Ders Anlatım Eğitim Blogu,Öss,Sbs,Dersler

fizik, kimya, biyoloji, ingilizce, öss, sbs, öğretmenler

Sözcük Nedir?

Sözcük: Bir kavram birimidir. Bir varlığın, bir nesnenin ya da bir durumun zihinde canlanabilmesi için onu karşılayan bir gösterimdir.

Sözcüklerin Anlam Açılımları

Temel Anlam: (İlk Anlam)

Bir sözcük söylendiğinde aklımıza ilk gelen, kavrayışımızda ilk uyandırdığı anlamdır. Kısacası, bir sözcüğün biçimlenmesinde, kuruluşunda esas olan anlamdır. Örnek :

* Boğazımda bir yanma var. (Temel Anlam)
* Şişenin boğazı kırılmış.
* Çanakkale Boğazı’nda müthiş bir tipiye yakalandık.
* Babam yedi boğaza bakmaya çalışıyordu.
* Ali, boğazına düşkün bir çocuktur.

Sözcüklerin Temel Anlamlarıyla İlgili Dikkat Edilecek Noktalar :

Bir sözcüğe temel anlamının dışında yeni yeni anlamlar yükledikçe anlamının da derece derece soyutlaştığı görülür. Örnek :

* Törende, Kurdeleyi köyün muhtarı kesti. (Somut temel anlam)
* Patates doğrarken parmağını kesti (Somut yan anlam)
* Oyun kağıdını ortadan kesti. (Somut yan anlam)
* Onunla olan bütün ilişkisini kesti. (Soyut mecaz anlam)

Bir sözcük tek başına kullanıldığında temel anlamını korur. Ancak cümle içinde temel anlamından uzaklaşabilir. Örnek :

“Kaçmak” sözcüğünün temel anlamı “bir yerden gizlice ve çabucak uzaklaşmak”tır.

* “Ben çalışmaktan hiçbir zaman kaçmam.” cümlesinde temel anlamından uzaklaşmıştır.

Temel anlamı somut olan sözcükler, öncelikle somut ve mecaz anlamlar kazanır. Örnek :

“ateş” sözcüğü, temel anlamıyla düşünüldüğünde “bir nesnenin etrafa ısı ve ışık yayarak yanması” biçiminde açıklanabilir, temel anlamı somuttur.

* Gençler, kumsalda büyük bir ateş yakmışlardı. (Temel anlam)
* Hastanın ateşi sabaha kadar düşmüştü. (Somut yan anlam)
* Şu yağan kar bile yüreğimdeki ateşi söndüremez. (Soyut mecaz anlam)

Yan Anlam :

Sözcüklerin ilk konuluş anlamına bağlı olarak zaman içinde kazandıkları yeni anlamlardır. Bu anlama, kullanılış anlamı ya da yan anlam adı verilir. Örnek :

* Çocuk kapıyı sessizce açtı. (açmak : Bir şeyi kapalı durumdan kurtarmak.)

* Gömleğinin düğmelerini yarıya kadar açtı. (açmak : Sarılmış, katlanmış, örtülmüş, buruşmuş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak.)

* Okulun karşısına bir büfe daha açtı.(açmak : Bir kuruluş, bir işyerini işler duruma getirmek.)

* Annem çok güzel baklava açar. (açmak : Kalın bir nesneyi yayarak ince duruma getirmek.)

* Komşumuz tıkanan lavaboyu açtı. (açmak : Tıkalı bir şeyi, bu durumdan kurtarmak.)

Sözcüklerin Yan Anlamlarıyla İlgili Dikkat Edilecek Noktalar :

* Her sözcüğün genel olarak tek temel anlamı varken, birden çok yan anlamı olabilir.

* Bir sözcük, temel ya da yan anlamı verecek biçimde kullanıldığında gerçek anlamıyla kullanılmış olur. O halde gerçek anlam, hem temel hem de yan anlamı kapsayan genel bir addır.

* Yan anlamların bir bölümü mecazsız, somut anlam taşırken (ölü yan anlam) bir bölümü de mecazlı, soyut anlam taşır.

Mecaz Anlam :

Sözcüklerin cümle, dize veya deyim içine girdiklerinde, gerçek anlamlarından tamamen sıyrılarak başka bir sözcük ya da kavram yerine kullanılmasıyla kazandığı anlama mecaz (değişmece) anlam denir. Mecaz anlam, Sözcüğün sürekli olmayan, kullanım içinde geçici olarak üstlendiği anlamdır. Örnek :

* Müşteriden para sızdırmak için elinden geleni yapardı.
* Satıcının o ince ve tiz sesi kulaklarımızda patlıyordu.
* Bugünlerde havasından yanına varılmıyor.
* Bu hayırsız evlat için insan kendisini ateşe atar mı?

Mecaz Türleri:
– Benzetme (Teşbih)
– Eğretileme (İstiare)
– Ad Aktarması (Mürsel Mecaz)
– Kinaye (Dolaylı Söz Söyleme)
– Tariz (Taşlama)
– Teşhis – İntak (Kişileştirme – Konuşturma)
– Abartma (Mübalağa)

Benzetme (Teşbih) :

Aralarında benzerlik bulunan iki varlıktan (kavramdan) niteliği zayıf olanın, niteliği üstün, belirgin olana benzetilmesidir.

Benzetme, Sözü daha etkili ve gözle görünür kılmak amacıyla kullanılan bir mecaz türüdür. Benzetmenin dört öğesi vardır :
1- Benzeyen (niteliği zayıf olan)
2- Benzetilen (niteliği, üstün, belirgin olan)
3- Benzetme yönü (benzerlik ilgisi gösteren)
4- Benzetme edatı (gibi, kadar, sanki, misali)

Örnek :

Kızın       deniz            gibi        masmavi       gözleri     vardı.
         ----------        --------     ---------     ---------
         Benzetilen        Benzetme      Benzetme     Benzeyen  
                            Edatı                       Yönü 

Benzetmeyle İlgili Uyarılar :

Benzetmenin oluşabilmesi için benzeyen ve kendisine benzetilenin kullanılması şarttır.
Bunlar, benzetmenin temel öğeleridir.
Dört öğesinin dördünün de kullanıldığı benzetmelere ayrıntılı benzetme,
benzetme edatının olmadığı benzetmelere kısaltılmış benzetme,
yalnızca temel öğelerin kullanıldığı benzetmelere teşbih-i beliğ denir.

Örnek :
Sular öyle temiz ki annemin yüzü gibi. (Ayrıntılı Benzetme)
Adam cesurlukta aslandı. (Pekiştirilmiş Benzetme)
Bin Atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik. (Kısaltılmış benzetme)
Gider oldum kömür gözlüm elveda. (Teşbih-i beliğ)

Eğretileme (İstiare) :
İstiare : Arapça bir sözcük olup “bir şeyi iğreti, ödünç alma” anlamındadır. Ya benzeyenle ya da benzetilenle yapılan benzetmedir. Örnek :

* Aslan gibi güçlü bir adamdı. (benzetme)
* Soruyu doğru yanıtlayınca “Aslan be!” dedi. (eğretileme)

Eğretileme üç çeşittir.
Açık Eğretileme: Yalnızca kendisine benzetilenin kullanılmasıyla yapılan eğretilemedir. Örnek :

* Havada bir dost eli okşuyor tenimizi. Benzeyen:Rüzgar(yok) Benzetilen:Bir dost eli

* Kurban olam kurban olam
Beşikte yatan kuzuya
Benzeyen : Bebek, çocuk (yok) Benzetilen : Kuzu

Kapalı Eğretileme: Yalnızca benzeyen ile yapılan, benzetilenin de bir özelliğinin belirtildiği (genel olarak benzetme yönü) eğretilemedir. Örnek :

* Oğlu büyüyünce yuvadan uçup gitti.
Benzeyen : Oğul Benzetilen : Kuş (yok) Benzetme yönü : Uçup gitmek

* Ay zeytin ağaçlarının arasından yere damlıyordu.
Benzeyen : ay Benzetilen : su (yok) Benzetme yönü : yere damlaması

Yaygın (Temsili) Eğretileme : Benzetmenin temel öğeleriyle birlikte, birden çok benzetme yönünün bulunduğu eğretilemedir. Yaygın eğretilemede bir “gizleme” vardır. Açıkça söylenmeyen ya da söylenmek istenmeyen sözler, benzetme yoluyla ve sözlük anlamına gizlenerek söylenir, şairler bunu çoğu kez güzel ve etkili bir anlatım için kullanırlar. Örnek :
Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan

Eğretileme Yolları
-İnsana özgü kavramların, doğaya (dış dünyadaki varlıklara) aktarılmasıyla;
Örnek :
Derinden derine ırmaklar ağlar.
Kapalı Eğretileme; Benzetilen: İnsan, Benzeyen: ırmaklar

-Doğaya özgü kavramların insana aktarılmasıyla;
Örnek :
Bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor.
Açık Eğretileme; Benzeyen:askerin ölümü, Benzetilen: güneşler batıyor.

-Doğadaki bir varlığa ait özelliğin, bir başka varlığa aktarılmasıyla;
Örnek :
Yüce dağ başında bir top pamuk var.
Kapalı Eğretileme; Benzeyen:bulut, Benzetilen: pamuk

-Bir duyuya ait bir kavramın bir başka duyuya aktarılmasıyla;
Örnek :
Sıcak bakışlarıyla ısıtırdı içimizi.
Kapalı Eğretileme

Ad Aktarması : (Mürsel Mecaz)
Bir sözü benzetme amacı gütmeden bir başka söz yerine kullanmaktır.

Sözcüklerin yeni anlamlar yüklenmesinde bir etken de ad aktarmasıdır. Örnek :
* “Sinema” için “beyaz perde”
* “seçime katılmak” yerine “sandık başına gitmek”

Ad aktarması şu ilişkiler çerçevesinde kurulabilir :
– Sanatçı verilir, yapıtı anlatılır. Örnek :
Yaşar Kemal’i lise yıllarımda okudum. (Yaşar Kemal’in romanlarını)

– İçteki varlık verilir, dışındaki anlatılır ya da dıştaki varlık verilir içindeki anlatılır. Örnek :
Haberi duyunca bütün ev ayağa kalktı. (Evin içindeki insanlar)
Ayağını çıkarmadan içeri girme. (Ayakkabını)

– Parça verilir, bütün anlatılır ya da bütün verilir, parça anlatılır. Örnek :
Bu acılı haberi ona hangi dil söyleyebilir? (İnsan)
Gemi Mersin’e yanaştı. (Mersin Limanı)

– Bir yer adı verilir, o yerde yaşayan insanlar anlatılır. Örnek :
Bütün köy meydanda toplandı. (köy halkı)
Erzurum, Mustafa Kemal’e kucak açtı. (Erzurum Halkı)

– Bir yön adı verilir, o yöndeki bölgeler ya da ülkeler anlatılmak istenir. Örnek :
Batı bu duruma müdahale etmedi. (Batı ülkeleri)

– Bir eşya adı verilir, onu kullananlar anlatılmak istenir. Örnek :
Koştu, yokuş aşağı bir şapka. (İnsan)

– Soyut bir ad verilip, somut bir varlık anlatılır. Örnek :
Bu sonucu Türk gençliğine armağan ediyorum. (Genç insanlar)
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı. (insanlar)

– Sonuç verilir, bunun nedeni kastedilir. Örnek :
Gökten sicim gibi bereket yağıyor. (bereket, sonuçtur, nedeni yağmur anlatılmıştır)

Kinaye (Dolaylı Söz Söyleme) :
Sözcüklerin çok anlamlı olarak kullanılmasında kinayenin de büyük bir önemi vardır. Kinaye bir sözün hem gerçek hem de mecaz anlamını düşündürecek bir biçimde kullanılmasıdır. Kinayede gerçek anlam verilir, mecaz anlam kastedilir. Örnek :
* Bu çocuğun elinden tutsan ne kaybedersin?
* Bulmadım dünyada gönüle mekan
* Nerde gül bitse etrafı diken
* Şu karşıma göğüs geren
* Taş bağırlı dağlar mısın?

Tariz (Taşlama) :
Bir kimseyi iğnelemek, onunla alay etmek amacıyla bir sözü gerçek anlamının tam karşıtı bir anlamda kullanmaktır. Örnek :
* Randevuna sadıkmışsın, beklemekten kök saldık.
* O kadar çok konuştu ki söylediklerinden hiçbir şey anlamadık.
* Biraz daha hızlı yürürsen karıncalar bile bizi geçecek.

Teşhis – İntak (Kişileştirme – Konuşturma) :
İnsana özgü nitelikleri insan dışındaki varlıklara aktarmaya kişileştirme denirken, bu varlıkların insan gibi konuşturulmasına da konuşturma denir. Örnek :
* Güneş ışığında yağmurunu döken bulutlar sanki gülüyordu. (Teşhis)
* Ufukta günün boynu büküldü. (Teşhis)
* Dal, bir gün dedi ki tomurcuğuna :
Tenimde bir yara işler gibisin. (İntak)

Abartma (Mübalağa) :
Bir durumu olduğundan çok ya da az göstermektir. Örnek :
*Bütün gün çalışmaktan iğne ipliğe döndü.
*Alem sele gitti gözüm yaşından
* Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
*Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.

Sözcüklerin Terim Anlamı:
Bilim, Sanat, Meslek ve bir spor dalıyla ilgili kesin anlamı olan özel bir kavramı gösteren gerçek anlamlı sözcüklere terim denir. Örnek :
* Bu sınıfa yirmi sıra yerleştirelim
* Toplumsal sınıflar arasındaki çelişkileri inceliyor.
* Bu çiçeğin kökü tamamen kurumuş.
* Sözcük köklerini ve gövdelerini tanıyalım.

İkilemeler :
Anlamı ve anlatımı güçlendirip pekiştirmek amacıyla aynı ya da sesleri birbirine benzeyen sözcüklerin art arda yinelenmesiyle oluşan söz gruplarına ikileme denir.

İkilemelerin anlamsal özellikleri şöyle sıralanabilir:

– Anlamı güçlendirip pekiştirmek, anlamı abartmak. Örnek :
Güzel mi güzel kız
Demet demet çiçek
Çuval çuval fındık
Çıtır çıtır simit
Ağlaya sızlaya bir hal olmak
Güle güle ölmek
Varını yoğunu ortaya çıkartmak

– “Şöyle böyle, yaklaşık olma” anlamı vermek. Örnek :
İyi kötü (bilmek)
Aşağı yukarı (anlamak)
Hemen hemen (bitirmek)

İkilemelerin Kuruluş (Yapılış) Özellikleri :

– Aynı sözcüğün tekrarıyla oluşan ikilemeler. Örnek :
İri iri – Koca koca – Yavaş yavaş – Uslu uslu

– Yakın anlamlı sözcüklerin tekrarıyla oluşanlar. Örnek :
Börek çörek – Derli toplu – Sorgu sual – Doğru dürüst – Sağ salim

– Biri anlamlı diğeri anlamsız sözcüklerin bir araya gelmesinden oluşanlar. Örnek :
Çalı çırpı – Konu komşu – Yırtık pırtık – Eğri büğrü

– Her ikisi de anlamsız sözcüklerin yan yana gelmesiyle oluşanlar. Örnek :
Ivır zıvır – Abur cubur – Eciş bücüş – Dangıl dungul

– Karşıt anlamlı sözcüklerden oluşanlar. Örnek :
İyi kötü – Er geç – Düşe kalka – İleri geri

– Yansıma sözcüklerin tekrarlanmasıyla oluşanlar. Örnek :
Vızır vızır – Şırıl şırıl – Tıkır tıkır – Horul horul

##### İkilemeler daima ayrı yazılır ve ikilemelerin arasına virgül işareti KONULMAZ

Deyim Anlamı :

Belli bir durumu, belli bir kavramı göstermek için kullanılan öz anlamından az çok ayrı bir anlam taşıyan, kalıplaşmış, halkın ortak dil ürünü olan sözlere deyim denir. Örnek :
İçine ateş düşmek
Pabucu dama atılmak
Yüreği ağzına gelmek
İki gözü iki çeşme

Deyimlerin Özellikleri

-Deyimler, kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez ve bir sözcüğün yerine eş anlamlısı getirilemez. Örnek :
Sözgelimi “Ayıkla pirincin taşını” yerine “Seç pirincin taşını” denmez ya da “Pirincin taşını ayıkla” gibi deyimi oluşturan sözcüklerin yerleri değiştirilemez.

– Deyimler, değişik kip ve kişi ekleriyle çekime girebilirler. Örnek :
Kendini naza çek(mek)
Kendini naza çek(iyor)
Kendimi naza çek(tim)
Kendilerini naza çek(erler)

– Deyimi oluşturan sözcüklerin arasına başka söz grupları girebilir. Bu tip kullanımlarda deyim gözden kaçırılmamalıdır. Örnek :
Gözü vitrinde duran kırmızı elbiseye takıldı.

– Deyimler genel kural bildirmez, yol gösterip öğüt vermez. Yalnızca bir durumu en kısa yoldan ve en etkili bir biçimde anlatmaya yarar. Deyim, bu yönüyle atasözünden ayrılır. Örnek :
İşleyen demir ışıldar. (Atasözüdür, kural bildirir.)
Akacak kan damarda durmaz. (Atasözüdür, kural bildirir.)
Mum dibine ışık vermez. (Atasözüdür, kural bildirir.)

Armut piş, ağzıma düş. (Deyimdir, kural bildirmez.)
Ne kokar, ne bulaşır. (Deyimdir, kural bildirmez.)
Atı alan Üsküdar’ı geçti. (Deyimdir, kural bildirmez.)

Deyimler Anlamları ve Kuruluşları (Biçimleri) yönünden iki gurupta incelenir.

Anlamlarına Göre Deyimler

– Gerçek Anlamlı Deyimler
Bazı deyimlerde sözcükler gerçek anlamlıdır. Deyimin iletmek istediği durumu, deyimi oluşturan sözcüklerin anlamlarıyla düşünürüz. Bu tür deyimlerde anlatım güzelliği düşünülmez. Bunlar, Bir kavramı belirtir. Örnek :
Alan razı satan razı – Ne var ne yok? – Olur şey değil! – Nerde akşam orda sabah.
İsmi var cismi yok – Yükte hafif pahada ağır.

Mecaz Anlamlı Deyimler
Deyimlerde genel olarak deyimi oluşturan sözcüklerin çoğu ya da tümü gerçek anlamından uzaklaşarak tamamen farklı bir durumu ya da kavramı anlatmak üzere kullanılır. Dilimizde deyimler genel olarak mecaz anlam taşır.

Mecaz anlamlı deyimler iki şekilde karşımıza çıkabilir.

1. İliştirme Anlamlı Deyimler: Deyimi oluşturan sözcüklerden bir ya da ikisiyle, deyimin ilettiği durum arasında dolaylı bir bağlantı vardır. Böyle deyimlere “iliştirme anlamlı” deyimler denir. Örnek :
Diline dolamak (sürekli aynı şeyi söylemekle, dil arasında bir bağlantı var.)
Kulak misafiri olmak (dinlemek)
Göz gezdirmek (bakmak)
Ayaklarına kara sular inmek (yürümekten yorulmak)

2. Yummaca Anlamlı Deyimler: Deyimi oluşturan sözcüklerin anlamları ile deyimin iletmek istediği durum arasında hiçbir anlam bağlantısı olmayabilir. Bu tip deyimlere “yummaca anlamlı” deyim denir. Örnek :
Baş göz etmek (evlendirmek)
Burnu sürtülmek (taşkın davranışların cezasını çekip ılımlı olmak)
Can damarına basmak (bir şeyin en önemli noktası üzerinde durmak)
Burnunun direği sızlamak (çok üzülüp acımak)
Çamur atmak (Bir kimseyi lekelemeye çalışmak)
Yaş tahtaya basmak (tedbirsizlik edip sonu tehlikeli işe girişmek)

Yapılarına (Biçimlenişlerine Göre) Deyimler

Deyimler kalıplaşmıştır. Belli bir söyleyiş biçimi kazanmışlardır. Bir deyimin söylenişi her yerde aynıdır. Hem biçimce hem anlamca son söyleyiş biçimini almışlardır.

– Kimi deyimler yargı (cümle) biçiminde ya da ikili yargılı olarak kurulmuştur. Örnek :
Atı alan Üsküdar’ı geçti.
Hamama gider kurnaya, düğüne gider zurnaya aşık olur.
Hem suçlu hem güçlü
Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye

– Kimi deyimler öykücük ya da konuşma biçimindedir. Örnek :
Deveye, “Boynun eğri” demişler, “Nerem doğru ki!” demiş.
Tencere dibin kara
Seninki benden kara

– Deyimler genel olarak mastar biçimindedir. Örnek :
Gönül koymak – İçi burkulmak – Kapı dışarı etmek – Muradına ermek – Ödü patlamak
Öküzün altında buzağı aramak

– Bazı deyimler, sözcük öbeği (tamlama) biçiminde kalıplaşmıştır. Örnek :
Kara çalı – Püsküllü bela – Para canlısı – Para babası – Elinin körü – Ömür törpüsü

– Deyimler, genel olarak birden çok sözcüğün kalıplaşmasından oluşur. Ancak tek sözcükten oluşan deyimler de vardır. Örnek :
Akşamcı – gedikli – kılkuyruk – kaşarlanmış

– Kimi deyimler ise ikileme biçiminde kurulurlar. Örnek :
Abur cubur – Açık saçık – Ağır aksak – Ak pak – Apar topar – Az çok – Bata çıka

Atasözleri :

Uzun deneyimler ve gözlemler sonucu oluşmuş, yol gösterici, genel kural biçiminde kalıplaşan, toplumca benimsenen ve anonim bir nitelik taşıyan özlü sözlerdir.

Atasözlerinin Biçim Özellikleri :
– Deyimler gibi atasözleri de kalıplaşmıştır. Sözcüklerin yerleri değiştirilmez ve bir sözcüğün yerine eş anlamlısı getirilemez. Örnek :
Ak akçe kara gün içindir. – Kız beşikte, çeyiz sandıkta.

– Atasözleri kısa ve özlüdür, az sözle geniş bir düşünce ifade edilir. Örnek :
Aç ayı oynamaz. – Su yatağını bulur. – Baş kes, yaş kesme. – Boğaz kırk boğumdur.
Çivi çiviyi söker.

– Atasözleri genel olarak bir yargı (cümle) biçiminde kurulmuştur. Örnek :
İt ürür kervan yürür. – İyilik eden, iyilik bulur. – Ölmüş eşek kurttan korkmaz.
Kardeş kardeşi bıçaklamış, dönmüş yine kucaklamış. – Kavgada yumruk sayılmaz.

– Atasözleri genel olarak geniş zaman kipinin üçüncü tekil kişisiyle ya da emir kipinin ikinci tekil kişisiyle çekimlenmiştir. Örnek :
Önce düşün, sonra söyle. (II. tekil kişi emir kipi)
Pilav yiyen kaşığını yanında taşır. (Geniş zaman kipi, III. tekil kişi)

– Atasözlerinde genel olarak uyaklı ve uyumlu sesler ve sözcükler vardır. Örnek :
Pekmezi küpten, kadını kökten al. – Sabreden derviş, muradına ermiş.
Sen dede ben dede, bu atı kim tımar ede?

Atasözlerinin Anlam Özellikleri
– Atasözlerinin bir bölümü gerçek anlamlıdır. Yani atasözünün iletmek istediği düşünceyi onu oluşturan sözcüklerin anlamları düşündürür. Örnek :
Çok yaşayan bilmez, çok gezen bilir. – Allah bilir ama kul da sezer.
Al malın iyisini çekme tasasını. – Bugünün işini yarına bırakma. – At, yiğidin yoldaşıdır.

– Atasözlerinin bir bölümü mecaz anlamlıdır. Yani atasözlerinin iletmek istediği anlam, sözcüklerin gerçek anlamlarından tamamen bağımsızdır. Örnek :
Mum, dibine ışık vermez. – Altın, eli bıçak kesmez. – Kaynayan kazan kapak tutmaz.
Göç dönüşü topal eşek öne geçer. – Etle tırnak arasına girilmez.
Eşeği dama çıkartan yine kendi indirir.

– Bazı atasözleri ilettiği yargı yönünden karşıtlık ya da çelişki gösterir. Örnek :
İyilik eden iyilik bulur. (karşıtlık)
İyiliğe iyilik olsaydı, koca öküze bıçak olmazdı. (karşıtlık)
İyi insan lafının üstüne gelir. (çelişki)
İti an çomağı hazırla. (çelişki)

– Atasözlerinde ahenk ve söz sanatları da vardır. Örnek :
Alet işler, el övünür. (mürsel-mecaz)
Güvenme varlığa, düşersin darlığa (tezat-karşıtlık)
Elin ağzı torba değil ki büzesin. (benzetme)
El eli yıkar, iki elde yüzü yıkar. (tekrir)
Dökme suyla değirmen dönmez. (kinaye)

Somut ve Soyut Anlamlı Sözcükler :

Bir sözcük, duyu organlarından biri yoluyla algılanabilen bir varlığı gösterirse “somut anlamlı”, duyu organları yoluyla algılanamayıp da zihinde var olan kavramları gösterirse “soyut anlamlı” sözcük adını alır. Örnek :
Ağaç, taş, hava, ses, koku, çiçek. (somut anlam)
Mutluluk, Sevgi, korku, kin, dostluk, insanlık. (soyut anlam)

Somut ve Soyut Anlamla İlgili Uyarılar :

– Bir sözcük temel anlamıyla somutken cümlede kazandığı anlamıyla soyut olabilir.
Bu yüzden sözcükler somutluk soyutluk yönünden değerlendirilirken cümle içinde kazandığı anlama göre değerlendirilir. Örnek :
Sözgelimi “hava” sözcüğü dokunma duyusuyla ilgili somut bir anlam taşırken “Eski eşyalar salona ayrı bir hava vermiş.” cümlesinde soyut bir anlam kazanacak şekilde kullanılmıştır.

– Aktarma yoluyla somut anlamlı bir sözcük bir somut anlam daha kazanarak kullanılabilir. Örnek :
Organ adı olan somut anlamlı “ayak” sözcüğü, “sıranın ayağı, masanın ayağı, köprünün ayağı” gibi kullanımlarda yeni bir somut anlam kazanmıştır.

– Soyut bir kavramın gözle görünür kılınması için somut anlamlı bir sözcükle anlatılması söz konusu olabilir. Bu duruma somutlama denir. Örnek :
Bu sözlerin onu kırmış. (“Üzmek”,”kırmak” la somutlaştırılmıştır.)
Sanki bakışlarıyla bizi eziyordu. (“aşağılayıp, küçümsemek”, “ezmek” le somutlaştırılmıştır.)
Kanunları çiğnemek suçtur. (“ihlal edip, uymamak”, “çiğnemek” sözcüğüyle somutlaştırılmıştır.)

– Deyimlerimizin bir bölümü somutlamaya örnektir. Örnek :
Öküz altında buzağı aramak (Akla uymayan bahanelerle suç ve suçlu bulma çabası)
Öp babanın elini (beklenmedik bir durum)
Örümcek kafalı (geri düşünceli, yenilikleri kabul etmeyen)

– Soyut anlamlı bir sözcük cümle içinde bir soyut anlam daha kazanarak kullanılabilir. Örnek :
Karnım henüz doymuş değil. (soyut-temel anlam)
Ömrü boyunca okudu, hala okumaya doydu diyemem. (Soyut-mecaz anlam)

Eş ve Yakın Anlamlı Sözcükler :

Eş Anlamlı Sözcükler (Anlamdaş Sözcükler)

Aynı varlığı, nesneyi ya da kavramı gösteren sözcüklerdir. Aslında hiçbir dilde birbirinin tıpatıp aynısı olan eş anlamlı sözcük yoktur. Bu tür sözcüklerin ilk bakışta anlamlarının aynı olduğu sanılır. Fakat çok ince bir anlam ayrılığı vardır.

Bugün dilimizdeki “çevirmek, döndürmek”, “yollamak, göndermek”, “bıkmak, usanmak” sözcükleri görünüşte eş anlamlı sayılabilir. Fakat aslında bu sözler ayrı köklerden türemiş ve anlamca birbirine çok yaklaşmış olan sözcüklerdir. Örnek : İri – büyük – kocaman / Bitmek – tükenmek / Cihan – dünya – alem
Üzüntü – gam – keder / Diyar – ülke

Yakın Anlamlı Sözcükler

Anlamca aynı değil de birbirine benzer ve yakın olan sözcüklerdir. Dilimizde eş anlamlılıktan çok yakın anlamlılık daha yaygın bir kullanıma sahiptir.

Eş anlamlı sözcüklerde anlam eşitliği varken (sesteş-eşsesli, uğraşmak-didinmek vb.) yakın anlamlı sözcüklerde anlamca yakın olma özelliği vardır. Örnek:
Sözünü onaylamadığım için bana darıldı.
Toplantıya çağrılmazsa bize gücenir.

Karşıt (Zıt) Anlamlı Sözcükler :

Anlamları birbirine karşıt olan kavramları bildiren sözcüklerdir. Birbirine karşıt yargılar verilirken karşıt anlamlı sözcüklerden yararlanılır. Bu açıklamadan şu anlam çıkar. Karşıtlığın oluşabilmesi için, sözcüklerin uç noktalarda bulunma zorunluluğu vardır.

Sözgelimi “yaşam – ölüm” iki uç noktada bulunduğu için karşıt anlamlıyken “zayıf – dolgun” yaklaşık karşılığı gösterir ve uzak anlamlı olarak kabul edilir. Örnek :
Gülmek – ağlamak / Dar – geniş / Er – geç / Alçak – yüksek / Sert – yumuşak

– Bir sözcüğün olumsuz kullanılmış şekli onun karşıt anlamını oluşturmaz.
Sözgelimi “oturmak” sözcüğünün karşıtı “oturmamak” değil “kalmak” tır.

– Bir sözcüğün karşıt anlamlısını o sözcüğün cümle içinde kazandığı anlam belirler.
“zor – kolay”
Midesinden zoru var. (Bu cümlede “kolay” ın karşıtı değildir.)
Bu ders oldukça zormuş. (Bu cümlede “kolay”ın karşıtıdır.)

– Karşıt anlamlılık ilişkisi “ad, sıfat, zarf ve eylem” türündeki sözcükler arasında olabilir.

Sesteş (Eş Sesli) Sözcükler :

Yazılışları ve okunuşları aynı olduğu halde, anlamları tamamen farklı olan sözcüklere “sesteş” sözcükler denir. Örnek :

Yüzünde kan lekesi vardı. – Sen hala onun söylediklerine kan.
Ay’a bu ay yeni bir uzay aracı gönderilecekmiş. – Yüzünü asma, öbür sınavda yüz alırsın.
Gül sen, gülün olayım. – Köyün ortasından geçen çay, çay bahçelerini suluyor.

Sesteş Sözcüklerle İlgili Uyarılar :

– Sesteş, sözcüklerde kimi zaman yalnızca anlam ayrılığı, kimi zaman da hem anlam hem de tür ayrılığı söz konusu olur. Örnek :
Saçındaki kır çektiği acıları gösteriyor. (Hem anlam, hem de tür farklılığı)
Elindeki bardağı düşürüp kırdı. (Hem anlam, hem de tür farklılığı)
Ayakkabısının bağı çözülmüş. (Yalnızca anlam farklılığı)
Bağa girdik, üzüm topladık. (Yalnızca anlam farklılığı)

– Eş seslilik çoğu kez çok anlamlılıkla karıştırılmaktadır. Oysa sesteşlikte, sözcüğün kazandığı her farklı anlam temel anlam olup bu temel anlamlardan birine bağlı olarak ortaya çıkan yan ya da mecaz anlamlar sesteşlik değil çok anlamlılık olarak adlandırılır. Örnek :
Gemideki tayfalardan biri kara göründü diye bağırdı.
Kara gecede bir tek yıldız bile yoktu.
Cümlelerinde geçen “kara” sözcükleri eş seslidir.
“Kara yazım gene değişmedi” cümlesinde “kara” sözcüğü bunların sesteşi değil, renk “kara” ya bağlı olarak yapılmış bir çok anlamlılıktır.

– Eş sesli sözcüklerle “ortak kökler” karıştırılmamalıdır. Çünkü ortak kökler arasında bir anlam yakınlığı varken, sesteş sözcükler arasında hiçbir anlam yakınlığı yoktur. Örnek :

Ortak kök :
boya Renkli boya, Duvarı boyadı.
eski Eski elbise, Araba eskidi.
Barış Barış yapıldı, Yakında barışırlar.

Sesteş:
Bana da gömlek al.
Al bir ata binmişti.
Kır at yarışmaya giremedi.
Şunu da çöpe at.

– Sesteş bir sözcüğün iki farklı anlamını da düşündürecek biçimde kullanılmasıyla oluşan sanata tevriye denir. Örnek :
Ak gerdana bir ben gerek. (Siyah nokta, I. Tekil kişi)
Ulusun, korkma nasıl böyle bir imanı boğar. (Yüce – büyük, bağırıp ulumak)

– Sesteş sözcüklerin bir arada kullanılmasıyla oluşan sanata cinas denir. Örnek :
Geçtikçe bembeyaz giyinenler üçer beşer
Gördüm ki ahiret denilen yerdedir beşer.

Özel ve Genel Anlamlı Sözcükler :

Sözcüklerin özel ve genel anlamlığı karşıladıkları kavramların kapsamlılığıyla ilgilidir. Anlamları sınırlı olan, kavramları tek tek ya da küçük parçalar halinde gösteren sözcükler özel anlamlıyken, aralarındaki ortak özelliklere göre daha çok varlığı gösteren, aynı türden kavramları topluca düşündüren sözcükler genel anlamlıdır.

UYARI
Genel anlamlı bir sözcük, cümle içinde genel anlamıyla da dar anlamıyla da kullanılabilir.
Çocuğun bilinçlenmesinde kitap önemlidir. (genel anlamlı)
Elinde kalın bir kitap vardı. (dar anlamlı)

Nicel ve Nitel Anlamlı Sözcükler :

– Bir sözcük, herhangi bir şeyin, sayılabilen, ölçülebilen, artıp azalabilen durumunu bildirirse nicelik anlamlı olur.

Sözgelimi “Elinde büyük bir paket vardı.” cümlesinde “büyük” sözcüğü paketin ölçülebilen durumunu gösterdiği için nicel anlam taşır. Örnek :
Bu işten iyi para kazandı. (Paranın miktarını gösterir, nicel anlamlıdır.)
Evin geniş bir salonu vardı. (Salonun ölçülebilen özelliğini gösterir.)
Bahçede büyük bir kalabalık vardı. (Kalabalığın sayılabilen durumunu gösterir.)

– Bir sözcük herhangi bir şeyin nasıl olduğunu, ne durumda bulunduğunu özelliğini gösterirse nitel anlamlı olur. Örneğin :
“Kapıda kırmızı bir araba vardı.” cümlesinde ” kırmızı sözcüğü arabanın sayılabilen, ölçülebilen durumunu değil de”nasıl olduğunu, rengini, özelliğini” gösterir, nitel anlam taşır.

UYARI
Aynı sözcük farklı cümlelerde nicelik ya da nitelik gösterebilir. Bu değişme çok anlamlılığın bir sonucudur.
Kapıyı küçük bir kız açtı. (nicel anlamlı)
Beni küçük düşürmekle ne kazandın? (nitel anlamlı)
Derin bir kuyudan su çekerdik. (nicel anlamlı)
Edebiyatımızın derin bir yazarıydı o. (nitel anlamlı)

Anlam Değişimlerine Göre Sözcükler:
– Anlam Daralması
– Anlam Genişlemesi
– Başka Anlama Geçiş (Anlam Kayması)
– Deyim Aktarmaları
– Ad Aktarması
– Argo

Anlam Daralması :

Sözcükler, anlamda daralma ya da genişleme yoluyla başka bir anlama geçerek yan anlamlar kazanabilir.

Sözcüğün eskiden anlattığı şeyin ancak bir bölümünü, bir türünü anlatır duruma gelmesine anlam daralması denir.

Sözgelimi “oğul” sözcüğü başlangıçta kız ve erkek anlamlarını içerirken sonradan yalnızca erkek çocukları için kullanılarak anlam daralmasına uğramıştır.

“Erik” sözcüğü, şeftali, kayısı, zerdali anlamını içerirken, sonradan bir tür meyve için kullanılarak anlam daralmasına uğramıştır.

Anlam Genişlemesi :

Bir varlığın bir türünü ya da tekini anlatan, kullanım alanları dar olan şeyleri gösteren sözcüklerin zamanla o varlığın bütün türlerini birden anlatır duruma gelmesine anlam genişlemesi denir. Örneğin ; “alan” sözcüğü, “düz ve açık yer” anlamını içerirken anlam genişlemesine uğrayarak “iş, meslek, araştırma-inceleme” anlamlarını da kazanmıştır.

Başka Anlama Geçiş (Anlam Kayması):

Sözcüğün eskiden yansıttığı kavramdan bütünüyle farklı, yeni bir kavramı karşılar duruma gelmesine başka anlama geçiş denir. Örneğin :

“sakınmak” sözcüğü Eski Türkçe de “düşünmek, üzerinde durmak, yaslanmak, kederlenmek” anlamını içerirken sonraları “tehlikeden uzak durmak” anlamına geçmiştir.

Başka anlama geçişin bir türü de anlam iyileşmesi ya da anlam kötülenmesidir. Kötü anlamı olan bir sözcüğün zamanla iyi bir anlam kazanmasına anlam-kötülenmesi denir. Örnek :

Kötü : Mareşal (nalbant)
İyi: Mareşal (Ordudaki en yüksek rütbe)

İyi : Canavar (Canlı)
Kötü : Canavar (cana kıyan, yaban hayvanı, acımasız)

Deyim Aktarmaları:

Aralarında çeşitli yönlerden ilgi bulunan iki şey arasında benzerlik ilişkisi yoluyla, birinin adını diğerine veren anlamlandırmaya deyim aktarması denir.

Deyim Aktarması şu yollarla yapılır :

1. Vücut parçaları ve organ adlarının doğaya aktarılmasıyla. Örnek :
Baş (vücut parçası, organ adı temel anlam)
Yokuşun başı – Toplu iğnenin başı – İki baş soğan – Dağ başı – Başa güreşmek

2. İnsanla ilgili özelliklerin insan dışındaki varlıklara aktarılması yoluyla. Örnek :
Ağlamak (gözyaşı dökmek temel anlam)
Gökyüzündeki bulutlar, ağlıyordu bu ölüme.

3. Doğayla ilgili özelliklerin insana aktarılmasıyla. Örnek :
Değnek (bir tür sopa temel anlam)
Kıyman a zalımlar kıyman
Kör karının bir değneği (oğul)

4. Doğayla ilgili özelliklerin yine doğaya aktarılması yoluyla. Örnek :
Minik fare kükredi. (Aslana ait “kükreme” özelliği fareye aktarılmış.)
Deniz bütün gece kudurdu. (Köpeğe ait “kudurma” özelliği denize aktarılmış.)

5. Duyu aktarması yoluyla. Örnek :
Acı (tadı ağzı yakan, tatma duyusuna ait olan)
acı soğuk (dokunma duyusuna aktarılmış)
acı çığlık (işitme duyusuna aktarılmış)
sıcak (dokunma duyusuyla ilgilidir)
sıcak bakış (görme duyusuna aktarılmış)
sıcak konuşma (işitme duyusuna aktarılmış)

Ad Aktarması:

Bir sözcük ya da sözün, benzetme amacı güdülmeden, anlamca ilgili olduğu başka bir sözcük ya da söz yerine kullanılmasıdır. Bu mecaz türüne, “düz değişmece” de denir. Örnek :

Beyaz Saray bu olaya sıcak bakmıyor. (Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığı)
Soba yandı (İçindeki odun – kömür)
Çankaya bu yasayı onaylamaz (Cumhurbaşkanlığı)
Okul geziye gitti. (Okuldaki öğrenciler)
Mozart’ı severim. (Mozart’ın bestelerini)
Doğu kan ağlıyor. (Doğu yönündeki bölgeler)

Argo:
Genel dilin sözcüklerine yan anlamlar kazandırarak genel dilden ayrılan, bir meslek ya da topluluk arasında kullanılan özel dile argo denir. Argo, tek sözcükten oluşabileceği gibi söz öbekleri ve deyimlerden de oluşabilir. Örnek :
Okutmak (elden çıkarıp – satmak)
racon (adet – usül)
şabanlık (aptallık – sersemlik)
keklemek (kandırmak – aldatmak)

ZARFLAR:

Zarflar (Belirteçler) : Eylemleri, eylemsileri ve zarf türünde olan başka sözcükleri anlam yönünden pekiştiren ya da kısıtlayarak sınırlayan sözcük çeşididir. Örnek :

Adam akıllı davranıyor.
Zarf    Eylem

Adam, akıllı davranarak işini yürütüyor.
Zarf      Eylem

Adam, çok akıllı birine benziyor.
Zarf  Sıfat Zamir (ad)

Adam,  bu işte çok akıllı davrandı.
Zarf Zarf   Eylem

Anlam ve Görevlerine Göre Zarflar :

Zaman Zarfları : Eylemleri ve eylemsileri zaman yönünden gösteren, bunları zaman olarak sınırlayan bir zarf çeşididir. Zaman zarflarını bulabilmek için eylem ve eylemsi tabanlarına “Ne zaman?” sorusu yöneltilir. Örnek :

Demin buradaydı, şimdi yok oldu.

Geç fark ettim, taşın sert olduğunu.

Yıllar önce değil ağaç, bir yeşil ota bile rastlayamazdık.

Kışın giyeceğim diyerek ucuzluktan bir sürü kazak aldı.

Yirmi yaşında evlenip çoluğa çocuğa karışmış.

Zaman Zarfının Özellikleri :

*       Zaman bildiren sözcükler, eyleme, ya da eylemsiye yöneltilen “Ne zaman?” sorusuna yanıt verirlerse, zaman zarfı; zaman kavramını karşılarsa, tür yönünden ad olurlar. Örnek : Erkenden yat, sabah yola çıkacaksın.

Zaman Zarfı

Sabah yeni umutların doğuşudur.

Ad

*     Ad ve sıfat tamlamaları cümle içinde zaman zarfı olarak kullanılabilir. Örnek :

Ertesi gün başladı, gün doğmadan yolculuk.

Sıfat tamlaması

Gece yarısı bir patlama oldu.

Ad tamlaması


Durum Zarfları : Eylemlerin ya da eylemsilerin nasıl olduğunu, ne durumda bulunduğunu gösteren bir zarf çeşididir. Durum zarflarını bulabilmek için eylem ve eylemsilere “Nasıl?” sorusu yöneltilir.

Örnek :
Adam aniden karşıma çıktı.
Sahnedeki sanatçıyı hayranlıkla izliyor.
Beni iyi dinle, sonra pişman olursun.
Çocuklar odalarında sessiz sessiz oynuyor.
Kapıyı çalıp yavaşça girdi.

Durum Zarfının Özellikleri :

*       Bir sözcük, bir adı veya zamiri nitelerse, sıfat; bir eylemi ya da eylemsiyi nitelerse, durum zarfı olur. Örnek :

O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler ve çekip gittiler.
Sıfat     Ad        Sıfat     Ad

İyi düşünüp güzel konuştu.
Zarf  Eylemsi   Zarf   Eylemsi

*    İkileme biçiminde kurulan, pekiştirilmiş olan ve edatla öbekleşen kimi sözcükler eylem ve eylemsiyi etkileyerek zarf görevinde kullanılabilir. Örnek :

Güneş pırıl pırıl parlıyordu.          İkileme
zarf

Deniz masmavi görünüyordu      Pekiştirme
zarf

Çamaşırları sakız gibi yıkamış.   Edat öbeği
Zarf


Yer-yön Zarfları : Eylemlerin ve eylemsilerin gerçekleştiği yeri ve yöneldiği yönü gösteren bir zarf çeşididir. Yer-yön zarflarını bulabilmek için eylem ve eylemsilere “Ne yöne, Ne tarafa?” soruları yöneltilir. Örnek :

Az önce dışarı çıktı.
Adam bir adım geri çekildi.
İleri atılıp sellercesine, göğsünden vurulup tam ercesine.
Bırak bekle, asansör yukarı çıkıyor.

Yer-yön Zarfının Özellikleri :

*       Yer-yön bildiren sözcüklerin yer-yön zarfı olabilmesi için mutlaka bir eylemi ya da eylemsiyi göstermesi gerekir. Aksi halde bunlar başka bir sözcük oluşturur.

**        Bir adın önüne gelerek adı etkilerse sıfat olur. Örnek :

Yukarı mahalle, aşağı kat, ileri adım
Sıfat       Ad        Sıfat  Ad  Sıfat  Ad

**        Ad durum ekleriyle çekimlenirse ad olur. Örnek :

İçeriye bir yabancı girdi.
Ad

Biraz geriye git.
Ad

Dışarıda kar, içeride sımsıcak bir hava vardı.
Ad                Ad

**         Bir yer ve yön adı olarak kullanılırsa, tür yönünden yine ad olur. Örnek :

Dışarısı çok kalabalıktı.
Ad

Aşağısı oldukça sessiz ve sakindi.
Ad

*       Görüldüğü gibi yer ve yön gösteren “içeri, dışarı, aşağı, yukarı, öte, beri, ileri, geri” gibi sözcüklerin yer-yön zarfı olabilmesi için mutlaka ad durum eklerinden birini almamış ve çoğalmamış olarak eylemlerin önünde kullanılmaları gerekir.


Azlık-Çokluk Zarfları : Bir eylemin, eylemsinin, sıfatın veya başka bir zarfın sayısını ve ölçüsünü gösteren, bunları karşılaştırarak dereceleyen bir zarf çeşididir.

Dilimizde sayı, ölçü ve miktar gösteren, karşılaştırma ve derecelendirme yapılabilen başlıca sözcükler şunlardır: daha, pek, çok, en, fazla, oldukça, epey, epeyce, az, biraz, gayet, fevkalade, denli…

Örnek : Çok yedim,   daha fazla yiyemem.
Zarf    Eylem    Zarf    Zarf     Eylem

Olanlara  fevkalade sevindim.
Zarf     Eylem

Çok çalışıp az dinlenirdi.
Zarf   Eylemsi Zarf    Eylem

Bir dahaki sınava   daha iyi hazırlan.
Zarf  Zarf    Eylem

Ondan  daha iyi  bir insana rastlamadım.
Zarf   Sıfat Grubu Ad

Ali   en iyi,   en akıllı öğrenciymiş.
Zarf  Sıfat Zarf  Sıfat

Son günlerde gayet sakin bir çocuk olmuştu.
Zarf  Sıfat Grubu   Ad

Adlar ikileme oluşturarak azlık-çokluk zarfı yaratabilir.

Örnek : Yemeklerden tabak tabak yediler.
Zarf

Donmuş patatesler çuval çuval çöpe atıldı.
Zarf


Soru Zarfları : Soru sözcükleri bir eyleme yönelerek onun nasıl yapıldığını, ne durumda olduğunu, yapılış şeklini ve zamanını buldurmaya yönelik olarak kullanılırsa soru zarfı olur.

Örnek : Parandan ne kadar harcadın?
Soru Zarfı

Neden her şeyden beni sorumlu tutuyor?
Soru Zarfı

Ne diye ağlayıp duruyorsun?
Soru zarfı

Oradan ne zaman gelecekmiş?
Soru zarfı

Yapılarına Göre Zarflar :

*       Basit Zarflar : Yapım eki almamış ya da bileşik bir sözcük durumunda olmayan, kök halinde olan zarflardır. Örnek : çok, pek, dün, yukarı, tek, demin…

*       Türemiş Zarflar : Yapım eki alarak gövde durumuna geçen zarflardır. Örnek :

Er-ken, ön-ce, son-ra, sabah-leyin, kış-ın, saatler-ce

*       Bileşik Zarflar : İki sözcüğün biçimsel olarak birleşmesinden oluşan zarflardır. Örnek :

Bir-az, bu-gün, ilk-önce

*       Öbekleşmiş Zarflar : İki ya da daha çok sözcüğün biçimce ayrı yazılmasına karşın anlamca kaynaşmasından oluşan zarlardır. Örnek : hemen hemen, er geç, bazı bazı, zaman zaman…

Zarflarla İlgili Genel Uyarılar :

*       Dilimizde kesinlik anlamı taşıyan “şüphesiz, elbette, mutlaka, asla, kuşkusuz” gibi sözcükler, bu anlamlarla eylemi pekiştirdiğinde kesinlik zarfı oluşturur. Örnek :

Doğacaktır, elbet sana vadettiği günler Hakk’ın.

Benimle bir daha asla böyle konuşma!

Şüphesiz tüm söylenenleri anlıyor.

*       Eylem ve eylemsilere tekrar anlamı veren, onların yinelendiğini gösteren “tekrar, bir daha, gene, sık sık, çoğu kez, arada bir, bazen, yine” gibi sözcükler yineleme zarfı yaratır. Örnek : Bu konuyu tekrar ele almalıyız.

Kar yine savrula savrula yağıyordu.

Çocuk ikide bir babasından para istiyor.

*       Eyleme olasılık anlamı katan “belli, herhalde..” sözcükleri olasılık zarfı olarak adlandırılır. Örnek : Belki yarın, belki de yarından sonra gelir.

Herhalde toplantıda konuşulanları hiç dinlemedin.

*      Eylemi zaman ve nicelik yönünden sınırlayan “artık, ancak, yalnız” sözcükleri sınırlama zarfı adını alır. Örnek : Artık bu sıkıntıya dayanamıyorum.

Bu işi ancak üç gün sonra bitirebilirim.

Beni yalnız sen anlarsın.

*      Genellikle bir soruya karşılık olarak kullanılan “evet, hayır” sözcükleri onaylama zarfı adını alır. Örnek :

–     Kitap okur musun?
–          Evet.

–          Sen de gittin mi?
–          Hayır.

AHŞAP ATÖLYESİNDE KULLANILAN EL ALETLERİ

Aletler:

Asırlar boyunca insanlar işlerini daha kolay ve daha etkili olarak yapabilmek için kalıplar ve araçlar icat etmişlerdir. Bu araçlara genellikle alet denir. Bunlar çok çeşitli olup bir kısmı gayet basit diğer bir kısmı ise oldukça karışıktır. Kompleks araçlar daha ziyade makine diye sınıflandırılır. Birçok makinalar şaşılacak derecede geliştirilmiştir.
Alet ve makinalar, bir işin yapılışında büyük ölçüde mekaniksel üstünlük, hassasiyet, sürat verim ve bazen güvenlik sağlar. Uygun aletleri seçip kullanan bir kimse iyi bir yapabilir, fakat, aksine olarak, sadece işçiliğe güvense veya kaba ve ilkel aletler kullanılmış olsa belki de bir şey yapamazdı.
İnsanlar, daha büyük verim sağlamak için yaptığı çalışmalarla eski aletleri geliştirmekte ve yenilerini icat etmektedir. Bugünkü konstrüksiyon metodlarında, yeni gereçlerin kullanılması aletlerin kalite ve görünüşü ile birlikte verimliliğini de artırmıştır. Aletler ve özel fonksiyonları mekaniğin basit makinalardaki prensiplerine göre sınıflandırılır. Nitekim ağaç işlerinde kullanılan kesici aletler (bıçaklar, testereler, rendeler ve düz kalemler) kama şeklinde çakma ve vidalama aletleri (çekiçler, otomatik tornavidalar ve matkap kolları) sırası ile kaldıraç, eğik düzlem ve volan ve mile örneklerdir. Kama, eğik düzlem ve vidanın uygulanması ise delme aletlerdir. Gerçekten, bazı aletler birkaç basit makinanın bileşiminden meydana getirilmiştir. Komplike motorlu aletler, mekanikte görülen altı basit makinadan herbirinin uygulanması ile elde edilir. Bunlar; kama, kaldıraç, eğikdüzlem vida, çark ve mili ile makaradır.

Ağaçişleri aletlerinin adı ve yapılan işe göre sınıflandırılması, bunların kullanılış ve amaçlarını belirtir, böylece tornavida bir vidalama aleti; testere bir kesme aleti; gönye ise kontrol ve markalama aletidir. Bir aletin işleyiş prensibine uyan basit makinalar hakkında edinilecek bilgiler, mekaniksel üstünlük ve verim sağlamak için bu aletin ve esas parçalarının işleyişini kavramamıza yardım eder.

Ağaçişleri aletleri, yapılan işe göre: ölçme, markalama ve kontrol, kesme ve delme, vidalama, çakma, tutturma ve sıkma ve bileme aletleri olarak sınırlandırılır. Ölçme, markalama ve kontrol aletleri dışında kalan bütün aletler kaldıraç, kama eğik düzlem, volan ve mile, marka ve vidaya ait örneklerdir.

Kama:

Bıçaklar, rendeler, düzkalemler, oyma kalemleri, eğeler, testereler, el baltaları gibi aletlerin ağız ve dişleri ile çeşitli matkapların kesici ağızları kama kama örnekleridir. Dişli olanlarda bir seri kesici kamalar vardır.

Ağaçişleri kesme aletleri kesme aletlerinin kamaları, ağaç liflerini kesme, parçalama, kazma ve yarma suretiyle birbirinden ayırır.

Kaldıraç:

Kuvvet veya basınç isteyen bazı aletlerinin kullanılmasında kaldıraçtan yararlanılır. Bazen dayanma noktası kolun bir kısmı üzerindedir. Bazen de bu aletin bilhassa yapılmış bir özelliğidir. Zımba kolları, kerpetenler, penseler, mengene sapları ve çekiç kaldıraçlardan bazı örneklerdir. Testereler, sistreler, düz kalemler, rendeler ve diğer aletler kaldıraç ve kamanın birleşik şekilleridir. Kama, kesen kısımdır; sap ise kullanana kaldırma imkanı sağlar. Bir çiviyi çakmak için 25cm uzunluğunda sapı bulunan 500 gramlık bir çekicin sapı ucuna 5 kg’lık bir kuvvet uygulanırsa çivi 62.5 kilogramlık bir kuvvetle çakılmış olur.

Misal: Çekicin ağırlığı x sapa uygulanan kuvvet x sapın uzunluğu= Elde edilen kuvvet.

0.5 kg x 5 kgx 25cm = 62.5 kg.

Eğik Düzlem:

Amerikan matkapları, helisel matkaplar ve otomatik tornavidalar eğik düzlem uygulamasına ait örnektirler. Burada mekanik kolaylık ve verimlilik; mukavemeti veya ağırlığı bir eğik düzlem veya helezonda olduğu gibi dağıtarak, dolaylı olarak yavaş bir çekme ve kaldırma yolu ile elde edilir.

Vida:

Bazı aletlerin helisel bir kısmı veya vidası vardır ve bu sayede büyük basınçlar kolaylıkla elde edilebilir. Vidanın uygulanmasına işkenceler, el vidaları, mengeneler ve mandrenler gibi sıkıştırma ve bağlama araçlarında rastlanır. Vida eğikdüzlemin bir şekli olup, ayarlama tertibatının çalışmasını kolaylaştırmak (düzlem ayar tekeri) veya mukavemeti azaltmak (delme aletlerin vidalı kısmı) için kullanılır. Bir tezgah mengenesi bu çeşit basit bir makinaya güzel bir örnektir. Mengene kolu volanı, sıkma vidası daz eğik düzlemdir.

Volan ve mil formülü ile eğik düzlem formülünü birleştirirsek: Mengene çenelerindeki sıkma kuvveti (W) x bir dönmede vidanın aldığı yol (P)= Kolu döndürmek için uygulanan kuvvet (E) x bir dönüşte kuvvet uygulama noktasının aldığı yol (mengene kolunun dönüşünde tatbik noktasının çizdiği daire çemberi 2πr).

Vidanın adımı = 5mm

W x P = E x 2πr

Döndürme kuvveti = 5 kg kol uzunluğu 20cm.

W x 0.5 = 5x 2 (3.24)x20

W = 1256 kg.

Yukarıdaki problemde sürtünmeye yer verilmemiştir. Vida somunu üzerinde o kadar çok sürtünme meydana getirir ki bu yüzden çenelerin itilişi yavaşlar ve bu sistem ancak yüzde on bir randıman sağlar. Bu da bize 125,6×0.10= 125,6 kg’lık bir itme kuvveti verir.

Volan ve Mil:

Bazı aletlerde büyük manivela kuvveti bükme, döndürme ve kolla çevirmek suretiyle elde edilir ki, burada kuvvetin uygulama noktası sabit bir nokta veya eksen etrafında dairesel bir yörünge çizer. Tornavidalar, el matkapları ve mil prensibinin uygulama örnekleridir.

Volan yarıçapı x kuvvet = mil, yarıçapı x kuvvet. Bu itme (sürme) gücü ile matkabın döndürülmesinde kullanılır.

Matkap kolundaki 5 kilogramlık döndürme kuvveti matkap ucunda 50kg’lık bir kesme kuvveti meydana getirir.

Kolun yarıçapı x döndürme kuvveti = matkap yarıçapı (mil) x kesme kuvveti.

Kol yarıçapı = 12 cm

Döndürme kuvveti= 5 kg

Matkap yarıçapı = 0,5 cm

12 x5 = 0,5 x Kesme Kuvveti.

60

Kesme Kuvveti: —–

0, 5

Kesme Kuvveti: 120 kg.

Kasnak:

Kayışla çalışan makinalarda gücü ileten tek ve merdivenli kasnaklar vardır. merdivenli kasnaklar aynı zamanda hızın değiştirilmesinde kullanılır.

Birleşik Basit Makinalar:

Ağaç işlerinde kullanılan bir çok el aletleri çeşitli basit makinaların birleşik şekilleridir. Esas parçalardan birisi bir vida gibi görev yaparken diğer bir parça eğik düzlem veya volan ve mil gibi çalışır. Mesela küçük planyada, kama, kaldıraç, eğik düzlem ve vidaya ait uygulamalar bir arada görülür. Elektrikli el aletleri ve ağaç işleri makinaları basit makinaların birleşik şekillerine ait değişik örnekleridir.

IÇKI

Sınıflandırma:

Kesici Ağızlı Alet.

Uygulama

Çalışma Prensibi:

Içkı, düzkalem gibi kama esasına göre keserek çalışır.

Çeşitleri ve Kullanıldığı Yerler:

Içkı, hızlı olarak çok miktarda talaş alma ve profil düzeltme işlerinde kullanılır. Bıçak aşağıya gelecek ve iş ile hafif bir açı teşkil edecek şekilde iki elle tutulur. Sonra ağaçtan ince bir talaş almak için çalışana doğru düzgünce çekilir. Bu aletler her zaman lifler yönünde çalışılmalıdır.

Esas Parçaları ve Herbirinin Gördüğü İşler:

1. Uzun, düzkalem ağızlı ve oluklu bıçak; 20-25 cm boyunda ve 3cm genişliğinde olup, üstün kaliteli alet çeliğinden yapılmıştır.

2. Ağaçtan yapılan tutamaklar, iki uca takılarak alete “U” biçimi verilmiştir.

Ek Parçaları:

Pah Kırma Kesicileri.

Bakım:

Koruma:

Içkılar; iki kanca üzerine yere paralel olarak alet panosu üzerine asılabilir. Kesici ağız, bir ağaç ya da deri kılıfla korunmalıdır.

Bileme:

Kesici ağız oluklu kısımdan 25-30°’lik bir açıda taşlanır, sonra yağ taşında 30-35°’lik açıda rende tığı gibi bilenir.

SİSTRELER- EL SİSTRESİ, KOLLU PARKE SİSTRESİ

Sınıflandırma:

Kesici Ağızlı Alet.

Uygulama:

Çalışma Prensibi.

Sistreler, çok ince talaş kaldıran keskin kama-sistre kılağısı esasına göre çalışır. Kör bir sistre talaştan ziyade toz çıkarır.

Çeşitleri ve Kullanıldığı Yerler:

Sistreler ağaç yüzeylerinin perdahlanmasında, boya ve verniklerin kazınmasında kullanılır. Gerek işlem sırası, gerekse ağaç gözeneklerine dolan veya yüzeyde kalan zımpara tozlarının sistreyi körleteceği düşünülerek; sistreleme işlemi zımparalamadan önce yapılmalıdır.

1. Esas sistresi alaşımlı çelikten yapılmıştır. Kenarları gönyesinde düzeltildikten sonra, masat çekilerek kesici ağız elde edilir. Bunlar 12,5-15cm boyunda ve 6-8cm genişliğindedir.

2. Kollu sistredeki kesici lamada el sistresi gibi alaşımlı çeliktendir. Fakat 45°’lik bir ağız açıldıktan sonra masat çekilir. Bu aletteki sistre laması 6cm gövde boyu ise 30cm.dir. gövde, döğme çelikten yapılmıştır ve sistre lamasını yaklaşık olarak 75’lik bir açıda tutar.

3. Parke sistresi, parkelerin kazınması, boyalı yada vernikli yüzeylerin temizlenmesi gibi kaba işler için yapılmıştır. Ağaç sap sistreyi kesme konumunda tutmaya yarar. Sistre genişlikleri 4, 5, 6 cm ve 8cm’dir. Sapları da 12,5, 19, 22 ve 30cm boyundadır.

4. Sistre rendesi.

Esas Parçaları ve Herbirinin Gördüğü İşler:

1. Sistreler en iyi cins karbon çeliğinden yapılır.

2. Kollu sistrelerin dökme demir yada döğme demirden gövdeleri vardır.

3. Parke sistreleri, sert ağaç yada metal saplara takılırlar.

Bakım

Bileme:

1. El sistreleri, önce ince bir eğe ile düzeltilir, sonra da yağ taşında bilenerek pürüzsüz bir kenar elde edilir. Bunu masat çekme izler. Masat çekildiğinde kesici ağız yani kılağı meydana gelir ki, kesmeyi yapan budur.

2. Kollu sistreye 45° pahlı ağız açılır. Yağ taşında bilendikten sonra, Pahlı yüzeyden düz yüzeye doğru kılağı çıkacak şekilde masat çekilir.

3. Parke sistreleri, kesici ağızları eğelenerek bilenir.

Şirketlerde özgüven ortamının yaratılması
Yöneticiler artık ‘masa basinda’ yönetimin modasinin geçtigini görüyor ama yeni modanin gerçegini göremiyorlar. Bunun ellerinde bir anahtar oldugunu yakinda anlayacaklar. Masa basindan kalkmak, her seyden önce bireyleri tanimak ve yeteneklerini saptayarak onlari gelistirmektir. Dahasi, ”duygusal ve manevi boyut” özleminin gerçeklesmesi olarak tanimladigimiz, sirketin bakis açisini ve hedeflerini canli tutmaktir.

Özgüven sahibi bir eleman müsteriyi mutlu eder; biz buna böylece inaniyoruz. Böyle bir iliskinin temelinde ise, ‘Marka Kültürü’ gizlidir. Amaç, markanizin varolan dünyasini daha iyi bir dünya haline getirmektir. Özgüven duygusu gelismis kisiler isini daha iyi yapar. Marka dünyasi içinde isini daha iyi yapmak, müsteri beklentileri açisindan daha verici olmak demektir. Bu da, kisinin isinden daha çok zevk almasini saglar.

Bu yönetim sistemini bir sekilde sirkete aktarmak ve sirketteki herkesin markayi belli bir ‘Marka Kültürü’ çerçevesinde ‘yasamasini ve yasatmasi’ni saglamak, basarinizin anahtari ve ayni zamanda da bu kitabin amacidir. Kurumsal davranis biçimlerinin pazar kosullarina göre gelistigi dogrudur, ancak sirketin düslerine ve hedeflerine bagli kalmayi gerektirir.

Markayi etkin bir sekilde yasatmak için, sirketlerin geleneksel ’emir-komuta ‘ sistemini asarak korkusuz bir çalisma ortami yaratmalari gerekir . Bu yeni yönetim boyutunu ”özgüven ortaminin yaratilmasi” seklinde tanimliyoruz. Bu kisaca, özgüven ortaminda mutlu ve katilimci elemanlar yetistirerek, müsteri beklentilerini asan bir sirket olmanizi saglayacak yöntemdir.

Pek çok insanin süklüm püklüm ise gidip süklüm püklüm döndügü bir dönemdeyiz. Bütün o insanlarin bir anda silkinip baslarini kaldirdiklarini düsünebiliyor musunuz?
Bu yeni yönetim sisteminin anahtari, özgüven ortaminin derecesidir . Yani, çalisanlarin inisiyatif kullanma sinirlarini çok iyi anlamasi ve isvereninin ayni kriterlere bagli kalacagina güven duymasi gerekir. Ayni sekilde, çalisanlarin üretici ya da saticinin vaadini ilettigi müsteri de bu vaadin yerine getirilecegine güvenmelidir. Çalisanlar grubu, is saatleri disinda zengin bir medya ortami içindedir. Kablolu yayinlar ya da uydu araciligiyla izlenen sayisiz TV kanallari, internette ulasabilecekleri sonsuz siteler; her geçen gün teknigi ve kalitesi gelisen filmler, çesitli müzik kanallari ve dergiler bundan on yil önce hayal bile edemeyecegimiz zengin bir medya yaratmistir.

Diger taraftan insanlarin para harcama aliskanliklari artmistir. Bazi eglenceleri evden satin alabilme olanaklari yayginlasirken, disarida yemek yemek ve yabanci ülkelere tatile gitmek gibi günlük hayatimizda önem li etkiler yaratan olgular görülmektedir. Yüksek teknoloji, kültürel olaylar , spor faaliyetlerindeki gelismeler , üçüncü bin yilda gelismis ülke insanlarinin bos zamanlarini degerlendirebilecekleri olaganüstü firsatlar olduguna isaret ediyor.

Bütün bunlar , çalisanlarinizin dikkatini çekecek ve onlari etkileyecek muazzam bir rekabeti simgeler. Bir isverenin çalisanlarina kalorifer, kantin ya da sirket içinde bir berber saglayarak getirdigi kosullar artik günümüzde çok yetersizdir. Disarida çalisanlarini bekleyen yasam biçiminin heyecan ve çekicilikleriyle, bir sirket nasil rekabet edebilir? Üstelik tüm bu yasam biçimi, is saatlerinde çalisanlarin zihnine takiliyorsa?

Kurum düsleri ve kurum senaryosu

Bunun cevabi, bir sirketin kendi düslerini yaratip sahneye koyabilmesinde gizlidir. Üst düzey yönetim bu oyunu sadece kaleme almakla kalmayacak, rejisörlügünü yapacak, sahne dekorunu hazirlayip kuracak, ayni zamanda da, iyi bir anlatici olarak oyunun nasil gelistigine dair yorumlamalar yapacaktir.

Burada üst yönetim, markanin yazaridir. Böylece, çalisanlar da her biri kendi rolünü oynayan oyuncular olacaktir. Bu oynadiklari rol, çalisan için bir TV dizisi kadar vazgeçilmez ve heyecan verici olmak zorundadir. Gerçek tiyatrolarda oldugu gibi, kurumlarda da insanlarin ilgisini çeken ve hayal gücünü çalistiran bu vazgeçilmez senaryoyu yakalamak gerekir. Üst düzeyin senaryoyla özdeslesmesi, kurguladigi bu senaryoyu tek bir itis gücüne odaklayarak bu ana fikri tekrar tekrar çalisanlarinin kafasina sokmasi, çalisanlarini harekete geçirecek mesaji verecektir: Ticari anlamda ölüm kalim savasi!

Basarili oyuncu olmanin sirri, rolünü ve bu rolün diger oyuncularla iliskisini çok iyi anlayabilmektir. Çünkü bu aslinda yasayan, gerçek bir tiyatrodur; bu yüzden de, dört perde için yazilmis hazir bir oyunda rol almaktan oldukça farklidir. Bu gerçek tiyatroda dogaçlamalar sürüp gider.

Önünüze getirilmis hazir bir rolü ezberlemek, çok daha kolaydir. Dolayisiyla, bu dogaçlamalarin özünü olusturacak bir davranis biçimine sahip olmak gerekir ki, burada ‘Marka Kültürü’ önem kazanir.

Sirket üst yöneticisi, beklentilerin de yöneticisi rolündedir diyebiliriz. Hem sirket içinde hem de sirket disinda beklentilerin doruga ulasmasini saglamak onun isidir. Kurum görüsünü benimsemek için istekli olmak kadar, bunu basaracak yetilere de sahip olmak gereklidir. Intemet iletisimine geçilmis bir çagda pratik olmak ve zamana karsi dogru kararlari alabilmek hayati önem tasir. Gerekli hizi ve hiç durmadan hareket edebilme ortamini yakalamak, bu akis içinde ufak tefek yanlislarin üzerinde
zaman kaybetmekten çok daha yararli olacaktir.

Ana prensipler
Müsteri beklentileri artarken, sirketlerin çogu markayla ilgili bu temel beklentileri karsilamakta -hele hele müsteri beklentilerini asmakta- pek yeterli oldugu söylenemez. Bir bakima teknolojik yenilikler müsteriyi mutlu etmekle birlikte, aslinda, satin almanin ödüllendirildigi günler oldukça geride kalmistir. Dahasi, çogu sirket müsterinin tepkilerinden de epeyce uzaklasmistir , çünkü müsteriyle dogrudan temasi artik pazarlama sirketlerine birakmaktadirlar. Bu durumda, müsterinin görüsleri ve hisleriyle ilgili bilgiler sirketin disariyla temasta olan alt grubuna ulassa bile, bu mesajlar üst gruplara, saptirilmis bir sekilde ulasir. Sirketlerin baskan ya da pazarlama müdürlerinin ortalama hizmet süresi de giderek azaldigindan, çogu sirket elindeki müsteri grubunun ya da potansiyelinin ne oldugu ya da nerede oldugu konusunda tam bilgi sahibi bile olamamaktadir. Diger taraftan, sirketin finans bölümlerinde çalisan üst düzey grup pek yerinden kimildamaz!

Marka vaadinin müsteriye iletilmesinin en iyi ölçütü, müsteriyle marka sahibi sirketin iliskisidir. Bu iliskinin kalbi ise, bireysel düzeyde, insanin insanla iliskisidir ve bu iliski dört boyutta toparlanabilir:

1. Iliskinin rasyonel boyutu: ‘Umdugumdan daha iyiydi!’
2. Her iki tarafin da duygulariyla vardigi boyut: ‘Bunu tekrar yapma-
yi isterim! ,
3. ‘Kazanma’ arzusuna dayanan politik boyut: ‘Benim için iyi bir ‘alis-
veris’ oldu mu?’
4. Öz deger kavrami içinde manevi boyut: ‘Bu markayi kullanmakla
kendimi daha iyi hissediyorum, ve umanm dünyadaki bütün insan-
lar bundan yaralaniyordur!’
‘Marka Kültürü’ ile yürütülen bu iletim süreci, müsterinin bu dört boyuta yaklasmaya basladigi noktada büyük önem tasir. Bu boyutlarin herhangi birinde, içinde bulundugunuz kosullara göre, ilerleme kaydedebilirsiniz. Ancak, sonuçta dört boyutun hepsi birden çok daha büyük bir potansiyel olusturdugundan, marka ve marka vaadinin iletilmesi tam olarak bu dört boyutla yaratilir. Isin daha güç olan ve esas önem tasiyan tarafi ise, sirketin bu dört boyut çerçevesinde etkin olabilmesidir.
Pazarlama dünyasinda bu dört boyutun bir arada gelisemedigi örnekler çoktur. Rasyonel boyuttan duygusal boyuta geçisin, bir bakima, önemini kabul edenler vardir aslinda; ama bunun ötesine, politik ve manevi boyutlari anlamak ve bu boyutlara ulasmak farkli bir kafa yapisi ve pazarlama kavramina derinlemesine bir yaklasim gerektirir.

Dolayisiyla, kurum olarak bu dört boyuta ulasamayan örnekler daha da çoktur. Bugün piyasada en iyi is yapan sirketler bile hala ’emir-komuta’ zinciriyle yürütülmektedir. Üst düzeyden alt düzeylere indikçe baski ve risklerin arttigi bu yönetim kültüründe, ‘yetenekli elemani al ve piyasaya sal’ zihniyeti vardir. Eger bu eleman piyasanin derin sularinda bogulacak gibi olursa, ‘onu isten at ve yenisini al’ zihniyeti uygulanir. Burada sirket politikasinin takim anlayisina yanasmadigi görülür; müsteriye hizmet veren eleman isin son asamasinda kullanilan ve harcanan kisidir . Bu tür sirketlerde, çalisanlarin çogu gayretleri yüzünden kisisel bir takdir görmedikleri için islerinden sogurlar, islerine isteksizce giderler. Bunun bir sonucu olarak da, is saatlerini dolduracak % 80 oraninda bir güç ortaya koyarlar. Oysa % 120 oraninda güç potansiyelleri vardir ama bunu kullanmak istemezler.

Pek de cesur bir yönetim anlayisi sayilmayan bu ’emir-komuta ‘ uygulamasini asmak zordur; bunun için ileri görüs, isteklilik ve yetenek sarttir. ‘Özgüven ortaminin yaratildigi’ sirketler sirasinda yer almak için bu yeni yönetim boyutuna ulasmak gerekir. Bireyi, sirketi ve müsteriyi daha iyi bir dünyaya kavusturan, uzun dönemli basari için gerekli marka davranisini saglayabilen yönetim sistemi budur.

Hamish Pringle&William Gordon,

Marka Kültürü ve Markayi Yasatan Bir Sirket Olabilmek,

Scala Yayincilik


bursa evden eve nakliyat
Bedava İlan Verme