaki imzalar) göre hamilin yetkili olup almadığını incelemeli, hamil tarafından bir ibra şerhinin verilmesini istemelidir. Muhatap, vadeden önce senet bedelinin ödemek zorunda değildir.

Muhatap, kısmi ödeme de teklif edebilir. Hamil bu ödemeyi reddedemez. Kısmen ödemişse, ödediği miktar, senet üzerine kaydedilir. Kalan kısım için ödememe protestosu çekilebilir. Vadesinde ve ya vadeyi izleyen iki iş borcundan kurtulmuş olmaz.

POLİÇEDE KABUL ETMEME VE YA ÖDEMEME HALLERİNDE BAŞVURMA HAKLARI

Poliçede asıl borçlu, kabul etmiş olan muhataptır. Fakat, muhatap tarafından kabul ve ya ödeme yapılmadığı zaman poliçede imza atmış olan herkes sırasıyla sorumlu olmaya başlar. Her imza kendisinden sonra gelene senedin muhatap tarafından kabul edileceğini ve vadesinde ödeneceğini garanti etmiş sayılırlar. Bu mekanizmanın işlemeye başlaması kabul etmemem veya ödememe protestosunun çekilmesiyle başlar.

Hamilin Başvurma Hakkı : Hamilin bu hakkı ödemeyi talep şeklindedir. Hamil poliçede sorumlu olan kişilere başvurduğunda poliçenin bedeli ve şart kılınmışsa vadeden itibaren %30 kanuni faiz, protesto veya ihbarnamelerin masrafı , poliçe bedelinin %03 (binde üçünü) aşmamak üzere komisyon.

Ödeyen Kimsenin Başvurma Hakkı : Ödenmiş olan meblağın tamamı, ödeme tarihinden itibaren, bu meblağın %30 kanuni faiz, poliçe bedelinin %02 (binde ikisini) ‘sini aşmamak üzere komisyon.

Başvurma Hakkı: Kural olarak “vadede” poliçenin ödenmemesi halinde doğar. Bazı hallerde ise “vadeden önce” doğar

Bu Haller :

Muhatabın kabulden kaçınması

Muhatabın acz haline düşmesi

Kabul için arzı yasaklanmış bir poliçenin keşidecisinin iflas etmesi

Başvurma Hakkının Doğması Koşulları : Süresinde kabul edilmeme veya ödememe protestoları çekilmiş olmalıdır. Protesto;poliçenin kabul edilmediğinin ödenmediğinin noter vasıtasıyla belgelenmesidir. Bazı hallerde protesto çekilmesine gerek kalmaz. Buna protestodan muafiyet halleri denir.

Protesto Çekilmesine Gerek Olmayan Haller:

İradi Muafiyet Halleri : Keşideci (düzenleyen) poliçe metnini “masrafsız iade” , “Franko’dur”,”protestoludur” gibi bir kayıt koymuşsa hamil , protesto çekmeden başvuru hakkını kullanabilir. Bu kayıtların senet üzerinde yazılması gerekir. Ayrı bir kağıda yazılması halinde geçerli olmaz.

Kanunu Muafiyet Halleri : Muhatap veya kabul için yasaklanmış poliçenin keşidecisi iflas ederse, protestoya gerek kalmaksızın, iflas ilamı (kararı) ile başvurma hakkını kullanabilir.

Bunun dışında; protesto, bir devlet mevzuatı ve ya mücbir bir sebep yüzünden çekilmezse ,(mücbir sebep: beklenmeyen, önlenemeyen sebep) bu sebep, ortadan kalkar kalkmaz, protesto çekilebilir. Bu süre , yani mevzuatve mücbir sebep. Sebep süresi; 30 günden fazla sürmüş eise, protesto çekmeye gerek kalmaksızın hamil, diğer sorumlulara karşı rücu hakkını kullanabilir.

Kabul etmemem ve ödememe protestolarını ilgili kişilere bildirilmesi gerekir. Böyleci bu kimseler, gerekli tedbirleri zamanında alma olanağı bulurlar. Hamil kendi cirantasına (yani senedi kendisine ciro edene)ve keşideciye durumu 4 gün içinde, ihbarı alan cirantalar ise , kendi cirantalarına (yani senedi, kendisine ciro ile devredene) 2 gün içinde ihbar etmekle yükümlüdür.

Hamil : Kendi cirantası ve keşideci:4 gün

Cirantalar-kendi cirantalarına:2 gün

İhbar yükümünün yerine getirilmemesi rücu (baş vurma) hakkını düşürmez, ama kabul için ibraz sorumluluğu varsa bunu yerine getirmeye hamil başvurma hakkını kaybeder. Hamil poliçeyi süresi içinde ibraz etmez ve ya protesto çekmezse başvurma hakları düşer.

Poliçeden Doğan Talep Haklarında Zamanaşımı

Muhatap- Muhataba karşı : 3 yıl

Keşideci- Ciranta- Lehdar : 1 yıl

Ciranta- Cirantaya karşı: 6 ay

Bono : (Emre muharrer) ikili bir ilişkiyi gösterir.

Bono ile borçlu (keşideci), senet lehdarına(müstefidine) senetle gösterilen alacağı vadesinde ödemeyi kabul ve taahhüt eder.

Uygulamada bono , poliçeden daha yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Bonoda Şekil Şartları

1. “Bono” veya “Emre Muharrer Senet” ibaresi

2. Kayıtsız ve şartsız belli bir bedelin ödenmesi vaadi

3. Vade

4. Ödeme yeri

5. Kime ve kimin emrine ödenecekse onun adı- soyadı

6. Keşide günü ve yeri

7. Keşidecinin imzası

Senet metninde “Bono” ve ya “Emre Muharrer Senet” ibaresi yoksa senet açıkça emre yazılı ise emre yazılı ödeme vaadi, açıkça emre yazılı da değilse “hükümsüz” sayılır.

Senet metninde bir bedelin ödenmesi hususunda kayıtsız- şartsız belli bir bedelin ödenmesi vaadini(poliçede ödeme emri vardır.) içermektedir. Aksi halde geçersiz (batıl) olur.

Normal olarak bonoya bir vade konulur. Vadenin yazılması esaslı şekil şartı değildir. Bonoda vade yoksa, bono geçersiz sayılmaz, bu durumda bono, görüldüğünde ödenecek vadeli bono sayılır.

Poliçedeki 4 çeşit vade, bonoda da vardır;

a)Belli bir günde

b)Keşide tarihinden itibaren belli bir süre sonra

c)Görüldüğünde

d)Görüldüğünden belli bir süre sonra

Bonoda ödeme yeri gösterilmemişse senedin düzenlendiği yer ödeme yeri sayılır. Bu yoksa düzenleyenin adının, soyadının yanında yazılı olan yer, bu da yoksa senet geçersiz sayılır.

Lehdar (senette alacaklı olarak gösterilen) gösterilmeden bono düzenlenemez. Bono “hamiline düzenlenemez” lehdarın adını ve soyadının bulunması zorunludur. “Bono, tanzim edenin lehine yazılamaz”.

Senedin düzenleme(ihdas) tarihi, esaslı bir şekil şartıdır. Bu tarih konmamışsa, senet geçersizdir. Bonoda düzenleme yeri gösterilmemişse, keşidecinin adı ve soyadını yanındaki yer, düzenleme yeri sayılır, o da yoksa bono hükümsüzdür.

Bonoda, keşidecinin imzası yoksa, bono geçersizdir. İmzanın mutlaka el yazısı ile olması gerekir. Yetkili temsilci varsa o da imzalayabilir. Bonoyu düzenleyen ve imza eden kişi kabul etmiş muhatap gibi sorumludur.

Çekte üçlü bir ilişki vardır. Çeki çeken (keşideci) muhataba (banka) senette yazılı bedelin ismen gösterilmesi zorunlu bulunmayan bir kişiye ödenmesini emreder.

ÇEKTE ÇEKME ŞARTLARI

Türk hukukunda çek, ancak bir banka üzerine çekilebilir. Bankadan başka kişi üzerine çekilemez. Bankadan başka bir kişi üzerine çekilirse, bu hükümsüz değildir. Havale hükmündedir. Herkes çek çekemez. Çek çekebilmek için:

*Banka ile çek çekecek kişi arasında çek çekme hususunda bir anlaşma olmalıdır.

*Çek çeken kişinin üzerinde tasarruf edebileceği bir karşılık (Provizyon) olmalıdır.

ÇEKTE ŞEKİL ŞARTLARI

1. Çek kelimesi

2. Kayıtsız, şartsız bir bedelin ödenmesi

3. Ödeyecek kimsenin adı ve soyadı

4. Ödeme yeri

5. Keşide günü ve yeri

6. Keşidecinin imzası

Çekte Şekil Şartlarının Özellikleri

1. Vade ve ibraz süreleri

2. Çekte lehdar

3. Çekin devri

4. Çekte ödeme

5. Çekte zamanaşımı

Çekte bir tek vade vardır. Görüldüğünde ödenir. Çek bir tedavül değil, ödeme vasıtasıdır.

İbraz Süreleri

Çek keşide edildiği yerde ödenecekse “10 gün”

Çek keşide edildiği yerden başka bir yerde fakat aynı kıtada ödenecekse ibraz süresi “1 ay” Avrupa ve Akdeniz ülkeleri aynı kıta sayılır.

Aynı kıtalarda çekilip ödenecek olan çeklerde ibraz süresi “3 aydır”.

Lehdar gösterilmesi zorunlu değildir.

Çek hamiline düzenlenebilir

Bono poliçe şekil şartları:

1.                    yazılı düzenleme.

2.                    imzalar el yazısı.

3.                    senet metninde mutlaka bono veya poliçe ibaresi yer almalı.(çeklerde çek ibaresi zorunlu değil.) poliçe ibaresi yoksa senet emre yazılı havale sayılır.emre yazılı havale kabul edilmez. Ancak kabul edilirse poliçe hükmünde olur. İcra iflas kanununa göre kambiyo senetlerine özgü özel takip usulü uygulanmaz. Bono ibaresi eksikse sent emre yazılı ödeme vaadi olur.

4.                    kayıtsız şartsız. Bedel para borcudur. Bedel yazı veya rakamla gösterilebilir. Kayıt ve şartın iki istisnası var:

1.                    bedel kaydı: keşideci ile lehdar arasında olur.

2.                    Faiz kaydı: poliçe ve bonolarda 4 tür vade vardır.

1.                    keşide tarihinden itibaren belli bir süre sonra

2.                    muayyen bir tarihte

3.                    görüldüğünde

4.                    görüldüğünden belirli bir süre sonra

görüldüğünde vadeli bono veya poliçelerde senedin düzenleme tarihinden itibaren 1 yıl içinde ödeme için ibraz edilmesi gerekir. Senette belirli bir vade tarihi yoksa bu görüldüğünde ödeneceğine karine teşkil eder. Keşide tarihinden itibaren 1 yıl geçer ve ödeme talep edilmezse keşideci ödeme sorumluluğundan kurtulmaz sadece hamilin protesto çekip müracaat borçlularına başvuru hakkı ortadan kalkar.

Poliçe kabul edildiyse kabul tarihi, kabul edilmediyse kabul etmeme protestosu çekildiği tarih görülme tarihi kabul edilir. Keşide tarihinden itibaren belli bir süre sonrası için vade konan ve belli bir tarih vadesi konan senetlerde muayyen bir vade olduğundan bunlarda faiz şartı konulamaz. Görüldüğünde ya da görüldüğünden belli bir süre sonra ödenecek senetlerde ise faiz kaydı konulabilir. Bu faiz kapital faizidir.

1.                    ödeyecek kişinin adı ve soyadı.(poliçeler için). Tüzel kişilerde ticaret unvanı!!

Müracaat borçlularına başvurulabilmesi için muhataplardan birisinin poliçeyi kabul etmemesi yeterlidir. Bütün muhataplara başvurulma şartı yoktur.

1.                    lehdarın adı ve soyadı. Tüzelkişi lehdarda ticaret unvanı.

2.                    keşidecinin adı ve soyadı bulunması zorunluluğu yok ancak imzası esaslı şekil şartı.

3.                    keşide tarihi ve yeri. Vade tarihi olarak senedin düzenlenme tarihinden önceki bir tarih gösterilirse senet geçerli olmaz. Keşide tarihinin iki önemi vardır: keşidecinin ehliyeti o tarihten itibaren belirlenir. Görüldükten sonra ödenecek senetlerde vade keşide tarihinden itibaren işlemeye başlar.

4.                    ödeme yeri. Birden fazla ödeme yeri gösterilirse senet geçersiz olur.

ANONİM ŞİRKETLERDE KURULUŞ İŞLEMLRİ

Türk Ticaret kanununun 269. Maddesindeanonimşirketin tanımı yapılmıştır. Buna göre anonim şirket “Bir unvana sahip esas sermayesi muayyen ve paylara bölünmüş olan ve borçlarından dolayı yalnız malvarlığı ile, ortaklarının sorumluluğu, taahhüt etmiş oldukları sermaye payı ile sınırlı bulunan” şirkettir.

T.T.K m. 271’de; kanunen yasak olmayan her türlü iktisadi ve ticari gayanin gerçekleştirilmesi için anonim şirket kurulabileceği;

T.T.K m. 277’de ise; şirkette pay sahibi en az beş kurucu ortağın bulunması koşulu öngörülmüştür.

Bu yasal tanıma göre anonim şirketin öğeleri:

1. iktisadi ve ticari maksat:

Kollektif ve komandit şirketler, bir ticari işletmeyi işletmek amacıyla kurulabilecekleri halde, anonim şirketler kanunen yasak edilmeyen her türlü iktisadi ve ticari konuların gerçekleşmesi amacıyla kurulabilirler. (T.T.K m 271).

Ana sözleşmede, şirket konusunun açıkça gösterilmesi zorunludur.

2. ticaret unvanı:

Bütün ticarety şirketlerinde olduğu gibi, anonim şirketlerde, tüzelkişinin tacir olmasının bir

sonucu olarak, bir ticaret unvanı altında kurulmak ve bu ticaret unvanını ticaret sicilinde tescil ettirmek zorundadır.

Anonim şirket, sermaye şirketi olduğundan, ticaret unvanı “konu ticaret unvanı”dır. Unvanın

çekirdek kısmında, işletme konusunun belirtilmesi  ve şirketin nev’ini gösteren “anonim şirket” ibarelerinin açık veya kısaltılmış “A.Ş.” olarak yazılması gerekir.

İşletme konusuna ilave olarak, gerçek bir kişinin adı ve soyadı ticaret unvanında yer almış ise, bu taktirde, şahıs şirketlerinin ticaret unvanından ayırt edilmek için “anonim şirket” ibaresinin kısaltılmadan yazılması gerekmektedir (T.T.K m. 45).

Ticaret unvanı, sadece tescil edildiği sicil dairesinde değil, Türkiye çapında kullanmak hakkı sağladığından , Türkiye’nin başka bir ticaret siciline daha önce kayıt edilmiş aynı ticaret unvanından ayırdedici  birtakım eklerin kullanılması zorunludur (T.T.K. m. 47/2).

Ortaklarca istenirse, yanıltıcı nitelikte olmamak kaydıyla, ihtiyari ekler de kullanılabilir.

“Türk”, “Türkiye”, “milli”, “cumhuriyet” kelimeleri, ancak Bakanlar Kurulunun izni ile ek olarak kullanılabilir (T.T.K:m. 48/3).

3.Ortak Sayısı:

Anonim şirket, şirkette pay sahibi olan en az beş kurucu ortakla kurulabilir (T.T.K m. 227). Bu zorunlu koşul, şirketin kuruluşundan sona ermesine kadar geçerlidir. Ortak sayısının beşin altına düşmesi, anonim şirketi sona erdiren, kanuni bir sebeptir (T.T.K: m. 434/4).

4.Sermaye:

T.T.K. m. 269’a göre , anonim şirket bir sermaye şirketi olup sözleşmesinde ortaklar tarafından konulması taahhüt edilen sermayenin bütünü, esas sermayeyi oluşturur.

Esas sermayeyi, anonim şirketin malvarlığı ile karıştırmamak gerekir. Çünkü malvarlığı, şirketin tüzel kişiliği sıfatıyla sahip olduğu hak, alacak ve borçların toplamını ifade etmektedir.

Essas sermaye muayyendir, sözleşmede gösterilen miktardır. Malvarlığı ise daima değişebilir.

Anonim şirketlerde esas sermaye muayyen ve paylara bölünmüştür. Anonim şirket en az 500.000 TL’lık sermaye ile kurulabilir ve her bir pay karşılığında çıkarılacak pay senetlerinin itibari değeri birbirine eşit ve en az 500 TL olabilir. İtibari değerinden aşağı  bir bedelle pay senedi çıkarılamaz ise de, esas sözleşmede hüküm bulunması veya genel kurulca karar verilmesi  halinde itibari değerinden yüksek bedelle pay senedi çıkarılması mümkündür (T.T.K m. 286).

Anonim şirketin kuruluşu sırasında, esas sermayeyi karşılayan payların, tamamen taahhüt edilmiş nakdi sermayenin dörtte birinin ödenmiş, aynı sermaye paylarının, T.T.K m. 143 hükmüne göre bilirkişilerce takdir edilmiş değerlerinin ana sözleşmede; tedrici kuruluşta ayrıca izahnamede belirtilmiş olması gerekmektedir (T.T.K m. 285). Nakdi değeri olan ve devredilebilen kıymetler sermaye payı olarak konulabilir. Bu bakımdan şahsi emek, ticari itibar, anonim şirkete sermaye olarak konulamaz.

5. Sorumluluk:

Anonim şirketin borçlarından dolayı, birinci derecedeki şirket kendi malvarlığı ile; ortakları ise ikinci derecede ve taahhüt ettikleri sermaye payları ile sınırlı olarak sınırlı olarak sorumludurlar (T.T.K. m. 269). Bu sorumluluk  şirket için ticaret siciline tescilden, yani tüzel kişiliğin kazanılmasından sonra yapılan işlemler için sözkonusudur. Tescilden önce, şirket adına yapılan işlemlerden, bu işlemleri yapanlar, şahsen ve müteselsilen sorumludurlar. Ancak, bu işlemlerin ileride kurulacak anonim şirketi adına yapıldığı açıkça bildirilmiş ise -şirketin ticaret siciline kaydından sonra üç aylık süre içinde bunların şirketçe kabul edilmesi durumunda – yalnız şirkete ait olur. (T.T. K. M: 301/2).

KURULUŞ

Kurucular:

Hukuksal anlamda kuruluş, anonim şirket ana sözleşmesinin yazılı olarak hazırlanıp kurucular tarafından imzalanması ve imzaların noter tarafından tasdiki ile başlar., ticaret siciline tescil ile sona erer. Şirket tescil ile tüzel kişilik kazanır.

Türk Ticaret Kanununun 277. Maddesinde “Bir anonim şirketin kurulması için, şirkette pay sahibi en az beş kurucunun bulunması” şart koşulmuştur. Beş kişiden az şahıs, anonim şirket kuramayacağı gibi, kurucuların aynı zamanda pay sahibi olmaları da şarttır.

Türk Ticaret Kanunu’nun 278’inci maddesine göre; esas sözleşmeyi tanzim ve imza eden ve muayyen parayı veya paradan başka bir şeyi sermaye olarak koymayı sözleşmede taahhüt eden pay sahipleri “kurucu” sayılırlar.

Kuruluş Şekilleri:

Anonim şirketler ani ve tedrici olmak üzere iki şekilde kuruluşlar:

Ani kuruluşta, sermayenin tamamının kurucu ortaklar tarafından taahhüt edilip nakdi sermayenin dörtte birinin ödenmiş olmasına karşılk, tedrici kuruluşta, sözleşme safhasında sermayenin tatamamı kurucu ortaklarca taahhüt edilmeyip yalnızca onda biri (1/10) temin edilmekte, kalanı için halka başvurulmaktadır.

(Kuruluş İzni Dilekçesi)

SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI İÇ TİCARET GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE

ANKARA

Ticari merkezi ……………………………………’da olan ………….. Türk lirası sermayeli ve Türk Ticaret Kanunu’nun tedrici surette kuruluş hükümleri çerçevesinde bir anonim şirket kurmayı kararlaştırmış bulunuyoruz.

Sözkonusu anonim şirkete ilişkin noterden onaylı altı örnek ana sözleşme ve aşağıda belirtilen belgeler ilişikte sunulmuştur.

Şirketin kuruluşuna gereken izin verilmesini saygı ile arz ederiz.

Kurucu Ortaklar

(Adı, Soyadı ve İmzaları)

Adres…………………

EKLER

(Kuruluş İlanı)

(……………………..) ANONİM ŞİRKETİNDEN DUYURULUR

(……………….) Anonim Şirketinin kurulması kararlaştırılmış olup Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan ……….tarih………. sayı ile kuruluş izni alınmıştır.

……………Anonim şirketinin:

1.Şirketin Amacı

………………………………………………….

………………………………………………….dır.

2.Şirketin Faaliyet Konusu

………………………………………………….

………………………………………………….

………………………………………………….dır.

3.Şirketin Süresi

………………………………………………….dir.

4.Şirketin Sermayesi

…………………. liradır. Beheri ………….. lira nominal değerli (………………) hisseye bölünmüştür.

5. Sağlanan Özel Menfaatler :

Kurucu ortaklar lehine çıkarılacak yeni hisse senetleri almada öncelik hakkı veren intifa senetleri çıkarılacaktır. Çıkarılacak bu intifa senetleri kurucu ortakların sahibi oldukları hisse senetleriyle eşdeğer olup yeni çıkarılacak hisse senetlerinden her kurucu ortak ancak ilk sermayesi oranında satınalmada öncelik hakkına sahip olacaktır. Kurucu ortaklardan başka yönetim kurulu üyelerine veya diğer yönetim kurulu üyelerine veya diğer kimselere özel yararlar sağlanmıştır.

6.Ayın Karşılığı sermaye:

Sermaye olarak ayın konmadığı gibi mevcut bir işletme veya bazı ayınlar dahi devir alınmamıştır.

7. Kuruluş Genel Kurulu:

Eesas sermayenin tamamına iştirak taahhüt edildikten ve payların muayyen bedelleri ödendikten sonra kurucular, 10 gün içinde  T.T.K. hükümleri gereğince kuruluş genel kurulunu toplantıya çağırır.

Kuruluş genel kurulu nakdi sermayenin en az yarısını temsil eden pay sahipleri toplanmadan görüşme yapamaz.

Kuruluş genel kurulu şirketin ………………..’da ……………….’daki merkezinde toplanır.

…../…../19….

KURUCU ORTAKLAR

İştirak Taahhütnamesi Örneği:

Tedrici surette kuruluşu kararlaştırıp Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan kuruluş izni alan ve esas sermayesi ……………. lira nominal değerde …………… hisseye ayrılan ……………… liradan ibaret …………… Anonim Şirketin sermayesine …………….. lira tutarında ………………. adet hisse almak suretiyle katılıyorum.

Söz konusu pay bedellerinden …………… TL’sını nakit olarak ödeyeceğimi taahhütederim. Ancak şirket ………….. tarihine kadar kurulmadığı taktirde işbu taahhüdümün geçersiz sayılacağını, ana sözleşmeyi (ya da izahnameyi ) okuduğumu, içeriğini tümüyle ve aynen kabul ettiğimi beyan ederim.

……/…../19…..

(imza)

Taahhüt edenin Adı Soyadı :…………………….

Adresi                                  :……………………

Şirket Kuruluşu İçin Ticaret Mahkemesine Başvuru Dilekçesi

(……….) ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ SAYIN BAŞKANLIĞINA

………………

Dilekçeyi Verenler (Davacılar): Kuruluş durumundaki ………….. Anonim Şirketin kurucuları;

………………..adresinde mukim ……….. uyruklu ……………………….

………………..adresinde mukim ……….. uyruklu ……………………….

………………..adresinde mukim ……….. uyruklu ……………………….

………………..adresinde mukim ……….. uyruklu ……………………….

………………..adresinde mukim ……….. uyruklu ……………………….

Vekilleri        : Av ……………….

Adresi           : ……………………

İstemin Konusu: ………. Anonim Şirketinin tedrici surette kurulmasının onaylanması dileğidir.

AÇIKLAMALAR:

1. Yukarıda ve ekli vekaletnamede ad ve soyadları yazılı kurucular tarafından T.T.K.’ nun

tedrici kuruluş hükümlerine göre  …………. Anonim Şirketi unvanlı bir şirket kurulması

için Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan  gerekli izin alınmıştır.

2.      T.T.K.’nun 290. Meddesine göre …………… tarihinde toplanan Kuruluş Genel Kurulu yasal

işlemlerin tamamlandığını, payların kanunen ödenmesi gereken miktarlarının ödendiğini tespit etmiştir.

KANITLAR:

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nca onaylı ana sözleşme, payların kanunen ve sözleşme hükümleri gereğince ödenmesi gereken miktarlarına ait banka dekontu, kuruluş genel kurulunun ……. tarihli tutanağı ve diğer deliller.

Hukuksal Nedenler: T.T.K.’nun 299’uncu maddesi ve diğer ilgili mevzuat.

Sonuç ve İstem:

…………….. Anonim Şirketinin Ticaret Sicil Memurluğuna kaydı için gerekli tasdikin yapılmasını vekaleten aez ve talep ederiz.

……/…../19….

Av. …………….

(imza)

KPSS Anayasa ve İdare Soruları – Cevapları

1)         I. Köyün güvenlik ve sağlığını korumak

II. Evlendirme

III. Davacı veya hasım olarak mahkemede bulunmak

Hangileri muhtarın devlet işlerinden ayrı olarak köy işleri arasındadır?

a) Yalnız I                   b) Yalnız II                     c) Yalnız III                  d) I-II               e) I-II-III

2) Hangisinde valinin atanma usulü doğru olarak verilmiştir?

a)      İçişleri Bakanlığı’nın inhası, Bakanlar Kurulu’nun kararı, Cumhurbaşkanı’nın onayı ile

b)      İçişleri Bakanlığı’nın inhası, Başbakanlığın onayı ile

c)      İçişleri Bakanlığı’nın inhası, Bakanlar Kurulu’nun onayı ile

d)      İçişleri Bakanlığı’nın inhası, Başbakanlığın kararı, Cumhurbaşkanı’nın onayı ile

e)      İçişleri Bakanlığı’nın onayı ile

3)         I. 1924             II. 1961            III. 1982

Yukarıdaki anayasaların hangisinde “anayasanın üstünlüğü” ilkesi benimsenmiştir?

a) Yalnız I                     b) Yalnız II                   c) Yalnız III                  d) I-II               e) I-II-III

4)         I. Halkçılık                    II. Devletçilik                III. İnkılapçılık

1961 Anayasası yukarıdaki hangi ilkelere yer vermemiştir?

a) Yalnız I                     b) Yalnız II                   c) Yalnız III                  d) I-II               e) I-II-III

5)         I. Milliyetçi Devlet                     II. Türk Milliyetçiliği                  III. Milli Devlet

1961 Anayasası yukarıdaki hangi ilkelere yer vermiştir?

a) Yalnız I                     b) Yalnız III                  c) I-II                    d) II-III              e) I-II-III

6) Anayasal düzende tek dereceli seçim ilkesine ilk kez ne zaman yer verilmiştir?

a)      Kanun-i Esasi 1909 yılı değişikliği

b)      1924 Anayasası

c)      1924 Anayasası 1946 yılı değişikliği

d)      1961 Anayasası

e)      1961 Anayasası 1971 yılı değişikliği

7)         I. Adil yargılanma hakkı

II. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasının ölçülük ilkesine aykırı olamayacağı

III. Uluslararası Ceza Divanı’na taraf olma gereğince vatandaşın yabancı bir ülkeye                geri verilebileceği

Hangileri 1982 Anayasası’nın ilk halinde mevcut değildir?

a) Yalnız I                     b) Yalnız II                   c) Yalnız III                  d) II-III                  e) I-II-III

8)         I. Bilim ve sanat hürriyeti

II. Düzeltme ve cevap hakkı

III. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı

Hangileri negatif statü haklarındandır?

a) Yalnız I                     b) Yalnız II                   c) Yalnız III                  d) II-III                  e) I-II-III

9)         I. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir

II. Aile Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır

III. Özelleştirme

Hangileri 2001 yılı anayasa değişikliklerindendir?

a) Yalnız I                     b) Yalnız II                   c) Yalnız III                  d) I-II               e) I-II-III

10)       I. Ailenin korunması

II. Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi

III. Toprak mülkiyeti

IV. Çalışma hakkı ve ödevi

V. Konut hakkı

Hangileri sosyal ve ekonomik hak ve ödevler arasındadır?

a) I-III              b) I-II-III         c) II-III-IV-V               d) I-III-IV-V                e) I-II-III-IV-V

11)       I. Bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek

II. Bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını kabul etmek

III. Bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarının kabulünü açık oylama ile yapmak

Hangileri TBMM’nin bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarıyla ilgili görevlerini gösteren anayasal hükümlerdir?

a) Yalnız I                     b) Yalnız II                   c) Yalnız III                  d) I-II               e) I-II-III

12 )      I. Bakanlar Kurulu’nun programı kuruluşundan en geç 1 hafta içinde bir bakan   tarafından TBMM’de okunabilir.

II. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun üyeleri 4 yıl için seçilir.

III. Müsteşarların siyasi sorumluluğu yoktur.

Anayasal ve idari düzen açısından yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?

a) Yalnız I                     b) Yalnız II                   c) Yalnız III                  d) I-II               e) I-II-III

13)       I. Bakanlar Kurulu

II. Başbakanlık

III. Bakanlık

Yukarıdakilerden hangileri ilk defa 1982 Anayasası ile yönetmelik çıkarmaya yetkili makamlar arasında sayılmıştır?

a) Yalnız I                     b) Yalnız II                   c) Yalnız III                  d) I-II               e) I-II-III

14) İdarenin yargı yolu ile denetiminde yargı yerleri tarafından getirilen kısıntıyı ve hükümet ya da hükümet dışındaki idari bir kuruluşun yargı denetimi dışında kalan bazı üst siyasal idare etkinliklerini ifade etmek için hangi kavram kullanılmaktadır?

a)      Hükümet tasarrufları

b)      Yargı yolunu kapayan yasalar

c)      Yasama kısıntısı

d)      Kanuni kısıntı

e)      İdare kısıntısı

15)       I. Sayıştay                    II. Uyuşmazlık Mahkemesi                    III. Yüksek Seçim Kurulu

Anayasa yargısına göre hangileri yüksek mahkeme değildir?

a) Yalnız I                     b) Yalnız III                  c) I-II                   d) I-III                 e) I-II-III

16) Türkiye Denizcilik İşletmeleri A.Ş. Genel Müdürlüğü hangisinin ilgili kuruluşudur?

a)      Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı

b)      Başbakanlık

c)      Ulaştırma Bakanlığı

d)      İçişleri Bakanlığı

e)      Sanayi ve Ticaret Bakanlığı

17) Hangisi Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın merkez teşkilatında yer almaz?

a)      Döner Sermaye İşletmeleri Merkez Müdürlüğü

b)      Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü

c)      Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü

d)      Milli Kütüphane Başkanlığı

e)      Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü

18)       I. 1924             II. 1961            III. 1982

Devlet Planlama Teşkilatı hangi anayasalarda düzenlenmiştir?

a) Yalnız I                     b) Yalnız II                   c) I-II                   d) II-III                e) I-II-III

19) Anayasa kavramı ile ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

a)      Anayasa siyasal bir belgedir

b)      Anayasa hukuksal bir belgedir

c)      İçerik bakımından devletin temel erklerinin kuruluşuyla veya işleyişiyle ilgili her kural için anayasal niteliktedir denemez.

d)      Eğer bir kural normlar hiyerarşisinde en üst basamakta yer alıyorsa neye ilişkin olursa olsun anayasal kuraldır.

e)      Eğer bir kural kanunlardan daha zor bir yöntemle değiştirilebiliyorsa neye ilişkin olursa olsun anayasal kuraldır.

20)       I. Anayasacılık düşüncesi 18.yy sonlarında ortaya çıkmıştır.

II. Dünyanın ilk anayasalarından biri 1787 ABD Anayasasıdır.

III. Dünyanın ilk anayasalarından biri 1791 Fransız Anayasasıdır.

IV. Dünyanın ilk anayasası Manga Carta’dır.

V. Anayasacılık düşüncesi Antik Yunan’a dayanır.

Anayasacılık düşüncesi ve doğuşu ile ilgili yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?

a) I-III              b) I-II-III         c) II-III-IV-V               d) I-III-IV-V                e) I-II-III-IV-V

21) Osmanlı İmparatorluğu dönemi anayasal gelişmelerle ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

a)      Osmanlı’da Divan, devlet yetkilerini paylaşan değil, sadece danışma organıdır biçiminde nitelendirilemez.

b)      Tanzimat Fermanı’nda kanunları hazırlamak için bir makam öngörülmüştür.

c)      İslami kuralların Batı hukuk kural ve kurumları yanında uygulandığı ve Cumhuriyete kadar devam eden ikili uygulamanın başlangıcı Islahat Fermanı değil, Tanzimat Fermanı’dır.

d)      Osmanlı’daki anayasacılık hareketi Jön Türklere değil, Genç Osmanlılar Hareketi’ne dayanır.

e)      İlk Osmanlı anayasası Sened-i İttifak değil, Kanun-i Esasi’dir.

22) Aşağıdakilerden hangisi Tanzimat Fermanı’nda yer alan hükümlerden biri değildir?

a)      Devlet gelirlerinin kanuniliği ilkesi

b)      Mali güce dayanan vergileme

c)      Yargılamanın aleniliği

d)      Eşitlik ilkesi

e)      Askerliğin dört-beş yıl sürmesi

23) Kanun-i Esasi’ye göre kanunların din kurallarına ve anayasaya uygunluğunu denetleme görevi hangisine aittir?

a)      Şeyhülislam

b)      Heyet-i Vükela

c)      Heyet-i Ayan

d)      Heyet-i Mebusan

e)      Meclis-i Umumi

24)       I. Osmanlı devletinin dini, İslam’dır.

II. Şeyhülislam, Bakanlar Kurulu’nun bir üyesidir.

III. Kanunların din kurallarına uygunluğu denetlenecektir.

Kanun-i Esasi’de yukarıdaki hangi hükümler devletin teokratik niteliğinin açık kanıtlarıdır?

a) Yalnız I                     b) Yalnız II                   c) I-II                   d) I-III                 e) I-II-III

25) Kanun-i Esasi ve hükümleri ile ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

a)      Heyet-i Mebusan, iki dereceli seçimle dört yıl için seçilir.

b)      Bütün anayasalarımızın ortak özelliği olan “milletin temsili” ilkesi geçerlidir.

c)      Heyet-i Mebusan, gizli oyla seçilir.

d)      Milletvekili seçilme yeterliliği anayasayla değil, seçim kanunu ile belirlenmiştir.

e)      Kanun-u muvakkat çıkarma yetkisi ilk halinde mevcuttur.

26) Osmanlı’da başvekaletlik makamı ne zaman oluşturulmuştur?

a)      II. Mahmut döneminde

b)      Tanzimat döneminde

c)      I. Meşrutiyet döneminde

d)      II. Meşrutiyet döneminde

e)      Padişahın yürütme yetkisini kısıtlayacak böyle bir uygulama hiçbir dönem olmamıştır.

27) Kanun-i Esasi’de hangisi temel haklar bölümünde yer almaz?

a)      İbadet hürriyeti

b)      Ticaret serbestisi

c)      Haberleşme özgürlüğü

d)      Dilekçe hakkı

e)      Tabii yargı ilkesi

28)

I.                    Kanunsuz emir ilkesi

II.                 Yasama dokunulmazlığı

III.               Yüce Divanın kurulması

IV.              Yetki genişliği

V.                 Olağanüstü hal

Yukarıdakilerden hangisi Kanun-i Esasi ile ilk defa düzenlenen hükümler arasında yer alır?

a) IV-V            b) I-II-V          c) II-III-IV-V               d) I-III- IV-V               e) I-II-III-IV-V

29) Aşağıdakilerden hangisi 1876 Anayasası’nın yargı güvencesi ile ilgili düzenlemelerinden biri değildir?

a)      Tahkimin mümkün olmaması

b)      Hakimlerin azlolunamayacağı ilkesi

c)      Kanuni hakim güvencesi

d)      Mahkemelerin görev alanlarına giren bir davaya bakmaktan kaçınamayacağı

e)      Hak arama özgürlüğü

30) Hangisi 1876 Anayasası’nın 1909 yılı değişikleri arasında yer almaz?

a)      Bakanların Meclis’e karşı bireysel olarak sorumlu olacakları

b)      Bakanların Meclis’e karşı birlikte sorumlu olacakları

c)      Bakanlar Kurulu’nun Meclisi fesh edebileceği

d)      Meclis’in Bakanlar Kurulu’nu güvensizlik oyu ile düşürebileceği

e)      Padişah kararları için karşı-imza kuralı

31) Hangisi 1876 Anayasası’nın Meclis üyeleri ile ilgili düzenleme ve uygulamalarından biri değildir?

a)      Oy vermekten kaçınamayacakları

b)      İki heyete aynı anda üye olamayacakları

c)      Görüşmeleri Türkçe yapacakları

d)      Memuriyetle Meclis üyeliğinin bağdaşmayacağı

e)      Mebusan üyelerinin seçiminde genel seçim ilkesi uygulanmıştır.

32)

I.                    1878 yılına kadar iki seçim yapılmıştır.

II.                 1878 yılında resmen yürürlükten kaldırılmıştır.

III.               1909 yılında yeni bir anayasa yapılmıştır.

Hangileri Kanun-i Esasi’nin uygulanması ve yürürlüğünün sona ermesi ile ilgili olarak doğru bir ifade değildir?

a) Yalnız I                     b) Yalnız II                   c) I-II                   d) II-III                e) I-II-III

33)       I. Yumuşak bir anayasa olarak nitelendirilemez

II. Meclis seçimleri iki yılda bir yapılır

III. İller özerktir ve başlarında vali bulunur

IV. Kazaların başında kaymakam bulunur

V. Anayasanın üstünlüğü ilkesine yer vermemiştir.

1921 Anayasası ve hükümleri ile ilgili olarak yukarıdaki ifadelerden hangileri yanlıştır?

a) Yalnız I                     b) IV-V               c) I-V                d) I-IV-V                e) I-II-IV-V

34) Aşağıdakilerden hangisi 1924 Anayasası’nın düzenlemeleri ile ilgili olarak doğru bir ifade değildir?

a)      Anayasanın değiştirilmesinde Cumhurbaşkanı’na veto gibi herhangi bir yetki verilmemiştir.

b)      Tüzükler, Danıştay incelemesi sonucunda çıkarılır.

c)      Cumhurbaşkanın kanunların kabulünde geciktirici veto yetkisi vardır.

d)      Tüzüklerin kanuna aykırılığı iddiası TBMM tarafından çözümlenir.

e)      Sıkıyönetim süresi altı ayı aşmamak üzere ilan edilir.

CEVAP ANAHTARI

1) C     2) A     3) E      4) E      5) D     6) D     7) E      8 ) E      9) B     10) E    11) D   12) E

13) B   14 ) A  15) D   16) B   17) A   18) B   19) C   20) B   21) A   22) A   23) C   24) E

25) D   26) A   27) C   28) E    29) A   30) C   31) A   32) D   33) C   34) E

İcra Hukuku

, hukukun varoluş amacı olan “hukuki himaye” kavramını yoğun olarak uygulamaya geçiren bir daldır. İcra hukukunun temel amacı, borçlular karşısında alacaklıların haklarını korumaktır. Bu gayeye uygun olarak işleyen icra prosedüründe, maddi hukuk taleplerinin devlet kuvveti ile gerçekleştirilmesinde, diğer hak sahiplerinin menfaati ihlal edilebilir.

İşte bu sakıncayı önlemek amacıyla menfaatleri tehlikede olan hak sahiplerine, haklarını korumaları için olanaklar sağlayan müesseseler düzenlenmiştir.

İstihkak davaları da bu koruyucu müesseselerden biridir. Sadece İcra ve İflas Kanunumuzda değil Medeni Kanunumuzda da düzenlenen bu dava türü, uygulamada Eşya Hukukunda “adi istihkak davası”, Miras Hukukunda “miras nedeniyle istihkak davası” ve İcra Hukukunda da “haciz ve iflas nedeniyle istihkak davası” olarak isimlendirilerek karışıklığı önleme amacı güdülmüştür.

Bu çalışmamızda, istihkak davaları İcra Hukuku yönünden ele alınacak, hacizden doğan istihkak davalarının üzerinde  ayrıntılı olarak durulacaktır.

Çalışmamızın başında istihkak ve istihkak iddiası kavramları açıklığa kavuşturulduktan sonra istihkak davası prosedürü çeşitli alt başlıklar ve ihtimaller dahilinde incelenecektir.

Ve nihayet çalışmamız genel bir değerlendirmeyle sona erdirilecektir.

MAHCUZ MALA İSTİHKAK DAVASI PROSEDÜRÜ

I- İSTİHKAK KAVRAMI

Sözlük anlamında istihkak; hal istemek, hak ediş, bir şey üzerinde hak iddiasında bulunma demektir. Başka bir deyişle bir şeyin birisi için sabit bir hak olmasının meydana çıkmasıdır.

İstihkak davası ise, taşınır veya taşınmaz bir mal üzerinde mülkiyet veya diğer bir ayni hak iddiasında bulunmayı konu alan dava olarak tanımlanmıştır.

İstihkak davalarının gayesi, mülkiyet hakkını tespit olmayıp bu hakkın muhtevasına uygun fiili bir durum yaratmak yani şeyin malike iadesini temin etmektir.Böylece hem üçüncü kişilerin hakkı korunacak,  hem de kötüniyetli borçlu ve üçüncü kişilerin alacaklının hakkını almasına engel olunacaktır.

II- DAVANIN AÇILMASI İÇİN GEREKLİ OLAN ŞARTLAR

1) Usulüne Uygun Bir Haciz İşlemi

İstihkak davasının açılması için gerekli olan en önemli şart, borçluya ait olduğu düşünülen bir malın haczedilmesidir. Bu haczin kesin haciz, ihtiyati haciz veya geçici bir haciz olması fark doğurmaz.

İİK 85/I’de de belirtildiği üzere, haciz ancak “borçlunun kendi yedinde veya üçüncü şahısta olan menkul mallarıyla gayrimenkulleri,alacak ve hakları” üzerine konabilir. Üçüncü şahısların bunlar üzerinde iddia ettikleri haklar nazara alınmaksızın haciz icra olunur. Burada önemli olan haczin sadece borçlunun malları üzerine konabilmesidir çünkü haciz yoluyla takipte borçlu, bütün malvarlığıyla sorumludur. Malın haciz sırasında borçlunun veya üçüncü şahsın elinde bulunması dahi önemsizdir.

Yine de, İİK 85/II’ye göre “borçlu tarafından başkasına ait olduğunu beyan edilen veya üçüncü şahıs tarafından ihtiyaten haczedilmiş yahut istihkak iddia edilmiş malların haczi en sonraya bırakılır.” Alacaklının üçüncü şahsa aidiyeti aşikar bir malın haczini istemesi hakkın suiistimali olacağından böyle bir talep  nazara alınmamalıdır.

Davanın açılabilmesi için sadece haciz işleminin gerçekleştirilmiş olması değil, bu işlemin aynı zamanda usulüne uygun olması gerekir.

2) İstihkak İddiası

Haczedilen mal üzerinde ayni bir hakkı bulunduğunu ileri süren üçüncü şahsın bu iddiası bir dava ikamesine muadil değildir. Bu iddia ile istihkak davası açılmış olmaz. Üçüncü şahıs, mahcuz mal üzerinde ayni bir hakkı bulunduğunu beyan etmekle, sadece bir istihkak iddiasında bulunmuştur. İstihkak iddiasının bir davaya müncer olabilmesi için, icra dairesince ve taraflarca ifası gereken ihzari bir takım muamelelere ihtiyaç vardır.

İcra ve iflas kanunu, istihkak iddiasının dava safhasına intikalini mal borçlunun elinde iken haczedildiği takdirde, malın üçüncü şahsın zilyetliğinde iken haczedilmesi halinde olduğundan daha fazla geciktirmiştir. Zira eğer mal borçlunun zilyetliğinde ise, istihkak iddiasına itiraz icra dairesine yapılacak beyanla olduğu ve bu beyan işi hemen dava safhasına götürmeye yetmediği halde, mal borçlunun değil de üçüncü şahsın elinde haczedilirse itiraz istihkak iddiasında bulunana doğrudan doğruya dava açmak suretiyle olur.Bu hususa çalışmanın ilerleyen bölümlerinde temas edilecektir.

3) İstihkak İddiasına Konu Olan Haklar

Kanun mahcuz mal üzerinde üçüncü şahsın hangi hakları iddia edebileceği hususuna 96. ve 99. maddelerde değinmiştir. İlk bakışta tahdidi bir sayım olarak kabul edilebilecek olan haklar gerek İsviçre gerekse Türk tatbikatı tarafından genişletilmiştir. Nitekim İsviçre doktrin ve tatbikatında mahcuz mala istihkak davasının bütün ayni hak iddialarına genişletilmesi fikri revaçtadır. Bu görüşe dayanarak kanunun sayımının tahdidi olmadığı söylenebilir. Ancak üçüncü şahısların münhasıran şahsi haklara dayanarak mahcuz mallar hakkındaki iddiaları da nazara alınmaz.

Fakat Türk tatbikatı, başkasının arsası üzerine inşa edilmiş olan bina hakkında aslında levazım sahibinin hakkı ayni olmayıp şahsi bir hak olduğu halde malzeme sahibine mahcuz mala istihkak davası açma imkanı vermiştir. Yine tatbikat, kiraladığı yerdeki mahsulün haczi üzerine, mahsulü yetiştiren kiracının- mülkiyet hakkını haiz olmadığı halde- istihkak davası açmasına imkan vermiştir.

a. Mülkiyet Hakkı

MK. 618. maddeye göre, bir şeye malik olan kimse o şeyle yasa çerçevesinde dilediği gibi tasarruf etmek hakkını taşır. Haksız olarak o şeye el koyan herkese karşı istihkak davası açabilir ve her çeşit müdahalenin önlenmesini isteyebilir.Buna göre, istihkak iddiasında bulunmanın en doğal şekli, o mal üzerinde mülkiyet hakkı ileri sürülmesidir. İleri sürülen mülkiyet hakkı müstakil, müşterek ve iştirak halinde bulunabilir.

MK. 619’a göre bir şeyin tamamlayıcı parçaları asıl şeyden ayrı olarak haczedilemeyeceklerinden ayrı bir istihkak davasına konu edilemezler. Yani malikin dışındaki kişiler tamamlayıcı parçalarda bağımsız olarak malik sayılamaz ve bu kişiler istihkak iddiasında bulunamazlar. Tabii semereler (MK. 620) ve teferruatta ise aksi bir uygulama söz konusudur. MK. 621’e göre teferruat üzerinde, asıl şeyden ayrı olarak mülkiyet hakkı ileri sürülebildiğine göre teferruat için istihkak iddiasında bulunulabilir.

b. Rehin Hakkı

Alacaklar için öngörülen teminat genellikle şahsi ve ayni olmak üzere ikiye ayrılır. Şahsi teminata tipik örnek “kefalet” ve ayni teminata da “rehin”dir.

Rehin konusunu nesneler oluşturur. Ancak Medeni Kanunumuzda, alacaklar ve diğer haklar üzerinde de rehin hakkının oluşturulabileceği öngörülmüştür.

Rehin hakkı konusuna göre taşınmaz ve taşınır rehni diye ikiye ayrılabilir.

Rehin hakkının da istihkak davasına konu olabileceği İİK. 96 ve 97’de açıkça düzenlenmiştir.

Taşınır malın alacaklıya teslimi ile taşınır rehni kurulduğuna göre, borçlunun elinde bulunan bir mal üzerinde kural olarak rehin hakkı kurulamaz. Çünkü hükmen teslim taşınır rehninde kabul edilmemiştir. Ancak teslimsiz rehinlerde, örneğin ticari işletme rehni ile hayvan rehninde üçüncü kişi rehin hakkını ileri sürerek istihkak iddiasında bulunabilir. MK. 864-867’de düzenlenmiş bulunan hapis hakkı da İİK 23 gereğince bir taşınır rehni türü olduğundan, hapis hakkı sahibi alacaklının bu hakkına dayanarak istihkak iddiasında bulunması mümkündür.Zira hapis hakkı sahibinin hakkı, alacaklının hakkından önce gelir.

c. Rehin Hakkı Dışındaki Sınırlı Ayni Haklar

İrtifak hakkı, intifa, sükna hakkı ve taşınmaz mükellefiyetine dayanılarak da haczedilen mala istihkak iddia edilebileceği hukukçular arasında ittifakla kabul edilmiş bulunulmaktadır. Kanunun sınırlı ayni haklardan sadece rehin hakkını zikretmiş olması bir misal hükmündedir.

İstihkak iddiası sınırlı ayni haklara dayanıyorsa, malın haczi bu ayni haklar ihlal edilmemek kaydı ile yapılır. Yani bu mallar üzerlerindeki yükümlülükle birlikte haczedilir.

Kişisel Haklar

Üçüncü kişiler, kural olarak kişisel haklarını ileri sürerek mahcuz mallar üzerinde istihkak iddiasında bulunamazlar. Ancak, hacizden önce oluşan bazı kişisel haklar üzerinde istihkak iddiası ileri sürülebilir:

1.  “Tercih edilmesi gereken kişisel haklar” denilebilecek olan ve niteliği gereği hacizden önce gelmesi gereken kişisel haklar, istihkak davasına dayanak teşkil edebilir. Örneğin: hasılat kiracısının yetiştirdiği ürün üzerinde arazi sahibinin alacaklısına karşı hacizden önceki kira sözleşmesinden doğan kişisel hakka dayanarak istihkak iddiasında bulunması, malik olmayan kimsenin başkasına kiraya verdiği şeyi kiracıdan geri isteme hakkı….vs.

2.  “Kuvvetlendirilmiş kişisel haklar”, tapuya şerh verilmek suretiyle ayni hak etkisi kazanabilen kişisel haklardır. Şerh ile bu kişisel haklar ayni hak niteliği kazanamaz. Ancak şerh edilmeyen diğer kişisel haklara göre daha kuvvetli bir nitelik gösterebilir.

Bunlara örnek olarak; şufa (MK. 658), vefa ve iştira hakları (MK. 660) gösterilebilir.

Doktrinde bu hakların istihkak iddiasına konu olup olmayacağı tartışmalıdır:

Jaeger ve Uyar, bu hakların istihkak iddiasına konu olabileceği kanaatindeyken Yargıtay ise 1940 tarihli içtihadı birleştirme kararında tapuya şerh verilmiş şufa hakkı sahibinin istihkak iddiasında bulunma hakkını sınırlamıştır.

3.  Hacizden doğan istihkak iddia ve davaları bakımından “mülkiyeti muhafaza kaydıyla yapılan satışlar” dahi (MK. 688) önem arz etmektedir.

Geçerli bir mülkiyeti muhafaza sözleşmesi ile satılmış olan taşınır malların henüz alıcının satış bedelinin tamamını ödeyerek malik durumuna gelmediği dönemde haczedilmesi halinde üç varsayımla karşılaşılır:

  • Malın satıcı tarafından haczi

Satıcı malik, taksidin ödenmemesindeki temerrüdden dolayı akitten rücu ederek malı geriye alabilir ya da ödenmeyen taksitler için cebri icraya girişebilir. Bu durumda takipte, kendisine ait malın haczini bizzat istemesi halinde o şey üzerindeki mülkiyetten vazgeçmiş sayılır.

  • Malın, satıcının alacaklıları tarafından haczi

Alıcı mütemerrit değilse, satıcının alacaklıları garanti altında bulunan taksit alacaklarını haczedebilirler.Malı haczetmeleri durumunda alıcı, istihkak iddiasını ileri sürebilir.

Alıcı mütemerrit ise, alacaklılar bizzat malı haczedebilirler. Bu halde borçlu temerrüt nedeniyle fesih hakkını kullanmazsa haciz koyduran alacaklı İİK. 94 uyarınca bu yetkinin kendisine tanınmasını icra dairesinden isteyebilir.

  • Malın, alıcının alacaklıları tarafından haczi

Alıcı malın taksitlerini ödemede mütemerrit ise, satıcı mukaveleden rücu ile şeyin istihkakına gidebilir.

Alıcı malın taksitlerini ödemede mütemerrit değilse, alıcının alacaklıları mülkiyeti muhafaza kaydıyla satılan malı haczedebilirler. Ancak satıcıya, alıcı aleyhine icra takibine girişen üçüncü şahıslar karşısında bakiye kalan alacağı miktarınca  rüçhan hakkı tanınarak artan kısım için haczin devam ettirilmesi icap eder.

4.  Üçüncü kişi, borçluya ait taşınmazı “satış vaadi sözleşmesi” ile satın almış ve bu sözleşmeyi de tapuda işletmişse, bu şerhten sonra o taşınmaz üzerine konulacak -ipotek, haciz gibi- sınırlamalar kendisini etkilemeyeceğinden, sahip olduğu ve tapuya şerh ettiği hakka dayanarak istihkak iddiasında bulunabilir.

d. İstihkak İddiasının Diğer Konuları

i. Alacaklar Üzerinde İstihkak İddiası

Borçlu, takip alacaklısına borçlu olduğu gibi üçüncü kişilerden de alacaklı olabilir. İşte bu alacak üzerinde başka bir üçüncü kişi, bu alacağın takip borçlusuna değil de kendisine ait olduğunu istihkak iddiası biçiminde ileri sürebilir.

Alacağın kıymetli evraka bağlı olması da istihkak davasını kimlerin açacağı yönünden önem arz etmektedir. Bilindiği üzere kıymetli evrakta hak, yani alacak senette mündemiçtir. Kıymetli evrak kimin elindeyse, hak sahibi odur. Bunun aksini ileri süren kimse, istihkak davasını açmakla yükümlüdür.

ii. Adi Ortaklıkta İstihkak İddiası

1. Ortağın kişisel alacaklılarının ortağı takibi

BK. 534’e göre; adi ortaklıklarda, adi ortaklardan birinin kişisel borcundan dolayı, ortaklık malvarlığına –teknik olarak- haciz konulamaz. Ancak borçlu ortağın tasfiye payına haciz konulabilir. Eğer ortaklık malları haczedilmişse, diğer ortak(lar) istihkak iddiasında bulunarak bu haczi kaldırtabilir.

2. Ortağın kişisel alacaklılarının adi ortaklığı takibi

Adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığı için ortağın kişisel alacaklısı adi ortaklık aleyhine icra takibinde bulunamaz. Hatta, söz konusu olan borç, ortakların borcu olmadığı için, alacaklı her bir ortağa ayrı ayrı icra takibi de yapamaz.

III.İSTİHKAK DAVASI PROSEDÜRÜ

Mahcuz mala istihkak davasında mahcuz mal, borçlunun elinde ise İİK. 97 uyarınca üçüncü şahıs davayı alacaklıya karşı açacaktır. Fakat mal üçüncü şahsın elinde ise, bu halde davayı alacaklının İİK. 99 uyarınca üçüncü şahsa karşı açması gerekir. Buradan da anlaşıldığı gibi, davada taraf rolleri, malın borçlu veya üçüncü şahsın elinde bulunmasına göre değişiklik arz etmektedir.

Prosedürü bu anlamda farklı başlıklarda incelemeden önce kanunda belirtilen “elde bulundurma” kavramı ile anlatılmak istenen şeye kısaca değinelim:

Hacizli malı elde bulundurma, hukuki bir kavram olan zilyetliğin karşıtı olarak kullanılmamıştır. Kastedilen hususun, zilyetliğin maddi ve harici öğesi olan “şey üzerinde egemenlik, fiili tasarruf kudreti” olduğu doktrinde oybirliğiyle kabul edilmiştir.

Taşınırlar için geçerli olan bu kural taşınmazlar için söz konusu değildir. Taşınmaz, tapu sicilinde kimin adına kayıtlı gözüküyorsa onun malı sayılır ve ancak onun borcundan dolayı haczedilebilir. Yani sicil zilyetliğine kim sahip ise onun malı elinde bulundurduğu kabul edilir.

Kıymetli evraka bağlı haklara, bunları fiilen elinde bulunduran kimse zilyet sayılır.

Diğer alacaklarda ise, elinde bulundurma koşulunu, “hak üzerinde fiilen tasarruf edebilmek olanağına sahip olan kimse” gerçekleştirir.

Malı muhtelif şahıslar ellerinde bulunduruyorlarsa; örneğin, borçlu ile istihkak iddiasında bulunan üçüncü kişi haczedilen menkul malı birlikte ellerinde bulunduruyorlarsa, hacizli mal İİK. 97 a’ya göre borçlunun elinde sayılır.

Bunlar dışında, kiralanan yerde bulunan malları, kiracının elinde bulundurduğu kabul edilir. Ancak kiracı kiralanmış olan yerde bilfiil oturmuyorsa, o yerde bulunan şeylerde artık zilyed sayılmaz; zilyed, bu malları fiilen kullanan kimsedir.

a. Malın Borçlunun Elinde Bulunması Hali

b. İstihkak iddiasında bulunulması

İstihkak iddiası haczedilen mal üzerinde üçüncü kişinin mülkiyet veya rehin hakkı iddia etmesi veya borçlu tarafından, haczedilen malın üçüncü kişinin mülkü veya rehni olduğunu ileri sürmesidir.

Sözlü veya yazılı olabilen İstihkak iddiası iki şekilde ileri sürülebilir:

i. Haciz sırasında

Borçlunun elinde bulunan mal haczedilirken, borçlu bu malı başkasının mülkü veya rehni olarak gösterdiği veya borçlunun elinde iken haczedilen mal üzerinde bir üçüncü kişi tarafından mülkiyet veya rehin hakkı iddia edildiği takdirde, haczi yapan memur bu istihkak iddiasını haciz tutanağına geçirir ve iddia ve alacaklı ile borçluya bildirilir.

Haczin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde

Üçüncü şahıs, haciz zamanında işe müdahale edebilecek durumda bulunmuyorsa, İİK. 97/9 uyarınca mahcuz mal ve satışı sonucu elde edilen para (pretium succedit in locum rei) memurun elinde bulunduğu müddetçe istihkak talebinde bulunmak hakkına sahiptir. Ancak paraların paylaştırılmasından sonra bu davanın açılmasına imkan verilmemiştir.

Bu durumda üçüncü kişi ancak haczi öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içerisinde istihkak iddiasında bulunabilir.

Yedi günlük istihkak iddiasında bulunma süresi hak düşürücü süre olup İcra dairesince doğrudan doğruya gözetilir. Yedi gün içinde istihkak iddiasında bulunulmazsa artık o takipte bu iddiayı ileri sürme hakkı kaybedilmiş olur.Borçlunun elinde iken haczedilen bir mal hakkında bir üçüncü kişi icra dairesine gelerek istihkak iddiasında bulunursa, bu istihkak iddiası da haciz tutanağına geçirilir.

Ayrıca İİK 103’e göre yapılacak bu bildirimle, bu iddiaya karşı itirazları olup olmadığını bildirmek üzere alacaklı ve borçluya üç günlük süre verilir. Üç günlük süre verilmeden yapılan tebligatlar geçersizdir.

Haczin Öğrenilmesinin İspatı ve Kanuni Karine

Alacaklı, yedi günlük istihkak süresinin geçirildiğini, müddeinin daha önce haczi öğrendiğini iddia ettiği takdirde bunu kendisi kanıtlamalıdır. Aksi takdirde istihkak müddeisinin bildirdiği tarih haczi öğrenme tarihi sayılır.

Tüzel kişilerde haczi öğrenme tarihi, dava açmaya yetkili makamın öğrenme günüdür.

İştirak halinde bulunan bir mal veya miras payının haczi halinde paydaşlardan en sonuncusunun öğrenme tarihi haczi öğrenme olarak kabul edilir.

Kanuni tarafından düzenlenen bir karineye göre ise, istihkak iddiasının yapıldığı tarihte veya istihkak davasının açıldığı tarihte istihkak müddeisi ile birlikte oturan kimseler veya bu şahısların ortakları, iddianın yapıldığı tarihte veya davanın  açıldığı tarihte malın haczini öğrenmiş sayılırlar.

c. İstihkak İddiasına İtiraz Edilmemesi

İİK. 96/II’ye göre; alacaklı ya da borçlu, icra dairesi tarafından kendilerine tanınan üç günlük süre içinde istihkak iddiasına itiraz etmezlerse, istihkak iddiasını kabul etmiş sayılırlar. Buna göre de, istihkak iddiası olarak ileri sürülen hak mülkiyet hakkı ise, mal üzerindeki haciz kaldırılır; ileri sürülen hak sınırlı ayni hak ise, mal bu sınırlı ayni hak ile kısıtlı olarak haczedilmiş sayılır.

d. İstihkak iddiasına İtiraz Edilmesi

İİK. 97/I’e göre; alacaklı ve borçlu, kendisine verilen üç günlük süre içinde sözlü ya da yazılı olarak üçüncü kişinin istihkak iddiasına itiraz ederse, icra müdürü dosyayı hemen icra tetkik merciine verir.Bunun için itirazda bulunanların bir istemine gerek yoktur.

İcra müdürünün, istihkak iddiası üzerine 97.maddeye göre işlem yapmaması, süresiz şikayet konusu olur.

Tetkik merci, dosyayı inceler ve gerekirse ilgilileri duruşmaya çağırır. Yapacağı araştırma ve inceleme sonunda varacağı kanıya göre takibin devamı veya ertelenmesi hakkında bir karar verir. Tetkik merciinin, istihkak iddiasının esası hakkında karar vermesi isabetsiz ve yasaya aykırı olur.

Tetkik mercii, kural olarak istihkak iddia edilen mal hakkındaki takibin ertelenmesine karar verir; bu halde üçüncü kişiden haksız çıktığı takdirde alacaklının olası zararına karşı İİK. 36’da gösterilen bir teminat alınır. Bu teminatın cins ve tutarı mevcut delillerin niteliğine göre takdir olunur. Fakat merci, istihkak iddiasının doğruluğuna kanaat getirirse davacıyı teminattan muaf tutabilir.

Ancak, istihkak davasının üçüncü kişi tarafından sırf satışı geri bırakmak amacıyla kötüye kullanıldığını kabul etmek için ciddi sebepler bulunduğu takdirde, tetkik merci takibin devamına karar verir.

İİK. 97/V’e göre, takibin devamına ilişkin tetkik merci kararı temyiz edilemez.

Takibin ertelenmesi veya devamı hakkındaki kararın istihkak iddiasında bulunana tebliği üzerine dava aşaması başlar.

e. İstihkak Davası

i. Davanın Açılması

İİK. 97/VI’ya göre; Üçüncü kişi, takibin ertelenmesi veya devamına ilişkin tetkik mercii kararının kendisine tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde istihkak davası açabilir. Aksi takdirde, haciz koydurmuş olan alacaklıya karşı istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılır ve alacaklı artık o malın satılmasını isteyebilir.Buradaki feragat ancak derdest takip bakımından hüküm doğurur. Bu sebeple feragatin maddi hukuk münasebetine bir tesiri olmadığı gibi sonraki bir takipte de herhangi bir hükme sahip değildir.

Davanın yedi gün içinde açılması gerekse de, üçüncü kişi bu kararın tebliğini beklemeden de dava açabilir.

Buradaki yedi günlük süre hak düşürücü süre olduğundan, tetkik  mercii tarafından resen göz önünde tutulur.

Ancak kendisine istihkak talebinde bulunmak imkanı verilmemiş üçüncü şahıs, haczi edilen şey hakkında veya satılıp da bedeli henüz alacaklıya verilmemiş ise bedeli hakkında istihkak davası açabilir. Burada da üçüncü şahıs, istihkak iddia ettiği malın haczini öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içinde davayı açması gerekir.Bu takdirde merci, takibin talik edilip edilmeyeceği hakkında acele karar verir. Mahcuz mal satılmış ise merci bedelin muhakeme neticesine kadar mevkuf tutulması veya teminatlı veya teminatsız alacaklıya verilmesi hususunda ayrıca karar verir.

ii. Davada Taraflar

Davacı: Haczi yapılan mal veya mallar borçlu elinde ise, istihkak davasını üçüncü kişi açar ve bu suretle davayı açan kimse, davacı sıfatını kazanır.

Mal veya mallar üzerinde müşterek mülkiyet varsa, maliklerden biri sadece kendi payı için dava açabilir. İştirak halinde mülkiyet varsa, davanın bütün malikler tarafından açılması gerekir.

İstihkak davasını borçlu hiçbir zaman açamaz.

Davalı:Davalı, haczi isteyen ve yaptıran ve aynı zamanda istihkak iddiasına karşı itiraz eden alacaklıdır.

Eğer haciz sırasında borçlu da malın kendisine ait olduğunu ileri sürmüşse, açılacak istihkak davasında davalı olarak gösterilir.

iii. Görev-Yetki

Görev: İİK 97/6’ya göre, istihkak davalarına bakmaya icra tetkik mercileri görevlidir.

Her ne kadar HUMK. 512/1’de “mahkeme” den söz edilmekte ise de bunu icra tetkik mercii olarak anlamak gerekir.

İİK. 261/son hükmünden, ihtiyati hacizde de istihkak prosedürünün icrai hacizlerde olduğu gibi yürütüleceği anlaşılmaktadır.

Ayrıca icra hakimliği teşkilatı olan yerlerde istihkak davalarına bu hakimler bakacaktır. İcra hakimliği olmayan yerlerde bu görev asliye hukuk hakimlerine aittir.Ancak asliye hukuk hakimi, davaya icra tetkik merci hakimi sıfatıyla baktığını tutanakta ve kararda göstermelidir.

Yetki: İstihkak davalarında yetkiye ilişkin hükümleri HUMK. düzenlemiştir. HUMK. 512’ye göre, taşınır mallarla ilgili istihkak davalarına eşyanın bulunduğu veya haczin vazolunduğu yer (icra takibinin yapıldığı icra dairesinin bulunduğu yer) mahkemesinde bakılır. Buna göre taşınır mallarla ilgili istihkak davalarına bakmaya yetkili icra tetkik mercileri:

1.        İcra takibinin yapıldığı yer icra dairesince, bu yerdeki mallara haciz konmuşsa istihkak davası burada açılır.

2.        Haczedilecek eşya icra takibinin yapıldığı yerden başka yerdeyse, haciz istinabe yoluyla yapılır. Bu durumda istihkak davası, eşyanın bulunduğu yerde açılabilir.

3.        HUMK. 9’daki  genel kurala göre dava, davalının bulunduğu yerde de açılabilir.

Taşınmaz mallara konulan hacze karşı istihkak davalarında yetkili yer, HUMK 13’e göre bu taşınmazın bulunduğu yer icra tetkik merciidir.

iv. Yargılama Usulü

Uygulanacak usul: İİK 97/XI’e göre, istihkak davasına genel hükümler dairesinde ve basit yargılama usulüne (HUMK. 507-511) göre duruşmalı olarak görülür.

İstihkak davası acele işlerden olduğundan ve bundan başka basit yargılama usulüne tabi bulunduğundan, bu davlara adli tatilde de bakılır(HUMK 176).

İspat: Uyuşmazlık konusu malın borçlunun ya da üçüncü kişinin elinde haczedilmiş olmasına göre ispat yükü yer değiştirir. Borçlunun elinde bulunduğu sırada haczedilen mallar hakkında üçüncü kişi tarafından açılan istihkak davalarında ispat yükü, davacı üçüncü kişiye düşer.

Ancak bazı kötüniyetli borçlular, genellikle borçlarını öderken alacaklılara bazı güçlükler çıkarırlar. Ya mallarını kaçırırlar ya da hileli veya danışıklı işler yaparak mal varlığını azaltırlar. İşte bu gibi hileli işlemlere ve anlaşmalara karşı borçlunun gerçek alacaklılarını korumak için, kanun istihkak davası hakkında bazı karinelerle birlikte son fıkradaki özel ispat koşulları öngörmüştür.

Bu hükümleri içeren İİK. 97/a’yı incelersek bu kanun maddesinin öncelikle karineleri düzenlediğini görürüz:

o         Bir menkul malı elinde bulunduran kimse onun maliki sayılır. Yani borçlunun, menkul bir malın maliki sayılması için asli zilyed olması şart değildir, sadece elinde bulundurmuş olması yeterlidir.

o         Borçlu ile üçüncü kişilerin menkul malı birlikte ellerinde bulundurmaları halinde dahi mal borçlu elinde sayılır.

o         Birlikte oturulan yerdeki mallardan nitelikleri itibariyle kadın, erkek, ve çocuklara aidiyetleri açıkça anlaşılanlar veya örf ve adet, sanat, meslek veya meşgale icabı olanlar bunların farzolunur.

Yukarıda açıklanan karinelerin aksini iddia eden ispatla yükümlüdür. İİK 97/a’nın son fıkrasında da bazı özel ispat koşulları düzenlenmiştir. Buna göre istihkak davacısı,

o         Malı ne suretle iktisap ettiğini yani hangi hukuki sebebe dayanarak mal üzerinde ileri sürdüğü hakkı kazanmış olduğunu ispat etmelidir.

o         Borçlunun elinde bulundurmasını gerektiren hukuki ve fiili sebep ve hadiseleri göstermek ve bunları ispat etmek zorundadır.

Ayrıca üçüncü kişi sadece malı iktisap ettiğini ispat etmekle yükümlülüğünü yerine getirmiş olmaz; iktisap olanağına da sahip olduğunu yani malın karşılığı olan parayı sağlayabilecek güçte bulunduğunu makul bir şekilde kanıtlamalıdır.

Belirtilmek gerekir ki; buradaki ispat koşulları yalnız üçüncü kişilerin açtıkları istihkak davasında söz konusudur.

Taraflar, iddia ve savunmalarını her türlü delillerle isbat edebilirler. Bu deliller; ikrar, yazılı delil, taraflar tacir ise ticari defterler, tanık, bilirkişi incelemesi, keşif, fatura ve yemin olabilir. Tarafların gösterecekleri bütün bu deliller, tetkik mercii hakimi tarafından serbestçe takdir olunur.

v. Davanın Sonuçları

– Davanın Reddi:

İstihkak davasının amacı, mahcuz mal üzerinde icra takibinin devamına olanak bulunup bulunmadığını saptamaktan ibaret olduğuna göre tetkik mercii, davacı üçüncü kişinin iddiasının haksız olduğu kanısına varırsa ve böylece dava redle sonuçlanırsa, mahcuz malın üzerindeki haczin ve icra takibinin devam edeceği kesinleşmiş olur. Böylece alacaklı, malı paraya çevirttirip alacağını alma hakkını kazanır. Takibin talikine karar alınmış idi ise bu karar da kendiliğinden kalkar.

İstihkak ilamları, İİK 363/7’ye göre kabili temyizdir. Bunun için davacı İİK.97/14 gereğince icra dairesinden mühlet(icranın geri bırakılmasını) ister. Verilen mühlet içinde Yargıtay’dan tehiri icra kararı getirilmezse takibe devam olunur.

Temyizin satışı durduracağına ilişkin İİK. 364. madde burada uygulanmaz. Çünkü bu madde, sadece takip hukukuna ilişkin kararların temyizine münhasır bir hükümdür; istihkak davalarına ilişkin kararları kapsamaz.

İstihkak davasının reddi sonucunda ayrıca davacı, İİK. 97/13 hükmünce tazminatla sorumlu olur. Önceden takibin talikine karar verilmişse, alacaklının bu yüzden tahsili geciken alacak tutarının %15’inden aşağı olmamak üzere davacıdan tazminat alınır. Bu hükme göre tazminata hükmedebilmek için davacının haksız çıkması yeterlidir, ayrıca kötüniyetli olması aranmaz.

Zarar tutarının %15’den fazla olduğu ileri sürülürse alacaklının bunu ispat etmesi gerekir.

-Davanın Kabulü:

Üçüncü kişi istihkak davasını kazandığı takdirde iddia ettiği hakkın niteliğine göre mahcuz mal üzerindeki haciz kalkar veya davacının o mal üzerindeki hakkına halel gelmemek kaydıyla devam eder.

Örneğin: Üçüncü kişinin iddia ettiği hak mülkiyet hakkı ise, mal üzerindeki haciz kalkar ve mal üçüncü kişiye verilir. Üçüncü kişinin hacizli mal üzerinde başka bir ayni hak sahibi olduğuna karar verilirse, mal bu ayni hakka zarar gelmemek şartıyla haczedilmiş olur.

İİK. 97/15’e göre haczolunan mal değerinin asgari %15’i tutarında tazminata hükmedebilmek için alacaklı veya borçlunun üçüncü kişinin istihkak iddiasına kötüniyetle  itiraz etmiş olmaları gerekir. Kötüniyetten maksat, mahcuzun üçüncü kişiye ait olduğunu bile bile istihkak iddiasına karşı koymaktır.

Üçüncü kişinin istihkak iddiasına itiraz yapılmadan doğrudan doğruya mercie dava açılırsa davacı lehine tazminata hükmedilmez.

İtiraz eden alacaklı veya borçludan hangisi kötüniyetli ise tazminat yalnız onun hakkında uygulanır.

İİK. 97. maddesinin 13. fıkrasında tazminat alacak tutarı üzerinden hükmedildiği takdirde 15. fıkrasında mahcuz malın değeri üzerinden hükmedilmektedir.

Tazminata hükmedebilmek için talebe ihtiyaç olup olmadığı ise doktrinde tartışmalıdır.

KAYGANACIOĞLU’na göre, her iki fıkradaki “tazminat alınmasına hükmolunur” sözcüklerinin emredici niteliğinden tazminata hükmedebilmek için  talebe gerek olmadığı anlamı çıkar.

ERİŞ’e göre ise, tazminata hükmedilebilmesi için davacının, davalı alacaklı veya borçlunun kötüniyetli olduğunu ileri sürerek bunu ispat etmesi yanında tazminatı da istemesi de gerekir.

UYAR’a göre de, bu maddede yer alan tazminat hükmü kamu düzeniyle ilgili olmadığı için ayrıca istemde bulunulmaması halinde Tetkik Mercii tazminata hükmedemez.

4)       Malın Üçüncü Şahsın Elinde Bulunması Hali

Alacaklının haciz istemi üzerine icra müdürü, takip konusu alacak için gerek borçlunun iş ve ev adresinde gerekse üçüncü kişilerin elinde bulunan malları haczeder ve haczedilen mallar hakkında borçlunun ve üçüncü kişilerin iddialarını haciz tutanağına yazar. Bunu takiben icra müdürü, üçüncü kişi aleyhine –tetkik merciinde- istihkak davası açmak üzere alacaklıya yedi günlük bir süre verir.

İşte İİK 99’a göre yukarda açıklandığı şekilde başlayan prosedür ile İİK 97’deki prosedür birçok açıdan benzerlikler arz etmektedir. Bu sebeple yukarıda belirtilen aşamaların tekrarı gereksiz olacağından, biz bu çalışmamızda iki düzenleme arasındaki fark ve benzerlikleri bir başlık altında toplayarak incelemeye çalışacağız:

İİK. 97 ve İİK. 99 Arasındaki Fark ve Benzerlikler

i.            İİK. 99’a göre, alacaklıya dava açmak için verilecek yedi günlük süre, icra müdürü tarafından verilecektir; yoksa icra müdürü üçüncü kişinin istihkak iddiasında bulunmasını takiben “istihkak iddiası hakkında karar verilmek üzere” dosyayı Tetkik Merciine gönderemez. Halbuki İİK. 97’ye göre bu süreyi tetkik mercii verecektir.

ii. İİK. 99,   97. maddeye göre daha basit olarak düzenlenmiştir. 99. maddede gerek alacaklıya ve gerekse borçluya istihkak iddiasına karşı itirazları olup olmadığını bildirmek hususunda tebligata gerek bulunmamaktadır.

iii.            İİK. 99’a göre, haciz edilen mal üçüncü kişinin zilyetliğinde olduğu için bu üçüncü kişinin istihkak iddiasını ileri sürmesi ile bir karara gerek olmaksızın icra takibi duracaktır. Halbuki İİK. 97’ye göre, icra takibinin durması bakımından tetkik merciinin karar vermesi gerekir.

iv.            Yedi günlük dava açma süresi, alacaklının haczi öğrendiği tarihten değil icra müdürünün süre verdiğini alacaklıya tefhim veya tebliğ ettiği tarihten itibaren işlemeye başlar.İİK 97’de de kural olarak tefhim ve tebliğ tarihi esas alınmış olunmakla birlikte kendisine istihkak talebinde bulunma imkanı tanınmamış üçüncü şahıslar bedelin alacaklıya verilmemiş olması kaydıyla haczi öğrenme tarihlerinden itibaren bedel üzerinde istihkak davası açabiliyorlardı.

v.            İİK. 99’a göre, istihkak davasını alacaklının açması ve bu davada husumeti üçüncü kişiye yöneltmesi gerekir. Yani İİK 97’ye nazaran davacı ve davalı sıfatları farklılık göstermektedir.

vi.            İİK. 99’da istihkak davasının hangi usule göre inceleneceği ve davada ispat yükünün kime ait olacağı düzenlenmemiş olmakla beraber, İİK. 97/11-12, 99.madde çerçevesinde açılacak davalarda da aynen uygulanır. Ör: Açılan istihkak davasında hacizli malı elinde bulunduran üçüncü kişi mülkiyet karinesinden yararlanacağı için ispat yükü de alacaklıdadır.

vii.       İİK. 99’da İİK.97’de öngörüldüğü gibi bir tazminat düzenlenmemiştir. Doktrinde, yasada açık bir hüküm bulunmadığından, dava sonucunda tazminata hükmedilemeyeceği, buna karşı, mahkemede ayrıca açılabilecek bir davada, eğer koşulları oluşursa tazminat istenebileceği belirtilmiştir.Nitekim ERİŞ ve KURU da bu görüştedir.

YÜKSEK MAHKEME de eski içtihatlarında bu görüşü benimsemişken, sonraki uygulamalarında aksini belirterek yeni bir içtihat oluşturmuştur.

5)       Malı Borçlu ile Üçüncü Şahsın Birlikte Elde Bulundurmaları Hali

Borçlu ile üçüncü kişinin menkul bir malı birlikte elde bulundurmaları halinde dahi, mal borçlunun elinde sayılır. Buna göre, bu halde de istihkak davasını açmak külfeti, borçlu ile birlikte malı elinde bulunduran üçüncü kişiye düşer.

Buna karşın, davayı alacaklı da açmış olabilir. Alacaklının  bu davayı açmış olması halinde, dava sırf bu nedenle reddedilemez. Davayı kim açmış olursa olsun, davada isbat külfeti üçüncü kişiye aittir.

Üçüncü kişi, İİK. 97’ye göre, alacaklıya karşı açacağı istihkak davasında yasal karinenin aksini ispat etmekle yükümlüdür. Bu yüzden de, haciz edilen mala borçlunun malik olmadığını ve kendisinin gerçek malik olduğunu ispat edecektir.

İİK 97/a’da öngörülen karineye karşılık aynı maddenin 3. cümlesinde de üçüncü kişi yararına bir karine getirilmiştir.Yukarıda ispat adı altında işlediğimiz hükme göre, “Birlikte oturulan yerdeki mallardan nitelikleri itibariyle kadın, erkek, ve çocuklara aidiyetleri açıkça anlaşılanlar veya örf ve adet, sanat, meslek veya meşgale icabı olanlar bunların farz olunur”. Bu hüküm, belirtilen  üçüncü kişilerin ispatı açısından kolaylık getirmiştir.

6)       Malın Çalınmış veya Kaybolmuş Bir Mal Olması Hali

İİK. 98’de çalınmış veya zayi olmuş mallar hakkında MK’nın 902, 903 ve 904. maddeleri saklı tutulmuştur. Yani bu şeyler hakkında MK hükümleri uyarınca istihkak davası açılabilir.

MK 902’ye göre, çalınmış veya zayi olmuş malın hakiki sahibi mahcuzun paraya çevrilmesinden ve paraların paylaştırılmasından sonra dahi çalınma ve ziya tarihinden itibaren beş sene içinde istihkak davası açabilir.

Müzayedede bu malı satın almış olan kimsenin iyiniyeti davanın kabulüne engel olmaz. Ancak satın alanın satıcıya ödediği paranın kendisine verilmesi dava açma koşuludur.

Üçüncü şahsın malını borçluya emanet etmiş olduğu durumlarda mal icra dairesi tarafından satıldıktan sonra bedeli üzerinde de alacaklıya verilinceye kadar dava açılabilir.

İİK. 98/2 uyarınca icra dairesi tarafından pazarlık suretiyle yapılan satışı, MK. 902’de öngörülen  “aleni müzayede” yani açık arttırma hükmünde saymak gerekir.

SONUÇ

Günümüzde yaşanılan ekonomik sıkıntılara paralel olarak borçlu ve alacaklı sıfatlarındaki artış, bu kişiler arasındaki problemlerin çözümünde kilit noktası olan İcra Hukukunun öneminin daha iyi kavranmasında araç olmuştur.

Menfaatlerin çatışması şeklinde karşımıza çıkan davaların çözümünde, bu menfaatler arasında bir denge kurmayı amaçlayan hukuk bilimi, bu amacı teker teker kanunlarımızda gerçeklemiş; böylece İcra ve İflas Kanunumuzda da çatışmalardan bağımsız üçüncü kişilerin hakları göz önünde bulundurulmuştur.

Bu açıdan “İstihkak Davaları”nı, “mağdurun hakkını korurken haklının mağduriyetini önleyen” davalar olarak tanımlayabiliriz.

İcra ve İflas Kanunumuzun 96 ve 99. maddeleri arasında düzenlenen bu davayı çalışmamızda ayrıntılarıyla incelemeye çalıştık.

Bu maddelerde, ağırlıklı olarak “malın borçlunun elinde bulunması hali”nin ele alınmıştır. Diğer ihtimaller, ana hatlarıyla düzenlenmiş; böylece ortaya bazı boşluklar çıkmıştır. Bu boşlukların doldurulmasında ise uygulama (yüksek mahkeme) ve doktrin büyük rol oynamıştır.

Örneğin, malın borçlunun elinde bulunması ihtimalinde yargılama usulü ve ispat da dahil olmak üzere bütün prosedür açıkça düzenlenmişken, malın üçüncü kişinin elinde bulunması ihtimalinde bu hususlara değinilmemiştir.

Her ne kadar buradaki boşluğun “bilinçli bir boşluk” olabileceği ve kanun koyucunun bir önceki ihtimalde genel bir düzenleme yaparak,bu düzenlemenin bir sonraki ihtimali de kapsamasının amaçlandığı ileri sürülebilirse de, çatışmaya sebebiyet vermemek amacıyla kanunumuzdaki boşlukların doldurulması hususunda yeni düzenlemelere gidilmelidir


ABD Ankara Barosu Dergisi

AD           Adalet Dergisi

agm adı geçen makale

E. Esas no

HD Hukuk Dairesi

HGK Hukuk Genel Kurulu

İBD İstanbul Barosu Dergisi

İç.Bir.K. İçtihadı Birleştirme Kararı

İİD İcra ve İflas Dairesi

İİK İcra ve İflas Kanunu

İÜHF İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

K. Karar no

RKD Resmi Kararlar Dergisi

vd. ve devamı

YD Yargıtay Dergisi

YKD Yargıtay Kararları Dergisi

Yüzey Taşlamada Kalite Kontrol Cihazları ve Uygulamaları

Yüzey taşlama tezgahları düzgün ve hassas yüzeylerin işlenmesinde kullanılır. Yüzey taşlama tezgahlarının başlıca iki tipi vardır: 1. yatay yüzey taşlama tezgahı, 2. dikey yüzey taşlama tezgahı. Yatay tipte taş mili yataydır ve parçayı taşıyan tabla, taş miline dik bir gidip-gelme hareketi yapar. Enlemesine ilerleme tablanın taş mili doğrultusunda gidip gelmesiyle sağlanır. Düşey tipte ise taş mili düşeydir. (Akün, F., Takım Tezgahları, s.468) Parçayı taşıyan tablalarına göre ise iki ana gruba ayrılırlar: mukavemetli tablalı (reciprocating table), döner tablalı (rotary table). (McGraw Hill, Tool Engineers’ Handbook, s.37-14)

Yüzey taşlama işleminin amacı yüzey kalitesi yüksek, düzgün parçalar elde etmektir. Taşlanan parçalar boyut, paralellik, doğrusallık ve pürüzlülük kontrolüne tabi tutulurlar. Kalite kontrol işlemleri tezgah başında veya işleme tamamlandıktan sonra kalite kontrol departmanlarında, otomatik olarak veya manuel olarak yapılabilir

Tezgah başında kalite kontrol:

Tezgah başında parçanın boyutlarıyla ilgili kontroller yapılır. Parçanın boyutları, işleme sırasında operatör tarafından tezgahı durdurmak suretiyle manuel olarak kontrol edilebilir. Manuel ölçümler için sürgülü kumpas, mikrometre, hassas mikrometre, mastar ve komperatör (ölçme saati) gibi ölçme aletleri kullanılır. (Kent, W., Kent’s Mechanical Engineers’ Handbook, s.24-17,24-18) Operatör bu aletleri kullanarak parçanın boyutlarını tespit eder ve parça resmindeki ölçülerle kıyaslayarak verilen toleranslar dahilinde olup olmadığını kontrol eder.

Parça boyutu kontrollerinin tezgah tarafından otomatik olarak yapılmasını sağlayan ölçüm mekanizmaları da bulunmaktadır. Elektronik veya hava ölçüm mekanizmaları işleme sırasında otomatik bir döngüyle parça boyunun kontrol edilmesini ve istenen boyuta ulaşıldığında işlemeye son verilmesini sağlarlar. (Wick, C., Drozda, T. J., Tool and Manufacturing Engineers Handbook, s.9-47) Ölçüm bilgilerinin tezgaha iletilmesi pneumatik (hava basıncı ile çalışan) veya elektronik bir kontrol ünitesi aracılığıyla olur. Pneumatik kontrolle, kontrol ünitesine artan ya da azalan basınç formunda sinyaller gönderilir. Bu basınç iki şekilde kullanılır:

1. İnç veya milimetre olarak kalibre edilmiş bir basınç kadranına aktarılır. Bu kadran

parçanın istenen boyuta ne kadar yaklaştığının gözlenmesini sağlar.

2. Bir grup pneumatik elektrik düğmesine de aktarılır. Bu düğmelerin her biri belirli

bir parça boyutunu temsil eder ve belli bir basınç düzeyinde çalışırlar. Elektrik düğmesinin çalışmasıyla gönderilen elektrik sinyalleri tezgahın kontrolünü – hızın kontrolü veya istenen boyuta ulaşıldığında taşın geri çekilmesi gibi – sağlarlar. (Wick, C., Drozda, T. J., Tool and Manufacturing Engineers Handbook, s. 9-12)

Taş seçimi, soğutucu sıvı kullanımı, tezgahın temizliği, taşın düzeltilmesi ve giydirilmesi yüzey kalitesini etkileyen tezgahla ilgili önemli faktörlerdendir. Çok yumuşak bir taş kullanılması durumunda taştan parçalar kolayca koparak parçayla taş arasında birikir ve parçanın üzerinde derin çiziklerin oluşmasına neden olur. Düzeltilmemiş ve giydirilmemiş taşlar da parça yüzeyinde çizik oluşturabilir. Ayrıca taşlama sıvısının kirli olması da kir parçacıklarının parça üzerinde birikmesine neden olacağından yüzey kalitesini düşürür. Bu faktörlerin dikkate alınması yüzey kalitesinin artmasına ve oluşabilecek hatalı üretim sayısının oldukça azalmasına neden olur. (Krar,S. F., Check,A. F., Technology of Machine Tools, s.696,701)

İşleme sonrasında kalite kontrol:

İşleme sonrasında kalite kontrol kalite kontrol departmanlarında yapılır. Yüzey taşlamadan çıkan parçaların boyut ve doğrusallık kalite kontrolü kumpas, mikrometre, komperatör, mihengir, projeksiyon veya DEA ile yapılabilir. Mihengir parça boyutlarının dijital olarak ölçülmesini sağlayan bir alettir. Ucun önce parçaya sonra zemine değdirilmesiyle ölçüm yapılır. Mihengirle ayrıca taşlanan parçaların çok önemli özellikleri olan doğrusallık ve paralellik de test edilebilir. Paralellik ve doğrusallık ucun parça üzerinde farklı noktalara değdirilmesiyle birçok ölçüm yapılması ve bu ölçümlerin kıyaslanması suretiyle kontrol edilir.

Kalite kontrolde kullanılan diğer bir makine optik projektördür. Parçanın aydınlatılması ve ışığın yansıtılmasıyla parçanın büyültülmüş görünümü projektör ekranında elde edilir. 5, 10, 20, 50 kat büyütme özelliğine sahip projeksiyon aletleri bulunmaktadır. Projektörler çap, uzunluk gibi boyut kontrollerinin yanı sıra yüzey kalitesinin kontrolünde de kullanılırlar. Yüzeyin ekrana büyütülerek yansıtılmasıyla çizik ve leke gibi birçok yüzey durumu gözlenebilir ve yüzey kalitesi kontrolü yapılabilir. Ayrıca, autocollimator denilen bir aletin yardımıyla optik projektör yüzey paralelliğinin kontrolünü de sağlar. (Wick,C., Drozda,T. J., Tool and Manufacturing Engineers Handbook, s.32-58,32-59)

Profilometre ve Brush surface analyzer yüzey kalitesi ölçümünde kullanılan iki alettir. Ölçüm, aletlerin elmas ucunun pürüzlülüğü ölçülen yüzeye paralel değdirilmesi ve yüzey üzerinde aşağı-yukarı hareket ettirilmesiyle yapılır. Elmasın hareketi alet içinde bulunan bobinin magnetik bir alan içinde hareketine neden olur ve bu da değişken bir voltaj meydana getirir. Bu voltaj amplifike edilerek pürüzlülüğün belirlenmesinde ve kaydedilmesinde kullanılır. (Kent, W., Kent’s Mechanical Engineers’ Handbook, s.24-30,24-31) Mikroinç veya mikrometre cinsinden ölçüm yapmak mümkündür. Bu aletler ile Ra (ortalama pürüzlülük), Rq (kareler ortalaması ve karekök sapması), Rz (ortalama pürüzlülük derinliği), Ry (düzleme derinliği) ve Sm gibi pürüzlülük parametreleri ölçülebilir.

Traktör üretimi yapan Uzel’ de yüzey taşlama işleminden çıkan parçaların kalite kontrolünde yukarıda belirtilen yöntemlerin ve aletlerin birçoğu kullanılmaktadır. İşleme sırasında tezgah başında, parçaların boyut kontrolleri operatörler tarafından tezgahı durdurarak sürgülü kumpas, mikrometre, hassas mikrometre ve mastar gibi aletler yardımıyla yapılmaktadır.(Bkz. Resim-1) Operatörler ölçüm sonucu buldukları değerlerle resim değerlerini kıyaslamakta ve bulunan değerlerin tolerans sınırları dışında olması durumunda gerekli önlemleri almaktadırlar.

Kalite kontrol departmanlarında ise kumpas, mikrometre ve mastar gibi manuel ölçüm sağlayan aletlerin yanında otomatik cihazların kullanılmasıyla yüzey taşlama işleminden geçen parçaların daha hassas boyut ölçümleri, paralellik ve doğrusallık testleri ve pürüzlülük kontrolleri yapılmaktadır. Optik projektörler parçanın büyültülmüş görüntüsünü projektör ekranına yansıtarak boyut, paralellik ve yüzey kontrolünde kullanılmaktadır. (Bkz. Resim-2) Doğusallık ve boyut ölçümlerinin yapımında mihengirler de kullanılmaktadır. (Bkz. Resim-3) Ayrıca,boyut kontrolünde kullanılan DEA adlı bilgisayar destekli bir cihaz da bulunmaktadır. ( Bkz. Resim-4) Pürüzlülük ölçümleri ise Taylor-Hobson pürüzlülük cihazıyla yapılmaktadır. (Bkz. Resim-5) Bu cihaz Ra, Rq, Rz, Ry ve Sm gibi birçok yüzey yapı parametresini ölçebilmekle birlikte genel olarak Ra-ortalama pürüzlülük-cinsinden kullanılmaktadır. Cihaz mikrometre veya mikroinç cinsinden ölçüm yapabilmektedir. Yapılan ölçümlerle elde edilen pürüzlülük değerleri resim değerleri üzerinde çıkarsa parça onaylanmamaktadır.

Kaynaklar

Wick, C., Drozda, T. J.(1984). Tool and manufacturing engineers handbook 4th ed.). McGrawHill Book Company

Kent, W. (1950). Kent’s mechanical engineers’ handbook. John Wiley &Sons

Akün, F.(1970). Takım tezgahları.

(1959).Tool engineers’ handbook .New York: McGraw Hill

Krar,S. F., Check,A. F.(1997). Technology of machine tools (5th ed.). Glencoe McGrawHill

AVRUPA SİYASİ TARİHİ

İnsanoğlu’nun yeryüzündeki yaşamını bütün yönleriyle değiştiren ve temelden etkileyen en önemli iki olay tarım ve sanayie dayalı üretim yollarının bulunmasıdır. İnsanoğlu tarıma veya sanayie dayalı uygarlıklar meydana getirmişlerdir. Tarım insan yaşamının başat geçim kaynağı olduğu sürece, uygarlıklar arasındaki etkileşim çok güçlü olamamış ve bu uygarlıklar belirli coğrafyalarla sınırlı veya yerel düzeyde kalmışlardır. Uygarlık, sanayi faaliyetlerinin başlamasıyla birlikte genişlemiş, modern teknolojik icatların ekonomik, politik ve sosyal yaşamda daha çok yer almasıyla birlikte evrensel veya global bir düzeye ulaşmıştır. Bu süreç dahilinde, uygarlık belirli ve sınırlı merkezlerden çevreye doğru yayılmıştır. Böylece, birbirleriyle etkileşimli ve geçici nitelikte olan bağımsız ekonomik ve politik birimler sistemi merkeziyetçiliğe doğru genişlemiştir. Yani, tarihsel süreç dahilinde küçük şehir-devletlerinden merkezileşmiş imparatorlukların veya güçlü merkezi devletlerin olduğu bir sisteme doğru genişleme söz konusudur. Bu düşünce dahilinde, tarihi süreç üç ana döneme ayrılabilir.

1. Ortadoğu Bölgesi’nin Üstünlüğü ve Tarıma Dayalı Uygarlıklar Dönemi (MÖ 5000-MÖ500)

A. Mezopotamya: Sümer, Akad, Babil, Asur, Elam Uygarlıkları

B. Anadolu: Hitit, Lidya, Frigya, Urartu Uygarlıkları

C. Mısır Uygarlığı

2. Uygarlığın Globalleşmeye Başlaması ve İmparatorluklar Dönemi (MÖ500-MS1500)

A. Girit, Miken, Yunan Uygarlıkları

B. Doğu Akdeniz Uygarlıkları: Fenikeliler ve İbraniler

C. Büyük İskender ve Hellenizm

D. Roma Uygarlığı

E. İslamiyet’in Doğuşu ve Yükselişi: Asrı Saadet Devri, Emeviler, Abbasiler.

F. Moğol ve Türk Milletlerinin Egemenliği: Cengizhan, Selçuklular, Osmanlılar

3. Batı Dünyasının Üstünlüğü Ele Geçirmesi (MS 1500)

Hıristiyanlık dininin MS 381 yılında Roma İmparatorluğu tarafından resmi din olarak kabul edilmiş ve Havari Sen Piyer’in Roma şehrindeki temsilcisine Papa adı verilmiştir. Böylece, Hıristiyanlık Avrupa kıtasında ekonomik, politik ve sosyal bir güç merkezi olarak ortaya çıkmıştır. Aforoz etme, Enterdi ilan ederek bütün dinsel faaliyetleri durdurma gibi yetkileri elinde bulunduran Papalık krallar, prensler ve soylular üzerinde etkinlik kazanmışlardır. Bununla birlikte, elde ettikleri toprak ve para bağışlarıyla Papalık ekonomik bakımdan da güçlenmiştir. Bu ayrıcalıkları kaybetmek istemeyen din adamları skolastik düşünce sistemini geliştirmişlerdir. Kilisenin koyduğu esasların tartışmaya kapalı ve değişmez olarak görüldüğü bu mutlak değerler sistemine dogmatizm denilmiştir.

Roma imparatorluğu ikiye bölünüp, Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla, barbar kavimler Avrupa’nın değişik bölgelerinde devletler kurmuşlardır. Bu devletlerin başında bulunan krallar kendi geleneklerini Roma kanunlarıyla birleştirerek yeni düzenlemeler yapmışlar ve topraklarını kontluklara onları da daha küçük birimlere ayırarak başlarına barbar şeflerini getirmişlerdir. Kavimler Göçü ile başlayan karışıklıkların etkisiyle büyük toprak sahipleri ve köylüler hayatlarını devam ettirebilmek için güçlü şahısların koruması altına girmişlerdir. Halkın himayesi altına girdikleri şahıslara süzeren himaye edilen halka da vassal denilmiştir. Soylular bağlılıkları karşılığında maiyetlerinde bulunan toprakların işletme hakkını köylülere vermişlerdir. Feodalite adı verilen ve Ortaçağ boyunca Avrupa’nın ekonomik, politik ve sosyal görüntüsünü belirleyen bu sistemde halk dört değişik sosyal sınıfa ayrılmıştır:

1. Soylular: Krallar, Dükler, Kontlar, Baronlar, Vikontlar, Şövalyeler

2. Din Adamları ve Papalık

3. Ticaret ve Sanayi ile uğraşan şehirli Burjuvalar

4. Köylüler: Hiçbir hakkı olmayan Serfler, Kısmi haklara sahip olan Serbest Köylüler

Haçlı Seferleri (1096-1270): Bu seferlerin neticesinde Avrupa kıtasında ekonomik, politik ve sosyal hayat değişmeye ve gelişmeye başlamıştır. Öte yandan, Doğu büyük zararlar görmüştür. Haçlı Seferleri sırasında binlerce soylunun hayatını kaybetmesi feodal beyliklerin gücünü kaybetmesine ve merkezi krallıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bununla beraber, Roma Kilisesi ve Papaya olan güven sarsılmaya başlamış ve din adamlarının otoritesi ve skolastik düşünce sistemi zayıflamıştır.

Ekonomik bakımdan, Avrupa kıtasının hayat standartları yükselmeye başlamıştır. Ticaret ile uğraşan şehir halkı zenginleşerek Burjuva sınıfını oluşturmuştur. Bunun yanında papaların ve kralların seferlere mali destek sağlamak amacıyla İtalyan bankerlerine başvurmaları bankacılığı geliştirmiştir. Pusula, barut, kağıt ve matbaanın Avrupa kıtasına götürülmesi bilim ve teknik alanındaki gelişmelerin önünü açmıştır.

Yüz Yıl Savaşları (1337-1453): Valoisler Fransa’sının önce Plantagenetler sonra Lancesterler İngiltere’si ile giriştiği savaşlar dizisi önceleri Fransa tahtı için bir veraset savaşı görünümündeydi ve geçen zaman içinde tarafların hedeflerinin değişmesiyle çok değişik boyutlar kazanmıştır. Bu savaşlar süresince hem İngiltere’de hem de Fransa’da feodalite rejimi zayıflamış ve modern milliyet bilinci oluşmaya başlamıştır. Klasik feodal bir savaş gibi başlayan bu savaşlar, millet ile millet arasında olan bir savaş olarak sona ermiştir. Fransa’da mutlak krallık meydana getirilerek siyasi birlik sağlanmıştır. İngiltere’de ise Yüz Yıl savaşlarının sonunda iç savaş çıkmıştır. Çifte Gül denilen ve otuz yıl süren bu iç savaş neticesinde İngiliz feodal rejimi sarsılmıştır.

Onbeşinci yüzyıldan itibaren Avrupa kıtasında yeni politik anlayışlar ve kurumsal yapılanmalar oluşmaya başlamıştır. Mutlak krallıkların güçlenmesiyle feodalite düşüncesi zayıflamaya başlamıştır. Ayrıca, Papalığın eski itibar ve gücünü kaybetmeye başlaması Avrupa’da birleşik Hıristiyan alemi oluşturma düşüncesinin zayıfladığını göstermektedir. Yeniçağ Avrupa’sını şekillendiren faktörler:

1. Barutun ateşli silahlarda kullanılmaya başlanmasıyla krallıkların güçlenmesi

2. Pusulanın Avrupa kıtasına geçmesiyle gemicilik bilgisinin ilerlemesi

3. Ağır sabanın tarımda kullanılmaya başlanmasıyla, tarım alanlarının genişlemesi ve tarım ürünlerinin bollaşması.

4. Kağıt ve Matbaanın kullanılmasıyla birlikte kültürel hayatın canlanması.

Ayrıca, ticaretle uğraşan şehirli burjuva sınıfının gelişmesi feodalite rejiminin zayıflayıp yok olmasında ve merkeziyetçi krallıkların güçlenmesinde önemli bir faktör olmuştur. Burjuva sınıfının ana hedefi iç gümrüklerin kaldırılarak sıkı dış gümrükler yerleştirilmesini sağlamaktı. Bu da küçük feodal devletçiklerin birleştirilerek daha büyük politik otoriteye yani krallıklara dönüştürülmesiyle mümkündü. Merkantalizm denilen bu ekonomik ve ticari anlayış sonraları sömürgeciliğin gelişmesinde de büyük rol oynamıştır. Bu anlayışa göre, ulusal devletin güçlenmesi değerli madenlerin stoklarının artırılması ile sağlanacağından zengin madenleri ele geçirme yönündeki sömürgecilik zorunlu hale gelmiştir.

Milli monarşilerin kurulmaya başlanmasıyla birlikte, modern Avrupa milletlerinin oluşum süreci başlamıştır. Bunun yanında, bireyin bütün özellikleriyle ön plana çıkmasını sağlayan Hümanizm ve Rönesans hareketleri modern insanı oluşturacak düşünce inkılabını gerçekleştirmiştir. Roma ve Yunan medeniyetlerinin yeniden canlanmasını sağlayan bu sürecin esas yürütücüsü ticaret ile uğraşan şehirli burjuva sınıfı olmuştur. Bunlar elde ettikleri mali zenginliklerini sanat ve sanayi alanlarındaki yeniliklere yatırmışlardır. Rönesans şu temel anlayışlarıyla skolastik düşünce sistemini sarsmaya başlamıştır.

1. Yeryüzü ilgi çekici ve araştırmaya değer bir yerdir.

2. İnsan güçlüdür ve bu gücüyle büyük başarılar elde edebilir.

3. İnsanın faaliyet göstermesi şerefli bir olaydır.

4. Gerçek olan güzeldir ve insan gerçeği araştırmalıdır.

Reform Hareketleri: Krallar ve zengin burjuvalar, kilisenin manevi sınırlandırmalarına ve genel hükümranlığına ve koyduğu vergilere karşı çıkmaya başlamış ve bunun sonucu olarak, krallar dinin lideri olarak Papanın yerini alma eğilimine girmişlerdir. Bunun sonucunda, Bohemya, Kuzey Almanya, İngiltere, İskoçya, Danimarka, Norveç ve İsveç kralları Roma kilisesinden ayrılıp kendilerine ait milli kiliselerini kurmuşlardır. Buna paralel olarak, kilisenin etkisi sade vatandaş üzerinde dahi azalmaya başlamıştır. Kilisenin otoritesine karşı kendi İncillerine sahip çıkmak isteyen halk kendi kiliselerini buna uygun olarak yönetmek eğilimindeydi. Bunun en tipik örneği Almanya’da Martin Luther’in başlatmış olduğu Protestanlık hareketidir.

Roma kilisesinin bünyesinde misyonerlerin ve azizlerin önayak olduğu karşı reform hareketinin amacı Kiliseyi doğru yola çekerek onun gücünü arttırmaktı. Bu hareketin en önemli temsilcilerinden olan İspanyol Loyolalı Aziz İngatius 1538 yılında “İsa’nın Toplumu” denilen ve halk arasında Cizvitler olarak anılan bir tarikat kurdu. Bu harekete mensup din adamları daha çok eğitim kurumları yoluyla misyonerlik faaliyetleriyle uğraşıyorlardı.

Reform hareketlerinin en önemli sonucu skolastik düşünce sisteminin yok olmaya başlaması ve laikliğin kurumsallaşması sürecine girmesi olmuştur. Ayrıca, Reform hareketleri ahilinde, bir grup Protestan şehir-devletleri prensleri bir araya gelerek Katolik Kutsal Roma Germen İmparatoruna karşı 1546 yılında savaş başlatmışlardır. Bu askeri ve politik mücadeleyi sona erdiren 1555 yılında imzalanan Augsburg Barış Antlaşması’na göre:

1. Protestanlık kilisesi ve mezhebi kesin olarak tanınmıştır.

2. Alman prensleri istedikleri mezhebi seçme ve kendi halklarına kabul ettirme konusunda serbest olmuşlardır.

3. Prensler kendi ülkelerinde dinsel işler üzerinde mutlak hakim olarak kabul edilmişlerdir.

4. Prenslerin mezhebini kabul etmeyen Almanların başka yerlere göçüne izin verilmiştir.

5. Katolik olarak kalan memleketlerde yeni mezheplerle mücadele amacıyla Engizisyon mahkemeleri kurulmasına karar verilmiştir.

Coğrafi Keşifler: Önceleri bilimsel ve Hıristiyanlık dinini yaymak gibi dinsel gayelerle başlayan dünyaya yayılma hareketleri onbeşinci yüzyılın ikinci yarısında açık bir şekilde ekonomik amaçlara yönelmiştir. Yeniçağ Avrupa’sında ticaretin gelişmesi ekonomik pazarın esası olan değerli madenlere olan ihtiyacı arttırmıştır. Bu değerli madenlere ulaşabilmek için Avrupalılar Asya ve Afrika kıtalarına seferler düzenlemeye başlamışlardır. İlk keşif seyahatleri Atlantik Okyanusunda ve Afrika sahillerinde onbeşinci yüzyılın başlarında Fransız ve Cenevizli gemiciler tarafından başlatılmıştır. Bu seyahatler sonucunda “Kanarya” ve “Azar” adaları keşfedilmiştir. Portekizli gemici Bartelemeo Diyaz’ın Ümit Burnu’nu keşfetmesinden sonra Vasko dö Gama Ümit Burnunu dolaşarak Hint Okyanusuna ve oradan Hindistan topraklarına ulaşmıştır.

Bu keşiflerin sonucunda, ticaretle uğraşan burjuva sınıfı zenginleşmiş ve mallarını pazarlamak için yeni memleketler bulmuşlardır. Böylece daha sonraki yıllarda gerçekleşecek olan Sanayi İnkılabı için zemin oluşmaya başlamıştır. Coğrafi Keşifler Akdeniz kıyılarındaki limanların önemini 1869 yılında Süveyş Kanalının Fransızlar tarafından açılmasına kadar olan dönemde önemini kaybetmesine neden olmuştur. Böylece, kervan yolları ve limanlar boyunca faaliyet gösteren zanaatkar ve halk ekonomik bakımdan durumları kötüleşmeye ve Osmanlı Devletinin gerilemesine ve dolayısıyla Celali İsyanlarına zemin hazırlamıştır. Osmanlılar Hint ticaret yolunun hakimiyeti için Portekizlilerle, Akdeniz Bölgesinin hakimiyeti için mücadele etmişlerdir. Endonezya’da savunma ve koruma savaşları yapan Osmanlılar Hıristiyan Avrupa karşısında Doğu Kalkanı haline gelmişlerdir.

Otuz Yıl Savaşları: Augsburg Antlaşmasının uygulamada yürümediğini gören Protestanlar haklarını savunmak için aralarında birlik kurup 1618 yılında Bohemya’da ayaklandılar. Katolik Alman devletleri Kutsal Roma-Germen imparatoru II. Ferdinand’ın liderliğinde birleştiler. Protestanlar ise dışardan destek sağlayabilmek amacıyla İngiltere, Hollanda, Fransa nezdinde girişimlerde bulundular. Öte yandan, Katolik Almanlar İspanyanın desteğine güveniyorlardı. Fransa Katolik olmasına karşın Habsburg hanedanıyla mücadele içinde olduğundan dolayı İsveç, Alman ve Hollanda Protestanlarıyla anlaşarak Kutsal Roma-Germen imparatoruna karşı savaş açtılar. Bunun ana nedeni, Fransız Kralı XIV. Louis’in amacının İspanya topraklarına veraset yoluyla sahip olarak Kutsal Roma-Germen topraklarında ilerlemeye devam etmek istemesiydi. Böylece, Fransa Avrupa kıtasına hakim olacak ve Amerika kıtasındaki sömürgelerin yeni efendisi bir deniz gücü olacaktı. Bunun içinde doğal olarak ilk önce Fransa’yı çevrelemiş olan Katolik İspanya ve Kutsal Roma-Germen İmparatorluklarıyla mücadele etmek zorunda olacaktı. Protestanların Katolikleri mağlup etmesiyle birlikte 1648 yılında Westphalia Barış Antlaşması imzalanarak Otuz Yıl Savaşları son bulmuştur. Buna göre:

1. Kutsal Roma-Germen İmparatoru Almanprenslerin dinsel-politik serbestliklerini tanıyacaktı

2. Almanya’da Katolikliğin yanında Protestanlık ve Kalvinizm geçerli mezhepler olacaktı.

3. Flemenk Cumhuriyeti bağımsız hale gelecekti.

Böylece, Uluslararası hukuk bakımından Kutsal Roma Germen imparatorluğunun parçalanmış ve Alman prenslerinin bağımsız hale gelmişlerdir. Böylece Avrupa kıtasında güç dengesi tamamen değişmiş oldu. İspanya Avrupa’daki üstünlüğünü kaybederken, Fransa en güçlü devlet haline gelmiş ve İsveç Baltık Denizi Bölgesinde hakimiyetini kurmuştur. Bununla beraber, daha önceki uluslararası toplantılar dinsel nitelikteyken, Westphalia devlet, savaş ve iktidar sorunlarının tartışıldığı laik bir konferans olmuş ve toplantılar sırasında Papalık temsilcisi dinlenilmediği gibi antlaşma metni Papaya imzalattırılmamıştır. Dolayısıyla, kilisenin politik gücü iyice sınırlandırılmış ve Avrupa kıtasında kendi kanunlarına göre davranan, kendi milli politik ve ekonomik menfaatlerini gözeten, ittifaklar kuran ve bozan modern bağımsız devletler oluşmuştur. Bugünkü anlamda devletlerin oluşturduğu uluslar arası sistem Wstphalia Antlaşmasının sonucudur.

İspanya Vesayet Savaşları: Büyük miras bırakacak olan İspanya Kralı II. Charles vasiyetinde İspanya topraklarının bütün olarak Fransa Kralı XIV. Louis’in torununa kalacağı ama iki tahtın hiçbir zaman birleştirilemeyeceği ve Louis’in kabul etmemesi durumunda aynı koşullar altında Avusturya Habsburg Kralının oğluna sunulacağı belirtilmişti. II. Charles 1700 yılında ölünce, Fransa’nın etkisinin genişleyebileceğini düşünen XIV. Louis bu mirası kabul etti. Fakat, Kutsal Roma-Germen İmparatorluk İngiltere, Hollanda, Portekiz, Savua ve Brandenburg dükalıkları buna itiraz ederek Fransa’ya karşı bir ittifak meydana getirmişlerdir. Bu ittifakla Fransa arasındaki savaşlar Fransa’nın yenilgisiyle son buldu ve 1713 yılında Utrecht Barış Antlaşmasıyla Avrupa kıtasındaki yeni güç dengesi oluşturuldu. Buna göre, Cebelitarık ve Minorka adasını, Amerika kıtasındaki Newfondland ve Nova Scotia kolonilerini alan İngiltere Akdeniz ve Atlantik Okyanusunda bir deniz gücü haline gelmiş, İskoçya ile politik birliğini sağlamlaştırmış ve gelecekte ekonomik zenginliğinin temel kaynaklarından birisini meydana getirecek olan İspanya Amerika’sına köle taşıma ayrıcalığını elde etmiştir. Milano, Napoli, Sicilya ve Belçika Avusturya Habsburglarına bırakılmıştır.

Savua ve Brandenburg yöneticileri galip olan tarafa katıldıkları için kral olarak kabul edilmişler ve Avrupa kıtasının politik ufkunda yükselmeye başlamışlardır. Bu antlaşmadan sonra Savua dükalığı Sardunya (Piyemento) adıyla, Brandenburg ise Prusya adıyla anılmaya başlanmıştır. Bu anlaşmanın sonucunda, üçyüze yakın otonom prensliklerden oluşmaya devam eden Almanya hala bir karmaşa içinde, İtalya parçalanmış vaziyette ve İspanya Fransa’nın etkisi altında kalmışlardır. Bu antlaşmanın konusunun İspanya dünyasının paylaşımı olduğu için politik ve ekonomik nedenlere bağlı olan, dinsel niteliği olmayan bir savaşa son vermiş ilk antlaşma olma özelliğini taşımaktadır.

Yedi Yıl Savaşları: (1756-1763) İngiltere ve Fransa arasında sömürgecilik ve deniz üstünlüğü için çıkmış olan politik mücadeleler sonucunda Avrupa kıtasında yeni saflaşmalar meydana çıkmıştır. 1756 yılında İngiltere ve Prusya arasında ittifak kurulmasına karşı Fransa ve Avusturya-Habsburglar arasında evlilik yoluyla hanedan bağları kurulmuştur. Böylece Almanya toprakları üzerinde Avusturya ve Prusya arasındaki rekabet belirginleşmeye başlamıştır. Bu savaş sonunda imzalanan Paris Barış Antlaşmasıyla, Fransa, Afrika ve Amerika kıtasında ve Hindistan’da bulunan denizaşırı sömürgelerinin hepsini İngiltere’ye bırakmıştır. Böylece hem ekonomik bakımdan hem de politik bakımdan Fransa güç kaybederken, İngiltere denizlerdeki ve sömürgecilik yarışındaki üstünlüğünü sağlamlaştırılmıştır. Öte yandan, Prusya Avusturya karşısına daha etkin bir biçimde Almanya toprakları üzerinde politik bir güç olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır.

İngiltere’de Demokrasi Hareketleri:Avrupa’da mutlakıyetçi kraliyet rejiminden parlementerizme geçiş, İngiltere’de başlamıştır. Kıran kırana geçen siyasi mücadelenin sonucunda İngiliz soylular, Kral Yurtsuz John’a 1215 yılında Magna Charta adı verilen bir fermanı kabul ettirerek, parlemento yönetimini kurdular. Buna göre:

1. Kral halkın onayını almadan vergi toplayamayacaktı.

2. Kanuni dayanağı olmadan kimse tutuklanamayacak, hapis ve sürgün edilemeyecekti.

3. Ülkeye giriş ve çıkış serbest olacak, tam ticaret serbestisi tanınacaktı.

Parlementer sistem bazen işletilerek bazen askıya alınarak, on yedinci yüzyıla gelinmiş olundu. Bu yüzyıl mutlakiyetçilerle özgürlükçü hareketlerin mücadelesine sahne olmuştur.

Kral I. Charles’ın parlementoya danışmadan İspanya ve Fransa’ya savaş ilan etmesi ve bu savaşların maliyetini karşılayabilmek için vergileri arttırması üzerine, İngiliz Parlementosu 1628 yılında Haklar Bildirisi (Petition of Rights) adı verilen belgeyi yayınladı. Bu bildiride, kralın yetkileri sınırlanarak hukuksal süreçten geçmeden kralın kimseyi suçlayamayacağı, cezalandıramayacağı ve orduyu halka karşı kullanamayacağı belirtiliyordu. Kral buna tepki göstererek parlementoyu dağıttı. Ancak, vergi izni alabilmek için 1640 yılında parlementoyu tekrar toplanmaya çağırmak zorunda kaldı.

Aradan geçen kırk yıllık süreç sonunda, 1689 yılında İngiliz Parlementosu’nun Haklar Kanunu (Bill of Rights) yayınlamasıyla, egemenlik parlementonun denetimine geçmiştir. Bu bildiriye göre;

1. Parlemento seçimleri serbestçe yapılabilecektir.

2. Parlemento üyeleri tam bir ifade özgürlüğüne sahip olacaktır.

3. Parlementonun kabul ettiği kanunlar kral dahil herkesi bağlayacaktır.

4. Parlementonun izni alınmadan asker ve vergi toplanamayacaktır.

Bu kanun ile parlementer demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi ilkeler Avrupa’da ve tüm dünyada ilk önce İngiltere’de uygulanmıştır.

ABD (Amerika Birleşik Devletleri’nin) Kurulması: İngiltere Amerika kıtasındaki topraklarını genişlettikten sonra başta kendi ülkesinden olmak üzere çeşitli ülkelerden göçmenler getirerek koloniler kurdu. Onsekizinci yüzyılın ortalarında sayıları onüçe ulaşan bu kolonilerin başında İngiliz Kralının tayin ettiği bir vali bulunuyordu. 1756 – 1763 yılları arasında İngiltere’nin Fransa-Avusturya-Rusya ittifakına karşı sömürgeler ve dünya egemenliği için savaşmıştı. Tarihe Yedi Yıl Savaşları olarak geçen bu savaşlar sonunda, imzalanan Paris Barış Antlaşması ile İngiltere uluslararası arenada egemen güç haline gelmiştir. Fakat aynı zamanda İngiliz devlet maliyesi bozulmuştur. Bu durumu düzeltmek için İngiltere’nin yeni vergiler koyması Amerika kıtasındaki kolonilerinin tepkisiyle karşılaştı.

1774 yılında toplanan I. Philedelphia Kongresi’nde koloni halkları İngiltere’ye karşı savaş ilan etmişlerdir. Yedi Yıl Savaşlarından yenik çıkan Fransa’nın cömertçe mali ve askeri yardımlarıyla da, bağımsızlık mücadelesi başlamıştır. Daha sonra 1776 yılında II. Phidelphia Kongresi’nde bu koloniler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bu kongre sırasında Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan Amerikan Bağımsızlık Bildirisi ve İnsanlar Hakları Bildirisi kabul edilerek onaylanmıştır. Birinci bildiride İngiltere’nin Kuzey Amerika’da uyguladığı sömürge politikası kınanmış ve Amerikalıların bağımsız bir devlet kurma hakları savunulmuştur.

George Washington komutasındaki koloni güçleri tarafından yenilgiye uğratılan İngiltere geri çekilmiş ve 1783 yılında imzalanan Versailles Barış Antlaşmasıyla onüç koloninin bağımsızlığını kabul etmiştir. Bağımsızlıklarını ilan eden koloniler dahili işlerinde serbest olmak şartıyla 1787 yılında ABD’yi (Amerika Birleşik Devletleri) kurmuşlardır.

Osman Bey, Osmanlı Devleti’ni ve Osmanoğullarını kuran ve adını devletine ve soyuna vermiş bulunan ilk Osmanlı Sultânıdır. Kendisine Kara Osman, Fahruddin ve Mu’înüddin de denmiştir. Osman Gâzî, hayatının sonuna kadar emîr yani bey olarak anılmıştır; vefâtından sonra Hân ve Sultân denmiştir. Çünkü hayatının sonlarına doğru uc beyi olmuştur.
Osman Bey, 1258 tarihinde Söğüd’de veya Osmancık’da dünyaya geldi. Babası Ertuğrul Gâzî ve annesi Halîme Hâtun’dur. 24 yaşındayken babasının yerine geçti. Osman Gâzî, önce Kastamonu’daki Çobanoğullarına, sonra da Kütahya’daki Germiyanoğullarına bağlı idi. Onlar da Selçuklu Sultânına bağlıydılar. İlk evliliği, 1280 civarında, Sultân Orhan’ın annesi ve Selçuklu vezirlerinden Ömer Abdülaziz Beyin kızı olan Mâl Hâtun iledir. 1289 yılına doğru Şeyh Edebali’nin kızı Rabî’a Bâlâ Hâtun ile evlenince, nüfuzu ve kudreti arttı. Bu hanımından da Şehzâde Alâ’addin dünyaya geldi.
1281 yılında babasının yerine aşiret beyi olan Osman Bey, bir görüşe göre, Selçuklu Sultânı II. Gıyâseddin Mes’ûd’un 1284’de Söğüd ve çevresinin kendisine tahsis edildiğine dair olan fermanı ve yanında hediye ettiği ak sancak, tuğ ve mehterhâne ile uc beyi olmuştur. 1288 veya 1291 tarihinde Karacahisâr’ı fethetmesi ve Dursun Fakih’e kendi adına hutbe okutması, Osman Bey’in yarı istiklâlini kazanması demektir.
Osman Gâzi’nin Bizans sınır şehirlerini birer birer fethetmesi üzerine telâşa düşen Bizanslılar onu ortadan kaldırmak için bir düğün vesilesiyle bir baskın hazırlarlar. Baskına baskınla cevap veren Osman Bey, 1299 yılında Yarhisâr ve Bilecik’i fethetti ve beylik merkezini Bilecik’e nakletti ve fitneye sebep olan Yarhisâr Tekfurunun kızı Nilüfer’i (Holofura’yı) oğlu Orhan ile evlendirdi. Bu tarih, daha önce açıklanan sebeplerle Osmanlı Devleti’nin kuruluş yılı kabul edildi. 27 Ocak 1300’de Selçuklu Sultânı III. Alâ’addin Keykubad’ın saltanat alâmeti olan tabl, alem ve tuğu Osman Beye bir ferman ile göndermesi ile artık Osman Bey müstakil bir uc beyi olmuştu. 1301 yılında Bursa’ya yakın bir yerde Yenişehir’i kurdu ve saltanat merkezini buraya nakletti. Bu arada bütün bu fetihlerde kendisine yardım edenleri de unutmadı ve kardeşi Gündüz Bey’e Eskişehir’i; oğlu Orhan Bey’e Sultânönü’nü; Hasan Alp’a Yarhisâr’ı; Şeyh Edebalı’ya Bilecik’i ve Turgut Alp’e İnegöl’ü verdi ve Edebalı’nın torunu Alâ’addin’i yanında götürdü. 1308 yılında İlhanlı Hükümdarı Ahmed Gazan tarafından Selçuklu Devletine son verilince Osmanlı Devleti tamamen müstakil hale geldi. 1313’de Harmankaya Hâkimi Köse Mihal Bey’in Müslüman olmasıyla Mekece, Akhisâr ve Gölpazarı Osmanlının eline geçti. 1320 yılından itibaren çevrede fazla görünmeyen Osman Bey, 1324 yılında beyliği oğlu Orhan Bey’e devretti. 1324 yılı Şubat ayında Bursa’nın fethini görmeden 67 yaşında vefat eden Osman Bey, vasiyeti üzerine, geçici olarak gömülü bulunduğu Söğüd’den alınarak 2.5 yıl sonra 1326 yılında Bursa’daki Gümüş Künbed’e defn olunmuştur.
Babasından 4800 km2 olarak aldığı toprakları 16.000 km2’ye çıkaran Osman Bey’in Orhan ve Alâ’addin dışındaki çocukları şunlardır: Fatma Hâtun, Savcı Bey, Melik Bey, Hamîd Bey, Pazarlı Bey ve Çoban Bey. Bugünkü mülkî taksimata göre, Osman Bey zamanında Osmanoğullarının ülkesi, Bilecik, Eskişehir merkez, Sakarya’ya bağlı Geyve, Akyazı ve Hendek, Kütahya-Domaniç ve Bursa ilinin Mudanya, Yenişehir ve İnegöl ilçelerini kapsıyordu.
Osman Bey zamanındaki büyük âlimler ve şeyhlerden bazılarını da hatırlatmakta yarar vardır: Âlimlerden en önemlileri Mevlânâ Şeyh Edebalı, Dursun Fakîh ve Hattâb bin Ebî Kâsım Karahisârî’dir. Maneviyât reislerinden ise, Şeyh Muhlis Baba, Şeyh Âşık Paşa, Şeyh Ulvân Çelebi, Şeyh Hasan Çelebi ve Baba İlyas mutlaka zikredilmelidir. [1]

[1] “İbn-i Kemal” , Tevârih-i Âl-i Osman, I. Defter, sh. 70 vd.; 196-201;  “Lütfi Paşa” , Tevârîh-i Âl-i Osman, sh. 17 vd.; Âlî, Künhü’l-Ahbâr, Ahmed Uğur neşri, sh. 41-67; Mecdî Mehmed Efendi, Hadâik’uş-Şakâık, İstanbul XE “İstanbul”  1989, sh. 20-24; Mehmed Zeki,  “Köse Mihal”  ve Mihal Gâzî aynı adam mıdır”, TTEM, nr. 11(88), sh. 327-335;  “Uzunçarşılı” , Osmanlı Tarihi, c. 1, sh. 102-116; Öztuna, Devletler ve Hânedânlar I-V,  “Ankara”  1996, c. II, 101-102; Gökbilgin, M. Tayyib, “Osman I”, İA; Elizabeth A. Zachariadou, Osmanlı Beyliği, 1300-1389, İstanbul 1997.

YIKAMAYA KARŞI RENK HASLIĞININ TAYİNİ

Yıkamaya karşı renk haslığının tayini, TS EN 2015-CO1, CO2, CO3, CO4, CO5 ve TS EN ISO 105-CO6 standartları esas alınarak 6 farklı yıkama testi ile yapılabilmektedir. TS EN ISO 105-CO6 yıkama testi diğerlerinden tamamen farklıdır. TS EN 2015-CO1, CO2, CO3, CO4 ve CO5 testlerinde takip edilen test aşamaları ile testte kullanılan alet, araç ve gereçler aynı olup sıcaklık, test süresi gibi test şartları farklıdır.

A) TS EN 2015 CO1, CO2, CO3, CO4 ve CO5 TESTLERİ

1. AMAÇ

Renkli tekstil ürünlerinin orta etkinlik ile sert etkinlik arasındaki yıkama işlemlerine karşı renk haslığı tayininin yapılmasıdır.

2. GENEL BİLGİLER

Yıkamaya karşı renk haslığının tayininde, belirlenen bir veya iki tane refakat bezi ile temas halinde bulunan test numunesi bir sabun çözeltisi içinde belirtilen sıcaklık ve zaman şartlarında laboratuar tipi yıkama ve kuru temizleme makinesinde karıştırılır. Durulanır ve kurutulur. Test numunesindeki renk değişimi ve refakat bezine renk bulaşması yani refakat bezindeki lekelenme A03 gri skalası kullanılarak değerlendirilir. Solma değeri A02 gri skalası kullanılarak değerlendirilir.

3. TESTTE KULLANILAN CİHAZ, ALET ve GEREÇLER

– Laboratuar tipi yıkama ve kuru temizleme makinesi (Gyrowash) (Şekil 1)

– Standart sabun

– TS ISO 105-F10 standardına uygun olan çok lifli (multifiber) refakat bezi (Şekil 2)

– A03 lekelenmeyi tespit için kullanılan gri skala (Şekil 3) (Ek 2)

– Saf su

– Standart ışık kabini (Ek 3)

– A02 solmayı tespit için gri skala (Şekil 4) (Ek 1).

4. TESTİN YAPILIŞI
4.1. Teste Tabi Tutulacak Numunenin Hazırlanması

Teste tabi tutulacak numunenin kumaş, iplik veya açık lif olmasına göre numune hazırlama işlemi değişmektedir.

Teste tabi tutulacak numune kumaş ise,

a) 40 mm x 100 mm boyutlarında kesilip yine aynı boyutlardaki çok lifli refakat bezi ile yüz yüze gelecek şekilde kısa kenarların biri boyunca boyalı olmayan beyaz bir iplikle dikilir. Veya,

b) 40 mm x 100 mm boyutlarında kesilip yine aynı boyutlardaki iki adet iki lifli refakat bezi ile yüz yüze gelecek şekilde kısa kenarların biri boyunca boyalı olmayan beyaz bir iplikle dikilir.

Teste tabi tutulacak numune iplik veya açık lif ise refakat bezlerinin kütleleri toplamının yaklaşık yarısına eşit olacak miktarda iplik veya açık lif alınır ve;

a) Numune, boyutları 40 mm x 100 mm olan çok lifli refakat bezi ile boyanmaz bir kumaş parçası arasına yerleştirilip, TS 423-1 EN 2015 A01’e göre dört kenarından boyalı olmayan beyaz bir iplikle dikilir. Veya

b) Numune, boyutları 40 mm x 100 mm olan iki adet tek lifli refakat bezi arasına yerleştirilir ve dört kenarı boyunca boyalı olmayan beyaz bir iplikle dikilir.

4.2. Test Aşaması
4.2.1. CO1 Test Metodu

Standart sabun 1 lt’de 5 g olacak şekilde çözülür. Refakat bezi ile dikilmiş numune hassas terazide tartılır ve ağırlığının 1/50 oranında sabun çözeltisinden alınır. çözelti ve test numunesi, test sıcaklığı olan 40°±2°C’ye kadar ısıtılır. Aynı zamanda cihazda aynı sıcaklığa kadar ısıtılır.

Cihazdaki test kaplarının içine ısıtılmış test numunesi ve çözelti koyulur ve numunenin 40°C±2°C’de 30 dakika cihazda işlem görmesi sağlanır. Test süresi tamamlandığında numune test kabından çıkartılarak önce saf suda, daha sonra da musluk suyunda 10 dakika süre ile durulanıp, sıkılır. Numune ve refakat bezleri birbirlerine değmeyecek şekilde 60°C’yi geçmeyen havada asılarak kurutulur.

C02 test metodu da aynı şekilde fakat test sıcaklığı 50°C±2°C.

4.4.2. C02 Test Metodu

4.2.3. C03 Test Metodu

4.2.4. C04 Test Metodu

4.2.5. C05 Test Metodu

B) C06 TESTİ

1. AMAÇ

Her tür ve yapıdaki tekstil mamullerinin renklerinin, evlerde kullanılan tekstil mamullerine uygulanan, evsel yıkama ve endüstriyel yıkama işlemlerine karşı renk haslığının tayini için verilen metottur.

2. GENEL BİLGİLER

Refakat bezleri ile temas halinde bulunan bir numune uygun sıcaklık, alkalinite, ağartma ve aşındırma şartları altında yıkanır, durulanır ve kurutulur. Aşındırma etkisi, flotte oranının düşük tutulması ve standartta belirtilen sayıda çelik bilyelerin kullanılması ile sağlanır. Numunedeki renk değişimi ve refakat bezlerine renk bulaşması A02 ve A03 gri skalaları ile karşılaştırılarak değerlendirme yapılır.

3. TESTDE KULLANILAN CİHAZ, ALET ve GEREÇLER

– Laboratuar tipi yıkama ve kuru temizleme makinesı (Şekil 1)

– Paslanmaz çelik bilyeler

– TS ISO 105-F10 standardına uygun olan çok lifli refakat bezi (multifiber) (Şekil 2)

– ISO 105-A02’ye (Ek 1) göre renkteki değişmeyi değerlendirmek için ve ISO 105-A03’e göre lekelenmeyi değerlendirmek için gri skalalar (Şekil 3 ve 4)

– Saf su

– Optik parlatıcı içermeyen ECE referans deterjan

– Sodyum karbonat (Na2CO3), gerekiyorsa

– Sodyum hipoklorit

– Sodyum perborat tetrahidrat (NaBO34H2O)

– Asetik asit çözeltisi, asit ile muamele gerekiyorsa.

– Standart ışık kabini (Ek 3)

C06 Testi de C01, C02, C03, C04 ve C05 ile numune hazırlanması aynıdır.

4. TEST AŞAMASI

1 lt suda 4 gr deterjan çözülerek yıkama banyosu hazırlanır. Tablo 1’de belirtilen C, D ve E testleri, çözeltinin her bir litresi için yaklaşık 1 gr sodyum karbonat eklenerek pH, Tablo 1’de belirtilen değerlere ayarlanır. Fakat pH ölçülmeden önce hazırlanan banyo 20°C’ye soğutulmalıdır. A ve B testleri için pH ayarlaması işlemine gerek yoktur.

perborat kullanılan testlerde, perborat içeren yıkama çözeltisi hazırlanırken, zamanın kullanımında sıvı 30 dakika ve maksimum 60°C’yi geçmeyecek şekilde ısıtılmalıdır.

D3S ve D3M testleri için, yıkama sıvısına yeterli miktarda sodyum hipoklorit çözeltisi eklenerek Tablo 1’de belirtilen klor miktarı konsantrasyonu sağlanır.

EK 1

SOLMANIN (RENK DEĞİŞİMİ) DEĞERLENDİRİLMESİNDE GRİ SKALANIN KULLANIMI

1. AMAÇ

Renk haslığı testlerine tabi tutulan tekstil ürünlerinde meydana gelen solmanın değerlendirilmesi için gri skalanın kullanımın açıklanmasıdır.

2. SOLMANIN DEĞERLENDİRİLMESİNDE KULLANILAN ARAÇLAR

Algılanan renk farklılıklarının değerlendirilmesinde gri skala kullanılmaktadır.

Gri skala yan yana yerleştirilmiş biri beyaz, diğeri parlak olmayan standart gri renkteki plaka (chips) çiftlerinden oluşmaktadır. Gri skala da her çiftin ilk parçası beyaz, çifti tamamlayan ikinci parçaların renkleri ise artan bir şekilde koyulaşmaktadır. Fakat, gri sakalada ilk çifti tamamlayan ikinci parça da beyaz renkte olup 5 haslık derecesi ile değerlendirilir. Gri skalada, algılanan renk farklılığını gösteren 5. 4. 3. 2 ve 1 renk haslığı değerlendirme basamakları ile yarım basamaklı değerlendirmeler için de 4-5, 3-4, 2-3 ve 1-2 haslık basamakları bulunmaktadır. Gri skaladaki 5 haslık derecesi en iyi değer iken 1 haslık derecesi en kötü değerdir. (Şekil 1).

Dikilmiş

2K46 g. = 112,3 ml çözelti

1 lt 59

112,3 x

x=05613 g sabun olması gerekiyor.

Multifiber

Bekleme değeri

Yün

4/5

     

Akrilik

5

     

PES

5

     

Naylon

4/5

     

Pamuk

5

     

Asetat

5

     

– Solma değeri 4/5.

01.Giriş

Bütün oksitlerin ve belki de bütün bileşiklerin en önemlisi sudur. H2O kimyasal formülüne sahip olan su molekülü çizgisel değildir. H-0-H da oksijen bağları arasındaki açı 104,5o dir. Her iki hidrojen tarafı, oksijen tarafına nazaran pozitif olduğundan molekül polar kovalent bağlar ihtiva eder ve dolayısıyla net bir dipol momente sahiptir.

Aşağıda konunun ayrıntılarına girmeden okuyucunun daha fazla yararlanabilmesi için bazı kimyasal terimler ile su analizlerinde kullanılacak bazı konular açıklanacaktır.

Kovalent Bağ: Bağların pek çoğunda elektronların bir atomdan diğerine aktarılması tam olmuş kabul edilmez. Birbirinin aynı olan iki hidrojen atomundan meydana gelen hidrojen molekülünde, hidrojen atomlarından birinin elektron vermesi, diğerinin bunu alması mantığa aykırı düşer. Böyle bir durumda elektronların atomlar arasında ortaklaşa kullanılmasıyla oluşan bağa kovalent bağ denir.

Bağların Polarlığı : Cl-F molekülünde florla klor arasındaki bağı dikkate alalım. Klor da flor gibi p alt tabakasında, (en dış yörüngedeki enerji tabakası) bir elektron daha alabilecek yere sahiptir. Cl ve F atomlarının p orbitalleri arasındaki tesir neticesi bir kovalent bağ meydana gelir. Bu bağın elektron çifti zamanın daha büyük bir kısmını flor etrafında geçirir. Ve bunun neticesi flor ucu, klor ucuna nazaran daha negatif olur. Bu polarlıkta pozitif ve negatif yüklerin merkezlerine (+) ve (-) işaretleri koymak suretiyle veya elektron kaymasını gösteren, kuyruğunda + işareti olan bir okla gösterilir. Molekül elektrikçe nötraldir, ama molekül elektrik yükü dağılımı bakımından asimetriktir. İçindeki pozitif ve negatif yüklerin üst üste gelmediği moleküllere polar moleküller, iki atom arasındaki bağı meydana getiren elektron çiftinin, atomlar arasında eşit olarak paylaşılmamasından meydana gelen bağlara da polar bağlar denir. Aralarında belirli bir uzaklık bulunan negatif ve pozitif yük içeren moleküllere (ör.Cl-F) DİPOL molekül denir. Dipollük özelliği kantitatif olarak, dipol momentiyle verilir. Buda pozitif yükle negatif yük arasındaki uzaklığın yükle çarpımına eşittir. Dipol momenti Debye birimiyle ölçülür.

Bir su molekülünün H atomuyla başka bir su molekülünün O atomu birbirlerini çektiğinden, su hem sıvı nemde katı halinde meydana gelir.

baglarin-polarligi

Burada su molekülleri hidrojen bağlarıyla  bağlanmışlardır. İki atom arasında bulunan H atomu her iki oksijen atomuna da eşit olarak bağlanmış gibi kabul edilebilir.

Hidrojen bağlarının meydana gelişi neticesinde bir oksijen atomu etrafında 4 hidrojen atomu toplanarak dev moleküller meydana gelir. Buna rağmen en basit molekül H2O dur. Çünkü verilen formüldeki dört hidrojenden birinin yarısı bir oksijene aittir. X ışını çalışmaları, buzda her bir oksijenin etrafında dört hidrojen olduğunu göstermektedir. Bu çalışmalar H atomlarını doğrudan doğruya göstermez, ama bir oksijen atomu etrafına simetrik olarak dört oksijen atomunun yerleş­tiğini gösterir. Oksijen atomları birbirlerine H bağlarıyla bağlandığına göre, bir oksijen etrafında dört hidrojen atomunun bulunması gerekir. X ışını çalışmaları, merkezdeki oksijen atomu çevresindeki (komşu su molekülleri) dört O atomunun, muntazam bir tetrahedronun (düz dört yüzlü) köşelerine yerleştiğini gösterir. Buz iki boyutlu değil, tetrahedral yapısı nedeniyle üç boyutludur. Her iki oksijen atomundan birinin etrafında bulunan dördüncü hidrojen atomu, oksijen atomunun altında ve görünmemektedir.

baglarin-polarligi-1 

Bu görünmeyen hidrojen başka bir oksijenle bağ yapar ve bağı üç boyutta devam eder. Çok ilgi çekici bir husus, buz yapısının altıgen boşluklarla, bal peteğine benzemesidir. Buzun yoğunluğunun sudan düşük olmasının nedeni işte bu boşluklardır. Suyun genleşerek buz oluşturma­sı ve buzun yoğunluğunun düşük olması tabiatta sudaki canlıların yaşamını devam ettirmesini sağlar. Eğer bu buz daha hafif olmasaydı göl ve nehirlerin donması dipten yüzeye doğru olur, içindeki canlılar ölürdü. Buz daha hafif olduğundan yüzeyde bir tabaka oluşturur ve böylece alttaki suyun sıcaklığını donma noktasının üstünde bir değerde tutar.

Hidrojen ve oksijen gazları karışımı ışıkta bir reaksiyon vermez; ancak tutuşturulduklarında kuvvetle patlarlar. Bu karışıma patlayıcı gaz denir.

2 H2     +         Oà           2 H2O + 136,6 K Cal

2 mol Gaz        1 mol Gaz               Su, sıvı

44,8 Litre           22,4 Litre           0,036 Litre

Bu reaksiyon sonucu, meydana gelen suyun soğutulduktan sonra sıvı halinde kapladığı hacim ihmal edilecek kadar küçük olduğundan patlama sonucu azalan hacimden reaksiyon denklemine göre 2 / 3 ünün Holduğu anlaşılır.

Susama Nasıl Olur ?

Angiotensine hormonu beyni su ihtiyacı konusunda uyarır. Bu uyarı, tükürük salgılamasının azalarak ağızda kuruluğa yol açmasıyla ortaya çıkar. Böbrekler tarafından üretilen bir diğer hormon ise suyun vücutta kalmasını sağlar. Böylece daha az idrara çıkarız. Alkol bu hormonun etkisini nötralize eder. Bunun sonucunda idrara çok çıkılır ve çok su içilir. Alkoliklerin çok su içme nedeni budur.

02. Suyun Donmasındaki Gizem

Suyun ya da su buharının donmasıyla oluşan katı madde buzdur. Sıcaklık 0 °C nin altına düştüğünde, yeryüzündeki su buharı kırağı biçiminde, bulutlardaki su buharı da kar taneleri biçiminde donar; her kar tanesi tek bir buz kristalinden oluşmuştur. Sıvı haldeki su ise, aynı sıcaklıkta donara, akarsu buzu, deniz buzu, dolu tanesi, ticari yada ev tipi soğutucularında üretilen buz gibi katı taneciklere dönüşür.

Buz, bir kristaller yığınından oluşmuştur; ama suyun donmasıyla oluşan buz kristalleri, buhar buzundaki gibi kristal yüzeyleri olmadığından kolayca görülemez. Suyun donmasıyla ortaya çıkan buz kristallerinin boyutları genellikle 1 – 20 mm arasındadır. Buna karşılık eski bir buzulda, uzun süren yeniden yapılaşmış kristalleşme süreciyle, buz kristallerinin çapı yaklaşık 50 cm yi bulabilir.

Bir gram buzu eritmek için 79,8 kalori ısı enerjisi gereklidir (gizli erime ısısı). Bu değer başka maddelerin gizli ısılarıyla karşılaştırıldığında oldukça yüksektir. Buzun soğutucu yada ısı soğurucu olarak çok kullanılmasının temelinde bu özellik yatar. Erimekte olan buzun sıcaklığı 0 °C de sabit kalır.

Suyun yoğunluğunun 0,9998 gr / cmolmasına karşılık buzun yoğunluğu 0,918 gr / cm3 dür. Bu nedenle, bir buz kütlesi, 0 °C sıcaklıkta ve eşit kütledeki sudan % 9 daha fazla yer kaplar. Donan su borularının patlaması ve buzun (hacminin yaklaşık 1 / 10 u su yüzeyinde kalmak üzere) suda yüzmesinin nedeni budur. Basınç altındaki buzun erime noktası, donma sırasındadaki hacım artışı nedeniyle, atmosfer başına 0,0075 °C kadar düşer. Buz pateninde yada buzlu yolda otomobilin kaymasından da bilindiği gibi buz yüzeyinin kayma sürtünmesi düşüktür. Bunun nedeni kayan cismin uyguladığı basınçla eriyen buzun, yüzeyler arasında sürekli bir bağlayıcı işlevi görmesidir.

BUZUN YAPISI :

Bir buz kristali, bir moleküldeki hidrojen atomları ile başka bir molekülün oksijen atomları arasındaki çekim kuvvetlerinden doğan hidrojen bağlarıyla birbirine bağlanmış su moleküllerinden oluşur. Her molekül, çevresindeki dörtgenin köşelerinden dört komşu moleküle bağlanır. Dörtgenler biçimindeki bu diziliş su moleküllerinin altıgen zincirlerini büzer ve yan yana dizilen altıgen molekül zincirleri, altıgenin eksenine dik olarak uzanan büzülüp kırışmış altıgen katmanlar oluşturur.

Su molekülünün buharda ve buzda ayrı olan eğrilmiş biçimi nedeniyle, her molekülündeki 2 hidrojen atomu, komşu 4 atomdan ikisine doğru yönelerek bunlara bağlanır. Sonuç olarak her su molekülü değişik yönelme durumundan herhangi birine olabilir. Bu durumların gerçekleşme olasılığı, komşu moleküllerin, her bir bağda tek bir hidrojen atomu bulunacak ve böylece hiçbir hidrojen bağı kopmayacak biçimde yönelmesi koşuluyla, istatistiksel olarak eşittir. Böyle bir istatistiksel düzensizlik buzun fiziksel özelliklerini büyük ölçüde etkiler ve buz kristalinin, mutlak sıfır noktasında ( – 273,15 °C ) yok olmayan bir entropi kazanmasına yol açar.

Buzun yapısı bilinen inorganik iyonların ve organik moleküllerin bağlanması için pek elverişli değildir. Bu nedenle, sulu bir çözeltinin dondurulmasıyla elde edilen buz, çözeltiden daha saftır. Deniz suyunun dondurularak tuzdan arıtılması yöntemi de bu temele dayanır.

Su molekülleri sıcaklığın düşmesi sonucu doğal yapıları gereği kristaller halinde dizilmeye başlar. Böylece birbirine yaklaşarak bir çekim gücü yaratılması sonucu hegzagonal (altı yüzlü kristaller) oluşmaya başlar. Bu kristaller zincir, gibi birbirlerine bağlanmışlardır. Bu durumda moleküller altıgen bir prizma görünümündedir ve bir eksen boyunca dizilmişlerdir.(Optik eksen) iki buz kristalinin merkezleri arasındaki uzaklık 3 A°  kadardır. Böylece eksenin l mikronluk uzunluğu üzerinde 3000 molekül bulun maktadır. l mikron küp boyutundaki bu kristalin içindeki molekül sayısı ise 27 milyondur. Suyun kristal oluşumu ile buz haline geçişi sırasında, boyutsal değişimlere de yol açar. Saf su, buza dönüşürken hacminin % 9 u oranında büyür. Gıdaların dondurulması sırasında hacim genişlemesi ise % 6 kadardır. Çünkü gıdalarda büyük oranda suyun yanında hava boşlukları da bulunmaktadır.

Suyun donmaya geçişi sırasında merkezden başlayan kristalleşme başlıca üç ayrı tipte sınıflandırılır.

a. Su molekülleri donma sırasında yeterli zaman bulursa düzgün altıgen kristaller haline dönüşür.

b. Eğer bu durum hızlandırılırsa, kristaller gelişigüzel yapıda ve eksen üzerinde düzgün olmayan bir şekilde olunmaya başlar ve dallanma görülür. Ancak hu dallar 600 lik muntazam açılar meydana getirirler.

c. Çok hızlı soğutma durumunda ise, yine merkezden oluşmaya başlayan ok şeklinde buz kristalleri görülür, dallanma yoktur, küçük ince çubuklar halindeki kristaller saydamdır.  Bu üçüncü özellik gıdaların dondurularak muhafazasında kullanı­lır. Yavaş dondurma sırasında oluşan büyük buz kristalleri hücre  dokularını parçalar. Çözünme sırasında yapısı bozulmuş olan gıda enzim ve organizmaların hücumuna karşı direnç gösteremez.

Buz, eridiği zaman yapısının intizamı çok az bozulur, fakat  tamamen ortadan kalkmaz. Erime noktasının yakınındaki sıcaklıklar da, oksijen  atomlarının  halâ   buzda  olduğu  gibi  dört  hidrojenle tetrahenral   olarak   çevrelendiği   görülmektedir. Yalnız  tetrahedral  yapı   çok  gayri   muntazamdır  ve  devamlı  değişir. Herhangi bir  andaki  yapıda   altıgen  şekildeki   yapıda   bazı  boşluklar  çökmüş  ve  daha   sıkı   bir  yapı   meydana  gelmiştir.

Sıcaklık °C             Fiziksel durumu           yoğunluk (g/ml)

0                               Katı                                 0.917

0                               Sıvı                                 0,9998

3,98                          Sıvı                                 1,0000

10,0                          Sıvı                                 0,9997

25,0                          Sıvı                                 0,9971

100,0                        Sıvı                                 0,9584

Yukarıdaki   tablodan da  anlaşılacağı  gibi   su  buzdan daha  yoğundur . Suyun  en yoğun  olduğu sıcaklığın 3,98 C0  olduğu da görülür. Bu  şöyle  açıklanabilir; Buz  eridiği   zaman  yapısının   bozulmasıyla  yoğunluğu artar. Sıcaklık   yükseldikçe  yapının  bozulması  devam  eder. Ama  belirli bir  sıcaklıktan   sonra   buna  karşı   olan   bir  tesir   belirir. Bu   tesir  sıcaklığın  yükselmesiyle  artan, moleküllerin  kinetik  enerjileridir. Bunun  neticesi, hidrojen  bağları   kopar ve  moleküller  arası   ortalama   uzaklık   büyür. Bu  3,98 C°  nin üstünde  çok  belirgin hale  gelir. 3,96 C°  nin  altında   buz  yapısının  çökmesi   çok  önemlidir.

03. Çözücü   Olarak Su

Su   hem doğada ve hem de  laboratuarda   çok   bilinen   bir  çözücüdür. Buna  rağmen  birçok  maddeleri   hiç   çözemediğinden  üniversal bir  çözücü  olmaktan  çok  uzaktır. Çözünürlüğe   tesir  eden  çeşitli faktörler  vardır. Bundan  dolayı   çözünmeyi   tahmin  etmek  çok  güçtür.  H2O molekülleri   arasında  kuvvetli  assosyasyon  olduğundan tahmini, özelliklede su için  tahmini   çok daha   zordur. Çözelti   teşekkül   edebilmesi   için, su  moleküllerinin  komşularından ayrılıp çözünenin  taneciklerine geometrik  olarak yer ayırması gerekir. Bu  oldukça   güç  ve  enerji   isteyen  bir  olaydır.

Genel olarak su, moleküller  yapıdaki   bileşikler  için  oldukça zayıf   bir  çözücüdür. Gazolin, oksijen, metan gibi   bileşikler  suda pratikçe çözünmezler. Bu gibi hallerde su molekülleriyle, molekül yapısındaki tanecikler arasındaki çekim kuvveti o kadar azdır ki açığa çıkan enerji su yapısını bozmaya yetmez. Yine de amonyak, etil alkol gibi suda bir hayli çözünen molekül yapısındaki maddeler vardır. Bu maddeler su moleküllerini suyun yapısını kıracak kadar kuvvetle çekerler. Amonyakta NH3 ün N atomuyla. H2O nün O atomu arasındaki hidrojen bağları meydana gelir. Bu hidrojen bağları, çözünmüş NH3 ün formülünün bazen NH4OH şeklinde yazılmasıyla doğrulanır. Etil alkolün sulu çözeltisinde etil alkolün oksijeniyle suyun oksijeni arasında hidrojen bağı meydana gelir. Sakarozun (C12H22O11) çözünürlüğü, o da etil alkol gibi OH grupları ihtiva ettiğinden büyük ölçüde hidrojen bağları teşekkülünün bir neticesidir.

Çözücüde iyon halinde bulunan maddeler için en iyi çözücü su olmasına rağmen, pek çok bileşiği (iyon) suda pratik olarak çözünmezler. Genel olarak, iyonlarla polar su molekülleri arasındaki çekim (hidratoasyon enerjisi) kuvveti su yapısını kıracak bü­yüklüktedir. Katı içinde, zıt yüklü iyonlar arasında da kuvvetli çekim kuvvetleri vardır. (örgü enerjisi) Bir çözeltinin meydana gelebilmesi için bu kuvvetlerin yenilmesi gerekir. Çözünürlüğün açıklanmasında, bu çekimlerin her ikisinin de dikkate alınması gerekir. Sodyum klorürde iyon – su çekimleri yeter derecede olduğundan, NaCl suda çok çözülür. Baryum sülfatta, iyon su çekimlerim sodyum klorürdeki iyon – su çekimlerinden daha büyük olmasına rağmen yine de BaSO4’ ı çözmek için yeter büyüklükte olmadığından BaSO4 suda çözünmez.

NaCl ile BaSO4 arasında bir karşılaştırma yaparken, sodyum klorürde iyonların tek yüklü, baryum sülfatta ise çift yüklü olduklarını dikkate almak gerekir. Bu iyonun yükü ne kadar büyükse polar su moleküllerinin bir ucunu o kadar kuvvetle çeker. Fakat katı içindeki yüksek yüklerde birbirlerini o kadar çok çekerler. Buna göre, yüksek yük hem çözünmeyi nemde çözünmemeyi teşvik eder. Problem gerçekten çok karışık olduğundan bu hususta tatmin edici bir teori halen geliştirilememiştir. Şurası da bir gerçektir ki hem anyon ve hem de katyon yükü büyük olan tuzların çözünürlüğü azdır. Örneğin, anyon ve katyonu çift yüklü olan BaSO4 ile anyon ve katyonu üç yüklü AlPO4, anyonu ve katyonu tek yüklü olan NaCl den daha az çözünürler. Öte yandan iyonlardan birinin yükü artırılmakla, çözünürlük fazla değişmez. Örneğin, NaCl, BaCl2 ve A1C13 önemli ölçüde çözünürler. Aynı şekilde NaCl, Na2SO4, Na3PO4 da oldukça çok çözünürler.

Yüke ilave olarak, çözünürlüğe tesir eden diğer faktörler vardır. Bunlardan bir tanesi iyon hacmidir(büyüklüğü). Genellikle bir iyon ne kadar küçükse, diğer iyonları ve su moleküllerini o kadar çok çeker. İhmal edilmeyecek bir başka faktörde, bazen gerek katı ve gerekse çözelti halinde, iyonlar arasında var olan spesifik çekim kuvvetleridir. Örneğin, gümüş klorürde Ag+ ile Cl iyonları arasındaki Van der Waals çekim kuvvetleri sodyum klorürdeki Na+ ve Cl iyonları arasındaki çekim kuvvetinden daha kuvvetli oldukları için AgCl ün çözünürlüğü NaCl ün çözünürlüğünden daha azdır. Baryum sülfürde (BaS) sülfür iyonu suyla reaksiyona girdiğinden baryum sülfürün çözünürlüğü, BaSO4 ın çözünürlüğünden daha büyüktür.

04. Hidratlar

Yapılan analizler birçok katının su molekülleri içerdiğini gösterir. Böyle katılara hidratlar denir. Örneğin nikel sülfat heptahidrat NiSO4.7H2O şeklinde gösterilirler. Bu formül bileşikte yedi molekül su olduğunu gösterir ama bunların kristal içinde nasıl bağlandıklarını göstermez. Örneğin NiSO4.7H20 da yedi molekül su da aynı durumda değildir. Bunlardan altı tanesi Ni +2 ye bağlanmış ve Ni(H20)6+2 yi meydana getirmiştir, yedincisi ise Ni(H20)6 +2 ile SO4 arasında paylaşılmıştır. Madde ise Ni(H2O)6SO4.H2O şeklinde daha iyi temsil edilir. Sodyum karbonat de hidrat (Na2CO3.10 H2O) gibi hidratlarda, su molekülleri direkt olarak iyonlara bağlanmamışlardır. Bu moleküllerin kristaldeki görevleri belki de iyonların istiflenmesini kolaylaştırmaktadır. Hidratasyon suyu ısıtılarak bertaraf edilir ve susuz maddeler elde edilir. Kristal bünyesinden suyun uzaklaştırılması yapısında değişiklikler meydana getirir. Bununla beraber, zeolitler denilen bazı silikat filizleri ve proteinler ısıtıldıklarında su kaybederler ama kristal yapılarında fazla bir değişiklik meydana gelmez. Tekrar suya bırakıldıklarında su alarak sünger gibi şişerler. Bu şekilde alınmış olan su, katı bünyesinde bulunan tünelleri yarı katı gibi doldurur.

Gerçekte , hidratasyon suyu  sadece  laboratuvarda  çok  kullanılan tuzlarda değil, başka  bileşiklerde de bulunur. Örneğin, mavi bakır sülfat, CuSO4. 5H2O  şeklinde veya  daha iyisi Cu(H2O)SO4•H2O  şeklinde  gösterilirler. Asit  ve   bazlar bile  katı hallerinde hidratlar halindedirler. Bunlara   baryum hidroksit  Ba(OH)2.8H2O ve oksalik  asit (H2C2O4.2H2O) örnek verilebilir.

05.Hidroliz

Suya NaCl ilave edildiği zaman  meydana  geleni çözelti nötraldir. Yani   H+  konsantrasyonu OH   konsantrasyonuna eşit olup,  sudaki gibi 1.10 M -7 dir. Eğer NH4Cl   gibi   tuzlar  çözülünürse hafif asitli çözelti meydana getirir. İşte tuzlarla su arasındaki bu karşılıklı etkiler sonucu  sudaki ( H3O+) = (OH) = 1.10-7 M eşitliğinin  bozulması   olayına   hidroliz denir.

06. Kimyasal Denge

Kimyasal  reaksiyonlarda  reaksiyona  giren maddeler  ile ürünlerin dengede olduğu bir sıcaklık ve konsantrasyon  vardır. Bir reaksiyon denge haline ulaşmış ise iki yöne doğru olan reaksiyon hızları birbirine eşit demektir. Örneğin

              k1

A + B   ↔   C  + D

              k2

gibi bir reaksiyon olsa burada ileriye doğru olan reaksiyon hızı

Ri=k1(A)(B) ile ve geriye doğru olan reaksiyon hızı

Rg = k2(C)(D) ile ifade  edilir.

Buradaki k1 ve k2 reaksiyon hız sabitleri adını alır. Köşeli parantezler ile molar konsantrasyonlar ifade edilir. Denge halinde Ri = Rg olduğundan

   k1(A) (B) = k2( C )(D)

        k1      (C)(D)

K = —– = ———-

        k2      (A)(B)

ile reaksiyonun K denge sabiti ifade edilir.

A   +   2B ↔  C  + D     gibi bir reaksiyonda

denge sabiti

          (C) (D)

K = ———–       ile ifade edilir.                             

         (A)(B)2

Genel  olarak  ise

  aA  +bB ↔  cC  + dD

   (c)c( D)d
 K= ------------    yazılmakla  denge sabiti K 
       (A)a(B)b    

ifade  edilmiş   olur. Bu   ifade  şekline Kütlelerin  Etkisi  Kanunu denir.

Kural : Katı   faz,  denge sabiti ifadesinde  yer  almaz.

HC.l   (g)   +  LiH   (k)  ↔  H2(g)   +  LiCl   (k)

         (H2)

K  = ———

        (HCl)

Reaksiyonda   gazlar yer  almıyorsa konsantrasyonlar yerine kısmi   basınçlar yazılır.

         PH2

K = ———

         PHCl

06.01. Denge Sabitinin Sayıca Değeri Nasıl Bir Anlam  Taşır?

Zn(k)   + Cu+2(aq) ↔   Cu(k) +Zn+2(aq)

           (Zn+2

k =  ———- =2 x1037

(Cu+2)

Yukarıdaki reaksiyonda K, birden büyüktür. O halde dengede, ürünlerin konsantrasyonu reaksiyona girenden fazladır. K birden küçük olsaydı tersi söz  konusu olurdu.

BaSO4   (k)   ↔ Ba+2 (aq)   +  SO4-2   (aq)

k  =   (Ba+2.(SO4=)   =   1.10-10

Burada  K  birden   küçüktür . Bu  gibi   hallerde  ya   ürünlerin konsantrasyonları çok  küçük  veya   ürünlerden  birinin  konsantrasyonu   büyük ise öteki  çok küçük olmalıdır.

Kısaca dengeye nelerin etki  ettiğini   şöyle   belirtebiliriz,

    Konsantrasyon değişimi Hacim veya basınç değişimi              Sıcaklık değişimi                                           
07. Çözünürlük Çarpımı ve Çökme

Suda az çözünen tuzlar bir heterojen denge meydana getirirler. Burada denge deyiminden çözünme hızının çökme hızına eşit olduğu anlaşılır. Suda az çözünen bir tuz olarak AgCl ü ele alalım. Bu tuz

AgCl (k) ↔  Ag+ (aq)+ Cl(aq)   reaksiyonu gereğince bir miktar çözünecektir. Bu reaksiyonun denge sabiti

           (Ag)(Cl=-

K’ = —————–     AgCl katı  faz olduğundan

             (AgCl)

(sabit) yeni bir sabit ile

Ksp – K’ (AgCl) = (Ag)(Cl)   yazılır. Ksp ye tuzun çözünürlük çarpımı denir. Saf suya bir miktar AgCl verilecek olursa çözeltideki bütün Ag+ ve Cl iyonları AgCl ün çözünmesinden meydana gelir. Ortama dışarıdan Cl iyonları verilirse sistem Cl iyonlarını harcayacak yönde yani katı AgCl iyonları oluşacak yönde harekete geçer. Ag+ ve Cl çarpımı Ksp  ye eşit oluncaya kadar Cl harcanır. Cl iyonları yerine Ağ+ iyonları ilave edilirse aynı yönde yani sağdan sola reaksiyon olur, ve Ağ+ harcanır.

Ksp nin değeri belli bir sıcaklık için sabittir. Sıcaklık değişirse Ksp de değişir. Çözünürlük çarpımı ifadesinde iyonlardan birinin konsantrasyonu artarsa ötekinin azalması gerekir ki çarpımı sabit olsun. Bu özellikten faydalanarak çöktürme reaksiyonları kantitatif olarak yapılabilir.

AgCl (k) ↔  Ag+(aq) + (Cl)(aq) olayını ele alalım . 1 litre saf suda S mol AgCl çözünürse S mol Ag+ ve S mol Cl iyonu meydana gelecektir.O halde

Ka  = (Ag+)(Cl) = S.S = S2  olur. Eğer belli bir sıcaklık içinde bu tuza ait çözünürlük çarpımı verilmiş ise bu tuzun çözünürlüğü (S) yani litrede kaç mol AgCl çözündüğü, çözeltideki Ag ve Cl iyonları konsantrasyonunu hesaplayabiliriz. Aşağıda bu konuda iki adet çözülmüş örnek verilecek ve bununla yetinilecektir.

ÖRNEK: Oda sıcaklığında AgCl ün çözünürlük çarpımı Ksp=1.10-10 dur.

a. Bu tuzun çözünürlüğünü,

b. Ag+ ve Cl iyonları konsantrasyonunu bulunuz.

AgCl (k) ↔   Ag+(aq) + Cl-(aq)

Ksp =(Ag)(Cl)

1.10-10 = S.S

S=V 1.10-10 = 1.10-5 M

O halde litrede 1.10-5 mol AgCl çözünür. S mol AgCl den S mol Ag+ ve S mol Cl iyonları oluşacağından

(Ag+) = (Cl) = 1.10-5 M olur.

Acaba litrede kaç gram AgCl çözülür?Yukarıda litrede 1.105 mol AgCl çözündüğünü bulduk. Bu kadar mol AgCl ün kaç gram olduğunu hesaplamakla soruyu cevaplandırırız. AgCl ün formül ağırlığı 108 + 35,5 – 143,5 gr olduğundan 143,5 . 10-5 gram AgCl 1 litre suda çözülür. O halde AgCl ün çözünürlüğü 1.10-5 mol/litre   ve  143,5 . 10-5 gram/litre dır.

ÖRNEK: 25°C da Ag2CrO4 ait Ksp – 2.10-2

AgCl a ait  Ksp = 2,8 . 10-10 dur. Buna göre bu tuzlardan hangisinin çözünürlüğü fazladır.

Ag2Cr04(k) ↔  2Ag + (aq) + CrO4-2(aq)

Ksp = (Ag+)2 . (CrO4-2) = (2S)2(S) = 4S3

4S3 = 2.10-2

S = 8.10-5 M

AgCl (k)  ↔   Ag(aq) + (Cl)(aq)

Ksp = (Ag+)(Cl) = S2

S = 1,7 . 10-5 M

O halde Ag2CrO4 ün çözünürlüğü daha büyüktür. Bir tuzun gr/lt olarak çözünürlüğü bilinirse Ksp çözünürlük çarpımı hesaplanabilir.

07.01.Çökme

Çözünürlüğü  az   olan   bir   tuzun   bir  çözeltiden   çöktürülerek ayrılabilmesi   için  çözeltideki   iyon   konsantrasyonları    tuzun  der konsantrasyonundan büyük  olması  gerekir. İyon   konsantrasyonları denge  konsantrasyonlarına   eşit   oluncaya   kadar   tuz katı  faz   halinde  çözeltiden ayrılır.

İyon   konsantrasyonları  denge  konsantrasyonundan  ne   kadar büyükse   katı   fazın   ayrılması   o  kanar  hızlı   olur. Suda   az   çözünen tuz olarak  gümüş   bromür alsak  çözeltide

(Ag+)(Br) > Ksp   ine  AgBr  çöker.

Çökme nin   tamamlanması   ile (Ag+)(Cl)   =   Ksp  dengesi    kurulmuş   olur.

ÖRNEK:   50  ml   0,2   M  Na2SO4    i1e   50  ml   O,6   M  BaClçözeltileri    karıştırılırsa  çökme   olur mu?

Toplam  hacim   100  ml   olduğundan

                                          0,2

(Na2S04)   =   (S04-2)   =  —– =  0,1 M

                                           2

                                   0,6

(BaCl2)=(Ba ++ ) =  ——— = 0,3  M

                                   2

(Ba+2).(SO4=)  = 0,3 . 0,1 = 3,10-2

3.10-2»  l,2   .  10-10       o   halde   çökme   olur.

ÖRNEK:

CaF2   ait        K sp   =   1,7.10-10  dur.

50 ml  5.0.10-4  M Ca(N03)2   ile

50 ml  2,0.10-4    M NaF  karıştırılırsa   çökme  olur  mu   ?

(Ca++)  =  (5,0×10-4  / 2)      = 2,5x 10 -4 M

(F) = (2.0×10-4 / 2 ) =1,0 x10-4 m

CaF2   (k)  à      Ca++  (aq)   +  2F (aq)

(2,5 . 10-4)(1,0 . 10-4) = 2,5 . 10-12

2,5 . 10-12 < 1,7 . 10-10    olduğundan çökme olmaz.

07.02. Bir Çökeleğin Çözülmesi

Bunun için gerekli şart, çözeltideki iyonların konsantrasyonları denge konsantrasyonundan küçük olmalıdır. Dengeyi kurmak için katı fazdan sulu faza iyonlar geçer yani çözünme olur.

Çökeltideki iyon konsantrasyonlarını küçülterek çökeleğin çözünmesini sağlamak için şu yollar izlenir.

i ) Su ile seyreltme (uygulaması pratik değil)

ii ) Isıtmakla çözünürlük artırılır. (uygulaması pratik değil)

iii) Asit ilavesiyle (çökeleğin anyonu kuvvetli bir baz ise

asit ilavesi ile çözünür. BaCO3 bulunan çözeltiye asit ilave edecek olursak,

CO3= + H3+O  à  HCO3 + H2O

HCO3 + H3+O à  H2CO3 + H2O

H2CO3 à   CO2 + H2O reaksiyonları olur.

Çözeltideki karbonat iyonları konsantrasyonu devamlı küçülür ve katı fazdan yeniden bir miktar CO3 iyonları çözeltiye geçerek iyonlar konsantrasyonu çarpımını Ksp   ye denk yapmaya çalışır. Asit   ilavesine  devam  edilirse  BaCO3   in   tamamı   çözülür.

iv) Kornpleksiyon  yaparak  çözünme;   Birden   fazla yüklü  tanecik   ulunduran   iyonlara   kompleks   iyon  denir. SO4=  gibi   iyonlar  bu tanıma  girmezler. Çünkü   bu   iyon  daha  küçük   iyonlara  ayrışmaz. Fakat   Ag (NH3)2+  bir kompleks iyondur.

Az çözünen bir tuz  kompleks   oluşturan iyon  yanında  çözünür.

08. Su ile İlgili Değerler
Saf Suyun Atmosferik Basınçta Yoğunluğu

Sıcaklık C°

Yoğunluk g/ml

Sıcaklık C°

Yoğunluk g/ml

– 13

0,997292

30

0,99556783

– 10

0,997935

40

0,9922473

– 5

0,999176

50

0,98807

– 2

0,999673

60

0,98324

0

0,9998676

70

0,97781

2

0,9999678

80

0,97183

4

1,00000

100

0,95841

8

0,9998765

150

0, 91721

10

0,9997281

200

0,86492

13

0,9994059

250

0,798881

16

0,9989721

300

0,71276

21

0,99802221

350

0,57497

Kaynak:International Critical Tablee

Suyun Özgül Hacmi cm3/gr

Basınç kg/cm2

0 °C

50°C

95°C

1

1,001

1,0121

1,0396

500

0,9772

   

1.000

0,9568

0,9742

0,9985

1.500

0,9397

0,9583

0,9813

2.000

0,9249

0,9440

0,9662

3.000

0,8997

0,9222

0,9440

4.000

0,8796

0,8998

0,9195

5.000

0,8627

0,8825

0,9010

6.000

 

0,8669

0,8850

7.000

 

0,8531

0,8706

8.000

 

0,8408

0,8578

9.000

 

0,8297

0,8462

10.000

 

0,8193

0,8353

11.000

   

0,8527

       
Suyun Isı İletimi  10-5 W / (cm)(C°)

Sıcaklık C°

k 10-5 W/cm C°

0

554

10

576

30

615

50

643

70

665

90

676

100

680

150

685

200

666

250

624

300

564

Kaynak: International Critical Tables

Suyun  Yüzey   Gerilimi

Sıcaklık   °C

Yüzey  gerilimi dyn/cm

Sıcaklık °C

Yüzey  gerilimi dyn/cm

-8

77,0

30

71,19

-5

76,4

40

69,56

0

75,6

50

67,91

5

74,9

60

66,18

10

74 ,22

70

64 ,4

15

73,49

80

62,6

20

72, 75

90

60,1

25

71 ,97

100

58, 9

Bazı Maddelerin Çeşitli Sıcaklıklarda Sudaki Çözünürlükleri (gr/Lt)

MADDE

0°C

8°0

20°C

30°C

Sodyum bikarbonat

65

75

88

100

Sodyum hidroksit

420

515

1090

1190

Kristal Na2CO3

189

338

580

1050

Kalsiyum klorür

595

650

745

1020

Alüminyum sülfat

608

653

710

788

Demir sülfat

287

375

485

602

Sodyum klorür

357

358

360

363

Bazı Bileşiklerin Birbirine Dönüştürülmesi İçin Çarpılması Gereken Faktörler

Çevrilecek değer

Çevrilmesi istenen değer

Çarpılacak faktör

Ca++

CaCO5

2,497

CaCl2

OaCO3

0,9018

HCO3

CaCO3

0,8202

HCO3

CO3

0,4917

Mg++

CaCO3

4,116

MgCl2

OaCO3

1,051

Na3CO3

CaCO3

0,9442

Fe +3

H2S04

2,634

NO5

N

0,2259

N

NO3

4,4266

Örneğin;

HCO3 değeri (mg/lt olarak) x 0,8202 = ………………………….  mg/lt CaCO3

Ca++ (mg/lt) x 2,497 -………………………….. mg/lt CaCO3

Bazı Bileşiklerin Değişik Birimlerine Çevrilebilmesi İçin Çarpılması Gereken Faktörler Cetveli

A: Milival, litrede miligrama çevirmek için çarpılması gereken faktör

B: mg/lt veya ppm değerini milivale çevirmek için çarpılması gereken faktör

C: mg/lt değerini, mg/lt CaCO3 değerine* çevirmek için çarpılması gereken faktörler

BİLEŞENLER

A

B

C

Kalsiyum Ca++

20,04

0,04991

2,4970

Demir Fe++

27,92

0,03582

1,7923

Demir Fe+++

 

0,05372

 

Magnezyum Mg++

12,16

0,08224

4,1151

Potasyum K+

39,10

0,02558

1,2798

Sodyum Na+

28,00

0,04348

2,1756

Mangan Mn++

 

0,03640

 

Bikarbonat HCO3

61,01

0,01639

0,8202

Karbonat CO3=

30,00

0,03333

1,6680

Klorür Cl

35,46

0,02820

1,4112

Hidroksit OH

17,01

0,05879

2,9263

Krom VI

 

0,11536

 

Nitrat NO3

62,01

0,01613

0,8070

Fosfat (PO4)3

31,67

0,3158

1,5800

Sülfat SO4=

48,04

0,02082

1,0416

Sülfür S

 

0,06237

 

Nitrit NO2

46,01

0,02174

1,0867

Alüminyum

 

0,011119

 

Kalsiyum bikarbonat

81,05

0,01234

0,6174

Kalsiyum karbonat CaCO3

50,04

0,01908

1,0000

Kalsiyum klorür CaCl2

55,0

0,01802

0,9016

Kalsiyum hidroksit

37,05

0,02699

1,3506

Kalsiyum sülfat CaSO4

68,07

0,01469

0,7351

Demir bikarbonat FeCHCO3)2

88,93

0,01124

0,5627

Demir 2 karbonat FeCO3

57,92

0,01727

0,8640

Demir sülfat

75,96

0,01316

0,6586

Magnezyum bikarbonat

73,17

0,01367

0,6839

Deniz Suyunun Bileşimi

Klorür

18900 mg/lt

Sodyum

10560 mg/lt

Sülfat

2560 mg/lt

Magnezyum

1272 mg/lt

Kalsiyum

400 mg/lt

Potasyum

380 mg/lt

Bikarbonat

142 mg/lt

Bromür

65 mg/lt

Stronsiyum

15 mg/lt

Bor

4,6 mg/lt

Flüorür

1,4 mg/lt

Rubidyum

0,2   mg/lt

Alüminyum

0,16 – 1,9 mg/lt

Lityum

0,1 mg/lt

Baryum

0,05  mg/lt

İyodür

0,05   mg/lt

Silikat

0,04 – 8,6 mg/lt

Azot

0,03 – 0,9 mg/lt

Çinko

0,005 – 0,014 mg/lt

Kurşun

0,004 – 0,005 mg/lt

Selenyum

0,004 mg/lt

Arsenik

0,003 – 0,024 mg/lt

Bakır

0,001 – 0,09 mg/lt

Kalay

0,003 mg/lt

Demir

0,002 – 0,02 mg/lt

Mangan

0,001 – 0,01 mg/lt

Fosfor

0,001 – 0,01 mg/lt

 

Cıva

0,0003 mg/lt

   

Radyum

8 x 10-11 mg/lt

   
Bazı Birincil Standartların Molekül Ve Eşdeğer Ağırlıkları

Kullanıldığı Alan

Madde

Molekül Ağır.

Eşdeğer Ağır.

Asidimetri

Na2CO3

105,99

52,99

 

Na2B4O7.10 H20

831,37

190,69

 

HgO

216,59

108,30

Alkalimetri

HCl

36,46

36,46

 

KHC8H404

204,229

204.229

 

H2C2O4.2  H2O

126,067

63,033

İndirgeme  titrasyonu

K2Cr2O7

294,19

49,03

 

KIO3

214,005

35,667

Çöktürme  titrasyonu

NaCl

58,44

58,44

Yükseltgenme  titrasyon

As2O3

197,841

49,460

 

H2C2O4.2H2O

126,067

63,033

 

Na2C2O4

134,000

67,00

09. Sularda Kimyasal Analiz Sonuçlarının Gösterilmesi

Yapılan herhangi bir analizin sonucunun verilmesi, değişik birimle ifade edilmiş bir sonuç bulunduğunda yadırganmaması gibi nedenlerle son derece önemlidir. Ayrıca birimler dışında sonuçlar çeşitli diyagramlarla da verilmektedir.

Bu açıklamalar çeşitli yayınlarda yer almaktadır. Burada da bu kaynaklardan faydalanılarak tek kısımda verilmesi mümkün olmasına rağmen okuyucunun daha rahat değerlendirebilmesi açısından aynı konu ileriki bölümlerin arasında değişik yayından alınan şekliyle bir kez daha verilecektir.

Analiz sonuçlarının sayısal olarak gösterilmesinde eriyebilen tuzlar oluşturmak, iyon şeklinde belirtmek, miligram yada miliekivalen cinsinden ifade etmek yolları izlenir. Suların kimyasal analiz sonuçları ifadesinde en yaygın şekil, erimiş maddelerin litrede miligram olarak belirtilmesidir. Kısaca ya mg / lt veya mgl olarak yazılır.Bazı kimya laboratuarlarında analiz sonuçlarını “milyonda bir kısım” (part per million) ya da kısaltılmış şekilde ppm şeklinde vermektedirler. mg/lt ile ppm arasında ise şöyle bir ilişki vardır,

                                     mg / lt

Ağırlık Olarak  ppm =—————

                                 Özgül ağırlık

Analizini yaptığımız sıvı su olduğuna göre ve genelliklede özgül ağırlığı l e çok yakın olduğu için (genelde normal bir laboratuarda bu değer l olarak alınır. Ancak çok yüksek mineralli örneğin madensuyu gibi bir suda bu değer değişebilir ama o da bu sonuçları etki etmez) ppm değeri mg/lt değerine eşit olarak alınmaktadır. Buna rağmen bazı ülkeler etiket üzerindeki değerleri mutlak ppm değerinde istemektedirler. Özellikle ihracat yapacak firmalar etiketi hazırlamadan bu konuyu araştırması gerekmektedir.

Genel olarak tuzluluğu (toplam erimiş madde miktarı) 10 000 ppm den az olan sular için ppm ile mg/lt değerleri arasındaki fark gözetilmemektedir.

Sık sık kullanılacak hacım ölçülerini verecek olursak,

l litre = 100 cl = l000 ml = 1000 cm3

l ml = l cm3

l m3 = 1000000 cm3 = 1000 lt = l ton

l damla = 0,05 ml l dm3 = 1000 cm3= 0,0353 cu ft

Analiz sonucunda saptanan anyon ve katyonların kimyasal aktiviteleri göz önüne alınmak istendiğinde, bunlar litrede miliekivalan olarak belirtilir. Kısaltılmış olarak meql şeklinde gösterilir, l miliekivalan (meq)

             Atom veya molekül ağırlığı

meq = ————————————–   

                            Valans

Örneğin litresinde 460 mg Na bulunan bir kaplıca suyunda bu miktar,

                    460

          rNa = —— = 20 meql ye karşı gelmektedir.

                    23/1

Bazı değerlerin birbirine dönüşümü verilmek istenirse, (Bu değerler tablolarda daha geniş şekilde verilmiştir.)

   Çevrilecek değer

Çevrilmesi istenen değer

  Çarpılacak faktör

Ca++

CaCO3

2,497

CaCl

CaCO3

0,9018

HCO3

CaCO3

0,8202

HCO3

CO3

0,4917

Mg++

CaCO3

4,1160

ppm değerinden meq/lt ve milival değerlerine çevrim

A   : Bileşenler

B   : mv den mg/lt ye dönüşüm faktörü

C   : mg/lt den mv e dönüşüm faktörü

D   : mg/lt den mg/lt CaCO3 a dönüşüm faktörü

A

  B

   C

D

Ca++

20,04

0,0499

2,497

Mg++

12,16

0,0822

4,115

K+

89,10

0,0255

1,2791

Ha+

28,00

0,0434

2,176

HCO3

61,01

0,0164

0,820

CO3

80,00

0,0333

1,668

Cl

35,46

0,0282

1,411

OH

17,01

0,0588

2,926

NO3

62,01

0,0161

0,807

SO4

48,04

0,0208

1,041

NO2

46,01

0,0217

1,087

Ca(HCO3)2

81,05

0,0217

1,087

Mg(HCO3)2

73,17

0,0137

0,684

Bazen de analiz sonuçları milyonda ekivalan (equivalan per million (epm) şeklinde verilmektedir.

10. Kimyasal Analiz Sonuçlarının Diyagramlarla Gösterilmesi

İyon şeklinde verilen kimyasal analiz sonuçları arasında bir karşılaştırma yapmak ve sınıflandırmak amacı ile çeşitli diyagramlar yapılır.

Bunlar arasında en çok,

a. Kolon şeklinde

b. Üçgen şeklinde

c. Kare şeklinde

d. Işınsal şekilde

e. Düşey logaritmik olarak gösterilenleri kullanılmaktadır.

a. Kolon Şeklinde Diyagramlar

Bu şekildeki diyagramlarla kimyasal elementlerin miliekivalan veya % olarak reaksiyondaki miktarları gösterilir. Bu amaçla yan yana çizilen iki kolondan birine aşağıdan yukarıya doğru, arka arkaya rCO3 , rSO4 , rCl anyonları, diğerine de rCa, rMg ve rNa + rK katyonları miliekivalant veya % olarak işaretlenir. (İyonlardan önce yazılan r harfi miliekivalant miktarı olduğunu gösterir)

kolon-seklinde-diyagramlar

          Kolon diyagram                                                 Kare diyagram

b. Kare Diyagramlar

Bu tür diyagramlar bir karenin her kenarını 100 eşit parçaya ayırmakla elde edilir. Karenin karşılıklı iki kenarı üzerinde % olarak iyonların reaksiyondaki miktarları ve iki katyon grubu (r % Ca + r % K ) grubu ile iki anyon (r % Cl + r % SO4 ve r % HCO3 ) grupları işaretlenir. Buna göre yeraltı suyunun kimyasal bileşimi tek nokta ile gösterilir.

c. Işınsal Diyagramlar

Bu diyagramlarda iyonların % olarak reaksiyondaki miktarları, ışınların kesim noktasından itibaren eksenler üzerinde gösterilir. Eksen sayısı 4-8 arasında değişmektedir. Grafiğin ölçeği logaritmik veya aritmetik olabilir.

frey-girard-diyagramlari

                                        Frey ve Girard diyagramları

d. Üçgen Diyagramlar

ucgen-diyagramlar

Bu diyagramlarda daima iyonların reaksiyonlardaki % miktarları % miktarları ifade edilmektedir. Bu gaye ile eşkenar bir üçgenin her kenarı 50 eşit parçaya bölünerek bir diyagram hazırlanır. Diyagram çizilirken 2 üçgen alınır. Bunlardan birincisi (ABCİ) üzerine üç esas anyon (SO4, CO3 , Cl ), ikincisine (A’B’C) üç esas katyon (Ca, Mg, Na+K) taşınır.

Her üçgen alanı biri karışık bölge, diğerleri ise bir tek iyonun çoğunlukta olduğu 4 bölgeye ayrılır. Böylece ABC üçgeni üzerinde  sülfatlı, klorürlü, karbonatlı ve karışık olan yeraltı suları A’B’C’ üzerinde de kalsiyumlu, magnezyumlu, sodyumlu ve karışık bileşimli yeraltı suları gösterilmiş olur.

Yeraltı sularını kimyasal bileşim bakımından kararlaştırmak için yukarıda belirtilen üçgenlerin üzerine 6 esas iyon grubu yerleştirilir. Ca için koordinat başlangıcı AC kenarı, Na+r%K için BC kenarı, Mg için ise AB kenarıdır. Kenarlara paralel çizilen A’B’, A’C’ ve B’C’ doğrularının kesim noktası esas katyonları belirten D noktasını verir. Anyonlar içinde, benzer işlem yapılarak E noktası bulunur.

Üçgen diyagramlar üzerinde katyon ve anyonları gösteren bu noktalar verilen noktanın karakterini belirtir. Alt şekildeki D noktası sodyumlu, E noktası da karbonatlı bölgede bulunduğundan bu yeraltı suyunun Sodyum Karbonatlı bir karaktere sahip olduğu anlaşılır.Aynı kökenli suların, aynı iyonları bu üçgenler üzerinde, aynı bölgelerde gruplar oluştururlar.Üçgen diyagramların kimyasal analiz sonuçlarına göre yeraltı sularının karakterlerinin saptanmasında ve kaynakların birbirleri ile karşılaştırılmasında diğer gösterme şekillerine oranla büyük üstünlükleri vardır.

e. Düşey Logaritmik Diyagramlar

H. Schoeller tarafından ortaya atılan bu diyagramlar Ca, Mg Na, Cl, SO4 ve CO3 miktarlarını belirten noktaları taşımaya yarayan eşit aralıklı 6 tane düşey logaritmik eksenden oluşur.

dusey-logaritmik-diyagramlar

Düşey logaritmik diyagramlar a. Kalsiyum sülfatlı sular b. Sodyum sülfatlı sular 6 iyon ekseninin her biri litrede miligram veya miliekivalan olarak derecelenmiştir. mg/lt olarak iyon şeklinde ifade edilmiş olan analiz sonuç­ları doğrudan doğruya diyagram üzerine taşınırlar ve bu nokta­lar birleştirilerek kırıklı bir doğru takımı elde edilir.Bu çiz­gilerin durumu.konsantrasyona bağlı olarak değişir.Kimyasal bi­leşimleri aynı veya birbirlerine çok yakın olan suların grafik­leri birbirine paraleldir.

FREKANS VE İMPALS CEVABININ HESABI

Bu bölümdeki amaç, bir sistemin impals cevabı ve frekans cevabını hesaplamak ve uyumluluk (coherence function) fonksiyonunu hesaplamak ve frekans cevabı ölçümlerinin geçerli kılınması için nasıl kullanılıdığını anlamaktır.

Ön Panel

1.Yeni bir ön panel açın ve aşağıdaki şekilde gösterildiği gibi nesneleri ekleyin.Bu ön panel bir bant geçiren filtre için frekans cevap büyüklüğü ve impals cevap fonksiyonunu gösterir.Uyumluluk fonksiyonu frekans cevap büyüklüğü gibi , aynı ölçekte gösterilmiştir çünkü o da bir spektral ölçümdür.

Blok Diyagramı

2.Blok diyagramı açın ve aşağıda gösterildiği gibi değiştirin.Burada , sistem uyarımı olarak beyaz gürültü geçirerek ve sistem cevabı olarak filtre çıkışını toplayarak bir bant geçiren filtrenin (Butterworth Filtre VI) sistem cevabını ölçeceğiz.Hem uyarım hem de cevap , Hannig Window (Ölçekli Zaman Domen Penceresi VI ) tarafından pencerelenmiştir ve bütün sistem birkaç çerçeve veya ortalama ile izlenir.Uyarım ve cevap verisi , daha sonra , sistem frekans cevabına bağlı olan bütün gerçek hesapların yapıldığı (Network Functions VI) Devre Fonksiyonları (avg) VI’na gönderilir.

Devre Fonksiyonları (avg) VI , frekans cevabı (büyüklük ve faz ) ,karşılıklı güç spektrumu (büyüklük ve faz),uyumluluk fonksiyonu ve impals cevabını hesaplar.Giriş ve çıkış verilerinin çerçeve sayısını arttırarak (ön paneldeki ortalamaları arttırarak), sistem cevap fonksiyonları tahmini geliştirilir.Bu diyagramda , sadece frekans cevap büyüklüğü , uyumluluk ve impals cevabı gösterilmiştir.

Uyumluluk fonksiyonu , çıkış işaretinin giriş işaretiyle ne kadar ilişkili olduğunu ölçer ve böylece , frekans cevabı tahmininin geçerliliğini gösterir.Eklenen gürültü ve belirli frekanslardaki nonlineer sistem davranışı , uyumluluk fonksiyonunun bu frekanslarda birin altına düşmesine neden olur. Sistem gürültüleri için , daha fazla ortalama alınırsa , uyumluluk fonksiyonu bire daha çok yaklaşır , ve daha iyi bir frekans cevap tahmini olur . Uyumluluk fonksiyonunun bir özelliği de , sadece , giriş ve çıkış verilerinin bir çerçeveden daha fazlasının ortalaması alındığında tanımlı olmasıdır.Sadece bir ortalama için , bütün frekanslarda uyumluluk 1 olacaktır, bu olay , hatta frekans cevap tahminleri zayıf olsa bile geçerlidir.

Harmonik Bozulumu

İdeal bir amplifikatörün girişine uygulanan sinüsoidal işaret , bozulmadan çıkışa ulaşır . Gerçekte böyle bir amplifikatör bulmak mümkün olmadığı için , çıkış işaretinde bir bozulma , bir distorsiyon meydana gelir.Bu bozulma , devre içindeki elemanların lineer olmayan karakteristiklerine bağlıdır. Bunlar ; bipolar ve alan etkili transistörler ile pasif devre elemanlarının lineer olmayan karakteristikleridir.

Amplifikatörlerin lineer çalışmamaları halinde , oluşan distorsiyon genlik veya harmonik distorsiyonu (bozulumu) adını alır. Genliği bozulmuş bir sinüsoidal işaret , sonsuz sayıdaki harmoniklerin toplamı toplamından meydana gelir.

Distorsiyonun fazla olması halinde , sinüsoidal işaretteki bozulmanın sayısal değerlendirilmesi , distorsiyon analizörleri ile yapılır.

Belli bir frekansın (mesela ,f1) bir işareti x(t) ,bir nonlineer sistemden geçirildiğinde , sistem çıkışı sadece giriş frekansı (f1)’den oluşmaz ,ayrıca (f2=2*f1, f3=3*f1 , f4=4*f1 vb.) gibi harmonikleri de vardır.Üretilen harmonik sayısı ve benzeri genlikler ,sistemin nonlineerlik derecesine bağlıdır. Genelde , daha fazla nonlineerlik , daha fazla harmoniklerdir ya da daha fazla lineerlik ,daha az harmonik anlamına gelir.

Nonlineer bir sisteme örnek , y(t) çıkışı giriş işareti x(t)’nin kübü olan bir sistemdir.

Harmonik Bozulumu

Böylece,eğer giriş

x(t)=cos(wt) ise ,

çıkış

 

Bu yüzden , çıkış sadece ,giriş ana frekansı w’i içermez ,ayrıca 3 .harmonik 3w‘i de içerir.

Toplam Harmonik Bozulumu

Bir sistemin sunduğu nonlineer bozulma miktarını belirlemek için , ana frekansın genliği ile göreli olan sistem tarafından sunulan harmoniklerin genliklerinin ölçülmesi gerekir.Harmonik bozulma , ana frekans genliğiyle karşılaştırıldığında harmonik genliklerinin göreli bir ölçümüdür.Ana dalga genliği A1 ,ve harmoniklerin genlikleri A2 (2.harmonik), A3 (3.harmonik) , A4 (4.harmonik) , ….., An (n.harmonik) ise , toplam harmonik bozulma (THD) ;

ile verilir ve yüzde THD ise ;

%

Bir sonraki konuda , bir sinüs dalgası üretecek ve onu bir nonlineer sistemden geçireceksiniz.Nonlineer sistemin blok diyagramı aşağıda gösterilmiştir:

Eğer giriş , x(t) = cos (wt) ise, çıkış ,

y(t) = cos(wt) + 0,5.cos2(wt) +0,1.n(t)

= cos(wt) + [1 + cos(2wt) ]/4 + 0,1.n(t)

= 0,25 + cos(wt) + 0,25.cos(2wt) +0,1.n(t)

olduğunu blok diyagramından doğrulayın.

Bu nedenle , bu nonlineer sistem , ana dalganın 2. harmoniği kadar , bir de ek bir DC bileşen üretir.

Harmonik Analizör VI’nın Kullanımı

Nonlineer sistemin çıkışındaki işarette bulunan %THD’yi hesaplamak için Harmonik Analizör VI’yi kullanırız.Girişine uygulanmış güç spektrumundaki harmonik bileşenleri (onların genlik ve benzeri frekansları) ve ana dalgayı bulur.Ayrıca toplam harmonik yüzdesini ve toplam harmonik bozulması artı gürültü yüzdesini (%THD + Gürültü ) hesaplar. Harmonik Analizör VI’ye yapılan bağlantılar aşağıda gösterilmiştir.

Örnek olarak , aşağıdaki bağlantıları inceleyiniz :

Ölçekli Zaman Domeni Penceresi VI , nonlineer sistemin (sizin sisteminiz) çıkışı y(t) ‘ ye bir pencere uygular. Bu da , y(t)’nin güç spektrumunu Harmonik Analizör VI ‘ya gönderen (Auto Power Spektrum) Oto Güç Spektrumundan geçirilir. Harmonik Analizör VI de , harmoniklerin genlik ve frekanslarını , THD ve %THD ‘yi hesaplar.

VI’nin “#harmonics” kontrolünde bulmasını istediğiniz harmoniklerin sayısını belirtebilirsiniz.Bu harmoniklerin genlik ve benzer frekansları “Harmonik Genlikleri” (“Harmonic Amplitudes”) ve “Harmonik Frekansları” (“Harmonic Frequencies”) düzenleme göstergelerinde geri verilir.

Not : #harmonics kontrolünde belirtilen sayı , ana frekansı içerir.Böylece , #harmonics kontrolünde 2 değerini girersek bu da ,ana frekansı (frekans f1) ve 2.harmoniği (f2=2*f1 frekansı) bulmak anlamına gelir.Eğer bir N değeri girilirse ,VI ,ana frekansı ve benzeri (N-1) harmoniklerini bulur.

Aşağıda diğer kontrollerin bazılarının açıklamaları verilmiştir:

Ana Frekans Temel bileşenin frekansının tahminidir.Sıfır olarak (varsayılan değer) bırakılırsa , VI , temel frekans olarak en büyük genlikli non-DC bileşenin frekansını kullanır.

Pencere Orijinal zaman işaretine uygulanan pencere tipidir. Ölçekli zaman domen Penceresi VI’da seçilen penceredir. THD’nin doğru bir tahmini için , bir pencere fonksiyonu seçilmesi önerilir.Varsayılan değer ,üniform penceredir.

Örnekleme Oranı Hz cinsinden giriş örnekleme frekansıdır.

%THD + Gürültü çıkışı ,daha fazla açıklamayı gerektirir. %THD + Gürültü hesapları , %THD için yapılan hesaplarla hemen hemen aynıdır.Farkı ise , harmoniklere bir de gürültü gücünün eklenmiş olmasıdır.Aşağıdaki bağıntıyla verilir:

Burada , sum(APS) ,Oto Güç Spektrumu (Auto Power Spektrum) elemanları , eksi (-) DC yakınlarındaki ve temel frekans indeksi yakınlarındaki elemanların toplamıdır

TÜRK DESTANLARI

Prof. Dr. Umay Günay

Bütün dünya edebiyatlarında olduğu gibi Türk Edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır. Türk edebiyat geleneği içinde “destan” terimi birden fazla nazım

şekli ve türü için kullanılmış ve kullanılmaktadır. Eski Türk Edebiyatı nazım şekillerinden mesnevilerin bir bölümü ve manzum hikâyeler, Anonim edebiyatta

ve Âşık edebiyatında koşma veya mâni dörtlükleri ile yazılan veya söylenen ferdî, sosyal,tarihi, acıklı veya gülünç olayları tahkiye tekniği ile çeşitli uslûplarla

aktaran nazım türüne ve bu yazıda ele alınan kâinatın, insanlığın, milletlerin yaradılışını , gelişimini, hayatta kalma mücadelelerini ve çeşitli olay ve

nesnelerle ilgili sebeb açıklayan ve Batı Edebiyatında “epope” terimiyle anılan eserlerin tamamı da Türk edebiyatı geleneği içinde “destan” adı ile

anılmaktadır. Bütün dünya edebiyatlarının başlangıç eserleri olan destanlar, çeşitli konularda yaradılış hikâyeleri yanında, milletlerin hayatında büyük

yankılar uyandırmış bir kahramanın veya tarih olayının millet muhayyilesinde ortak sembol ve ifadelerle zenginleştirilmiş uzun manzum hikayeleridir. Destanlar bütün bir milletin ortak mücadelesini ortak değerler, kurallar, anlamlar bütünlüğü içinde yorumladığı ve yaşatıldığı toplumun geçmişini ve

geleceğini temsil ettiği için dünya edebiyatının en ülkücü eserleri olarak kabul edilirler. Destanlar her zaman tarihî gerçekleri doğru biçimde nakletmezler.

Destanlarda tarihi olay ve kahramanlar milletin ortak bilinçaltının, vicdanının istek, beklenti ,doğruları ve değerleri ile idealleştirilir, eski hatıralarla

birleştirilerek tarihî gerçekmiş gibi anlatılırlar.Her milletin millî kimlik ve nitelikleri, ortak dünya görüşü , hatıra ve beklentileri yanında kusurları ve yanlışları

da destanlarına yansır. Cihangirlik tutkusu, kuvvet, binicilik ve savaşcılık yanında verdiği sözde durma , acizlere ve mağluplara hoşgörü ile yaklaşma,

yardımcı olma Türk destanlarında dile getirilen ortak değer ve kabullerdir. Türk destanları,kâinatın, insanın, kadının ve erkeğin yaradılışı, Türk milletinin

doğuşu, çeşitli Türk devletlerinin kuruluş gelişme, çöküşleri, zafer ve yenilgileri gibi konularla beraber pek çok sebeb açıklayıcı efsaneyi de içinde

barındırır. ilk örneklerinin manzum olduğu kabul edilen Türk destanlarından Kırgız Türkleri arasında yaşayan Manas destanı dışında bütünüyle günümüze

gelebilen örnek bulunmamaktadır.Diğer Türk destanları çeşitli kaynaklarda özet, epizot, hatıra, kısaltılmış seçme metinler halinde bulunmaktadır.

Türk tarihine anahatlarıyla bakıldığında Türk hayatı fetihlerle başlamış ve yeni toprakları yurt edinerek gelişmiştir. ilk anayurt olan Orta Asya hiç bir zaman

terkedilmemiştir. Türk halkları ilk anayurt olan Orta Asya’dan itibaren dünya coğrafyası üzerinde geniş alana yayılmış ve bugün yedi Türk cumhuriyetinde,

pek çok özerk toplulukda ve çeşitli devletlerin idaresinde azınlık halinde yaşamaktadır. Türk kültürü de tarih ve coğrafyadaki çok boyutluluğa paralel olarak

çeşitlenmiş farklı seviye ve birikimlerle zenginleşerek ve farklılaşarak ancak ilk kaynaktan gelen ortaklıklarını sürdürerek günümüze ulaşmıştır. Bu sebeble

Türk destanları da tarihî ve coğrafî çok boyutluluğun getirdiği dil ve kültür dairelerine paralel olarak çeşitlenmiştir. Türk destanları, anahatlarıyla kültür

dâirelerine, kronolojik ve içinde teşekkül ettikleri veya muhafaza edildikleri siyâsî birliklere göre şöyle sınıflandırılmaktadırlar:

İlk Türk Destanları

1.Altay – Yakut

Yaradılış Destanı

2.Sakalar Dönemi

a.Alp Er Tunga Destanı

b.şu Destanı

3.Hun Dönemi

Oğuz Kağan Destanı

4.Köktürk Dönemi

a.Bozkurt Destanı

b.Ergenekon Destanı

5.Uygur Dönemi

a. Türeyiş Destanı

b. Göç Destanı

İslamiyetin Kabulunden Sonraki Türk Destanları :

1.Karahanlı Dönemi

Satuk Buğra Han Destanı

2.Kazak-Kırgız Kültür Dâiresi

Manas

3.Türk-Moğol Kültür Dâiresi

Cengiz-name

4.Tatar-Kırım

Timur ve Edige Destanları

5.Selçuklu-Beylikler ve Osmanlı Dönemleri

a. Seyid Battal Gazi Destanı

b. Danişmend Gazi Destanı

c.Köroğlu Destanı

Türk Kozmogonisi-Yaradılış Destanı:

Altaylardan Verbitskiy’in derlediği yaradılış destanı özetle şöyledir: Yer gök hiç bir şey yokken dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. Tanrı Ülgen bu

uçsuz bucaksız dünyada durmadan uçuyordu. Göklerden gelen bir ses Tanrı Ülgen’e denizden çıkan taşı tutmasını söyledi. Göğün emri ile oturacak yer

bulan Tanrı Ülgen artık yaratma zamanı geldi diye düşünerek şöyle dedi :

Bir dünya istiyorum, bir soyla yaratayım

Bu dünya nasıl olsun, ne boyla yaratayım

Bunun çaresi nedir, ne yolla yaratayımş

Su içinde yaşayan Ak Ana,su yüzünde göründü ve Tanrı Ülgen’e şöyle dedi :

Yaratmak istiyorsan Ülgen, Yaratıcı olarak şu kutsal sözü öğren :

De ki hep,” yaptım oldu ” başka bir şey söyleme.

Hele yaratır iken,”yaptım olmadı” deme.

Ak Ana bunları söyledi ve kayboldu. Tanrı Ülgen’in kulağından bu buyruk hiç gitmedi . insana da bu öğüdü iletmekten bıkmadı : ” Dinleyin ey insanlar, varı

yok demeyin. Varlığa yok deyip de, yok olup da gitmeyiniz.” Tanrı Ülgen yere bakarak : ” Yaratılsın yer!” Göğe bakarak “Yaratılsın Gök!” Bu buyruklar

verilince yer ve gök yaratılmış. Tanrı Ülgen çok büyük üç balık yaratmış ve dünya bu balıkların üzerine konmuş. Böylece dünya gezer olmamış bir yerde

sabit olmuş.Tanrı Ülgen balıkların kımıldadıklarında dünyaya su kaplamasın diye Mandı şire’ye balıkları denetleme görevi vermiş. Tanrı Ülgen, dünyayı

yarattıktan sonra tepesi aya güneşe değen etekleri dünyaya değmeğen büyük Altın Dağın başına geçip oturmuş.Dünya altı günde yaratılmışdı, yedinci

günde ise Tanrı Ülgen uyumuş kalmışdı. Uyandığında neler yarattım diye baktı: Ayla güneşden başka fazladan dokuz dünya birer cehennem ile bir de yer

yaratmıştı. Günlerden bir gün Tanrı Ülgen denizde yüzen bir toprak parçacığı üzerinde bir parça kil gördü” insanoğlu bu olsun, insana olsun baba.” dedi ve

toprak üstündeki kil birden insan oldu. Tanrı Ülgen bu ilk insana “Erlik” adını verdi ve onu kardeşi kabul etti. Ancak Erlik’in yüreği kıskançlık ve hırsla

doluydu. Tanrı Ülgen gibi güçlü ve yaratıcı olmadığı için öfkelendi.

Tanrı Ülgen, kemikleri kamıştan, etleri topraktan yedi insan yarattı. Erlik’in yarattığı dünyaya zarar vereceğini düşünerek insanı korumak üzere Mandışire

adlı bir kahraman yarattıktan sonra yedi insanın kulaklarından üfleyerek can, burunlarından üfleyerek başlarına akıl verdi.Tanrı Ülgen insanları idare etmek

üzere May-Tere’yi yarattı ve onu insanoğlunun başına han yaptı. Yakut’lardan (Saka) derlenen yaradılış efsaneleri de Altay yardılış destanının yakın

varyantı niteliğindedir . XIX.yüzyıl’da derlenen bu efsanelerin çeşitli din ve kültürlerin etkilerini taşıdıkları düşünülmektedir.

Alp Er Tunga

Sakalar dönemine âit Alp Er Tunga ve şu olmak üzere iki destan tesbit edilmiştir. Alp Er Tunga, M.Ö. VII. yüzyılda yaşamış kahraman ve çok sevilen bir

Saka hükümdarıdır. Alp Er Tunga Orta Asya’daki bütün Türk boylarını birleştirerek hâkimiyeti altına almış daha sonra Kafkasları aşarak Anadolu Suriye

ve Mısır’ı fethetmiş ve Saka devletini kurmuştur. Alp Er Tunga’nın hayatı savaşlarla geçmiştir. Uzun süre mücadele ettiği iranlı Medlerin hükümdarı

Keyhusrev ‘in davetinde hile ile öldürülmüştür. Alp Er Tunga ile iranlı Med hükümdarları arasındaki bu mücadelelerin hatıraları uzun asırlar hem Türkler hem

iranlılar arasında yaşatılmıştır. Alp Er Tunga, Asur kaynaklarında Maduva, Heredot’ta Madyes, iran ve islâm kaynaklarında Efrasyab adlarıyla

anılmaktadır.

Orhun Yazıtlarında “Dokuz Oğuzlar” arasında “Er Tunga” adına yapılan “yuğ” merasiminden söz edilmektedir. Turfan şehrinin batısında bulunan

“Bezegelik” mabedinin duvarında da Alp Er Tunga’nın kanlı resmi bulunmaktadır. “Divan ü Lügat-it Türk” ün yazarı Kaşgarlı Mahmud’a ve ” Kutadgu Bilig”

yazarı Yusuf Has Hacip’e göre “Alp Er Tunga” iran destanı “şehname” deki büyük ve efsanevî Turan hükümdarı “Efrasiyab”dır. Divan ü Lûgat-it Türk’de

Turan hükümdarlığının merkezi olarak “Kaşgar” şehri gösterilmektedir. islâmiyeti kabul etmiş olan Karahanlı devleti hükümdarları da kendilerinin “Efrasyap”

sülalesinden geldiklerine inanmışlar ve bunu ifade etmişlerdir. Moğol tarihçisi Cüveyni de Uygur devletinin hükümdarlarının da Efrasyap soyundan olduğunu

yazmaktadır. şecere-i Terakime’ye göre Selçuklu Sultanları kendilerini Efrasyab soyundan kabul ederlerdi. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğıinin

dağılmasından sonra iletişim kurmak imkânı bulduğumuz ve Rusların Yakut adını verdiği Türk gurup aslında kendilerine Saka dediklerini söylemişlerdir.

Tarih içinde kaybolduğunu düşündüğümüz Saka Türklerinin az da olsa bir bölümünün bugün hayatiyetlerini sürdürmeleri pek çok meselenin yeniden

araştırılarak doğruların ortaya çıkmasına yardımcı olabilecektir.Tarihçi Mesudî de M.S. 7. yüzyılın başındaki Köktürk hakanının “Efrasyab” soyundan

olduğunu yazmaktadır. Bütün bu bilgilerden hareketle “Tunga Alp” le ilgili efsanelerin Kök Türklerden önce doğu ve orta Tiyanşan alanında yaşayan Türkler

arasında meydana geldiğini ve bu destanın daha sonraları Kök Türk ve Uygurlar arasında yaşayarak devam ettiğini göstermektedir.Alp Er Tunga destanının

metni bu güne ulaşamamıştır. Bir kısmından yukarıda bahsettiğimiz kaynaklarda bu değerli Saka hükümdarı ve kahramanı hakkında bilgiler ve bir de sagu

(ağıt) tesbit edilmiştir:

Alp Er Tunga Öldü mü

Dünya sahipsiz kaldı mı

Korkak öcünü aldı mı

şimdi yürek yırtılır

Felek yarar gözetti

Gizli tuzak uzattı

Beğlerbeyini kaptı

Kaçsa nasıl kurtulur

Erler kurt gibi uludular

Hıçkırıp yaka yırttılar

Acı seslerle bağırdılar

Ağlamaktan gözleri kapandı

Beğler atlarını yordular

Kaygı onları durdurdu

Benizleri yüzleri sarardı

Safran sürülmüş gibi oldular

Kutadgu Bilig’de “Alp Er Tunga” hakkında şu bilgi verilmektedir: ” Eğer dikkat edersen görürsün ki dünya beyleri arasında en iyileri Türk beyleridir. Bu Türk

beyleri arasında adı meşhur ikbali açık olanı Tonga Alp Er idi. O yüksek bilgiye ve çok faziletlere sahip idi. Ne seçkin, ne yüksek, ne yiğit adam idi ; zaten

âlemde ferasetli insan bu dünyaya hâkim olur. iranlılar ona Efrasiyap derler; bu Efrasiyap akınlar hazırlayıp ülkeler zaptetmiştir. Dünyaya hâkim olmak ve onu

idare etmek için pek çok fazilet, akıl ve bilgi lâzımdır. iranlılar bunu kitaba geçirmişlerdir.Kitapta olmasa onu kim tanırdı.” Bugünkü bilgilerimize göre Alp Er

Tunga ile ilgili en geniş bilgi iran destanı şehname’de tesbit edilmiştir. şehname’nin başlıca konularından biri iran -Turan savaşlarıdır. Bu destana göre en

büyük Turan kahramanı önce şehzade sonra hükümdar olan Efrasyap’tır.şehname’deki Alp Er Tunga ile ilgili bilgiler şöyle özetlenebilir:

“Turan şehzadesi Efrasyap babasının isteği üzerine iran’a harp açtı. iki ordu Dihistan’da karşılaştılar.Boyu servi, göğsü ve kolları arslan gibi ve fil kadar

kuvvetli olan Efrasyap, iranlı’ları yendi. iran padişahı Efrasyap’a esir düştü. iran’ın ilk intikamını o zaman iran’a bağlı olan Kabil Padişahı Zal aldı. Zal

başarılı olmasına rağmen iran şahının öldürülmesini engelleyemedi. Efrasyab iran’ı ele geçirmek için yeni bir savaş açtı. iran’ın yetiştirdiği en büyük

kahramanlardan Zal oğlu Rüstem Efrasyab’ın üzerine yürüdü.. Efrasyab ile Zal oğlu Rüstem arasında bitmez tükenmez savaşlar yapıldı. iran tahtında bulunan

Keykâvus, hem oğlu Siyavuş’u hem de Zal oğlu Rüstem’i darılttı. Siyavuş Efrasyap’a sığındı . Siyavuş’un Turan’da bulunduğu sırada evlendiği Türk beyi

Piran’ın kızından bir oğlu oldu. Siyavuş oğluna babası Keyhusrev’in adını verdi. Efrasyab uzun yıllar Turan’da hükümdarlık etti. iran’lılar Siyavuş’un oğlu

Keyhusrev’i kaçırarark iran tahtına oturttular. Keyhusrev Zaloğlu Rüstem’le işbirliği yaptı ve Turan ordularını yendi. Keyhusrev ile Efrasyap defalarca

savaştılar. Sonunda ordusuz kalan Efrasyap Keyhusrev’in adamları tarafından öldürüldü. şehname’de Efrasyap adıyla anılan Turan hükümdarı Alp Er

Tunga’nın iran hükümdarlarına sık sık yenildiği anlatılmaktadır. Ancak iran Turan savaşlarında iran hükümdarları sürekli değişmiş ı4o yıl yaşadığı

rivayet edilen Alp Er Tunga ise mücadeleye devam etmiştir. Bu durum Efrasyap’ın başarısız olmadığını gösterir. Gerçek destan metni bulunduğu takdirde

bu destanla ilgili daha sağlıklı değerlendirmeler yapılabilir görüşündeyim.

Şu Destanı :

Şu destanı M.Ö. 330-327 yıllarındaki olaylarla bağlantılıdır. Bu tarihlerde Makedonyalı iskender, iran’ı ve Türkistan’ı istilâ etmişti. Bu dönemde Saka

hükümdarının adı şu idi. Bu Destan Türklerin iskender’le mücadelelerini ve geriye çekilmeleri anlatımaktadır. Doğuya çekilmeyen 22 ailenin Türkmen adıyla

anılmaları ile ilgili sebeb açıklayıcı bir efsane de bu destan içinde yer almaktadır. Kaşgarlı Mahmud Divan ü Lügat-it Türk’de iskender’den Zülkarneyn

olarak bahsetmektedir.Destanın tesbit edilebilen kısa metni şöyle özetlenebilir: iskender, Türk memleketlerini almak üzere harekete geçtiğinde Türkistan’da

hükümdar şu isminde bir gençti. iskender’in gelip geçici bir akın düzenlediğine inanıyordu.Bu sebeble de iskender’le savaşmak yerine doğuya çekilmeği uygun

bulmuştu. iskender’in yaklaştığı haberi gelince kendisi önde halkı da onu izleyerek doğuya doğru yol aldılar. Yirmi iki aile yurtlarını bırakmak istemedikleri

için doğuya gidenlere katılmadılar. Giden gurubun izlerini takip ederek onlara katılmaya çalışan iki kişi bu 22 kişiye rastladı. Bunlar birbirleriyle görüşüp

tartıştılar. 22 kişi bu iki kişiye: “Erler iskender gelip geçici bir kişidir. Nasıl olsa gelip geçer , o sürekli bir yerde kalamaz. Kal aç” dediler. Bekle , eğlen, dur

anlamına gelen “Kalaç” bu iki kişinin soyundan gelen Türk boyunun adı oldu. iskender Türk yurtlarına geldiğinde bu 22 kişiyi gördü ve Türk’e benziyor

anlamında ” Türk maned ” dedi.Türkmenlerin ataları bu 22 kişidir ve isimleri de iskender’in yukarıdaki sözünden kaynaklanmıştır. Aslında Türkmenler,

Kalaçlarla birlikte 24 boydur ama Kalaçlar kendilerini ayrı kabul ederler. Hükümdar şu Uygurların yanına gitti. Uygurlar gece baskını yaparak iskender’in

öncülerini bozguna uğrattılar.Sonra iskender ile şu barıştılar. iskender Uygur şehirlerini yaptırdı ve geri döndü. Hükümdar şu da Balasagun’a dönerek bugün

şu adıyla anılan şehri yaptırdı ve buraya bir tılsım koydurttu. Bugün de leylekler bu şehrin karşısına kadar gelir, fakat şehri geçip gidemezler. Bu tılsımın

etkisi hâlâ sürmektedir.

Bu destana göre iskender Türkistan’a geldiğinde Türkmenlerin dışındaki Türkler doğuya çekilmişlerdi. iskender Türkistanda mukavemetle karşılaşmamış bu

sebeble de ilerlememiştir. Büyük ölçüde çadırlarda yaşayan Türkler iskender’in seferinden sonra şehirler kurmuş ve yerleşik hayatı geliştirmişlerdir.

Hun – Oğuz Destanı :

Oğuz Kağan destanı M.Ö. 209-174 tarihleri arasında hükümdarlık yapmış olan Hun hükümdarı Mete’nin hayatı etrafında şekillenmiştir. Bütün Türk

destanlarında olduğu gibi bu destanın da ilk şekli günümüze ulaşmamıştır. Bugün, elimizde Oğuz destanının üç varyantı bulunmaktadır. XIII ile XVI

yüzyıllar arasında Uygur harfleriyle yazılmış ve islâmiyetten önceki inancı yansıtan varyantın ilk örneği temsil ettiği kabul edilebilir. XIV. yüzyıl başında

yazıldığı bilinen Reşîdeddîn’in Câmiüt-Tevârih adlı eserinde yer alan Farsça Oğuz Kağan Destanı islâmî varyantların ilkini temsil etmektedir. Oğuz Kağan

Destanının üçüncü varyantı ise XVII. yüzyılda Ebü’l-Gazî Bahadır Han tarafından Türkmenler arasındaki sözlü rivayetlerden ve önceki yazmalardan

faydalanarak yazılmıştır.

Oğuz Kağan Destanının islâmiyet Öncesi Rivayeti Ay Kağan’ın yüzü gök , ağzı ateş, gözleri elâ ,saçları ve kaşları kara perilerden daha güzel bir oğlu oldu.

Bu çocuk annesinden ilk sütü emdikten sonra konuştu ve çiğ et ,çorba ve şarap istedi.Kırk gün sonra büyüdü ve yürüdü. Ayakları öküz ayağı , beli kurt beli,

omuzları samur omzu, göğsü ayı göğsü gibiydi. Vücudu baştan aşağı tüylüydü. At sürüleri güder ve avlanırdı. Oğuz’un yaşadığı yerde çok büyük bir

orman vardı. Bu ormanda çok büyük ve güçlü bir gergedan yaşıyordu. Bir canavar gibi olan bu gergedan at sürülerini ve insanları yiyordu. Oğuz cesur bir

adamdı. Günlerden bir gün bu gergadanı avlamağa karar verdi. Kargı, yay, ok, kılıç ve kalkanını aldı ve ormana gitti. Bir geyik avladı ve onu söğüt dalı

ile ağaca bağladı ve gitti. Tan ağarırken geldiğinde gergedanın geyiği almış olduğunu gördü. Daha sonra Oğuz, avladığı bir ayıyı altın kuşağı ile ağaca

bağladı ve gitti. Tan ağarırken geldiğinde gergedanın ayıyı da aldığını gördü. Bu sefer kendisi ağacın altında bekledi. Gergedan geldi ve başı ile Oğuz’un

kalkanına vurdu. Oğuz kargı ile gergedanı öldürdü. Kılıcı ile başını kesti. Gergedanın barsaklarını yiyen ala doğanı da oku ile öldürdü ve başını kesti.

Günlerden bir gün Oğuz Kağan Tanrıya yalvarırken karanlık bastı. Gökten bir gök ışık indi. Güneşden ve aydan daha parlaktı. Bu ışığın içinde alnında

kutup yıldızı gibi parlak bir ben bulunan çok güzel bir kız duruyordu. Bu kız gülünce gök tanrı da gülüyor, kız ağlayınca gök tanrı da ağlıyordu.Oğuz bu

kızı sevdi ve bu kızla evlendi. Günler ve gecelerden sonra bu kız üç oğlan çocuk doğurdu. Çocuklara Gün, Ay ve Yıldız isimlerini verdiler. Oğuz ormanda

ava çıktığı günlerden birinde göl ortasında bir ağaç gördü. Ağacın kovuğunda gözü gökten daha gök, saçı ırmak gibi dalgalı, inci gibi dişli bir kız

oturuyordu. Yeryüzü halkı bu kızın güzelliğini görse dayanamaz ölüyoruz derlerdi. Oğuz bu kızı sevdi ve onunla evlendi. Günlerden gecelerden sonra

Oğuz’un bu kızdan da üç oğlu oldu. Bu çocuklara Gök, Dağ ve Deniz isimlerini koydular.

Oğuz Kağan büyük bir toy(şenlik) verdi. Kırk masa ve kırk sıra yaptırdı.Çeşit çeşit yemekler,şaraplar, tatlılar, kımızlar yediler ve içtiler.Toydan sonra

Beylere ve halka Oğuz Kağan şunları söyledi:

Ben sizlere kağan oldum

Alalım yay ile kalkan

Nişan olsun bize buyan

Bozkurt olsun bize uran

Av yerinde yürüsün kulan

Dana deniz, daha müren

Güneş bayrak gök kurıkan

Oğuz Kağan bu toydan sonra dünyanın dört bir tarafına elçilerle şu mektubu gönderdi:” Ben Uygurların kağanıyım ve yeryüzünün dört köşesinin kağanı

olmam gerekir. Sizden itaat dilerim. Kim benim emirlerime baş eğerse, hediyelerini kabul eder ve onu dost edinirim. Kim baş eğmezse, gazaba gelirim. Onu

düşman sayarım. Onunla savaşır ve yok ettiririm”. Yine o zamanlarda sağ yanda bulunan Altun Kağan, Oğuz Kağan’a pek çok altın gümüş ve değerli taşlar

hediye etti ve ona itaat ederek dostluk kurdu. Oğuz Kağanın sol yanında ise askerleri ve şehirleri çok olan Urum Kağan vardı. Urum Kağan Oğuz Kağanı

dinlemezdi. Oğuz Kağan’ın isteklerini gene kabul etmedi. Oğuz Kağan gazaba geldi, bayrağını açtı ve askerleriyle birlikte Urum Kağana doğru yürüdü.Kırk

gün sonra Buz Dağ’ın eteklerine geldi. Çadırını kurdurdu ve sessizce uyudu. Tan ağarınca Oğuz Kağanın çadırına güneş gibi bir ışık girdi.O ışıktan gök

tüylü gök yeleli büyük bir erkek kurt çıktı. Kurt: ” Ey Oğuz, sen Urum üzerine yürümek istiyorsun; Ey Oğuz ben senin önünde yürüyeceğim.”dedi. Bunun

üzerine Oğuz çadırını toplattırdı ve ordusuyla birlikte kurdu izlediler. Gök tüylü gök yeleli büyük erkek kurt itil Müren denizi yakınındaki Kara dağın

eteğinde durdu. Urum Hanın ordusu ile Oğuz Kağanın ordusu arasında büyük savaş oldu. Oğuz Kağan savaşı kazandı, Urum Hanın hanlığını ve halkını

aldı.Oğuz Kağan ve askerleri Gök tüylü ve gök yeleli kurdu izleyerek itil ırmağına geldiler. Oğuz Kağan’ın beylerinden Uluğ Ordu bey itil ırmağını geçmek

için ağaçlardan sal yaptı ve böylece karşıya geçtiler. Oğuz’un bu buluş hoşuna gittiği için bu Uluğ Ordu Bey’e “Kıpçak” adını verdi. Gök tüylü gök yeleli

kurdu izleyerek yeniden yola devam ettiler. Oğuz Kağan’ın çok sevdiği alaca atı Buz Dağa kaçtı. Oğuz Kağanın çok üzüldüğünü gören kahraman

beylerinden biri Buz Dağa çıktı ve dokuz gün sonra alaca atı bularak geri döndü. Oğuz Kağan atını ve karlarla örtünmüş kahraman beyi görünce çok

sevindi. Atını getiren bu beye: ” Sen buradaki beylere baş ol. Senin adın ebediyen Karluk olsun.” dedi. Bir süre ilerledikten sonra gök tüylü ve gök yeleli

erkek kurt durdu. Çürçet yurdu adı verilen bu yerde Çürçetlerin kağanı ve halkı Oğuz Kağana boyun eğmeyince büyük savaş oldu. Oğuz Kağan, Çürçet

Kağını yendi ve halkını kendisine bağladı. Oğuz Kağan, ordusunun önünde yürüyen bu gök tüylü gök yeleli erkek kurdla Hint, Tangut, Suriye, güneyde

Barkan gibi pek çok yeri savaşarak kazandı ve yurduna kattı. Düşmanları üzüldü, dostları sevindi. Pek çok ganimet ve atla evine döndü. Günlerden bir gün

Oğuz Kağanın tecrübeli bilge veziri Uluğ Bey rüyasında bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. Altın yay gün doğusundan gün batısına kadar uzanıyordu. Üç

gümüş ok da kuzeye doğru gidiyordu.Oğuz Kağan bu rüyayı dinleyince yurdunu oğulları arasında paylaştırdı.

Köktürk Destanı

Köktürklerle ilgili tesbit edilen destanın iki farklı rivayeti bulunmaktadır. Çin kaynaklarında tesbit edilen varyant “Bozkurt”, Ebü’l-Gâzi Bahadır Han

tarafından tesbit edilen varyant şecere-i Türk’te ise “Ergenekon” adıyla verilmiştir.

Ergenekon Destanı

Moğol ilinde Oğuz Han soyundan il Han’ın hükümdarlığı sırasında Tatarların hükümdarı Sevinç Han Moğol ülkesine savaş açtı. ilhan’ın idaresindeki

orduyu Kırgızlar ve diğer boylardan da yardım alarak yendi. ilhanın ülkesindeki herkesi öldürdüler. Yalnız il Han’ınn küçük oğlu Kıyan ve eşi ile yeğeni

Nüküz ile eşi kaçıp kurtulmayı başardılar.Düşmanın, onları bulamayacağı bir yere gitmeğe karar verdiler. Yabanî koyunların yürüdüğü bir yolu izleyerek

yüksek bir dağıda dar bir geçite vardılar. Bu geçitten geçerek içinde akar sular,pınarlar, çeşitli bitkiler, çayırlar, meyva ağaçları, çeşitli avların bulunduğu bir

yere gelince Tanrıya şükrettiler ve burada kalmağa karar verdiler. Dağın doruğu olan bu yere dağ kemeri anlamında “Ergene” kelimesiyle “dik” anlamındaki

“Kon” kelimesini birleştirerek “Ergenekon” adını verdiler. Kıyan ve Nüküz’ün oğulları çoğaldı. Dört yüz yıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldılarki

Ergenekon’a sığamadılar.Atalarının buraya geldiği geçitin yeri unutulmuştu.Ergenekon’un çevresindeki dağlarda geçit aradılar. Bir demirci, dağın demir

kısmı eritirlerse yol açılabileceğini söyledi. Demirin bulunduğu yere bir sıra odun, bir sıra kömür dizdiler ve ateşi yaktılar. Yetmiş yere koydukları yetmiş

körükle hep birden körüklediler.Demir eridi, yüklü bir deve geçecek kadar yer açıldı.ilhan’ın soyundan gelen Türkler yeniden güçlenmiş olarak eski yurtlarına

döndüler, atalarının intikamını aldılar. Egenekondan çıktıkları gün olan 21 martta her yıl bayram yaptılar. Bu bayramda bir demir parçasını kızdırırlar,

demir kıpkırmızı olunca önce Hakan daha sonra beyler demiri örsün üstüne koyarak döğerler. Bugün hem yeniden özgür hem de bahar bayramı olarak hala

kutlanmaktadır.

Uygur Destanları

Uygurlara âit Türeyiş ve Göç isimli iki destan parçası tesbit edilmiştir.Türeyiş parçası Çin kaynaklarından Göç ise hem Çin hem iran kaynaklarında

bulunmaktadır.

Türeyiş Destanı

Eski Hun beylerinden birinin çok güzel iki kızı vardı. Bu bey kızları ile ancak Tanrıların evlenebileceğini düşünüyordu. Bu sebeble ülkesinin kuzey tarafında

yüksek bir kule yaptırarak iki güzel kızını Tanrılarla evlenmek üzere buraya yerleştirdi. Bir süre sonra kuleye gelen bir kurdun Tanrı olduğu düşüncesiyle

kızlar bu kurtla evlendiler. Bu evlenmeden doğan Dokuz Oğuzların sesi kurt sesine benzerdi.

Göç Destanı

Uygurların yurdunda “Hulin” isimli bir dağ vardı. Bu dağdan Tuğla ve Selenge isimli iki ırmak çıkardı. Bir gece oradaki bir ağacın üzerine gökten ilâhi bir

ışık indi. iki ırmak arasında yaşayan halk bunu dikkkatle izlediler. Ağacın gövdesinde şişkinlik oluştu, ilâhi ışık dokuz ay on gün şişkinlik üzerinde durdu.

Ağacın gövdesi yarıldı ve içinden beş çocuk göründü. Bu ülkenin halkı bu çocukları büyüttü. En küçükleri olan Buğu Han büyüyünce hükümdar oldu. Ülke

zengin halk mutlu oldu. Çok zaman geçti. Yuluğ Tiğin isimli bir prens hükümdar oldu. Çinlilerle çok savaştı. Bu savaşlara son vermek için Oğlu Galı Tigini bir

Çin prensesi ile evlendirmeğe karar verdi. Çinliler , prensese karşılık hükümdardan Tanrı dağının eteğindeki Kutlu Dağ adını taşıyan kayayı istediler. Gali

Tigin kayayı verdi. Çinliler kayayı götürmek için kayanın etrafında ateş yaktılar, kaya kızınca üzerine sirke döktüler. Ufak parçalara ayrılan kayayı

arabalara koyarak Çin’e taşıdılar. Memleketteki bütün kuşlar, hayvanlar kendi dilleriyle bu kayanın gidişine ağladılar. Bundan yedi gün sonra da Gali Tigin

öldü. Kıtlık ve kuraklık oldu . Yurtlarını bırakarak göç etmek zorunda kaldılar.

Buraya kadar kısaca tanıtmağa çalıştığımız Türklerin ilk dönem edebî eserleri olan Yaratılış, Alp Er Tunga, şu, Oğuz Kağan, Ergenekon, Türeyiş ve Göç

destanları bugünkü bütün Türk Cumhuriyet ve Topluluklarının ortak destanları olarak kabul edilmektedir. Büyük bir ihtimalle XV. yüzyılda yazıya geçirildiği

kabul edilen “Dede Korkut Hikâyeleri” nin Hun-Oğuz Destan dâiresinden ayrılmış destan parçası olduğu görüşü oldukça yaygındır. Dede Korkut

Hikâyeleri ve bu hikâyelerin hem anlatıcısı hem de kahramanlarından biri olan Dede Korkut bütün Türk dünyasında ortak olarak tanınan sözlü ve yazılı

gelenekte yaşatılan önemli eserlerden biridir. Türklerin X. yüzyılda büyük kitleler halinde islâmiyeti kabul etmelerinden ve Oğuzların büyük bir bölümünün

batıya bugünkü Anadolu topraklarına göçmelerinden sonra gerek Orta Asyada gerek Anadolu , Balkanlar ve Orta Doğuda, Türkler farklı siyasî birlikler

içinde yaşamışlardır. X. yüzyıldan sonra teşekkül eden destanlardan Köroğlu dışındakiler Türk topluluk ve guruplarının iletişimleri ölçüsünde

yaygınlaşmıştır. Köroğlu destanı XVI. yüzyılda Anadolu’da teşekkül etmiş ve hemen hemen bütün Türk dünyası tarafından benimsenmiş ve çeşitlenerek

yaşatılmaktadır.

İslâmiyetin Kabulünden Sonraki Türk Destanları Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han X. yüzyılda islâmiyeti resmen devlet dini olarak kabul etmiştir.

islâmiyetten sonra ilk teşekkül eden destan da bu hükümdarın islâmiyeti kabul ve yaymak için yaptığı mücadelelerin efsanelerle zenginleştirilerek anlatımıyla

doğmuştur. Bu destanın bir elyazmasında bulunan metni kısaca şöyle özetlenebilir :

Satuk Buğra Han Destanı

Hz. Muhammed kanatlı atı Burak’ın sırtında göklere yükseldiği “Mirâc Gecesinde” gök katlarında kendinden önceki peygamberleri görür. Bunlar arasında

birini tanıyamaz ve Cebrail’e bunun kim olduğunu sorar.

Cebrail :

” Bu peygamber değildir. Bu sizin ölümünüzden üç asır sonra dünyaya inecek olan bir ruhtur. Türkistan’da sizin dininizi yayacak olan bu ruh ” Abdülkerim

Satuk Buğra Han” adını alacaktır.” Hz. Muhammed yeryüzüne döndükten sonra hergün islâmiyeti Türk ülkesine yayacak olan bu insan için dua etti. Hz.

Muhammed’in arkadaşları da bu ruhu görmek istediler. Hz. Muhammed dua etti. Başlarında Türk başlıkları bulunan silâhlı, kırk atlı göründü. Satuk Buğra

Han ve arkadaşları selâm verip uzaklaştılar. Bu olaydan üç asır sonra Satuk Buğra Han, Kaşgar Sultanının oğlu olarak dünyaya geldi. Satuk Buğra Hanın

doğduğu gün yer sarsılmış, mevsim kış olduğu halde bahçeler , çayırlar çiçeklerle örtülmüştü. Falcılar bu çocuğun büyüyünce müslüman olacağını

söyleyerek öldürülmesini isterler. Satuk Buğra Hanı, annesi : ” Müslüman olduğu zaman öldürürsünüz.” diyerek ölümden kurtarır.

Satuk Buğra Han ı2 yaşında arkadaşlarıyla birlikte ava çıkmağa başlar. Avda oldukları günlerden birinde kaçan bir tavşanın arkasından hızla koşarken

arkadaşlarından uzaklaşır. Kaçan tavşan durur ve bir ihtiyar insan görünümü kazanır.Satuk Buğra Han’ın sonradan Hızır olduğunu anladığı bu yaşlı kişi

ona müslüman olmasını öğütler ve islâmiyeti anlatır. Satuk Buğra, Kaşgar hükümdarı olan amcasından islâmiyeti kabul etmesini ister. Kaşgar Hanı,

müslüman olmayacağını söyler. Satuk Buğra Han’ın işaretiyle yer yarılır ve hükümdar toprağa gömülür. Satuk Buğra Han hükümdar olur ve bütün Türk

ülkeleri onun idaresinde islâmiyeti kabul ederler. Satuk Buğra Han, ömrünü müslümanlığı yaymak için mücadele ile geçirmiştir. Menkabelere göre Satuk

Buğra Han’ın düşmana uzatıldığında kırk adım uzayan bir kılıcı varmış ve savaşırken etrafına ateşler saçıyormuş. 96 yaşında Tanrıdan davet almış

bu sebeble Kaşgar’a dönmüş ve hastalanarak burada ölmüştür.

Manas Destanı

Kırgız Türkleri arasında doğan Manas destanı Kazak-Kırgız Türk kültür dâiresi içinde bugün de bütün canlılığı ile yaşamaktadır. Bu destanın XI ile XII.

yüzyıllarda meydana geldiği düşünülmektedir. Destanın kahramanı Manas da, Oğuz Kağan destanının islâmî rivayetindeki ve Satuk Buğra Han gibi

islâmiyeti yaymak için mücadele eden bir kahramandır. Böyle olmakla beraber Manas destanında islâmiyet öncesi Türk kültür , inanç ve kabullerinin

tamamını görmek mümkündür. Bazı varyantları 4oo.ooo mısra olan Manas destanı Türk-Bozkır medeniyetinin Kazak -Kırgız dâiresinin kültür belgeseli

niteliğindedir.

Cengiz-nâme

Ortaasya’da yaşayan Türk boyları arasında XIII. yüzyılda doğup gelişmiştir. Cengiznâme Moğol hükümdarı Cengiz’in hayatı, kişiliği ve fetihleri ile ilgili

olarak Cengiz’in oğulları tarafından idare edilen Türkler tarafından meydana getirilmiştir. Orta Asya’da yaşayan Türkler özellikle de Başkurd, Kazak ve

Kırgız Türkleri, Cengiz destanını çok severek günümüze kadar yaşatmışlardır. Cengiz-nâme’de, Cengiz bir Türk kahramanı olarak kabul edilmekte ve

hikâye Türk tarihi gibi anlatılmaktadır. Cengiz, Uygur Türeyiş destanının kahramanları gibi gün ışığı ile Kurt-Tanrı’nın çocuğu olarak doğar.

Cengiz-nâme, Moğol Hanlarının destanî tarihi olarak kabul edildiğinden tarih araştırıcılarının da dikkatini çekmiştir. XVII. yüzyılda Orta Asya Türkçesinin

değerli yazarı Ebü’l Gâzi Bahadır Han, “şecere-i Türk” adlı eserinde “Cengiz-Nâme”nin ı7 varyantını tesbit ettiğini söylemektedir. Bu bilgi, bu destanın,

Orta Asya’daki Türkler arasındaki yaygınlığını göstermektedir. Orta Asya Türkleri, Cengiz’i islâm kahramanı olarak da görmüşler ve ona kutsallık

atfetmişlerdir. Batıdaki Türkler tarafından ise Cengiz hiç sevilmemiştir. Arap tarihçilerinin, bu hükümdarı islâm düşmanı olarak göstermeleri ve tarihî olaylar

onun sevilmemesinde etkili olmuştur. Moğolların Anadoluya saldırgan biçimde gelip ortalığı yakıp yıkmaları, Bağdat’ın önce Hülâgu daha sonra Timurlenk

tarafından yakılıp yıkılması, Timurlenk’in Yıldırım Beyazıd’la sebebsiz savaşı gibi tarihi gerçekler, Cengiz’in de diğer Moğollar gibi sevilmemesine sebeb

olmuştur. Cengiz-Nâme batıda yaşayan Türkler’in hafıza ve gönüllerinde yer almamıştır. “Cengiz-Nâme”nin Orta Asya Türkleri arasında bir diğer adı da “

Dâstân-ı Nesl-i Cengiz Han”dır.

Edige

Bu destanda XIII yüzyılda Hazar denizi kıyısında kurulan Altınordu Hanlığının XV. yüzyılda Timurlular tarafından yıkılışı anlatılmaktadır. Destanın

adı, Altınordu Hanı ve bu destanın kahramanı Edige Mirza Bahadır’a atfen verilmiştir. Edige Mirza Bahadır’ın devletini ayakta tutabilmek için yaptığı

büyük mücadeleler, ölümünden sonra XV. yüzyılda destan haline getirilmiştir. 1820’yılından itibaren yazıya geçirilen Edige destanının Kazak-Kırgız,

Kırım, Nogay, Türkmen, Kara Kalpak, Başkırt olmak üzere altı rivâyeti tesbit edilmiştir Çeşitli Türk guruplar arasında Alp Er Tunga ve Oğuz Kağan gibi

ilk Türk destanlarının izlerini taşıyan Türk kahramanlık dtünya görüşünü temsil eden burada bahsi geçenler kadar yaygınlaşmamış ortak edebiyat geleneği

içinde yer almamış pek çok başka destan örneği bulunmaktadır. Osmanlı sahasında destandan hikâyeye geçişte ara türler olarak da nitelendirilen çok

tanınmış ve bir çok Türk topluluklarınca da bilinen Köroğlu örneği yanında daha sınırlı alanlarda tesbit edilen Danişmendname , Battalname gibi ilgi çekici

örnekler de bulunmaktadır.

Battal-Nâme

Bu destanın kahramanı Türkler arasında Battal Gâzi adıyla benimsenmiş bir Arap savaşcısıdır. Asıl destan, VIII. yüzyılda, Emevî’lerin hırıstıyanlarla

yaptıkları savaşlarda büyük kahramanlıklar göstermiş Abdullah isimli bir kişiyle ilgili olarak doğmuştur. Battal arapça kahraman demektir, Battal Gâzi, Arap

kahramanına verilen unvanlardır. Türklerin müslüman olmalarından sonra Battal Gâzi destan tipi Türkleştirilmiş önceki destan epizotlarıyla zenginleştirilmiş ve

anlatım geleneği içine alınmıştır. XII ve XIII yüzyıllarda Battal-Nâme adı ile ve nesir biçimi yazıya geçirilmiştir. Hikâyeci âşıkların repertuarlarında da yer

almıştır.Seyyid Battal adıyla da anılan bu kahraman hem çok bilgili, çok dindar ve cömertdir. Müslümünlığı yaymak için yaptığı mücadelelerde insanların

yanında büyücü, cadı ve dev gibi olağanüstü güçlerle de savaşır. ” Aşkar Devzâde” isimli atı da kendisi gibi kahramandır. Arap, Fars ve Türklerin X-XX.

yüzyıllar arasında oluşturdukları ortak islâm kültür dâiresinin ürünlerinden biri olmakla beraber Orta Asya’da yaşayan Türk guruplar arasına da yayılarak

Türk kabul ve değerleriyle kaynaşmıştır.

Dânişmendnâme

Anadolunun fethini ve bu mücadelenin kahramanlarını anlatan, X11. yüzyılda sözlü olarak şekillenen X111. yüzyılda yazıya geçirilen islâmî Türk

destanlarındandır. Danişmendnâme’de hikâye edilen olayların tarihi gerçeklere uygunluğu, kahramanlarının yaşamış Türk beyleri olmalarından, Anadolu

coğrafyasının gerçek isimleriyle anılmasından dolayı uzun süre tarih kitabı olarak nitelendirilmiştir. Köroğlu metni destan adıyla anılmakla ve bazı destanî

niteliklere de sahib olmakla birlikte XX. yüzyılda Anadolu’dan derlenen örnekleri daha çok halk hikâyesi geleneğine yakındır. Anadolu’da hikâyeci âşıklar

tarafından 24 kol halinde anlatılan hikâyesinin özeti kısaca şöyledir :

Köroğlu Destanı

Bolu beyi, güvendiği seyislerinden biri olan Yusuf’a : ” Çok hünerli ve değerli bir at bul .” emrini verir. Seyis Yusuf, uzun süre Bolu beyinin isteğine uygun bir at

arar. Büyüdüklerinde istenen niteliklere sahip olacağına inandığı iki tay bulur ve bunları satın alır. Bolu beyi bu zayıf tayları görünce çok kızar ve seyis

Yusuf’un gözlerine mil çekilmesini emreder. Gözleri kör edilen ve işinden kovulan Yusuf, sıska taylarla birlikte evine döner. Oğlu Ruşen Ali’ye verdiği

talimatlarla tayları büyütür. Babası kör olduğu için Köroğlu takma adıyla anılan Ruşen Ali, babasının isteğine göre atları yetiştirir. Taylardan biri olağanüstü

bir at haline gelir ve Kırat adı verilir. Kırat da destan kahramanı Köroğlu kadar ünlenir. Seyis Yusuf, Bolu beyinden intikam almak için gözlerini açacak ve

onu güçlü kılacak üç sihirli köpüğü içmek üzere oğlu ile birlikte pınara gider. Ancak, Köroğlu babasına getirmesi gereken bu köpükleri kendisi içer, yiğitlik,

şâirlik ve sonsuz güç kazanır. Babası kaderine rıza gösterir ancak oğluna mutlaka intikamını almasını söyler. Köroğlu Çamlıbel’e yerleşir, çevresine yiğitler

toplar ve babasının intikamını alır. Hayatını yoksul ve çaresizlere yardım ederek geçirir. Halk inancına göre silâh icat edilince mertlik bozuldu demiş

kırklara karışmıştır. Çeşitli dönemlere ve farklı siyâsî birlikler sahip Türk gurubları arasında tesbit edilen Türk destanlarının kısaca tanıtımı ve özeti bu

kadardır. Bu destan metinleri incelendiğinde hepsinde ilk Türk destanı Oğuz Kağan destanının izleri bulunduğu görülür. Bu destan parçaları Türk

dünyasının ortak tarihî dönem hatıralarını aksettiren ilk edebî ürünler olarak da önem ve değer taşırlar. Bir gün bu parçalardan hareketle Fin destanı

Kalavala gibi değerli mükemmel bir Türk destanını yazılabilirse çeşitli kaynaklarda dağınık olarak bulunan malzeme daha anlamlı hale gelebilir

kanaatindeyim.

Kaynaklar

1. Banarlı Nihat Sami, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Istanbul 1971.

2. Bang W. – R.R. Arat, Die Legende von Oghuz-Kaghan, Berlin ı932. Türkçe çevirisi, Oğuz Kağan Destanı,

Istanbul 1936.

3. Ebulgâzi Bahadır Han, şecere-i Terakime, fotokopi, Istanbul ı937.

4. Gökyay Orhan şâik, ” Han-nâme” Necati Lugal Armağanı, Ankara ı968.

5. inan Abdulkâdir, Tarihte ve bugün şamanizm, Ankara ı945.

6. Köprülü Mehmet Fuat, Türk Edebiyatı Tarihi, Istanbul 1928. ikinci baskı Istanbul 1982.

7. Moğolların Gizli Tarihi, çeviren Ahmet Temir, Ankara ı948.

8. Orkun H.N., Oğuzlara Dâir, Ankara ı935.

9. Ögel Bahaeddin, “Uygurların Menşe Efsanesi”, A.Ü. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi , Ankara 1947.

10. Ögel Bahaeddin , Türk Kültür Tarihi, Ankara 1962.

11. Türk Mitolojisi, Ankara 1971.

12. Sümer Faruk, Oğuzlar , Ankara 1967.

13. Togan Zeki Velidi, Umumî Türk Tarihine Giriş, Istanbul 1946.

Prof. Dr. Umay Günay


Bedava İlan Verme