Ders Anlatım Eğitim Blogu,Öss,Sbs,Dersler

fizik, kimya, biyoloji, ingilizce, öss, sbs, öğretmenler

Dünya üzerindeki bir yerin kuşbakışı görünümü, kroki, plan ya da harita olarak düzleme aktarılır.

Harita : Dünya’nın bütününün ya da bir bölümünün kuşbakışı görünümünün belli bir oranda küçültülerek düzleme aktarılmış şekline harita denir.

Bir çizimin harita özelliği taşıyabilmesi için;
– Kuşbakışı görünüme göre çizilmesi,
– Arazi üzerindeki uzunlukların belli bir oranda küçültülmesi gerekir.

UYARI : Kuşbakışı görünüm temel alınarak yapılan çizimlerin harita özelliği taşıyabilmesi için küçültme oranının (ölçek) bulunması gerekir.

Plan : Bir yerin kuşbakışı görünümünün belli bir oranda küçültülerek düzleme aktarılmasıdır. Plan bir tür büyük ölçekli haritadır.

Kroki : Bir yerin kuşbakışı görünümünün ölçeksiz olarak düzleme aktarılmasıdır.

Haritalarda Bozulmalar

Dünya’nın küreselliği harita çizimini güçleştirmektedir. Dünya’nın tümü ya da bir bölümü düzleme aktarırken şekillerde, alanlarda, uzunluk ve açılarda bozulmalar olur. Bu nedenle küresel yüzeyi düzleme aktarmak için çeşitli çizim yöntemleri geliştirilmiştir.

Özellikle yeryüzü şekillerini gösteren haritalar tam olarak gerçeği yansıtmazlar. Engebesi fazla, geniş alanların gösterildiği haritalarda hata payı artar. Az engebeli, küçük alanların gösteriminde hata payı azalır.

UYARI : Dünya’nın küreselliği harita çizimini zorlaştırır.

– Engebeli ve geniş alanların gösterildiği haritalarda bozulmalar fazladır.

– Engebesiz ve küçük alanların gösterildiği haritalarda bozulmalar azdır.

Projeksiyon

Dünya’nın küreselliği nedeniyle, haritalarda ortaya çıkan hataları en aza indirmek için çeşitli yöntemler kullanılır. Bunun için yerkürenin paralel ve meridyen ağının belirli kurallara göre düz bir kağıda geçirilmesi gerekir. Bu sisteme projeksiyon denir.

Projeksiyon Sistemleri

– Alan Koruyan Projeksiyon
Alan koruyan projeksiyon ile çizilen haritalarda, şekil, açı ve uzunluk oranları bozulur. Ancak, paralel daireleri ile meridyenler arasındaki alanlar bozulmadan, orantılı olarak düzleme geçirilir. Böylece gerçek alan korunmuş olur.

– Açı Koruyan Projeksiyon
Açı koruyan projeksiyon ile çizilen haritalarda, meridyenler ile paraleller arasındaki 90°’lik açık iler kara ve denizlerin şekilleri korunur. Ancak, bunların alanları bozulur. Bu tip haritalarda kutup bölgelerine doğru gidildikçe, kara ve denizlerin alanı büyür.

– Uzunluk Koruyan Projeksiyon

Uzunluk koruyan projeksiyon ile çizilen haritalarda, merkezden çevreye doğru tüm yönlerdeki uzunlukların oranı korunur. Açı ve alan korunmaz.

Harita Çizimi

Bir bölgenin haritası çizilirken öncelikle;

– Bölgenin enlem ve boylamının,

– Haritanın kullanım amacının,

– Haritanın küçültme oranının belirlenmesi gerekir.

Harita yapımında kullanılacak çizim yöntemi, küçültme oranı ve harita işaretleri ise haritanın kullanım amacına göre belirlenir.

Harita Elemanları

Tüm haritalarda bulunması gereken 5 temel eleman vardır. Bunlar, enlem-boylam, ölçek, harita anahtarı (lejant), başlık ve çerçevedir.

Enlem-boylam : Haritası yapılacak alanın öncelikle enlem ve boylamları belirlenir. Çünkü haritanın ölçeği, bu alanın genişliğine ve kullanım amacına göre belirlenir.

Ölçek : Haritanın kullanım amacına göre belirlenmelidir.

Harita Anahtarı (Lejant) : Haritada kullanılan özel işaretlerin ne anlama geldiğini gösteren bölümdür. Her haritanın kullanım amacına göre farklı işaretler kullanılır.

Başlık : Haritanın kullanım amacını belirtmeli, haritayı tanıtmaya yeterli, açık ve kısa olmalıdır.

Çerçeve : Tüm haritalarda, haritası yapılacak alanı sınırlayan bir iç çerçeve ve diğer harita elemanlarını sınırlayan dış çerçeve çizilmelidir.

Harita Ölçeği

Harita üzerinde belli iki nokta arasındaki uzunluğun, yeryüzündeki aynı noktalar arasındaki uzunluğa oranıdır.

Diğer bir deyişle, gerçek uzunlukları harita üzerine aktarırken kullanılan küçültme oranıdır.

Örneğin : Boğaz Köprüsü’nün gerçekte 1074 m olan iki ayağı arası uzaklık, ölçeği bilinmeyen bir haritada yaklaşık 0.5 cm gösterilmiştir. Haritanın ölçeğini bulmak için harita üzerindeki uzunluğu gerçek uzunluğa oranlarız.

Buna göre haritanın ölçeği yaklaşık 1/200.000’dir.

Ölçek = Harita Üzerindeki Uzunluk / Arazi Üzerindeki Uzunluk (Gerçek Uzunluk)

Kesir Ölçek

Haritalardaki küçültme oranını basit kesirle ifade eden ölçek türüdür.

1 / 25.000 , 1 / 500.000, 1 / 1.000.000 birer kesir ölçektir.

Kesir ölçekte, pay ile paydanın birimleri aynıdır. Uzunluk birimi olarak santimetre (cm) kullanılır.

Örneğin : 1 / 1.000.000 ölçeğinde, arazi üzerindeki 1.000.000 cm (10 km)’lik uzunluk harita üzerinde 1 cm gösterilmiştir.

Çizgi (grafik) Ölçek

Haritalardaki küçültme oranını çizgi grafiği üzerinde gösteren ölçek türüdür.

Kesir ölçeğe göre düzenlenir ve santimetre (cm)’nin üstündeki tüm uzunluk birimleri kullanılır.

Kesir Ölçeği Çizgi Ölçeğe Çevirme

Kesir ölçeği, çizgi ölçeğe çevirirken önce 1 cm’nin kaç km’yi gösterdiği bulunur.

Örnek : 1 / 2.500.000 ölçeğinde 1 cm 25km’yi gösterdiğine göre çizgi ölçekte de 1 cm 25 km’yi göstermelidir.

Bir doğru parçası çizilerek eşit aralıklara bölünür. Üzerine, 1 cm 25 km’yi gösterecek şekilde değerler yazılır.

Sıfırın sol tarafındaki aralık 25 km’den daha kısa uzunlukların ölçülmesine yarayacak biçimde bölümlenir.

Çizgi Ölçeği Kesir Ölçeğe Çevirme

Çizgi ölçeği kesir ölçeğe çevirirken önce ölçeğin uzunluğunun, toplam kaç km’yi gösterdiği bulunur. 1 cm’nin kaç km’yi gösterdiğini bulmak için orantı kurulur.

Örneğin : Çizgi ölçeğin uzunluğu 5 cm’dir.

5 cm 20 km gösterdiğine göre

1 cm x km’yi gösterir.

—————————————-

x = 20 / 5 = 4 km

Bulunan değer cm’ye çevrilir.

Buna göre kesir ölçek 1 / 400.000’dir.

UYARI : Çizgi ölçeği kesir ölçeğe çevirirken, grafiğin sonundaki uzunluk birimine dikkat etmemiz gerekir.

Harita Türleri

Harita yaşamın her alanında yardımcı araçlar olarak kullanılır.

Bir kentin imar planının çıkarılması, karayolu, demiryolu ya da köprü yapımı için en uygun yerin belirlenmesi, arkeoloji, coğrafya gibi birçok alanda araştırma yapılması sırasında haritalardan yararlanılır. Haritalar konularına ve ölçeklerine göre ikiye ayrılır.

Konularına Göre Haritalar

Konularına göre haritalar, kullanım amaçlarına göre genel haritalar ve özel haritalar olarak ikiye ayrılır.

Genel Haritalar

Toplumun geniş kesimi tarafından kullanılabilen haritalardır.

– Topoğrafya Haritaları

İzohips (eş yükselti) eğrisi yöntemi ile yapılır. Araziyi ölçekleri oranında ayrıntıları ile gösterirler. Ölçekleri 1 / 20.000 ile 1 / 500.000 arasında değişir. 1 / 20.000’den büyük ölçekli olanlar kadastro işlerinde ve askeri amaçlarla kullanılır. Bu haritalardan ölçek, uzunluk alan ve eğim hesaplamada yararlanılır.

– Fiziki Haritalar

Fiziki haritalar, yeryüzünün kabartı ve çukurluklarını gösteren orta ya da büyük ölçekli haritalardır.

Fiziki haritalar hazırlanırken eş yükselti ve eş derinlik eğrileri geniş aralıklarla geçirilir. Bu aralıklar çeşitli renklerle boyanır. Yükseltiler genellikle yeşil, sarı ve kahverenginin çeşitli tonları ile, derinlikler ise açıktan koyuya mavi rengin tonları ile gösterilir.

– Siyasi ve İdari Haritalar

Yeryüzünde veya bir kıtada bulunan ülkeleri, bir ülkenin idari bölünüşünü, yerleşim merkezlerini gösteren haritalardır. Bu haritalardan uzunluk ve alan bulmada yararlanılır. Ancak yer şekilleri hakkında bilgi edinilemez.

– Duvar ve Atlas Haritaları

Eğitim ve öğretim amacına yönelik haritalardır. Ölçekleri 1 / 1.100.000’dan daha küçüktür. Dünya’nın tümünü, kıtaları veya ülkeleri gösterirler.

Özel Haritalar

Belirli bir konu için hazırlanmış haritalardır. Bu haritalardan bazıları şunlardır:

– Araziden Yararlanma Haritaları

Bir bölgede arazinin nasıl kullanıldığını gösteren haritalardır. Bu haritalar yardımıyla ekili-dikili alanların, çayır ve mera alanlarının, orman alanlarının, bölünüşü ile kayalık, bataklık gibi kullanılmayan alanlar hakkında bilgi edinilir. Tarımın türü ve tarım ürünleri de bu haritalarda gösterilir.

– Ekonomi Haritaları

Dünya’nın bütününün ya da bir bölümünün ekonomik özelliklerini gösteren haritalardır. Bu haritalar yardımıyla endüstri kuruluşlarının türü, sayısı, dağılışı, çalışanların sayısı hakkında bilgi edinilir.

– Hidrografya Haritaları

Bir bölgenin su potansiyeli (akarsular, göller, yeraltı suları, kaynaklar) hakkında bilgi veren haritalardır. Bu haritalar yardımıyla akarsuların drenaj tipi, akım miktarı, kanallar, göl sularının özellikleri, yeraltı sularının türü, kaynakların türü sayısı ve verimlilik derecesi hakkında bilgi edinilir.

– İzoterm Haritaları

Bir bölgede, eş sıcaklıktaki noktaları birleştiren eğriye izoterm denir.

İzotermler yardımıyla çizilen izoterm haritalarından, bir bölgedeki sıcaklık dağılışı hakkında bilgi edinilir.

Sıcaklık dağılışını daha iyi gösterebilmek için, bu haritalar sıcaklık basamaklarına uygun olarak renklendirilir. Sıcak yerler için kırmızının tonları soğuk yerler için mavinin tonları kullanılır.

– Jeomorfoloji Haritaları

Bir bölgedeki şekillenme süreci yani iç ve dış güçlerin etkisiyle oluşan yer şekilleri hakkında bilgi veren haritalardır.

Bu haritalarda faylar, yamaçlar, vadi türleri, birikinti konileri, sekiler, ovalar ve daha bir çok yer şekli taranarak gösterilir. Yer şekillerinin kolay ayırt edilmesi amacıyla bu haritalar renklendirilir.

– Nüfus Haritaları

Dünya’nın bütününde ya da bir bölümündeki nüfusun dağılışı ve özellikleri hakkında bilgi veren haritalardır. Bu haritalarda nüfus dağılışı noktalama ile gösterilir. Nüfus yoğunluğu haritaları ise renklendirilir.

– Toprak Haritaları

Bir bölgenin toprak özellikleri ve dağılışları hakkında bilgi veren haritalardır. Bu haritalardan, yetiştirilecek ürünlerin belirlenmesi, buna bağlı olarak topraklardan daha iyi verim alınabilmesi gibi bir çok konuda yararlanılır.
Ölçeklerine Göre Haritalar

– Büyük Ölçekli Haritalar

Ölçekleri 1 / 200.000’e kadar olan bu haritalarda :

  • Küçültme oranı azdır.
  • Ayrıntı fazladır.
  • Birim düzlemde gösterilen gerçek alan küçüktür.
  • Eşyükselti eğrileri arasındaki yükselti farkı azdır.

Planlar ve topoğrafya haritaları bu gruba girer.
– Orta Ölçekli Haritalar

Ölçekleri 1 / 200.000 ile 1 / 1.000.000 arasında olan haritalardır.

Ayrıntılar, büyük ölçekli haritalar göre daha azdır.

– Küçük Ölçekli Haritalar

Ölçekleri 1 / 1.000.000’dan daha küçük olan haritalarda;

  • Ayrıntı en azdır.
  • Küçültme oranı en fazladır.
  • Birim düzlemde gösterilen gerçek alan büyüktür.
  • Eşyükselti eğrileri arasındaki farkı fazladır.

Duvar ve atlas haritaları bu gruba girer.

Haritalarda Yer şekillerinin Gösterilmesi

Haritalarda Kullanılan Çizim Yöntemleri

Yeryüzü şekillerini harita üzerine aktarmak için kullanılan yöntemler;

– Kabartma Yöntemi

Kabartma yöntemi ile yapılan haritalarda, yükseltiler belli oranda küçültülür.

Yer şekilleri kabartılarak gösterilir.

– Gölgelendirme Yöntemi

Gölgelendirme yönteminde, Güneş ışınlarının yer şekilleri üzerine 45 derece açı ile geldiği kabul edilerek arazi yapısı gösterilir. Bu yöntemde gölgelerin açık veya koyu oluşu arazinin eğimi hakkında bilgi verir.

Gölgelerin koyulaştığı yerlerde eğim azalır. Yer şekilleri ayrıntılı bir şekilde gösterilemediği için günümüzde yardımcı bir yöntem olarak kullanılır.

– Tarama Yöntemi

Tarama yöntemi ile yapılan haritalarda, yer şekilleri kısa, kalın, sık ya da ince, uzun, seyrek çizgilerle taranmış olarak gösterilir.

Eğim arttıkça taramaların boyları kısalır, sıklaşır ve kalınlığı artar. Eğimin az olduğu yerlerde ise taramalar uzar, seyrekleşir ve incelir. Taramanın yapılmadığı yerler ise düzlükleri göstermektedir.

Tarama yöntemi ile harita yapımının zor olması, yükselti, eğim bulma gibi hesaplamaların yapılamaması gibi nedenlerden dolayı bu yöntem günümüzde kullanılmamaktadır.

– Renklendirme Yöntemi

Eşyükselti eğrileriyle birlikte kullanılan bu yöntemde yükselti ve derinlik basamakları renklerle gösterilir. Fiziki haritalarda yükseltiler genellikle, yeşil, sarı ve kahverenginin çeşitli tonları, derinlikler ise açıktan koyuya mavi rengin tonları ile gösterilir.

UYARI : Fiziki haritalarda kullanılan renkler, yer şekillerini göstermez. Yükselti ve derinlik basamaklarını göstermek için kullanılır.

– İzohips (Eş yükselti) Eğrisi Yöntemi

Bu yöntemle yapılan haritalarda yer şekilleri izohipsler yardımıyla gösterilir.

İzohips (Eş yükselti) Eğrisi

Deniz seviyesinden aynı yükseklikteki noktaları birleştiren eğriye eş yükselti (izohips) eğrisi, aynı derinlikteki noktaları birleştiren eğriye eş derinlik (izobath) eğrisi denir.

İzohips Aralığı (Eş Aralık)

İzohipsler haritaların ölçeğine uygun olarak belirlenen yükselti aralıkları ile çizilir. Bu aralığa izohips aralığı ya da eş aralık denir.

İzohipslerin Özellikleri

  • İzohipsler iç içe kapalı eğrilerdir.
  • Her izohips, kendisinden daha yüksek izohipslerin çevresini dolaşır.
  • Dik yamaçlarda izohipsler sık geçer
  • Eğimin azaldığı yerlerde izohipsler seyrek geçer
  • Doruk nokta ya da üçgen ile gösterilir.
  • Çevresine göre çukurda kalan yerler yani çanaklar, içe doğru çizilen oklarla gösterilir.

UYARI : Kıyı çizgisinden 0 m eğrisi geçer. Her eğri, kendisinden daha yüksek izohipslerin çevresini dolaşır. İzohipslerin sıklaştığı yerlerde eğim artar.

Haritalarda Yer şekillerinin Gösterilmesi

Yer şekillerinin gösteriminde en çok kullanılan yöntem izohips yöntemidir.

İzohips yöntemi ile yapılan haritalarda izohipslerin uzanışına göre, tepe, sırt, boyun, yamaç, vadi, delta gibi yer şekillerini harita üstünde tanımlamak mümkündür.

Tepe : Bir doruk noktası ve onu çevreleyen yamaçlardan oluşmaktadır.

Sırt : İki akarsu vadisini birbirinden ayıran ve birbirine ters yönde eğimli yüzeyleri birleştiren yeryüzü şeklidir. Sırtların üzeri düz olabileceği gibi keskin de olabilir.

Boyun : Birbirine ters yönde açılmış iki akarsu vadisinin en yüksek, iki doruk arasındaki alanın en alçak yerine boyun denir. Buralara bel ya da geçit de denir.

Yamaç : Yeryüzündeki eğimli yüzeylerdir.

Vadi : Akarsuyun açtığı, sürekli inişi bulunan, uzun, doğal oluktur.

Delta : Akarsuyun taşıdığı maddeleri denize ya da göle ulaştığı yerde biriktirmesi ile oluşan yeryüzü şeklidir.

UYARI : İzohipslerin “V” şeklini aldığı yerlerde, açık taraf akarsu akış yönünü gösterir. Akarsuların delta oluşturdukları yerlerde, izohipsler deniz veya göl yüzeyine doğru çıkıntı yapar.

İzohipsin “V” şeklini aldığı yerlerde yükselti “V” nin açık ucuna doğru artıyorsa sırt, sivri ucuna doğru artıyorsa vadi vardır.

Boyun olabilmesi için, karşılıklı iki tepe arasında, birbirine ters yönde uzanan iki akarsu vadisinin bulunması gerekir.

Profil Çıkartma

Topoğrafya yüzeyinin düşey düzlemde yaptığı ara kesite topoğrafik profil denir.

Haritalarda yeryüzü kuşbakışı olarak görüldüğü için profil, yer şekillerinin yandan görünüşü hakkında bilgi verir.

Profil eş yükselti eğrisi yöntemi ile yapılan haritalardan yararlanarak çizilir.

Harita HesaplamalarıGerçek Uzunluğu Hesaplama

Gerçek uzunluk, diğer bir deyişle arazi üzerindeki uzunluk,

Gerçek Uzunluk = Ölçek (Payda) * Harita Uzunluğu

formülü ile ya da doğru orantı kurularak hesaplanır.

Örnek : 1 / 850.000 ölçekli bir haritada A – B kentleri arası 8 cm ölçülmüştür. Buna göre iki kent arasındaki kuş uçuşu uzaklık kaç km’dir?

Orantıyla Çözüm :

Ölçeğe göre, arazi üzerindeki 850.000 cm haritada 1 cm gösterilmiştir.

1 cm 850.000 cm’yi gösterdiğine göre

8 cm x cm’yi gösterir.

—————————————————————-

x = 8 * 850.000 / 1 = 6.800.000 cm

cm’yi km’ye çevirmek için 5 basamak sola doğru gitmek gerekir.

6.800.000 cm = 68 km’dir.

Formülle Çözüm :

Gerçek Uzunluk = Ölçek * Harita Uzunluğu

Gerçek Uzunluk = 850.000 * 8

Gerçek Uzunluk = 6.800.000 cm = 68 km’dir.

Haritadaki Uzunluğu Hesaplama

Harita üzerindeki uzunluk

Harita Uzunluğu = Gerçek Uzunluk / Ölçek (payda)

formülü ile ya da doğru orantı kurularak hesaplanır.

Örnek : Arazi üzerindeki 180 km’lik uzunluk 1 / 900.000 ölçekli haritada kaç cm ile gösterilir?

Orantıyla Çözüm :

1 / 900.000 ölçeğinde,

1 cm 9 km’yi gösteriyorsa

x cm 180 km’yi gösterir.

———————————-

x = 1* 180 / 9 = 20 cm’dir.

Formülle Çözüm :

Ölçeğe göre, arazi üzerindeki 900.00 cm haritada 1 cm gösterilmiştir.

Harita Uzunluğu = Gerçek Uzunluk / Ölçek (payda)

Harita Uzunluğu = 18.000.000 / 900.000

Harita Uzunluğu = 20 cm’dir.

Haritadaki Uzunlukların Karşılaştırılması

İki harita uzunluğunun karşılaştırılması esasına dayanan sorular ters orantı kurularak ya da iki aşamalı olarak çözülür.

Örnek : 1 / 750.000 ölçekli bir haritada A-B noktaları arasındaki uzaklık 12 cm ölçülmüştür. Aynı uzaklık

1 / 1.500.00 ölçekli bir haritada kaç cm ile gösterilir.

Çözüm l :

1 / 750.000 ölçekli haritada 12 cm’lik uzaklık, 1 / 1.500.000 ölçekli haritada x cm gösterilir.

Ölçekler arasında 750.000 / 1.500.000 oranı bulunduğuna göre harita uzunlukları arasında 12 / x oranı vardır.

x = 750.00 * 12 / 1.500.000 = 6 cm’dir.

Çözüm 2:

1. haritadan yararlanarak gerçek uzaklığı bulalım

1 cm 7.5 km’yi gösteriyorsa,

12 cm x km’yi gösterir.

—————————————————–

x = 12 * 7.5 / 1 = 90 km’dir.

2. haritadan yararlanarak haritadaki uzunluğu bulalım :

15 km’yi 1 cm gösteriyorsa

90 km’yi x cm gösterir

———————————

x = 90 * 1 / 15 = 6 cm’dir.

İzdüşümsel Alanın Hesaplanması

İzdüşümsel alan, yer şekillerinin izdüşümünün alınması ile hesaplanan alandır. Arazi üzerindeki gerçek alan hesaplamalarında ise yer şekilleri yüzölçümü dikkate alınır. Bu nedenle bir yerin izdüşümü alanı ile gerçek alanı arasındaki fark yardımıyla arazinin engebeliliği hakkında bilgi edinilebilir.

İzdüşüm alanı ile gerçek alan arasındaki fark fazla ise, arazinin engebesi de fazladır.

İzdüşümsel alan,

İzdüşümsel Alan = Ölçek (Payda)2 * Haritadaki Alana

formülü ile ya da doğru orantı kurularak hesaplanır.

Örnek : 1 / 700.000 ölçekli bir haritada bir adanın kapladığı alan 15 cm2 olduğuna göre adanın izdüşümsel alanı kam km2 dir?

Orantıyla Çözüm :

Ölçeğe göre, 1 cm 700.000 cm’yi göstermektedir.

1 cm2 49 * 1010 km2 yi gösterdiğine göre,

15 cm2 x km2‘yi gösterir.

————————————————————–

x = 15 * 49 * 1010 = 735 * 1010 cm2 dir.

cm2‘yi km2‘ye çevirmek gerekir. 735 * 10 cm2 = 735 km2‘dir.

Formülle Çözüm :

İzdüşümsel Alan = (Ölçek Paydası)2 * Haritadaki Alan

İzdüşümsel Alan = (700.000)2 * 15

İzdüşümsel Alan = 49 * 1010 * 15 = 735 * 1010 cm2

cm2‘yi km2‘ye çevirmek gerekir. 735 * 1010 cm2 = 735 km2‘dir.

Haritadaki Alanı Hesaplama

Haritadaki alan,

Haritadaki Alan = Gerçek Alan / Ölçek (Payda)2

formülü ile ya da doğru orantı kurularak hesaplanır.

Örnek : Gerçek alanı 590.4 km2 olan göl 1 / 1.200.000 ölçekli haritada kaç cm2 gösterilir.

Orantıyla Çözüm :

Ölçeğe göre ;

1 cm 12 km’yi göstermektedir.

1 cm2 144 km2‘yi gösteriyorsa

x cm2 590.4 km2‘yi gösterir.

——————————————————–

x = 590.4 / 144 = 4.1 cm2 dir.

Formülle Çözüm :

Haritadaki Alan = Gerçek Alan / Ölçek2 (Payda)

Haritadaki Alan = 590.4 / (12)2

Haritadaki Alan = 590.4 / 144 = 4.1 cm2

UYARI : Haritalardaki alan hesaplanırken ölçek paydasının karesi mutlaka alınmalıdır.

Ölçek Hesaplama

Harita ve arazi üzerindeki uzunlukların verildiği sorularda ölçek,

Ölçek (Payda) = Harita Uzunluğu / Gerçek Uzunluk

formülü ya da doğru orantı kurularak hesaplanır.

Örnek : Arazi üzerindeki 84 km’lik uzunluk, ölçeği bilinmeyen haritada 7 cm gösterildiğine göre, haritanın ölçeği nedir?

Orantıyla Çözüm :

84 km cm’ye çevrilir.

7 cm 8.400.000 cm’yi gösteriyorsa

1 cm x cm’yi gösterir.

———————————————–

x = 1 * 8.400.000 / 7 = 1.200.000 cm’dir.

Ölçek : 1 / 1.200.000’dir.

Formülle Çözüm :

Ölçek (Payda) = Harita Uzunluğu / Gerçek Uzunluk

Ölçek (Payda) = 7 / 8.400.000

Ölçek (Payda) = 1.200.000 cm

Ölçek : 1 / 1.200.000’dir.

Ölçek Hesaplama

Harita ve arazi üzerindeki alanların verildiği sorularda ölçek

Ölçek (Payda) = Haritadaki Alan / Gerçek Alan kesrinin karekökü

formülü ya da doğru orantı kurularak hesaplanır.

Örnek : Gerçek Alanı 4375 km2 olan bir göl, ölçeği bilinmeyen haritada 7 cm2 gösterildiğine göre haritanın ölçeği nedir?

UYARI : Harita ve arazi üzerindeki alanların verildiği sorularda ölçeği hesaplarken kare kök almayı unutmayınız.

Eğim Hesaplama :

Eğim : Topoğrafya yüzeyinin yatay düzlemle yaptığı açıya eğim denir.

Eğim,

Eğim = Yükseklik (m) * 100 / Yatay Uzaklık

formülü ile hesaplanır.

Örnek : A – B arasındaki uzaklık 1 / 600.000 ölçekli haritada 4 cm gösterilmiştir. Aralarındaki yükselti farkı 1200 m. olduğuna göre, A ile B arasındaki eğim binde (%o) kaçtır?

Çözüm A B arasındaki gerçek uzaklık;

4 * 6 = 24 km olduğuna göre,

Eğim = Yükseklik Farkı (m) / Yatay Uzaklık (m) * 1000

Eğim = 1200 / 24.000 * 1000

Eğim = %o 50’dir.

UYARI : Eğim yüzde (%) olarak hesaplanırken 100 ile, binde (%o) olarak hesaplanırken 1000 ile çarpılır.

İklim Tipleri

Dünya’da İklim ve Doğal Bitki Örtüsü

Dünya’da Görülen İklim Tipleri

Bir yerde benzer sıcaklık, basınç, rüzgar, nemlilik ve yağış özelliklerinin uzun süre etkili olmasıyla iklim tipleri belirmektedir. İklimi oluşturan bu öğelerden birinin ya da ikisinin farklı olması, değişik iklim tiplerinin ortaya çıkmasına neden olur.

Dünya’da görülen iklimler, sıcak kuşak iklimleri, ılıman kuşak iklimleri ve soğuk kuşak iklimleri olarak üç ana bölümde toplanır.

Sıcak Kuşak İklimleri

Sıcak Kuşak İklimlerinin Ortak Özellikleri

  • Yıllık sıcaklık ortalamaları 20°C’nin üstündedir.
  • Sıcaklık farkları Ekvator’dan uzaklaşdıkça artar.
  • Soğuk mevsim yoktur.
  • Yağış özellikleri farklılık gösterir.

Ekvatoral İklim

Ekvatoral İklimin Özellikleri

Yıllık sıcaklık ortalamasının 20°C’nin üstünde olduğu ekvatoral iklimde yıl boyunca yaz koşulları yaşanır.

Güneş ışınları, yıl boyunca dik ve dike yakın açılarla geldiğinden yıllık sıcaklık farkı azdır.

Yıl boyunca yükseltici hava hareketlerine bağlı olarak konveksiyonel yağış görülür.

Yıllık yağış miktarı 2000 mm’nin üzerindedir. Her mevsimin yağışlı olduğu ekvatoral bölge akarsularının rejimleri düzenlidir ve yıl boyunca bol su taşır. Güneş ışınlarının  dik geldiği Mart ve Eylül aylarında yağışlar artar. Bu nedenle ekinokslarda (21 Mart – 23 Eylül) akarsularda kabarma olur.

Konveksiyonel Yağış : Isınan havanın yükselerek soğuması ile oluşan yağışlardır.

UYARI : Ekvatoral iklimde yıllık sıcaklık farklarının az olması güneş ışınlarının yere değme açılarının az değişmesiyle, günlük sıcaklık farklarının az olması ise nem oranının yüksek olmasıyla ilgilidir.

Ekvatoral İklimin Doğal Bitki Örtüsü

Yıl boyunca sıcaklık ve nem koşulları elverişli olduğundan sürekli yeşil kalabilen yayvan yapraklı ağaçlardan oluşan gür ormanlardır. Yağmur ormanları adı verilen bu ormanlardaki ağaçların boyu yağış miktarının fazla olması nedeniyle 40-60 m lere kadar çıkabilir. Ormanaltı floarası da çok zengindir.

Ormanaltı Florası : Orman örtüsü altında loş ortamda yetişen, çoğunlukla ot ve sarmaşık türlerinin oluşturduğu bitki topluluğudur.

Ekvatoral İklimin Görüldüğü Yerler

10° Kuzey ve Güney enlemleri arasında,

Güney Amerika’da Amazon Havzası’nda,

Afrika’da Kongo Havzası’nda ve Gine Körfezi kıyılarında,

Asya’da Endonezya Adaları’nda görülür.

Yazları Yağışlı Tropikal İklim (Savan)

Yıllık sıcaklık ortalaması 20°C’nin üstündedir.

Yazlar sıcak ve yağışlı, kışlar sıcak ve kurak geçer

Güneş ışınlarının dik açıyla geldiği yaz aylarında konveksiyonel yağışlar görülür.

Kış aylarında subtropikal yüksek basıncın (DYB) etkisinde kaldığından kış kuraklığı belirgindir.

Yıllık yağış miktarı 1000 mm civarındadır.

UYARI : Savan ikliminde günlük sıcaklık farkları, nemlilik nedeniyle yazın az, kışın fazladır.

Yazları Yağışlı Tropikal İklimin (Savan İklimi)  Doğal Bitki Örtüsü

Yaz yağışlarıyla yeşeren, uzun boylu, gür ot topluluklarıdır. Bunlara savan adı verilir. Savanlar arasında yer yer kurakçıl ağaçlar görülür. Akarsu boylarında ise galeri ormanları görülür.

Galeri Ormanları :  Savanlardaki, küçük akarsu boylarında görülen, çoğunlukla 50-100 m genişliğinde, bir akarsu ağı biçiminde uzanan ve sürekli yeşil kalabilen nemli ormanlardır. Galeri ormanları olarak adlandırılmalarının nedeni, ağaçların, akarsuyun üstünü bir galeri şeklinde kapatmasıdır.

Yazları Yağışlı Tropikal İklimin (Savan İklimi) Görüldüğü Yerler

10° enlemleri ile dönenceler arasında,

Orta Amerika’da,

Sahra Çölü ile Ekvatoral Afrika arasında,

Güney Afrika’da,

Güney Amerika’da,

Kuzey Avustralya’da,

Madagaskar’ın batısında görülür.

Muson İklimi

Muson İkliminin Özellikleri

Kış sıcaklığı 10°C – 20°C arasında değişir. Yıllık sıcaklık ortalaması 20°C nin üstündedir.

Muson rüzgarlarının etkisiyle yazlar sıcak ve bol yağışlı geçer. Kışlar ise ılık ve kuraktır.

Çoğunlukla 2000 – 5000 mm arasında değişen yıllık yağış miktarı bazı yerlerde 10000 mm’yi geçmektedir. Örneğin Hindistan’ın Çerapunçi kasabasında yıllık yağış miktarı 12000 mm’yi bulmaktadır.

Yaz aylarında orografik yağışlar görülür.

Orografik Yağışlar : Nemli hava kütlelerinin bir dağ yamacına çarparak yükselmesi sonucunda oluşan yağışlardır.

Muson İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Yağışın fazla olduğu yerlerde, kış aylarında yapraklarını döken yayvan yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlar görülür. Bu ormanlara muson ormanları denir.

Muson İkliminin Görüldüğü Yerler

Güney, Doğu ve Güneydoğu Asya kıyılarında,

Madagaskar’ın doğusunda,

Avustralya’nın kuzeydoğusunda,

Kuzey Amerika’nın güneydoğu kıyılarında görülür.

Çöl İklimi

Çöl İkliminin Özellikleri

Günlük ve mevsimlik sıcaklık farklarının azla olması karakteristik özelliğidir.

Yağışlar yok denecek kadar azdır.

Sıcaklık farklarının fazla olması, kayaların fiziksel olarak parçalanıp ufalanmasına neden olur.

Kimyasal çözülme yetersiz olduğundan toprak oluşumu zordur.

Çöl İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Kuraklığa uyum sağlamış olan kurakçıl otlar ve çalılardan oluşur. Kuraklığa en iyi uyum sağlamış bitkiler, gövdesinde çok miktarda su biriktirebilen kaktüslerdir. Üzerlerindeki küçük dikenler, bitkinin ısı kaybını azaltmaktadır. Ayrıca yer altı sularının yüzeye çıktığı yerlerde vahalar oluşmuştur.

Vaha : Çöllerde suyun bulunduğu, bitkilerin yetişebildiği, insanların yerleşip barındığı yerdir. Vahalar akarsu boylarında, kuyuların açıldığı yerlerde, büyük su kaynakları yanında gelişmiştir.

Çöl İkliminin Görüldüğü Yerler

Asya Kıtası’nda; Arabistan, Gobi, Taklamakan Çöllerinde,

Kuzey Amerika’da;  Kaliforniya, Nevada, Kolorado, Meksika Çöllerinde,

Afrika’da; Büyük sahra, Kalahari, Namibya Çölleri’nde,

Avustralya’da; Büyük Kum Çölü’nde,

Güney Amerika’da; Atakama Çölü’nde görülür.

UYARI : Çöllerin en büyük bölümü Kuzey yarım Küre’dedir. Bu durum, karaların Kuzey Yarım Küre’de Güney Yarım Küre’den daha fazla olmasının sonucudur.

Ilıman Kuşak İklimleri

Ilıman Kuşak İklimlerinin Ortak Özellikleri

Yıllık sıcaklık ortalamaları 20°C’nin altındadır.

Sıcaklık farkları belirgindir.

4 mevsim yaşanır.

Akdeniz İklimi

Akdeniz İkliminin Özellikleri

Yazları sıcak ve kurak geçer.

Yıllık ortalama sıcaklık 18°C – 20°C arasında değişir.

Yazın genişleyen subtropikal antisiklon (DYB), Akdeniz iklim bölgesinde yaz kuraklığını belirginleştirir.

Kışlar ılık ve yağışlıdır. Çünkü kış aylarında gezici alçak basınçlar cephesel yağışlara neden olur.

Yıllık ortalama yağış miktarı 600-1000 mm arasında değişir ve yağış rejimi düzensizdir.

Kar yağışı ve don olayı ender görülür.

Don Olayı : Havanın açık ve durgun olduğu kış gecelerinde aşırı ısınma nedeniyle toprak donar. Don olayı tarımsal üretime büyük ölçüde zarar verir. Karasal bölgelerde don olayı sık görülür.

Akdeniz İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Kısa, bodur ağaç ve çalılardır. Bu bitki örtüsüne maki adı verilir. Yaz kuraklığına uyum sağladığından yaprakları genellikle sert, tüylü, ince ve uzundur.

Zeytin, defne, keçiboynuzu, mersin, lavanta, kekik ve zakkum maki bitki topluluğu içinde yer alır.

Akdeniz İkliminin Görüldüğü Yerler

Akdeniz çevresindeki ülkelerde,

Güney Portekiz kıyılarında,

Afrika’da Kap Bölgesi’nde,

Güneybatı Avustralya kıyılarında,

Orta Şili’de,

Kuzey Amerika’da Kaliforniya yöresinde,

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Güney kıyılarında görülür.

UYARI : Akdeniz iklimi genellikle 30°-40° enlemleri arasında görülür.

Ilıman Kuşak Okyanus İklimi

Ilıman Kuşak Okyanus İkliminin Özellikleri

Orta Kuşak kıtalarının batı kıyılarında, batı rüzgarlarının ve sıcak su akıntılarının etkisiyle gelişen bir iklim tipidir.

Yıllık ortalama sıcaklık 20°C’nin altındadır.

Sıcaklık farkları belirgin değildir.

Yazlar serin ve yağışlı, kışlar ılık ve yağışlı geçer.

Her mevsim yağışlıdır. Sonbahar ve kış yağışları daha belirgindir.

Kar yağışı ve don olayı ender görülür.

Kış aylarında  cephesel, yaz aylarında hem cephesel hem de yükselim yağışları görülür.

UYARI : Okyanus ikliminin belirmesinde temel etken batı rüzgarları ve sıcak su akıntılarıdır.

Ilıman Kuşak Okyanus İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Yayvan ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan karma ormanlardır.

Yer yer çayırlar görülür.

Ilıman Kuşak Okyanus İkliminin Görüldüğü Yerler

Kuzey Amerika’nın batı ve güneydoğu kıyılarında,

Güney Amerika’nın güneybatı kıyılarında,

Batı Avrupa’nın Atlas Okyanusu kıyılarında,

Yeni Zellanda’da,

Afrika’nın güneyinde,

Avustralya’nın doğusunda,

Tasmanya’da görülür

Ilıman Kuşak Karasal İklim

Ilıman Kuşak Karasal İklimin Özellikleri

Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer.

Günlük ve mevsimlik sıcaklık farkları belirgindir.

En yağışlı mevsim ilkbahardır.

Don olayı sık görülür.

Sıcak çöllerin kenarlarında görülen karasal iklimde yaz mevsimi kısa sürer.

UYARI : Ilıman karasal iklimde kış aylarındaki yağış azlığı, termik yüksek basıncın etkili olmasına bağlıdır. Yazın görülen yağışlar ise konveksiyoneldir.

Ilıman Kuşak Karasal İklimin Doğal Bitki Örtüsü

İlkbahar yağışlarıyla yeşeren, yaz kuraklığı ile sararan kısa boylu otlardır. Bunlara step ya da bozkır denir. Steplere Kuzey Amerika’da preri, Güney Amerika’da pampa adı verilir. Yüksek yerlerde yer yer iğne yapraklı ağaçlar görülür.

Ilıman Kuşak Karasal İkliminin Görüldüğü Yerler

Kuzey ve Güney Amerika’nın iç kısımlarında,

Anadolu’nun iç kısımlarında,

Irak’ta,

İran’da,

Türkistan’da,

Afrika’nın iç kısımlarında,

Avustralya’nın iç kısımlarında görülür.

Soğuk Kuşak İklimleri

60° – 90° enlemleri arasında görülür.

Sıcaklık yıl boyunca düşüktür.

İklimin elverişsiz olması tarımı sınırlandırmaktadır.

Soğuk Kuşak Karasal İklim

Soğuk Kuşak Karasal İklimin Özellikleri

Bu iklim iki alt bölüme ayrılır.

Yazı ve Kışı Soğuk Karasal İklim

Yıllık sıcaklık farkları belirgindir.

Yazlar soğuk, yer yer serin ve kısa, kışlar ise çok soğuk, uzun ve karlı geçer. Kar uzun süre toprakta kalır.

En yağışlı mevsim yazdır ve konveksiyonel yağış görülür.

Sıcaklık ortalamalarının Ekvator’a doğru gidildikçe artmasına bağlı olarak bu iklim tipi değişir ve yazları sıcak karasal iklime geçilir.

Yazları Sıcak Karasal İklim

Kış sıcakları -10°C’nin altına inmez.

Yaz sıcaklıkları 20°C nin üstüne çıkar.

Yağış miktarı fazladır. İlkbahar ve yaz yağışları daha belirgindir.

Soğuk Kuşak Karasal İklimin Doğal Bitki Örtüsü

İğne yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlardır. Bu bitki örtüsüne tayga adı verilir.

Yer yer çayırlar görülür.

Soğuk Kuşak Karasal İklimin Görüldüğü Yerler

Soğuk kuşağın yazları sıcak karasal iklimi,

ABD’nin kuzeydoğusunda,

Kanada’da,

Kuzey Çin’de,

Mançurya’da,

Rusya’da,

Orta Sibirya’da görülür.

Soğuk kuşağın yazları da soğuk karasal iklimi,

Asya, Avrupa ve Amerika kıtalarının kuzeyinde, tundra ikliminin altında bir kuşak halinde görülür.

Tundra İklimi

Tundra İkliminin Özellikleri

  • Yazlar çok kısa ve serin geçer. Yaz sıcaklığı 10°C’nin üstüne çıkmaz.
  • Yıllık yağış miktarı 250 mm civarındadır.
  • Kışlar çok soğuk ve uzun geçer.
  • Toprak kış aylarında donmuş haldedir.
  • Yaz aylarında toprağın üst kısımlarında çözülmeler görülür ve bataklıklar oluşur.

Tundra İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Düşük sıcaklığa ve kuraklığa uyum sağlamış olan kısa boylu çalılar, otlar ve yosunlardır.

Bu  bitki örtüsüne tundra adı verilir.

Tundra İkliminin Görüldüğü Yerler

60°-70° enlemleri arasında,

Asya’da,

Avrupa’da,

Kanada’nın kuzey kısımlarında,

Güney Amerika’nın güney kısımlarında görülür.

Kutup İklimi

Kutup İkliminin Özellikleri

Sıcaklık yıl boyunca 0°C’nin altındadır.

Sıcaklığın düşük olması buharlaşmayı engellediği için yağış az ve kar biçimindedir.

Sürekli donmuş halde olan toprak kar ve buz ile kaplıdır.

Kutup İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Toprak , sürekli kar ve buz örtüsü ile kaplı olduğu için bitki örtüsünden söz edilemez.

Kutup İkliminin Görüldüğü Yerler

Kutuplar çevresinde,

Grönland’da,

Antartika’da görülür.

Türkiye’de İklim ve Doğal Bitki ÖrtüsüTürkiye’de Görülen İklim Tipleri

Türkiye, matematik ve özel konumu nedeniyle çeşitli iklim tiplerinin görüldüğü bir ülkedir. Türkiye’de, çevresindeki denizlerin, kara kütlelerinin, basınç merkezlerinin, enlemin ve yeryüzü şekillerinin etkisiyle 3 ana iklim tipi belirmiştir. Ana iklim tipleri arasında her iki iklim tipinin de özelliğini taşıyan geçiş iklimleri görülür.

Karadeniz İklimi

Karadeniz İkliminin Özellikleri

Karadeniz Bölgesi’nin kıyı kesimlerinde görülür.

Her mevsim yağışlıdır. En çok yağış sonbahar ile kış aylarında düşer.

Türkiye’de görülen iklimler içinde yıllık yağış miktarı en fazla olandır.

Yazlar serin ve yağışlı, kışlar ılık ve yağışlı geçer.

Yıllık sıcaklık farkı azdır.

Bulutluluk oranı yüksek, güneşli gün sayısı azdır.

Karadeniz iklimi yer şekillerinin farklılığı nedeniyle 3 alt tipe ayrılmıştır.

UYARI :  Karadeniz iklimi sıcaklık ve nem koşulları bakımından okyanusal iklime benzer. Bu iklim tipinde yağış miktarı dağların konumuna ve yükseltilerine bağlı olarak farklılık gösterir.

Doğu Karadeniz Tipi

Dağların kıyıdan hemen sonra yükselmesi, uzanış yönleri ve bunların yağış getiren rüzgarlara dönük olması gibi etkenlerden dolayı Türkiye’nin ve bölgenin en yağışlı bölümüdür.

Yıllık sıcaklık ortalaması : 14°C – 15°C

Ocak ayı  sıcaklık ortalaması : 7°C

Temmuz ayı sıcaklık ortalaması : 23°C

Yıllık yağış miktarı 1500-2500 mm

Orta Karadeniz Tipi

Bu bölümde dağlar kıyıdan uzaklaştığı ve yükseltileri azaldığı için yıllık yağış miktarı azalmıştır.

Yıllık sıcaklık farkları azdır.

Yıllık sıcaklık ortalaması : 14°C – 15°C

Ocak ayı sıcaklık ortalaması : 7°C

Temmuz ayı sıcaklık ortalaması : 23°C

Yıllık yağış miktarı : 700 – 900 mm

Batı Karadeniz Tipi

Yaz ve kış sıcaklıkları Orta ve Doğu Karadeniz tipine göre biraz daha düşüktür.

Yıllık yağış miktarı, Orta Karadeniz’dekinden daha azdır.

Kar yağışı ile don olayı Doğu ve Orta Karadeniz’e göre daha sık görülür.

Yıllık sıcaklık ortalaması : 13°C – 14°C

Ocak ayı sıcaklık ortalaması : 5°C

Temmuz ayı sıcaklık ortalaması : 21°C

Yıllık yağış miktarı : 1000-1500 mm

Karadeniz İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Sıcaklık ve yağış koşulları gür ormanların ve ormanaltı florasının gelişmesini sağlamıştır. Ancak Orta Karadeniz Bölümü’nde yıllık yağış miktarının azalmasına bağlı olarak orman örtüsü zayıflar.

Karadeniz Bölgesi Bitki Katları

Geniş yapraklı ağaçlardan oluşan orman

Geniş ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan orman

İğne yapraklı ağaçlardan oluşan orman

Alpin çayırlar

Akdeniz İklimi

Akdeniz İkliminin Özellikleri

Yazları sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer.

Kar yağışı ve don olayı ender görülür.

En yağışlı mevsim kış, en kurak mevsim yazdır.

Yaz kuraklığı belirgindir.

Akdeniz iklimi sıcaklık ortalamaları farklı olduğu için 2 tipe ayrılır.

UYARI : Akdeniz ikliminin etki alanı Akdeniz Bölgesi’nde Toros Dağları’nın varlığı nedeniyle dar, Ege Bölgesi’nde ise dağların kıyıya dik uzanması nedeniyle geniştir.

Asıl Akdeniz Tipi

Akdeniz ve Ege kıyılarında görülür.

Dağların kıyıdan hemen sonra yükseldiği yerlerde yağış miktarı artar.

Kış sıcaklığının en yüksek olduğu yerler Akdeniz kıyılarıdır.

Yıllık sıcaklık ortalaması : 18°C – 19°C

Ocak ayı sıcaklık ortalaması : 8°C – 9°C

Temmuz ayı sıcaklık ortalaması : 28°C – 30°C

Yıllık yağış miktarı : 750 – 1000 mm

Bozulmuş Akdeniz Tipi (Marmara Tipi)

Gelibolu Yarımadası ile Güney Marmara kıyılarında daha yaygın olan bu iklim  tipi, Trakya’nın büyük bir bölümünde de görülür.

Akdeniz iklimi  ile Karadeniz iklimi arasında geçiş özelliği gösterir.

Enlem farkı nedeniyle sıcaklık ortalamaları Asıl Akdeniz tipine göre düşüktür.

Kar yağışı ve don olayı Asıl Akdeniz tipine göre daha sık görülür.

Yıllık sıcaklık ortalaması : 12°C – 15°C

Ocak ayı sıcaklık ortalaması : 5°C – 6°C

Temmuz ayı sıcaklık ortalaması : 24°C

Yıllık yağış miktarı : 600 – 800 mm

UYARI : Akdeniz İkliminin Marmara tipinde sıcaklıkların daha düşük olması, enlem farkı ve kuzeyden gelen rüzgarların etkisiyle açıklanır, Karadeniz ikliminin etkisiyle  yaz yağışlarında artış görülür.

Akdeniz İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Kısa, bodur ağaç ve çalılardan oluşan makilerdir. Maki bütün yıl boyunca yeşil kalır.

Makilerin yükselti sınırı enlemin etkisine bağlı olarak değişir.

Akdeniz’de 700 – 800 m

Ege’de 400 – 500 m

Güney Marmara’da ise 250 – 300 m’dir.

Karasal İklim

Karasal İklimin Özellikleri

Kuzey Anadolu ve Toros Dağları denizel etkilerin iç bölgelere girmesini zorlaştırdığı için iç kesimlerde iklim karasallaşmıştır.

Yıllık yağış miktarı az, sıcaklık farkları belirgindir.

Karasal iklim, enlem ve yükselti farkı nedeniyle 3 tipe ayrılır:

UYARI : Karasal iklimde yaz kuraklığının görülmesi, Akdeniz yağış rejiminin etkili olduğunu gösterir.

İç Anadolu Tipi

İç Anadolu, İç Batı Anadolu, Göller Yöresi ve Ergene Havzası’nda görülür.

Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer.

En yağışlı mevsim ilkbahardır.

Yıllık sıcaklık ortalaması : 10°C – 12°C

Ocak ayı sıcaklık ortalaması : 2°C – 4°C

Temmuz ayı sıcaklık ortalaması : 25°C

Yıllık yağış miktarı : 250 – 500 mm

Güneydoğu Anadolu Tipi

Türkiye’nin en sıcak iklim bölgesidir.

Yazlar çok sıcak, kurak ve uzun, kışlar ılık, yer yer soğuk ve kısa geçer.

Yaz kuraklığının en belirgin olduğu bölgedir.

Bölgenin batısında kış yağışları, doğusunda ilkbahar yağışları belirgindir.

Yıllık sıcaklık ortalaması : 15°C – 19°C

Ocak ayı sıcaklık ortalaması : 1°C – 2°C

Temmuz ayı sıcaklık ortalaması :30°C den yüksek

Yıllık yağış miktarı : 400 – 700 mm

Doğu Anadolu Tipi (Yazın Yağışlı Tip)

Bölgenin yüksek bölümlerinde karasal iklim özellikleri daha belirgindir.

Kışlar çok soğuk, karlı ve uzun, yazlar serin, yağışlı ve kısa geçer.

En yağışlı mevsimler, yaz ve ilkbahardır.

Kar yağışı ve don olayı çok sık görülür.

Yükseltinin etkisiyle kar yağışı diğer bölgelere göre erken başlar.

Yıllık sıcaklık ortalaması : 3°C – 6°C

Ocak ayı sıcaklık ortalaması : -12°C’den düşük

Temmuz ayı sıcaklık ortalaması :21°C – 22°C

Yıllık yağış miktarı : 400 – 600 mm

Doğu Anadolu Tipi (Yazları Kurak Tip)

Bölgenin Çukurda kalan alanlarında (Yukarı Fırat, Orta ve Yukarı Murat Bölümleri) kış sıcaklığı biraz daha yüksektir. Ancak İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu tipine göre kışlar sert geçer.

İlkbahar yağışları belirgindir.

Yazlar daha sıcak ve kurak geçer.

Bu iklim tipi yükseltisi düşük çöküntü ovalarında ve akarsularca derin yarılmış vadi tabanlarında görülür.

Yıllık sıcaklık ortalaması : 12°C – 12°C

Ocak ayı sıcaklık ortalaması : -8°C

Temmuz ayı sıcaklık ortalaması :25°C den yüksek

Yıllık yağış miktarı : 300 – 500 mm

Karasal İklimin Doğal Bitki Örtüsü

İlkbahar yağışlarıyla yeşeren, yaz kuraklığı ile fazla boy atmadan sararan ve step (bozkır) adı verilen bitki örtüsü geniş yer kaplar. Step alanlarının bir bölümü antropojendir.

Yüksek yerlerde yer yer iğne yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlar bulunur. Dağ doruklarına yakın yerlerde düşük sıcaklık nedeniyle dağ çayırları yer alır.

Antropojen  Step (Bozkır) : Ağaçların tahrip edildiği alanlarda gelişen steplere antropojen step (bozkır) adı verilir.

İklimin İnsan ve Çevre Üzerindeki Etkileri

İnsanların yaşantısını, ekonomik etkinliklerini belirleyen en önemli etken iklimdir.İklimin Doğal Bitki Örtüsüne Etkisi

Bir bölgede ormanın bulunması, alt ve üst sınırının belirlenmesi doğrudan iklimin kontrolü altındadır. Ormanın yataydaki (enleme bağlı) ve dikeydeki (yükseltiye bağlı) üst sınırını sıcaklık belirler. Yağış ise orman örtüsünün alt sınırını belirleyen önemli bir iklim elemanıdır. Ayrıca yağış miktarı ormanın yoğunluğu üzerinde etkindir. Bir yerde bitki örtüsündeki çeşitlilik de iklim elemanlarına bağlıdır.

İklimin Tarım Koşullarına Etkisi

Bir bölgenin sıcaklık ve nem koşulları tarım ürünlerini, sulamaya duyulan gereksinimi etkilemektedir.Yaz kuraklığının belirgin olduğu bir yerde sulamaya duyulan gereksinim fazladır. Buna kuraklık sınırı denir.

Tarımsal etkinlikleri sınırlandıran diğer bir etken de düşük sıcaklıktır.

Sıcaklık kutuplara doğru ve yükseklere çıkıldıkça düşer. Belli bir yerden sonra tarımsal etkinlik sona erer. Ancak, bazı ürünler düşük sıcaklığa daha dayanıklı olduğundan tarım alanları kutuplara daha yakındır.

UYARI : Tarımın yükselti sınırı, tropikal kuşakta 4000 m, Türkiye’de 2000 m civarındadır.

İklimin Toprak Oluşumuna Etkisi

Bir bölgedeki toprağın türü, oluşum süresi ve derinliği iklimle yakından ilişkilidir. Değişik iklim bölgelerindeki topraklar birbirinden farklıdır. Örneğin nemli bir bölgede yağışlar ve yüzey suları ile toprağın içindeki kireç ve mineraller yıkanır. Çöllerde ise yağış azlığı nedeniyle topraktaki yıkanma minimum düzeydedir.

İklimin Kara ve Deniz Sularına Etkisi

İklimin, karalardaki suların oluşumu ve özellikleri üzerinde önemli etkisi vardır. Akarsular, göller, yer altı suları ve kaynaklardan oluşan kara sularının fiziksel ve kimyasal özellikleri ile su potansiyelleri iklimle yakından ilişkilidir. İklim, akıntılar, denizlerin su sıcaklığı ve tuzluluk oranı üzerinde de etkilidir.

İklimin Yer şekillerine Etkisi

Bir bölgede etkili olan dış güçler (akarsular, buzullar, rüzgarlar) bölgenin iklim koşullarına bağlı olarak değişir.

Örneğin Türkiye’de akarsuların oluşturduğu yer şekilleri yaygınken, İsveç, Norveç gibi soğuk enlemlerdeki ülkelerde buzul şekilleri yaygın olarak görülmektedir.

İklimin Nüfus ve Yerleşmeler Üzerine Etkisi

Yeryüzünde nüfusun dağılışı büyük ölçüde iklimin kontrolü altındadır. Nüfusun yatay dağılışı incelendiğinde, nüfusun yoğun olduğu ülkelerin Orta Kuşak’ta toplandığı görülür. Buna karşın sıcak ve kurak çöller ile kutuplarda nüfus yok denecek kadar azdır. Yerleşmelerin dikey dağılışı ise yükseltiye ve denize olan uzaklığa bağlıdır. Ayrıca nüfusa bağlı olarak yerleşmelerin yoğunluğu ve büyüklüğü de iklimle ilişkilidir.

İklimin Konut Tiplerine Etkisi

Bir yerin iklim koşulları ile konut tipleri ve yapı malzemesi arasında yakın bir ilişki vardır. Örneğin kar yağışının etkin olduğu yerlerde evler dik çatı yapılırken, sıcak ve kurak iklim koşullarının etkin olduğu yerlerde kalın duvarlı, küçük pencereli ve düz çatılı yapılır. Kent yerleşmelerinde ise yapılaşma, iklim koşullarından bağımsızdır.

İklimin Turizme Etkisi

Yıl boyunca sıcaklık koşullarının uygun olduğu kıyı bölgeleri deniz turizminin geliştiği yerlerdir. Örneğin Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerde deniz turizmi çok gelişmiştir.

Ayrıca yüksek dağlarda ve yüksek enlemlerdeki kar yağışına bağlı olarak yapılan kış turizmi de iklimin kontrolü altında gelişmiştir.

UYARI : İklim özellikleri benzer bölgelerde;

doğal bitki örtüsü,

tarımsal etkinlikler,

akarsu rejimleri,

konut tipleri ve yapı malzemesi,

turizm etkinlikleri,

insanların gereksinimleri (giyim beslenme) benzer özellikler gösterir.

Nüfus

Dünya’da Nüfus

Sınırları belli bir alanda yaşayan insan sayısına nüfus denir. Nüfusun sayısı, eğitim durumu, yaş ve cinsiyet gruplarına dağılımı gibi özellikleri hakkında bilgi edinebilmek için, nüfus sayımları yapılır. Nüfus sayımı bir ülkede yaşayan insanların belli bir günde sayılması işlemidir.

Günümüzde Dünya Nüfusu 5 Milyar 530 Milyona ulaşmıştır. Dünya nüfusundaki bu hızlı artışın nedenleri;

· Tıp Bilimindeki gelişmeler : Tıp bilimindeki gelişmelere bağlı olarak doğum oranlarının artması ve ölüm oranlarının azalması nüfus artışına yol açmıştır.

· Tarımdaki Gelişme ve Endüstrileşme : Tarım ve endüstri alanındaki gelişmelere yaşam koşullarının iyileşmesini sağlamıştır. Böylece kötü beslenmeden kaynaklanan ölümler azalmıştır.

· Teknolojik Gelişmeler : Teknolojik gelişmeler, yaşam koşullarını iyileştirerek, nüfus artışına dolaylı olarak etki eder.

Nüfusun Kıtalara Dağılımı

Birleşmiş Milletler’in 1994 yılı verilerine göre Dünya Nüfusu 5 Milyar 530 milyondur.

Doğal Nüfus Artış Hızı (Doğurganlık Hızı)

Bir yıl içinde, doğum ve ölüm sayısına bağlı nüfus artışına doğal nüfus artış hızı ya da doğurganlık hızı denir. Doğurganlık hızı, eğitime, kültüre ve ekonomik gelişime bağlı olarak değişir. Ekonominin tarım ve hayvancılığa dayalı olduğu, eğitim ve kültür düzeyinin  geri olduğu ülke ve bölgelerde doğurganlık hızı fazladır. Ayrıca kırsal kesimde doğurganlık hızı kentlere göre daha yüksektir. Nüfusun yıl içinde göstermiş olduğu artış hızına ise yıllık nüfus artış hızı denir. Bir bölgedeki yıllık nüfus artış hızı doğum ve ölüm oranları dışında göçlerle de değişebilir. Doğurganlık hızı ve yıllık nüfus artış hızı yüzde (%) yada binde (%o) ile ifade edilir.

Dünya Yıllık Nüfus Artış Hızı

Aşağıda, Birleşmiş Milletler’in verilerine göre (1990-1995) kıtaların doğum oranı, ölüm oranı, doğal nüfus artış hızı ve yıllık nüfus artış hızı verilmiştir.

Kıtalara Göre Doğum Oranları

Doğum oranının en yüksek olduğu kıta %o 42 ile Afrika’dır. Avrupa ise %o 12 ile doğum oranının en düşük olduğu kıtadır. Doğum oranları ile kıta veya bölgenin gelişmişliği arasında yakın bir ilişki vardır. Ekonominin tarım ve hayvancılığa dayalı olduğu, eğitim ve kültür düzeyinin düşük olduğu  yerlerde doğum oranlarında artış görülür.

Kıtalara Göre Ölüm Oranları

Yaşam koşularına bağlı olarak insanların ortalama yaşam süresi kısalmaktadır. Bu nedenle ölüm oranının en yüksek olduğu kıta, ekonomik ve kültürel yönden geri kalmış Afrika’dır. Genç nüfusun fazla olduğu ve sürekli göç veren Güney Amerika ise, %o 7 ile ölüm oranının en az olduğu kıtadır.

Dünya Doğal Nüfus Artış Hızı

1990-1995 yılları arasında, ekonomik ve kültürel yönden geri kalmış olması  nedeniyle doğal nüfus artışının en fazla olduğu kıta Afrika’dır. Avrupa’da ise doğal nüfus artışının en az olmasının nedeni,doğurganlık hızlarını kontrol altına almış gelişmiş ülkelerin varlığıdır.

Dünya Yıllık Nüfus Artış Hızı

1990-1995 yılları arasında yıllık nüfus artışının en fazla olduğu kıta, %o 28 ile Afrika kıtasıdır. Avrupa ise göç almasına karşın %o ile yıllık nüfus artış hızının en az olduğu kıtadır.

Hızlı Nüfus Artışının Getirdiği Sorunlar

  1. Tüketici durumda olan çocuk yaştaki nüfusu ve tüketimi artırır.
  2. Kişi başına düşen ulusal gelir payı azalır.
  3. Ulusal gelirin büyük bölümünün artan nüfus tarafından tüketilmesine bağlı olarak ekonomik kalkınma hızı yavaşlar.
  4. Artan nüfusu beslemek için toprağın aşırı kullanılması toprak erozyonunu hızlandırır. Çeşitli çevre sorunları ortaya çıkar.
  5. Ekonomik bağımlılık oranı yükselir.
  6. Yetersiz beslenme sorunu ortaya çıkar.
  7. Kırsal kesimden kentlere doğru olan göçler yoğunluk kazanır.
  8. Kırsal alanlarda ve kentlerde işsizlik ve geçim sıkıntısı başlar.
  9. Çarpık kentleşme görülür.

UYARI : Bir ülkedeki nüfus artış hızının fazla olmasının sorun haline gelmesindeki temel etken, o ülkenin ekonomik kaynaklarının ülkede yaşayan nüfusun beslenme, barınma, eğitim,  sağlık ve iş gibi temel gereksinimlerini karşılayamamasıdır. Bu duruma aşırı nüfuslanma denir.

Göçler

Nüfusun  geçici veya sürekli olarak yer değiştirmesidir. Göçler, hızlı nüfus artışının doğal bir sonucudur. Bir bölgedeki nüfusun, artmasında veya azalmasında göçlerin büyük etkisi vardır.

Göçlerin oluşum nedenleri 3 grupta toplanır.

  • Doğal Yıkımlar

Deprem, heyelan, kuraklık, taşkın, sel, çığ gibi doğal yıkımlar göçlere neden olmaktadır.

Doğal yıkımlardan zarar gören insanlar bulundukları yerleri terk ederek koşulları daha iyi olan yerlere göç ederler. Örneğin ülkemizde 1998’de Adana’da meydana gelen depremde zarar gören birçok kişi başka kentlere göç etmişlerdir. Yine 1998’de Bartın’da meydana gelen sel felaketi ise ilçeyi yaşanamaz hale getirmiş ve göçe neden olmuştur.

  • Sosyal ve Siyasi Nedenler

Savaşlar, işgaller, devrimler, terör olayları veya dini olaylar göçlere neden olmaktadır. Örneğin Sırpların işgali nedeniyle Bosnalıların bulundukları bölgeyi terk etmesi siyasi nedenli bir göçtür.

  • Ekonomik Nedenler

Ekonomik gelişmenin yavaş olduğu bölgelerde iş olanaklarının az olması, göçlere neden olmaktadır. İşsizlik nedeniyle yapılan göçlere işgücü göçü denir. İşgücü göçleri mevsimlik, kısa süreli veya uzun süreli olabilir. Örneğin ülkemizde yaz mevsiminde pamuk işçilerinin Çukurova’ya gelmesi mevsimlik işgücü göçüdür.

Göç Tipleri

Göçler bir ülkenin sınırları içinde olabileceği gibi ülkeler arasında da olabilir. Göçler, oluştukları yere göre iki gruba ayrılır :

  • İç Göçler

Herhangi bir ülkenin sınırları içinde oluşan göçlerdir. Bu yer değiştirme hareketi sırasında ülke nüfusunda herhangi bir değişme söz konusu değildir. Genellikle iç göçlere bağlı olarak kent nüfusları artarken, kırsal nüfus azalmaktadır. İç göçler;

Kırsal alandan kırsal alana

Kırsal alandan kentlere

Kentlerden kentlere

Kentlerden kırsal alana

doğru olmaktadır. İç göçlerin en fazla görüleni kırsal alandan kentlere doğru olanıdır. Verimli tarım alanları, endüstrinin geliştiği bölgeler, ticaret merkezleri, maden yatakları bakımından zengin olan bölgeler ve turistik yöreler göçmen çekerler.

  • Dış Göçler

Bir ülkeden başka ülkelere olan göçlerdir. Göç veren ülkenin nüfusu azalır. Dış göçler, oluşum nedenlerine göre 5 gruba ayrılır:

§         Zorunlu Göçler  (Sığınma Göçleri) : Savaş, baskı veya zulümden açarak başka ülkelere yapılan sığınma göçleridir. Örneğin 1991 yılındaki Körfez Savaşı sırasında Kuzey Irak halkının bir bölümünün ülkemize göçü bu türdendir.

§         Yer Değiştirme (Mübadele) Göçleri : Bir antlaşmanın esaslarına dayanılarak yapılan, ülke nüfuslarının karşılıklı olarak yer değişmesi ile oluşan göçlerdir. Örneğin Kurtuluş Savaşı sonrası Yunanistan ile yapılan anlaşmalarla ülkemizde yaşayan Rumlar ile Yunanistan’daki Türkler arasında yer değiştirme göçleri yaşanmıştır.

§         Gönüllü Göçler : İnsanların çeşitli nedenlerle, kendi istekleri doğrultusunda, sürekli yaşamak için başka ülke veya kıtalara gitmesiyle oluşan göçlerdir. Örneğin Avrupalıların yeni dünya kıtalarına göçü bu türdendir.

§         İşgücü Göçleri : İnsanların, işsizliğin fazla olduğu geri kalmış ülkelerden, iş olanakları fazla olan endüstrileşmiş ülkelere gitmesiyle oluşan göçlerdir. Bu göçle işçi gönderen ülkeler döviz sağlar, ülkede işsizlik azalır, ülkeler arasındaki ekonomik, siyasi ve kültürel ilişkiler gelişir. Örneğin 1960 yılından itibaren, Türkiye’den çeşitli Avrupa ülkelerine işçi göçü olmuştur.

§         Beyin Göçleri : İyi eğitilmiş elemanların daha iyi çalışma olanakları sağlayan ülkelere gitmesiyle oluşan göçlerdir. Örneğin II. Dünya Savaşı sırasında Alman bilim adamlarının ABD’ye göçü bu türdendir.

Nüfusun Dağılışı

Dünya’nın her yerinde nüfus dağılımı aynı değildir. Bu dağılımda;

  • İklim,
  • Bitki örtüsü,
  • Yer şekilleri,
  • Tarımsal etkinlikler,
  • Endüstri,
  • Madenler,
  • Ulaşım,
  • Ticaret

gibi doğal ve beşeri koşulların etkisi vardır.

UYARI : Nüfusun dağılışında yer şekilleri, iklim, doğal bitki örtüsü, su kaynakları gibi doğal koşulların belirleyici olduğu ülkeler ve bölgeler, ekonomik bakımdan geri kalmış yerlerdir. Gelişmiş bölge ve ülkelerde nüfusun dağılışı daha çok ekonomik koşullara bağlıdır.

Sık Nüfuslanmış Yerler

Dünya nüfusunun büyük bir bölümü uygun yaşama koşulları taşıyan ılıman iklim kuşağında toplanmıştır. Dünya’da sık nüfuslanmış alanlar :

Muson Asyası : Asya kıtasının güney ve güneydoğusundaki ülkeleri kapsayan bu bölgede, bol yağışlı iklim nedeniyle pirinç ve çay tarımı önem taşır. Dünya’nın en kalabalık ülkeleri olan Çin Halk Cumhuriyeti ve Hindistan bu bölgede bulunmaktadır.

Akarsu Havzaları : Tarım koşullarının elverişli olduğu Ganj, İndus, Fırat, Nil gibi akarsu havzaları sık nüfuslanmıştır.

Avrupa : Madencilik, endüstri ve ticaretin çok geliştiği Avrupa’nın bütünü sık nüfuslanmıştır.

Japonya ve Kuzey Amerika’nın doğu kıyıları : Sanayileşmenin ve kısmen madenciliğin etkisiyle sık nüfuslanmıştır.

Seyrek Nüfuslanmış Yerler

İklim koşullarının olumsuzluğuna bağlı olarak nüfusun çok az olduğu, tenha yerlerdir.

Soğuk Bölgeler : Kuzey Kutup Dairesi içinde bulunan Grönland, Alaska, Kanada’nın Kuzeyi, İskandinav Yarımadası ve Sibirya’nın kuzey bölgeleri düşük sıcaklık nedeniyle seyrek nüfuslanmıştır.

Yüksek Dağlar : İklim koşullarının her türlü ekonomik faaliyeti, özellikle tarımı sınırlamasına bağlı olarak seyrek nüfuslanmıştır.

Sıcak ve Nemli Ekvatoral Bölgeler : Tropikal kuşakta, Amazon, Kongo havzaları gibi alçak yerler, yüksek sıcaklık, aşırı nemlilik, sık ormanlar ve geniş alan kaplayan bataklıklar nedeniyle az nüfuslanmıştır. Bu bölgede nüfus, iklim koşullarının elverişli olduğu yüksek kesimlerde toplanmıştır.

Nüfuslanmamış Yerler

İklim ve zemin koşulları nedeniyle insanların yerleşmesine elverişli olmayan, nüfuslanmamış yerlerdir.

Kutup Bölgeleri : Güney Kutup Bölgesi’nde bulunan Antartika Kıtası 14 milyon km2 genişliktedir. Kalın buzullarla kaplı bir kıta olduğu için nüfuslanmamıştır.

Bataklıklar : Bataklık, yağış miktarının fazlalığı nedeniyle, toprağın çok ıslak olduğu, yer yer suların yüzeyde biriktiği yerlerdir. Yerleşmeyi ve ekonomik faaliyeti sınırlandırdıkları için nüfuslanmamıştır.

Çöller : Dönenceler çevresindeki Meksika, Büyük Sahra, Arabistan, Kalahari, Avusturalya çölleri ile Asya’nın iç kesimlerindeki İran, Kızılkum, Karakum, Taklamakan ve Gobi çölleri, insanların yaşamasına ve yerleşmesine uygun değildir. Bu nedenle nüfuslanmamıştır. Ancak vaha adı verilen sulak yerlerde az da olsa nüfuslanma görülür.

Nüfus Yoğunluğu

Belli bir alanda yaşayan nüfusun, o alana oranıdır. Ülkenin genişliği ve toplam nüfus hakkında bilgi verir. Kişi/km2 olarak gösterilir.

Nüfus yoğunluğu 3 farklı biçimde ifade edilir.

  • Aritmetik Nüfus Yoğunluğu

Bir bölgenin veya ülkenin toplam nüfusunun bölgenin yüzölçümüne bölünmesiyle elde edilen nüfus yoğunluğudur.

Toplam Nüfus

Aritmetik Nüfus Yoğunluğu =    Yüzölçümü

formülü ile hesaplanır.

Aritmetik nüfus yoğunluğu, ülkenin gelişmişlik durumunu, nüfuslanma özelliğini ifade etmez. Sadece ülkenin yüzölçümü hakkında bilgi verir.

  • Tarımsal Nüfus Yoğunluğu

Bir ülkenin tarımla geçine kırsal nüfusunun, toplan tarım arazisine bölünmesiyle elde edilen nüfus yoğunluğuna denir.

Kırsal Nüfus

Tarımsal Nüfus Yoğunluğu =    Tarım Alanları

formülü ile hesaplanır.

Tarımsal nüfus yoğunluğu tarım alanlarının genişliği hakkında bilgi verir. Dağlık bölgelerde tarım alanları dar olduğu için ve yağışların fazla olduğu yerlerde sulamaya gerek duyulmadan tarım yapılabildiği için, kırsal nüfus fazladır. Buna bağlı olarak tarımsal nüfus yoğunluğu yüksektir.

UYARI : Dağlık ve engebeli yerlerde tarım arazisi az olacağı için tarımsal nüfus yoğunluğu da az olabilir.

  • Fizyolojik Nüfus Yoğunluğu

Bir ülkenin toplam nüfusunun, tarım alanları yüzölçümüne bölünmesi sonucu elde edilen nüfus yoğunluğudur.

Toplam Nüfus

Fizyolojik Yoğunluk=  Tarım Alanları

formülü ile hesaplanır.

Fizyolojik nüfus yoğunluğu, nüfusun tamamını tarımla geçiniyor kabul ettiği için yanıltıcı sonuçlar verebilir.

Nüfusun Yapısı

Bir ülkede nüfusun sayısı ve yoğunluğundan daha önemli olan nüfusun yapısıdır. Bir ülkenin sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel durumu hakkında bilgi edinmek için ülkenin nüfus yapısından yararlanılır. Nüfusun yapısını belirleyen özellikler :

  • Nüfusun Yaş Gruplarına ve Cinsiyete Göre Dağılımı
  • Etkin (çalışan) Nüfusun Sektörlere Dağılımı
  • Nüfusun Gelir Durumu
  • Nüfusun Eğitim Durumu
  • Nüfusun Kır ve Kentlere Dağılımı

Nüfusun Yaş Gruplarına ve Cinsiyete Göre Dağılımı

Nüfusun yaş gruplarına dağılımına nüfusun yaş yapısı denir. Bunun için ülkenin toplam nüfusu yaş dilimleri temel alınarak gruplandırılır. Bu gruplandırma genellikle 0-14, 15-64, 65-65 üstü biçiminde yapılır.

Nüfusun kadın ve erkek nüfus olarak dağılımına nüfusun cinsiyet yapısı denir. Hemen her ülkede erkek ve kadın sayısı birbirine yakındır. Savaş dönemlerinde erkeklerin ölmesi veya erkek nüfusun ekonomik nedenlerle göç etmesi bu dengeyi bozar.

Nüfus Piramitleri

Nüfusun yaş yapısı nüfus piramidi adı verilen grafiklerle gösterilir. Nüfus piramitleri ülkenin gelişmişliğine göre farklı özellikler gösterir.

Piramit 1 : Bu piramit  doğum ve ölüm oranlarının yüksek olduğu, geri kalmış ülkelerin nüfus yapısını göstermektedir. Bu tür nüfus yapılarına gelişen nüfus denir.

Piramit 2 : Bu piramit doğum oranlarının fazla çocuk ölümlerinin az olduğu, gelişmekte olan ülkelerin nüfus yapısını göstermektedir.

Piramit 3 : Bu piramit doğum ve ölüm oranlarının düşük olduğu, endüstrisi gelişmiş ülkelerin nüfus yapısını göstermektedir. Piramidin tabanının dar olması, doğum oranının düşük, 60 yaşın üzerindeki nüfusun fazla, ortalama insan ömrünün uzun olduğunun göstergesidir. Bu tür nüfus yapılarına durağan nüfus denir.

Piramit 4 : Bu piramit doğum oranları son yıllarda artmaya başlayan ülkelerin nüfus yapısını göstermektedir. Genellikle İtalya, Almanya, İngiltere, Danimarka, ABD, Kanada gibi ülkelerin nüfus dinamiğini gösterirler.

Piramit 5 : Nüfusu artmakta olan ülkelerin doğum oranlarını hızla azaltması sonucu oluşan piramitlerdir. Piramidin tabanındaki daralma, doğurganlığın çeşitli önlemlerle yavaşladığını göstermektedir.

Etkin (Çalışan) Nüfusun Sektörlere Dağılımı

Çalışan nüfusa etkin nüfus denir. 15-64 yaş arasındaki nüfus, çalışma çağındaki nüfusu (etkin nüfusu) oluşturur. Gelişmiş ülkelerde çalışma yaşı daha yüksektir ve çalışma çağındaki nüfusun tümü etkindir. Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde ise nüfusun büyük bölümü  tüketici durumdadır.

Çalışan nüfus 3 ana sektöre dağılır. Bir ülkede hizmet ve endüstri sektörlerinde çalışan nüfusun fazla olması, ülkenin gelişmişliğinin göstergesidir. Az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde ise tarım sektöründe çalışan nüfus daha fazladır.

Nüfusun Gelir Durumu

Bir ülke nüfusunun gelir durumu, ülkenin gelişip gelişmediği hakkında bilgi verir. Örneğin gelişmiş ülkelerde nüfus artış hızı düşük, ekonomik kalkınma hızı yüksektir. Buna bağlı olarak kişi başına düşen ulusal gelir yüksektir.

Gelişmemiş ülkelerde ise nüfus artış hızının yüksek olması ekonomik kalkınmayı yavaşlatır. Buna bağlı olarak kişi başına düşen ulusal gelir azalır.

Nüfusun Eğitim Durumu

Bir ülkede her alanda yetişmiş insan gücüne gereksinim duyulur. Bu nedenle yetişmiş insan gücünün ülke kalkınmasına katkısı çok büyüktür. Gelişmiş ülkelerde okullaşma oranı ve yetişmiş insan sayısı fazladır. Bu durum ülkenin kalkınma hızını artırıcı etki yapar.

Okullaşma Oranı : Eğitim almış nüfusun toplam nüfus içindeki payına okullaşma oranı denir. Okullaşma oranı yüksek olan ülkelerin gelişme hızı da yüksektir.

Nüfusun Kır ve Kentlere Dağılımı

Her ülkede kır ve kent nüfusu farklıdır. Kentleşme hızı yüksek olan yerlerde iş olanakları daha geniştir. Bu nedenle kentlerin nüfusu doğal nüfus artışından çok, aldıkları göçlere bağlı olarak artar. Genellikle kır nüfusu fazla olan ülkelerde gelişme yavaş, kent nüfusu fazla olan ülkelerde ise gelişme hızlıdır.

Ülkelere Göre Nüfus Yapısı

Gelişmiş ve geri kalmış ülkelerde nüfusun yapısı birbirine zıt özellikler taşır.

Gelişmiş Ülkelerde Nüfus Yapısı

Ekonomik ve sosyal yönden gelişmiş ülkelerde :

  • Nüfus artış hızı azdır.
  • Doğum oranı düşük olduğu için, 0-14 yaş arası nüfus azdır.
  • Çocuk ölüm oranı azdır.
  • Sağlıklı ve bilinçli beslenme ile gelişkin sağlık hizmetlerine bağlı olarak ortalama yaşam süresi uzun, yaşlı nüfus sayısı fazladır.
  • Üretici nüfus fazla, tüketici nüfus azdır.
  • Okur yazar oranı yüksektir.
  • Nüfusun büyük bölümü kentlerde yaşar

Az Gelişmiş Ülkelerde Nüfus Yapısı

Ekonomik ve sosyal yönden gelişmemiş ülkelerde :

  • Nüfus artış hızı fazladır.
  • Doğum oranı yüksek olduğu için, 0 – 14 yaş arası nüfus fazladır.
  • Çocuk ölüm oranı fazladır.
  • Sağlıksız ve bilinçsiz beslenme ile sağlık hizmetlerinin yetersiz olmasına bağlı olarak ortalama yaşam süresi kısa, yaşlı nüfus sayısı azdır.
  • Üretici nüfus az, tüketici nüfus fazladır.
  • Okur yazar oranı düşüktür.
  • Nüfusun büyük bölümü kırsal kesimde yaşar.

Yerleşme

İnsanların barındığı ve geçimlerini sağlamak amacıyla çalıştığı yeri kapsayan alandır. Ancak yeryüzünün tamamı yerleşmeye uygun değildir. Doğal ve ekonomik kökenli bazı etmenler yerleşmeleri sınırlamaktadır.

Yerleşmeyi Sınırlayan Etmenler

Denizler

Kutuplar

Çöller

Ormanlar

Yer şekilleri

Toprak özellikleri

Ekonomik özellikler

Ulaşım olanakları

UYARI : Sıcak kuşakta yerleşmenin üst sınırı 3000 m, ılıman kuşakta 2000 m, soğuk kuşakta 0 m’dir. Örneğin Türkiye’de 2000 m’nin üstündeki yerleşmeler oldukça azdır.

Yerleşme Tipleri

Yerleşmeler ekonomik etkinliğin türüne göre ikiye ayrılır.

Sürekli Yerleşmeler

Geçici Yerleşmeler

Sürekli Yerleşmeler

Tarım, ticaret, endüstri, madencilik, ulaşım gibi bir yere yerleşmeyi zorunlu kılan ekonomik faaliyetlerin görüldüğü yerleşmelerdir. Bu yerleşmeler ikiye ayrılır.

Kent Yerleşmeleri  : Ekonomik faaliyetlerin endüstri, madencilik, ticaret, ulaşım turizm vb. olduğu yerleşmelerdir. Kentler, öne çıkan ekonomik faaliyetlere göre;

Endüstri kenti

Ticaret kenti

Maden kenti

Tarım kenti

Ulaşım kenti

Turizm kenti

Eğitim, kültür  kenti gibi sınıflara ayrılır. Bu faaliyetlerin bir arada bulunduğu kentlerde gelişme daha hızlıdır.

Kır Yerleşmeleri

Bir yerleşim merkezinin kır yerleşmesi sayılabilmesindeki en belirleyici özellik ekonominin tarım ve hayvancılığa dayalı olmasıdır. Kırsal yerleşmeler, yerleşim alanının özelliğine göre ikiye ayrılır.

Toplu Kır Yerleşmeleri : Evlerin bir arada bulunduğu yerleşmelerdir. Bu yerleşmelerin oluşmasında iklimin kurak ve yarı kurak olması, su kaynaklarının her yerde bulunmaması belirleyici olmuştur. Bu nedenle toplu kır yerleşmeleri su kaynakları çevresinde kümelenir.

Dağınık Kır Yerleşmeleri : Evler arasındaki uzaklığın fazla olduğu ve geniş bir alan yayılmış olan yerleşmelerdir. Bu yerleşmelerin  oluşmasında arazinin engebeli, tarım topraklarının küçük, parçalı ve dağınık olması belirleyici olmuştur. Yağışların ve su kaynaklarının bol olması, tarımda sulamaya ihtiyaç duyulmaması dağınık yerleşmeyi kolaylaştırmıştır.

Geçici Yerleşmeler

Ekonomik faaliyetin göçebe   hayvancılık, tarım, turizm veya tükenebilen madenin işletilmesi olduğu yerlerde, faaliyet süresince yapılan yerleşmedir.

Konut Tipleri

Yerleşmelerin en küçük birimi konutlardır. Kırsal kesimde ve geri almış yerlerde konutlarda kullanılan yapı malzemesi doğal çevre ile uyumludur. Gelişmiş bölgelerde ise konut tiplerinde teknolojinin etkisi belirgindir.

Doğal Barınaklar : Mağaralar ve ağaç kovuklarıdır. İlk insanların kullandıkları barınaklardır.

Çadırlar : Göçebe hayvancılıkla geçinenlerin, konar-göçer yaşantılarını sürdürdükleri barınaklardır.

Kulübeler : Saz ve kamışlardan yapılan basit  evlerdir. Afrika ülkelerinde görülür.

Kerpiç evler : İklimin kurak ve yarı kurak olduğu bölgelerde, bitki örtüsünün cılız olması nedeniyle, killi toprağın yapı malzemesi olarak kullanıldığı evlerdir. Türkiye’de İç ve Doğu Anadolu ile Orta Asya, İran, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da yaygındır.

Taş evler : Arazinin dağınık olduğu yerlerde taşın, yapı malzemesi olarak kullanıldığı evlerdir.

Ahşap evler : İklimin nemli olduğu yağışlı bölgelerde ağaçtan yapılan evlerdir. Türkiye’de Karadeniz Bölgesi’nde, Kuzey Orta Avrupa’da, Sibirya’da, Muson ülkelerinde, Ekvatoral bölgelerde ve Kanada’da yaygındır.

Betonarme evler : Endüstrileşmeye bağlı olarak demir, tuğla ve betonun yapı malzemesi olarak kullanıldığı evlerdir. Endüstrileşmiş ülkelerde yaygın olarak görülür .

Türkiye’de Nüfus ve Yerleşme

Türkiye’de Nüfus

Ülkemizdeki nüfusun sayısı ve nüfusla ilgili veriler yapılan nüfus sayımları ile elde edilir. Bu sayımlar sonucunda, toplam nüfus, nüfusun yaş gruplarına ve cinsiyete göre dağılımı, okur yazar oranı, eğitilmiş nüfus durumu, işsiz sayısı, çalışan nüfusun iş kollarına göre dağılımı, köy ve kent nüfus sayıları belirlenir.

Türkiye’de ilk düzenli nüfus sayımı 1927’de, ikinci nüfus sayımı ise 1935’te yapılmıştır. Daha sonra 5 ve 0 ile biten yıllarda nüfus sayımı yinelenmiştir. En son nüfus sayımı 1990’da yapılmış ve daha sonraki sayımların 10 yılda bir yapılması kararlaştırılmıştır.

Yıllara Göre Nüfus Sayımları ve Sonuçları

1927-1990 yılları arasında Türkiye nüfusu 43 milyon kişi artmıştır.

En düşük nüfus artış hızı (% 10,5). 1940-1945 arası dönemde görülür.  Bu durumun nedeni II. Dünya savaşı koşullarıdır.

Nüfus artış hızının en fazla olduğu dönem 1955-1960 arasıdır. Nedeni sağlık hizmetlerinin yaygınlaşması ve yanlış nüfus politikalarıdır.

1960-1965 arası dönemde bir önceki döneme göre nüfus artışında azalma görülür. Nedeni yurt dışına yapılan işçi göçleridir.

1985’ten itibaren nüfus artış hızında sürekli olarak azalma görülür.

Türkiye’de Doğal Nüfus Artış Hızı (Doğurganlık Hızı)

Bir yıl içinde, doğum ve ölüm sayısına bağlı nüfus artışına doğal nüfus artışı hızı ya da doğurganlık hızı denir. Doğurganlık hızı, eğitime, kültüre ve ekonomik gelişime bağlı olarak değişir.

Türkiye genelinde kırsal kesimde doğurganlık hızı fazladır.

Doğurganlığın en az olduğu bölgeler Marmara ve Kıyı Ege, en fazla olduğu bölgeler, Doğu Anadolu  ve Güneydoğu Anadolu’dur.

Doğurganlık Hızının Sonuçları

Doğurganlığın fazla olduğu bölgelerden ve kırsal kesimlerden iş olanaklarının fazla olduğu gelişmiş bölge ve kentlere göçler olur. Göçler nedeniyle nüfusun bölgeler arası dağılım dengesi ve cinsiyet dengesi bozulur.

Doğurganlık arttıkça iç tüketim artar, hammadde kaynakları hızla tükenir, iş, eğitim, sağlık, beslenme, barınma gibi temel ihtiyaçlar karşılanamaz.

Türkiye’de Göçlerin Nedenleri

Türkiye’de 1850’den itibaren kırsal kesimden kentlere doğru hızlı bir iç göç başlamıştır. Türkiye’deki göçlerin nedenleri şunlardır.

Kırsal kesimdeki hızlı nüfus artışı

Tarım arazisinin miras yoluyla parçalanıp küçülmesi

Tarımda makineleşmenin başlamasıyla oluşan işsizlik.

Verimli tarım alanlarının azalması.

Kan davaları ve güvenlik sorunu.

Kentlerin iş, eğitim ve sağlık bakımından çekiciliği.

İç göçlerin hızla artması, bir çok sorunu da beraberinde getirmiştir.

UYARI : iç göçler sonucu nüfus, ülke sınırları içerisinde yer değiştirdiği için toplam nüfusta artma ya da eksilme olmaz. Nüfusun dağılım dengesi ve cinsiyet dengesi, bölgeden bölgeye değişir.

Türkiye’de Göçlerin Sonuçları

  1. Kent nüfusu hızla artar
  2. Alt yapı yetersizliği ve plansız kentleşme sorunları ortaya çıkar.
  3. Kentlerde, ulaşım, konut, eğitim gibi alanlarda sorunlar oluşur.
  4. Kentlerde işsizlik artar
  5. Kentlerde güvenlik bozulur
  6. Kırsal alandaki yatırımlar verimsiz hale gelir.

Türkiye’de Nüfus Dağılışı

Türkiye’de nüfusun dağılımında, iklim, yer şekilleri, ulaşım, tarım olanakları, endüstri, madenler gibi doğal ve ekonomik koşulların etkisi vardır. Bu koşulların elverişli olduğu yerler sık nüfuslanmıştır. Arazinin dağlık ve engebeli olduğu, tarım alanlarının az bulunduğu, önemli yolların uzağında kalan, endüstri ve ticaretin gelişmediği yerler ise seyrek nüfuslanmıştır.

Türkiye’de Nüfus Yoğunluğu

Belli bir alanda yaşayan nüfusun o alanın yüzölçümüne oranıdır.  Kişi/km2 olarak gösterilir. Nüfus yoğunluğu 3 farklı biçimde ifade edilir.

Aritmetik Nüfus Yoğunluğu

Bir bölgenin veya ülkenin toplam nüfusunun bölgenin yüzölçümüne bölünmesiyle elde edilen nüfus yoğunluğudur.

Toplam Nüfus

Aritmetik Nüfus Yoğunluğu =   Yüzölçümü

formülü ile hesaplanır.

Ülkemizde 1990 yılı sayımına göre km2’ye 73 kişi düşer. Alanın genişliğine ve nüfusun fazlalığına göre değişen aritmetik nüfus yoğunluğu illere ve bölgelere göre farklılık gösterir.

İllere Göre Nüfus Yoğunluğu

Aritmetik nüfus yoğunluğu en fazla olan ilimiz İstanbul, en az olan ilimiz Gümüşhane’dir. İllerin nüfus yoğunlukları turizme ve tarımsal faaliyete bağlı olarak mevsime göre değişir. Örneğin yaz mevsiminde Antalya’nın nüfusu turizm nedeniyle artarken, Adana’nın nüfusu Çukurova’ya çalışmak için gelen işçiler nedeniyle artmaktadır.

Bölgelere Göre Nüfus Yoğunluğu

Aritmetik nüfus yoğunluğu en fazla olan bölgemiz iş olanaklarının fazla olduğu Marmara, en az olan bölgemiz ise doğal ve ekonomik koşulların olumsuzluğu nedeniyle Doğu Anadolu’dur. Ayrıca bölgenin yüzölçümünün geniş olması da nüfus yoğunluğunun az olmasında etkilidir.

UYARI : Aritmetik nüfus yoğunluğu hesaplanırken Türkiye’nin gerçek alanı (814.578 km2) değil göl yüzölçümlerinin katılmadığı izdüşüm alanı (774.814 km2) dikkate alınmıştır. Türkiye’nin göl yüzölçümlerinin dikkate alındığı izdüşüm alanı ise 779.452 km2’dir.

Tarımsal Nüfus Yoğunluğu

Tarımsal nüfus yoğunluğu, tarımla geçinen nüfusun tarım alanları yüzölçümüne bölünmesiyle elde edilen nüfus yoğunluğudur.

Kırsal Nüfus

Tarımsal Nüfus Yoğunluğu = Tarım Alanları

formülü ile hesaplanır.

Tarım  alanlarının az, sulama olanakları ve yağışların fazla olduğu yerlerde tarımsal nüfus yoğunluğu fazladır. Örneğin Doğu Karadeniz kıyıları ile Doğu Anadolu’da tarımsal yoğunluk 500 kişiyi bulurken, tarım arazisinin geniş olduğu İç ve Güneydoğu Anadolu ile endüstrileşme ve kentleşme oranının yüksek olduğu Marmara’da çok azdır.

Fizyolojik Nüfus Yoğunluğu

Bir ülkenin toplam nüfusunun tarım alanları yüzölçümüne bölünmesiyle elde edilen nüfus yoğunluğudur.

Toplam     Nüfus

Fizyolojik Yoğunluk =  Tarım Alanları

formülü ile hesaplanır.

Ülkemizde 1990 yılı sayımına göre km2’ye 197 kişi düşer. Ancak bu yoğunluk nüfusun tamamını tarımlı geçiniyor kabul  ettiği için sonuçları güvenilir değildir.

Türkiye’de Nüfusun Yapısı

Nüfusun sayısı ve yoğunluğundan daha önemli olan nüfusun yapısıdır. Bu bölümde Türkiye nüfusunun yaş gruplarına dağılımı, cinsiyet özellikleri ve eğitim durumu ile etkin (çalışan) nüfusun sektörlere dağılımı incelenecektir.

Nüfusun Yaş Gruplarına ve Cinsiyete Göre Dağılımı

Nüfusun yapısını belirleyen en önemli özellik yaş grupları ve cinsiyet dağılımıdır.

Yaş Grupların Göre Dağılım

Türkiye’de toplam nüfusun %50 si 20 yaşın altındadır. Yani ülkemiz genç nüfusludur.

Nüfus artış hızı yüksektir. Bu durum temel ihtiyaçların karşılanması konusunda sorunlar yaratır.

Tüketici nüfus fazla, üretken nüfus azdır. Bu nedenle ekonomik bağımlılık oranı yüksektir.

Okul çağındaki nüfus fazladır.

Ortalama insan ömrü kısadır.

Cinsiyete Göre Dağılım

Ülkemizde kadın erkek sayıları arasında genel bir denge vardır. Nüfusun bu cinsiyet dengesi göçlerle değişir. Göç veren bölgelerde kadın sayısı, göç alan bölgelerde erkek sayısı daha fazladır. Çok göç veren iller arasında bulunan ve bu nedenle devamlı olarak kadın nüfus fazlalığı olan Rize, Trabzon, Gümüşhane ve Giresun bu konu için iyi birer örnektir.

UYARI : Türkiye, nüfusun yaş gruplarına göre dağılımı ve nüfus artış hızı bakımından geri kalmış ülkelere benzer özellikler taşır.

Nüfusun Eğitim Durumu

Bir ülkenin gelişmişlik düzeyini saptarken eğitim en temel ölçüttür. Ülkemizde okur yazarlık oranı gittikçe artmakla birlikte, hala istenen düzeyde değildir. Buna bağlı olarak gazete, dergi ve kitap tüketimi gelişmiş ülkelerdeki düzeyin çok altındadır. Nüfusun, %46,1’ini ilkokul, %7,4’ünü ortaokul, %7,8’ini lise ve %3,2’sini yüksek öğrenim düzeyinde eğitim alanlar oluşturmaktadır. Hiç eğitim almamış olanlar %19,6, okula gitmemiş okuryazarlar ise % 15,9’dur. Kırsal kesimde iş gücüne duyulan ihtiyaç nedeniyle çocukların okula gönderilememesi, kız çocuklarının eğitimine önem verilmemesi ve okullaşma oranının yetersizliği eğitimin istenen düzeye gelmesini engellemektedir.

Etkin Nüfusun Sektörlere Dağılımı

1990 yılı verilerine göre etkin nüfusumuz 23,3 milyon kişidir. Bu nüfusun sektörlere dağılımı ise şöyledir. Tarım sektöründe çalışan 12 milyon 118 bin kişi etkin nüfusun %49’unu, Endüstri sektöründe çalışan 2 milyon 910 bin kişi etkin nüfusun %15,2’sini, Hizmet sektöründe çalışan 7 milyon 919 bin kişi etkin nüfusun %35,8’ini oluşturmaktadır.

Türkiye’de Yerleşmeler

Türkiye’de yerleşmeler ekonomik etkinliğe bağlı olarak ikiye ayrılır.

Sürekli Yerleşmeler

Geçici Yerleşmeler

Sürekli Yerleşmeler

Türkiye’de sürekli yerleşmeler ekonomik etkinliklerine ve idari yapılarına göre gruplandırılır.

Kent Yerleşmeleri

Kır Yerleşmeleri

Kent Yerleşmeleri

Nüfusu 10.000’in üzerinde olan, kaymakam veya vali tarafından yönetilen, iş bölümünün belirgin, tüketici nüfusun fazla, ekonomik faaliyetin endüstri, ticaret, turizm vb. olduğu yerleşim merkezleridir. Kentler, iş olanaklarının daha fazla olması nedeniyle, kırsal kesimden sürekli göç alarak büyümektedir. Buna bağlı olarak Türkiye’de hızlı bir kentleşme süreci  devam etmektedir. 1990 nüfus sayımına göre toplam nüfusun 33,8 milyonu (% 59,1)  kentlerde yaşamaktadır.

Kır Yerleşmeleri

Nüfusu 2000’den az olan, muhtar tarafından yönetilen, üretici nüfusun fazla olduğu, iş bölümünün belirgin olmadığı, ekonomik faaliyetin tarım ve hayvancılığa dayalı olduğu, konutlarda yapı malzemesinin doğadan temin edildiği yerleşmelerdir. Yerleşmeler arazinin yapısı ve su kaynaklarının özelliğine göre ikiye ayrılır.

Toplu Kır Yerleşmeleri

Dağınık Kır Yerleşmeleri

Toplu Kır Yerleşmeleri

Evlerin birbirine çok yakın olduğu kır yerleşmeleridir. Bu tür yerleşmelerde iklim koşulları belirleyici olmuştur. Yerleşim birimleri su kaynaklarının çevresinde toplanmıştır. İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde yaygın olarak görülür.

Dağınık Kır Yerleşmeleri

Evler arasında uzaklığın fazla olduğu, geniş bir alana yayılan kır yerleşmeleridir. Bu tür yerleşmelerde arazinin engebelik durumu tarım topraklarının küçük, parçalı ve dağınık olması belirleyici olmuştur. Yağışların ve su kaynaklarının bol olması dağınık yerleşmeyi kolaylaştırmıştır. Karadeniz Bölgesi’nde  dağınık yerleşme yaygındır.

Geçici Yerleşmeler

Ülkemizde kır yerleşmelerinin, ekonomik açıdan tamamlayıcısı olarak  gelişmiş, ekonomik faaliyetin  tarım ve hayvancılığa dayalı olduğu yerleşmelerdir.  Yayla, mezra, oba, kom, ağıl gibi adlar verilen geçici yerleşmeler Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygın olarak görülür. Ayrıca mevsimlik olarak konaklamak amacıyla gidilen yazlık siteler, dağ ve bağ evleri de geçici yerleşmelerdir.

Yayla : Yaz aylarında hayvan otlatmak veya tarımsal faaliyette bulunmak amacıyla gidilen geçici yerleşmelerdir. Yaylalar dinlenmek  amacıyla gidilen yazlık sayfiye yerleri de olabilir.

Mezra : bazı ailelerin tarım alanlarının az olması, kan davaları gibi nedenlerle bulundukları sürekli yerleşmelerden ayrılıp daha uzak bir yere yerleşmesiyle oluşmuş yerleşmelerdir. Tarımsal faaliyetler hayvancılığa göre ön plandadır. Bir kaç  ev ve eklentilerden oluşan mezralar zamanla sürekli yerleşme haline gelebilir. Örneğin Elazığ, Harput’un bir mezrası iken zamanla büyüyerek kent haline gelmiştir.

Oba : Daha çok göçebe hayvancılık yapan toplulukların geçici olarak yerleşip, çadır kurdukları yerleşmelerdir.

Dam : Köy ailelerinin geçici bir süre için yararlandıkları yerleşme biçimidir. Bölge köy yerleşmelerinde bir kısım aileler, birkaç aylık süre için köylerinden ayrılarak, kendi bahçe, tarla ve otlaklarındaki damlarda oturduktan sonra, tekrar köylerine dönerler.

Kom : Ekonomik faaliyetin büyük ölçüde hayvancılığa dayalı olduğu aileler veya kişiler tarafından oluşturulan geçici yerleşmelerdir.

Ağıl : Hayvanların barındığı, çevresi taş veya ahşap ile çevrili yerlere ağıl adı verilmektedir. Ağıllar zamanla nüfusun artmasına bağlı olarak sürekli yerleşme haline gelebilir. Sürü sahipleri tarafından kurulan ağıllar kış mevsiminde hayvanların korunması amacıyla kullanılır.

Türkiye’de Görülen Konut Tipleri

Dünya’nın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de konut tiplerini belirleyen temel etmen iklim koşullarıdır. Ayrıca jeolojik yapı, bitki örtüsü gibi doğa doğal koşullar da konut tiplerini belirlemektedir. Ülkemizde ekonomik ve kültürel gelişme, doğal çevrenin konut tipleri üzerindeki etkisini azaltmaktadır.

Kerpiç Evler : Kerpiç evlerde yapı malzemesi olarak killi toprak kullanılmaktadır. Killi toprak samanla karıştırılarak çamur haline getirilir, kalıplara dökülerek kurutulur. Kerpiç evler, yağışların az, iklimin kurak olduğu İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygın olarak görülür.

Taş Evler : Arazinin dağlık olduğu, ağacın ve toprağın yeterince bulunmadığı yerlerde yaygın olan konut tipidir. Yapı malzemesi olarak kullanılan taşlar genellikle yakın çevreden karşılanır. Akdeniz’de Toros Dağları, İç Anadolu’da Nevşehir, Ürgüp Yöresi, Güneydoğu Anadolu’da Mardin Yöresi taş evlerin yaygın olduğu yerlerdir.

Ahşap Evler : İklimin nemli ormanın bol olduğu yerlerde yapı malzemesi olarak ağacın kullanıldığı konut tipidir. Bazı yörelerde ağaçla birlikte taş veya kerpiç de kullanılır. Taş evler ormanların geniş yer kapladığı Karadeniz Bölgesi’nde yaygın olarak kullanılır.

Betonarme Evler : Yapı malzemesi olarak demir, beton ve tuğlanın kullanıldığı konut tipidir. Son yıllarda kullanımı artan betonarme evler, sanayileşme nedeniyle   Marmara ve Ege Bölgesi’nde yaygın olarak görülür.

Sözcük Nedir?

Sözcük: Bir kavram birimidir. Bir varlığın, bir nesnenin ya da bir durumun zihinde canlanabilmesi için onu karşılayan bir gösterimdir.

Sözcüklerin Anlam Açılımları

Temel Anlam: (İlk Anlam)

Bir sözcük söylendiğinde aklımıza ilk gelen, kavrayışımızda ilk uyandırdığı anlamdır. Kısacası, bir sözcüğün biçimlenmesinde, kuruluşunda esas olan anlamdır. Örnek :

* Boğazımda bir yanma var. (Temel Anlam)
* Şişenin boğazı kırılmış.
* Çanakkale Boğazı’nda müthiş bir tipiye yakalandık.
* Babam yedi boğaza bakmaya çalışıyordu.
* Ali, boğazına düşkün bir çocuktur.

Sözcüklerin Temel Anlamlarıyla İlgili Dikkat Edilecek Noktalar :

Bir sözcüğe temel anlamının dışında yeni yeni anlamlar yükledikçe anlamının da derece derece soyutlaştığı görülür. Örnek :

* Törende, Kurdeleyi köyün muhtarı kesti. (Somut temel anlam)
* Patates doğrarken parmağını kesti (Somut yan anlam)
* Oyun kağıdını ortadan kesti. (Somut yan anlam)
* Onunla olan bütün ilişkisini kesti. (Soyut mecaz anlam)

Bir sözcük tek başına kullanıldığında temel anlamını korur. Ancak cümle içinde temel anlamından uzaklaşabilir. Örnek :

“Kaçmak” sözcüğünün temel anlamı “bir yerden gizlice ve çabucak uzaklaşmak”tır.

* “Ben çalışmaktan hiçbir zaman kaçmam.” cümlesinde temel anlamından uzaklaşmıştır.

Temel anlamı somut olan sözcükler, öncelikle somut ve mecaz anlamlar kazanır. Örnek :

“ateş” sözcüğü, temel anlamıyla düşünüldüğünde “bir nesnenin etrafa ısı ve ışık yayarak yanması” biçiminde açıklanabilir, temel anlamı somuttur.

* Gençler, kumsalda büyük bir ateş yakmışlardı. (Temel anlam)
* Hastanın ateşi sabaha kadar düşmüştü. (Somut yan anlam)
* Şu yağan kar bile yüreğimdeki ateşi söndüremez. (Soyut mecaz anlam)

Yan Anlam :

Sözcüklerin ilk konuluş anlamına bağlı olarak zaman içinde kazandıkları yeni anlamlardır. Bu anlama, kullanılış anlamı ya da yan anlam adı verilir. Örnek :

* Çocuk kapıyı sessizce açtı. (açmak : Bir şeyi kapalı durumdan kurtarmak.)

* Gömleğinin düğmelerini yarıya kadar açtı. (açmak : Sarılmış, katlanmış, örtülmüş, buruşmuş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak.)

* Okulun karşısına bir büfe daha açtı.(açmak : Bir kuruluş, bir işyerini işler duruma getirmek.)

* Annem çok güzel baklava açar. (açmak : Kalın bir nesneyi yayarak ince duruma getirmek.)

* Komşumuz tıkanan lavaboyu açtı. (açmak : Tıkalı bir şeyi, bu durumdan kurtarmak.)

Sözcüklerin Yan Anlamlarıyla İlgili Dikkat Edilecek Noktalar :

* Her sözcüğün genel olarak tek temel anlamı varken, birden çok yan anlamı olabilir.

* Bir sözcük, temel ya da yan anlamı verecek biçimde kullanıldığında gerçek anlamıyla kullanılmış olur. O halde gerçek anlam, hem temel hem de yan anlamı kapsayan genel bir addır.

* Yan anlamların bir bölümü mecazsız, somut anlam taşırken (ölü yan anlam) bir bölümü de mecazlı, soyut anlam taşır.

Mecaz Anlam :

Sözcüklerin cümle, dize veya deyim içine girdiklerinde, gerçek anlamlarından tamamen sıyrılarak başka bir sözcük ya da kavram yerine kullanılmasıyla kazandığı anlama mecaz (değişmece) anlam denir. Mecaz anlam, Sözcüğün sürekli olmayan, kullanım içinde geçici olarak üstlendiği anlamdır. Örnek :

* Müşteriden para sızdırmak için elinden geleni yapardı.
* Satıcının o ince ve tiz sesi kulaklarımızda patlıyordu.
* Bugünlerde havasından yanına varılmıyor.
* Bu hayırsız evlat için insan kendisini ateşe atar mı?

Mecaz Türleri:
– Benzetme (Teşbih)
– Eğretileme (İstiare)
– Ad Aktarması (Mürsel Mecaz)
– Kinaye (Dolaylı Söz Söyleme)
– Tariz (Taşlama)
– Teşhis – İntak (Kişileştirme – Konuşturma)
– Abartma (Mübalağa)

Benzetme (Teşbih) :

Aralarında benzerlik bulunan iki varlıktan (kavramdan) niteliği zayıf olanın, niteliği üstün, belirgin olana benzetilmesidir.

Benzetme, Sözü daha etkili ve gözle görünür kılmak amacıyla kullanılan bir mecaz türüdür. Benzetmenin dört öğesi vardır :
1- Benzeyen (niteliği zayıf olan)
2- Benzetilen (niteliği, üstün, belirgin olan)
3- Benzetme yönü (benzerlik ilgisi gösteren)
4- Benzetme edatı (gibi, kadar, sanki, misali)

Örnek :

Kızın       deniz            gibi        masmavi       gözleri     vardı.
         ----------        --------     ---------     ---------
         Benzetilen        Benzetme      Benzetme     Benzeyen  
                            Edatı                       Yönü 

Benzetmeyle İlgili Uyarılar :

Benzetmenin oluşabilmesi için benzeyen ve kendisine benzetilenin kullanılması şarttır.
Bunlar, benzetmenin temel öğeleridir.
Dört öğesinin dördünün de kullanıldığı benzetmelere ayrıntılı benzetme,
benzetme edatının olmadığı benzetmelere kısaltılmış benzetme,
yalnızca temel öğelerin kullanıldığı benzetmelere teşbih-i beliğ denir.

Örnek :
Sular öyle temiz ki annemin yüzü gibi. (Ayrıntılı Benzetme)
Adam cesurlukta aslandı. (Pekiştirilmiş Benzetme)
Bin Atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik. (Kısaltılmış benzetme)
Gider oldum kömür gözlüm elveda. (Teşbih-i beliğ)

Eğretileme (İstiare) :
İstiare : Arapça bir sözcük olup “bir şeyi iğreti, ödünç alma” anlamındadır. Ya benzeyenle ya da benzetilenle yapılan benzetmedir. Örnek :

* Aslan gibi güçlü bir adamdı. (benzetme)
* Soruyu doğru yanıtlayınca “Aslan be!” dedi. (eğretileme)

Eğretileme üç çeşittir.
Açık Eğretileme: Yalnızca kendisine benzetilenin kullanılmasıyla yapılan eğretilemedir. Örnek :

* Havada bir dost eli okşuyor tenimizi. Benzeyen:Rüzgar(yok) Benzetilen:Bir dost eli

* Kurban olam kurban olam
Beşikte yatan kuzuya
Benzeyen : Bebek, çocuk (yok) Benzetilen : Kuzu

Kapalı Eğretileme: Yalnızca benzeyen ile yapılan, benzetilenin de bir özelliğinin belirtildiği (genel olarak benzetme yönü) eğretilemedir. Örnek :

* Oğlu büyüyünce yuvadan uçup gitti.
Benzeyen : Oğul Benzetilen : Kuş (yok) Benzetme yönü : Uçup gitmek

* Ay zeytin ağaçlarının arasından yere damlıyordu.
Benzeyen : ay Benzetilen : su (yok) Benzetme yönü : yere damlaması

Yaygın (Temsili) Eğretileme : Benzetmenin temel öğeleriyle birlikte, birden çok benzetme yönünün bulunduğu eğretilemedir. Yaygın eğretilemede bir “gizleme” vardır. Açıkça söylenmeyen ya da söylenmek istenmeyen sözler, benzetme yoluyla ve sözlük anlamına gizlenerek söylenir, şairler bunu çoğu kez güzel ve etkili bir anlatım için kullanırlar. Örnek :
Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan

Eğretileme Yolları
-İnsana özgü kavramların, doğaya (dış dünyadaki varlıklara) aktarılmasıyla;
Örnek :
Derinden derine ırmaklar ağlar.
Kapalı Eğretileme; Benzetilen: İnsan, Benzeyen: ırmaklar

-Doğaya özgü kavramların insana aktarılmasıyla;
Örnek :
Bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor.
Açık Eğretileme; Benzeyen:askerin ölümü, Benzetilen: güneşler batıyor.

-Doğadaki bir varlığa ait özelliğin, bir başka varlığa aktarılmasıyla;
Örnek :
Yüce dağ başında bir top pamuk var.
Kapalı Eğretileme; Benzeyen:bulut, Benzetilen: pamuk

-Bir duyuya ait bir kavramın bir başka duyuya aktarılmasıyla;
Örnek :
Sıcak bakışlarıyla ısıtırdı içimizi.
Kapalı Eğretileme

Ad Aktarması : (Mürsel Mecaz)
Bir sözü benzetme amacı gütmeden bir başka söz yerine kullanmaktır.

Sözcüklerin yeni anlamlar yüklenmesinde bir etken de ad aktarmasıdır. Örnek :
* “Sinema” için “beyaz perde”
* “seçime katılmak” yerine “sandık başına gitmek”

Ad aktarması şu ilişkiler çerçevesinde kurulabilir :
– Sanatçı verilir, yapıtı anlatılır. Örnek :
Yaşar Kemal’i lise yıllarımda okudum. (Yaşar Kemal’in romanlarını)

– İçteki varlık verilir, dışındaki anlatılır ya da dıştaki varlık verilir içindeki anlatılır. Örnek :
Haberi duyunca bütün ev ayağa kalktı. (Evin içindeki insanlar)
Ayağını çıkarmadan içeri girme. (Ayakkabını)

– Parça verilir, bütün anlatılır ya da bütün verilir, parça anlatılır. Örnek :
Bu acılı haberi ona hangi dil söyleyebilir? (İnsan)
Gemi Mersin’e yanaştı. (Mersin Limanı)

– Bir yer adı verilir, o yerde yaşayan insanlar anlatılır. Örnek :
Bütün köy meydanda toplandı. (köy halkı)
Erzurum, Mustafa Kemal’e kucak açtı. (Erzurum Halkı)

– Bir yön adı verilir, o yöndeki bölgeler ya da ülkeler anlatılmak istenir. Örnek :
Batı bu duruma müdahale etmedi. (Batı ülkeleri)

– Bir eşya adı verilir, onu kullananlar anlatılmak istenir. Örnek :
Koştu, yokuş aşağı bir şapka. (İnsan)

– Soyut bir ad verilip, somut bir varlık anlatılır. Örnek :
Bu sonucu Türk gençliğine armağan ediyorum. (Genç insanlar)
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı. (insanlar)

– Sonuç verilir, bunun nedeni kastedilir. Örnek :
Gökten sicim gibi bereket yağıyor. (bereket, sonuçtur, nedeni yağmur anlatılmıştır)

Kinaye (Dolaylı Söz Söyleme) :
Sözcüklerin çok anlamlı olarak kullanılmasında kinayenin de büyük bir önemi vardır. Kinaye bir sözün hem gerçek hem de mecaz anlamını düşündürecek bir biçimde kullanılmasıdır. Kinayede gerçek anlam verilir, mecaz anlam kastedilir. Örnek :
* Bu çocuğun elinden tutsan ne kaybedersin?
* Bulmadım dünyada gönüle mekan
* Nerde gül bitse etrafı diken
* Şu karşıma göğüs geren
* Taş bağırlı dağlar mısın?

Tariz (Taşlama) :
Bir kimseyi iğnelemek, onunla alay etmek amacıyla bir sözü gerçek anlamının tam karşıtı bir anlamda kullanmaktır. Örnek :
* Randevuna sadıkmışsın, beklemekten kök saldık.
* O kadar çok konuştu ki söylediklerinden hiçbir şey anlamadık.
* Biraz daha hızlı yürürsen karıncalar bile bizi geçecek.

Teşhis – İntak (Kişileştirme – Konuşturma) :
İnsana özgü nitelikleri insan dışındaki varlıklara aktarmaya kişileştirme denirken, bu varlıkların insan gibi konuşturulmasına da konuşturma denir. Örnek :
* Güneş ışığında yağmurunu döken bulutlar sanki gülüyordu. (Teşhis)
* Ufukta günün boynu büküldü. (Teşhis)
* Dal, bir gün dedi ki tomurcuğuna :
Tenimde bir yara işler gibisin. (İntak)

Abartma (Mübalağa) :
Bir durumu olduğundan çok ya da az göstermektir. Örnek :
*Bütün gün çalışmaktan iğne ipliğe döndü.
*Alem sele gitti gözüm yaşından
* Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
*Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.

Sözcüklerin Terim Anlamı:
Bilim, Sanat, Meslek ve bir spor dalıyla ilgili kesin anlamı olan özel bir kavramı gösteren gerçek anlamlı sözcüklere terim denir. Örnek :
* Bu sınıfa yirmi sıra yerleştirelim
* Toplumsal sınıflar arasındaki çelişkileri inceliyor.
* Bu çiçeğin kökü tamamen kurumuş.
* Sözcük köklerini ve gövdelerini tanıyalım.

İkilemeler :
Anlamı ve anlatımı güçlendirip pekiştirmek amacıyla aynı ya da sesleri birbirine benzeyen sözcüklerin art arda yinelenmesiyle oluşan söz gruplarına ikileme denir.

İkilemelerin anlamsal özellikleri şöyle sıralanabilir:

– Anlamı güçlendirip pekiştirmek, anlamı abartmak. Örnek :
Güzel mi güzel kız
Demet demet çiçek
Çuval çuval fındık
Çıtır çıtır simit
Ağlaya sızlaya bir hal olmak
Güle güle ölmek
Varını yoğunu ortaya çıkartmak

– “Şöyle böyle, yaklaşık olma” anlamı vermek. Örnek :
İyi kötü (bilmek)
Aşağı yukarı (anlamak)
Hemen hemen (bitirmek)

İkilemelerin Kuruluş (Yapılış) Özellikleri :

– Aynı sözcüğün tekrarıyla oluşan ikilemeler. Örnek :
İri iri – Koca koca – Yavaş yavaş – Uslu uslu

– Yakın anlamlı sözcüklerin tekrarıyla oluşanlar. Örnek :
Börek çörek – Derli toplu – Sorgu sual – Doğru dürüst – Sağ salim

– Biri anlamlı diğeri anlamsız sözcüklerin bir araya gelmesinden oluşanlar. Örnek :
Çalı çırpı – Konu komşu – Yırtık pırtık – Eğri büğrü

– Her ikisi de anlamsız sözcüklerin yan yana gelmesiyle oluşanlar. Örnek :
Ivır zıvır – Abur cubur – Eciş bücüş – Dangıl dungul

– Karşıt anlamlı sözcüklerden oluşanlar. Örnek :
İyi kötü – Er geç – Düşe kalka – İleri geri

– Yansıma sözcüklerin tekrarlanmasıyla oluşanlar. Örnek :
Vızır vızır – Şırıl şırıl – Tıkır tıkır – Horul horul

##### İkilemeler daima ayrı yazılır ve ikilemelerin arasına virgül işareti KONULMAZ

Deyim Anlamı :

Belli bir durumu, belli bir kavramı göstermek için kullanılan öz anlamından az çok ayrı bir anlam taşıyan, kalıplaşmış, halkın ortak dil ürünü olan sözlere deyim denir. Örnek :
İçine ateş düşmek
Pabucu dama atılmak
Yüreği ağzına gelmek
İki gözü iki çeşme

Deyimlerin Özellikleri

-Deyimler, kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez ve bir sözcüğün yerine eş anlamlısı getirilemez. Örnek :
Sözgelimi “Ayıkla pirincin taşını” yerine “Seç pirincin taşını” denmez ya da “Pirincin taşını ayıkla” gibi deyimi oluşturan sözcüklerin yerleri değiştirilemez.

– Deyimler, değişik kip ve kişi ekleriyle çekime girebilirler. Örnek :
Kendini naza çek(mek)
Kendini naza çek(iyor)
Kendimi naza çek(tim)
Kendilerini naza çek(erler)

– Deyimi oluşturan sözcüklerin arasına başka söz grupları girebilir. Bu tip kullanımlarda deyim gözden kaçırılmamalıdır. Örnek :
Gözü vitrinde duran kırmızı elbiseye takıldı.

– Deyimler genel kural bildirmez, yol gösterip öğüt vermez. Yalnızca bir durumu en kısa yoldan ve en etkili bir biçimde anlatmaya yarar. Deyim, bu yönüyle atasözünden ayrılır. Örnek :
İşleyen demir ışıldar. (Atasözüdür, kural bildirir.)
Akacak kan damarda durmaz. (Atasözüdür, kural bildirir.)
Mum dibine ışık vermez. (Atasözüdür, kural bildirir.)

Armut piş, ağzıma düş. (Deyimdir, kural bildirmez.)
Ne kokar, ne bulaşır. (Deyimdir, kural bildirmez.)
Atı alan Üsküdar’ı geçti. (Deyimdir, kural bildirmez.)

Deyimler Anlamları ve Kuruluşları (Biçimleri) yönünden iki gurupta incelenir.

Anlamlarına Göre Deyimler

– Gerçek Anlamlı Deyimler
Bazı deyimlerde sözcükler gerçek anlamlıdır. Deyimin iletmek istediği durumu, deyimi oluşturan sözcüklerin anlamlarıyla düşünürüz. Bu tür deyimlerde anlatım güzelliği düşünülmez. Bunlar, Bir kavramı belirtir. Örnek :
Alan razı satan razı – Ne var ne yok? – Olur şey değil! – Nerde akşam orda sabah.
İsmi var cismi yok – Yükte hafif pahada ağır.

Mecaz Anlamlı Deyimler
Deyimlerde genel olarak deyimi oluşturan sözcüklerin çoğu ya da tümü gerçek anlamından uzaklaşarak tamamen farklı bir durumu ya da kavramı anlatmak üzere kullanılır. Dilimizde deyimler genel olarak mecaz anlam taşır.

Mecaz anlamlı deyimler iki şekilde karşımıza çıkabilir.

1. İliştirme Anlamlı Deyimler: Deyimi oluşturan sözcüklerden bir ya da ikisiyle, deyimin ilettiği durum arasında dolaylı bir bağlantı vardır. Böyle deyimlere “iliştirme anlamlı” deyimler denir. Örnek :
Diline dolamak (sürekli aynı şeyi söylemekle, dil arasında bir bağlantı var.)
Kulak misafiri olmak (dinlemek)
Göz gezdirmek (bakmak)
Ayaklarına kara sular inmek (yürümekten yorulmak)

2. Yummaca Anlamlı Deyimler: Deyimi oluşturan sözcüklerin anlamları ile deyimin iletmek istediği durum arasında hiçbir anlam bağlantısı olmayabilir. Bu tip deyimlere “yummaca anlamlı” deyim denir. Örnek :
Baş göz etmek (evlendirmek)
Burnu sürtülmek (taşkın davranışların cezasını çekip ılımlı olmak)
Can damarına basmak (bir şeyin en önemli noktası üzerinde durmak)
Burnunun direği sızlamak (çok üzülüp acımak)
Çamur atmak (Bir kimseyi lekelemeye çalışmak)
Yaş tahtaya basmak (tedbirsizlik edip sonu tehlikeli işe girişmek)

Yapılarına (Biçimlenişlerine Göre) Deyimler

Deyimler kalıplaşmıştır. Belli bir söyleyiş biçimi kazanmışlardır. Bir deyimin söylenişi her yerde aynıdır. Hem biçimce hem anlamca son söyleyiş biçimini almışlardır.

– Kimi deyimler yargı (cümle) biçiminde ya da ikili yargılı olarak kurulmuştur. Örnek :
Atı alan Üsküdar’ı geçti.
Hamama gider kurnaya, düğüne gider zurnaya aşık olur.
Hem suçlu hem güçlü
Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye

– Kimi deyimler öykücük ya da konuşma biçimindedir. Örnek :
Deveye, “Boynun eğri” demişler, “Nerem doğru ki!” demiş.
Tencere dibin kara
Seninki benden kara

– Deyimler genel olarak mastar biçimindedir. Örnek :
Gönül koymak – İçi burkulmak – Kapı dışarı etmek – Muradına ermek – Ödü patlamak
Öküzün altında buzağı aramak

– Bazı deyimler, sözcük öbeği (tamlama) biçiminde kalıplaşmıştır. Örnek :
Kara çalı – Püsküllü bela – Para canlısı – Para babası – Elinin körü – Ömür törpüsü

– Deyimler, genel olarak birden çok sözcüğün kalıplaşmasından oluşur. Ancak tek sözcükten oluşan deyimler de vardır. Örnek :
Akşamcı – gedikli – kılkuyruk – kaşarlanmış

– Kimi deyimler ise ikileme biçiminde kurulurlar. Örnek :
Abur cubur – Açık saçık – Ağır aksak – Ak pak – Apar topar – Az çok – Bata çıka

Atasözleri :

Uzun deneyimler ve gözlemler sonucu oluşmuş, yol gösterici, genel kural biçiminde kalıplaşan, toplumca benimsenen ve anonim bir nitelik taşıyan özlü sözlerdir.

Atasözlerinin Biçim Özellikleri :
– Deyimler gibi atasözleri de kalıplaşmıştır. Sözcüklerin yerleri değiştirilmez ve bir sözcüğün yerine eş anlamlısı getirilemez. Örnek :
Ak akçe kara gün içindir. – Kız beşikte, çeyiz sandıkta.

– Atasözleri kısa ve özlüdür, az sözle geniş bir düşünce ifade edilir. Örnek :
Aç ayı oynamaz. – Su yatağını bulur. – Baş kes, yaş kesme. – Boğaz kırk boğumdur.
Çivi çiviyi söker.

– Atasözleri genel olarak bir yargı (cümle) biçiminde kurulmuştur. Örnek :
İt ürür kervan yürür. – İyilik eden, iyilik bulur. – Ölmüş eşek kurttan korkmaz.
Kardeş kardeşi bıçaklamış, dönmüş yine kucaklamış. – Kavgada yumruk sayılmaz.

– Atasözleri genel olarak geniş zaman kipinin üçüncü tekil kişisiyle ya da emir kipinin ikinci tekil kişisiyle çekimlenmiştir. Örnek :
Önce düşün, sonra söyle. (II. tekil kişi emir kipi)
Pilav yiyen kaşığını yanında taşır. (Geniş zaman kipi, III. tekil kişi)

– Atasözlerinde genel olarak uyaklı ve uyumlu sesler ve sözcükler vardır. Örnek :
Pekmezi küpten, kadını kökten al. – Sabreden derviş, muradına ermiş.
Sen dede ben dede, bu atı kim tımar ede?

Atasözlerinin Anlam Özellikleri
– Atasözlerinin bir bölümü gerçek anlamlıdır. Yani atasözünün iletmek istediği düşünceyi onu oluşturan sözcüklerin anlamları düşündürür. Örnek :
Çok yaşayan bilmez, çok gezen bilir. – Allah bilir ama kul da sezer.
Al malın iyisini çekme tasasını. – Bugünün işini yarına bırakma. – At, yiğidin yoldaşıdır.

– Atasözlerinin bir bölümü mecaz anlamlıdır. Yani atasözlerinin iletmek istediği anlam, sözcüklerin gerçek anlamlarından tamamen bağımsızdır. Örnek :
Mum, dibine ışık vermez. – Altın, eli bıçak kesmez. – Kaynayan kazan kapak tutmaz.
Göç dönüşü topal eşek öne geçer. – Etle tırnak arasına girilmez.
Eşeği dama çıkartan yine kendi indirir.

– Bazı atasözleri ilettiği yargı yönünden karşıtlık ya da çelişki gösterir. Örnek :
İyilik eden iyilik bulur. (karşıtlık)
İyiliğe iyilik olsaydı, koca öküze bıçak olmazdı. (karşıtlık)
İyi insan lafının üstüne gelir. (çelişki)
İti an çomağı hazırla. (çelişki)

– Atasözlerinde ahenk ve söz sanatları da vardır. Örnek :
Alet işler, el övünür. (mürsel-mecaz)
Güvenme varlığa, düşersin darlığa (tezat-karşıtlık)
Elin ağzı torba değil ki büzesin. (benzetme)
El eli yıkar, iki elde yüzü yıkar. (tekrir)
Dökme suyla değirmen dönmez. (kinaye)

Biçim Bilgisi :

Türkçe’nin Sözcük Yapısı : Dilimizde sözcükler üç ayrı şekilde yapılır ve üç farklı yapılanma adı alır :

1)       Kök durumunda olabilir (Basit Sözcük)

2)       Köklere ve gövdelere getirilen eklerle türetilebilir. (Türemiş Sözcük)

3)       İki ya da daha çok sözcüğün birleşmesinden meydan gelebilir. (Bileşik Sözcük)

Kök : Bir sözcüğün üzerinde bulunan bütün ekler atıldığında anlamlı olarak kalabilen en küçük parçadır. Örnek :   Bal, kaş, göz, el

Dilimizde sözcük kökleri genel olarak tek hecelidir; ancak iki ya da üç heceli olan sözcük köklerine de rastlanır. Örnek :  Otur, yürü, çiçek, emek, sarı, kelebek

UYARI : Dilimizde, kökle ek arasında anlam ilgisi bulunur. Bu nedenle, sözcüğün kökünü bulmak için ek varsaydığımız kısımları attığımızda, kalan kökle, sözcüğün ilk şekli arasında anlamca bir bağ yoksa, atılan kısımlar ek değildir. Kısacası bu, kök halinde bir sözcüktür.

Örnek :   yıkık bilgi balık balık gölge gölge

kök  ek                     kök  ek            ek değil             kök                  ek değil              kök

Sözcük Kökleri Üç Grupta İncelenir :

1)       Ad (isim) Kökleri     :           Örnek : el, oda, ot, balık, pat, fıs, cız

2)       Eylem (fiil) Kökleri   :           Örnek : koş-, git-, bak-, sus-, aç-

3)       Ortak (ikili) Kökler   :           Örnek : barış, güven, eski, boya, sıva, damla

Örnek :             Bir damla su bile kalmadı.

Ad

Çeşme sabaha kadar damladı.

eylem

UYARI : Ortak kökler arasında bir anlam yakınlığı olduğuna dikkat edilmelidir. Hem ad hem de eylem kökü olup da anlamca ilgisiz olan sözcük köklerine sesteş (eşsesli) kökler denir.

Örnek :             Bu kız beni kızdırıyor.

Ad (genç kadın)        Eylem (sinirlenmek)

Satırlarıma son verdim. Satırla kolunu kesti.

Ad (düz yazıda dize)                    Ad (kesici bir alet)

Ek : Sözcük kök ve gövdelerine getirildiğinde onların anlamlarını değiştiren, kimi zaman anlamlarıyla birlikte türlerini değiştiren ya da sözcüklerin cümle içindeki görevini belirleyen hece ve seslerdir.

Bir ekin sözcük üzerinde üç farklı işlevi vardır. Bunlar :

1)       Eklendiği sözcüğün anlamını değiştirmek,

2)       Eklendiği sözcüğün anlamıyla birlikte türünü değiştirmek, (Addan-eylem, eylemden-ad gibi)

3)       Eklendiği sözcüğün cümle içindeki görevini belirlemek. (Nesne, Yüklem, Tümleç gibi).

İşlevlerine göre ekler ikiye ayrılırlar:

Yapım Eki : Eklendiği sözcüğün kök anlamıyla bağlantılı bir biçimde yeni anlamda bir sözcük türetmeye yarayan eklerdir. Yapım ekleri eklendiği sözcüğün anlamıyla birlikte kimi zaman türünü de değiştirir. Örnek:

balık                             örtü

bal ık                            ört ü

balık bal                       ört        örtü

Yapım Eki Çeşitleri :

Addan Ad Yapım Ekleri :

Ekler Örnekler Ekler Örnekler
-k, -ak, -ek Orta-k,sol-ak -ız,-iz,-uz,üz Yalın-ız,üç-üz
-lik,-lık,-luk,-lük Genç-lik,bir-lik -em Ön-em
-li,-lı,-lu,-lü Ses-li,ev-li -cak,-cek Oyun-cak,örüm-cek
-daş,-taş Arka-daş,ses-teş -cık,cik,-cuk,-cük Söz-cük,sığır-cık
-ce,-ca,-çe,-ça Türk-çe,aile-ce -ay,-ey Ad-ay,düz-ey
-cil,-cıl Ev-cil,ben-cil -dız,-diz,-duz,-düz Gün-düz,çuval-dız
-cı,-ci,-cu,-cü

-çı,-çi,-çu,-çü

Yol-cu,iş-çi -an,-en Kök-en,düz-en
-gen-,gan Üç-gen,dört-gen
-men,-man Türk-men,göç-men -sız,-siz,-suz,-süz Ev-siz,dil-siz
-tı,-ti,-tu,-tü Şıkır-tı,fısıl-tı

Addan Sıfat Yapım Ekleri :

Ekler Örnekler Ekler Örnekler
-cı,-ci,-cu,-cü Şaka-cı,ezber-ci -li,-lı,-lu,-lü Toz-lu,çocuk-lu
-cıl,-cil,-cul,cül Ben-cil (insan) -deki,-daki Ev-deki,bahçe-deki
-çıl,-çil,-çul,çül Kır-çıl (kumaş) -lik,-lık,-luk,-lük Kaış-lık,turşu-luk
-inci,-ıncı,-üncü,-uncu Bir-inci(sınıf),iki-nci -msar,-msar Kötü-mser,kara-msar
-den,-dan Can-dan,sıra-dan -sı,-si,-su,-sü Çocuk-su,kadın-sı
-de Göz-de,söz-de -sız,-siz,-suz,-süz Sayı-sız,akıl-sız

Addan Zarf Yapım Ekleri :

Ekler Örnekler
-leyin,-layın Sabah-leyin,akşam-leyin
-ce,-ca Gizli-ce,usul-ca
-çe-,ça Çok-ça,yavaş-ça
-ken Er-ken
-tan,-ten,-den,-dan Sabah-tan,erken-den
-ın,-in Kış-ın,yaz-ın

Addan Eylem Yapım Ekleri :

Ekler Örnekler
-de,-da,-te,-ta Gürül-de,ışıl-da
-e,-a Yaş-a,tür-e
-el,-al Düz-el,az-al
-r,-ar Kara-r,yaş-ar
-imsa,-ımsa Ben-imse,az-ımsa
-le-,-la -baş-la,el-le
-leş-,-laş Bir-leş,katı-laş
-se,-sa Su-sa,anım-sa
-kır,-kir,-kur,-kür Fış-kır,tü-kür
-r,-ür Deli-r,üf-ür

Eylemden Ad Yapan Ekler :

Ekler Örnekler Ekler Örnekler
-e,-a Yar-a,kes-e -acak,-ecek Ye-y-ecek,yak-acak
-ak,-k Dur-ak,tara-k -anak,-enek Ol-anak,seç-enek
-ı,-i,-u,-ü Say-ı,bat-ı -sı,-si,-su,-sü Yat-sı,tüt-sü
-ge Süpür-ge,bil-ge -r,-ar,-er Yaz-ar,dön-er
-gı,-gi,-gu,-gü Duy-gu,bil-gi -mer,-mur Yağ-mur,kat-mer
-ıntı,-inti,-untu,-üntü Alın-tı,görün-tü -ım,-im,-um,üm Seç-im,yor-um
-ın,-in Ek-in,bas-ın -ınç,-inç,-unç,-ünç Bil-inç,öv-ünç
-tı,-ti Toplan-tı,belir-ti -al Kur-al,çat-al
-me,-ma Kıy-ma,dondur-ma -maca,-mece Bil-mece,bul-maca
-mek,-mak Ye-mek,çalış-mak -gın,-gin,-gun,-gün Yan-gın
-it Kes-it,um-ut -kın,-kin,-kun,-kün Bit-kin

Eylemden Eylem Yapan Ekler :

Ekler Örnekler
-t Uyu-t,yıka-t
-ar,-er,-ır,-ir Piş-ir,kop-ar
-dır,-dir,-dur,-dür,-tır,-tir,-tur,-tür Bil-dir,in-dir
-l,-ıl Sar-ıl,yaz-ıl
-n,-ın Giy-in,yaz-ıl
Ağla-ş,bekle-ş
-ı,-i,-u,-ü Kaz-ı,sür-ü

Yapım Ekleriyle İlgili Özellikler :

1)       Yapım eki, bir sözcüğün köküne getirildiğinde o sözcüğü gövdeye dönüştürür.

Örnek : Baş : Ad Kökü

Baş-la : Eylem gövdesi

2)       Bir sözcük birden çok yapım eki alabilir. İlk yapım eki, kökü gövdeye dönüştürürken, diğer yapım eklerinin gövdeye getirildiği kabul edilir.

Örnek : Göz :                Ad Kökü

Göz-lük :          Ad Gövdesi

Göz-lük-çü :      Ad Gövdesi

3)       Bir sözcükte yapım eki çekim ekinden önce gelir.

Örnek : yaş – a – dıklar – ımız

Yapım eki   Çekim eki

4)       Sesteş ekler birbirine karıştırılmamalıdır.

Örnek : Yaz-ı-s-ı-n-ı çok beğendik.

Çekim Eki : Eklendiği sözcüğün anlamını değiştirmeyip, yalnızca cümle içindeki görevini belirleyen eklerdir. Çekim ekleri, sözcükleri birbirine çeşitli görev ve anlam ilgisiyle bağlar ve cümleyi oluşturur. Örnek : Kardeş   kitap   kitapçı   al.

Adlara Gelen Çekim Ekleri :

Ekin adı Örnek Çekimler
Çoğul Ekleri : -ler, -lar Ev-ler, çocuk-lar,biz-ler
Tamlama Ekleri : -ın,in,-un,-ün,-ı,-i,-u,-ü Duvar-ın,boya-s-ı, kız-ın, saçlar-ı
Ad Durum Ekleri . -i,-e,-de,den Kapı-y-ı,ev-e,masa-da,çanta-dan
İyelik Ekleri : -im,-in,-i,-imiz,-iniz,-leri Kalem-im,akıl-ın,anne-si,okul-umuz
Kişi Ekleri : -im, -sin,-dir,-iz,-siniz,-dirler Türk-üm,Türk-sün,Türk-tür,Türk-üz
Ek eylemler : -dir,-idi,-imiş,-ise Güzel-idi,tatlı-imiş,benim-ise

Eylemlere Gelen Çekim Ekleri :

Ekin adı Örnek Çekimler
Bildirme Kipleri : -yor,-acak,-r(-z),-dı,-mış Oku-yor,bak-acak,yürü-r,bitme-z,gel-di,anla-mış
Dilek Kipleri : -a,-e,-sa,-se,-malı,-meli,-sin Bak-a-lım,git-e-y-im,oku-sa,bil-se,yaz-malı
Kişi Ekleri : -im/-m,-i/-sin,-k/iz,-siniz/niz,-ler Bak-ı-yor-um, bil-di-n,bekle-di-k,gel-i-yor-uz
Olumsuzluk Ekleri : -ma,-me Düşün-me,bak-ma,konuş-ma
Ek eylemler  : -dir, -idi, -imiş Bil-i-yor-dur,al-mış-idi-m,söyle-yor-imiş

Gövde : Yapım eki alan sözcüklere gövde denir. Yapım eki bir sözcüğün köküne getirildiğinde o sözcüğü kök olmaktan çıkararak gövdeye dönüştürür.

Örnek :

İnce –  l incel(mek)

Kök      yapım eki        eylem gövdesi

Söz –  lük sözlük

Kök      yapım eki        ad gövdesi

Utan –  gaç utangaç

Kök      yapım eki        sıfat gövdesi

Gece –  leyin geceleyin

Kök         yapım eki        zarf gövdesi



Yapıları Yönünden Sözcükler :

Basit Sözcükler : Herhangi bir yapım eki almamış ya da bir sözcükle birleşmemiş olan sözcüklere yapıları yönünden basit sözcük denir.

Örnek :             Kuşların kanadına yazdım aşkımı.

Kuş – lar ın kanat –  ı n –  a yaz – m    .

Çoğul  tamlayan              tamlanan   kaynaştırma   yönelme          görülen     1. tekil

Eki       Eki                       Eki           ünsüzü          durum eki         geçmiş      şahıs

Zaman eki      eki

Aşk  – ım ı       .

1. tekil         belirtme

iyelik eki        eki

Türemiş Sözcükler : Yapım ekleri alarak yeni bir anlam ve biçim kazanmış olan sözcüklere yapıları yönünden türemiş sözcük denir.

Örnek : Ölümün anlamı değişti birden.

Öl  – üm – ün    an –  la –  m – ı  değ – –  ti bir – den.

Eylemden ad            addan eylem    eylemden ad                eylemden eylem     addan zarf

Yapım eki                 yapım eki         yapım eki                        yapım eki            yapım eki

Bileşik Sözcükler : İki ya da daha çok sözcüğün birleşip kaynaşmasından oluşan sözcükler yapıca bileşiktir.

Kuruluşlarına Göre Bileşik Sözcükler :

a) Belirsiz ad tamlaması biçiminde yapılanlar :

Örnek : Buzdolabı, Çörekotu, Aslanağzı, Dilbilgisi

b) Takısız ad tamlaması biçiminde yapılanlar : Örnek : Atatürk, Konutkent, Kadıköy, Anıtkabir

c) Sıfat tamlaması biçiminde yapılanlar : Örnek : Sivrisinek, Akdeniz, Yalınayak, Kocatepe

d) Cümle biçiminde kalıplaşanlar : Örnek: Gecekondu, Külbastı, Mirasyedi, İmambayıldı

e) Bir ad, bir eylem kökünün birleşip kaynaşmasından yapılanlar :

Örnek : Erol, Şenol, Seyret, Karnıyarık

f) İki eylem kökünün birleşip kaynaşmasından oluşanlar :

Örnek : Çekyat, Uyurgezer, Gelgit, Biçerdöver

g) İki yansıma sözcüğün birleşip kaynaşmasından oluşanlar:

Örnek : Çıtçıt, Gırgır, Cırcır, Pırpır

h) Ses değişimiyle oluşan bileşik sözcükler :

Örnek : Ne + için           Niçin

Pazar + ertesi   Pazartesi

Kahve + altı       Kahvaltı

Kayın + ana      Kaynana

Anlamlarına Göre Bileşik Sözcükler :

a) Bileşik sözcüklerin büyük çoğunluğunda, birleşen her iki sözcük de kendi anlamının dışına kaymıştır. Örnek : Hanımeli, Aslanağzı, Kuşbaşı, Kadınbudu

b) Bileşik sözcüğü meydan getiren sözcüklerden biri kendi anlamında, diğeri kendi anlamının dışında kullanılmış olabilir. Örnek : Ateşböceği, Basımevi, Aşçıbaşı, Başçavuş

c) Bileşik sözcüğü oluşturan her iki sözcük de kendi anlamında kullanılmış olabilir.

Örnek : Bilirkişi, Uyurgezer, Buzdolabı, Toplumbilim

Sözcük Türleri

  1. Eylemler
  2. Adlar
  3. Zamirler
  4. Sıfatlar
  5. Zarflar
  6. 6.Edat – Bağlaç – Ünlem
EYLEMLER (FİİLLER) :
İş, oluş, hareket, durum ve kılış bildiren; zaman ve kişi eklerine göre çekimlenebilen; zaman ve kişi ekleriyle çekimlenmesi halinde cümle içinde yüklem görevi üstlenen sözcüklere eylem (fiil) denir.

Örnek :   bak-, sus-, büyü-, ağla-, koş-
Gel-di-m                           kopar-ı-yor-uz
Gel (eylem kökü)               kopar (eylem gövdesi)

-di  (zaman eki)                 -yor    (zaman eki)
-m  (1. Tekil kişi eki)          -uz     (1. Çoğul kişi eki)

Eylemler, varlıkların yaptıkları hareketlerin niteliklerine ve özelliklerine göre, şu gruplara ayrılarak incelenir :

*      İş ve Kılış Eylemleri : Öznenin kendi iradesiyle bir nesne üzerinde gerçekleşen ve bu eylemden nesnenin etkilendiği tüm eylemler iş-kılış anlamlıdır. Örnek : Kadın gömleği ütüledi.

Açmak, yıkamak, kesmek

*      Oluş Eylemleri : Gerçekleşmeleri özneye bağlı olmayan, doğal bir değişim içinde kendi kendine olan, nesne almayan tüm eylemler oluş anlamlıdır. Örnek : Adam iyice yaşlanmıştı.

Paslanmak, büyümek, çürümek

*      Hareket Eylemleri : Belli bir enerjinin, öznenin hareketlenmesine ya da yer değiştirmesine yönelik olarak harcandığı ve nesne almayan tüm eylemler hareket anlamlıdır.

Örnek : Bugün parkta uzun uzun yürüdüm.
Yüzmek, gitmek, kaçmak

*      Durum Eylemleri : Öznenin kendi sitemiyle gerçekleştirdiği, daha çok içinde bulunduğu durumu gösteren ve bir durağanlık bildiren tüm eylemler durum anlamlıdır. Durum eylemleri de nesne almaz. Örnek :  Burada biraz dinleniyorum.

Yatmak, ağlamak, üzülmek

UYARI : İş-kılış eylemleri, nesne aldığı için bu eylemler geçişlidir. Oluş, durum ve hareket eylemleri genellikle nesne almazlar. Bu nedenle geçişsizdir.

Eylemlerin bir bölümünün iş-kılış, oluş ve durum bildirmesi, cümledeki kullanımına bağlıdır.

Örnek : Çocuk kapıyı açtı. (iş-kılış)
Bütün çiçekler açtı. (oluş)

Eylemlerde Zaman :

Eylemin içinden geçtiği, geçmekte olduğu ya da geçeceği süre “zaman” olarak adlandırılır. Zaman kavramı, kişi kavramıyla birlikte eylemi adlandıran ve biçimlendiren temel öğedir.

*      Geçmiş Zaman : Eylemin sözden önce gerçekleştiğini gösteren zamandır. Örnek : Git-ti, git-miş     önce eylem, sonra anlatış

*      Şimdiki Zaman : Eylemle anlatışın aynı anda gerçekleştiğini gösteren zamandır.  Örnek : bak-ı-yor, gel-i-yor    eylemle anlatış aynı anda gerçekleşir.

*      Gelecek Zaman : Önce anlatışın, sonra eylemin gerçekleşeceğini gösteren zamandır. Örnek : bak-acak, anlat-acak      önce söz, sonra eylem

*      Geniş Zaman : Eylemin sürekli ya da genellikle yapıldığını gösteren zamandır. Örnek : okur-r, çalış-ır sürekli ya da genellikle yapılır.

Eylemlerde Kişi :

Eylemin kim tarafından yapıldığını, kiminle ilgili olduğunu gösteren kavrama kişi (şahıs) denir. Kişi kavramı, eylem kök ve gövdelerinde kip eklerinden sonra eklenir. Eylemlerde üç temel kişi vardır. Bunlar tekil ve çoğul olarak kullanılabilir.

KİŞİ TEKİL ÇOĞUL AÇIKLAMA ÖRNEK
I. Ben Biz Sözü Söyleyen Okudum

Okuyoruz

II. Sen Siz Sözü Dinleyen Gelirsin

Gelirsiniz

III. O Onlar Hakkında Konuşulan Biliyor

Biliyorlar

Uyarı : Üçüncü tekil kişi eki yoktur. Üçüncü tekil kişinin anlatımında eyleme yalnızca kip eki getirilir. (bit-ti, git-miş, otur-u-yor)

Eylemlere gelen kip eklerine göre kişi ekleri de farklılaşabilir. Örnek :

Yap-ı-yor-uz  (I. Çoğul kişi eki)

Bekle-di-k      (I. Çoğul kişi eki)

Eylem Adları :

Dış dünyadaki her varlığın ve her kavramın bir adı olduğu gibi eylemlerin de bir adı vardır. Eylem kök ve gövdelerine getirilen “-mak (-mek), -ma (-me), -ış (-iş)” ekleri geldikleri eyleme ad verip eylem adı oluştururlar. Eylem adı durumundaki bu sözcüklere ad eylem (mastar) adı verilir. Örnek :
Buradan gitmek istiyor.
Bu saatte gitmeye kalkma.
Oraya gidişimiz zor oldu.

EYLEMLERDE KiP

Eylemlerin iş-kılış, hareket ve durumu anlatabilmek için haber ve dilek kipleriyle birlikte kişi ekleriyle çekimlenmesine kip denir. Örnek :
Otur – eylem kökü
Otur-acak-sın çekimli eylem
Otur-sa-n çekimli eylem

Çekimli eylemler dört biçimde kullanılabilir:
Olumlu biçim çalıştım
Olumsuz biçim çalışmadım
Soru biçimi çalıştım mı?
Olumsuz soru biçimi çalışmadım mı?

HABER KİPLERİ


a) Görülen (di’li) Geçmiş Zaman :
Eylem kök ya da gövdelerine “-dı, -di, -du, -dü, -tı, -ti, -tu, -tü) eklerinden biri getirilerek yapılır.

Anlamı : Geçmişte yapılan bitmiş eylemleri kesinliğe bağlayarak anlatır. Görülen geçmiş zamanda aşağıdaki anlam özellikleri görülür :

* Görülen ve yaşanan bir olayın anlatımında bu kip kullanılır.
Örnek :
Öğrenciler son sınavlarına geçen hafta girdiler.
Çocukluğumda ciddi bir hastalık geçirdim.

* Kesinliği, tarihi belgelere dayanan olayların anlatımında da bu kip kullanılır.
Örnek:
Osmanlı Devleti 1299’da kuruldu.
Fatih, bütün askeri dehasını kullanarak İstanbul’u fethetti.

Di’li geçmiş zamanın kişilere göre çekimi şöyledir :

KİŞİ TEKİL ÇOĞUL
I. Bakm Bakk
II. Bakn Baknız
III. Bak Baklar


b)
Duyulan (Miş’li) Geçmiş Zaman) : Eylem kök ya da gövdelerine “-mış, -miş, -muş, -müş” eklerinden biri getirilerek yapılır.

Anlamı :
* Geçmişte yapılan bir eylemi kesinliğe bağlamadan anlatır.
Örnek :
O yıllarda ülkemizde büyük ekonomik sıkıntılar yaşanmış.
Gençlik yıllarında bütün Avrupa ülkelerini gezmiş.

* Kısa bir geçmiş zaman diliminde de olsa, başkasından duyulan eylemlerin anlatımında kullanılır.
Örnek :
Geçen gün en yakın arkadaşıyla kavga etmiş.
Erdal, dün sinemaya gitmiş, ama filmi beğenmemiş.

* Farkında olunmayan bir eylemin anlatımında kullanılır.
Örnek :
Öyle bir dalmışız ki, sabah olmuş.
Bir de ne göreyim herkes gitmiş.

* Gerçekleşen bir eyleme tanık olma durumlarında da kullanılabilir.
Örnek :
Eline sağlık, çayda çay olmuş.
Kısa sürede iyice yıpranmışsın.

* “-dır, -dir” ek eylemleriyle kullanıldığında kesinlik ya da olasılık anlamı kazanır. Örnek : Gönderdiğin mektubu dün almıştır. (Olasılık)
Özür dilerim, kayıtlarımız kapanmıştır. (kesinlik)

Miş’li geçmiş zamanın kişilere göre çekimi şöyledir :

KİŞİ TEKİL ÇOĞUL
I. Okumuşum Okumuşuz
II. Okumuşsun Okumuşsunuz
III. Okumuş Okumuşlar
c) Şimdi Zaman : Eylem kök ya da gövdelerine “-yor” ekinin getirilmesiyle yapılır. Anlamı :
* İçinde bulunduğumuz zaman dilimi içinde başlamış; ama henüz bitmemiş, sürmekte olan bir eylemin anlatımında kullanılır.
Örnek :
Çocuk bütün dikkatiyle ders dinliyor.
Ayşe’ye geçen gün gördüğümüz kazayı anlatıyordum.

* “-dır, -dir” ek-eylemiyle kullanıldığında olasılık anlamı kazanır.
Örnek :
Bu saatte evde uyuyordur.

Şimdiki zamanın kişilere göre çekimi şöyledir :

KİŞİ TEKİL ÇOĞUL
I. Açıyorum Açıyoruz
II. Açıyorsun Açıyorsunuz
III. Açıyor Açıyorlar

d) Gelecek Zaman : Eylem kök ya da gövdelerine “-acak, -ecek” eki getirilerek yapılır.

Anlamı :
* Henüz yapılmamış, içine girilecek bir zaman dilimi içinde yapılacak olan bir eylemin anlatımında kullanılır.
Örnek :
Yarın akşam İstanbul’a gideceğiz.
Akşama misafir gelecek.

* “-dır, -dir” ek eylemiyle kullanılırsa, kesinlik anlamı kazanır.
Örnek :
Bu sorun en geç yarın halledilecektir.

Gelecek zamanın kişilere göre çekimi şöyledir :

KİŞİ TEKİL ÇOĞUL
I. acağım acağız
II. acaksın acaksınız
III. acak acaklar

e) Geniş Zaman : Eylem kök ya da gövdelerine “-r (-ır, -ir, -ur, -ür, -ar, -er)” eklerinin getirilmesiyle yapılır.

Anlamı :
* Genel doğruları göstermede kullanılır.
Örnek : Su testisi su yolunda kırılır.

* Sürekli ya da genellikle yapılan eylemlerin anlatımında kullanılır.
Örnek : Her canlı doğar, yaşar, ölür.

Geniş zamanın kişilere göre çekimi şöyledir :

KİŞİ TEKİL ÇOĞUL TEKİL ÇOĞUL
I. arım Açmam arız Açmayız
II. arsın Açmazsın arsınız Açmazsınız
III. ar Açmaz arlar Açmazlar
UYARI : “-r” eki yalnızca olumlu çekimlerde kullanılır. Olumsuz çekimlerde bu kipin olumsuzu “-ma-z, -me-z” ekiyle yapılır.
DİLEK KİPLERİ:

a) İstek Kipi : Eylem kök ya da gövdelerine “-a, -e” eki getirilerek yapılır.

Anlamı :
* Getirildiği eyleme istek anlamı verir.
Örnek :
Akşama ben de size geleyim.

* İsteğin yanı sıra öğüt ve gereklilik anlamı verir.
Örnek :
Kimsesizlere yardım edelim. (Öğüt)
Derslerimize düzenli çalışalım. (Gereklilik)

İstek kipinin kişilere göre çekimi şöyledir :

KİŞİ TEKİL ÇOĞUL
I. Alayım Alalım
II. Alasın Alasınız
III. Ala Alalar

b) Dilek – Şart Kipi : Eylem tabanlarına “-sa, -se” ekinin getirilmesiyle yapılır.

Anlamı :
* Eyleme dilek anlamı verir.
Örnek :
Ben de seninle gelsem.
Tiyatroya değil de, sinemaya gitsek.

* Koşul anlamıyla kullanılır.
Örnek :
Bu işi başarırsa, güvenimi kazanır.
Giderse, bir daha dönmez.

Dilek-şart kipinin kişilere göre çekimi şöyledir :

KİŞİ TEKİL ÇOĞUL
I. Gitsem Gitsek
II. Gitsen Gitseniz
III. Gitse Gitseler
Uyarı : Dilek kipleri herhangi bir zaman kavramını taşımadığı için bunlarla yapılan bileşik zamanlı eylemler, gerçekte ya tek zaman anlamı taşırlar ya da hiç zaman anlamı taşımazlar.

c) Gereklilik Kipi : Eylem kök ya da gövdelerine “-malı, -meli” ekinin getirilmesiyle yapılır.

Anlamı : Eylemin yapılması, olması gerektiğini bildirir. Bu anlam, “gerek, lazım, icap etmek” sözcükleriyle de sağlanır.
Örnek :
Onunla hemen konuşmalıyım.
Bu işi yarına bitirmeliyiz.

Gereklilik kipinin kişilere göre çekimi şöyledir :

KİŞİ TEKİL ÇOĞUL
I. Bilmeliyim Bilmeliyiz
II. Bilmelisin Bilmelisiniz
III. Bilmeli Bilmeliler

d) Emir (Buyurma) Kipi : Emir kipinin eki yoktur. Bu nedenle I. ve çoğul kişilerde emir kipinin çekimi olmaz. Çünkü kişiler kendi kendilerine emredemezler. Emir kipine II. Tekil kişi dışında kişi ekleri getirilebilir.

Anlamı :
* Eylemin yapılmasını emir biçiminde belirtir.
Örnek :
Derslerini bitirir bitirmez yat. (Olumlu emir)
Eve zamanında gelin. (Olumlu emir)
Dışarı çıkmayın. (Olumsuz emir)

* Bazen dilek anlamıyla kullanılır.
Örnek :
Tanrım, bana yardım et.
Dünyada hiç aç insan olmasın.

Emir kipinin kişilere göre çekimi şöyledir :

KİŞİ TEKİL ÇOĞUL
I.
II. Gel Gelin
III. Gelsin Gelsinler
UYARI : Haber (bildirme) kiplerinde belli bir zaman kavramı varken, dilek kipleri zaman bildirmez.
Eylemlerde Bileşik Zamanlılık :
Bileşik zaman, basit zamanlı bir eyleme hikaye, rivayet ve koşul eklerinin getirilmesiyle yapılır. Kısaca bileşik zamanlı bir eylem üç değişik şekilde kurulur :

Eylem tabanı + Zaman eki + idi = Hikaye bileşik zamanlı eylem
Eylem tabanı + Zaman eki + imiş = Rivayet bileşik zamanlı eylem
Eylem tabanı + Zaman eki + ise = Koşul bileşik zamanlı eylem
BASİT ZAMANLI EYLEM + EK EYLEM =BİLEŞİK ZAMANLI EYLEM

UYARI: Dilek kipleri herhangi bir zaman kavramı taşımadığı için bunlarla yapılan bileşik zamanlı eylemler, gerçekte ya tek zaman anlamı taşırlar ya da hiç zaman anlamı taşımazlar.

Bileşik Zaman Üç Tanedir :

a) Hikaye Bileşik Zaman : Haber ya da dilek kipi almış bir eyleme “-dı, -di, -du, -dü” eklerinden birinin getirilmesiyle yapılır. Örnek :
* Di’li geçmiş zamanın hikayesi : bildiydim, aldıydık …
* Miş’li geçmiş zamanın hikayesi : bilmiştim, almıştık…
* Şimdiki zamanın hikayesi : biliyordum, alıyorduk…
* Gelecek zamanın hikayesi : bilecektim, alacaktık…
* Geniş zamanın hikayesi : bilirdim, alırdık…
* İstek kipinin hikayesi : bilseydim, alsaydık…
* Dilek-şart kipinin hikayesi : bilseydim, alsaydık…
* Gereklilik kipinin hikayesi : bilmeliydim, almalıydık…

b) Rivayet Bileşik Zaman : Haber ya da dilek kip almış bir eyleme “–mış, -miş, -muş, -müş” eklerinden birinin getirilmesiyle yapılır. Örnek :
* Di’li geçmiş zamanın rivayeti yoktur.
* Miş’li geçmiş zamanın rivayeti : bilmişmişim, alıyormuşuz…
* Şimdiki zamanın rivayeti : biliyormuşum, alıyormuşuz…
* Gelecek zamanın rivayeti : bilecekmişim, alacakmışım…
* İstek kipinin rivayeti : bileymişim, alaymışız…
* Dilek-şart kipinin rivayeti : bilseymişim, alsaymışız…
* Gereklilik kipinin rivayeti : bilmeliymişim, almalıymışız…

c) Koşul Bileşik Zamanı : Haber ya da dilek kipiyle çekimli bir eyleme “-sa, -se” ekinin getirilmesiyle yapılır. Dilek kiplerinden yalnızca gereklilik kipinin koşul bileşik şekli yoktur. Örnek :
* Di’li geçmiş zamanın koşulu : bildiysem, aldıysak…
* Miş’li geçmiş zamanın koşulu : bilmişsem, almışsak…
* Şimdiki zamanın koşulu : biliyorsam, alıyorsak…
* Geniş zamanın koşulu : bilirsem, alırsak…
* Gelecek zamanın koşulu : bileceksem, alacaksak…
* Gereklilik kipinin koşulu : bilmeliysem, almalıysak…

Eylem Kipinde Anlam Kayması :

Bir kipin kendi anlamı dışında, bir başka kipin anlamını verecek bir biçimde kullanılmasına eylem kipinde anlam kayması ya da zaman kayması denir.

Anlam kaymasına uğrayan başlıca kipler şunlardır :

a) Şimdiki Zaman Kipi : Şimdiki zaman kipi “-yor” geçmiş zaman, gelecek zaman ve geniş zaman kipi yerine kullanılabilir. Örnek :
* Onu yolda görüyor ve selam vermiyor. (Di’li geçmiş zaman yerine)
* Ninem, teyzeme bir mektup yazıyor ve beni şikayet ediyor. (Miş’li geçmiş zaman yerine)
* Her Pazar buraya geliyor ve bizimle sohbet ediyor. (Geniş zaman yerine)
* Ben yarın geliyorum. (Gelecek zaman yerine)

b) Geniş Zaman Kipi : Geniş zaman kipi “-r,-ır,-ir,-ur,-ür,-ar,-er” geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman ve emir kipi yerine kullanılabilir. Örnek :
* Günlerden bir gün kasabaya yaşlı başlı bir adam gelir. (Geçmiş zaman yerine)
* Merak etme, birazdan gelir. (Gelecek zaman yerine)
* Şimdi sen de beni düşünür müsün? (Şimdiki zaman yerine)
* Oraya gider, Hamza’yı bulursun. (Emir kip yerine)

c) Gelecek Zaman Kipi : Gelecek zaman kipi “-acak, -ecek” geçmiş zaman, gereklilik ve emir kipi yerine kullanılabilir. Örnek :
* Fatih İstanbul’u alacak ve Osmanlıların Balkanlar’daki varlığı kesinleşecek. (Geçmiş zaman yerine)
* Beni arayan Ayşe olacak. (Gereklilik kipi yerine)
* Burayı derhal temizleyeceksin. (Emir kipi yerine)

EK EYLEM (EK FİİL):

Ad ve ad soylu sözcüklerin sonuna gelerek, onların belirli bir kesinlik kazanıp yüklem olmasını sağlayan eklerdir.

Örnek :
Hava dün gece karlı Hava dün gece karlıydı.
-dır Ali’nin boyu Erdal’dan uzundur.
-imiş Babası oldukça zenginmiş.
-dı Durmadan beni arayıp soran oydu.
-ım Ben de bir insanım.
-sın Dikkat et, sen daha küçük bir çocuksun.
-iz Biz bu işe biraz isteksiz gibiyiz.
-siniz Siz de diğer insanlarla eşitsiniz.
-dırlar Bu saatte evde yokturlar.
-ise Ya, bizi muayene edecek bu doktorsa…!

YAPILARI YÖNÜNDEN EYLEMLER:
-Basit (Yalın) Eylemler
-Türemiş Eylemler
-Bileşik Eylemler

Basit (Yalın) Eylemler : Kök durumunda olan ya da yalnızca çekim eki alan eylemler biçimsel yönden basittir. Örnek :
Git git-ecek-miş-im
Uyu uyu-malı-y-dı-k
Bak bak-sa-y-dı-nız
Konuş konuş-uyor-muş-sunuz

Türemiş Eylemler : Ad ya da eylem köklerine çeşitli yapım eklerinin getirilmesiyle gövde durumuna geçen eylemler biçimsel olarak türemiş eylemdir. Örnek :
Kara-r Addan eylem
piş-ir- Eylemden eylem
Oyun-a türemiş
aç-ıl- türemiş

Bileşik Eylemler : İki ya da daha çok sözcüğün biçimce veya anlamca kaynaşarak tek bir yargıyı anlatacak hale gelmesiyle oluşan eylemler, yapıları yönünden bileşik eylem adını alır.
Bileşik Eylemler Üç Farklı Biçimde Oluşur :
a) Yardımcı Eylemle Kurulan Bileşik Eylemler :

Özellikle “et(mek), eyle(mek), ol(mak), kıl(mak), buyur(mak)” eylemleri çoğunlukla bir eylemi bir yargıyı tek başlarına ifade edemez, bu nedenle de tek başlarına yüklem olamazlar. Bu durumda bu eylemler, kendilerinden önce gelen bir ad ya da ad soylu sözcükle birleşmek suretiyle kesin bir yargıyı ifade edebilirler. Bu oluşuma, yardımcı eylemle kurulan bileşik eylem denir.
Ad/ad soylu sözcük + yardımcı eylem = Yardımcı eylemle kurulan bileşik eylem
Örnek : Pişman + ol(mak) Bütün yaptıklarına pişman olacak.
Yardım + et(mek) Ödevlerimi yaparken bana yardım etti.
His+et(mek) Olacakları önceden hissettim.
Kabul+eyle(mek) Dualarımızı kabul eyle.
Şükür+et(mek) Biz buna şükredelim.

Yardımcı Bileşik Eylemle İlgili Uyarılar
* Et(mek), eyle(mek), ol(mak), kıl(mak) sözcükleri, kimi durumlarda tam (asıl) eylem olup, tek başlarına kesin bir yargı bildirirler. Böyle durumlarda yardımcı eylem olarak kabul edilmezler.
Örnek :
Bu masa buraya daha iyi oldu. (uydu)
Yarın orada olurum. (bulunurum)

* Bu sözcükler tam (asıl) eylem olduklarında tek başlarına yüklem görevi üstlenirler. Örnek : Bahçemizdeki meyveler iyice oldu. (olgunlaştı)

* Yardımcı eylemle kurulan bileşik eylemlerde, ad ve ad soylu sözcüklerde ses düşmesi veya ses türemesi meydan gelirse, bunlar yardımcı eylemle bitişik yazılır. Örnek : Kahır+ol- kahrol-
Zan+et- zannet-
Hapis+ol- hapsol-
Red+et- reddetmek-

* Ad ve ad soylu sözcük, yardımcı eylemle birleştiğinde herhangi bir ses olayı meydana gelmemişse, bunlar yardımcı eylemden ayrı yazılır. Örnek :
Arz et-
Hak et-
Yetkili kıl-
İhmal et-

b) Kurallı (Özel) Bileşik Eylemler :
İki eylem tabanının biçimce ve anlamca birleşip kaynaşmasıyla oluşan bir birleşik eylem çeşididir. Bu birleşimde iki eylem arasına “-a, -e, -ı, -i, -u, -ü” seslerinden biri girer. Bu birleşmede ikinci eylem sabit olup gerçek anlamından tümüyle sıyrılmıştır.

Kurallı (özel) Bileşik Eylemler Dörde Ayrılır :
* Yeterlik Eylemi : Yapılışı : Eylem + (a, e) + bil(mek)

Anlamı : Eyleme “yeterli olma, başarabilme ya da olasılık” anlamı verir.
Örnek : Akşama size gelebilirim. (olasılık)
Bu soruyu Ahmet çözebilir. (başarabilme)
Ben İngilizce konuşabilirim. (yeterli olma)
Yeterlik birleşik eylemi üç şekilde olumsuz yapılır :
ANLAM OLUMLU OLUMSUZ
OLASILIK Yapabilirim Yapmayabilirim
YETERLİ OLMAYIŞ Yapabilirim Yapamayabilirim
KESİNLİK Yapabilirim Yapamam
* Tezlik Eylemi : Yapılışı : Eylem + (ı, i, u, ü) + ver(mek)

Anlamı : Eylemin “çabucak veya kolayca yapıldığı” nı gösterir.
Örnek : Hastalığını duyunca geliverdim. (çabukluk)
Soruları okuyuverdim. (çabukluk kolaylık)

Tezlik eylemi iki şekilde olumsuz yapılır :

OLUMLU OLUMSUZ
Çıkıverdi Çıkmayıverdi
Bitiverdi Bitmeyiverdi

* Sürerlik Eylemi : Yapılışı : Eylem + (a, e) gel(mek), kal(mak), dur(mak)

Anlamı : Eylemin bir süre aralıksız sürdüğü, kesintisiz devam ettiğini gösterir.
Örnek : Bu iş böyle süregelmiş.
Adamın arkasından bakakaldım.
Sen, verdiğim işleri yapadur.

* Yaklaşma Eylemi : Yapılışı : Eylem + (a, e) yaz(mak)

Anlamı : Eylemin gerçekleşmesine “çok yaklaşıldığı, çok az kaldığı”nı gösterir.
Örnek : Kazada babam da öleyazdı.
Yürürken düşeyazdım.

c) Anlamca Kaynaşmış Bileşik Eylemler : Anlamca kaynaşmış bileşik eylemler, bir araya gelen ad ve eylemden kimi zaman birinin kimi zamanda her ikisinin gerçek anlamlarından uzaklaşarak anlamca kaynaşmasıyla oluşan bileşik eylemlerdir.
Anlamca kaynaşmış bileşik eylemler, şu yollarla oluşabilir:
* Bir eylemin, eylemsi ya da yardımcı eylemle birleşmesiyle meydana gelebilirler. Örnek : (Bu bileşik eylemde, ikinci sözcük (eylem) gerçek anlamından uzaklaşmıştır.)
Göresi gel(mek)
Ağlayacağı tut(mak)
Bilm ezlikten gel(mek)
Bitirmiş ol(mak)
* Ad soylu sözcüklerle bir eylemin birleşmesinden meydana gelebilirler. Örnek : (Bu bileşik eylemlerde, ad soylu sözcükler gerçek anlamını korurken, eylemler gerçek anlamından uzaklaşır. )
Hasta düş(mek)
Acı çek(mek)
Nasihat ver(mek)
Yalan at(mak)
* Hem ad hem de eylemin gerçek anlamından uzaklaşarak bir deyim grubu oluşturmasından meydan gelen birleşik eylemler.
Örnek : abayı yak(mak)
Çam devir(mek)
Başı göğe er(mek)
Kaşıkla yedirip sapıyla göz çıkar(mak)

UYARI : Ad eylemin gerçek anlamını yitirdiği ancak deyim oluşturmayan ve bitişik yazılan birleşik eylemler de vardır. Örnek : Varsay(mak)
Vazgeç(mek)
Elver(mek)
Öngör(mek)
Cümlenin öğelerine ayrılmasında birleşik eylemler bir bütün olarak ele alınmalı, aynı öğeyi oluşturduklarına dikkat edilmeli, bölünmemelidir. Örnek :

Bu konuda burnundan kıl aldırmıyor
dolaylı tümleç nesne yüklem (YANLIŞ)
Bu konuda burnundan kıl aldırmıyor
yüklem (DOĞRU)
ÇATILARINA GÖRE EYLEMLER

Eylemlerin öznelerine ve nesnelerine göre gösterdikleri özelliklere, girdikleri biçime çatı denir.
Çatı, eylem kök ya da gövdelerine getirilen çatı ekleri dediğimiz eylemden eylem yapıp eklerine bağlı olarak oluşur.
UYARI : Çatı, yalnızca eylem cümleleri üzerinde yapılan bir incelemedir. Ad cümlelerinin çatısı olmaz.
* Onda paranın yanında akılda vardı. ( Ad cümlesi çatısı olmaz.)
* Karanlık çökmeden evine vardı. (Eylem cümlesidir.)

Çatı İki Bölümde İncelenir :
-Nesne-yüklem ilişkisi
-Özne-yüklem ilişkisi

Nesne – Yüklem İlişkisi :

Nesne – Yüklem İlişkisi Yönünden Eylemler Dört Grupta İncelenir :

Geçişli Eylemler : Öznenin yaptığı işi, başka varlıklar üzerine geçirebilen, nesne alan eylemler geçişlidir.

Örnek : Çocuk, yazılı kağıdını dikkatlice inceledi. (Belirtili Nesne)
Ona doğum günü için yün kazak aldık. (Belirtisiz Nesne)

Geçişli eylemler, “Ne?, Neyi?, Kim?, Kimi?” sorunlarına yanıt veren eylemlerdir.
Örnek : Adam, elindeki ekmeği bir yabancıyla paylaştı. (Neyi paylaştı?)
Ahmet’in en küçük kardeşini yolda gördüm. (Kimi gördüm?)
Yemeğe tuz attım. (Ne attım?)

UYARI : Geçişli eylem, nesne alabilen eylemdir. Ama kimi durumlarda da cümlede nesne olmasa bile, o eylem geçişlilik özelliği gösterebilir. Örnek :
* Saatlerce durakta bekledim (Neyi bekledim? Otobüsü; Kimi bekledim? Seni..)
* Televizyonda Müzeyyen Senar söylüyordu. (Neyi söylüyordu? Şarkıyı…)
* Tekrar tekrar okudum. (Neyi okudum? Romanı, öyküyü, şiiri…)

Geçişsiz Eylemler : Nesne almayan eylemler, geçişsizdir.
Örnek : Bütün gün tembel tembel oturduk. (Neyi, kimi oturduk? Nesne almaz.)Yüklem
Yağmur bütün gece durmadan yağdı. (Neyi yağdı? Nesne almaz.)Yüklem
Soğuktan hepimiz üşümüştük. (Neyi üşümüştük? Nesne almaz.)Yüklem

UYARI : Kimi eylemler, cümledeki kullanıma göre geçişlilik veya geçişsizlik özelliği gösterir.
* Bütün gün, çarşıda gezdik. (geçişsiz)
* Turistler, şehirdeki müzeleri gezdiler. (geçişli)

Oldurgan Eylemler : Geçişsiz bir eyleme “-t, -r, -dır” eklerinden biri getirilerek geçişli yapılmasına oldurgan eylem denir. Örnek :
Geçişsiz Oldurgan
Uyu Uyu-t Çocuğu ben uyuttum. (Belirtili Nesne)
Yat yat-ır Çocuğu erkenden yatırdım. (Belirtili Nesne)
Gül gül-dür Çocuğu güldürdüm. (Belirtili Nesne)
Ettirgen Eylemler : Geçişli bir eyleme “-t,-r, -dır” eklerinden biri getirilerek eylemin yeniden geçişli yapılmasına ettirgen eylem denir.
Ettirgen eylemde özne işi yapmaz, bir başkasına yaptırır. Örnek :
Geçişli Ettirgen
Yıka Yıka-t Arabayı yıkattım. (Belirtili Nesne )
İç İç-ir Çocuklara süt içirdim.(Belirtisiz Nesne)
Yaz Yaz-dır Askerdeki oğluna mektup yazdırdı.(Belirtisiz Nesne)

UYARI : Oldurgan eylemler, ettirgen eylem durumuna getirilebilir. Ancak bu geçişli bir eylemin yeniden geçişli olması, birinci dereceden ettirgenlik meydana getirir.
Geçişsiz Oldurgan Ettirgen
Öl(mek) öl-dür(mek) öl-dür-t(mek)
Yat(mak) yat-ır(mak) yat-ır-t(mak)

Geçişli bir eyleme birden çok ettirgenlik eki getirildiğinde, geçişlilik derecesi artmış, katmerli ettirgenlik meydana gelmiş olur.
Geçişli Ettirgen Katmerli Ettirgen
Kır(mak) kır-dır(mak) kır-dır-t(mak)
Oku(mak) oku-t(mak) oku-t-tur(mak)

Bazı eylem köklerine oldurganlık ya da ettirgenlik eki getirildiğinde, kökte ses değişmesi meydana gelir.
Gel-ir –> getir. (l sesi, t’ye dönüşmüş)
Git-ir –> götür (i sesi, ö’ye dönüşmüş)

Özne – Yüklem İlişkisi :
Eylemler özneyle ilişkisi yönünden dört grupta incelenir :

Etken Eylemler :

Yüklemin bildirdiği eylemi yapan, yerine getiren belliyse (gerçek özne varsa), o cümlenin eylemi etken çatılıdır. Örnek :
Yaşlı adam bir hamlede merdiveni tırmandı.
Kaymakam gelecek diye köy halkı yollara döküldü.
Vücudum, kaskatı olmuştu, kulaklarım duymuyordu.

Edilgen Eylemler :

Eylemi, yapan ve gerçekleştirenin belli olmadığı (gerçek öznenin olmadığı) eylemler edilgen çatılıdır. Bir eylemin edilgen çatılı olabilmesi için “-ıl, -il, -ul, -ül, -ın, -in, -ün, -un” eklerinden birini alması gerekir. Örnek :
Buz olmasın diye yollara tuz döküldü. (Döken belli değil)
Sınav sonuçları açıklandı. (Açıklayan belli değil.)
Anadolu’nun ücra bir kasabasına atanmış. (Atayan belli değil.)

Edilgen Eylemlerle İlgili Uyarılar
* Nesne alabilen bir eylem edilgen yapıldığında nesne, sözde özne görevi yapar. Sözde özne, yüklemde belirtilen eylemi yapan değil, yapılan eylemden (nesne) etkilenendir. Örnek : Belediye, kokmuş etleri imha etti. (etken)
Gerçek Özne Belirtili Nesne Yüklem
Kokmuş etler imha edildi. (edilgen)
Sözde özne Yüklem
Ona yeni bir kazak ördüm. (ben) (etken)
Belirtisiz Nesne Yüklem Gerçek özne
Ona yeni bir kazak örüldü. (edilgen)
Sözde Özne Yüklem

* Nesne almayan (geçişsiz) bir eylem edilgen yapıldığında sözde özne de olmaz. Örnek : Akşama kadar çarşıda gezildi. (Gezen belli değil, gezilen de yok.)
Evde bir süre oturuldu. (Oturan belli değil, oturulan da yok.)

* Kimi durumlarda eylemi yapanın (gerçek özne) sonuna ya “tarafından, nedeniyle, etkisiyle” sözcükleri ya da “-ca, -ce, -dan, -den” ekleri getirilerek örtülü (mantıksal) özne meydana gelir. Bu tür eylemler edilgen çatılıdır. Örtülü özne, cümle içinde zarf tümleci veya edat tümleci görevi yapar. Örnek :
Yağmur nedeniyle bahçenin duvarı yıkıldı. (Edilgen)
Adam mahkemece suçlu bulundu. (Edilgen çatılı)
Sözde Özne Zarf Tümleci

* “-ıl,-il, -ul, -ül, -ın, -in, -ün, -un” ekini alan her eylem edilgen olmaz. Edilgenliği cümle içindeki kullanım belirler. Örnek :
Mahalleye yeni bir market açıldı. (edilgen)
Sözde Özne
Ateşi düşünce hasta açıldı. (etken)
Gerçek Özne
Bayram nedeni ile sınıf süslendi. (edilgen)
Sözde Özne
Düğüne gitmek için Ayşe süslendi. (etken)
Gerçek Özne

Dönüşlü Eylemler :

Bir eylemin dönüşlü çatılı olabilmesi için biçimsel olarak eylemden eylem yapan “-n” ekini alması; anlamsal olarak da eylemi yapanın da, eylemden etkilenenin de özne olması gerekir.
Örnek :
Kadın, dizlerine vurarak dövündü.
Gerçek Özne
( O ) Yorgunluğunu atmak için güzelce yıkandı.
(Gizli) Gerçek Özne
Zavallı kuş, son bir defa çırpındı.
Gerçek Özne
UYARI :”-n” ekinin edilgenlik anlamı da kattığına dikkat edilmeli bu etkin edilgenlik mi dönüşlülük mü yarattığını anlamak için cümleye bakılmalıdır. Örnek :
Üşümemek için battaniyeye sımsıkı sarındı. (dönüşlü çatılı)
Yerler iyice silinmiş. (edilgen çatılı)

Dönüşlü eylemlerle kurulu cümlelerde cümle nesne almaz. Çünkü nesne, öznenin yaptığı eylemden etkilenendir. Bu nedenle dönüşlü eylemler geçişsizdir. Çok az örnekte dönüşlü eylem geçişli olabilir. Örnek :
Çocuk koskoca çuvalı sırtlandı. (Dönüşlü – geçişli)
Ayşe küpeler, kolyeler takındı. (Dönüşlü – geçişli)
Belirtisiz nesne

İşteş Eylemler :
İşteş Eylem, eylem kök ya da gövdelerine “-ş” ekinin getirilmesiyle yapılır.

İşteş eylemler iki ayrı anlamda kullanılır :
Örnek :
Kadınlar cenazede ağlaşıyordu. (Ağlama eyleminin birlikte yapılması anlamı vardır.)
Çocuklar bir süre sessizce bekleştiler. (Bekleme eyleminin beraber yapılması anlamı vardır.)

Eylemin birden çok özne tarafından karşılıklı yapılması anlamı :
Örnek :
Sinemanın önünde arkadaşlarıyla buluşacak. (Buluşma eylemi karşılıklı yapılmıştır.)
Yolda eski bir arkadaşıyla selamlaştı. (Selamlaşma karşılıklı yapılan bir eylemdir.)

UYARI : “-an, -en” ekiyle türeyen sıfat-eylemler geniş zamanın yanında şimdiki zaman ve geçmiş zaman anlamı da taşıyabilir.
Çocuk giden arabaya el salladı. (şimdiki zaman)
Kaçan balık büyük olur. (geçmiş zaman)

EYLEMSİLER (FİİLİMSİLER)

Eylem olma özelliğini tam olarak yitirmemesine karşın, çekime giremediği için tam eylem olmayan; getirilen eklerle ad, sıfat ve zarf görevlerinde bulunan; temel cümle içinde yan cümle kurma özelliği taşıyan sözcüklere eylemsi denir.

Eylemsilerin Özellikleri :
* Kip ve kişi ekleriyle çekimlenemezler. Bu yönleriyle tam eylem sayılmazlar.
* Olumsuzluk eki “-ma, -me” ile çekime girerek eylem olma yanlarını sürdürürler.
* Eylem tabanlarına getirilen birtakım eklerle ad, sıfat ve zarf görevinde kullanılırlar.
* Bir temel cümle içinde yan cümle kurarlar ve yan cümlenin yüklemi olurlar.

Eylemsiler, Görevleri Yönünden Üç Grupta İncelenir :
Ad-Eylemler (İsim-Fiiller) :

Eylem tabanlarına getirilen “-mak, -mek, -ma, -me, -ış, -iş” ekleriyle türeyen ve eylem adı olarak kullanılan sözcüklerdir.
Örnek : Oraya gitmek ve bir süre dinlenmek istiyorum.
Ders çalışmayı ve kitap okumayı seviyor.
Dağa çıkış zor, oradan iniş kolay olur.
Ad-Eylemlerin Özellikleri :
* “-mak, -mek, -ma, -me, -ış, -iş” eklerini alan sözcükler eylem anlamlarını yitirip varlık ya da nesne adı türetirse, ad-eylem olarak alınamazlar. Örnek :
Bakkaldan ekmek aldım.
Çocuklar dondurma yiyor.
Yeni bir görüş öne sürdü.
Ben de kuşlar gibi uçmak istiyorum.
Bahçede yürümeye ne dersin?
Salondaki bağırışlar yüzünden kimse kimseyi duymuyor.

* Ad-eylemler, ad görevli sözcükler oldukları için çoğul eki ve ad durum ekleriyle çekime girer. Ayrıca bir adla birleşerek ad tamlaması kurarlar. Bu tamlamada tamlayan ya da tamlanan sözcük olarak kullanılırlar. Örnek : Çalışmalar, bakışlar, gülmeyi, okumaya, oturmamda, gülmesinden, atların koşması, çalışmanın yararları, çocuğun gülüşü, okumanın kuralları

* Ad-eylemler, ek-eylem olarak yüklem görevinde kullanılabilir ve ad cümlesi kurabilirler. Örnek : Bütün amacımız üniversiteyi kazanmak. (Ad cümlesidir.)
Beni üzen ansızın gidişiydi. (Ad cümlesidir.)

* Ad-eylemler cümle içinde özne nesne ve dolaylı tümleç görevinde kullanılır. Örnek :
Gitmek, sorumluluktan kaçtığımı göstermez.
Özne
Okuma çok seviyorum.
Nesne
Artık çalışmaya başlayalım.
Dolaylı Tümleç

Sıfat Eylemler (Ortaçlar) :

Eylem tabanlarından türeyerek sıfat görevinde kullanılan sözcüklerdir. Ancak diğer sıfatlardan farklı olarak, adları hareket yönüyle nitelerler ve eylem olan yanlarını tam yitirmemiş olurlar. Ad-eylemlerde herhangi bir zaman kavramı olmamasına karşın, sıfat-eylemler şöyle sınıflanabilir.
Geniş Zaman Anlamı Taşıyan Sıfat-Eylemler :

“-an, -en, -r, -maz, -mez” ekleriyle yapılan sıfat-eylemler geniş zaman anlamı taşır. Örnek :
Gören gözün görmez oldu. Her zaman gören
Akarsu pislik tutmaz. Sürekli akan
Çekilmez adamı kim çekecek. Hiçbir zaman çekilmeyen.

UYARI : Eylemsilerin kökünde bir eylem olduğu için bunlar da çatı eki alabilir. Çatıları yönünden bir eylemin gösterdiği (etken, edilgen, dönüşlü, işteş, oldurgan, ettirgen) bütün çatı özelliklerini gösterir. Örnek :
Pazarda unutulan çanta, polise teslim edildi. (Edilgen çatılı)
Yan Cümle
Süslenen kızlar, neşe içinde düğüne gittiler. (Dönüşlü çatılı)
Yan Cümle
Dövüşen çocukları, zor ayırdık. (İşteş çatılı)
Yan Cümle

Gelecek Zaman Anlamı Taşıyan Sıfat-Eylemler :

-acak, -ecak, -ası, -esi ekleriyle türeyen sıfat-eylemler gelecek zaman anlamı taşırlar. Örnek :
Yapılacak işleri sırasıyla gözden geçirdi. (gelecek zaman)
Yaşanası güzellikler, bizi bekliyordu. (gelecek zaman)

Geçmiş Zaman Anlamı Taşıyan Sıfat-Eylemler :

Eylemlere getirilen “-dık, -dik, -mış, -miş” ekleriyle türetilen sıfat-eylemler geçmiş zaman anlamı taşır. Örnek :
O bildik tavrıyla şöyle bir gülümsedi. (geçmiş zaman)
Çözülmüş testleri tek tek dosyaladı. (geçmiş zaman)
Pişmiş aşa su katılmaz. (geçmiş zaman)

Sıfat-Eylemlerin Özellikleri :
* “-acak, -ecak, -r, -maz, -mış, -miş” eklerinin kip eki olduğuna da dikkat edilmeli, sıfat eylemle kip eki karıştırılmamalıdır. Örnek :
Dönülmez akşamın ufkundayım, vakit çok geç. (sıfat-eylem)
Dönülmez bir daha bu sözden. (geniş zaman kipi)
Yüklem
Görür gözüm görmez oldu. (sıfat eylem)
Görür, gözüm; söyler dilim. (geniş zaman kipi)
Yüklem Yüklem
Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer. (sıfat-eylem)
Atmış çantasını sırtına, gidiş o gidiş. (geçmiş zaman kipi)
Yüklem

* Sıfat-Eylemler, kendilerinden sonra gelen adın yerini tutacak şekilde kullanılırlarsa, tür yönünden adlaşır ve adlaşmış sıfat oluştururlar. Örnek :
Gelmeyen öğrenci var mı? Gelmeyen var mı?
Sıfat Adlaşmış Sıfat
Tekkeyi bekleyen derviş çorbayı içer.
Sıfat
Tekkeyi bekleyen çorbayı içer.
Adlaşmış Sıfat

* Eylemden-sıfat türeten bütün ekler, sıfat-eylem eki değildir. Sıfat-eylem eylem anlamını tam olarak yitirmediği için “-ma, -me” olumsuzluk ekeriyle çekimlenebilirler. Örnek :
Yırt-ıcı kuş
Yor-gun insan Sıfat-eylem ekleri değildir.
Yan-ık ekmek
Bit-me-y-en aşk
Beklen-me-dik soru Sıfat-eylem ekleridir.
Görün-mez kaza

* “-dık ve –acak” ekiyle türeyen sıfat-eylemler, üçüncü tekil kişi iyelik eki alarak –“dığı ve –acağı” biçiminde kullanılabilir. Örnek : bildik –> bildiği kişi
yapılacak işler –> yapacağı işler

Bağ-Eylemler (Ulaçlar) :

Eylem köklerinden türeyerek getirildiği eylemle yüklem arasında anlam bağlantısı kuran ve zarf görevinde kullanılan eylemsidir.
Başlıca bağ-eylem ekleri şunlardır :
-ıp, ip : Tahtaya bakıp soruyu çözdü. (Nasıl çözdü?)
-arak, -erek: Koşarak yanıma geldi. (Nasıl geldi?)
-ken : Televizyon izlerken uyumuş. (Ne zaman uyumuş?)
-madan, -meden : Adam bilmeden konuşuyor. (Nasıl konuşuyor?)
-ınca, -ince : Bunu gelince konuşuruz. (Ne zaman konuşuruz?)
-dıkça, -dikçe : Yürüdükçe yol tükenir. (Nasıl tükenir?)
-alı, -eli : Buraya geleli huzurum kaçtı. (Huzurum ne zaman kaçtı?)
-ir, -mez : Gelir gelmez uyudu. (Ne zaman uyudu?)
-asıya, -esiye : Atları öldüresiye kırbaçladı? (Nasıl kırbaçladı?)
-a, -a : Koşa koşa gitti. (Nasıl gitti?)
-e, -a : Düşe kalka büyüdü. (Nasıl büyüdü?)
-e, -e : Güle güle gidin. (Nasıl gidin?)

Eylemsilerin Yan Cümle Kurmaları : Eylemsiler, bir temel cümle içinde yan cümle kurma özelliği gösterir ve temel cümleye herhangi bir öğe olarak bağlanır. Eylemsiler, yan cümlenin yüklemi olurlar. Temel cümlenin yüklemini oluştururlarsa yan cümle kuramazlar. Örnek :
Yan Cümle Temel Cümle
Sora sora Bağdat bulunur.
Zarf tümleci
Atılan ok geri dönmez.
Özne
Bu gidi hiç beğenmiyorum.
Belirtili Nesne
Pencereye çıkana taş atıyorlardı.
Dolaylı Tümleç

ADLAR (İSİMLER)

AD : Varlıkların ve kavramların dilde var olan karşılığına, sözcük türü yönünden ad denir.

Anlamlarına Göre Adlar :

Varlıklara Verilişlerine Göre Adlar :

Özel Adlar : Bir tek varlığı gösteren, bir tek varlığa verilmiş adlardır.

Örnek : Mustafa Kemal Atatürk, Asya, Türkiye, Ankara, Kızılay, Merkür, Akdeniz, Türk Tarih Kurumu, Türkçe vb.

Tür Adları (Cins İsimleri) : Aynı türden olan varlıkların tümünü birden gösteren adlardır. Vücut parçaları ve organ adları, akrabalık dalları, tüm hayvan ve bitki adları, tüm araç ve gereç adları tür adlarını oluşturur.

Örnek : Gövde, teyze, yılan, elma, kalem, süpürge vb.

Tür Adlarının Özellikleri : Bir tür adı, genel anlamda kullanıldığında, o türü oluşturan varlıkların tamamını anlatır. Örnek : Balık suda yaşar.               Tüm balıkları gösterir.

Kitap en yakın arkadaştır. Tüm kitapları gösterir.

Bir tür adı, bazen o türün yalnızca bir ya da birkaç bireyini göstermede kullanılır. Örnek :

Kuş durmadan çırpınıyordu. Bir tek kuşu gösterir.

Kitap, savaş yıllarını anlatıyor.         Bir tek kitabı gösterir.

Varlıkların Sayılarına Göre Adlar :

Tekil Adlar : Biçimce çoğullanmamış, “-lar, -ler” eki almamış adlardır. Örnek :

Çiçek, bardak, toka, çocuk vb.

Çoğul Adlar : Aynı türden olan birden çok varlığı gösteren adlar, “-ler, -lar” çoğul ekiyel çoğullanır. Örnek : insanlar, evler, halılar, aylar, geceler vb.

Topluluk Adları : Biçimce tekil oldukları halde anlamca çoğul olan adlardır. Örnek :

Orman, ordu, sürü, bölük, millet, aile, takım, grup vb.

UYARI : Tür adları (ağaç, çocuk, insan) o türe ait olanları tek tek düşündürürken; topluluk adları (orman, bölük, kurul) o türe ait olanların tümünü bir grup olarak düşündürür.

Topluluk  adları biçimce tekil adlardır. Ancak (-lar, -ler) çoğul ekiyle çoğullanabilir. Örnek :

Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri …!

Toplumlar kendi kültürlerini kendileri yaratır.

Kimi tür adları mecaz-ı mürsel yoluyla topluluk adı olabilir. Örnek :

Bütün sınıf, bu duruma üzüldü. (Sınıfın içindeki öğrenciler)

Meclis konuyu görüşüyor.         (Meclisin içindeki Milletvekilleri)

Varlıkların Oluşlarına Göre Adlar :

Somut Adlar : Beş duyu organından en az biriyle algılanabilen varlık ve nesneleri gösteren adlardır. Örnek : Ses, hava, ışık, koku, su, rüzgar, vb.

Soyut Adlar : Beş duyudan hiçbiriyle algılanamayan adlardır. Örnek : cesaret, düşünce, sevinç, umut, özgürlük vb.

İş ve Eylem Gösteren Adlar : Eylem tabanlarından “-mek, -me, -iş” ekleriyle türeyen adlardır. Örnek : yürümek, bakmak, soruşturma, bakış, anlayış vb.

UYARI : Eylem adları bazı durumlarda sıfat olarak kullanılabilir. Örnek : yapma bebek, takma diş

Bazı kullanımlarda eylem adları, eylem anlamını yitirerek doğrudan ad olarak kullanılır. Örnek :

Değişik bir yemek yapmış, annesi.

Şimdi, bir dondurma olsa da yesek.

Ad Tamlamaları :

En az iki adın, aralarında anlam bağlantısı kurarak oluşturduğu, bir nesnenin parçası olduğunu ya da bir nesnenin başka bir nesneyle tamamlandığını gösteren ad takımıdır. Ad tamlamalarında kullanılan tamamlayıcı öğeye tamlayan, birinci nesnenin parçası durumunda olan ikinci öğeye ise tamlanan denir. Örnek :
Denizin sesi bir melodi gibi geliyordu kulağıma.
Kış ayları burada oldukça ılıman geçiyor.
Ona hediye olarak yün gömlek aldım.

Ad Tamlamasıyla İlgili Bilgiler :

*       Ad tamlamalarında birinci sözcük, tamlayan; ikinci sözcük tamlanan adını alır. Örnek :
Tamlayan        Tamlanan
Çocuklar-ın       ses-i
Küf                   koku-s-u
Ahşap              ev

*      Tamlayanın kişi zamiri (ben, sen, o, biz, siz, onlar) olduğu tamlamalara “zamir tamlaması” da denir ve tamlama ekleri değişir.

Örnek :
Tamlayan              Tamlanan
Ben-im kitab-ım
Sen-in düşünce-n
Biz-im evi-miz
Siz-in fikri-niz

*  Ünlüyle biten sözcüklere tamlayan eki getirildiğinde araya “n”; tamlanan eki getirildiğinde araya “s” kaynaştırma ünsüzü gelir. Örnek : elmanın yarısı

*  Ad tamlamalarında, asıl üzerinde durulan ve vurgulanan öğe tamlanandır. Sözgelimi; kapının kolu tamlamasında üzerinde durulan kavram koldur.

UYARI : “su ve ne” sözcüklerine “-ın, -in, -un, -ün” tamlayan eki getirildiğinde araya “n” değil “y” kaynaştırma ünsüzü girer. Örnek : suyun hızı       neyin sesi



Ad Tamlaması Türleri

Belirtili Ad Tamlaması :

Hem tamlayan hem de tamlanan eki almış olan ad tamlamalarıdır. Örnek :

Tamlayan Eki              Tamlanan Eki
-ın, -in, -un, -ün             -ı, -i, -u, -ü
Saat-in cam-ı
Su-y-un güc-ü
Felsefe-n-in sorunlar-ı

Belirtili Ad Tamlamasının Özellikleri :

*       Tamlayanla tamlanan arasına başka sözcük ya da sözcük grupları girebilir.
Örnek : Çocuğun sabaha kadar süren ağlaması.

*       Tamlayanla tamlananın yeri değişebilir.
Örnek : Vurur, deryalara ışığı adaların.

*       Tamlayan ya da tamlanan birden çok kullanılabilir.
Örnek : Çocukluğumun acıları, sevinçleri, umutları.
Annemin, babamın ve kardeşimin özlemi.

*      Tamlayan ya da tamlanana bağlı bir sıfat kullanılabilir.
Örnek : Yeşil gömleğin düğmeleri.
Çocuğun sarı saçları.

*       Kişi ve işaret zamirleri belirtili ad tamlamalarında yalnızca tamlayan sözcük olarak kullanılır.

Örnek :
Senin
araban
Bunun
cezası

*      Ad eylemler (mastarlar) hem tamlayan hem de tamlanan olur. Örnek :

Okumanın yararları

Çocuğun yürüyüşü

*       Kimi durumlarda tamlayan ekinin yerini “-den, (-dan)” durum eki tutar. Örnek :

Çocuklardan birkaçı

Aşağıdakilerden hangisi

*       Kimi durumlarda tamlayan ya da tamlanan sözcük düşer. Bu durumlarda ad tamlaması özelliği ortadan kalkar. Örnek :

Umutları suya düştü.          Onun umutları

Ev, onlarınmış. Onların eviymiş.

*      Bir belirtili ad tamlaması bir başka adı niteleyecek şekilde kullanılırsa, bir sıfat tamlamasının tamlayanı olur. Örnek : Anasının gözü adam

Sıfat          Ad

Gözümün bebeği oğlum

Sıfat                 Ad

Belirtisiz Ad Tamlaması :

Tamlayan sözcüğün ek almadığı tamlamalardır. Tamlayan, ek almadığı için belirsizlik ve genelleme anlamı taşır. Örnek :

Tamlayan Eki              Tamlanan Eki

—                                                                -ı, -i, -u, -ü
Fındık                           kurt-u
Akrep                           yuva-s-ı
Fizik                            güc-ü

Belirtisiz Ad Tamlamasının Özellikleri :

*   Tamlayan, tamlananın niteliğini gösterir. Örnek: Anne sevgisi, kan kırmızısı

*      Tamlayan, tamlananın ne ile ilgili olduğunu gösterir.
Örnek : Sel felaketi, uçak bileti

*       Tamlayan, tamlananın neden yapıldığını gösterir.
Örnek : Portakal suyu, tütün kolonyası

*       Tamlayan tamlananın neye benzediğini gösterir.
Örnek :Parmak üzümü, sigara böreği

*     Tamlayan, tamlananın nedenini bildirir.
Örnek : Matematik korkusu, sınav stresi

*       Bir şeyin yapıldığını ya da bulunduğu yeri gösterir.
Örnek : Kıyı lokantası, uzay istasyonu

*       Tamlayan tamlananın yapıldığı aracı belirtir.
Örnek : Söz sanatı, makine örgüsü

*       Tamlayan, tamlananın ortaya çıktığı yeri belirtir.
Örnek : Amaysa elması, Maraş dondurması

*      Kişi adları tamlayan olduğunda o kişilere ilişkin yapıt, buluş gibi kavramları belirtir.
Örnek : Naima tarihi, Newton Kanunu


Takısız Ad Tamlaması :

Hem tamlayanın hem de tamlananın takı almadığı bir ad tamlamasıdır.

Örnek :

Tamlayan        Tamlanan
Yün                  ceket
Taş                  duvar
Cam                 kavanoz
Altın                 bilezik

Takısız Ad Tamlamasının Özellikleri :

*       Takısız ad tamlamasının kuruluşunda, en önemli özellik, birinci adın ikincisinin neyden yapıldığını göstermesidir.

Örnek :

Gümüş kolye, kot pantolon, deri mont…

*      Birinci ad, mecaz anlamda kullanılıp, mecazlı bir biçimde ikincinin neye benzediğini gösteriyorsa, yine takısız ad tamlaması oluşur.

Örnek : Selvi boy, tunç bilek, taş kafa

*     Takısız ad tamlamalarında tamlayana “-den / -dan” eki gelebilir.

Örnek : Tahtadan köprü, yünden yorgan…

Zincirleme Ad Tamlaması :

İki ya da daha çok ad tamlamasının iç içe kullanıldığı bri tamlama çeşididir. Zincirleme ad tamlamasında, tamlayan ya da tamlanan kendi  içinde bir ad tamlaması oluşturur. Sözgelimi tamlayan bir ad tamlaması olabilir. Örnek :

A k ş a m s a a t l e r i n i n s e r i n l i ğ i.

Tamlanan bir ad tamlaması biçiminde olabilir. Örnek :

Ç o c u ğ u n d e r i  ç a n t a s ı

Hem tamlayan hem de tamlanan ad tamlaması biçiminde olabilir : Örnek :
İ s t a n b u l t i y a t r o l a r ı n ı n  b u n a l ı m y ı l l a r ı.

Karma Tamlama :
Tamlayan ya da tamlananı niteleyen bir sıfat veya sıfat grubunun kullanıldığı bir tamlama türüdür. Örnek :

A d a m ı n  i r i ,  s a r ı ,  ç a r p ı k d i ş l e r i.

Görevlerine Göre Adlar :

*      Adlar, yalın durumda kullanıldığında, cümle içinde özne veya belirtisiz nesne görevinde bulunur.
Örnek : Öğretmen başarılı öğrencilere hediye dağıttı.
Özne                              Belirtisiz Nesne

*      Adlar, belirtme durumuyla çekimlendiğinde belirtili nesne görevi yapar.
Örnek :
Tabloları duvara astık.
Belirtili Nesne

*       Yönelme, bulunma, ayrılma (-e, de, -den) durumunda olan adlar cümlede dolaylı tümleç görevi yapar.

Örnek : Pencereden dışarıya bakıyor, dışarıda olanları seyrediyordu.
Dol. Tümleç Dol. Tümleç      Dol. Tümleç

*       Ek-eylem (ek fiil) alan adlar, yüklem görevinde bulunur. Örnek :
Beni soran Ayşe’ymiş.
Yüklem

Yapılarına Göre Adlar : Adlar, yapıları yönünden üçe ayrılır :

*      Basit Adlar : Herhangi bir yapım eki almamış, ya da başka bir sözcükle birleşerek yeni anlamda bileşik bir sözcük oluşturmamış adlardır. Örnek : taş, balık, sopa vb.

*      Türemiş Adlar : Eylem ya da ad köküne bir yapım eki getirilerek yeni bir anlam kazanan ve gövde durumuna geçen adlardır. Örnek : sor-gu, ört-ü, seç-enek vb.

*       Birleşik Adlar : Birden çok sözcüğün birleşerek yeni bir biçim ve anlam kazanması yoluyla oluşan adlardır. Örnek : bilgisayar, külbastı, aslanağzı vb.

Adların Diğer Özellikleri :

*       Adlar, anlamları yönünden şöyle incelenebilir :

a) Kesin anlamlı adlar : Anlamı bilimsel bir tanımla kesinleşen adlardır.

Örnek : üçgen, sayı, şiir vb.

b) Adların bazıları kendi anlamını, işlevini yansıtır. Örnek : tarak, kazma süpürge vb.

c) Adların bir bölümü, sözcük anlamını düşündürmez.

Örnek : koltuk, havlu, elbise, tencere vb.

*    Adlar, “-cik, -ce, -cek,-cağız” gibi ekleri alır. Bu ekler, eklendiği ada, şu anlamı katar.

a) –cik eki getirildiği ada küçültme, sevgi ve acıma anlamları katar. Örnek :

Soru kitapçıkları dağıtıldı.                   Küçültme anlamı

Kapıyı güler yüzlü ninecik açtı.           Sevgi

Kedicik bütün gece dışarıda kalmış.   Acıma

b) “-ce” eki getirildiği ada, görelik, karşılaştırma, abartma, uygun ve yakışır olma anlamları katar. Örnek :

Gönlümce bir tatil yapamadım.        Görelik

Akılca üstün biriydi.                        Karşılaştırma.

Yüzlerce sivrisinek   beni ısırdı.        Abartma.

Bize dostça davrandı.                      Uygun, yakışır olma.

c) –“-cağız” ve “-cek” eki, eklendiği ada acıma anlamı katar.

Örnek : adamcağız, yavrucak

ZAMİRLER (ADILLAR)

Ad olmadıkları halde cümle içinde geçici olarak, bir adın yerini tutan ve bir adın gösterdiği bütün özellikleri gösteren sözcüklere veya eklere zamir (adıl) denir.
Örnek :
Polis aniden yere düştü, onu gördün mü?
Ad                                Zamir

Yapılarına Göre Zamirler :
Zamirler yapıları yönünden iki grupta incelenir.

* Basit (Yalın) Zamirler : Hiç yapım eki almamış, kök durumunda olan ya da yalnızca çekim eki alan zamirlerdir. Örnek : ben, şunda, bazıları, kim, bizlerden, onun vb.

* Bileşik Zamirler : İki sözcüğün birleşmesinden oluşan zamirlerdir. Örnek : Birçoğu, kimse, birkaçı, herhangi biri vb.

UYARI : Yapım eki alarak türetilen zamirlerde vardır. Örnek : Bu – ra, şu -ra

Zamirlerin Görevleri :
Zamirler, cümlede bir adın yerini tutan sözcük türü olduğu için cümlede bir ad gibi, özne, nesne, dolaylı tümleç ve yüklem görevinde kullanılabilirler.
Örnek : Seni buraya babam çağırdı.
Bu işin aslını bir de biz araştıralım.
Aradığımız ev şuradaymış.

Anlamlarına Göre Zamirler :
-Kişi Zamirleri
-İşaret Zamirleri
-Belgisiz Zamirler
-Soru Zamirleri
-İlgi Zamiri

Kişi Zamirleri : İnsan adlarının yerine kullanılan “ben, sen, o, biz, siz, onlar” ile kimi durumlarda insan adının yerine geçen “kendi” sözcükleridir.

Örnek :
Olanlara ben de çok üzüldüm.
İsterseniz, bir de siz bakın.
Sabahtan uğradım ben bir güzele.
Güzel ağlatmadı, güldürdü beni.

Kişi Zamirinin Özellikleri :

*       “Kendi” kişi sözcüğü, cümlede bir insan adının yerine kullanılırsa yedinci bir kişi zamiri olur. Örnek : Bakalım kendisi ne diyor?

Bu konuda kendin karar vermelisin.

*       “Kendi” kişi zamiri, diğer kişi zamiriyle “ben kendim, sen kendin, o kendisi, biz kendimiz, siz kendiniz, onları kendileri” biçiminde kullanılırsa kişi zamirlerinin anlamını pekiştiren bir sözcük olur. Örnek : Ben geldim.              Ben, kendim geldim.

O düşünmüş.             O, kendisi düşünmüş.

*       “Kendi” kişi zamiri, ikilime biçiminde kullanılarak bir eylemi nitelerse, durum zarfı olur.

Örnek : Çocuk kendi kendine oynuyor. (Nasıl oynuyor?)

Durum Zarfı

Kadın kendi kendine söylendi. (Nasıl söylendi?)

Durum Zarfı

*     “Kendi” kişi sözcüğü, öznenin yaptığı işi gene özneye dönmesini sağlayarak cümleye dönüşlülük anlamı katar. Bu yüzden dönüşlülük zamiri adını da alır. Örnek :

Adam kendini yaktı.

Çocuk kendini asmış.

* Kişi zamirleri, tamlamalarda, tamlayan olabilmelerine karşın, tamlanan olamazlar. Örnek :

Benim arkadaşım, senin isteklerin, onun gönlü.

Kendisinin sözleri, çocuğun kendisi.

*       “Ben” ve “sen” kişi sözcükleri, adın yönelme (-e) durumuyla çekimlendiğinde ses değişimine uğrayarak “bana” ve “sana” olur.

*       “O”  sözcüğü insan dışındaki varlıkların yerine geçtiği zaman işaret zamiri olarak da kullanılabilir. Örnek : O bu işe çok kızacak.      Kişi zamiri

O, dosyalanıp kaldırıldı. İşaret zamiri


UYARI : “O” kişi zamiri bir adı niteleyip işaret sıfatı olan sözcükle karıştırılmamalıdır.
“O” kişi zamirinden sonra virgül getirilmezse anlam karışıklığı meydana gelebilir.

İşaret Zamirleri : Adların yerini işaret ederek tutan sözcüklerdir. “Bu, şu, o” ve çoğul şekilleri olan “bunlar, şunlar, onlar” adın yerini işaret ederek tutarlarsa işaret zamiri olurlar.

Bu yakındaki bir ad. (Bunlar)
Şu, biraz uzaktaki bir ad. (Şunlar)
O, ise daha uzaktaki bir ad. (Onlar) gösterir ve onların yerini tutar. Örnek :
Bunu bir de babama soralım.
Şu, Fatih zamanından beri ayakta.
Onları, bana ver, şunları, sen al.

İşaret Zamirlerinin Özellikleri :

*       “O” ve “Onlar” sözcükleri kişi adının yerini tuttuklarında “kişi”, kişi dışında herhangi bir varlık ya da nesne adının yerini tuttuklarında “işaret” zamiri olurlar. Örnek :

O, kitabı beğenmediğini söyledi.       Kişi zamiri.

O, sınıfın, duvarına asılacak. İşaret zamiri.

*       “Buna, şuna, ona, öteki, beriki, böyle, şöyle, öyle” sözcükleri de adın yerine kullanılarak işaret zamiri olur.

Örnek : Burayı sen temizle. (İşaret zamiri.)
Gel de böylesine inan.             (İşaret zamiri.)
Öteki, başını eğip dinledi.          (İşaret zamiri.)

UYARI : İşaret zamirinden “bu, şu ve bunlar, şunlar” sözcükleri bir kişi adı yerine kullanılabilirler. Bu durum diğer işaret zamirleri için de geçerlidir. Örnek :

Bu, adam çağırdı.  (Bu adam)

zamir                        Sıfat

Şu, insanlara kızıyor.   (Şu insanlar)

Zamir                                sıfat

*       İşaret zamirleri belirtili ad tamlamalarında tamlayan ya da tamlanan olarak kullanılabilirler.

Örnek : Bunun acısı

Evin şurası

Öbürünün derdi.

İnsanın böylesi

*       İşaret sözcüklerinin yalın ve tekil şekilleri (bu, şu, o) işaret zamiri olup da cümlede bir adın önünde kullanılırsa araya mutlaka virgül (,) işareti konur. Aksi halde anlam karışıklığı ortaya çıkar.

Örnek : Bu, kitabın önsözüne eklenecek. (İşaret zamiri)

Bu kitabın önsözüne eklenecek. (İşaret zamiri)

Belgisiz Zamirler : Bir adın yerini tuttukları halde, hangi adın yerini tuttukları tam olarak belli olmayan zamirlerdir. Adları sayı, ölçü miktar ve özne yönünden tam değil de belli belirsiz bir biçimde göstererek onların yerini tutarlar.

Belgisiz zamir olarak kullanılan başlıca sözcükler şunlardır : Kimisi, kimileri, kimi, biri, birisi, birileri, birkaçı, bazısı, bazıları, çoğu, birçoğu, birçokları, başkası, birazı, fazlası, bir kısmı, hepsi, kimse, tümü herkes, hepimiz gibi. Örnek : Kimsenin ahı kimsede kalmaz.

Çoğu gitti, azı kaldı.                             Birçoğu, bu durumdan habersiz.
Hepsine benden selam söyle.               Kimi ağlarken kimi gülüyor.
Başkalarını değil, biraz da bizi düşün.   İçlerinden birisi bana çok tanıdık geldi.

Belgisiz Zamirlerin Özellikleri :

* Belgisiz zamirler belirtili ad tamlamalarında tamlayan ya da tamlanan olarak kullanılabilirler. Örnek : Birkaçının düşüncesi              Çocukların birkaçı

*      Kişi ve işaret zamirlerinden bazıları ikileme oluşturacak biçimde kullanılırsa belgisiz zamir olur. Örnek : Onun bunun sözüne uyma                     Seni beni hiç dinler mi o?

*      “Şey” sözcüğü, belirsiz bir adın yerini tuttuğu için belgisiz zamirdir. Örnek :

Çarşıdan şey aldım.                                    Şey sordu.

Soru Zamirleri : Adların yerini soru yoluyla tutan bir zamir çeşididir. Soru zamirleri sor sorarak adların yerine kullanılan sözcüklerdir denilebilir. Örnek :

Bu kitabı kim yırttı?       (Ali yırttı.)
Senden ne istiyor? (Para istiyor.)
Dün akşam nereden geliyordun? (sinemadan)
Hangisini daha çok beğendin? (şunu)
Yolda kime rastlamış? (bir arkadaşına)

Soru Zamirlerinin Özellikleri :

*       Soru sözcükleri bir eylemin anlamını etkileyecek bir biçimde kullanılırsa, soru zarfı olur. (Ne, Nasıl?) Örnek : Buralarda ne dolaşıp duruyorsun?          Niçin? Anlamında.

Bu havada buraya nasıl gelmiş?            Ne şekilde anlamında

*       Soru zamirleri, bir belirtili ad tamlamasında tamlayan ya da tamlanan olarak kullanılabilir.  Örnek :

Kimlerin parası?
Çocukların hangisi?
Adamın nesi?

*       Bazı soru sözcükleri bir adın önüne gelerek onu soru yoluyla belirtirse, soru sıfatı olur. (hangi, kaç, ne, nasıl) Örnek :

Hangi okulu bitirmiş? (  Soru sıfatı   Ad)
Bunlara kaç para verdiniz? ( Soru Sıfatı  Ad)
Ne yapıyormuş? ( Soru Sıfatı Ad)

İlgi Zamiri :

Bir belirtili ad tamlamasında tamlanan durumundaki ikinci adın yerini tutan “-ki” ekine ilgi zamiri denir.

Örnek :

Salonun duvarları temiz ama odalarınki kirli.
Odalarınki odaların duvarları

Benim kalemim seninkinden iyi yazıyor.
Seninki senin kalemin


İlgi Zamirinin Özellikleri :

*       İlgi zamiri, tamlamada tamlananın yerini tutar. Tamlanan tekrar yazılmak istendiğinde “-ki” atılabilir. Örnek : Bunun-ki daha canlı. Bu kazağın renkleri daha canlı.

*       İlgi zamiriyle, addan sıfat türeten “-ki” eki karıştırılmamalıdır. “-ki” eğer ilgi zamiriyse bağlandığı sözcük (-in, -im) tamlayan eklerinden sonra kullanılır. Addan sıfat yapan “-ki” ekinde böyle bir durum yoktur. Örnek :

Eğil salkım söğüt eğil, bu benimki sevda değil. Ben-im-ki
Çocuğunki daha mantıklı.                                Çocuk-un-ki
Evdeki hesap çarşıya uymaz.                           Ev-de-ki      Addan – sıfat t üretir.
Geceki yağmur ortalığı batırmış.                        Gece-ki

*       Bir adın sonuna gelerek, o varlığın sahibini, kime ait olduğunu gösteren (-im, -in, -i, -imiz, -iniz, -leri) iyelik eklerine iyelik zamiri denir. Örnek :

Kalemim (benim kalemim)               kalemimiz (bizim kalemimiz)
Kalemin (senin kalemin)                 kaleminiz (sizin kaleminiz)
Kalemi (onun kalemi)                      kalemleri (onların kalemleri)

SIFATLAR:

Sıfat : Adların önüne gelerek onları çeşitli yönlerden niteleyen ya da belirten sözlerdir. Örnek :
İyi
insan, üç çocuk, bulanık su, bazı kitaplar, hangi ev

Örneklerde de görüldüğü gibi sıfatlar, bir adın önüne gelerek onu niteleyen, belirten onları çeşitli yönlerden gösterip sınırlayan bir sözcük çeşididir. Bir sözcüğün sıfat görevi kazanabilmesi için mutlaka bir adın ya da zamirin önüne gelerek onu nitelemesi ya da belirtmesi gerekir.

Görevlerine Göre Sıfatlar :

Niteleme Sıfatları : Bir adın önüne gelerek onu durum, renk ve biçim yönünden gösteren onu çeşitli özellikleriyle belirleyen bir sıfat çeşididir. Örnek :

mavi gömlek, siyah pantolon, gri bulutlar          (renk)
çalışkan öğrenci, yaşlı adam, solgun yüzler      (durum)
uzun boy, dar giysi, geniş salon                      (biçim)


Belirtme Sıfatları : Adların önüne gelerek onları işaret, belgisizlik, soru ve sayı yönünden gösterip belirten bir sıfat çeşididir. Belirtme sıfatları, adları belirtmedeki farklılıklarına göre kendi içinde dört ana gruba ayrılarak incelenir :
-İşaret Sıfatları
-Belgisiz Sıfatlar
-Soru Sıfatları
-Sayı Sıfatları

İşaret Sıfatları : Adları işaret yoluyla gösterip belirten bir sıfat çeşididir. Örnek : bu ev, şu sokak, o yıllar, öteki kapı, diğer elbise, beriki adam

İşaret Sıfatlarının Özellikleri :
*       İşaret sözcükleri, bir adın önüne gelerek onları işaret yoluyla gösterirse, işaret sıfatı; bir adın yerini tutacak biçimde kullanılırsa, işaret zamiri olur. Örnek :
O kitabı ben de okudum.(İşaret Sıfatı)
Onu, ben de okudum.(İşaret Zamiri)

*       “İşte” sözcüğü doğrudan işaret sıfatı olarak kullanılabileceği gibi bir işaret sıfatının başına gelerek onun anlamını pekiştirebilir.
Örnek :

İşte
Halep, işte arşın.    (İşaret sıfatı.)
İşte bu adam.  (İşaret  sıfatının anlamını pekiştirir.)

Belgisiz Sıfatlar :

Bir adın önüne gelerek onu sayı, ölçü, miktar ve özne yönünden tam ve kesin olarak değil de aşağı yukarı, belli belirsiz bir biçimde gösteren sıfat çeşididir.

Örnek :
Birkaç
soruma cevap veremedi.
Birçok sorunum var, hangisini çözeceksin?
Kimi insan, artık böyle düşünmüyor.
Bütün çocuklar güzeldir.
Fazla mal göz çıkarmaz.
Öğretmen, her insana güvenilmeyeceğini söyledi.

Belgisiz Sıfatların Özellikleri :

*       “Her, birkaç, hiçbir, herhangi, bir, biraz” gibi belgisiz sözcüklerinden sonra gelen adlar çoğul eki almadan kullanılır.
Örnek :
Her
insan böyle düşünmez.
Birkaç kitap okumakla adam olunmaz.

*       “Bütün, kimi, bazı” belgisiz sözcüklerinden sonra gelen adlar tekil de çoğul da kullanılabilir.
Örnek :
Bütün ağaçlar çiçek açtı.
Kimi kitaplar işe yaramaz.
Bazı çocuk ders çalışmayı sevmez.

*       “Bir” sözcüğü, bir adın önüne gelerek ona “herhangi bir” sözcüğünün anlamını katarsa “bir” sözcüğü belgisiz sıfattır; “tek” anlamını katarsa, sayı sıfatı olur. Örnek:
Bir bayram onu ziyaret edelim.         Belgisiz sıfat
Testte yalnızca bir soruyu çözememiş.   Sayı sıfatı

Soru Sıfatları : Bir adın önüne gelerek onu soru yoluyla gösterip belirten, bir sıfat çeşididir. Soru sıfatları, adların özelliklerini, sayısını, yeriyle ilgili açıklamaları soru yoluyla gösteren bir sıfat çeşididir.

Örnek :
Nasıl
bir ev istiyormuş? (Soru Sıfatı)
Sınıfta kaç öğrenci vardı? (Soru Sıfatı)
Oraya hangi yoldan gidilir. (Soru Sıfatı)
Asansör kaçıncı kata çıktı? (Soru Sıfatı)
Babası ne yapıyormuş? (Soru Sıfatı)


Soru Sıfatlarının Özellikleri :

* Soru sözcükleri, bir adın önüne gelerek, onu soru yoluyla belirtirse soru sıfatı; bir adın yerini tutacak şekilde kullanılırsa soru zamiri; bir eylemin önüne gelip, onun anlamını pekiştirip sınırlarsa soru zarfı olur.

Örnek :
Çocuk ne işle uğraşıyor. (Soru sıfatı)
Çarşıdan sana ne alayım? (Soru zamiri)
Buralarda ne dolaşıp duruyorsun. (Soru zarfı.)

* Soru sıfatları, her zaman cümleye soru anlamı vermez.
Örnek :

Hangi okula gidiyormuş? (Soru anlamı verir.)
Hangi okula gittiğini bilmiyorum. (Soru anlamı vermez.)

Sayı Sıfatları : Sayı adlarıyla sayı adlarından “-inci, -ar(-er), -ız(-iz)” ekleriyle türemiş sözcükler bir adın önüne gelerek, o adı, sayı yönünden gösterip belirtirse, sayı sıfatı olur. Ayrıca, “ilk” ve “son” sözcükleri sıralama bildirdiği için adların önünde yer almaları halinde sayı sıfatı olur. Sayı sözcükleri, aslında bir addır. Bunlar, bir adın önüne gelerek kullanılırsa, sıfat olma özelliği kazanır.

Örnek :
İki, bir doğal sayıdır.
Ad

İki kişi yolda önünü kesmiş.
Sıfat Ad


Sayı sıfatları, görevleri yönünden beşe ayrılır :

Asıl sayı sıfatları : Adların sayısını gösterir. Örnek : beş kalem, üç çocuk, bin lira

Sıra sayı sıfatları : Sayı sözcüklerine ”-inci” eki getirilerek onlara sıra anlamının verilmesidir. Örnek : dördüncü kat, üçüncü sokak, ikinci sınıf

Üleştirme sayı sıfatları : Sayılara “-ar, -er” ekinin getirilmesiyle onlara paylaştırma ve eşitlik anlamı veren bir sıfat çeşididir. Örnek : ikişer elma, yüzer lira, birer elbise

Kesir sayı sıfatları : Adların kesir bildiren sayılarla gösterilmesidir. Örnek : yüzde elli kar, üçte bir hata, yüzde on şans

Topluluk sayı sıfatları : Sayı sözcüklerine “-ız, -iz” ekinin getirilmesiyle onlara topluluk anlamı veren bir sıfat çeşididir. Örnek : ikiz çocuklar, beşiz bebekler

Yapılarına Göre Sıfatlar :

Sıfatlar yapıları yönünden üçe ayrılır:

* Basit Sıfatlar : Kök durumunda olan sıfatlardır. Örnek : iki sandal, eski yüzler, bu ev

* Türemiş Sıfatlar : Ad ya da eylem tabanlarına çeşitli yapım eklerinin getirilmesi ile oluşan sıfatlardır. Örnek : bulanık su, bitkin yüzler, kapıdaki nöbetçi, susuz yaz

* Bileşik Sıfatlar : Birden çok sözcüğün, birleşmesinden oluşan sıfatlara yapıları yönünden bileşik sıfat denir. Bileşik sıfatlar iki grupta incelenir.

Kaynaşmış Bileşik Sıfatlar :

Anlam olarak bir tek kavramı gösterdiği için biçimce bileşik yazılan sıfatlardır.
Örnek :
yalın-ayak çocuklar, boş-boğaz kadınlar

Kurallı Bileşik Sıfatlar :

Biçimsel olarak ayrı yazılmalarına karşın belli bir kurala bağlı olarak anlamca kaynaşmış olan sıfatlardır.

Kurallı bileşik sıfatlar genel olarak şu yollarla yapılır :

* Bir sıfat tamlamasında tamlanan durumundaki ada “-lı, -li” ekinin getirilmesiyle :

Örnek :
Sıfat tamlaması sıfat tamlaması
Büyük kapı-lı
ev güzel göz-lü kız
Sıfat Ad Sıfat Ad

* Sayı sıfatlarıyla kurulan sıfat tamlamalarında tamlanan durumundaki ada – lı, -lik ekinin getirilmesiyle:

Örnek :
Sıfat tamlaması Sıfat tamlaması
On yıl-lık
bekleyiş iki ay-lık süre
Sıfat Ad Sıfat Ad

* Bir takısız ad tamlamasında, tamlayan durumundaki ada “-lı, -li” ekinin getirilmesiyle :

Örnek :
Takısız ad tamlaması Takısız ad tamlaması
Mermer sütun-lu saray deri mont-lu çocuk
Sıfat Ad Sıfat Ad

* Bir sıfat tamlamasında adla sıfatın yeri değiştirilerek ada üçüncü tekil kişi iyelik eki (-i, -si) getirmesiyle :

Örnek :
yıkık duvar duvarı yıkık ev
Sıfat tamlaması

Kırık cam camı kırık pencere
Sıfat tamlaması

* Ayrılma (-den) durum eki almış bir addan sonra kullanılan ad eylemler birleşik sıfat oluşturur.

Örnek :
baba-dan kalma
ev
Sıfat Ad

Ana-dan doğma sakat
Sıfat Ad

Sıfatlarla İlgili Özellikler :

San (Unvan) Sıfatları :

İnsan adlarıyla birlikte kullanılır. İnsanların rütbe, derece ve sosyal durumlarına göre onların adlarına eklenen saygı, tanıtma sözcükleridir. Kişi adlarının başında veya sonunda ya da hem başında hem de sonunda kullanılabilirler.

Örnek :
Bekir Sıtkı Bey
Damat
Ferit Paşa
Doktor
Ahmet Bey
Profesör
İsmail Hakkı
Gazi Osman Paşa


Sıfatlarda Pekiştirme : Niteleme sıfatlarının anlamını güçlendirmek amacıyla onların pekiştirilmesidir. Niteleme sıfatları, iki şekilde pekiştirilir:

a) Niteleme sıfatındaki ilk ünlünün sonuna “m,p,r,s” ünsüzlerinden uygun olan birinin getirilmesi yoluyla:

Örnek : tertemiz ev, bembeyaz gömlek, upuzun boy, masmavi deniz

b) İkileme yoluyla :

Örnek : eğri büğrü yollar, pırıl pırıl su, irili ufaklı taşlar, sarı sarı liralar


Sıfatlarda Küçültme : Niteleme sıfatlarının sonuna “-cik, -cek, -ce, (-i)msi ve (-i)mtrak” eklerinden uygun olan birinin getirilmesiyle onların anlamlarında ve derecelerinde bir azalma ve daralmanın meydana gelmesidir.

Örnek :
büyücek ev büyüğe yakın
kalınca kitap kalın gibi
yüksekçe tepe yükseğe yakın
acımsı biber acıya yakın
kızılımtrak hava kızıla yakın


Sıfat Tamlamaları : Sıfatların, adları nitelemesi veya belirtmesiyle oluşmuş söz gruplarına sıfat tamlaması denir.

Sıfat tamlamalarında sıfat tamlayan olup önce, ad tamlanan olup sonra gelir.
Örnek :
Tamlayan Tamlanan
Engin deniz
Sessiz sedasız ortam
İşe yaramaz eşyalar
Bazı insanlar
Bu fikir


Sıfat Tamlamalarının Özellikleri :

* Sıfat tamlamalarında, tamlayan ya da tamlanan birden çok kullanılabilir. Örnek :

Uzun boylu esmer çocuk
Tamlayan Tamlanan

Kırmızı elbise, ayakkabı ve çanta
Tamlayan Tamlanan

* Sıfatlar, bir ad tamlamasında tamlayan ya da tamlanan görevinde kullanılabilir.
Örnek :
Yeşil köşkün lambası çocuğun masmavi gözleri
Kareli yatak örtüsü
Bir yaz günü


Sıfatların Adlaşması : Bir niteleme veya sayı sıfatı, cümlede bir adın önüne gelmezse ya da çoğul, tamlama ve ad durum eklerinden biriyle çekimlenmiş olarak kullanılırsa, tür yönünden adlaşır. Bunlara adlaşmış sıfat denir.

Örnek :

Yaşlı adam ayağa kalktı.
Sıfat Ad

Yaşlı ayağa kalktı.
Adlaşmış sıfat.

Umutsuz insanlar başarılı olamaz.
Sıfat Ad

Umutsuzlar, başarılı olamaz.
Adlaşmış Sıfat

ZARFLAR:

Zarflar (Belirteçler) : Eylemleri, eylemsileri ve zarf türünde olan başka sözcükleri anlam yönünden pekiştiren ya da kısıtlayarak sınırlayan sözcük çeşididir. Örnek :

Adam akıllı davranıyor.
Zarf    Eylem

Adam, akıllı davranarak işini yürütüyor.
Zarf      Eylem

Adam, çok akıllı birine benziyor.
Zarf  Sıfat Zamir (ad)

Adam,  bu işte çok akıllı davrandı.
Zarf Zarf   Eylem

Anlam ve Görevlerine Göre Zarflar :

Zaman Zarfları : Eylemleri ve eylemsileri zaman yönünden gösteren, bunları zaman olarak sınırlayan bir zarf çeşididir. Zaman zarflarını bulabilmek için eylem ve eylemsi tabanlarına “Ne zaman?” sorusu yöneltilir. Örnek :

Demin buradaydı, şimdi yok oldu.

Geç fark ettim, taşın sert olduğunu.

Yıllar önce değil ağaç, bir yeşil ota bile rastlayamazdık.

Kışın giyeceğim diyerek ucuzluktan bir sürü kazak aldı.

Yirmi yaşında evlenip çoluğa çocuğa karışmış.

Zaman Zarfının Özellikleri :

*       Zaman bildiren sözcükler, eyleme, ya da eylemsiye yöneltilen “Ne zaman?” sorusuna yanıt verirlerse, zaman zarfı; zaman kavramını karşılarsa, tür yönünden ad olurlar. Örnek : Erkenden yat, sabah yola çıkacaksın.

Zaman Zarfı

Sabah yeni umutların doğuşudur.

Ad

*     Ad ve sıfat tamlamaları cümle içinde zaman zarfı olarak kullanılabilir. Örnek :

Ertesi gün başladı, gün doğmadan yolculuk.

Sıfat tamlaması

Gece yarısı bir patlama oldu.

Ad tamlaması


Durum Zarfları : Eylemlerin ya da eylemsilerin nasıl olduğunu, ne durumda bulunduğunu gösteren bir zarf çeşididir. Durum zarflarını bulabilmek için eylem ve eylemsilere “Nasıl?” sorusu yöneltilir.

Örnek :
Adam aniden karşıma çıktı.
Sahnedeki sanatçıyı hayranlıkla izliyor.
Beni iyi dinle, sonra pişman olursun.
Çocuklar odalarında sessiz sessiz oynuyor.
Kapıyı çalıp yavaşça girdi.

Durum Zarfının Özellikleri :

*       Bir sözcük, bir adı veya zamiri nitelerse, sıfat; bir eylemi ya da eylemsiyi nitelerse, durum zarfı olur. Örnek :

O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler ve çekip gittiler.
Sıfat     Ad        Sıfat     Ad

İyi düşünüp güzel konuştu.
Zarf  Eylemsi   Zarf   Eylemsi

*    İkileme biçiminde kurulan, pekiştirilmiş olan ve edatla öbekleşen kimi sözcükler eylem ve eylemsiyi etkileyerek zarf görevinde kullanılabilir. Örnek :

Güneş pırıl pırıl parlıyordu.          İkileme
zarf

Deniz masmavi görünüyordu      Pekiştirme
zarf

Çamaşırları sakız gibi yıkamış.   Edat öbeği
Zarf


Yer-yön Zarfları : Eylemlerin ve eylemsilerin gerçekleştiği yeri ve yöneldiği yönü gösteren bir zarf çeşididir. Yer-yön zarflarını bulabilmek için eylem ve eylemsilere “Ne yöne, Ne tarafa?” soruları yöneltilir. Örnek :

Az önce dışarı çıktı.
Adam bir adım geri çekildi.
İleri atılıp sellercesine, göğsünden vurulup tam ercesine.
Bırak bekle, asansör yukarı çıkıyor.

Yer-yön Zarfının Özellikleri :

*       Yer-yön bildiren sözcüklerin yer-yön zarfı olabilmesi için mutlaka bir eylemi ya da eylemsiyi göstermesi gerekir. Aksi halde bunlar başka bir sözcük oluşturur.

**        Bir adın önüne gelerek adı etkilerse sıfat olur. Örnek :

Yukarı mahalle, aşağı kat, ileri adım
Sıfat       Ad        Sıfat  Ad  Sıfat  Ad

**        Ad durum ekleriyle çekimlenirse ad olur. Örnek :

İçeriye bir yabancı girdi.
Ad

Biraz geriye git.
Ad

Dışarıda kar, içeride sımsıcak bir hava vardı.
Ad                Ad

**         Bir yer ve yön adı olarak kullanılırsa, tür yönünden yine ad olur. Örnek :

Dışarısı çok kalabalıktı.
Ad

Aşağısı oldukça sessiz ve sakindi.
Ad

*       Görüldüğü gibi yer ve yön gösteren “içeri, dışarı, aşağı, yukarı, öte, beri, ileri, geri” gibi sözcüklerin yer-yön zarfı olabilmesi için mutlaka ad durum eklerinden birini almamış ve çoğalmamış olarak eylemlerin önünde kullanılmaları gerekir.


Azlık-Çokluk Zarfları : Bir eylemin, eylemsinin, sıfatın veya başka bir zarfın sayısını ve ölçüsünü gösteren, bunları karşılaştırarak dereceleyen bir zarf çeşididir.

Dilimizde sayı, ölçü ve miktar gösteren, karşılaştırma ve derecelendirme yapılabilen başlıca sözcükler şunlardır: daha, pek, çok, en, fazla, oldukça, epey, epeyce, az, biraz, gayet, fevkalade, denli…

Örnek : Çok yedim,   daha fazla yiyemem.
Zarf    Eylem    Zarf    Zarf     Eylem

Olanlara  fevkalade sevindim.
Zarf     Eylem

Çok çalışıp az dinlenirdi.
Zarf   Eylemsi Zarf    Eylem

Bir dahaki sınava   daha iyi hazırlan.
Zarf  Zarf    Eylem

Ondan  daha iyi  bir insana rastlamadım.
Zarf   Sıfat Grubu Ad

Ali   en iyi,   en akıllı öğrenciymiş.
Zarf  Sıfat Zarf  Sıfat

Son günlerde gayet sakin bir çocuk olmuştu.
Zarf  Sıfat Grubu   Ad

Adlar ikileme oluşturarak azlık-çokluk zarfı yaratabilir.

Örnek : Yemeklerden tabak tabak yediler.
Zarf

Donmuş patatesler çuval çuval çöpe atıldı.
Zarf


Soru Zarfları : Soru sözcükleri bir eyleme yönelerek onun nasıl yapıldığını, ne durumda olduğunu, yapılış şeklini ve zamanını buldurmaya yönelik olarak kullanılırsa soru zarfı olur.

Örnek : Parandan ne kadar harcadın?
Soru Zarfı

Neden her şeyden beni sorumlu tutuyor?
Soru Zarfı

Ne diye ağlayıp duruyorsun?
Soru zarfı

Oradan ne zaman gelecekmiş?
Soru zarfı

Yapılarına Göre Zarflar :

*       Basit Zarflar : Yapım eki almamış ya da bileşik bir sözcük durumunda olmayan, kök halinde olan zarflardır. Örnek : çok, pek, dün, yukarı, tek, demin…

*       Türemiş Zarflar : Yapım eki alarak gövde durumuna geçen zarflardır. Örnek :

Er-ken, ön-ce, son-ra, sabah-leyin, kış-ın, saatler-ce

*       Bileşik Zarflar : İki sözcüğün biçimsel olarak birleşmesinden oluşan zarflardır. Örnek :

Bir-az, bu-gün, ilk-önce

*       Öbekleşmiş Zarflar : İki ya da daha çok sözcüğün biçimce ayrı yazılmasına karşın anlamca kaynaşmasından oluşan zarlardır. Örnek : hemen hemen, er geç, bazı bazı, zaman zaman…

Zarflarla İlgili Genel Uyarılar :

*       Dilimizde kesinlik anlamı taşıyan “şüphesiz, elbette, mutlaka, asla, kuşkusuz” gibi sözcükler, bu anlamlarla eylemi pekiştirdiğinde kesinlik zarfı oluşturur. Örnek :

Doğacaktır, elbet sana vadettiği günler Hakk’ın.

Benimle bir daha asla böyle konuşma!

Şüphesiz tüm söylenenleri anlıyor.

*       Eylem ve eylemsilere tekrar anlamı veren, onların yinelendiğini gösteren “tekrar, bir daha, gene, sık sık, çoğu kez, arada bir, bazen, yine” gibi sözcükler yineleme zarfı yaratır. Örnek : Bu konuyu tekrar ele almalıyız.

Kar yine savrula savrula yağıyordu.

Çocuk ikide bir babasından para istiyor.

*       Eyleme olasılık anlamı katan “belli, herhalde..” sözcükleri olasılık zarfı olarak adlandırılır. Örnek : Belki yarın, belki de yarından sonra gelir.

Herhalde toplantıda konuşulanları hiç dinlemedin.

*      Eylemi zaman ve nicelik yönünden sınırlayan “artık, ancak, yalnız” sözcükleri sınırlama zarfı adını alır. Örnek : Artık bu sıkıntıya dayanamıyorum.

Bu işi ancak üç gün sonra bitirebilirim.

Beni yalnız sen anlarsın.

*      Genellikle bir soruya karşılık olarak kullanılan “evet, hayır” sözcükleri onaylama zarfı adını alır. Örnek :

–     Kitap okur musun?
–          Evet.

–          Sen de gittin mi?
–          Hayır.

EDATLAR (İLGEÇLER):

Farklı tür ve görevdeki sözcükler ve kavramlar arasında anlam ilgisi kurmaya yarayan sözcüklere edat denir. Edatların tek başlarına anlamları olmadığı gibi, tek başlarına görevleri de yoktur. Ancak diğer sözcüklerle birlikte cümle içinde görev kazanırlar.

Dilimizde kullanılan başlıca edatlar şunlardır :
Gibi, kadar, sanki, için, ile, -den dolayı, -den ötürü, -den beri, -mek üzere, -e karşın, -e doğru, -e değin, denli, bile, -den öte, -den sonra, -den önce…

Başlıca Edatlar ve Farklı Kullanımları :

* İle :

Ek biçiminde de yazılabilen bu edatla oluşturulan edat öbeklerinin başlıca kullanımları şunlardır :

¨ İşin, eylemin, hangi araçla (vasıtayla) yapılacağını, yapıldığını bildirebilir.
Örnek :
İstanbul’ uçakla gideceğim. (Edat tümleci)

¨ İşin, eylemin kimle yapıldığını, yapılacağını bildirebilir.
Örnek :
Bu oyuncağı küçük kardeşimle yaptım. (Edat tümleci)

¨ İşin, eylemin nasıl yapıldığını, yapılacağını bildirerek durum zarfı olabilir.
Örnek :
Çocuk, büyük bir sevinçle yanıma geldi. (Durum Zarfı)

¨ İşin, eylemin nedenini bildirerek edat tümleci olabilir.
Örnek :
Arabanın devrilmesiyle yol trafiğe kapandı. (Edat tümleci)

¨ İki cümle arasında bağlaç görevi üstlenebilir.
Örnek :
Çok yorgundum; bu nedenle senin işini takip edemedim.(Bağlaç)

* Gibi : Bu edatla kurulan edat öbekleri şu görev ve anlamlarla karşımıza çıkarlar :

¨ Benzetme ilgisiyle durum zarfı, sıfat, sıfatın zarfı, zarfın zarfı ya da ek-eylem alarak bir ad cümlesinin yüklemi olabilirler. Örnek : Bu şato gibi ev kimin? (sıfat)
Çocuklar gibi sevindi kadıncağız. (durum zarfı)
Nermin gibi güzel bir kızım var benim de. (sıfatın zarfı)
Küçük kızım dün hasta gibiydi. (yüklem)

¨ Bazı durumlarda ölçü (nicelik) yönüyle karşılaştırma yapar. Örnek :
Senin gibi bencil birini görmedim.
Ayşe, Ali gibi çalışkandır.

¨ Cümleye, olabilirlik, kuşku anlamı da katar. Örnek :
Bugünlerde görüşmüyoruz, işleri bozuldu gibi.
Ayşe bugün ağlamış gibi.

¨ Bazı kullanımlarda cümleye tam değil de tam olmaya yakın, yaklaşık olma anlamı katar. Örnek : Yemek pişti gibi.
Kış geldi gibi.

* Kadar : Bazı kullanımlarda kadar edatı sözcükler ve kavramlar arasında benzetme ilgisi kurar.

Örnek :
Senin bugün cennet kadar vatanın var.
İnsan kadar acımasız varlık yoktur.

Cümleye civarında, dolayında anlamı katar.
Örnek :

Onu bir saat kadar bekledim.
İki kilo kadar aldım

Bazı cümlelerde, dek değin ilgeçlerinin anlamını karşılar, bitiş ilgisi kurar. Örnek :
Sabaha kadar yağmur yağdı.
İstanbul’a kadar otobüsle gittim.

Bu ilgeç bazı cümlelere ölçüsünde, derecesinde anlamı katar.
Örnek :
Gücümün yettiği kadar çalışacağım.

* Karşı : Bir ada yönelik kullanılırsa sıfat olur. Örnek : Karşı görüş, Karşı taraf

¨ Ad olarak kullanılır. Örnek : Buradan karşı güzel görünüyor.
Bir sandal kiralayıp karşıya geçti.

¨ Ad olarak kullanıldıklarında, belirtili ad tamlamalarında tamlayan ya da tamlanan olur. Örnek : Okulun karşında boş bir arsa var. (Tamlanan)
Karşının döneri daha güzel. (Tamlayan)

¨ “-e karşı” biçimindeki kullanımları edattır. Edat tümleci kurar. Örnek :
Küçüklerin büyüklerine karşı saygılı olması gerekir.
Bu söze karşı ne denir?

¨ “-e karşı” edatı, zaman anlamlı sözcüklere geldiğinde zarf tümleci kurar. Örnek :
Sabaha karşı bir fırtına koptu. (Zarf tümleci)

¨ “Karşı” sözcüğü, ikileme kurar, eylemleri eylemsileri durum anlamıyla sınıflandırarak zarf olur. Örnek : Toplantıda onunla karşı karşıya oturduk.

¨ Deyim biçiminde eylem öbekleri kurar. Örnek : Karşı çıkmak, karşı gelmek

* İçin : Bazı cümlelerde, sözcükler ve kavramlar arasında neden-sonuç ilgisi kurar. Bu kullanımda “-den” ekiyle anlamca özdeştir. Örnek :
Ders çalışmadığı için sınıfta kaldı. (Ders çalışmadığından)
Hava soğuk olduğu için dışarı çıkmadım. (soğuk olduğundan)

¨ Bazı cümlelere amacıyla, maksadıyla anlamı katıp amaç-sonuç ilgisi kurar. Örnek :
Seni görmek için buraya geldim. (Gelmesinin amacı görmek)
Koşu yapmak için spor ayakkabısını giydi. ( Ayakkabıyı giymesinin amacı koşu yapmaktı.)

¨ Kimi kullanımlarda cümleye hakkında, konusunda anlamı katar. Örnek :
Senin için sözüne fazla güvenilmez diyorlar.
Babam için çabuk iyileşir diyorlar.

¨ Bazı cümlelere özgüleme anlamı katar. Örnek : Bu kitapları senin için aldım.
Akşamki oyun için bilet aldık.

¨ Kimi kullanımlarda “sahip olmak adına, uğruna” anlamı katar. Örnek :
Dedelerimiz bu vatan için canlarını feda etmişler.

¨ Cümleye “karşılık” anlamını katarak edat tümleci olabilir. Örnek :
Bu eski kitap için tam on milyon ödedim. (Edat tümleci)

* Üzere : Bazı durumlarda için edatıyla özdeş olup, cümleye amacıyla, maksadıyla anlamı katar. Örnek : Mektubu sana göndermek üzere yazmıştım.
Tatile gitmek üzere çantamı hazırladım.

¨ Bazı cümlelere şartıyla, koşuluyla anlamı katar. Örnek :
Kitabı yarın getirmek üzere aldı.
Bir hafta sonra ödemek üzere ondan para istedim.

¨ “Üzere” edatının, tam değil de tam olmaya yakınlık, yaklaşık olma anlamı da vardır. Örnek: Arkadaşım gelmek üzere.
Yağmur dinmek üzere.

* Yalnız-Ancak : Bir ada yönelik kullanılırsa, sıfat olur. Örnek : Yalnız adam, yalnız kişi

¨ Bir eylemi ya da eylemsiyi nitelemesi halinde, belirteç olur. Örnek :
Bu kadar yolu yalnız gelmiş. (Nasıl gelirdi? Yalnız)
Beni yalnız bırakıp gitti. (nasıl bırakıp? Yalnız)

¨ İki cümleyi birbirine bağlaması halinde, ama, fakat bağlaçlarının görevini üstlenir. Örnek:
Bu işi yaparım, yalnız paramı peşim isterim.
Ben de gelirim, yalnız bugün çok işim var.

¨ Edat olması halinde cümleye “sadece, tek, bir tek gibi” anlamlar katar. Örnek :
Aradığınız kitabı yalnız burada bulabilirsiniz.
Bu sandık yalnız bu anahtarla açılır.

ANCAK : Bu edat ötekilerin aksine, kendinden önceki sözcük veya sözle değil, kendinden sonraki sözcük veya sözle öbekleşir ve cümleye “tek, bir tek” anlamlarını katar. Bu yüzden de edat olan “ancak” sözcüğünü bağlaç veya zarf olarak karşımıza çıkan “ancak” sözcüklerinden ayırmak çok kolaydır. Örnek :
Bu sorunu ancak Ahmet Bey çözebilir. (edat)
Çok aradım; ancak (ama) istediğim gibi bir ev bulamadım. (bağlaç)
Bu kömür bize iki ay ancak (zor) yeter. (zarf)

Görevlerine Göre Edatlar :

¨ Addan önce gelerek, sıfat öbeği halinde bir sıfat tamlamasının tamlayanı olabilirler.
Örnek : O mağazada bedenime göre elbise bulamadım. (Tamlayan)
Onun gibi insan az bulunur bu dünyada.(Tamlayan)

¨ Sıfattan önce gelerek, söz konusu sıfatın zarfı olabilirler. Örnek :
Bu kadar soğuk bir insan görmedim.
Zarf           Sıfat

¨ Zarftan önce gelerek, söz konusu zarfın zarfı olabilirler. Örnek :
Onun kadar şık giyinmek istiyorum ben de.

¨ Eylemden veya eylemsiden önce gelerek bir temel ya da yan cümlenin, durum, zaman, koşul, yer-yön ve azlık-çokluk bildiren zarf tümleci olabilirler. Örnek :
Çocuklar gibi ağladık hepimiz. (temel cümlenin durum zarfı)
Çocuklar gibi ağlamamıza herkes güldü. (yan cümlenin durum zarfı)
Düne kadar onu tanımıyordum. (temel cümlenin zaman zarfı)
Düne kadar onu tanıdığımı söyleyemem. (yan cümlenin zaman zarfı)
Tekrar görüşmek üzere toplantıya bir saat ara verdik. (temel cümlenin koşul zarfı)
O dakika kadar bekleyebilir misin beni? (temel cümlenin azlık-çokluk zarfı)
On dakika kadar beklemen gerekiyor beni. (yan cümlenin azlık-çokluk zarfı)
Bahçe kapısına doğru hızlı hızlı yürüdüm. (temel cümlenin yer-yön zarfı)
Bahçe kapısına doğru yürümek istedim. (yan cümlenin yer-yön zarfı)

¨ Ek-eylem alarak bir ad cümlesinin yüklemi olabilirler. Örnek : Onun boyuda senin boyun kadardı.

¨ Özne olabilirler. Örnek : Bu kadarı yeter bana.

¨ Hal eklerini alarak cümlenin belirtili nesnesi, dolaylı tümleci olabilirler. Bu kullanımlarında edatın adlaştığı söylenebilir.
Örnek:
Onun gibisini asla bulmazsın. (belirtili nesne)
Onun gibisine her şeyimi veririm. (dolaylı tümleç)

¨ Amaç, araç, sebep ve kişiye görelik bildirdiklerinde ya da hakkında, uğrunda, karşılık anlamlarıyla kullanıldıklarında edat tümleci olurlar. Örnek :
Bulaşıkları yıkamak için biraz su ısıttım. (amaç)
Geciktiğim için özür diledim ondan. (temel cümlenin sebep zarfı)
Geciktiğim için özür dilemem gerekiyor ondan. (yan cümlenin sebep zarfı)
Mektuplarını dolmakalem ile yazmalısı. (araç)
Babama göre asıl suçlu bu adam değilmiş. (görelik)
Akşamki tiyatroya kardeşimle gideceğim. (birliktelik)
Ömer bey için iyi şeyler söylemiyorlar. (hakkında)
Bu vatan için canımı seve seve veririm. (uğrunda)

Banka borçları için evini ipotek etmiş. (karşılık)

BAĞLAÇLAR

Eş görevleri sözcükleri, sözcük öbeklerini, cümleleri birbirine bağlayan sözcük türlerine bağlaç denir. Bağlaçların üç görevi vardır :

¨ Eş görevli sözcükleri birbirine bağlar.
¨ Sözcük öbeklerini birbirine bağlar.
¨ Cümleleri birbirine bağlar.

Dilimizde sık kullanılan başlıca bağlaçlar şunlardır : Ve, veya, ya da, ile, yahut, veyahut, de(da), ki, fakat, ama, meğer, zira, madem, mademki, oysa, oysaki, halbuki, yeter ki, ancak, yalnız, nitekim, üstelik, örneğin, gerek… gerek, ister … ister, ne … ne, hem … hem vb.

Başlıca Bağlaçlar ve Farklı Kullanımları :

*       İle : Yalnızca eş görevli sözcük veya sözcük öbeklerini birbirine bağlar; cümleleri birbirine bağlayamaz. Edat olan “ile” ve bağlaç olan “ile” yi birbirine karıştırmayınız ve bağlaç olan “ile” nin   de ek biçiminde yazılabileceğini unutmayınız. Bağlaç olan “ile” yi edat olan olan “ile” den ayırmak için, “ile” nin yerine “ve” sözcüğünü kullanmayı deneyin. “ile” bağlaç olarak kullanılmışsa, yerine “ve” bağlacını rahatlıkla kullanabilirsiniz.  Örnek :

Bu dergi ile şu kitabı çekmeceye koy.

Masalarla sandalyelere dokunmayın.

Annemle babam tatile gitti.

*       De (da) : Görev ve anlamları :

a) Cümleleri birbirine bağlamada kullanılır. Örnek :

Gökten ne yağdı da yer kabul etmedi.

Buraya kadar gelmiş de bize uğramamış.

b) Eş görevli sözcükleri birbirine bağlamada kullanılır. Örnek :

Seni de onu da işe alıyoruz.

c) Bu bağlaç, bazı kullanımlarda cümleye, azarlama, korkutma, direnme, umutsuzluk, alaya alma ve küçümseme anlamları katar. Örnek :

Lafını bil de öyle konuş.                        (Azarlama)

Geleceği varsa göreceği de var.  (Korkutma)

Adam gitmem de gitmem diye tutturdu.  (Direnme)

Büyüyecek de adam olacak da bize bakacak.    (Küçümseme, umutsuzluk)

Hava güzel olacak da pikniğe gideceğiz. (umutsuzluk)

d) Bazı kullanımlarda düşüncenin sürdüğünü gösterir. Örnek : Çantamı unutmuşum da

e) Soru ekleriyle birlikte kullanıldığında, şaşkınlık bildirir, sözün anlamını güçlendirir. Örnek: O da mı gelecek?

f) İkileme kurarak sözün anlamını pekiştirir. Örnek : Ev de ev, görülmeye değer.

g) Bazı kullanımlarda koşul ilgisi kurar. Örnek : Dinledi de anladı.

h) İki yargıyı birbirine bağlarken, birinci yargıya olumsuzluk anlamı katar. Örnek: Anllatın da anlamadık mı?

*       Ki : İki cümleyi, koşul, sebep-sonuç, amaç-sonuç, zaman, açıklama, yorum, ilgilerinden biriyle bağlayan bu bağlacın özne görevindeki bir ad ya da zamiri vurgulaması da mümkündür. “ki” bağlacının bir eksiltili cümlenin sonunda yer almasına da sık rastlanır. Örnek : Okula erken git ki dersi kaçırmayasın! (Koşul)

Çalışmadı ki başarılı olsun. (Sebep-sonuç)

Buraya geldim ki seni göreyim. (Amaç-sonuç)

Eve geldim ki sular akmıyor. (Zaman)

Sonunda anlaşıldı ki beni arayan Ayşe’ymiş. (Açıklama)

O ki seni aramıyor, sen de onu arama artık. (Özne görevindeki zamiri vurgulama)

Öyle üzgünüm ki

*       Ve : Çok sık kullandığımız bir bağlaçtır. Girdiği cümleye, “her ikisi” anlamını katar. Yalnızca eş görevli sözcük öbeklerini değil, cümleleri de birbirine bağlayabilir. Örnek:

O ve ben, en kısa zamanda görmeye geleceğiz.

(Özne görevindeki zamirleri birbirine bağlamış)

Onu aradım ve eve davet ettim.

(İki cümleyi birbirine bağlayarak sıralı cümle kurmuş.)

Cümleye “her ikisi” anlamı katan öteki bağlaçlar şunlardır : Hem … hem (de)…, gerek … gerekse…, de… de… Örnek : Bu geziye hem seni hem de onu götüreceğiz.

Gerek ondan gerekse senden çok memnunum.

Senden de ondan da bir alacağımız kalmadı.

*       Veya : Cümleye “ikisinden biri” anlamı katar. Örnek :

Seni karşılamaya Semra veya Erkan gelecek.

(Özne görevindeki sözcükleri birbirine bağlamış.)

Cümleye ikisinden biri anlamı katan öteki bağlaçlar şunlardır : ya da, veyahut, ya … ya(da) Örnek : Mehmet ya da (veyahut) Özgür’le sana haber gönderirim.

Gelecek yaz tatilimi ya deniz kıyısında ya da dağda geçireceğim.

*       Ne … ne (de) : Biçimce olumlu anlamca olumsuz cümlelerde kullanılan bir bağlaçtır. Kullanıldığı cümlenin yükleminin olumlu olması gerekir. Örnek :

Ne öğretmenlerini ne de okulunu seviyor. (Okulunu da öğretmenlerini de sevmiyor)

Bu bağlacın, karşıt kavramların arasına girerek, cümleye “ikisinin arasında, yaklaşıklık” anlamını katması da mümkündür. Örnek: Bugün hava ne sıcak ne soğuk.

*       Halbuki-Dahası-Örneğin : Çelişik yargıları birbirlerine bağlarlar. Örnek :

Sınavı kazanamadı, halbuki çok çalışmıştı.

Beni aramadı, oysaki arayacağını sanmıştım.

Beni çok üzmüştün, öyleyken bile seni çok seviyordum.

Dahası, üstelik : İlk yargıyı, pekiştirme ilgisiyle birbirine bağlar. Örnek :

Evlendiği kız güzel, üstelik çok zengindi.

Evlendiği kız güzel, dahası çok zengindi.

Örneğin, Mesela, Sözgelimi : Bunları örnekleme bağlaçları olarak kabul etmek gerekir. Bir yargıdan sonra, o yargıyla ilgili örnek verilecekse kullanılır. Örnek : Sıfatlar varlıkları niteleyen ya da belirten sözcüklerdir. Örneğin (sözgelimi, mesela); “güzel” sözcüğü, “Güzel sözler söyleyerek beni kandıramazsın.” Cümlesinde bir addan önce gelerek niteleme görevi üstlendiği için sıfat olarak kullanılmıştır.

*      Çünkü-Ama :Bu bağlaç bir açıklama bağlacıdır. İki yargının arasına girerek söz konusu yargıları sebep-sonuç açıklamasıyla birbirine bağlar. Aynı görevle kullanılabilen öteki bağlaçlar şunlardır: Bu yüzden, bu nedenle, bu sebeple, bundan dolayı… Örnek:

Dün seni arayamadım; çünkü işim çoktu.

Dün işim çoktu; bu nedenle seni arayamadım.

Ama : Biri olumlu, diğeri olumsuz yargı bildiren iki cümleyi birbirine bağlar. Bu bağlaçla aynı görevde kullanılabilen öteki bağlaçlar şunlardır: Ancak, yalnız, fakat, lakin, zira…

Örnek : Çok ısrar ettim ama (fakat, ancak, lakin, zira) kararını değiştiremedim.

Bu bağlaçların iki sıfatın arasına girmesi ya da iki yargı arasında “koşul ilgisi” kurması a mümkündür. Örnek : Güneşli; fakat serin bir gün geçirdik bugün.

İstediğin yere gidebilirsin; ama saat ondan önce evde ol.


Yapıları Yönünden Bağlaçlar :

Basit Bağlaçlar : Bunları kök halindeki bağlaçlar olarak adlandırmak da mümkündür: ve, ile, dahi, ki, bile, çünkü… gibi.

Türemiş Bağlaçlar : Bir ya da birden çok yapım ekiyle, anlamca ilgili olduğu bir kökten türemiş bağlaçlardır: Üstelik, örneğin… gibi.

Birleşik Bağlaçlar : En az iki ayrı sözcüğün zamanla kaynaşıp birleşmesiyle oluşan bağlaçlardır: Öyleyse, veyahut… gibi.

Öbekleşmiş Bağlaçlar : Aynı yazılan en az iki sözcüğün (sözcük öbeğinin) oluşturduğu bağlaçlardır. Bunların çoğu, öteki bağlaçlardan farklı olarak tek başlarına da anlamlıdır: Yeter ki, demek ki, kaldı ki, varsayalım ki, tut ki, uzun sözün kısası, ne var ki… gibi.

Yinelemeli Bağlaçlar : Kimi  bağlaçların aynı sözcüğün tekrarıyla oluştuğu görülür. Bu bağlaçlarda bağlanan sözcük veya söz öbeklerinden biri araya girer: Ne… ne(de)…, hem… hem(de)…, ya… ya(da) … gibi.

ANLATIM BOZUKLUĞU

1. Kelimelerin Yanlış Anlamda Kullanılması:
Sözü söyleyenin, kullandığı kelimenin anlamını tam olarak bilmemesinden kaynaklanan bir anlatım bozukluğudur.
• Sokakları kapsayan çöpleri, belediye bir türlü kaldırmıyor.
kapsayan: dolduran
• Davranışlarıyla arkadaşlarının üzülmesini sağladı.
üzülmesini sağladı: üzülmesine neden oldu

2. Aynı Anlama Gelen Kelimelerin Kullanılması: Söyleyeceklerimizi en az kelimeyle anlatmalıyız. Buna duruluk denir. Cümlede gereksiz kelimelerin kullanılmasından ve duruluğun bozulmasından doğan anlatım bozukluğudur.

• Öğretmeniyle bütün ders boyunca tartıştı. (“bütün” kelimesi gereksiz)
• Sanırım o da sizi bekliyor olmalı, (“koyu renkli” kelimelerden biri çıkarılmalı)
• Bu iş yerinde aşağı yukarı üç-dört yıldan beri çalışıyorum, (“aşağı yukarı” kelime grubu gereksiz)

3. Anlamca Çelişen Kelimelerin Kullanılması: Anlam yönünden birbiriyle çelişen kelimelerin kullanılması, anlamın bulanık ve ifadenin çelişkili olmasına sebep olur.
• Bu istek, hiç şüphesiz onun kulağına gitmiş olabilir, (“koyu renkli” kelimelerin ifade ettiği anlam birbiriyle uyumsuz)
• Bundan aşağı yukarı tam iki yıl önceydi. (“aşağı yukarı” ve “tam”kelimelerinin ifade ettiği anlam birbiriyle uyumsuz.)

4. Söz Dizimi Yanlışları (Kelimelerin Yanlış Yerde Kullanılması): Özellikle sıfat ve zarfların uygun yerlerde kullanılmamasından doğan anlatım bozukluklarıdır.
• Haber programları tekrar tekrar vurulan sivilleri gösteriyordu.
Doğru dizim: (Haber programları vurulan sivilleri tekrar tekrar gösteriyordu.)
• Cumhurbaşkanı birkaç gün içinde yapımı tamamlanan fabrikayı hizmete açacak.

Doğru dizim: (Cumhurbaşkanı yapımı tamamlanan fabrikayı birkaç gün içinde hizmete açacak.)

5. Özne Eksikliği: Bu tür hatalar genellikle birleşik cümlelerde yapılır. Birleşik cümledeki yargılar tek özneye bağlanmak istenir. Eğer cümlelerin özneleri farklıysa anlatım bozukluğu ortaya çıkar.

• Katilin tabancası alındı, karakola götürülerek sorgusuna başlandı.
(bu cümlenin ikinci bölümünün öznesi “ka-tH’dir.Söylenmediği için karakola götürülüp sorgusuna başlananın, birinci cümlenin öznesi olan “katilin tabancası” olarak algılanmaktadır.)

6. özne – Yüklem Uyuşmazlığı: Bir cümlede özne ile yüklem; kişi, teklik – çokluk, olumluluk – olumsuzluk bakımlarından uygun olmalıdır.
Otobüste bir ben bir de o yaşlı adam kalmıştı, (kalmıştık)
Yürümekten ayaklarım ağrıyorlar, (ağrıyor) Hiçbirimiz onu yeteri kadar tanıyorduk, (tanımıyorduk)
Eve geç döneceğimi sen de o da biliyordu.
(biliyordunuz)
Kimse seni suçlamadı; sana hak verdi. (….; herkes sana hak verdi)

7. Nesne Eksikliği: Birleşik cümlelerde iki farklı yüklem vardır. Fiil kökenli yüklemlerin bazıları nesne ister, bazıları istemez. Nesne isteyen fiil cümlelerinde nesneyi kullanmamak hataya sebep olur.
• Her gün ona telefon açıyor ve çok sevdiğini söylüyordu.
Her gün ona telefon açıyor ve onu çok sevdiğini söylüyordu.
• Doktor, çocuğun dişini çekip eve gönderdi. Doktor, çocuğun dişini çekip onu (çocuğu) eve
gönderdi.

8. Dolaylı Tümleç Eksikliği: Birleşik cümlelerde dolaylı tümleç isteyen fiileri dolaylı tümleçsiz kullanmak hataya sebep olur.
• Onu gördü ve her şeyi anlattı. Onu gördü ve ona her şeyi anlattı.
• Hasan, benden nefret ediyor, düşmanca davranıyordu.
Hasan, benden nefret ediyor, bana düşmanca davranıyordu.

9. Yüklemin Yanlış Kullanılması: Birleşik cümlelerde fiillerin çatı, olumluluk – olumsuzluk bakımlarından uyuşmamasından doğan hatadır.

• Bir şişe kolonya alınarak hastayı ziyaret etti.
edilgen etken
• Bir şişe kolonya alınarak hasta ziyaret edildi.
edilgen etken
• Bir şişe kolonya alarak hastayı ziyaret etti.
edilgen etken
• Leyla Hanım oldukça titiz fakat kibirli değildi.
Leyla Hanım uldukça titizdi fakat kibirli değildi.

10. Yüklem Eksikliği: Farklı yüklem isteyen birleşik cümlelerde yüklemlerden birinin kullanılmaması ndan doğan hatadır.
• Sabaha kadar dans ve müzik dinlediler. Sabaha kadar dans ettiler ve müzik dinlediler.

• Başbakan fabrikaya geldiğinde halk oyunları ve kurban kesilerek karşılandı.
Başbakan fabrikaya geldiğinde halk oyunları oynanarak ve kurban kesilerek karşılandı.

11. Tamlama Yanlışlıkları: Tamlayanın belirsizliği, cümlede anlam kopukluğuna sebep olur.
• Geldiğini görmedim, (senin geldiğini mi onun geldiğini mi?)
• Çocuk ilgi ister çünkü ilgisizliğe tahammülü yoktur.
Çocuk ilgi ister çünkü çocuğun ilgisizliğe tahammülü yoktur.
• Doğa ve toplumsal olayları inceledik.
Doğa olaylarını ve toplumsal olayları inceledik.
• Vali her konuda tüm ölemleri alması gerekirdi. Valinin her konuda tüm önlemleri alması gerekirdi.

12. Noktalama Eksikliği: Adlaşmış sıfatlar-
dan, sıfat-fiillerden sonra ya da özneyi belirlemek
için özneden sonra virgül kullanmak gerekir. Kulla-
nılmazsa cümlede anlam ikiliği oluşur.
• Kapıcı kadın yazarımızla görüştü. Kapıcı, kadın yazarımızla görüştü.
• Genç kızın elindeki çantayı almaya çalıştı. Genç, kızın elindeki çantayı almaya çalıştı.
• İhtiyar polis müdürüne her şeyi anlattı. İhtiyar, polis müdürüne her şeyi anlattı. İhtiyar polis, müdürüne her şeyi anlattı.

13- Yardımcı Fiilin Eksikliği
Cümlede yardımcı fiilin gerektiği hâlde bulunmaması anlatım bozukluğuna neden olur.
Öğretmen, öğrencilerin sorular karşısında sabırlı olmalı ve yılgınlığa düşmemelidir.

14- Gereksiz Yardımcı Fiillerin Kullanılması
Yardımcı fiilin, gerekmediği yerde kullanılması cümlede sadeliği bozar.
“Öğrenciler, tarih öğretmeninden konunun tek rarı isteğinde bulundular.” cümlesinde “tekrarı iste ğinde bulundular” yerine “tekrarını istediler” deme! yeterlidir.
“Bu akşam en çok istek alan parça sanatkârlar ca okundu.” cümlesinde “istek alan” yerine “isteni len” denmelidir.

15. Eklerin Yanlış Kullanılması
Durum ekleri, kip ekleri ve yapım ekleri yanlı: kullanılarak anlatım bozukluğu yapılabilir.
“Bahçede kiraz toplayan işçiler oradan döndü, cümlesinde “oradan” yerine “oraya” olmalıdır.
“Tek hedefimiz ÖSS sınavını kazanıp iyi bir fa külteye girmemizdir.” cümlesinde “girmemiz” yer ne “girmek” almalıdır.
“Akşamları bir araya gelirdik, sabaha kadar eç lenirdik.” cümlesinde “gelirdik” sözcüğü “gelir” o malıdır. “Bu günlerde her şey pahalılandı.” cümk sinde “pahalılandı” sözcüğü “pahalandı” olmalıdıı
“Eşyalarını yukarı kata çıkarttı.” cümlesind “çık-” kökü geçişsizdir, -er, -ar eki oldurgan yapa -t eki ise oldurganlığı burada yine oldurgan olmuı tur. “çıkarttı” sözcüğü “çıkardı” şeklinde olmalıdır

MALİYET MUHASEBESİ DERS NOTLARI

GİRİŞ

Maliyet muhasebesi endüstriyel faaliyette bulunan (veya hizmet üreten) işletmelerin ürettikleri mamüllerin saptayabilmek için maliyet giderlerinin türlerini (gider türleri) ortaya çıktıkları yerler itibariyle (gider yerleri) ve üretilen mamüllerin türlerine göre (gider taşiyıcıları) izlemek için yapılan hesaplar ve tutulan kayıtları kapsamaktadır.

Biz bu çalismamızda maliyet türlerinden işçilik giderlerini ayrıntılı bir şekilde incelemeye çalisacagiz. İşçilik giderlerine geçmeden önce bazı temel kavramları üzerinde duralım.

Maliyet Kavramı

En geniş anlamı ile maliyet (lost) kavramı, bir amaca ulaşmak bir nesneye sahip olabilmek için katlanılan fedakarlıkların tümüdür. Yukarıda tanımdan hareket edildiğinde maliyet kavramının muhasebenin konusu içerisinde girebilmesi için katlanılan fedakarlıkların para değeri ile ölçülebilir olması gerekmektedir. 2563 Sayılı Vergi Usul Kanunumuzda satın alınan mal ve üretim ve üretilen mamül ya da hizmetin maliyet hedefleri ayrı ayrı tanımlanmıştır. Maliyet bedeli 262. maddede genel olarak şöyle tanımlanmıştır.

Maliyet Bedeli olarak böyle bir kıymetin iktisap edilmesi ve yahut değerinin arttırılması nedeniyle yapılan ödemelerle bunlara ilişkin tüm giderlerin toplamını ifade eder.

Maliyet Gideri

Maliyet gideri üretim işletmelerinde üretilmesi amaçlanan mamulün elde edilmesi için kullanılan veya tüketilen mal ve hizmetlerin parasal olarak ifadesidir. Tanımdan da anlaşilacağı üzere maliyet giderinin en belirgin özelligi üretim için mal ve hizmet tüketimidir. Sözü edilen tüketim biçiminde mal ve hizmetler tümü ile tüketilip yok edilmemekte aksine, şekil değiştirerek yepyeni bir mamule dönüştürmektedir. Kısacası maliyet gideri kavramında üretim için tüketim sözkonusu olmaktadır. Maliyet giderleri, üretilen malların satışı esnasında işletmeye tekrar gelir olarak geri dönmektedir. . (Yükçü,1999:39)

İŞÇİLİK GİDERLERİ

İşçilik Kavramı ve Özellikleri

Mamül ve hizmet üretimi için gereken üretim faktörü emek veya işgücüdür.İşçilik maliyetleri,işveren tarafından işgücü ile ilgili yapılan ödemelerin tümüdür.Emek,insanların gereksinimlerini gidermek için gelir elde etmeyi amaç edinmiş zihinsel ve bedensel çalismalardir ücret ise insan emeğinin karşilığıdır.(Hacırüstemoğlu,1995:120)

İşçilik Kavramı,bir mamülün ya da hizmetin üretilmesinde kullanılan ya da bu üretime yardımcı olan emeğin parasal tutarını ifade eder. Önce bir mamülün ya da hizmetin üretilmesinde harcanan süre belirlenir. Daha sonra bu harcanan süre, parayla ifade edilir.

Başka bir yerde de İşçilik Kavramı mamül üretmek için harcanan insan emeğinin parasal olarak ifadesidir. Mamül maliyetinin hesaplanmasında dikkate alınması gereken işçilik gideri diğer maliyet unsurlarından farklı bazı özellikler taşimaktadır. Bu özellikler şöyle sıralanabilir. (Üstün,1996:139)

1- İşçilik gideri saklanması, stoklanması, biriktirilmesi mümkün olmayan bir gider kalemidir. İşçi veya memur mesainin başlama veya bitiş saatleri arasında işletmede bulunduğu sürece işveren tarafından yeterli miktarda verilip verilmediğine yüksek veya düşük verim sağlanıp sağlamadığına bakılmaksızın ücret almaya hak kazanır. Bu da işletme için mamul maliyetlerindirilmesinde bir maliyet gideridir.

2- İşçilik giderlerine günlük saatlik ücretlere ek olarak sosyal mevzuat hükümleri veya toplu sözleşme hükümlerine göre bazı sosyal yardım, çocuk zammı ücretli izin, giyecek ve yiyecek gibi ilaveler yapılabilir.

3- İşçilik gideri tüm maliyetleri etkileyen aktif karakterli bir giderdir. Her ne kadar işçilik giderlerinin toplam maliyetlerin içindeki nisbi payı son yıllarda düşmekte ise de yine de maliyet giderlerinin verimli ve etkili kullanımını olumlu veya olumsuz etkileyen bir maliyet gideri ve özelligini korumaktadır.

4- Ücret gideri işveren için bir gider özelliği taşirken ücret almaya hak kazanan işçi için gelir anlamındadır. Bu gelir üzerinden kesilecek vergi ve sosyal mevzuata ilişkin primlerin takibi ve ödenmesi işletmelere çesitli sorumluluklar yükler. (Yükçü,1999:105)

2. İşçilik Giderlerinin Sınıflandırılması

İşçilik giderleri üretilen mamüller ile ilişkilerine göre direkt veya endirekt işçilik maliyeti olarak ikiye ayrılabilir.

2.1. Direkt İşçilik Maliyetleri

Direkt işçilik, üretilen mamüllere doğrudan doğruya yüklenebilen ve mamülün temel yapısını oluşturan, hammaddenin biçimini, yapısını ve niteliğini değiştiren maliyetlerdir. Örnegin; bir konfeksiyon dikiş fabrikasında dikiş makinaları operatörüne bir inşaat şantiyesinde beton döken işçilere ödenen ücretler vb. (Üstün,1996:140)

Bu giderler,angi mamul ve mamul grubu için harcandığı izlenebilen ve herhangi bir dağıtım anahtarına gerek duymadan ,işçi başina düşen çalisma süresi ölçülebilen işcilik giderlerinden oluşur.(Ders Notları)

Direkt işilik giderleri 7/A seçeneğinde 720-Direkt İşçilik Giderleri Hesabında izlenirken 7/B seçeneğinde 791-İşçi Ücret ve Giderleri Hesabında izlenmektedir. (Yükçü,1999:106)

2.2. Endirekt İşçilik Maliyetleri

Nihai mamüllerin üretiminde kullanılan direkt işçilik dışında kalan ve bu mamüllere doğrudan doğruya yüklenmeleri olanaksız olan işçiliklere, Endirekt İşçilik adı verilir . Endirekt işçilikler de aynı direkt hammadde gibi, yardımcı işçilik ve yönetici işlicilik olmak üzere ikiye ayrılır. Yardımcı işçilik, üretim faaliyetlerinin düzenli biçimdi sürdürülmesine yardım eden işçilik olup, bakım ve onarım işçileri kapıcı ve çirak vb. personele ödenen işçilik maliyetlerinden oluşur. Yönetici işçilik de; üritem faaliyetlerini yöneten ustabaşi gözlemci, atölye şefi vb. kişilere ödenen maliyetlerden oluşur. (Üstün,1996:141)

Endirekt işçilikler ile üretilen mamüller arasında direkt ilişki kurmak mümkün olmadığından bu giderler mamül maliyetine bazı dağıtım anahtarları veya dağıtım yöntemleri aracılığıyla dağıtılacak yüklenir.

Endirekt İşçilik Giderleri 7/A seçeneğinde 730-Genel Üretim Giderleri Hesabında izlenirken 7/B seçeneğinde tüm işçilik giderleri 791 – İşçi Ücret ve giderleri hesabında izlenmektedir.

3. İşçilik Giderlerinin İzlenmesi

İster üretim işletmesi özelliginde olsun isterse ticari veya hizmet türünde olsun. İşletmelerde işçilik giderlerinin izlenmesi önem göstermektedir. İşveren için bir maliyet unsuru, çalisan işçi içinse bir gelir kaynağı işçiliğin hatasız belirlenmesi ve ödenmesi işgücü verimliliği açısından da önemlidir. (Üstün,1999:106)

İşçilik miktarları çogu kez iki aşamada izlenmektedir.

İşçinin bir günde ya da bir hesap döneminde işletmede geçirdiği zaman,

İşçinin bu zamanını hangi işler üzerinde ya da hangi gider merkezinde geçirdiği. (Yükçü,1996:143)

İşçiliklerin izlenmesi prosüdür çalisma süresinin belirlenmesi hakedilen ücretin hesaplanması ücretlerin maliyetlere yansıtılması ve daha sonra ödemelerin yapılması gibi bir çok aşamadan yapılmasına rağmen burada daha çok çalisma süresinin belirlenmesi ve maliyetlere yansıtılması gibi maliyet muhasebesinin konusuna giren konulara değinilecektir.

İşçilerin çalisma sürelerinin belirlenmesi konusunda önceki dönemlerde puantaj kartları kullanılmasına rağmen artık günümüzde bu farksiyon daha çok işçi saat kartı (cloch card) ile görülmektedir. Bu kart her işçi için ayrı ayrı düzenlenmiştir. İşçilerin haftalık veya aylık çalisma sürelerini günleri itibariyle göstermektedir. İşçilerin işletmede geçirdikleri toplam süreleri de içeren bu karta dayanarak ücret bordroları hazırlar.

Genellikle her işletmenin girişinde bulundurulan bu kartların yakınında yerel zamanı gösteren bir de saat bulunmaktadır. Her işçi işyerine giriş ve çikista kendi kartını saate bastırarak işe başlama ve işten ayrılma saatlerini karta yansıtır.

Günümüzde teknolojik gelişmelerle beraber bu sistem artık yerini bar-kod sistemine veya işçilerin el izini okuyarak giriş ve çikisi kaydeden optik okuyucu sistemlerine dönmüştür.

İşçilik ücretlerinin maliyetlere yansıtılmasında kullanılan iki önemli belge de “İşçi çalisma kartı” ve “İşçi Çalisma Kartı Özeti”dır. Burada amaç işçilerin işletmede geçirdikleri süreleri hangi bölümlerde hangi işler için geçirdiklerini tespit etmek ve bu sürelerin toplamların belirlenmesi suretiyle üretimi gerçekleştirilen mamüllere veya sparişlere yüklenmesinde yardımcı olan araçlardır. (Üstün,1999:108)

4. Ücret Sistemleri

Çagdaş yöneticinin en önemli amacı kontrolü altında bulunan tüm olanakları en etkili bir biçimde kullanmak ve mevcut koşullarda bunlardan en yüksek parasal faydayı elde etmek oluşturur. İnsan gücüne ise yönetmek ise kağıt üzerinde planlanıp örgütlendigi gibi kolay gerçekleştirilemez

Kişileri verimli çalıştırabilmek için;

Yöneticinin yetenekli olmaları ve etkin bir yönetimi yerine getirebilmeleri

Kişilerin kendilerinde iş yapma arzusunun oluşturulması gerekir.

Bu nedenle yöneticiler, çalisanları en etkin bir biçimde çalismaya sevk edebilmek için çesitli uygulamalarda bulunmalıdır. Bunlar ise yönetilme, güdüleme ve teşvik gibi adlarla tanımlanmaktadır.

Teşvik; işçileri yaptığı işe çalisma ortamına endustriyel çalisma yerine kültür ve ögrenim düzeyine ve benzeri unsurlara göre farklılık gösterir. İşçilerin bu durumlarına göre uygun teşvik sistemlerinin düşünülüp uygulanması özellikle değerlendirilmesi gereken noktayı oluşturur. Teşvik uygulaması dengeli bir değerlendirmeden sonra uygulamaya başlandığında işletmede her alanda çok yararlı sonuçlar doğurabilir. Ama bununla beraber yanlış bir teşvik politikası da işletmenin amaçları için yanlış sonuçlar doğurabilir. İşçilerin üretime katılmalarıyla oluşan ekonomik fedakarlıklar işçilik maliyetlerini oluşturmaktadır. İşçilik maliyetlerinin temelinide işçilere ödenen ücreti oluşturur. Ücret; Üretim maliyetlerinin hesaplanmasında ve dönem kar veya zararının belirlenmesinde etkili olan bir üretim unsuru zararın belirlenmesinde etkili olan bir üretim unsuru olan emeğe ödenen bedeldir. İş kanunda belirtilen ücret kavramı ise “Genel olarak ücret, bir kimseye bir iş karşilığında ödenen meblağı içerir.” (Üstün,1996:148)

Ödenecek ücretin belirlenmesine ilişkin önemli kavramlardan biriside ücret haddidir. Ücret haddi; çalışılan bir saatlik sürenin veya bir birimlik ücretin karşilığı olarak belirlenmiş ücreti ifade eder örnegin; 10.000 TL/saat veya 2.000 TL/saat gibi ücret gelirini hesaplayabilmek için ücret haddi ile çalisan toplam süreyi veya üretilen toplam miktarı çarpmak gerecektir.

Bu noktada ücretle ilgili diğer iki önemli kavram ise Çiplak ücret ve Giydirilmiş ücrettir. Çiplak ücret işçiye çalismasinin karşilığında direkt olarak herhangi bir ilave yapılmadan ödenen miktardır. Giydirilmiş ücret ise işçinin belli bir çalisma karşilığında aldığı çiplak ücrete prim, ikramiye, yemek, yakacak ve kira gibi çesitli ödemelerin eklenmesi suretiyle bulunan rakamdır. (Yükçü,1999:108)

Ücretle ilgili açıklanması gereken bir diğer kavram ise asgari ücrettir. Asgari ücret; iş kanunumuzda yer alan asgari ücret, ilgili kurullarca saptanan ve kuruluşlarca işçilere ödenmesi zorunlu olan en alt düzey ücreti ifade eder. Asgari ücret yönetmeliğinde tanım şöyledir; “İşçilere bir çalisma günü karşilığı olarak ödenen ve işçinin asgari gıda, mesken, giyim, sağlık aydınlatma, taşit ve kültürel eğlence gibi zaruri ihtiyaçlarını cari fiyatlar üzerinden karşilanmaya yetecek miktarda olan bir ücrettir. ”(Üstün,1996:149)

Ücretin hesaplanması ve ödeme şekillerinin değişik biçimlerde oluşu değişik ücret sistemlerini Zaman esasını göre ücret sistemi ,Akord (parça) esasına göre ücret sistemi,Prim esasına göre ücret sistemi diye ayrılmaktadır.(Hacırüstemoğlu,1995:125)

4.1. Zaman Esasına Göre Ücret Sistemi

Özellikle Türkiye’de en çok uygulanmakta olan bu ücret sisteminde ödenecek ücret hesaplanmasında işçinin işletmede geçirdiği süre esas alınır. Bu ücret sisteminde işçinin verimine bakılmamıştır işçinin saat gün veya ay olarak işletmede geçirdiği süre işçinin alacağı ücrette etkilidir

Bu sistemin özellikle üretimde kaliteyi esas alan işletmelerde veya üretim safhasının bir band üzerinde gerçekleştirildiği ve işçinin iş akışını etkileyemeyeceği durumlarda kullanıldığı söylenebilir.

Bu ücret sisteminde genellikle şu iki husus söz konusudur.

İşçilerin zaman birimi (saat) başina aldığı ücret sabit olduğu için alınan tüm ücret verim düzeyine bakılmaksızın işin süresiyle doğru orantılı olarak artar.

Verim birimi (mamül) başına düşen işçilik gideri zamana göre ters orantılı olarak düşer. Başka bir ifadeyle verim yüksekliğinde birim işçilik giderleri düşerken verim düştüğünde birim işçilik gideri yükselir. (Üstün,1996:149-150)

ÖRNEK:

Normal üretim koşullarında 2 saatte 1 adet x mamülü üretilmektedir. 8000 TL saat ücreti alan işçi A, bir haftada 40 saatlik üretimden sonra 20 adet x mamülü üretilmistir. Aynı ücreti alan B ise aynı sürede 15 adet x mamülü üretebilmistir.

A işçinin bir adet x mamülünü 2 saatte üretirken,

B işçisi bir adet x mamülünü 2 saat 40 dakikada üretebilmistir. Bu durumda A ve B işçilerinin ürettiği x mamullerinin işçilik birim maliyetleri ayrı ayrı hesaplanabilir.

A işçisi (40 saat x 8.000 TL)/20 adet =16 000 TL

B işçisi (40 saat x 8.000 TL)/15 adet =21 333 TL

Görüldüğü gibi A işçisi x mamülün bir adedini 16 000 TL’ye üretirken B işçisi A işçisine göre zamanı ekonomik kullanamadığından 21 333 TL’ye üretilebilmiştir.(Yükçü,1999:109)

4.2. Parça Başına Ücret Sistemi

Bu sistem zaman başına ücret sisteminin tam tersidir. Burada geçen süreye bakılmayıp belirli bir zaman içerisinde fiilen üretilen mamül miktarına göre ödenir. Bu sisteme “akord sistemi”de denilmektedir. Bu sistemin en önemli özelligi yapılan işle ödenen ücret arasında doğrudan bir ilişki vardır. İşçi bu sistemde ne kadar çok üretirse o kadar çok ücret alacağını bilerek hareket etmektedir. Birim başina işçilik maliyeti sabit olduğundan çalisma verimliliğinin düşmesi direkt işçilik maliyetlerini yükseltmez. Bu sistem giderlerin hesaplarını kolaylaştırdığı gibi işçilerde gelirlerinin artmasını kolayca izleyip kontrol edebilir. (Yükçü,1999:110)

4.2.1. Para Akordu

Üretilen mamül başına bir ücret belirlenir. Bu ücretin birim başina akord değeri olarak adlandırabiliriz. Ödenecek ücret üretim miktarı ile birim başina akord değerinin çarpimi sonucu hesaplanır. Ücret günlük haftalık veya aylık ödendiginde günlük haftalık ve aylık ücretleri şöyle olacaktır.

Günlük : 8 Adet x 6 000 TL/adet = 48 000 TL

Haftalık: 40 Adet x 6 000 TL/adet = 240 000 TL

Aylık: 176 Adet x 6 000 TL/adet = 1.056 000 TL

Bu akord sistemi genellikle evinde dışarıya fason imalat yapanlar için uygulanan bir sistemdir.

4.2.2. Zaman Akordu

Akord faktörünün hesaplanmasında akord uygulanan işletmelerde iş verimliliğinin zaman temeline göre çalismaya genellikle %20 civarında yüksek olduğu varsayımıyla normal saat ücretine aynı oranda bir zam yapılır. Buna apre akord faktörü şu şekilde hesaplanır.

Akord Faktörü =

Örnegin ; bir işçinin saat ücreti 8 000 TL işçinin Akord zammı %20, Akord zamanı bir birim için 10 dakikadır. İşçi 8 saatlik bir çalismanin sonucunda günde 50 adet mamül ürettiginde işçinin günlük kazancı şöyle hesaplanabilir.

Akord Faktörü =

Akord Faktörü = 160 TL / dakika

Buna göre işçinin günlük kazancı

50 adet x 10 dakika x 160 TL/dakika = 8 000 TL

4.2.3. Grup Akordu

Grup akordu belirli bir işin grup halinde yapılması veya belirli bir mamül grubunun yine bir grup işçi tarafından üretilmesi durumunda grup akordu uygulanır. Sistemin esası hak edilen toplan ücretin grupta yer alan işçilere normal saat ücretlerine göre çalisma sürelerini de dikkate alarak dağıtma işlemidir.

İşçiler Çalisma Süresi Normal Saat Üc. Normal Çalisma Üc.
A 6 6000 36000
B 10 7000 70000
C 12 5000 60000
D 8 10000 80000
E 9 8000 72000
318000

Toplam grup akordu 413.400 TL.sının dağıtımı için önce dağıtım faktörünün hesaplanması gerekmektedir.

413.400 TL.
Dağıtım Faktörü=
318.000 TL.
İşçiler Normal Çalisma Üc. Dağıtım Faktörü Akord Üc.
A 36000 1.3 46800
B 70000 1.3 91000
C 60000 1.3 78000
D 80000 1.3 104000
E 72000 1.3 93600
413400

Her bir işçinin grup akordundan alacağı pay:

Grup akordu daha çok montaja dayalı işlerde aynı üretim hattında çalisan işçi grubu için ve ambalaj sanayiinde uygulanabilir. (Yükçü,1999:112)

4.3. Primli Ücret Sistemleri

Günümüz işletmelerinde gelişmiş üretim teknikleri ve otomasyon sayesinde işçiler üretim hızını tek başlarına etkiler ve bu nedenle akord ücretlerinin önemi azalmaktadır. Primli ücret sisteminde normal üretim miktarı aşildığında kök (çiplak) ücrete ek olarak prim ödenmesi yapılmaktadır. Bu sistemin amacı işletme amaçlarının gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak için, mali teşvik yoluyla işçilerin daha fazla güdülenmesi oluşturur.

Primli ücret sistemlerinde üretim artışı normalin üzerine çiktiginda ya da tamam tasarrufu sağlandığında bu verim artışı ve tasarrufu edilen zamanların karşilığı işçiler ve işletme arasında paylaşilmaktadır. Bu paylaşma primli ücret sistemlerinin niteliğini ve normal akord sistemlerinden en önemli farkını oluşturmaktadır. (Üstün,1996:152)

4.4. Diğer Teşvik Sistemleri

İşçilerde sahiplenme duygusunu artırarak işletmeye bağlılığını artırmaya yönelik çesitli teşvik sistemleri uygulanabilir. Sözkonusu teşvik sistemleri aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür. (Yükçü,1999:113)

4.4.1. İşçilerin Kara Katılması

Özellikle son yıllarda bazı işletmeler, ya sadece yönetim, üretim, satış bölümlerinde çalisanlara, yada işcilerin tümüne, hak ettikleri ücret dışında işletmede dönem sonunda elde edilen karın bir kısmını dağıtmaktadır. Bu sistem sayesinde de işçilerin verimi artmakta ve işçilerde bir güven duygusu oluşturmaktadır. İşçiler daha çok çalistikça işletmede daha fazla kar elde edeceğinden işçiler ne kadar verimli çalisilirsa kardan o kadar çok pay alacaklar bilincinin yaratılması gerekir

4.4.2. Yıllık İkramiyeler

İkramiyeler belirli zamanlarda ve özellikle dönem sonlarında ödendiginden işletmenin maliyetleri dönem sonlarında artar. Bu nedenle dağıtılacak ikramiyelerin yıllık tahmini tutarları 12 aya bölünerek bu giderlerin her aya eşit dağıtılması böylece maliyetlerin dönem sonunda artmaması sağlanmış olur. Bu sistem kardan pay verme sistemine göre daha etkili olabilir. Çünkü yılda 2-3 defa verilebilmektedir. Ayrıca işletme kar etmese bile işçilerine ikramiye verebilir. . (Üstün,1996:155)

MALIYET MUHASEBESI DERS ANLATIMI 2.BOLUM

Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğinde Gider Türleri arasında ikinci sırada sayılan işçi ücret ve giderlerinin unsurları aşağıdaki gibi sıralanabilir.

Brüt ücret

Sosyal sigortalar kurumu işveren payı

Tasarruf teşvik fonu işveren payı

Kıdem tazminatı

İhbar tazminatı

Diğer sosyal yardımlar

5.1. Brüt ücretin Hesaplanması

Brüt ücret toplamının bulunabilmesi için,bir işçinin bir ay içinde (aylık hesaplanıyor ise) hakettiği ücret ve eklerin hesaplanması gerekir.İşçinin ücret ve ekleri, o işyerinin toplu sözleşmesinde ki esaslara göre hesaplanır.Bir işyerinde, toplu sözleşmede öngörülen işçilik giderleri tutarlarının aşağıdaki gibi olduğunu varsayalım.

Normal Ücret

Saat ücreti : 30.000 TL………Günlük Yevmiye : 30.000 TL.* 9 =270.000 TL.

öngörülen normal çalisma süresi, günde 9 saatten 5 gün olmak üzere haftada 45 saat, veya vardiya usulu çalisma durumunda günde 7.5 saatten 6 gün haftada 45 saat.

Fazla Çalisma Süresi

Normal çalisma süreleri dışında ve hafta tatillerindeki fazla çalisma % 100 zamlı ulusal bayram ve genel tatil günlerinde fazla çalisma % 200 zamlı ödenir.

Kıdem Zammı

İşletmede geçen her tam fiili hizmet yılı için günlüğü 5000’den kıdem zammı verilir.

Üretim ve Verimlilik Primi

İşçilerin üretimle olan ilişkilerine göre,izin ve hastalıkları hariç olmak ücret aldıkları günler için ödenen çiplak gündelikleri üzerinden % 50 üretim primi ödenmesi uygun görülmektedir.

Gece Çalisma Primi

İşçilere, gece vardiyasında çalisilmasi durumunda her fiili çalisma saati için 15.000 TL. gece zammı ödenir.

Çocuk Yardımı

İşçilere çocuk başina ayda 50.000 TL. çocuk zammı ödenir.

Tahsil Yardımı

İşçilerin ilkokulda okuyan çocuklarina yılda brüt 300.000 TL.,ortaokul,lise ve dengi okullarında okuyan çocuklarina yılda brüt 600.000 TL. ,yüksek okulda okuyan çocuklarina yılda brüt 900.000 TL tahsil yardımı yapılmaktadır.

Vasıta Yardımı

İşçilere işe gidip gelmesi için günde 4.000 TL. vasıta yardımı yapılmaktadır.

Yemek Yardımı

İşçilere fiilen çalistigi günlere için bir ögün yemek parası olarak günde 20.000 TL. ödenir.

Aydınlatma Yardımı

İşletme lojmanlarında oturan işçilere toplu sözleşmesi uyarınca ayda nakdi olarak 50.000 TL. aydınlatma yardımı yapılır.

Aile Yardımı

Evli işçilere ayda 200.000 TL. aile yardımı yapılmaktadır.

Yakacak Yardımı

İşçilere ayda 200.000 TL. yakacak yardımı ödenir.

İkramiyeler

İşçilere yılda 60 günlük ücretleri toplamı üzerinden ilave tediye sözleşmede belirtilen durumlar hariç devamlı olarak çalisan işçilere 30 günlük brüt ücretleri tutarında devamlılık ikramiyesi ve 30 günlük brüt ücretleri tutarında tatil ikramiyesi ödenmektedir.

Bu esaslara göre,esas üretim gider yerinde yerinde çalisan bir işçinin Ocak ayı brüt ücret tutarını aşağıdaki verilere göre hesaplamaya çalisalim.

İşçinin Adı Soyadı : Halil Yavuz

Medeni Hali : Evli,İki Çocukludur.

Çalisilan Süre : 22 gün,günde 9 saat,toplam 99 saat/ay,bunun 90 saati 20.00 ile 06.00 arasında gece vardiyasında çalisilmistir.

Fazla Çalisma Süresi : Hafta tatillerinde toplam 18 saat fazla mesai yapılmıştır.

Kıdem : 15 Yıl

Buna göre Halil Yavuz’un, Ocak ayı brüt ücret tutarı ve ekleri aşağıdaki gibi olacaktır.

Normal Ücret 8.100.000 TL.
Fiili Çalisilan Süre : 22 gün x 270.000 TL. = 5.940.000 TL.
Hafta Tatili : 8 gün x 270.000 TL. = 2.160.000 TL.
Kıdem Zammı 2.250.000 TL.
Fiili Çalisilan Süre : 15 x 22 x 5.000 = 1.650.000 TL.
Hafta Tatili 15 x 8 x 5.000 = 600.000 TL.
Gece Çalisma Pr. 1.350.000 TL.
90 saat x 15.000 = 1.350.000 TL.
Fazla Çalisma Üc. 1.260.000 TL.
Normal : 18 saat x ( 30.000 + 5.000 ) = 630.000 TL.
Zamlı : 18 saat x ( 30.000 + 5.000 ) = 630.000 TL.
Üretim Verimlilik Pr. 330.000 TL.
30.000 x 0.50 x 22 gün = 330.000 TL.
Çocuk Yardımı 100.000 TL.
50.000 X 2 = 100.000 TL.
Vasıta Yardımı 88.000 TL.
22 gün x4.000 =88.000 TL.
Yemek Yardımı 440.000 TL.
22 gün x 20.000 =440.000 TL.
Aydınlatma Yardımı 50.000 TL.
Aile Yardımı 200.000 TL.
Yakacak Yardımı 200.000 TL.
BRÜT ÜCRET TOP. 14.800.000 TL.

Brüt ücretin hesabında ikramiyeler ve tahsil yardımı dikkate alınmamıştır.Çünkü,gerek ikramiyeler gerekse tahsil yardımı yılın belirli aylarında ortaya çiktigindan Ocak ayı bordrosunda yer almamıştır.(Akdoğan,2000:294)

5.2. Sosyal Sigortalar Kurumu İşveren Payı

Sosyal sigortalar kurumu ülkemizin en önemli sosyal güvenlik kurumlarından biridir. Kurum işçilere ve varislerine iş kazası, meslek hastalığı ve diğer hastalık durumlarında, doğum, hastalık, yaşlılık ve ölüm gibi durumlarda yardım sağlar. Kurum bu yardımları sağlarken hem işçiden hem de işverenden bazı kesintiler yapar.

Sigorta Kolu İşçi Payı İşveren Payı Toplam
İş kazaları meslek hastalıkları sigortası %1,5-7 %1,5-7
Hastalık sigortası %5 %6 %11
Analık sigortası %1 %1
Mamullük, yaşlılık ve ölüm sigortası %9 %11 %20

İş kazaları ve meslek hastalıkları sigortası işyerinin güvenlik derecesine göre değişmektedir. (Yükçü,1999:117)

İŞ KOLU Tehlike Sınıfı Prim Oranı
Hukuki Hizmetler 1 %1.5
Et Kesilmesi,Hazırlanması ve Muhafazası 2 %2.0
Tarım,Hayvancılık,Ormancılık 3 %2.5
Kauçuk Sanayi 4 %3.0
Deniz Nehir ve Göllerde Balıkçılık 5 %3.5
Demir Madenciliği 6 %4.0
Ham Petrol ve Gaz Arama İşleri 7 %4.5
Sanayi ve Kullanılan Kimyasal Madde İmali 8 %5.5
Taş,Kil ve Kum Ocakları 9 %6.5
Kömür Madenciliği 10 %7.0

5.3. İşsizlik Sigortası

Çalisanların Tasarrufu Teşvik Edilmesi ve bu tasarrufların Doğru Değerlendirilmesine Dair Kanun 10 veya daha fazla sayıda işçi çalistiran işyerlerinde çalisan işçilerin ücretlerinden tasarruf kesintisi yapılmasını öngörmektedir. 10 işçi olarak belirlenmiş olan tavanın saptanmasında aynı işverene bağlı farklı işyerlerinde çalisan işçiler bir bütün olarak düşünülmektedir.

Tasarrufu teşvik fonu kesintisi işçide %2 işverenden %3 toplam olarak %5 tir.

5.4. İkramiyeler

Daha önce de sözedildiği gibi başarılı bir çalismanin sonucu yapılan bir ilavedir. İşverenin takdiriyle bayram, yılbaşi ikramiyesi biçiminde toplu sözleşme hükmü gereğince ve kardan pay alma biçiminde ödenebilmektedir.(Yükçü,1999:118)

5.5. Kıdem Tazminatı

İş kanunumuzda işçinin ve işverenin haklı nedenlerle iş aktini feshedebileceği durumlar belirtilmiştir. Böyle bir durumda işverence işçiye çalisarak geçirdiği her yıl için 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yılı aşan süreler içinde aynı oran üzerinden yapılacak hesaplama ile ödeme yapılır. . (Yükçü,1999:118)

Kıdem tazminatı hesaplanırken alınan fiyat işçinin son aldığı ücrettir. Son bir yıl içerisinde işçi ücretine zam yapılması durumunda kıdem tazminatına esas olacak ücret, işçinin işten ayrılma tarihi ile zammın yapıldığı tarih arasında alınan ücretin aynı süre içinde çalisan günlere bölünmesiyle hesaplanır. Toplu Sözleşmeler ve iş akitleriyle belirlenen Kıdem tazminatı tutarı en yüksek dereceli devlet memurunun 5474 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek en fazla emeklilik ikramiyesini geçemez. (Üstün,1996:161)

Kıdem tazminatı hesaplanırken esas alınacak ücret ve giderler şunlardır.

Esas Brüt Ücret
Ek Ödemeler
İkramiyeler
Kasa Tazminatları
Sosyal Yardımlar
Yemek Yardımı
Giyim Yardımı
Ulaşım Yardımı
Yakacak Yardımı
Çocuk Yardımı

ÖRNEK:

KIDEM TAZMİNATI HESAPLAMA TABLOSU
SİCİL NO. 1969 GELİR NEVİ YILLIK TUTAR AYLIK TUTAR GÜNLÜK TUTAR
SSK SİCİL NO. 4201199814749
ADI FULYA ÜCRETI 2.023.999.560 168.666.630 5.622.221..00
SOYADI AK S.PRİMİ 316.176.923 26.348.077 878.269…..00
GİRİŞ TARİHİ 01/10/1998 YAKACAK 141.242.940 11.770.245 392.341…..00
CIKIŞ TARİHİ 24/11/2000 BAYRAM 169.491.528 14.124.294 470.809…..00
ÜCRETI 5.622.221 YEMEK 75.000.000 6.250.000 208.333…..00
AYLIK KIDEM TAZ.TAVANI 558.440.000
YILLIK KIDEM GÜNÜ 30
İHBAR GÜNÜ 45
TOPLAM ÇALIŞMA GÜNÜ 773(2/01/23)
KIDEME ESAS ÇALIŞMA GÜNÜ 64.42
KIDEME ESAS GÜNLÜK KAZANÇ 7.571.975
KIDEM TAZMİNATI : İHBAR TAZ.:
BRÜT TUTAR : 487.761.362 BRÜT TUTAR : 340.738.869
DAMGA VERGİSİ : 2.926.568 GELİR VERGİSİ : 51.110.830
NET TUTAR : 484.834.793 DAMGA VERGİSİ : 2.044.433
NET TUTAR : 287.583.605
NET TOPLAM TAZMİNAT :772.418.399 TOPLAM 2.725.910.951 227.159.246 7.571.975

Kombassan da çalismakta olan ve ayrılmaya karar veren Fulya Ak isimli personelin kıdem tazminatı hesaplanmasına ilşkin bilgiler aşagıda verilmiştir.

ÖRNEK

İzleyen dönemde işten ayrılacak personel için 200 milyon TL.kıdem tazminatı ödenecegi bütçelenmiştir.

İzleyen dönemde işten ayrılan personel için ödenen kıdem tazminatı karşilık tutarı 500.000.000 tl. ‘dır.

İzleyen cari dönem içinde ayrılan kıdem tazminatı karşilık tutarı 500.000.00 TL.’dır.

Bu verilere göre yapılacak kayıtlar şöyle olacaktır:

Kıdem tazminatı tutarının kısa vadeli yabancı kaynaklara alınması(Akdoğan,2000:314)

472 KIDEM TAZMİNATI KARŞILIĞI 200.000.000

372 KIDEM TAZMİNATI KARŞILIĞI 200.000.000

Kıdem tazminatı tutarının ödenmesi

372 KIDEM TAZMİNATI KARŞILIĞI 200.000.000

472 KIDEM TAZMİNATI KARŞILIĞI 40.000.000

100 KASA 240.000.000

Kıdem tazminatı karşilık tutarının ayrılması

770 GENEL YÖNETİM GİDERİ 500.000.000 TL.

472 KIDEN TAZMİNATI KARŞILIĞI 500.000.000

950 KANUNEN KABBUL EDİL.GİD. 260.000.000

950 KAN.KABUL.EDİL.GİD.AL.HS. 260.000.000

Yukarıda belirtilmemiş olan tüm ek ödeme ve sosyal yardımlar kıdem tazminatının hesaplanmasında dikkate alınır.

5.6. İhbar Tazminatı

Süresi belli olmayan hizmet sözleşmelerini işçi ve işveren feshedebilir. Sözleşmenin feshinden önce karşı tarafa bildirilmesi gerekir. Biz burada maliyetler açısından işverenin feshi durumunu ele alacağız.

İşveren ihbar süresini işçinin işyerinde çalistigi süreyi esas alarak hesaplamak durumundadır. Çalisma süresi arttıkça ihbar süresi de uzamaktadır.

Çalisma Süresi İhbar Süresi

Altı aydan az 2 hafta

Altı ay-bir buçuk yıl arası 4 hafta

Bir buçuk yıl-üç yıl arası 6 hafta

Üç yıldan fazla 8 hafta

İşverenler iş aktinin feshinde iki yol izleyebilirler;

1) Yukarıdaki sürelerle işveren işçiyi çalistirmaya devam etmektedir. Böyle davranması durumunda işveren işçiye günde en az iki saat iş arama izni vermelidir.

2) Genellikle uygulanan yöntem ise işveren işçiye yukarıdaki sürelere ilişkin ücreti peşin olarak öder. Buna ihbar tazminatı denmektedir.

İhbar tazminatı hesaplanırken esas ücretle beraber diğer bütün haklarda dikkate alınarak hesaplama yapılır. İhbar tazminatı sözleşmenin feshedildiği son yevmiye üzerinden hesaplanır. Buna geçici olmayan her türlü prim ve yıllık ikramiyeler de eklenir.

İhbar tazminatı bir iş karşilığı olarak verilmediği için gelir ve damga vergisi dışında herhangi bir kesinti yapılmamaktadır. (Yükçü,1999:120)

5.7. Diğer Sosyal Yardımlar

· Evlenme Yardımı

· Doğum Yardımı

· Ölüm Yardımı

· Yakacak Yardımı

· Yemek Yardımı

· Erzak Yardımı

· Giyim Yardımı

· Çocuk Yardımı

· Aile Yardımı

· Ulaşım Yardımı

MALIYET MUHASEBESI DERS ANLATIMI 3.BOLUM

7. Direkt İşçilik Giderlerinin

Muhasebeleştirilmesi

6. İşçilik Giderleriyle İlgili Bazı Özel Sorunlar

Hammadde ve malzeme maliyetlerinde olduğu gibi, işçilik maliyetlerinde de özel olarak ele alınıp incelenme gereken bazı sorunlar vardır. Bu özel sorunları boş geçen zamana ilişkin işçilik fazla çalisma ödemeleri, yıllık ikramiye ve izin ödenmeleri vb. konular oluşturur. Bu işçilik maliyetleri “genel üretim giderleri arasına mı” yoksa “sonuç hesaplarına mı aktarılacaktır.” Şimdi maliyetlerle ilgili özel sorunları tek tek inceleyelim.

6.1. Boş Geçen Zaman Karşılığı Ücretler ve

Muhasebeleştirilmesi

Boşa geçen zaman bir işçinin çesitli nedenlerle üretim faaliyetlerinde bulunmadan boşa harcadığı zamanı ifade eder boş işçiliği oluşturan nedenler, şunlardır:

Tesis, makine ya da tezgahın bozulması,

Hammadde ve malzemelerin ya da ara ürünlerin zamanında üretime verilmemesi,

Sipariş eksikliği nedeniyle üretimin normal çalisma kapasitesine ulaşamaması,

Yardımcı hizmetlerin ya da araç gereçlerin eksik olması,

Malzemenin bozuk olması,

İş tanımındaki ve yönetmeliklerdeki eksiklikler,

Enerji sıkıntısından doğan kısıtlamalar.(Üstün,1996:156)

İşletmede boşa geçen zamana ilişkin giderlerin muhasebeleştirilmesinde iki yaklaşimda bulunulabilir. Birincisi; boşa geçen işçilik giderlerinin nedenleri yukarıda sayılan koşullarda gerçekleşmiş ise bunlar gider olarak genel üretim giderleri hesabına kaydedilir. Böyle yapıldığı takdirde boşa geçen işçilik giderleri o dönemde üretilmis olan tüm mamüllere yüklenmiş olmaktadır.

İkinci yaklaşim ise, boşa geçen zamanın nedeni doğal üretim koşullarının dışında sayılabilecek doğal afetler, enerji kısıntısı gibi nedenlere dayanmakta ise, boşa geçen işçilik giderleri dönem giderleri olarak kaydedilir. (Yükçü,1999:122)

ÖRNEK

Ahmet Çaliskan X işletmesinde 1500 TL saat ücreti ile çalismaktadir. İşçi günde 8 saat toplam 26 işgünü olan bir ay içerisinde bir üretim departmanında görev yapmıştır.

Ay sonunda yapılan incelemelerde işçinin makinaların normal tanımlanması ve bakımı için 5 saatini boşa geçirdiği anlaşilmıştır.

Ay sonundaki incelemede işçinin 12 saat elektrik kesintisi nedeniyle çalışmadığı anlaşilmıştır.

İstenen: Veriler iki farklı duruma ilişkin işletmenin muhasebe kayıtlarını yapınız.

Çözüm:

a) Ahmet Çaliskan’ın ücreti: 26 gün x 8 saat x 1500 TL = 312.000TL

Boşa geçen zaman : 5saat x1500 TL = 7.500 TL

Çalisilan sürenin karşilığı ücret: 304.500TL

Beş saatlik çalışma süresi, işletmenin kontrolündeki boşa geçtiği için G.Ü.G olarak muhasebeleştirilebilir.

720 – Direkt İşçilik Gideri 304 500

730 – G.Ü.G 7 500

381 – Gider Tahakkukları 312 000

b) Ahmet Çaliskan’ın ücreti 26 gün x 8 saat x 15000 = 312 000 TL

Boşa geçen zaman 12 saat x 1500 = 18 000 TL

Çalisilan sürenin karşilığı olan ücret 294 000 TL

Bu boşa geçen süre işletmenin kontrolü dışındaki bir elektrik kesintisinde meydana geldiği için

720 – Direkt İşçilik Gid. 294 000

680 – Çalisilmayan Kısım Gider ve Zararlar 18 000

381 – Gider Tahakkukları 312.000 TL

6.2. Fazla Mesai Ödemelerinin Muhasebeleştirilmesi

Bilindiği üzere yasalarına göre işletmelerde normal çalisma saatleri dışında çalisilan zamanlar için işçilere fazla mesai ödemesi gerekmektedir. Fazladan yapılan bu ödemelerin muhasebeleştirilmesi üretilen mamulün maliyetinin belirlenmesinde etkili olmaktadır. İşçilerin normal çalisma saatleri dışında çalismalari halinde kendilerine ödenen ek ücretler bu hesapta izlenir.Ülkenin genel yararları yahut iş niteliği veya üretimin artırılması gibi nedenlerle yasada yazılı günlük çalisma süresinin dışında yapılan çalismalar,fazla çalisma olarak 1475 sayılı iş kanununun 35. maddesinde belirtilir.Yasada yazılı günlük çalisma süresinden amaç iş yasasının 61/a maddesi gereğince,cumartesi günleri çalisma çalismamasina göre belirlenen ve 7.5 saat ile 9 saat arasında değişen günlük normal çalisma süreleridir.(Genel bakımından haftalık çalisma süresi 45 saattir.)Bu sürenin dışındaki çalismalar fazla çalisma olarak kabul edilmektedir.İş yasasına göre fazla çalisma süresi günlük normal iş süresi dışında,günde 3 saati geçemez.Ayrıca ,fazla çalisma yapılacak günlerin toplamı da bir yılda,fazla çalismaya başlandığı günden itibaren 90 işgününden fazla olamaz.

Fazla çalisma ücretinin hukuki dayanağı iş yasasının 35 ve 36. maddeleridir.İşçinin fazla çalismaya hak kazanabilmesi için günlük normal çalisma süresinden sonra ,işverene ait bir işi yapmış olması veya yapmak üzere hazır beklemesidir.(Akdoğan,2000:276)

Fazla çalisma ,işletme tam kapasite çalisirken yapılmış ise hangi siparişe ait olduğu biliniyor ise direkt işçilik olarak alınmalıdır.Vardiya primleri ise genel üretim giderleri içerisinde mamul maliyetlerine aktarılmalıdır.Fazla çalismanin belli bir işle bağıntısı kurulamıyor ise genel üretim giderleri içerisinde yer almalıdır.İşletme fazla çalismayi etkinsizliği dolayısıyla yapmış ise o zaman sonuç hesapları ile bağıntı kurulmalıdır.(ders notları)(Hacırüstemoğlu,1995:128)

Bu işlem 3 şekilde yapılabilir. Normal çalisma temposunda çalisirken alınan bir siparişi yetiştirmek üzere yapılan fazla mesai direkt işçilik giderleri olarak doğrudan doğruya yüklenmesi uygun olmaktadır.

Fazla mesai ödemelerinin muhasebeleştirilmesine ilişkin ikinci yaklaşım bunların genel üretim geliri hesabına kaydedilerek, o dönemde üretilen tüm mamullerin maliyetine yansıtılmasıdır. Bu yaklaşim çogunlukla fazla mesaiye neden olan sipariş ile fazla mesai arasında bir ilişki kurulmadığından söz konusu olur. Bu yaklaşima ilişkin şöyle bir örnek verilebilir. (Yükçü,1999:123)

ÖRNEK

Haftalık normal çalisma süresinin 40 saat (8 saat x 5 gün) olduğu bir işletmede beş işçi aynı üretim departmanında 1500 TL saat ücreti ile çalismaktadir. İşçiler kapasite yetersizliği nedeni ile bir hafta boyunca 10’ar saat fazla mesai yapmak zorunda kalmışlardır. Fazla mesai için %50 fazla mesai ücreti almışlardır. İşletmenin bir haftalık ücret giderleri ile ilgili muhasebe kayıtlarını şu şekilde yapabiliriz.

Normal mesai ücreti : 5 işçi x 40 saat x 1500 TL =300.000

Fazla mesai normal ücret : 5 işçi x 10 saat x 10 saat x 1500 TL = 75.000

375 000

Fazla mesai pirimi : 75 000 x %50

720 – Direkt İşçilik Giderleri 375 000 TL

730 – G.Ü.G.Hesabı 37 500 TL

381 – Gider Tahakkukları 412 500

6.3. Yıllık İzin, Tatil ve İkramiye Ödemelerinin Muhasebeleştirilmesi

Yıllık izin ücretleri ve ikramiyeler işçilere belirli zamanlarda ödendigi için işletmenin maliyetleri bu belirli zamanlarda artar. İşçiler izinlerini genellikle yaz aylarında kullanır ve ikramiyeler de dönem sonunda dağıtılır. Bu nedenle (yıllık) izin, tatil ikramiye ve benzer sosyal nitelikli ödemelerin yıllık olarak işletmelerce tahmin edilmesi gerekir. Böylece işletmelerce tahmin edilen yıllık tutarlar, 12 aya bölünmek suretiyle bu maliyetlerin her aya eşit biçimdi dağıtılması sağlanmış olur. Yıllık izin ücretleri ve toplu olarak ödenen ikramiyeler genel üretim gideri olarak tahmin edilir. (Üstün,1996:160)

Söz konusu giderler sadece ödemelerin yapıldığı aylarda üretilen mamullere yüklenirse bu dönemde üretilen mamullerin maliyeti diğer dönemlerde üretilen mamullerin maliyetine göre daha yüksek olarak oluşur. Doğal olarak bu da yöneticileri yanlış yönlendirebilir.

Bu nedenle bu giderlerin yıllık olarak bütçelenmesi ve ödemelerin 1/12 sinin mamul maliyetine yansıtılması daha doğru bir yaklaşim olacaktır.

Bu yapılırken de 373- Maliyet Gider karşilıkları hesabından yararlanılması uygun olacaktır.

Bir üretim işletmesinde çalışan işçilere toplu iş sözleşmesi hükümleri gereğince Nisan ve Ekim aylarında birer aylık ücret tutarında ikramiye ödenmektedir. 199x yılı için bütçelenmiş ikramiye toplamı 12 000 TL’dir. Nisan ayında 7000 TL Ekim ayında ise 7200 TL fiili olarak ikramiye ödenmistir.

Bütçelenen ikramiye tutarı olan 12000 TL’lik miktarının 1/12 si (12000/12=1000) kesin ikramiye tutarı belli oluncaya kadar her ay işçilik gideri olarak karşilık ayrılmak suretiyle gider kaydedilmelidir. İkramiye tutarı direk işçilik gideri niteliğinde olmayıp genel üretim gideri olarak kaydedilmesi daha doğru olacaktır. Bunun karşilığında 373-Maliyet Gideri Karşilığı Hesabı alacaklandırılmalıdır.

İkramiye tutarının ödendigi ay olan nisan ayına kadar her ay yapılması gereken kayıt şöyle olmalıdır.

730 – G.Ü.G. İkramiyeler 1.000

373 – Maliyet Gideri Karşılığı Hs. 1.000

Ocak ayı işçi ikramiyesi karşilığı

Nisan ayında ikramiye ödendiginde 7 000 TL’den 950 TL Sosyal sigortalar kurumu işçi payı, 1800 TL gelir vergisi, 330 TL damga vergisi kesilmiş, ayrıca 1200 TL Sosyal Sigortalar Kurumu işveren payı hesaplanmıştır. .(Yükçü,1999:124)

373 – Maliyet Gider Karşılığı 4 000

180 – Gelecek Aylara ait Gid. 3 000

730 – G.Ü.G 1 200

335 – Personele Borçlar 2 920

360 – Ödenecek Vergi ve Fonlar

360.00 – Gelir Vergisi 1 800

360.01 – Damga Vergisi 330

361 – Ödenecek Sosyal Güvenlik Kesintileri 2 150

361.00 – Ödenecek SSK İşçi Payı

361.01 – Ödenecek SSK İşveren Payı

6.4. Kıdem Tazminatının Muhasebeleştirilmesi

Kıdem tazminatının mamul maliyetine yansıtılmasında uygulanacak muhasebeleştirme işlemi de yıllık izin, tatil ve ikramiye ödemelerinde olduğu gibidir.

Muhasebe Sistemi Uygulama Tebliğine göre kıdem tazminatlarının karşilık ayrılmak suretiyle gider yazılması böylece kıdem tazminat türünün yıllara dağıtılması benimsenmiştir. İlk defa kıdem tazminatı ayrılmasında kıdem yükü ne tür işçilik ile ilgili ise o hesaplar örnegin 720. Direk İşçilik Gideri Hesabı, 730. Genel Üretim Giderleri Hesabı, 770. Genel Yönetim Gideri Hesabı gibi hesaplar borçlanır 472. Kıdem Tazminatı Karşilığı Hesabı alacaklanır. İzleyen dönemde kıdem tazminatı ödenecegi zaman birinci madde 472. Kıdem Tazminatı Karşilığı Hesabı borçlanır, 372. Kıdem Tazminatı Karşilığı Hesabı alacaklanır. İkinci Madde 372. Kıdem Tazminatı Karşilığı Hesabı borçlu 100. Kasa Hesabı alacaklı olur. Bu arada ödeme yapılmayan kısım var ise Kanunen Kabul Edilmeyen Gider Hesabına aktarılır.

Geçmiş döneme ait ilk kez kıdem tazminatı ayrılacağı zaman toplam tutar beş yıla bölünür ve yıllık yük bulunur. Bu yük 681.Önceki Dönem Gider ve Zarar Hesabına borç 472.Kıdem Tazminatı Karşilığı Hesabına alacak yazılır. (Hacırüstemoğlu,1995:129)

Öncelikle kıdem tazminatı yıllık olarak bütçelenir, bütçelenmiş kıdem tazminatının bir aya düşen payı her ay karşilık hesabı kullanılarak genel üretim giderleri hesabı aracılığı ile mamul maliyetine yansıtılır. Kıdem tazminatı ödemesi yapıldığında da karşilık hesabı borçlandırılarak kapatılır.

Kıdem Tazminatı Tutarı = Hizmet (Kıdem) Süresi x Son Günlük Brüt Ücret Tutarı x 30

Ancak yasalarda kıdem tazminatına bir üst sınır getirilmiştir. Buna göre, devlet memurları kanununa tabi en yüksek devlet memurlarına T.C. Emekli Sandığı Kanunu Hükümlerine göre, bir hizmet yılı için ödenecek en yüksek emeklilik ikramiyesini aşamayacağı esasını getirmiştir. Böylece kıdem tazminatının üst sınırı devlet memuru için öngörülen emeklilik ikramiyesine bağlanmış olmaktadır. ( Akdoğan, 2000: 285)

KIDEM TAZMİNATI TAVANININ HESAPLANMASI
1. En yüksek aylık gösterge x Genel katsayı = x
2. En yüksek ek gösterge x Genel katsayı = x
3. En yüksek kıdem aylığı göstergesi x Genel katsayı = x
4. %7′lik ilave (1.500+7.000′in %10′u) x Genel katsayı = x
5. Taban aylığı göstergesi x Taban aylığı katsayısı = x
+
6. TOPLAM (KIDEM TAZMİNATI TAVANI) x
Katsayı ve gösterge değişiminde kıdem tazminatı tavanı da değişmektedir.

ÖRNEK

Bir üretim işletmesinde 1998 yılı başinda o yıl işçilerin hak kazanacakları kıdem tazminatı tutarının 3.120 milyon TL olacağı tahmin edilmiştir. 1998 yılı sonunda Ali Yorgun adlı işçinin emekli olacağı ve yıl sonu itibari ile 850 000 000 TL kıdem tazminatı alacağı bildirilmiştir. Bu verilere göre 1998 yılı boyunca her ay yapılması gereken kayıt için aylık kıdem tazminatı karşilığının hesaplanması gerekmektedir. ( Yükçü, 1999: 127)

3.120.000.000 TL / 12 ay = 260.000.000 TL

730 – G.Ü.G 260.000.000 TL

472 – Kıdem Tazminatı Karşilığı 260.000.000 TL

Çalisan işçilerin üretim bölümünde olduğu kabul edildiğinde 730 No’lu hesaba yükleme yapılmıştır. Pazarlama elemanları için 760, araştırma geliştirme elemanları için 750, genel yönetim elemanları için 770 Genel Yönetim Gideri Hesabı kullanılması gerekmektedir.

Aylık olarak gider kaydedilen yukarıdaki tutarın kanunen kabul edilen bir gider olabilmesi için ödemenin yapılmış olması gerekmektedir. Ödeme yapıldığı için yukarıdaki tutarı nazım hesaplarda kanunen kabul edilmeyen gider olarak işlenmesi gerekmektedir.

900 – Kanunen Kabul Edilmeyen Gider 260.000.000

901 – Kanunen Kabul Edilmeyen Gider Karşılığı 260.000.000

6.5. Harekete Geçirme Maliyetinin Muhasebeleştirilmesi

Üretime başlamadan önce makine ve işgücünün üretime geçirilmesini planlamak amacıyla üretim yapılmaksızın yapılan işçilik giderleri harekete geçirme maliyeti olarak bilinmektedir.

Bu işçilik maliyetleri doğrudan doğruya o sipariş veya üretimle ilişkisi kurulabilirse Direkt İşçilik Maliyetlerine aksi takdirde G.Ü.G aracılığıyla ilgili dönemdeki üretilen tüm mamul maliyetine yansıtılabilir.

6.6. Sosyal Sigorta İşveren Hissesi Primlerinin

Muhasebeleştirilmesi

Bilindiği gibi Sosyal sigorta primleri hem işçiden hem de işverenden kesilmektedir. İşçiden kesilen bölüm brüt ücretin içerisinde yer aldığından direkt veya endirekt işçilik gideri olarak mamul maliyetine yansımaktadır. Ancak işverenden kesilen bölüm ise brüt ücretin dışında ayrıca hesaplanmaktadır. Bu işveren primleri genel üretim giderleri ile mamul maliyetine yansımaktadır. (Yükçü, 1999: 129)

6.7. Verimlilik Primlerinin Muhasebeleştirilmesi

Bilindiği gibi işçilik verimini artırabilmek için çesitli üretimi teşvik edici primlerin ödenmesi mümkündür. İster safha maliyet sistemi, isterse sipariş maliyet sistemi uygulanıyor olsun ödenen primlerle üretilen mamul arasında net bir ilişki kurulabiliyorsa, verimlilik primleri ödemeleri ilgili sipariş veya safha maliyetin yüklenmesi uygundur.

7. DİREKT İŞÇİLİK GİDERLERİNİN
MUHASEBELEŞTİRİLMESİ

7/A UYGULANMASINDA ŞÖYLE OLMALIDIR.

720.Direkt İşçilik Giderleri Hs.
-Üretim İşçilikleri
730.Genel Üretim Giderleri
-Boşa Geçen Zaman İşçiliği
-Fazla Çalışma ve Vardiya Primleri
-Yıllık İzin ve İkramiyeler
-Kıdem Tazminatları
-Sosyal Yardımlar
-SSK İşveren primi

335.Personele Borçlar Hs.
360.Ödenecek Vergi ve Fonlar
361.Ödenecek Sosyal Kesintiler Hs.
369.Ödenecek Diğer Yükümlülükler Hs.

ücret tahakkuku

151.Yarımamul-Üretim Hs.

721.Direkt İşçilik Yansıtma Hs.
731.Genel Üretim Gideri Yansıtma Hs.

YANSITMA HESAPLARI İLE YANSITMA

152.Mamuller Hs.

151.Yarımamul Üretim Hs.

mamul maliyetinin oluşması

721.Direkt İşçilik Yansıtma Hs.
731.Genel Üretim Gideri Yansıtma Hs.

720.Direkt İşçilik Giderleri Hs.
730.Genel Üretim Giderleri Hs.

yansıtma hesaplarının kapatılması (dönem sononda)

7/B UYGULANMASINDA İSE;

791.İşçi Ücret ve Giderleri Hs.

335.Personale Borçlar Hs.
360.Ödenecek Vergi ve Güvenlik Kesintileri Hs.
361.Ödenecek Sosyal Güvenlik Kesintileri Hs.
369.Ödenecek Diğer Yükümlülükler Hs.

ücret tahakkuku

799.Üretim Maliyeti Hs.

798.Gider Çeşitleri Yansıtma Hs.

yansıtma hesabı ile yansıtma

152.Mamuller Hs.
799.Üretim Maliyeti Hs.

mamul maliyetinin oluşması

798.Gider Çeşitleri Yansıtma Hs.

791.İşçi Ücret ve Giderleri Hs.

yansıtma hesabının kapatılması (dönem sonunda)

(Hacırüstemoğlu,1995:131)

Örnek

Pervaneli uçak düştü iki kişinin cesedi yok .Yargıcın yitiklik kararı verebilmesi için 3 koşul gereklidir.

1.      Alttaki 2 durumdan birinin olması gerekmektedir.

  • Kişi ölümü çok olası bir tehlikede bulunması gerekir.
  • Kişiden uzun zamandan beri haber alınamıyor olması gerekir.

1.                  Belli bir sürenin geçmiş olması gerekir. Ölüm tehlikesine dayanarak karar alacaksanız 1 yıl, kişiden haber kesilmişse 5 yıl geçmesi gerekir.

Yitiklik kararıyla birlikte bütün haklar mirasçılara geçer.Kişi gelirse ölmemiş olabilir diye mahkeme mirasçılardan teminat ister.Teminat ; yitiklik kararı ölüm tehlikesine dayanmışsa 5 yıl , haber alınmamasına bağlanmışsa 15 yıl olur.

Evlilik bakımından: Evliliği sürdürmek yada bitirmek sağ kalan eşe kalmıştır.

OLGU 1

A 35 YAŞINDA VE KISITLIDIR. A BİR MALINI SATAR.

a.                  A EYLEM YETENEĞİ BAKIMINDAN HANGİ GURUBA GİRER.

b.                  A’NIN YAPTIĞI İŞLEM GEÇERLİMİDİR NEDEN TARTIŞINIZ

c.                  Bu GEÇERSİZLİĞİN TÜRÜNÜ VE ÖZELLİKLERİ AÇIKLAYINIZ

d.                  A BAŞKALARINA VERDİĞİ ZARARDAN SORUMLU TUTULURMU

e.                  A NIN HAK YETENEĞİ VARMIDIR.

İpucu: Sınırlı yeteneksizce yapılan işlem askıda geçersizdir. Yasal temsilci yapılan işleme onay verir ya da vermez. Yasal temsilci yapılan işleme onay verirse Hicaz denir. Sınırlı yeteneksizler işlemlerini yasal temsilcileri ile yaparlar. İşlemden önce izin almak koşulu ile kendi işlemlerini yapabilirler. İzin alınmadan yapılan işlemler yasal temsilcinin onayına bağlıdır. Bu duruma askıda geçersizlik denir.

Askıda Geçersizliğin Sonuçları:

  • Sözleşme diğer tarafı bağladığı halde sınırlı yeteneksizi bağlamaz. Yasal temsilciyi baş vurulur.
  • Yasal temsilci onay verirse işlem başından itibaren geçerlidir. Yasal temsilci işlemin bir kısmına da onay verebilir. O halde onay verilen kısım geçerlidir. Yasal temsilci işleme onay vermezse işlem iptal edilir.
  • B belli bir süre ister. Bu süre zarfında yasal temsilci izin verirse işle4m geçerlilik kazanır. Yasal temsilci bu süre boyunca sessiz kalırsa işlem geçersiz sayılır.
  • A (sınırlı yeteneksizler) verdiği zarardan sorumludur.
  • A nın hak yeteneği sağ ve tam doğumla başlar

OLGU 2

16 YAŞINDAKİ A, BİSİKLETİ İLE GİDERKEN BİR OTOMOBİLE ÇARPAR. ARACIN SAHİBİ A NIN KAZAYA NEDEN OLDUĞUNU İLERİ SÜREREK 5 MİLYON ZARARIN ÖDENMESİNİ İSTER. YANINDA PARA OLMAYAN A 5 MİLYON LİRALIK BİR SENET İMZALAR.

a.                  A EYLEM YETENEĞİ BAKIMINF-DAN HANGİ GURUBA GİRER.

b.                  A OTOMOBİLE VERDİĞİ ZARARDAN SORUMLU TUTULABİLİRMİ

c.                  A NIN İMZALAIĞI SENET GEÇERLİMİDİR.

d.                  A NIN BABASININ ARAÇTA YALNIZ 3 MİLYON LİRALIK ZARAR VAR DEYİP ÖDEYECEĞİNİ SÖYLEMESİ BU SORUNUN ÇÖZÜMÜNÜ ETKİLERMİ

İpucu: A ergin değildir. Sezgin ise sınırlı yeteneksizdir. Sezgin değilse tam yeteneksizdir. Tam yeteneksiz ise kişi işlem geçersizdir. A (tam yeteneksiz ) verdiği zarardan sorumlu değildir. A sınırlı yeteneksizse verdiği zarardan sorumludur.

OLGU 3

A ARKADAŞI B YE TELEVİZYONUNU KULLANMAK İÇİN ÖDÜNÇ ALMIŞTIR.

a.                  A TELEVİZYONU C YE SATARSA C TELEVİZYONUN MÜLKİYETİNİ KAZANABİLİRMİ NEDEN NASIL

b.                  A B NİN TV SİNİ ÇALMIŞ OLSA İDİ VE DAHA SONRA C YE SATMIŞ OLSA İDİ YUKARDAKİ SORUNUN CEVABI DEĞİŞİRMİ İDİ NEDEN NASIL

c.                  C ÇALINTI TV Yİ İKİNCİ EL SATAN BİRYERDEN ALMIŞ OLSA İDİ İYİ İNYETİ KORUNURMUYDU NASIL

d.                  A 18 YAŞINDAN KÜÇÜK OLSA İDİ YANİ HUKUKİ İŞLEM YAPMA YETENEĞİ BULUNMASA İDİ C NİN İYİ NİYETİ KORUNURMUYDU

İpucu: C iyi niyetli ise malın sahibi olur. Fakat mal sahibinin rızası dışında alınmışsa mal C nin olamaz. A sınırlı yeteneksiz ise Yasal temsilci izin vermezse C nin iyi niyeti önem kazanmaz.

OLGU 4

GERÇEKTE A YA AİT OLAN BİR TAŞINMAZ MAL TAPUYA YANLIŞLIKLA B ADINA TESCİL EDİLMİŞTİR. B KAYDIN YANLIŞ OLDUĞUNU BİLMESİNE RAĞMEN TAŞINMAZ MALI C YE SATMIŞTIR.

a.                  İYİ NİYETİ KİM İSPATLAR

b.                  TAŞINMAZ MALIN GERÇEK DEĞERİ 6 MİLYAR İKEN C MALI B DEN 1,5 MİLYARA ALMIŞ İSE C NİN İYİ NİYETLİ OLDUĞU SÖYLENEBİLİRMİ

c.                  C MALIN MÜLKİYETİNİ KAZANABİLİRMİ KOŞULLARINI BELİRTEREK AÇIKLAYINIZ.

d.                  A ADINA KAYITLI BİR TAŞINMAZI B C YE SATMIŞ İSE C İYİ NİYET İDDİASINDA BULUNABİLİRMİ NEDEN

e.                  İYİ NİYET HANGİ ANDA ARANIR. 3 VE 4 NOLU SORUKARI DİKKATE ALARAK BU SORUYU YANITLAYINIZ.

İpucu: A malın sahibi olduğunu kanıtlamak zorundadır. A C nin iyi niyetli olup olmadığını ispatlar. 3 kişiler bunu ispatlamak zorunda değildir. 3. kişiler için iyi niyet karinası vardır. İspatlamak zorunluluğu yoktur. Aksini iddia eden ispatlar. C 6 milyarlık malı 1,5 milyara almıyorsa ve resmi sicile güvenerek malı satın almış ise C malın mülkiyetine sahip olur. İyi niyet tapudaki işlemde aranır.

OLGU 5

RUHSAL SORUNLARI OLAN 15 YAŞINDAKİ A MALINI B YE SATAR

a.                  A İLE B ARASINDAKİ İŞLEM GEÇERLİMİDİR. NEDEN NASIL

b.                  B SATIN ALDIĞI MALI C YE DEVREDERSE MAL GERİ ALINABİLİRMİ . NEDEN KOŞULLARINI YAZARAK AÇIKLAYINIZ.

İpucu: A sezgin ise sınırlı yeteneksiz. Sezgin değilse tam yeteneksizdir. A tam yeteneksiz ise A ile B arasındaki işlem kesin geçersizdir. Mal C den geri alınır. A sınırlı yeteneksiz ise yasal temsilciden onay alınırsa B malın sahibi olur.

OLGU 6

82 YAŞINDAKİ A BASINDAN KALAN ÇOK DEĞERLİ BİR MALI DÜŞÜK BİR FİYATLA B YE SATAR. A NIN OĞLU A NIN YAŞLILIĞI NEDENİ İLE BUNADIĞINI İLERİ SÜREREK İŞLEMİN İPTALİ İÇİN DAVA AÇAR.

a.                  A NIN HAK YETENEĞİ VARMIDIR. NEDEN AÇIKLAYINIZ

b.                  A EYLEM YETENEĞİ BAKIMINDAN HANGİ GURUBA GİRER. NEDEN

c.                  A İEL B ARASINDAKİ İŞLEM GEÇERLİMİDİR.

d.                  B SATIN ALDIĞI MALI C YE DEVREDERSE MALIN SAHİBİ KİMDİR. NEDEN KOŞULLARINI YAZARAK YANITLAYINIZ.

OLGU 7

SARHOŞ A MALINI B YE SATAR.

a.                  A NIN EYLEM YETENEĞİ VARMIDIR. NEDEN

b.                  A İLE B ARASINDAKİ İŞLEM GEÇERLİMİDİR. NEDEN AÇIKLAYINIZ

c.                  A VERDİĞİ ZARARDAN SORUMLU TUTULABİLİRMİ. A SORUMLULUKTAN NASIL KURTULUR. AÇIKLAYINIZ.

İpucu: a sezgin olmadığı için tam yeteneksizdir. Aile B arasındaki işlem A tam yeteneksiz olduğu için geçerli değildir. Sarhoşların haksız eylem yeteneği tamdır. Verdiği zarardan sorumludur. Ancak sarhoş olasında kusuru yoksa verdiği zarardan sorumlu değildir .

ÖZET

1.                  Sınırlı yeteneksiz adına yasal temsilci işlem yapar. İşlemden önce yasal temsilci işlem için onay verirse sınırlı yeteneksiz işlemi bizzat kendisi yapabilir.

2.                  Tam yeteneksiz (sezgin olmayan kişiler) kişilerin yaptığı bütün işlemler geçersizdir. Haksız eylem yetenekleri yoktur.

3.                  Kesin geçersizlik tam yeteneksizlerim yaptıkları işlemler meydana gelir. Sınırlı yeteneksizlerin yaptığı işlemlerde onay gelmez ise kesin geçersizlik söz konusudur.


Bedava İlan Verme